|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2011/21
Karar Sayısı: 2013/36
Karar Günü: 28.2.2013
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk
Partisi) TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri Kemal ANADOL ile M. Akif
HAMZAÇEBİ
İPTAL DAVASININ KONUSU
: 3.12.2010 günlü, 6085
sayılı Sayıştay Kanunu’nun;
1- 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (d) bendi ile 36. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
2- 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (f) bendinde yer alan “…tespit
edilen kamu zararına ilişkin…”, 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
(a) bendinde yer alan “…kamu zararına
ilişkin…” ve 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde
yer alan “…kamu zararına yol açan…”
ibarelerinin,
3- 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (k) bendinin,
4- 7. maddesinin (6) numaralı
fıkrasının,
5- 17. maddesinin;
a- (6) numaralı fıkrasının (c), (ç) ve (d)bentlerinin,
b- (6) numaralı fıkrasının, “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi
kullanılmaz.” biçimindeki son cümlesinin,
c- (7) numaralı fıkrasının, “Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin
yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az
yetmiş olması şarttır.” biçimindeki son cümlesinin,
6- 21. maddesinin (7) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…başkan
yardımcılarından birine vekâlet verir.” ve ikinci cümlesinde yer alan “…başkan yardımcılarından kıdemli
olanı…” ibareleri ile 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Başkan yardımcıları daire başkanı
statüsündedir.” biçimindeki son cümlesinin ve 25. maddesinin (5)
numaralı fıkrasının,
7- 23. maddesinin (4) numaralı
fıkrasında yer alan “…ve ahizler…”
ibaresinin,
8- 28. maddesinin ve
11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer alan “Rapor Değerlendirme Kurulu,”
ibaresinin; 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer
alan “…Rapor Değerlendirme Kuruluna
seçilenler dışında kalan…” ibaresinin; 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu
ile…” ibaresinin; 38. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan “…ve Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü alınır.” ibaresi ile ikinci cümlesinde
yer alan “…Kurulca görüş bildirilen…”
ibaresinin; 39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer
alan “…Rapor Değerlendirme Kurulunun
görüşü alındıktan sonra…” ibaresinin; 40. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü de alındıktan sonra…” ibaresinin; 42.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…ve Rapor Değerlendirme Kurulu…” ibaresinin;
43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan“…eylül
ayı sonuna kadar Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” ibaresi ile
ikinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu…” ibaresinin; 64. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu ile…” ibaresinin; Geçici 3. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu ve…” ibaresinin,
9- 31. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (b) ve (ç) bentlerinin,
10- 32. maddesinin (6) numaralı
fıkrasının,
11- 35. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendinde yer alan “Sayıştay
tarafından yerindelik denetimi yapılamaz, idarenin takdir yetkisini
sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamaz.” biçimindeki son
cümlesinin,
12- 35. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) bendinin ve 37. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…genel kabul görmüş uluslararası…”
ibaresinin,
13- 35. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (ç) bendinde yer alan “…güncel…”
sözcüğünün,
14- 38. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan“…düzenlilik ve performans…” ile “…idareler itibariyle birleştirilir ve bir örneği…”
ibarelerinin,
15- 39. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının son cümlesinde yer alan “…bir
örneği de ilgili mahallî idarenin meclisine…” ibaresinin,
16-45. maddesinin,
17- 51. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
(a) bendinde yer alan “…ilgili kamu
idaresinin adı ve denetim dönemi,” ibaresinin,
18- 79. maddesinin,
Anayasa’nın 2.,
6., 9., 10., 36., 70., 87., 125., 138., 160. ve 165. maddelerine aykırılığı
ileri sürülerek iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Dava
dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“II. İPTALİ İSTENEN MADDELERİN
ANAYASAYA AYKIRILIK GEREKÇELERİ
İptali istenen maddelerin
Anayasaya aykırılık gerekçelerine yer verilmeden önce Parlamentonun ortaya
çıkışı, hukuk sistemleri ve diğer ülkelerdeki Sayıştaylar ile T.C. Sayıştayının Anayasal konumu ve işlevleri hakkında
genel açıklamalara yer verilmesi uygun olacaktır.
Parlamento ve Bütçe Hakkı
Parlamentolar,
savurgan ve keyfi harcamalarda bulunan yürütme makamlarına karşı vergi
mükelleflerinin temsilcileri olarak doğmuş ve bu işlevlerini kabul
ettirerek var olabilmişlerdir. Günümüzün temsili demokrasilerinin temelinde,
halkın temsilcilerinin kamu gelir ve giderlerinin saptanmasında söz ve
karar sahibi olabilmek için yürütme makamlarına karşı sürdürdükleri
mücadele yatmaktadır.
Klasik
örneği, 1215 yılında İngiltere Kralı Yurtsuz Jonh
ile Papa III. Innocent ve baronlar arasında imzalanan
Büyük Özgürlükler Sözleşmesi (Magna Carta Libertatum)’dir. İktidar odağı egemenler arasında imzalanan sözleşmenin
temel özelliği, kralın sorgulanamaz kabul edilen yetkilerinin
sınırlandırılması ve vergi toplama yetkisinin ise Kilise ile baronların
ortak kararına bağlanmasıdır. Bu kararı alacak olan heyet parlamentonun ilk
nüvesidir.
İlk
nüvenin uç vererek parlamentonun ortaya çıkmasıyla birlikte İngiltere’de
1628 yılında Petition of Rights
ile dolaysız vergilerin, 1688 yılında Bill of Rights
ile bütün vergi, harç ve resimlerin ihdası Parlamentonun kabulü şartına
bağlanmış; 1665 yılında ise kamu gelirlerinin harcanması Parlamentonun kontrolüne
tabi kılınmıştır.1
Halkın
siyasal bir aktör olarak sürece dahil olması,
Fransız Ulusal Meclisinin 26 Ağustos 1789 tarihinde açıkladığı İnsan ve
Yurttaş Hakları Bildirgesi (Declaration des Droits de I’Homme et du Citoyen) ile gerçekleşmiştir. Söz
konusu Bildirgenin 13 üncü ve 14 üncü maddelerinde, tüm yurttaşların bizzat
ya da temsilcileri aracılığıyla, yurttaşların tamamından olanakları
ölçüsünde eşit olarak alınacak vergilerin cinsini, miktarını, matrahını,
tahakkuk biçim ve tahsil sürelerini belirlemeğe, vergi gelirlerinin
kullanılmasını gözlemeğe hakları olduğu belirtildikten sonra; 15 inci maddesinde
aynen, “Toplumun tüm kamu görevlilerinden, görevleriyle ilgili olarak hesap
sorma hakkı vardır.” denilmiştir. Bildirgenin ülkemiz gündemi
açısından bir başka önemli özelliği ise Bildirgenin 16 ncı
maddesinde, “Hakların güven altına alınmadığı, kuvvetler ayrılığının
yapılmadığı bir toplumda Anayasa/hukuk yoktur.” denilmiş olmasında yatmaktadır.
Sayıştaylar
ise, parlamentoların ortaya çıkarak “bütçe hakkı”nın
parlamentolara geçmesiyle birlikte yürütmeye bütçe kanunlarıyla tahsis
edilen kaynakların parlamento adına denetlenmesi ihtiyacından doğmuş uzman
kuruluşlardır.
Hukuk
Sistemleri ve Devlet Örgütlenmesi
Dünya
uygulamasına bakıldığında Dünyada Kıta Avrupa’sı ve Anglo
– Sakson olmak üzere iki farklı hukuk sistemi,
buna dayalı olarak da iki farklı devlet örgütlenmesi ve iki farklı Sayıştay
tipi bulunmaktadır.
Sanayi
Devrimi İngiltere’de başlamıştır. Sanayileşme sürecine sonradan katılan
özellikle Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkeler, İngiliz sanayi
mamullerinin rekabeti karşısında korumacı politikalara yönelmek zorunda
kalmışlar ve endüstriyel dönüşümün gerçekleştirilerek İngiliz sanayi
mamulleriyle rekabet edebilir bir ekonominin kurulması görevini devlete
vermişlerdir.
Devlete
verilen bu görev, özel hukuk – kamu hukuku ayrımına dayanan Roma Hukuku
geleneği ile birleşerek Kıta Avrupa’sı hukuk sistemini ortaya çıkarmıştır.
Buna göre, yurttaşlar arasındaki (eşitler arası) uyuşmazlıklarda özel
hukuk, yurttaşların kamuyla ve kamu kuruluşlarının birbirleriyle olan
(kamunun ve dolayısıyla kamu yararının üstün olduğu) uyuşmazlıklarda ise
kamu hukuku kurallarının uygulanması öngörülmüştür. Özel hukuk – kamu
hukuku ayrımından, adli yargı – idari yargı ayrımı doğmuş ve adli yargının
meslekten yargıçlar tarafından, idari yargının ise, üst düzey idari
görevler yürüten veya bu görevlerden gelen kamu hizmeti bilgi ve deneyimine
sahip yüksek memurlar tarafından yürütülmesi esası benimsenmiştir.
Devlete
teknolojik dönüşümün gerçekleştirilerek kalkınmanın sağlanması görevinin
verilmesi ve hukukun yazılı metinlerden oluşması, erken dönemde “Kameralizm” olarak Prusya’da, sonrasında ise Fransa’da
kamu hukuku çizgisinde ilerleyen ve siyaset bilimi ile kesişen yönetim
bilimi kürsülerinin doğmasına yol açmıştır.
Üniversitelerin
bu kürsülerinde, kamu hizmetlerinin kapsam ve nitelikleri ile verimli ve
etkin yürütülmesini sağlayacak teşkilatlanma modelleri, hizmet üretme
süreçleri ve personel istihdam sistemleri konularında bilimsel çalışmalar
yapılmıştır. Bu çalışmalar bir yandan siyasal karar organlarına (yasama ve
yürütme) hukuk oluşturma sürecinde kaynaklık ederken, diğer yandan idari
yargının doktriner esasta gelişmesini sağlamıştır.
Kamu hizmetlerinin kapsam ve niteliği yanında verimli yürütülmesinin
esas ve usulleri, siyasal karar organları tarafından kanun, tüzük ve
yönetmeliklerde en ince ayrıntısına kadar düzenlenerek yazılı hukuk
metinleri haline getirilmiş ve kamu hizmetlerinin verimli ve kamu yararına
yürütülmesine güvence oluşturmak üzere ise liyakat, uzmanlık ve kariyer
ilkelerine dayanan ve tarafsız çalışması güvence altına alınan personel
sistemleri öngörülmüştür. Nitekim, bu ilke İnsan ve Yurttaş Hakları
Bildirgesinin 6 ncı maddesinde, “Tüm yurttaşlar
yasa önünde eşit olduklarından, yeteneklerine göre her türlü kamu görevi,
rütbe ve mevkiine eşit olarak kabul edilirler, bu konuda yurttaşlar
arasında erdem ve yeteneklerinden başka bir ayırım gözetilmez.” biçiminde
yer almıştır.
Hukukun siyasal karar organları tarafından oluşturulması; kamu
örgütü, kamu hizmeti ve kamu faaliyetleri ile bunların teşkilatlanma,
çalışma ve yürütülme süreçlerinin anayasa, yasa, tüzük, yönetmelik ve
genelgelerle en ince ayrıntısına kadar yazılı hukuk metinleri haline
getirilmesi; kamu hukuku – özel hukuk ayrımına dayalı olarak idari yargı –
adli yargı ayrımına gidilmesi; özel çıkara karşı kamu yararının üstün tutulması
ve Sayıştaylara kamunun mali hesap ve işlemleri üzerinde yargı yetkisi
tanınması Kıta Avrupa’sı hukuk sisteminin temel özellikleridir.
Hukukun
örf ve adetlerle mahkeme içtihatlarından oluştuğu Anglo
– Sakson hukuk sistemi ise yargı birliğine dayanır.
Kamu hukuku – özel hukuk, idari yargı – adli yargı ayrımı ve Sayıştayların
yargı yetkisi yoktur. Kamu yararına üstünlük tanınması söz konusu değildir.
Mahkemelerde davacı iddiasını ispatla yükümlüdür ve hakimin
gerçeği araştırma gibi bir yetki ve sorumluluğu bulunmamaktadır.
Sayıştaylar
Ülkelerin
tabi oldukları hukuk sistemine göre Dünya’da “yargı tipi” ve “ofis tipi”
olmak üzere iki farklı tür Sayıştay bulunmaktadır. Sayıştaylara, yürütmenin
yasamaya hesap verme sorumluluğu çevriminde ülkelerin tabi oldukları hukuk
sistemine göre farklı görev ve işlevler yüklenmiştir.
Fransa,
Belçika, İspanya, Portekiz, İtalya, Yunanistan gibi Kıta Avrupa’sı hukuk
sisteminin geçerli olduğu ülkelerin “yargı tipi” Sayıştaylarının başlıca
iki görevi vardır. Birincisi, Parlamentonun yürütmeye bütçe kanunlarıyla
tahsis ettiği kamu fonlarının parlamento adına denetlenmesi ve bütçe
uygulama sonuçlarının parlamentoya raporlanması; ikincisi ise, yürütmenin
bütçe ödeneklerini teslim ettiği kamu görevlilerinin hesap ve işlemlerinin
önceden belirlenmiş kurallara (mali mevzuata) uygunluğunun hesap
yargılaması yoluyla karara bağlanmasıdır.
İngiltere,
ABD, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, İsveç gibi Anglo
– Sakson hukuk sisteminin geçerli olduğu
ülkelerin “ofis tipi” Sayıştayları ise, Parlamentonun bütçe kanunlarıyla
yürütmeye tahsis ettiği kaynakların denetimi ve denetim bulguları ile bütçe
uygulama sonuçlarının parlamentoya raporlanması görevlerini yapmaktadır.
Sayıştaylar
arasında hukuk sisteminden kaynaklanan bu farklılık, örgütlenme modelinden
denetim metodolojisine uzanan bir dizi farklılığa
yol açmıştır. Kıta Avrupa’sı hukuk sisteminin yargı tipi
Sayıştaylarında, yüksek mahkemeler esas alınarak Sayıştayın
işleyişinden sorumlu başkan, idari görevlerinde başkana yardımcı olan genel
sekreter ve karar organı olarak yargısal kurullar şeklinde bir örgütlenmeye
gidilirken; Anglo – Sakson
hukuk sisteminin ofis tipi Sayıştaylarında ise hizmet kuruluşları esas
alınarak Sayıştayın faaliyetlerinden sorumlu
başkan ve başkanlığı altındaki denetçilerle fiilen denetim faaliyeti
yürüten başkan yardımcılarından oluşan monokratik
(tekçi) örgütlenme modeli benimsenmiştir.
Almanya,
Hollanda, Slovakya gibi ülkelerin Sayıştayları ise yargı yetkisine sahip
olmamakla birlikte, mahkemeler gibi kurullar şeklinde
teşkilatlandıklarından ara model durumundadırlar. Avrupa Birliği Sayıştayı’nın (European Court of Auditors) adında “court” (mahkeme) sözcüğü yer almasına rağmen, yargı
yetkisi bulunmamakta, court sözcüğü Sayıştay
kararlarının mahkemeler gibi kurullar tarafından alınmasına vurgu
yapmaktadır.
Kıta
Avrupa’sı ülkelerinin “yargı tipi” Sayıştayları, hesap ve işlemleri
yargılama yetkisine sahip olduğundan, bunlarda hukuka uygunluğu saptamaya
elverişli denetim yöntem ve teknikleri öne çıkarken; Anglo
– Sakson ülkelerinin “ofis tipi” Sayıştaylarında
ise işletmecilik ilkelerine uygunluğu araştırmaya yönelik denetim metodolojileri önem taşımaktadır.
Bu
farklılıklarla birlikte ister yargı tipi, ister ofis tipi olsun tüm
Sayıştayların ortak özellikleri vardır. Bu özelliklerin başında,
Sayıştayların ve mensuplarının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile denetimin
nasıl yapılacağı ve Sayıştayın parlamentoya
sunacağı raporlar hakkında son sözü söyleme yetkisinin Sayıştayların en üst
ve en yetkili karar organında olması gelmektedir. En üst ve en yetkili
karar organı “ofis tipi” Sayıştaylarda başkan; “yargı tipi” Sayıştaylar ile
yargı yetkisi olmamakla birlikte mahkemeler gibi kurullar şeklinde teşkilatlanan
Sayıştaylarda ise başkan ve üyelerin tamamından oluşan genel kuruldur.
Ofis tipi
Sayıştayların işletmecilik ilkelerine uygunluğu araştırmaya yönelik denetim
metodolojisinin amacın gerçekleşmesinde yetersiz
ve etkisiz kalması üzerine, “performans denetimi” olarak nitelendirilen
yeni bir denetim türü ve metodolojisi ortaya çıkmıştır.
Performans
denetimi, çoğu ülkede kamu kesiminin ekonomi içinde ağırlığının artarak
kamusal fonların özel kesimin kullanabileceği kaynaklar üzerinde baskı
yaratması üzerine 1970’lerde kendiliğinden başlamış; yetki veren yasal
düzenlemeler fiili duruma hukuksallık kazandırmak amacıyla sonradan
gelmiştir. Örneğin, İngiltere’de performans denetimi 1970’lerin sonlarında
başlamakla birlikte, yoğunlaşması 1983 yılında Ulusal Denetim Yasası (National Audit Act) ile yetki verilmesinden sonra olmuştur. Performans
denetiminin süreç içinde ofis tipi, yargı tipi ayrımı olmaksızın tüm
Sayıştaylarda yaygınlaştığı gözlenmektedir.
Denilebilir
ki günümüzde “ofis tipi”, “yargı tipi” Sayıştay ayrımı devam etmesine
rağmen; Sayıştaylar tarafından parlamento adına yapılan yüksek denetimin metodolojisi arasında fark kalmamıştır.
Bu noktaya
gelinmesinde iki faktör belirleyici olmuştur. Bunlardan birincisi,
Sayıştayların uluslararası ve bölgesel düzeyde örgütlenmeleri; ikincisi ise
2001 yılında patlak veren “Enron Skandalı”nın
sonuçlarının mali denetim metodolojisinde yol
açtığı değişikliklerdir.
Uluslararası
Sayıştaylar Organizasyonu (International Organisation of Supreme Audit – INTOSAI), Küba Sayıştay Başkanı Dr. Emilis Fernandez Camus’un girişimi üzerine 1953 yılında Küba’da yapılan
1. INTOSAI Kongresine katılan 34 Sayıştay Başkanı tarafından kurulmuştur. INTOSAI’ye günümüz itibariyle 189 ülke Sayıştayı üyedir.
INTOSAI,
farklı ülkelerin Sayıştayları arasında ilişkileri güçlendirerek kamu
kaynaklarının denetiminde fikir ve deneyim alışverişini geliştirmek
amacıyla kurulmuştur. Bu amaç INTOSAI’nın
mühründe kısa ve öz olarak şöyle ifade edilmiştir: “Experientia
Muta Omnibus Prodests –
Karşılıklı Tecrübe Herkes İçin Yararlıdır.” 2
INTOSAI,
üye ülke Sayıştayları arasında denetim yöntem ve teknikleri konusunda
birliktelik sağlanması amacıyla 1984 yılında Denetim Standartları Komitesi
kurmuştur. Komite tarafından hazırlanan standartlar, Haziran 1989’da
Berlin’de toplanan 13. INTOSAI Kongresinde görüşülmüştür. Kongre’de,
Denetim Standartlarının mahkeme şeklinde kurulmuş Sayıştayların
özelliklerinden kaynaklanan ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden
düzenlenerek eksikliklerin giderilmesi önerilmiş ve öneriler doğrultusunda
hazırlanan INTOSAI Denetim Standartları, INTOSAI Yönetim Kurulunun Ekim
1991’de Washington DC de yaptığı toplantıda onaylanarak yürürlüğe
girmiştir. 1995 yılında Mısır Kahire’de yapılan XV. INTOSAI Kongresinde ise
revize edilerek bugünkü halini almıştır.
Yaşayan
canlı bir belge niteliğindeki INTOSAI Denetim Standartları, tüm Dünya
Sayıştayları tarafından benimsendiği ve üye ülke Sayıştayları açısından
bağlayıcı nitelikteki temel uluslararası düzenleme olduğu için, üye
ülkelerin denetim yöntem ve tekniklerini birbirine uyumlaştıran bir işlev
görmüş ve görmektedir.
Bu
uyumlaştırmalar sayesinde, Almanya, İtalya ve İspanya Sayıştayları, “Avrupa
Savaş Uçağı Programı”nı, İsveç, İngiltere ve Hollanda Sayıştayları ise
“Yardım Programı Yönetimi”ni birlikte denetleyebilmişlerdir.
Öte yandan
Ekim 2001’de patlak veren “Enron Skandalı”,
tasarruf sahipleri ile kreditörler için mali
tabloların tam, doğru ve denk olması kadar, mali tabloların dayanağını
oluşturan işlemlerin hukuka uygunluğunun da vazgeçilmez derecede önemli
olduğunu ortaya koymuştur. Karar alma süreçlerinde bağımsız dış denetim
raporlarını kullanan tasarruf sahibi, kreditör,
devlet kuruluşu, alıcı ve satıcı zinciri kuran holding gibi aktörlerin
talepleri, özel sektör dış denetiminde otorite kabul edilen merkezi
Amerika’da bulunan Uluslararası Bağımsız Muhasebeciler Federasyonu (IFAC)
Standartlarında değişikliğe gidilmesi ve mali tabloların denetimi ile
sınırlı olan mali/finansal denetimin, işlemlerin hukuka uygunluğunu
kapsayacak şekilde genişletilmesiyle sonuçlanmıştır. IFAC Standartlarında
ki bu gelişme, yargı yetkisi bulunmayan “ofis tipi” Sayıştaylara yansımış;
2000’li yıllarla birlikte ofis tipi Sayıştaylar da mali denetim kapsamında
hukuka uygunluk denetimi yapmaya ve denetim bulgularını parlamentoya
raporlamaya başlamışlardır.
Bu
bağlamda, yargı tipi Sayıştaylar ile ofis tipi Sayıştaylar birbirine
yaklaşmış ve orijinde hukuk sistemine dayalı olarak var olan farklılıklar
devam etmekle birlikte, denetimin nasıl yapılacağına ilişkin farklılıklar
metodolojik düzeyde büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.
T.C. Sayıştayı
Sayıştay,
Türkiye’nin Osmanlı’dan Cumhuriyete uzanan köklü kurumlarından biridir. 29
Mayıs 1862 tarihli “arz tezkeresi” ile Divan-ı Ali-i Muhasebe adıyla
kurulmuş ve ilk Anayasamız olan 1876 tarihli Kanuni Esasinin 105 inci, 106 ncı ve 107 nci maddelerinde
Anayasal bir kurum olarak düzenlenmiştir.
1876
Anayasasına göre hazırlanan ve Sayıştayın
teşkilat ve görevlerinin düzenlendiği 1878 tarihli Kararname ise, Fransız
Genel Muhasebe Kararnamesinin Sayıştaya ilişkin
18 inci faslının 375 inci ve onu izleyen maddelerinin çevirisinden
oluşmuştur.3
1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 100 üncü ve 101 inci, 1961
Anayasasının 127 nci ve 128 inci, 1982 Anayasasının
ise 160 ıncı ve 164 üncü maddelerinde, TBMM adına
denetim yapmakla görevli Anayasal yüksek denetim kurumu ve hesap mahkemesi
olarak düzenlenen Sayıştay, bu özellikleriyle Kıta Avrupa’sı hukuk
sisteminin “yargı tipi” Sayıştayları arasında yer almaktadır.
07.11.1982
tarihli ve 2709 sayılı Anayasanın 29.10.2005 tarih ve 5428 sayılı Kanunun 2
nci maddesiyle değişik 160 ıncı
maddesine göre Sayıştay;
- Merkezi
yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik
kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına denetlemek,
-
Sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak,
-
Kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak,
- Mahallî
idarelerin hesap ve işlemlerini denetlemek ve kesin hükme bağlamak,
görevlerini;
164 üncü
maddesine göre ise,
- Bakanlar
Kurulunca Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kesinhesap
kanunu tasarısı hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisine genel uygunluk
bildirimini sunmak, görevini, yapmakla görevlidir.
Sayıştay,
denetimine tabi kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarının Türkiye Büyük
Millet Meclisi adına denetimini 1996 yılına kadar düzenlilik denetimi metodolojisiyle sınırlı bir şekilde yapmış ve denetim
sonuçlarını Anayasanın 164 üncü maddesine göre Genel Uygunluk Bildirimi ile
Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmuştur. Böylece söz konusu idarelerin
TBMM tarafından denetimi, Sayıştayın düzenlilik
denetimi metodolojisi kapsamında sunduğu mali
denetim sonuçlarına ilişkin raporlarla sınırlı kalmıştır.
Oysa, aynı yıllarda gelişmiş, gelişmekte olan ve hatta
geri kalmış birçok ülke Sayıştayı parlamentolarına
performans denetimi raporları da sunmaktaydılar.
832 sayılı
Sayıştay Kanununa 04.07.1996 tarihli ve 4149 sayılı Kanunun 8 inci
maddesiyle eklenen Ek 10 uncu maddeyle mümkün olabilmiştir. Sayıştay
performans denetimi yetkisini aldıktan sonra 16 performans denetimi raporu,
6 inceleme raporu olmak üzere toplam 22 adet rapor üreterek TBMM’ye
sunmuştur. Denetimi tamamlanmış 6 adet performans denetimi raporu da
TBMM’ye sunulma aşamasındadır.
Sayıştaya performans denetimi yapma yetkisinin verildiği
1996 yılından sonra Dünya Bankasından sağlanan kredi Sayıştay Denetimini
Geliştirme Bölümüne tahsis edilmiş; bu tahsisten önce de projenin hazırlık
çalışmaları için DB tarafından Sayıştaya 105 bin
Dolar’lık Japon hibesi sağlanmıştır.
Keza, AB
müktesebatına uyum sağlamak için, “Sayıştayın
Denetim Kapasitesinin Güçlendirilmesi” başlıklı bir “Eşleştirme Projesi”
hazırlanmış ve Avrupa Komisyonu Yönlendirme Komitesinin 14 Mart 2005
tarihli Koşulsuz Onay kararı ile proje hukuki geçerlik kazanmıştır. AB’nin
1.349.787 Euro fon tahsis ettiği proje, 30 Mart 2005 tarihinde başlamıştır.
İngiltere
(ofis tipi) ve İspanya (yargı tipi) Sayıştayları ile yürütülecek Proje
kapsamında;
- Sayıştayın Stratejik Gelişim Planının hazırlanması,
- Mali
Denetim ve Performans Denetimi Rehberlerinin geliştirilmesi,
- Pilot
denetimler aracılığıyla rehberlerin test edilmesi,
Faaliyetlerinin
yapılması öngörülmüş ve proje öngörülen süre içinde tamamlanmıştır.
Öte
yandan, Türk Sayıştayı, Yunanistan, Hollanda,
İtalya, Malta, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İngiltere ile birlikte EUROSAI
çatısı altında kararlaştırılan metodoloji ve ortak
kriterler temelinde “Gemilerin Denizleri ve Limanları Kirletmesini Önleme
ve Kirlilikle Mücadele Etme” konulu performans denetimini yürütmüş ve
raporunu 2002 yılında TBMM Başkanlığına sunmuştur. Katılımcı ülke
Sayıştaylarının da kendi ulusal raporlarını parlamentolarına sunmalarının
ardından Hollanda Sayıştayı tarafından
“Gemilerden Kaynaklanan Deniz Kirliliği 2000 – 2003 Ulusal Denetimlere
Dayanan Ortak Rapor” yayımlanmıştır.
T.C. Sayıştayı, INTOSAI yanında EUROSAI (Avrupa Sayıştayları
Birliği), ECOSAI (Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ülkeleri Sayıştaylar
Birliği) ve ASOSAI (Asya Sayıştayları Birliği) üyesidir ve iki dönem
ECOSAI, bir dönem de ASOSAI Başkanlığını yürütmüştür.
T.C. Sayıştayı, çok yönlü uluslararası
ilişkilerinden dolayı yer aldığı ortak performans denetimi projelerinin yanında,
performans denetimi konulu uluslararası toplantılara katılmış, bildiriler
sunmuş, deneyimlerini paylaşmış, birçok ülke Sayıştayına
denetçilerini göndermiş ve özellikle performans denetimi konusundaki temel
dokümanları dilimize kazandırarak kamu mali yönetimi ve iç kontrol ile dış
denetim alanında Türkiye’nin tek ve en geniş yayınına sahip kurumu
özelliğini taşımaktadır. Sayıştayın bu çok
yönlü ilişkileri sürmektedir.
Bu
açıklamalardan sonra iptali istenen hükümlerin Anayasaya aykırılık
gerekçelerine geçilebilir.
1) 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 2 nci Maddesinin, (1)
Numaralı Fıkrasının (d) Bendi ile 36 ncı Maddesinin
(3) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli
ve 6085 sayılı Sayıştay Kanununun Tanımlar başlıklı 2 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde performans denetimi, “Hesap
verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler
ile ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesini,” şeklinde
tanımlanırken; 36 ncı maddesinin (3) numaralı
fıkrasında ise, “Performans denetimi; hesap verme sorumluluğu çerçevesinde
idarelerce belirlenen hedef ve göstergelerle ilgili olarak faaliyet
sonuçlarının ölçülmesi suretiyle gerçekleştirilir.” denilmiştir.
Buna karşın 6085
sayılı Sayıştay Kanununun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinde,
“kamu idarelerinin etkili, ekonomik, verimli (…) çalışması” Kanunun amacı
arasında sayılmış; “Sorumlular ve sorumluluk halleri” başlıklı 7 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “Her türlü kamu
kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar;
kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden,
kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye
kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur. Bu
sorumluluğun yerine getirilip getirilmediği Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulacak Sayıştay raporlarında belirtilir.” denilirken; (5) numaralı
fıkrasında, “Bakanlar, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli
kullanılması ile hukuki ve mali konularda Başbakana ve Türkiye Büyük Millet
Meclisine karşı sorumludurlar.” denilmiş; “Denetimin genel esasları”
başlıklı 35 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise, “Denetimin genel
esasları şunlardır:” denildikten sonra (a) bendinde “Denetim, kamu
idarelerinin hesap, mali işlem ve faaliyetleri ile iç kontrol sistemlerinin
incelenmesi ve kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak
kullanılmasının değerlendirilmesidir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasanın
2 nci maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye
göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,
uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir.
Kanunlar okuyan herkesin aynı şeyi
anlayacağı açıklıkta olmalıdır. Yukarıda yer alan hükümler arasında bırakınız
açıklığı, konunun uzmanı olanlar tarafından dahi anlaşılması mümkün olmayan
karmaşa, tutarsızlık ve belirsizlikler vardır.
6085 sayılı Sayıştay
Kanununun (2/1-a) maddesinde denetim, düzenlilik ve performans denetimi
olarak ikiye ayrılıyor ve (35/1-a) maddesinde düzenlilik ve performans
denetimini kapsayacak şekilde, “Denetim, kamu idarelerinin hesap, mali
işlem ve faaliyetleri ile iç kontrol sistemlerinin incelenmesi ve
kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak
kullanılmasının değerlendirilmesidir.” şeklinde bir tanım yapılıyor ise,
denetimin bir türü olan performans denetimi tanımının da bu genel tanıma
uygun olması veya en azından bu genel tanımdan uyarlanması gerekir. Öte
yandan, 6085 sayılı Kanunun (7/2) maddesine göre, kamu kaynaklarının elde
edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili,
ekonomik ve verimli elde edilmesi ve kullanılmasından sorumlu olacaklar ve
bu sorumluluğun yerine getirilip getirilmediği TBMM’ye sunulacak Sayıştay
raporlarında belirtilecek ise, Sayıştay tarafından yapılacak performans
denetiminin, idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak
faaliyet sonuçlarının ölçülmesi şeklinde değil, INTOSAI’nin
performans denetimi metodolojisi temelinde
denetimi yürüten ekip tarafından belirlenecek kriterler eşliğinde kamu
kaynaklarının etkin, ekonomik ve verimli kullanılıp kullanılmadığının
denetimi şeklinde yapılması gerekir.
Bu bağlamda,
Sayıştay tarafından performans denetimi yapılacak ise, performans
denetiminin üst yöneticiler ile bakanların kamusal kaynakların etkin,
ekonomik ve verimli elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin yönetsel ve
siyasal hesap verme sorumluluklarına taban oluşturacak şekilde ve INTOSAI Denetim
Standartlarında öngörüldüğü biçimde yapılması; Kanunun (2/1-d) ve (36/3)
maddelerinde belirtildiği biçimde yapılacak ise, bu durumda da Kanunun amaç
ve kapsam maddesinde performans denetimi ile özdeşleşmiş bulunan “etkili,
ekonomik, verimli” kavramlarından söz edilmemesi ve Kanunun (7/2), (7/5) ve
(35/1-a) ve benzer diğer maddelerinin 6085 sayılı Kanunda yer almaması
gerekmektedir.
Bunların hepsinin bir arada,
birlikte ve birbirinden kopuk bir şekilde yer alması, karmaşa ve
tutarsızlığın ötesinde Sayıştayın neyi, niçin, ne
şekilde yapacağı ve neyi, neden yapmayacağı/yapamayacağı konularında büyük
bir belirsizliğe yol açmaktadır.
Bu karmaşa, tutarsızlık ve
belirsizlik ise, uluslararası denetim terminolojisi ve standartlarında
performans ölçümü/değerlendirmesi olarak nitelendirilen kavramın, 6085
sayılı Kanunda performans denetimi olarak tanımlanmasından
kaynaklanmaktadır.
Sayıştayımız,
INTOSAI’nin 189 üyesinden biridir. Sayıştaylar
tarafından yapılacak denetimlere ilişkin uluslararası standartlar, INTOSAI
Yönetim Kurulu tarafından 1991 yılında INTOSAI Denetim Standartları adıyla
kabul edilmiş ve tüm üye Sayıştaylar gibi Türk Sayıştayı
da söz konusu standartları benimsemiştir.
INTOSAI
Denetim Standartlarının:
1.0.38 nolu Denetim standardı (DS); “Sayıştay denetiminin
kapsamı düzenlilik ve performans denetimini içerir.”
1.0.39 nolu DS; “Düzenlilik denetimi şunları içerir:
a) Sorumlu
kurumların mali hesap verme sorumluluklarının, mali kayıtların incelenmesi,
değerlendirilmesi ve mali tablolar hakkında kanaat (görüş) belirtilmesi de dahil olmak üzere doğrulanması (tasdik edilmesi);
b) Bir
bütün olarak devlet yönetiminin mali hesap verme sorumluluğunun
doğrulanması;
c) Mali
sistemlerin ve işlemlerin ilgili kanun ve düzenlemelere uygunluğunun
değerlendirilmesi de dahil olmak üzere denetimi;
d) İç
denetimin ve iç kontrol fonksiyonlarının denetimi;
e)
Denetlenen kuruluşlarca alınan idari kararların doğruluk ve uygunluğunun
denetimi;
f)
Denetimden doğan veya denetimle ilgili olan ve sayıştayca
açıklanması gerekli görülen konuların rapor edilmesi.”
1.0.40 nolu (DS); “Performans denetimi; verimlilik, etkinlik
ve tutumluluğun denetimi ile ilgili olup şunları kapsar:
a) İdari
faaliyetlerin tutumluluğunun sağlıklı idari prensip ve uygulamalar ile
yönetim politikalarına göre denetlenmesi;
b) İnsan,
mali ve diğer kaynakların kullanımındaki verimliliğin, bilgi sistemleri,
performans ölçüleri ve gözetim düzenlemeleri ve denetlenen kurumlarca
belirlenen eksikleri gidermek için izlenen yöntemlerin incelenmesi de dahil olmak üzere denetlenmesini,
c)
Denetlenen kuruluşların hedeflerine ulaşma yönündeki performanslarının
etkinliğinin ve kurum faaliyetlerinin yarattığı gerçek etkinin amaçlanan
etkiyle kıyaslanmak suretiyle denetlenmesi.”
1.0.27 nolu DS; “Sayıştaylar aynı zamanda, denetlenen
kurumlara ölçülebilir, açıkça belirlenen hedefler seçmelerini ve bu
hedefler için performans hedefleri koymalarını tavsiye etmelidir.”
1.0.45 nolu DS, “temel denetim prensipleri: ‘Sayıştaylar
performans ölçülerinin geçerliliğini denetleyecek teknikler
geliştirmelidir.’ şartını koyar.”
şeklindedir.
INTOSAI
Denetim Standartları Komitesince hazırlanarak “INTOSAI Implementation
Guidelines For Performance Auditing” adıyla
2004 yılında yayınlanan ve Sayıştay Denetçileri Derneği (SAYDER) tarafından
dilimize kazandırılan INTOSAI Performans Denetimi Uygulama Rehberinin, “1.1 INTOSAI’ye göre performans
denetimi nedir?” başlığı altında, “Performans denetimi; devlet/hükümet
faaliyetlerinin (undertakings), programlarının
veya organizasyonlarının verimliliğinin ve etkinliğinin, ekonomiklik ve
iyileştirme sağlama amacı gözetilerek, bağımsız bir şekilde
incelenmesidir.” tanımı yapılırken4; “1.7. Performans
Denetiminin Performans Ölçümü ve Program Değerlendirmesiyle Nasıl Bir
İlişkisi Bulunmaktadır?” başlığı altında yer alan “Performans ölçümü”
kısmında ise aynen5;
“Performans
ölçümü, genellikle, program gerçekleşmelerinin -özellikle de önceden
belirlenmiş hedeflere doğru bir gelişme kaydetmenin- izlenmesine ve
raporlanmasına yönelik devamlı bir süreç anlamına gelir. Performans
ölçüleri, yürütülen program faaliyetlerinin türüne veya düzeyine (süreç),
program tarafından sunulan ürün ve hizmetlere (çıktılar) ve/veya bu
çıktıların nihai durumuna (sonuçlar) yoğunlaşabilir. Performans ölçümü, bir
programın, ölçülebilir performans standartlarıyla ifade edilebilen
hedeflerinin ya da isterlerinin gerçekleşip gerçekleşmediğine odaklanır.
Performans ölçümü devamlılık arz eden karakteri gereği, yönetim açısından
erken bir uyarı sistemi ve kamuoyuna yönelik hesap verme sorumluluğunun
geliştirilmesi için bir araç vazifesi görür.
Bir
hükümet programının ya da kuruluşunun belirlenmiş olan hedeflere ulaşmış
olduğunun tespitine yönelik olarak devamlılık gösteren süreç, dış
denetçilerin değil, yönetimin ve iç kontrolün meselesidir. Hesapların
doğruluğunu teyit etmek ise, performans denetçilerinin değil, mali
denetçilerin sorumluluğudur. Ancak, performans ölçümü alanında, yani
yürütme tarafından yasama için üretilen performansa yönelik bilginin
kalitesinin kontrolünde hem mali denetçiler, hem performans denetçileri
ayrı ya da ortak denetimlerle işin parçası olabilirler.*
Performans
göstergeleri, bazen tekil performans denetimlerini planlarlarken de
gösterge veya referans olarak kullanılabilir.
Performans
denetiminin ele aldığı bir diğer konu da hükümet/devlet programlarındaki
performans ölçüm sistemlerinin verimli ve etkin olup olmadığıdır. Örneğin,
performans göstergelerinin doğru şeyleri ölçüp ölçmediğini ya da mevcut
performans ölçüm sistemlerinin güvenilir, ölçülmüş sonuçlar sağlamaya elverişli
olup olmadığını gösteren sorular hazırlanabilir.”
denilmektedir.
Yukarıda
ilgili kısımlarına aynen yer verilen INTOSAI Denetim Standartları ile
INTOSAI Performans Denetimi Uygulama Rehberine göre;
-
Performans ölçümü/değerlendirmesi; bir kamu idaresinin program ya da
faaliyetlerinin, idarece önceden belirlenmiş ölçülebilir performans
göstergeleriyle ifade edilebilen hedeflerinin gerçekleşip
gerçekleşmediğinin ölçülmesi ve değerlendirilmesidir.
-
Performans ölçümü/değerlendirmesi devamlılık arz eden karakteri gereği,
yönetim açısından erken bir uyarı sistemi ve kamuoyuna yönelik hesap verme
sorumluluğunun geliştirilmesi için bir araç vazifesi görür. Bu yanıyla da
dış denetimin (Sayıştayın) değil, yönetimin ve iç
kontrolün meselesidir.
- Bununla birlikte, kamu kurumlarının devamlılık gösteren düzenli
performans/faaliyet raporlarındaki bilgilerin doğruluğu üzerine görüş
bildirme mali denetimin ve mali denetçilerin; performans ölçüm sistemlerine
yönelik derinlemesine ve özel amaçlı çalışmalar yaparak bilgilerin
kalitesinin kontrolü ile performans sistemi ve ölçülerinin geçerliliğinin
değerlendirilmesi ise performans denetiminin ve performans denetçilerinin
işlerinin bir parçası olabilir.
-
Performans denetimi ise, devlet/hükümet faaliyetlerinin, programlarının
veya organizasyonlarının verimliliğinin ve etkinliğinin, ekonomiklik ve
iyileştirme amacı gözetilerek, bağımsız bir biçimde incelenmesidir.
- Bu
bağlamda bir ya da birden çok kamu kurumunun sorumluluğunda yürütülen kamu
faaliyetlerini konu alan performans denetimlerinde, denetim ekibinin
belirlediği kriterlere ek olarak idarelerin
belirlemiş oldukları performans ölçülerinin de gösterge veya referans
olarak kullanılabilmesi mümkündür.
- Öte
yandan, idarelerin oluşturdukları performans ölçüm sistemlerinin etkinliği
ve verimliliği; performansın her açıdan ölçülüp ölçülmediği, amaç, hedef,
performans ölçüleri ve çıktı/sonuçların birbirleriyle bağlantı derecesi,
hedeflerin uygunluğu ve somutluğu, performans bilgisinin güvenirliği,
performans ölçülerinin geçerliliği ve elverişliliği vb. yönlerden
performans denetimlerine konu oluştururlar.
- Bunun içindir ki INTOSAI Denetim Standartlarının 1.0.45 nolu standardı, Sayıştaylara performans ölçülerinin
geçerliliğini denetleyecek teknikler geliştirme şartını temel denetim
prensibi olarak ortaya koyarken; 1.0.27 nolu standart
ise, performans denetimleri sonucunda Sayıştayların, denetlenen kurumlara
ölçülebilir, somut, uygun ve açıkça belirlenen hedefler seçmelerini ve bu
hedefler için performans ölçüleri koymalarını önermesini denetim standardı
olarak getirmektedir.
-
Özetle; Sayıştay tıpkı diğer kamu faaliyetleri gibi hükümet
programlarındaki performans ölçüm sistemlerinin verimlilik, etkinlik ve
tutumluluk ölçümü için yeterli olup olmadığını, performans raporlarının kurum
performansının sergilemesi için yeterli bilgi içirip içermediğini konu alan
performans denetimi çalışmaları da yapabilir. Sayıştaylarca
gerçekleştirilen performans denetimi ile kamu kurumlarının bir faaliyeti
olan performans ölçümünün ilişkisi bundan ibarettir. Kamu kurumlarının
performans ölçüm sistemlerinin ve performans raporlarının performans
denetimi yoluyla incelenmesi, denetimin konu seçimi çalışmaları kapsamında
değerlendirilebilecek ve tıpkı diğer kamu faaliyetleri gibi, performans
denetimi yapılabilecek yüzlerce kamu faaliyetinden birisidir.
Bu
açıklamalar göstermektedir ki performans ölçümü/değerlendirmesi, dış
denetime (Sayıştay denetimine) değil, yönetime ve iç kontrole konu
oluşturmaktadır. Bununla birlikte; kamu idarelerince düzenli olarak hazırlanarak
her yıl parlamentolara sunulan performans/faaliyet raporlarındaki
bilgilerin doğruluğu üzerine görüş bildirme mali denetimin konusu ve mali
denetçilerin yürütmesi gereken bir iş olabilir. Ancak, bu görüş performans
denetimi metodolojisi temelinde derinlemesine
yapılan incelemeler sonucunda süreçlerin, sonuçların, etkilerin ve
etkinliğin değerlendirilmesini içeren kapsamlı bir performans denetimi
sonucunda edinilen bir görüş değil; idarelerin hazırladığı performans ölçü
ve göstergelerine göre performans/faaliyet raporlarındaki
bilgilerin/verilerin mali denetim metodolojisine göre doğrulanmasıyla
sınırlı bir görüş bildirme olacaktır.
Nitekim, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanununun 9 uncu maddesine göre kamu idarelerinin hazırlayacağı uzun süreli
stratejik plan ve yıllık performans programlarındaki taahhütlere ilişkin
hedef ve göstergelerinden yıl sonu gerçekleşmelerinin yer alacağı faaliyet
raporlarının kamu idarelerince hazırlanma usul ve esasları aynı Kanunun 41
inci maddesinde düzenlenmiştir.
6085
sayılı Kanunun (2/1-d) ve (36/3) maddelerinde “hesap verme sorumluluğu
çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergelerle ilgili olarak
faaliyet sonuçlarının ölçülmesi” suretiyle gerçekleştirileceği belirtilen
performans denetiminin nasıl yapılacağı ise, 6085 sayılı Kanunun “Faaliyet
genel değerlendirme raporu” başlıklı 39 uncu maddesinde şöyle yer
almaktadır:
“(1) Kamu idareleri tarafından gönderilen idare
faaliyet raporları, İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan mahallî
idareler genel faaliyet raporu ve Maliye Bakanlığınca hazırlanan genel
faaliyet raporu denetim grup başkanlıklarınca denetim sonuçları da dikkate
alınarak değerlendirilir.
(2) Denetim grup başkanlıklarınca bu
konuda hazırlanan değerlendirme raporları esas alınarak hazırlanan faaliyet
genel değerlendirme raporu, Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan
sonra Sayıştay Başkanı tarafından mahallî idarelere ait olanlar hariç olmak
üzere idare faaliyet raporları, genel faaliyet raporu ve mahallî idareler
genel faaliyet raporu ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur
ve bir örneği Maliye Bakanlığına gönderilir. Mahallî
idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay değerlendirmesinin
bir örneği İçişleri Bakanlığına, bir örneği de ilgili mahallî idarenin
meclisine gönderilir.”
İdarelerin
stratejik planları, performans programları ve bütçe taahhütleri bağlamında
mali yılın sonunda hazırladıkları faaliyet raporlarının, raporlama
standartlarına uygunluğu ile rapordaki bildirimlerin doğru olup olmadığının
incelenmesine dünyanın her yerinde tasdik denetimi (certification
audit) yani mali denetim denilmektedir. Bunun performans
denetimi olarak tanımlanması INTOSAI Denetim Standartlarına aykırıdır.
Kaldı ki,
6085 sayılı Sayıştay Kanununun yürürlükten kaldırdığı 832 sayılı Sayıştay
Kanununun Ek 10 uncu maddesinde performans denetimi INTOSAI Denetim
Standartlarına uygun olarak;
“Sayıştay, denetimine tabi kurum ve kuruluşların
kaynakları ne ölçüde verimli, etkin ve tutumlu kullandıklarını incelemeye
yetkilidir. Bu inceleme sonuçları Sayıştay Birinci Başkanı tarafından bir
değerlendirme raporuyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulur.”
şeklinde açık ve belirgin düzenlendiğinden
hiçbir tartışmaya yol açmamıştı.
Anayasanın 2 nci
maddesinde “hukuk devleti” ilkesi, Türkiye Cumhuriyetinin temel nitelikleri
arasında sayılmıştır. Hukuk devletinin unsurlarından biri de hukuk
güvenliğinin gereği olan kurallarda belirlilik ve öngörülebilirliktir.
Hukuk devletinde yargı denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve
yetkilerinin sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.
Anayasa Mahkemesinin birçok kararında hukuk güvenliği ilkesinden söz
edilmiş ve 18.10.2003 tarih ve E.2003/67, K.2003/88 sayılı Kararında,
“Devlet açık ve belirgin hukuk kurallarını yürürlüğe koyarak bunları
uyguladığı zaman hukuk güvenliği sağlanır.” denilmiştir. Öte yandan hukuk
devleti, siyasal iktidarı hukukla sınırlayarak ve devlet etkinliklerinin
düzenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal altyapıyı oluşturarak
aynı zamanda istikrara da hizmet eder. Bu istikrarın özü de hukuki güvenlik
ile öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi
ise, kuralların genel, soyut, açık ve anlaşılabilir olmalarına bağlıdır.
Diğer yandan, Anayasa Mahkemesinin 15.01.2009 tarihli ve K.2009/9 sayılı
Kararında, Anayasanın 123 üncü maddesinin yorumundan idarenin kanuniliği
ilkesi ortaya konulmuş ve “İdarenin kanuniliği ilkesi, idarenin ve
organlarının görev ve yetkilerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek
şekilde yasayla düzenlenmesini gerekli kılar.” denilmiştir. Buradaki “duraksamaya
yer vermeyecek şekilde yasayla düzenleme” yasaların açıklığı ve
belirginliğini de içermektedir.
Bu bağlamda, 6085
sayılı Sayıştay Kanununun 2 nci maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (d) bendinde, “Performans denetimi: “Hesap verme
sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile
ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesini,” biçiminde yer alan ifade,
Aynı Kanunun 1 inci, (7/2) nci ve (35/1) inci maddeleriyle
birlikte değerlendirildiğinde, performans denetimi konusunda karmaşa,
tutarsızlık ve belirsizliğe yol açtığından ve INTOSAI Denetim
Standartlarında tanımlanan “performans denetimi” ile de bağdaşmadığından Anayasanın
2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine
aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, Sayıştayın
idarelerin hazırladığı faaliyet raporları üzerinden yapacağı performans
bilgilerinin doğruluğunun ve güvenirliğinin test edilmesi, kamu
idarelerinin tamamını kapsamamaktadır. 5018 sayılı Kamu
Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 2 nci
maddesinin üçüncü fıkrasına göre Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar 5018
sayılı Kanunun stratejik planlamaya ilişkin 9 uncu ve faaliyet raporlarına
ilişkin 41 inci maddesine tabi olmadıklarından Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu, Telekomünikasyon Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme
ve Denetleme Kurulu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, Kamu İhale Kurumu,
Rekabet Kurumu, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası
Düzenleme Kurumu; 5018 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin verdiği yetkiyle
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından hazırlanan Kamu
İdarelerinde Stratejik Planlamaya İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğin 2 nci maddesine göre ise Milli
Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği,
Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil
Güvenlik Komutanlığı; 5393 sayılı Belediye Kanununun 41 inci maddesinin
üçüncü fıkrasına göre ise nüfusu 50.000’in altındaki belediyeler stratejik
plan ve faaliyet raporu hazırlamayacaklarından, Sayıştay söz konusu kurul,
kurum, bakanlık ve kamu idareleri üzerinde faaliyet raporlarının
değerlendirilmesini de yapamayacaktır.
Hukuk devletinde yasa koyucu,
Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma
yetkisine sahiptir. Kamu yararının gerektirdiği düzenlemeleri yapmak,
çareleri düşünüp önlem almak, yasa koyucunun demokratik hakkı ve ödevidir.
Yasaların kamu yararına dayanması gereği ise, hukuk devletinin en temel
değerlerinden birini oluşturmaktadır.
Ancak, siyasal iktidar INTOSAI
Denetim Standartları ve Uygulama Rehberlerinde “performans ölçümü/değerlendirmesi”
olarak yer alan mali/tasdik denetimini, performans denetimi olarak
tanımlamak gibi dolambaçlı yollara girişerek Sayıştayın
1996 yılından bu yana INTOSAI Denetim Standartlarına uygun olarak yürüttüğü
performans denetimi yetkisini elinden almaktadır. Böylece, performans
değerlendirmesinin/ölçümünün kapsamı dışında bulunan savunma ve güvenlik
harcamaları ile Düzenleyici ve Denetleyici Kurumların faaliyetleri üzerinde
Sayıştayın INTOSAI Denetim Standartlarına göre
performans denetimi yapmasını da engelleyerek TBMM’nin “bütçe hakkı”nı sınırlandırmaktadır. Siyasal iktidarın hesap
verebilir bir demokrasiyi kurumsallaştırmak yerine, çapraşık düzenlemelerden
medet umarak hesap vermekten kaçınması, demokratik bir anlayışı temsil
etmediği gibi, hukuk devletinin temel bir ögesi
olan kamu yararı ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla 6085 sayılı
Kanunun (2/1-d) maddesi, Anayasanın 2 nci maddesindeki
demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkesine bu açıdan da aykırıdır.
Diğer yandan, Anayasanın 160 ıncı maddesinde Sayıştaya,
merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik
kurumlarının bütün gelir ve giderleriyle mallarını Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına denetleme yetkisi verilmiş ve aynı maddenin son fıkrasında
ise, denetim usullerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Anayasanın 160 ıncı
maddesinin son fıkrasında yasakoyucuya verilen
yetki, Sayıştayın Türkiye Büyük Millet Meclisi
adına yapacağı denetimin türlerini belirleme yetkisi değil, yapacağı
denetimin usulünü düzenleme yetkisidir.
INTOSAI Denetim Standartlarının
1.0.38 nolu Denetim Standardında, Sayıştay
denetiminin, düzenlilik denetimi ile performans denetimini kapsadığı hiçbir
tartışmaya yol açmayacak açıklıkta belirtilmiştir. Bu bağlamda INTOSAI
Denetim Standartlarına göre Sayıştay denetimi düzenlilik denetimi ile
performans denetiminden oluşan bir bütündür ve “bütçe hakkı”nın
sahibi olan yasama organı, yürütmenin hesap verme sorumluluğunu Sayıştayın yapacağı düzenlilik ve performans
denetimleri sonucunda üreteceği raporlar üzerinden görüşecektir. Bu bağlamda siyasi iktidarın, performans
ölçümü/değerlendirmesini performans denetimi olarak tanımlayarak, INTOSAI
Denetim Standartlarına göre düzenlilik denetimi ile performans denetiminden
oluşan Sayıştay denetimini düzenlilik denetimiyle sınırlandırması ve
böylece iki ayak üzerinde duran yürütmenin yasamaya hesap verme
sorumluluğunun ayaklarından birini kırarak TBMM’nin “bütçe hakkı”ndan kaynaklanan denetim yetkisini
değersizleştirmesi, Anayasanın 160 ıncı
maddesinin son fıkrasında yasa koyucuya verilen Sayıştayın
denetim usullerini kanunla düzenleme yetkisinin kötüye kullanılmasıdır.
Bu kötüye kullanımın
hukuksal ifadesi olan, 6085 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendindeki “Performans denetimi:
Hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve
göstergeler ile ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesini” ifadesi,
kaynağını Anayasadan almayan bir yetkinin kullanılarak Sayıştay denetiminin
bütünlüğünü bozmak suretiyle TBMM’nin bütçe hakkından kaynaklanan denetim
yetkisini değersizleştirdiğinden Anayasanın 160 ıncı
maddesiyle birlikte 6 ncı maddesine de aykırılık
oluşturmaktadır.
Öte yandan, Anayasanın 160 ıncı maddesinde Sayıştaya
denetleme, inceleme ve hükme bağlama görevleri verilmiş; hiçbir şekilde
“ölçme” görevinden söz edilmemiştir. Kamu idareleri ölçerek raporlar;
Sayıştay ise kamu idarelerinin raporlarında yer alan ölçüm sonuçlarını
denetler. Nitekim, 5018 sayılı Kanunun 41 inci
maddesine göre, kamu idareleri kendi belirledikleri hedef ve göstergeler
temelinde faaliyet sonuçlarını ölçerek faaliyet raporlarını hazırlayacaklar;
Sayıştay ise, kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde
hazırlayarak Sayıştaya sundukları faaliyet
raporlarını, 6085 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine göre inceleyip
değerlendirdikten sonra faaliyet raporunda yer alan verilerin/bilgilerin
doğruluğu ve güvenirliği hakkında mali denetim kapsamında TBMM’ne görüş
verecektir. Dolayısıyla, Sayıştaya faaliyet
sonuçlarını ölçme görevi vererek kamu idarelerinin yükümlülüğünü Sayıştaya yükleyen 6085 sayılı Kanunun (2/1-d) maddesi,
Sayıştaya inceleme, denetleme ve hükme bağlama
görevi veren Anayasanın 160 ıncı maddesine bu
açıdan da aykırıdır.
Açıklanan
nedenlerle, 03.12.2010 Tarihli ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanununun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi ile 36
ncı maddesinin (3) numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci,
6 ncı ve 160 ıncı
maddelerine aykırı olup, iptalleri gerekmektedir.
2) 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 2 nci Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının (f) Bendindeki, “… tespit
edilen kamu zararına ilişkin …”, 23 üncü Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının
(a) Bendindeki “… kamu zararına ilişkin …” ve 48
inci Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İlk Cümlesindeki “… kamu zararına
yol açan ….” İbarelerinin Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 2 nci maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (f) bendinde; “Yargılamaya esas rapor: Sayıştay dairelerince
yapılacak yargılamaya esas olmak üzere, denetçiler tarafından genel yönetim
kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında
tespit edilen kamu zararına ilişkin düzenlenen raporu,” denilirken; 23 üncü
maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “Daireler; (a) Hesap mahkemesi olarak
sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin düzenlenen yargılamaya esas
raporlarda yer alan kamu zararına ilişkin hususları hükme bağlar.” denilmiş
ve 48 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise, “Genel yönetim
kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında
denetçiler tarafından kamu zararına yol açan bir husus tespit edildiğinde
sorumluların savunmaları alınarak mali yıl sonu
itibariyle yargılamaya esas rapor düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzenlemeler birlikte
değerlendirildiğinde, Sayıştay denetçilerinin genel yönetim kapsamındaki
kamu idarelerini “kamu zararı” açısından denetleyecekleri, yargılamaya esas
raporlarda, “kamu zararı” tespit ettikleri hususlara yer verecekleri ve
yargılama dairelerinin de “kamu zararına yol açan” hususları hükme
bağlayacakları anlaşılmaktadır. Bu düzenlemeyle Sayıştayın
genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri üzerinde yapacağı “düzenlilik
denetimi”, “kamu zararı”na indirgenmiş
bulunmaktadır.
Oysa,
Anayasanın 160 ıncı maddesinde Sayıştaya, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu
idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve
işlemlerini kesin hükme bağlamak görevi verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin
20.11.1996 tarihli ve E.1996/58 ve K.1996/43 sayılı Kararında da belirtildiği
üzere, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal
güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına
denetleme ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla
görevli Sayıştayın vereceği kararların temelini
denetçiler tarafından yapılan denetim görevi oluşturmaktadır.
Denetçiler tarafından yapılacak
düzenlilik denetimi, “kamu zararı”nı tespite
yönelik değil; gelir ve giderler ile mal hesap ve işlemlerinin kanun ve
diğer hukuki düzenlemelere uygunluğunu incelemeye yöneliktir. Kamu zararı
mevzuata aykırılığın sonucunda ortaya çıkan sonuçlardan sadece biridir. Her
mevzuata aykırılık kamu zararı ile sonuçlanmayabileceği gibi, bazı
durumlarda kamu zararının tam ve kesin rakamlar üzerinden ortaya konması
çeşitli nedenlerle mümkün de olmayabilir.
Hesap; gelir, gider ve mal
işlemlerine ilişkin muhasebe belge ve kayıtları ile bunlardan üretilen mali
tablolardır. Vezneden yapılan bir ödemenin “Banka
Hesabı”na borç kaydedilmesi, muhasebe birimine intikal eden özel kesim tahvilinin
“Özel kesim tahvil, senet ve bonoları” hesabı yerine “Menkul varlıklar hesabı”na kaydedilmesi, ödenek işlemlerinin
kayıtlarının yanlış yapılması, herhangi bir hesabın alacağına kaydedilmesi
gereken bir tutarın borcuna kaydedilmesi, vb. masumane kayıt hatalarında
herhangi bir kamu zararı yoktur. Ancak, mevzuatın bir parçası olan
Merkezi Yönetim Muhasebe Yönetmeliği hükümlerine aykırı olan söz konusu
muhasebe kayıtları mali tablolara yansıyacak ve muhasebe kayıtlarından
üretilen mali tablolar hatalı olacaktır. Öte yandan (A)
İdaresinin bankalardaki (x), (y) ve (z) hesaplarının yılsonu bakiye
toplamları 5 milyon TL iken, yılsonu Bilançosunda “Banka hesabı” 4 milyon
TL veya 6 milyon TL olarak yer alıyor ve bu farkın nedeni ve mahiyeti hesap
ve işlemlerin incelenmesinden anlaşılamıyor ise müfettiş incelemesini/soruşturmasını
gerektirebilir ve dolayısıyla yargılama dairelerinin konuyu kurumlarına
bildirerek teftiş raporuna göre hüküm tesis etmesi gerekebilir. Anayasa
Sayıştaya sorumluların hesaplarını kesin hükme
bağlama görevi verdiğine göre, denetçilerin tespit ettiği söz konusu
muhasebe kayıt hataları ile mali tablolardaki tutarsızlıkları rapora alması
ve yargılama dairelerinin hüküm tesis etmesi Sayıştayın
yapmaktan kaçınamayacağı Anayasal görevidir.
İşlem; söz konusu gelir, gider ve
mal hesaplarının temsil ettiği sorumluların mali karar ve uygulamalarıdır.
Mevzuata aykırı her mali işlemin mutlaka kamu zararı gibi bir sonucu olur
düşüncesi doğru değildir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre
açık ihale usulüyle karşılanması gereken örneğin 100 bin ton motorin
ihtiyacının, parçalara bölünerek doğrudan temin usulüyle rayiç bedeli
üzerinden kısım kısım satın alınması işleminde,
kamu zararının olup olmadığı, var ise ne kadar olduğu kesin rakamlar
üzerinden ortaya konamayabilir. Ancak, kamu zararının ortaya konamamış
olması, söz konusu işlemin mevzuata uygun olduğu anlamına gelmez. Kamu
idareleri kadrosuz işçi istihdam ediyor, sınavsız memur personel alıyor ve
bunlara ücret ve maaş ödüyor olabilir. Angaryanın Anayasal düzeyde yasaklandığı
bir hukuk devletinde bu ödemeler kamu zararı olarak nitelenemez; ancak
işlemlerin mevzuata aykırı olduğu da tartışma götürmez. Öte yandan, 5393
sayılı Belediye Kanununun 68 inci maddesinde, belediyelerin borçlanmaları
bir takım usul ve esaslara bağlanmış ve söz konusu usul ve esaslara aykırı
olarak borçlanan belediye yetkilileri hakkında, fiilleri daha ağır bir
cezayı gerektirmeyen durumlarda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun görevi
kötüye kullanmaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Belediyenin borçlanmasında kamu zararı olmayabilir; ancak kamu zararının
olmaması borçlanmanın mevzuata uygun olduğu anlamına gelmemektedir. Nitekim
Kanun usulsüz borçlanmayı cezai müeyyideye tabi kılmıştır. Anayasanın 160 ıncı maddesinde
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi Sayıştaya verildiğine göre, kamu zararı olmayan veya
tespit edilemeyen tüm bu mevzuata aykırılıkların denetçi raporuna alınarak
yargılama dairelerine intikal ettirilmesi ve yargılama dairelerinin de ilgisine
göre, mevzuata aykırı uygulamalara bundan böyle son verilmesinin sağlanması
veya ilgililer hakkında disiplin soruşturması yürütülmesi için Bakanlığına
yazılmasına veya Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmasına
karar vermesi Sayıştayın Anayasal görevidir.
Anayasanın 160 ıncı
maddesinde Sayıştaya, kamu zararını hükme bağlama
değil, sorumluların hesap ve işlemlerini hükme bağlama görevi verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, 6085 sayılı
Kanunun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(f) Bendindeki, “… tespit edilen kamu zararına
ilişkin …”, 23 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendindeki “… kamu zararına ilişkin …” ve 48 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasındaki “… kamu zararına yol açan ….”
ibareleri Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırı
olup iptali gerekmektedir.
3) 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 2 nci Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının (k) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 2 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde, “Kamu zararı: Kamu Mali
Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen kamu zararını,” denilirken;
göndermede bulunulan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71
inci maddesinin 25.04.2007 tarih ve 5628 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle
değişik birinci fıkrasında, “Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur
veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri
sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.”
denilmekte; 6085 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin (3)
numaralı fıkrasında ise, “Sorumlular; mevzuata aykırı karar, işlem veya
eylemleri ile illiyet bağı kurularak oluşturulan ilamda yer alan kamu
zararından tek başlarına veya birlikte tazmin ile yükümlüdür.” hükmüne yer
verilmektedir.
6085
sayılı Kanunun (2/1-k) maddesiyle göndermede bulunulan 5018 sayılı Kanunun
(71/1) maddesindeki, “Kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden
kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri” ifadesi ile 6085
sayılı Kanunun (7/3) maddesindeki “sorumluların mevzuata aykırı karar,
işlem veya eylemleri” ifadesi hukuksal olarak birbirinden çok farklıdır.
Kamu
görevlileri/Devlet memurları ile sorumlular; sübjektif sorumluluk ile
objektif sorumluluk; adli yargı ile hesap yargısı kavramları arasındaki
farklılıklar, 14, 15, 16 Ocak 1969 tarihli ve E.1967/13, K.1969/5 sayılı
Anayasa Mahkemesi Kararının, “Anayasa Mahkemesinin 12/12/1967
günündeki toplantısında Sayıştay Başkanının yaptığı sözlü açıklamanın
özeti” bölümünde şu şekilde yer almaktadır:
“Devlet
memurları, görevleri ile ilgili olarak idareye verdikleri zararlardan
ötürü, Borçlar Kanununun haksız fiil esaslarına göre adlî mahkemelerden
alınacak karara müsteniden mesul olurlar. Asıl olan sübjektif
sorumluluktur, hükme yetkili merci de adliye mahkemeleridir.
Fakat
Anayasamız muhasip, gelir ve gider tahakkuk memuru, ikinci derece ita amiri
durumundaki memurların vazifelerinden mütevellit mali mesuliyetlerini hükme
bağlama yetkisini adli kazadan ayırıp, bir özel kuruluşa (Sayıştay`a)
verirken, genel olarak memurlar hakkında uygulanan sübjektif sorumluluk
prensibini terk etmiş, mesuliyet hukukumuza dahil
diğer bir prensibi, objektif sorumluluk prensibini kabul etmiştir. Objektif
mesuliyet, kusuru, şart olarak aramaz. Zarar ve fiil arasındaki illiyet
rabıtasını tazmin için kâfi görür.
Devlet
fonlarına tasarruf eden memurlar, Anayasamızın deyimi ile,
bidayeten sorumlu addedilirler. Zimmetdar olmak bu memur zümresi için asıldır. Bunlar,
zimmetlerine verilen, kendilerine tevdi edilen Devlet fonları miktarınca
önceden zimmetdardırlar, devre sonunda
verecekleri zamanı idare hesabının incelenmesinde her işlemin mevzuata uygunluğunu
isbat ve beraatine
yarayacak belgeleri ibraz ile mükelleftirler.
Yargılama
sonunda, işlemlerin tüm olarak mevzuata, kayıt ve belgelerine uygun olduğu
sübut bulursa, verilen hüküm, aynı zamanda sorumlu memurun beraatini ifade eder, fakat bir veya bir kaç işlemin
mevzuata uygun bulunmadığı, tevsik edilemediği sonucuna varılırsa,
sorumlunun, bidayette, tüme taallûk eden zimmeti, o işlemlere tekabül eden
meblağ miktarınca devam eder.”
Dönemin Sayıştay Başkanı merhum Rıza TURGAY’ın
Anayasa Mahkemesinin 12.12.1967 tarihindeki toplantısında yaptığı sözlü
açıklamada da belirtildiği üzere, kamu
görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı
karar, işlem veya eylemlerinden dolayı kamu kaynağında artışa engel veya
eksilmeye neden olunması durumunda, bu sorumluluğun saptanacağı yetkili
merciler, Sayıştay yargılama daireleri değil, adli mahkemeler ile idari
disiplin kurullarıdır.
Merhum Rıza TURGAY’ın sözlü açıklamalarına
şunlar eklenebilir: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 21 inci maddesinde
kast, 22 nci maddesinde ise taksir tanımlanırken;
204 üncü maddesinde resmi belgede sahtecilik, 235 inci maddesinde ihaleye
fesat karıştırma, 236 ncı maddesinde edimin
ifasına fesat karıştırma, 247 nci maddesinde
zimmet, 250 nci maddesinde irtikap,
251 inci maddesinde denetim görevini ihmal, 252 nci
maddesinde rüşvet ve 257 nci maddesinde ise
görevi kötüye kullanma suçları düzenlenmiştir. Dolayısıyla söz konusu
suçları kasten veya taksirle işleyen kamu görevlilerinin cezai
sorumluluklarına ceza mahkemelerinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine
göre yapılan yargılamalar sonucunda karar verilmektedir. Ayrıca personel
kanunlarında, kamu görevlilerinin idareye ve kişilere verdikleri zararların
tazminine ve bu görevlilere verilecek disiplin cezalarına ilişkin hükümler
yer almakta; idari kararlar aleyhine de idari yargı mercilerinde dava
açılmaktadır. Öte yandan, Merhum Rıza TURGAY’ın
da belirttiği üzere kusura dayalı haksız fiiller ile sebepsiz zenginleşme
ve tazminat davaları ise Borçlar Kanununun konusunu oluşturmakta ve sorumluluk
da hukuk mahkemelerinde hükme bağlanmaktadır.
Kamu görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerinden kaynaklanan mevzuata
aykırılıklarda sorumluluğun saptanacağı yetkili merciler adli mahkemeler
ile idari makam ve disiplin kurulları olmasına rağmen; Anayasamızın 160 ıncı maddesinde, Sayıştaya
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi verilmiştir.
Anayasanın 160 ıncı maddesinde yer alan
“sorumlular” ifadesi, bidayetten sorumluluğu/zimmettarlığı
ortaya koymaktadır.
Bidayetten sorumlular ise, TBMM’nin yürütme organına tahsis ettiği
bütçe ödeneklerinin teslim edildiği kamu görevlileridir. Söz konusu kamu görevlileri,
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda harcama yetkilisi (md.
31), gerçekleştirme görevlisi (md. 33) ve muhasebe yetkilisi (md. 61) ile
diğer sorumlular olarak yer almıştır. Bütçe ödeneklerinin teslim
edildiği/zimmetlerine verildiği söz konusu sorumluların, hesap ve
işlemlerinin yargılanması sonucunda mevzuata uygun bulunan kısımları için Sayıştayca beraat hükmü tesis edilerek sorumlulukları
sona erdirilmekte, mevzuata uygun bulunmayan kısımları için ise zimmettarlıklarının devamına yönelik olarak tazmin hükmü
tesis edilmektedir. Objektif sorumluluğun esas alındığı bu kararda da, 6085
sayılı Kanunun 7 nci maddesinin (3) numaralı
fıkrasında belirtildiği üzere sorumluların mevzuata aykırı karar, işlem
veya eylemleri ile kamu zararı arasında nedensellik bağının kurulması gerekmektedir.
Bütçe ödeneklerinin teslim edildiği söz
konusu sorumluların hesap ve işlemlerinin Sayıştay tarafından yapılacak
yargılamasında, kasıt, kusur, ihmal gibi suçun unsurları aranacak ise, kamu
görevlilerinin sübjektif sorumluluğun saptanmasına ilişkin yargılama adli
mahkemelerde yapıldığından sorumluların hesap ve işlemlerinin de adli mahkemelerde
yargılanması ve dolayısıyla Sayıştaya
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi verilmemesi
gerekirdi.
Anayasanın 160 ıncı maddesinde Sayıştaya, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlama görevi verildiğine göre, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde yer
alan, “Kamu zararı: Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen kamu
zararını,” hükmü, Anayasanın 160 ıncı maddesine
aykırıdır ve iptali gerekir.
Öte
yandan, Anayasanın 2 nci maddesinde “hukuk
devleti” Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri arasında sayılmış ve 9 uncu
maddesinde ise, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce
kullanılacağı belirtilmiştir. Sayıştay tarafından yapılacak sorumluların
hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanmasında, Sayıştaya
kamu görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerini saptama yetkisi veren 6085
sayılı Sayıştay Kanununun 2 nci maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (k) bendi, açıklanan nedenlerle Anayasanın 2 nci, 9 uncu ve 160 ıncı
maddesine aykırı olup iptali gerekmektedir.
4)
03.12.2010 Tarihli ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanununun 7 nci
Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 7 nci maddesinin (6) numaralı
fıkrasında, “Sayıştay tarafından gerçekleştirilen performans denetimleri
mali ve hukuki sonuç doğurmaz.” denilmektedir. Ancak, aynı maddenin (5)
numaralı fıkrasında ise “Bakanlar, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve
verimli kullanılması ile hukuki ve mali konularda Başbakana ve Türkiye
Büyük Millet Meclisine karşı sorumludur.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu iki
fıkra birbiriyle çelişik hükümler ifade etmekte ve hesap verme sorumluluğu
çevriminin anlaşılamadığını ortaya koymaktadır.
Bütçe
hakkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nindir.
TBMM, gelirlerin toplanması ve harcamaların yapılması yetkisini bütçe
kanunu ile yürütmeye devretmekte; yürütme ise, bütçe programlarına tahsis
edilen ödeneklerin, bütçede öngörülen programlara, belirtilen tutarlarda,
hukuka uygun şekilde ve taahhüt edilen hedeflere ulaşılması amacıyla
verimli, tutumlu ve etkin şekilde harcanacağı konusunda hesap verme
yükümlülüğü altına girmektedir.
Yürütme söz konusu hesap verme yükümlülüğünü, bütçe ödeneklerinin
tahsis edildiği alanlarda, belirlenen hedeflere ulaşmak için kullanıldığını
mali tablolar ve faaliyet raporları ile TBMM’ye rapor ederek yerine getirecek;
Sayıştay ise bu raporların raporlama standartlarına uygunluğu ve raporlarda
yer alan beyanların doğruluğu ve güvenirliği konusundaki tespit ve
önerileri ile kaynakların ekonomik, verimli ve etkin kullanılıp
kullanılmadığına ilişkin performans denetimi bulgularını TBMM’ye
sunacaktır.
TBMM ise, yürütmenin beyan ettiği mali tablolar ve faaliyet
raporları ile Sayıştayın söz konusu raporların raporlama
standartlarına uygunluğu ve raporlardaki beyanların doğruluğu ve
güvenirliğine ilişkin görüşü ve kaynakların verimli, etkin ve tutumlu
kullanılıp kullanılmadığına ilişkin performans denetimi raporlarındaki
tespit, öneri ve bulguları ışığında bakanların ve üst yöneticilerin hesap
verme sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini görüşerek karara bağlayacaktır.
Performans
denetimi, tanımı gereği devlet/hükümet faaliyetlerinin, programlarının veya
organizasyonlarının verimliliğinin ve etkinliğinin, ekonomiklik ve
iyileştirme amacı gözetilerek, bağımsız bir biçimde incelenmesi olduğuna
göre, kaynakların verimli, etkin ve tutumlu kullanılmasına ilişkin olarak
birçok tespit, bulgu ve öneriyi içermek durumundadır. Dolayısıyla
performans denetimi raporlarındaki tespit, bulgu ve önerilere dayanarak
TBMM’nin “bütçe hakkı” bağlamında vereceği kararlar elbette ki mali,
hukuki, siyasi ve yönetsel sorumluluklar doğurabilecektir. Sorumluluk
doğurabileceği içindir ki aynı maddenin (5) numaralı fıkrasında, “Bakanlar,
kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması ile hukuki ve
mali konularda Başbakana ve Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı
sorumludur.” hükmüne yer verilmiştir. Performans denetimleri kamu
kaynaklarının verimli, etkin ve ekonomik kullanımı ile ilgili olduğuna
göre, bakanların TBMM’ne karşı sorumluluklarının tespitine performans
denetimlerindeki bulgular taban oluşturacaktır.
Bu bağlamda, 6085 sayılı Kanunun 7 nci
maddesinin (6) numaralı fıkrasındaki, “Sayıştay tarafından gerçekleştirilen
performans denetimleri mali ve hukuki sorumluluk doğurmaz.” hükmü, bir
yandan TBMM’nin, bütçe hakkından kaynaklanan denetim yetkisine Anayasaya
aykırı bir sınırlama getirirken; diğer yandan Sayıştay denetimini hiçbir
sonuç doğurmayan, boşa kaynak ve emek harcanan ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına yapılmayan bir denetim durumuna düşürmektedir.
Anayasanın
87 nci maddesinde “Bakanlar Kurulunu ve bakanları
denetlemek” TBMM’nin görev ve yetkileri arasında sayılmış, 160 ıncı maddesinde de Sayıştayın
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapmakla görevli olduğu
belirtilmiştir. Bu denetim görevi Anayasa ile verilmiş olup, denetimin
Anayasanın öngördüğü denetim bütünlüğü içinde yapılması gerekir. Anayasanın
öngördüğü denetim bütünlüğünün yasayla değiştirilmesi Anayasaya aykırılık
oluşturur.
Açıklanan
nedenlerle, 6085 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin
(6) numaralı fıkrası Anayasanın 87 nci ve 160 ıncı maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
5) 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 17 nci Maddesinin;
a-
(6) Numaralı Fıkrasının (c) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
6085 sayılı Sayıştay Kanununun
Sayıştay denetçilerinin nitelikleri ve mesleğe alınmaları başlıklı 17 nci maddesinin (6) numaralı fıkrasının (c) bendinde,
“Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi 20.11.1996 tarih
ve 1996/58 Esas ve 1996/43 Karar sayılı kararında şöyle demiştir:
“…
Sayıştay, Anayasanın 160 ıncı maddesine göre,
TBMM adına denetim görevi yapan ve bu denetimin sonunda ilgililerin hesap
ve işlemlerini kesin hükme bağlayan ve kararlarına karşı hiçbir yargı
organına başvurma olanağı bulunmayan anayasal bir kurumdur.”
“Genel ve
katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına
denetleme ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla
görevli olan Sayıştayın vereceği kararların
temelini denetçiler tarafından yapılan denetim görevi oluşturmaktadır”
Anayasa
Mahkemesinin yukarıya alınan kararında da belirtildiği üzere Sayıştayın hesap yargılamasının kapsam ve içeriğini
denetçi raporu belirlemekte; raporun kapsam ve içeriği de Sayıştay
denetçisinin mesleki yetkinliği ile tarafsızlığı ve bağımsızlığına bağlı
olmaktadır.
Sayıştay
denetçisinin mesleki yetkinliği, tarafsızlığı, bağımsızlığı ve mesleki
ilkelerle etik değerlere bağlılığı, örneğine başka hiçbir meslekte
rastlanılmayacak derecede önemlidir. Çünkü,
denetçinin hesabı incelemesi ve raporlaması aşamalarında idare, hukuk ve
ceza mahkemelerinde olduğu üzere davanın taraflarının veya vekillerinin
veya Cumhuriyet Savcısının verilen kararı üst mahkemelere temyiz etme gibi
karar sahibinin mesleki kariyerinde ve yükselmesinde etkili olan işlevsel
kontrol mekanizmaları bulunmamaktadır. Sayıştay denetçisi hesabı incelerken
vicdanı ile baş başadır. Hesabın ve temsil ettiği mali işlemlerin
içeriğini, hesap verme sorumluluğu taşıyanlar ile denetçiden başka kimse bilmemektedir.
Kamu fon ve kaynağı kullanan kurumların tamamına yakınının Sayıştay
denetimine tabi olması, denetçilerin kamu hukuku ile özel hukuku; gelir,
gider, taşınır, taşınmaz ve personel mevzuatını; denetime tabi idarelerin
teşkilat kanunları ve görevleri ile hizmet üretme süreçlerini; bu
görevlerin baraj, otoyol, elektrifikasyon gibi teknik nitelikte olan ve
mesleğe özgü mesleki teknik bilgi gerektirenlerin temel özelliklerini;
uluslararası muhasebe ve denetim standartlarını; bilimsel araştırma yöntem
ve tekniklerini özümsemelerini zorunlu kılmaktadır.
Bu
bağlamda, Sayıştay denetçi yardımcılığına giriş sınavında bilgi öne
çıkmaktadır. Bilgi, çalışmak ve çaba göstermekle elde
edilen bir ayrıcalık olduğundan; eleme ve yazılı sınavda ortaya konan
başarı derecesi, kişinin çalışkanlığının, çalışmayı ve araştırmayı bir
alışkanlık haline getirdiğinin göstergesi olmakta ve eleme ve yazılı sınavın
nesnel sonuçları, kişinin Sayıştay denetçiliği mesleğinde de çalışkan ve
araştırmacı olacağına ve mesleki yeterlik ve yetkinliğe kavuşacağına karine
oluşturmaktadır.
Oysa Kanunun 17 nci
maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde, “Eleme sınavı sonucunda,
yetmiş puandan az olmamak üzere en yüksek puandan başlayarak sınav ilanında
belirtilen kadronun beş katına kadar yazılı sınava çağrılır.” denilirken;
aynı maddenin (5) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde, “Yazılı sınav
sonucunda, yetmiş puandan az olmamak üzere, en yüksek puandan başlayarak
eleme sınavı ilanında belirtilen kadronun üç katına kadar aday mülakata
çağrılır.” denilmektedir.
Bu
düzenlemeye göre adaylarının 2/5 (% 40)’ı yazılı sınavda elenir ve 3/5 (%
60)’ı mülakata çağrılırken; 2/3 (% 66,3)’ü mülakatta elenerek 1/3 (%33,3)’ü
mülakatı kazanmış olmaktadır. Böylece, Sayıştay denetçi yardımcısı adaylığı
giriş sınavında öznel değerlendirmeye açık mülakat, nesnel değerlendirmeye
dayalı yazılı sınavdan daha önemli hale getirilmektedir.
Maddenin (6) numaralı fıkrasındaki
mülakat ölçütleriyle de mülakata yazılı sınavın nesnel sonuçlarını ortadan
kaldırarak ortalama üstü bilgi ve yeteneğe sahip olanların Sayıştaya girmesini engelleme işlevi yüklenmektedir.
Gerçekten
de (6) numaralı fıkranın (b) bendinde, “davranış ve tepkilerinin mesleğe
uygunluğu,” gibi soyut bir kriterle yetinilmeyerek
(c) bendinde ayrıca, “Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,” gibi
soyut olmanın da ötesinde, adayın en fazla 30 dakika süreli mülakattaki
tutum ve davranışları üzerinden kişilik analizini içeren bir kritere yer verilmiştir.
Tutum
ve davranışlar üzerinden kişilik analizini yapacaklar ise, maddenin (7)
numaralı fıkrasında, Sayıştay Birinci Başkanı veya görevlendireceği daire
başkanının başkanlığında iki üye ile üç uzman denetçiden oluşan altı
kişilik mülakat komisyonu olarak belirlenmiştir.
Kişilik bozukluklarının en uç durumu olan ve tıbbi tedaviyi
gerektiren nevrotik ve bunun bir üst aşaması olan
psikozlu tanısı dahi, 6 yıl süreli tıp eğitimi üzerine 4 yıl uzmanlık
eğitimini tamamlayarak psikanalist unvanını kazanan uzman doktorların
birkaç seanstan sonra varabildikleri bir kanı iken; psikoloji ve psikanaliz
eğitimi almamış Sayıştay meslek mensuplarından oluşan bir heyetten,
kişilerin mülakattaki tutum ve davranışları üzerinden kişilik analizlerini
yapmalarını ve bunu en fazla 30 dakikalık bir süre içinde tamamlayarak bir
karara varmalarını beklemek ve bu karara hukuksal bir değer atfetmek, söz
konusu olan bilim, uzmanlık ve hukuksa mümkün olamaz.
Kaldı
ki adayın özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı gibi kişilik
özellikleri, genel psikolojinin bile değil, genel psikolojinin değişik alt
dallarının uzmanlık alanlarına girmekte ve bu yanıyla da özel uzmanlık
bilgisine sahip birden fazla uzmanı gerektirmektedir.
Fransız Ulusal Meclisinin 26 Ağustos 1789 tarihinde
açıkladığı İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 6 ncı
maddesindeki, “Tüm yurttaşlar yasa önünde eşit olduklarından, yeteneklerine
göre her türlü kamu görevi, rütbe ve mevkiine eşit olarak kabul edilirler;
bu konuda yurttaşlar arasında erdem ve yeteneklerinden başka bir ayırım gözetilmez.”
ilkesi, Kıta Avrupası Hukuk Sisteminin ve kamu
yönetimi anlayışının temelini oluşturmuştur.
Nitekim, Anayasamızın 2 nci
maddesinde hukuk devleti ve 10 uncu maddesinde yasa önünde eşitlik ilkesi düzenlenirken;
70 inci maddesinde ise; “Her Türk kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.
Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım
gözetilemez.” denilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 30.05.2006 tarih ve E.2003/82,
K.2006/66 sayılı kararında, “Anayasanın 2 nci maddesinde
yer alan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini
gerçekleştiren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm
devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde
Anayasanın ve yasa koyucunun da uyacağı temel hukuk ilkelerinin bulunduğu
bilincinde olan devlettir.” denilirken; 11.06.2003 tarih ve Esas 2001/346,
Karar 2003/63 sayılı Kararında ise, “Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devletinin unsurlarından biri de vatandaşlarına
hukuk güvenliği sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda
belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir.” ifadesine yer verilmiştir.
Sosyal
hukuk Devleti, fırsat eşitliğine dayanan Devlettir ve hukuk Devletinde
yasaların amacı, hukuk güvenliğini ve kamu yararını gerçekleştirmektir.
Bu
bağlamda, adayların özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı Sayıştay
denetçiliği mesleğinin nitelikleri arasında görülüyorsa, bu kişilik
özelliklerinin ölçme ve değerlendirmesinin idare hukukunun temel prensiplerinden
olan “liyakat ilkesine” uygun yapılması gerekir.
Liyakat,
Türkçe sözlükte; (1) layık olma, (2) yeterlilik anlamına gelmekte ve 657
sayılı Kanununun 3/C maddesinde ise, “Devlet kamu hizmetleri görevlerine
girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini
liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla
uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır.” şeklinde
tanımlanmaktadır. 657 sayılı Kanun liyakatin, Devlet kamu hizmetlerine
girişte ve girdikten sonra ilerleme ve yükselme ile görevin sona
erdirilmesinde işletilecek bir sistem olduğunu ve bu sistemin eşit bir
şekilde uygulanmasının Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılacağını belirtmektedir.
Sistemin
eşit bir şekilde işletilerek adayların hukuk güvenliğine sahip
kılınabilmesi için, öncelikle mülakat komisyonunun adayların özgüveni, ikna
kabiliyeti ve inandırıcılığı gibi kişilik özelliklerini ölçerek değerlendirebilecek
niteliklere sahip olması, bu bağlamda konusunun uzmanı psikanalistlerden
oluşturulması ve bu heyet tarafından adaylara kişilik testlerinin
uygulanması gerekmektedir.
Tersine
mülakat komisyonu Sayıştay meslek mensuplarından oluşturulacak ise, bu
durumda da hizmet gereklerine ve kamu yararına uygun, tüm adaylara eşit imkanlarla uygulanabilir ve nesnel olarak ölçülebilir
faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörler temelinde yapılacak ölçme ve
değerlendirme sonucunda kişilerin liyakatine karar verilmesi gerekmektedir.
Bu
itibarla, en fazla 30 dakikalık mülakat süresi içinde Sayıştay meslek
mensuplarından oluşan mülakat komisyonunun adayların mülakattaki tutum ve
davranışları üzerinden kişilik analizlerini yaparak bir sonuca varmalarını
öngören 6085 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (6)
numaralı fıkrasının (c) bendindeki “Özgüveni, ikna kabiliyeti ve
inandırıcılığı,” ifadeleri, adayların hukuk güvenliğini ortadan kaldırmayı
amaçladığı için sosyal hukuk devleti ilkesine, mülakatta kayırmacılığı
teşvik ederek mülakat komisyonuna öznel tercihlerde bulunma imkanı sağladığı için eşitlik ilkesine aykırıdır ve
Anayasanın 70 inci maddesindeki görevin gerektirdiği nitelikleri nesnel
olarak ölçme ve değerlendirmeye uygun değildir.
Açıklanan
nedenlerle, 6085 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin
(6) numaralı fıkrasının (c) bendi Anayasanın 2 nci,
10 uncu ve 70 inci maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
b-
(6) Numaralı Fıkrasının (ç) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 17 nci maddesinin (6) numaralı fıkrasının (ç) bendinde,
“Genel yetenek ve genel kültürü,” denilmekte ve böylece mülakatta adayların
genel yeteneği ile genel kültürünün ölçülerek değerlendirilmesi
öngörülmektedir.
Zihinsel faaliyetlere dayalı Sayıştay denetçi
yardımcılığına ilişkin mülakatta, adayların genel yeteneğinin değerlendirilmeye
teknik olarak müsait olmadığı; mülakatta ancak terzilik, ayakkabıcılık,
aşçılık, mobilyacılık, itfaiyecilik, polislik, ressamlık, müzisyenlik, vb.
el becerileri ve kas gücü ile görsel ve işitsel yetenekleri gerektiren mesleklerde
genel yeteneğin ölçme ve değerlendirmeye konu oluşturabileceği ve ölçme ve
değerlendirme yerinin de mülakat salonları değil, işlik ve atölye gibi
yerler olacağı apaçık bir gerçekliktir. Genel
yetenek adı altında adayların zeka seviyeleri ölçülecek
ise, yine bunun da uzman kişiler tarafından uygun ortamlar yaratılarak
yapılması ve adına da genel yetenek değil, IQ Testi vb. gibi zeka
seviyesini ölçmeye yönelik test isimlerinin verilmesi gerekmektedir.
Genel
kültür ise oldukça geniş bir alandır. Dünya’nın en yüksek tepesinden, en
derin çukuruna; sanatın değişik dallarındaki akımlardan, siyasal kuramlara;
İmam Gazali ile İbn-i Rüşt arasındaki felsefi tartışmadan,
Gılgamış Destanının Sümer’deki kahramanına kadar
koskoca bir alan genel kültürün kapsamı içinde bulunmaktadır. Bu bağlamda
genel kültürün herkese aynı sorular sorularak değerlendirilmesi, ölçümün
nesnelliği bağlamında büyük önem taşımaktadır. Adayın birine Türkiye’nin
coğrafi bölgeleri sorulurken, diğerine resim sanatındaki sürrealist akımın
başlıca temsilcileri sorulursa ortaya çıkan sonucun değerlendirilmesinin
nesnelliğinden söz edilemez.
Bunun
içindir ki, tüm adaylar, aynı sorular üzerinden eleme sınavında genel
kültür ve genel yetenek sınavına tabi tutulmakta ve ölçme ve değerlendirme
sonuçları nesnel olarak ortaya konmaktadır. Eleme sınavında adayların genel
yetenek ve genel kültürleri aynı sorular üzerinden nesnel olarak ölçülmüş
iken, mülakatta tekrar ve farklı sorular üzerinden genel yetenek ve genel
kültürlerinin değerlendirilmesi, mükerrerliğin ötesinde eleme ve yazılı
sınavın nesnel sonuçlarını, farklı sorular temelinde ortadan kaldırma
işlevi görmektedir.
Sayıştay Denetçiliğine ilk adımın bilgiyi ölçen nesnel
değerlendirmeler yerine, görevin gerekleriyle bağdaşmayan kayırmacılığa
açık öznel değerlendirmelerle atılması, yasa önünde eşitlik ilkesi ile 70
inci maddesindeki kamu hizmetine alınmada görevin gerektirdiği
niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemeyeceği hükmüne aykırı olmanın
yanında, denetçinin daha mesleğe ilk adımını atma aşamasında
borçlandırılarak tarafsızlık ve bağımsızlığının ipotek altına alınması,
yürütülen hizmetin gerekleriyle ve kamu yararıyla örtüşmemektedir.
Açıklanan
nedenlerle, 6085 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin
(6) numaralı fıkrasının (ç) bendi Anayasanın 2 nci,
10 uncu ve 70 inci maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
c-
(6) Numaralı Fıkrasının (d) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 17 nci maddesinin (6) numaralı
fıkrasının (d) bendinde, “Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı,”
denilmektedir.
“Bilimsel ve teknolojik
gelişmelere açıklığı”n, bir mülakatta
ölçülebilirliği olmadığı gibi, bu ifade spekülasyona
açık ve kışkırtıcı bir içerik taşımaktadır. Evrim Teorisi yerine, Yaradılış
Teorisini benimsemek midir; Newton Fiziği yerine, Kuantum Fiziğini kabul
etmek midir; tren yerine, uçakla seyahat etmek midir; mektup yerine, e-mail
ile haberleşmek midir; daktilo ile yazmak yerine, bilgisayarı daktilo
olarak kullanmak mıdır; araştırmalarda ampirik
yöntem yerine, diyalektiği ya da fonksiyonalizmi veya yapısalcılığı tercih
etmek midir; nedir bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığın ölçüsü ve
buna kim, nasıl ve ne şekilde karar verecektir? Kaldı ki, en son bilimsel
teori veya teknolojik buluş, her durum ve şartta en iyisi veya en
kullanışlısı olmayabilir. Bugün hala taşıt araçları ile diğer mekanik araç,
gereç, makine ve silahlar ile yapım işleri Newton Fiziğine dayanmakta;
dağlık arazideki bir patika yolda en ilkel ulaşım teknolojisi olan “katır”ı
kullanmak en rasyoneli olabilmektedir.
Öte
yandan, bilim ve teknolojinin art arda kullanılarak bilimsel ve teknolojik
denilmiş olmasıyla, bilimsel ifadesiyle temel bilimlerden/fizik
bilimlerinden söz edildiği anlaşılmaktadır. Çünkü teknoloji temel
bilimlerin kuramlarının mühendisler tarafından üretime uyarlanmasıyla
ortaya çıkan ürünlerdir. Bu durumda bilimsel ve teknolojik gelişmelere
açıklık (en son kuram ve teknolojik ürünlerin üretim bilgisi bağlamında),
Sayıştay denetçiliğinde değil de, bu alanda faaliyet yürüten
üniversitelerin temel bilimler fakülte ve bölümlerine araştırma görevlisi
veya kamu ve özel araştırma enstitülerine araştırmacı alınırken adaylarda
aranabilecek bir faktör olabilir. Bunu değerlendirecek olanların da Yasada
öngörülen mülakat komisyonu değil, konunun uzmanları olacağı kuşkusuzdur.
Aksine,
bilimsel ifadesiyle sosyal bilimlerden ve teknolojik ifadesiyle de
teknolojinin tüketiminden/kullanımından söz edilmek isteniyorsa; Sayıştay
denetçiliğinde aranabilecek bilimsel gelişmelere açıklık, sosyal
bilimlerdeki en son araştırma yöntem ve tekniklerinin bilgisi; teknolojik
gelişmelere açıklık ise bilişim teknolojilerinin kullanımı ile sınırlıdır.
Bu durumda da yapılması gereken, eleme ve yazılı sınav konuları arasına,
adayların sosyal bilimlerde araştırma yöntem ve teknikleri konusundaki
yeterliğini ölçmeye yönelik sorular eklemek ile mülakatın yapıldığı yere
bir bilgisayar koyarak adayın en son sürümleri kullanıp kullanamadığını
değerlendirmek olmalıdır. Günümüzde artık 30 yaş altında bilmeyenlerin
kalmadığı ve hiç bilmeyenlerin dahi bir ay süreli bir hizmet içi eğitim
kursuyla, en bilenler katına ulaşabildiği bilgisayar kullanma becerisini,
veri hazırlama kontrol işletmeni ya da zabıt katibi
alıyormuşçasına Sayıştay denetçi yardımcılığı mülakat sistemine koyarak bir
değerlendirme faktörü haline getirmenin değersizliğinden söz etmeye dahi
gerek bulunmamaktadır.
Bu
durumda da “bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı”n
bir ölçme ve değerlendirme faktörü olarak mülakatta yer almasının tek bir
amacı olabilir. Bu amaç ise, “Bilgisayarda kaç virüs var?” gibi yanıtı
olmayan sorular ile “bilgisayarda kaç tür işletim sistemi var?” veya
“programlama dilleri hangileridir?” gibi yanıtını soranların dahi
bilemeyeceği sorular temelinde istenmeyen adayların mülakatta başarısız
sayılmalarını sağlamak olabilir.
Sayıştay
denetçiliği mesleğinin gereklerinden bu derece kopuk ve böylesine
kayırmacılığa açık mülakat sistemi, adaylara hukuk güvenliği sağlamayacağı
gibi adayların eşit şartlar altında yarışmasını ortadan kaldıracağı için
6085 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (6)
numaralı fıkrasının (d) bendindeki “Bilimsel ve teknolojik gelişmelere
açıklığı” ibaresi, belirsizliği ve normatifliği nedeniyle nesnel bir
değerlendirme faktörü olmadığı ve adayların hukuk güvenliğini ortadan
kaldırdığı için Anayasanın 2 nci maddesindeki
sosyal hukuk devleti ilkesine, mülakatı olabildiğince sübjektif
değerlendirmelere ve kayırmacılığa açık hale getirerek mülakat komisyonuna
öznel tercihlerde bulunma imkanı sağladığı için 10
uncu maddesindeki eşitlik ilkesine, mesleğin gerektirdiği nitelikleri
nesnel olarak ölçme ve değerlendirmeye uygun olmaması ve Sayıştay
denetçiliği mesleğinde bir değer taşımaması nedeniyle de 70 inci maddesine
aykırılık oluşturacaktır.
Açıklanan
nedenlerle, 6085 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin
(6) numaralı fıkrasının (d) bendi Anayasanın 2 nci,
10 uncu ve 70 inci maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
d-
(6) Numaralı Fıkrasının Son Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 17 nci maddesinin (6) numaralı
fıkrasının son cümlesinde, “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir
kayıt sistemi kullanılmaz.” denilmektedir.
Böylece mülakatta adayın bilimsel ve teknolojik gelişmelere
açıklığını ölçme ve değerlendirmeye tabi tutan 6085 sayılı Kanun, sıra söz
konusu ölçme ve değerlendirmenin nasıl yapıldığının günümüz teknolojisi
aracılığıyla nesnel olarak ortaya konmasına gelince, Danıştay Onikinci Dairesi’nin 07.07.2009 tarih ve 2009/1043 Esas
sayılı kararında idari işlemin yürütmesini durdurma nedeni saydığı “sınavın
sesli ve görüntülü kayıt yapılmak suretiyle gerçekleştirilmemesi”
gerekçesini hükümsüz kılmak ve usulsüz yapılan sınavların bundan sonra
yargı mercilerince bu gerekçeye dayalı olarak iptal edilmesini engellemek
için çağımız teknolojisinin kullanımını yasaklamaktadır.
Yasakçı
anlayışın temelinde siyasal iktidarın Sayıştayda
kendi ideolojisi doğrultusunda tam ve mutlak bir kadrolaşmaya gitme ve
kendi ideolojisi dışındakilere Sayıştayı kapatma
amacı yatmaktadır. Bu durum yasanın yorumundan çıkarılan bir öngörü değil,
yasanın uygulamasından çıkarılan bir saptamadır.
Şöyle ki;
Sayıştay Başkanlığı tarafından 02 – 06 Şubat 2009 tarihleri arasında
yapılan Sayıştay Denetçi Yardımcısı Adaylığı sözlü sınavında başarısız
sayılan bir adayın açtığı dava sonucunda, Danıştay Onikinci
Dairesi 07.07.2009 tarih ve 2009/1043 Esas sayılı Kararında, yargısal
denetimin yapılabilmesi için adaylara sorulan soruların, adayların verdiği
yanıtların ve sözlü komisyonunun adaylara verdiği puanların tutanağa
bağlanmaması ve “sınavın sesli ve görüntülü kayıt yapılmak suretiyle
gerçekleştirilmemesi” gerekçesiyle sözlü sınavın ve sözlü sınav sonucuna
dayalı olarak yapılan atama işlemlerinin yürütmesinin durdurulmasına karar
vermişti.
Bu Karar üzerine demokratik hukuk devleti ilkesini
benimsemiş ve Anayasasında bu ilkeye değiştirilemezlik atfetmiş bir
Cumhuriyette yapılması gereken, sözlü sınavın Danıştay kararında belirtilen
objektif kriterlere göre yeniden yapılmasıdır.
Ancak, siyasal iktidar bunun yerine, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki
sayısal çoğunluğuna dayanarak iki maddelik bir kanun çıkardı.
832 sayılı Sayıştay Kanununun 9
uncu maddesini değiştiren 19.11.2009 tarih ve 5924 sayılı Sayıştay
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanununun çerçeve 1 inci maddesiyle,
832 sayılı Kanundaki sınav sistemi, sınav konularına kadar bütünüyle
değiştirildi ve yerine 6085 sayılı Kanunun 17 nci
maddesinde yer alan düzenlemeler getirildi.
5924 sayılı Kanunun çerçeve 2 nci maddesiyle 832 sayılı Sayıştay Kanununa eklenen
Geçici 11 inci maddeyle ise; 02 – 06 Şubat 2009 tarihleri arasında yapılan
sözlü sınavda başarısız sayılan adayların, çerçeve 1 inci maddeyle
getirilen sınav sistemine göre yeniden mülakata alınmaları ve mülakatta
başarılı sayılmak için 70 olan puanın bu mülakatta 50 olarak uygulanması
öngörüldü.
Sayıştay Başkanlığı 02.02.2009
– 06.02.2009 tarihleri arasında yapılan ve hukuka aykırı yapıldığı Danıştay
Onikinci Dairesi kararıyla sabit olan sözlü
sınavda kaybettirdiği adayları, AKP’nin çıkarmış olduğu 5924 sayılı Yasaya
göre mülakata çağırdı.
Sayıştay Başkanlığının 02.06.2010
– 03.06.2010 tarihleri arasında yaptığı mülakata 28 aday katıldı. “Bunun dışında
mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” cümlesinin yer
aldığı yasaya göre yapılan mülakatta şöyle bir sonuç ortaya çıktı:
02.06.2010
– 03.06.2010 Tarihlerinde Yapılan Mülakat Sonuçlarına Göre
Sayıştay
Denetçi Yardımcısı Adaylığı Giriş Sınavı Sonuç Listesi
|
Adayın Adı Soyadı
|
Eleme Sınav
Puanı
|
Yazılı Sınav
Puanı
|
Ortalama
Puanı
|
Mülakatta
Verilen Puan
|
|
…
|
76,794
|
96,000
|
86,397
|
46,670
|
|
…
|
84,307
|
81,000
|
82,654
|
46,330
|
|
…
|
73,760
|
96,000
|
84,880
|
46,000
|
|
…
|
73,061
|
80,000
|
76,530
|
45,500
|
|
…
|
76,084
|
78,000
|
77,042
|
45,000
|
|
…
|
78,880
|
79,000
|
78,940
|
43,670
|
|
…
|
81,657
|
85,000
|
83,328
|
43,330
|
|
…
|
74,862
|
84,000
|
79,431
|
43,330
|
|
…
|
78,211
|
85,000
|
81,605
|
43,330
|
|
…
|
78,103
|
86,000
|
82,051
|
43,000
|
|
…
|
79,036
|
84,000
|
81,518
|
42,830
|
|
…
|
77,717
|
90,000
|
83,858
|
42,670
|
|
…
|
76,496
|
78,000
|
77,248
|
41,830
|
|
…
|
82,395
|
96,000
|
89,197
|
41,830
|
|
…
|
77,506
|
81,000
|
79,253
|
41,670
|
|
…
|
78,547
|
72,000
|
75,273
|
41,000
|
|
…
|
74,260
|
89,000
|
81,630
|
40,500
|
|
…
|
79,361
|
97,000
|
88,180
|
40,170
|
|
…
|
81,375
|
74,000
|
77,687
|
39,330
|
|
…
|
74,580
|
74,000
|
74,290
|
39,330
|
|
…
|
84,545
|
77,000
|
80,772
|
39,000
|
|
…
|
78,075
|
73,000
|
75,537
|
37,330
|
|
…
|
76,784
|
79,000
|
77,892
|
37,330
|
|
…
|
83,128
|
83,000
|
83,064
|
36,500
|
|
…
|
76,745
|
71,000
|
73,872
|
33,670
|
Sayıştay
meslek mensuplarından oluşan mülakat komisyonunun, 6085 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde de yer alan;
Mülakatta,
adayın;
Bir konuyu
kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,
Liyakati,
temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu,
Özgüveni,
ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,
Genel
yetenek ve genel kültürü,
Bilimsel
ve teknolojik gelişmelere açıklığı,
Faktörleri
yönünden değerlendirerek yaptıkları ve herhangi bir kayıt sisteminin kullanılmadığı
mülakatta, mülakata katılan adayların tamamına 50 puanın altında notlar
verilerek mülakatı kaybetmeleri sağlandı.
Sayıştayın tarihinden gelen ve tarihsel misyonundan
kaynaklanan her çeşit dünya görüşü, siyasal düşünce, etnik köken, mezhep ve
yaşam biçimine ve hatta tarikat ve cemaatlere açık demokratik ve çoğulcu
yapısını, belirli bir ideoloji temelinde biçimlendirerek yok etmek ve
demokratik siyasal sistem içindeki misyonunu aynı ideolojiye boğdurarak Sayıştayı bağımsız ve tarafsız görev yapamaz hale
getirmek amacıyla ilahi ve beşeri değerleri hiçe sayacak kadar ideolojik
körleşme içine düşülmesi üzerine çok söz söylenebilir. Ancak,
eleme ve yazılı sınavın nesnel sonuçlarına göre 73 – 89 puan aralığında not
alan 28 adayın tamamına mülakatta sırf kaybettirmek güdüsüyle 50 puanın
altında notlar verilmesi ve bunların beşinin dereceye girerek eleme ve
yazılı sınavın ilk onu arasında yer alan kişilerden oluşmasının hukuki
olarak tek bir açıklaması vardır: Anayasasında hukuk devleti, yasa önünde
eşitlik ve kamu hizmetine alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka
hiç hiçbir ayrım yapılamayacağı ilkeleri yazılı olan demokratik bir
Cumhuriyette, idarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine de
tabiyken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 28 adayın hukukunu koruyamamıştır. Hangi
ağdalı söz, hangi ünlü düşünürden yapılan alıntı, bu aşamadan sonra söz
konusu mağdurları Türkiye Cumhuriyetinin demokratik hukuk devleti olduğuna
ikna edebilir?
Eleme ve
yazılı sınavın nesnel sonuçlarına göre ortalama 70 ve üzeri notlar alan 28
adayın bırakınız tamamını, 50 puan barajının olduğu mülakatta birinin dahi
50 puanın altında not alması, mülakatın öznel değerlendirmeye açık olması
gerçeği karşısında hukuken garip karşılanması gereken bir durumdur. Ancak,
mülakatın sesli ve görüntülü kaydının yasayla yasaklandığı ve elde 28 adaya
50 puanın altında not veren mülakat komisyonunun tuttuğu tutanak dışında
kanıtlayıcı belgenin bulunmadığı bir hukuk sisteminde söz konusu gariplik
olağanlaşmaktadır.
Bu
bağlamda, mülakat için getirilen “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi
bir kayıt sistemi kullanılmaz.” cümlesindeki niyet, hizmet gereklerini
dikkate alarak kamu yararını gerçekleştirmek değil; tam tersine, Sayıştay Denetçiliği
mesleğinde yönelinen siyasi kadrolaşmayı, yargı
denetimini bertaraf ederek kalıcı kılmaktır.
Anayasanın
2 nci maddesinde ilkeleri belirtilen hukuk
devletinin en temel özelliği işlemlerin denetime, özellikle de yargı
denetimine açık olmasıdır. Anayasanın 36 ncı
maddesindeki hak arama özgürlüğü, tüm hak ve özgürlüklerin gerçekleşmesi
için zorunlu ve herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmamış özgürlüktür.
İşlemlerin sadece denetimlerinin engellenmemesi yeterli değildir; denetime
elverişli olmaları da gerekir. Denetime elverişli olmayan iş ve işlemler
hak arama ve adil yargılanma özgürlüğünü sınırlandırmış olurlar. Yasa
koyucu bu konuda gerekli önlemleri almalı ve yargı kararlarını ortadan
kaldırmamalıdır. Yargı kararları yasama organını da bağlayıcı niteliktedir.
Açıklanan
nedenlerle, 6085 sayılı Yasanın 17 nci maddesinin
(6) numaralı fıkrasının, “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir
kayıt sistemi kullanılmaz.” biçimindeki son cümlesi, adayların hukuk
güvenliğini ortadan kaldırdığı için Anayasanın 2 inci; belirli ideolojiler
lehine adaylar arasında yaratılan ve gelecekte de başka ideolojiler adına
yaratılacak olan yasaya aykırı eşitsizliklerin üstünün örtülmesine imkan sağladığı için 10 uncu; mesleğin gerektirdiği
niteliklerden başka öznel özelliklerin değerlendirilmesine güvence
oluşturduğu için 70 inci, adil yargılanma hakkını kısıtladığı için 36 ncı; idari işlemin tüm unsurlarıyla yargı denetimine
tabi olmasını sınırladığı için 125 inci; Danıştay Onikinci
Dairesinde görülmekte olan henüz sonuçlanmamış bir dava hakkında Yasama
Meclisinde görüşme yapılmış olması nedeniyle 138 inci maddesinin üçüncü ve
Yasama organının Danıştay Onikinci Dairesinin
yukarıda sözü edilen yürütmeyi durdurma kararını değiştirmiş olması
nedeniyle 138 inci maddesinin dördüncü fıkrasına ve Sayıştay denetiminin
dürüstlük, bağımsızlık, tarafsızlık, güvenirlik ve yeterlilik ilkelerine
sahip denetçilerce yapılmasını engellediği için de 160 ıncı
maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir.
e-
(7) Numaralı Fıkrasının Son Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 17 nci maddesinin (7) numaralı
fıkrasının son cümlesinde, “Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon
başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik
ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.” denilmektedir.
6085 sayılı Kanunun 17 nci
maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde, “Eleme sınavı
sonucunda, yetmiş puandan az olmamak üzere en yüksek puandan başlayarak
sınav ilanında belirtilen kadronun beş katına kadar yazılı sınava
çağrılır.” denilirken; aynı maddenin (5) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinde ise, “Yazılı sınav sonucunda, yetmiş puandan az olmamak üzere,
en yüksek puandan başlayarak eleme sınavı ilanında belirtilen kadronun üç
katına kadar aday mülakata çağrılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Böylece
eleme sınavını kazanan adaylarının 2/5 (% 40)’ı yazılı sınavda elenir ve
3/5 (% 60)’ı mülakata çağrılırken; 2/3 (% 66,3)’ü mülakatta elenerek 1/3
(%33,3)’ü mülakatı kazanmış olmaktadır. Dolayısıyla, Sayıştay denetçi yardımcısı
adaylığı giriş sınavında öznel değerlendirmeye açık mülakat, nesnel
değerlendirmeye dayalı yazılı sınavdan daha önemli hale getirilmektedir.
Matematiksel sonuç budur.
Bu
matematiksel sonucun üzerine, eleme ve yazılı sınavda olduğu üzere (7)
numaralı fıkra ile mülakatta da 70 puan barajı getirilmektedir. Başka bir
anlatımla, başarılı sayılmak için eleme ve yazılı sınavlarda olduğu üzere
mülakatta da 70 puan almak zorunlu tutulmaktadır. Burada büyük bir
adaletsizlikle haksızlık ve hukuksuzluk vardır.
Çünkü
eleme ve yazılı sınavda, sınava giren adayların tümüne aynı sorular
sorulmakta; soruların yanıt anahtarı önceden hazırlanmakta ve adayların
sorulara verdiği yanıtların her birinin somut belgeleri bulunmaktadır. Bu bağlamda, örneğin eleme sınavında adaylara her soru 1 puan
üzerinden 100 soru sorulmuş ve (yanlışların doğruları götürmediği varsayımı
altında) aday (X), soruların 70 tanesini doğru yanıtlamış ise, 70 soruyu
doğru yanıtladığının somut belgesi olan yanıt anahtarı sınavı düzenleyen
birimin elindedir ve bu yanıt anahtarını kim değerlendirirse değerlendirsin
sonuç 70 puan olacak; örneğin 69 puan olamayacaktır. Her şeye rağmen
olması durumunda aday (X) yetkili mercilerde hakkını arayacak ve hakkı olan
puanı somut yanıt anahtarıyla belgeleyecektir. Aynı hususlar yazılı sınav
için de geçerlidir. Bu bağlamda 100 denetçi yardımcısı
adayı kadrosu için açılmış eleme sınavına 5000 aday başvurmuş ve 70 puandan
az olmamak şartıyla en yüksek puan alan ilk 500 aday arasında yapılan
yazılı sınavı 70 puandan az olmamak şartıyla en yüksek puandan başlayarak
kazanan ilk 300 aday, eleme ve yazılı sınava katılan 5000 aday arasında
yapılan sıralamada sorulan sorular bağlamında en başarılı olanlardır. Bu
eğilip, bükülemeyecek ve başka şekilde izah edilemeyecek bir realitedir.
Bunun içindir ki eleme ve yazılı sınav sonuçları nesneldir.
Oysa
sözlü sınav dahi olmayıp, karşılıklı görüşme olan mülakatta ise, her adaya
farklı sorular sormanın yanında, her adayla farklı tür görüşme
yapılabilmektedir. Sorulan soruların, adayların verdiği yanıtların ya da
komisyondaki görüşme ve sohbet diyaloglarının hiçbir somut belgesi
bulunmamaktadır. Belge olarak nitelenebilecek tek doküman komisyon
üyelerinin adaylara verdiği puanların yer aldığı tutanaktır. Bu tutanağın
da hiçbir objektifliği bulunmamaktadır. Bunun içindir ki mülakat sonuçları
özneldir. Öznellikle ifade edilmek istenen aynı adayların, beş farklı
mülakat komisyonunun karşısına çıkarılması durumunda, mülakat komisyonunda
yer alan kişilerin dünya görüşü, yaşam biçimi, siyasi düşüncesi, etnik
kökeni, mezhebi ve hatta tarikat ve cemaatine göre beş farklı sonucun
ortaya çıkacağı gerçeğidir. Bu durum, mülakat komisyonunun kişisel
özellikleriyle kişisel özellikleri çakışan adayların öne çıkacağını; başka
bir anlatımla mülakat sonuçlarının, mülakat komisyonunun özellikleriyle
örtüşen bir totoloji olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu
durumda da mülakata 70 puan barajı getirmek, sadece eleme ve yazılı sınavın
nesnel sonuçlarını ortadan kaldırma işlevi değil, bu totolojiyi
matematiksel bir kesinliğe taşıyarak mülakat komisyonunu vicdani rahatlığa
kavuşturma işlevi görmektedir.
Şöyle
ki;
Sayıştay
Başkanlığının 02.06.2010 – 03.06.2010 tarihleri arasında yaptığı mülakatta,
adayların tamamına 50 puan barajının altında notlar verilerek hepsi
başarısız sayılmıştı. Eleme sınavında 82.395 puan, yazılı
sınavda 96.000 puan alan adaya mülakatta 41.830 puan; eleme sınavında
79.361 puan, yazılı sınavda 97.000 puan alan adaya mülakatta 40.170 puan;
eleme sınavında 76.794 puan, yazılı sınavda 96.000 puan alan adaya
mülakatta 46.670 puan verilerek elenmişlerdi. Sınavı kazanmış
sayılmak için mülakatta 50 puan barajı olmasa idi, bu derece düşük puanlar
verilmiş olmasına rağmen, söz konusu adayların eleme ve yazılı sınav ile
mülakat puanlarının ortalaması sırasıyla 73.408 puan, 72.177 puan ve 73.154
puan olduğundan, bahsi geçen adaylar Sayıştay denetçi yardımcılığı sınavını
kazanmış olacaklardı.
Eleme
ve yazılı sınav sonuçlarına göre dereceye girmiş adayları başarısız saymak
için mülakatta yazılı sınavda almış oldukları notların yarısından da düşük
puanlar verilmesi, söz konusu puanları veren her bireyde farklı yoğunluklarda
da olsa kişilik çatışmalarına yol açar. Kişi, değerlerine uygun savunma
mekanizmaları geliştiremez ise, kendini toplumdan soyutlayacak psikolojik
rahatsızlıklarla karşı karşıya kalır. Dolayısıyla yazılı sınavda 96 puan
almış bir adaya, 49 puan vererek başarısız saymanın vicdani rahatsızlığına
dayalı kişilik tahribatları ile mülakatta barajın 70 puan olması durumunda
69 puan vererek başarısız saymanın vicdani rahatlığı arasında kocaman bir
fark vardır.
Bu
bağlamda mülakatta 70 puan barajı getirilmesi, eleme ve yazılı sınavın
nesnel sonuçlarını ortadan kaldırırken, mülakat komisyonunda görev
alanların vicdani rahatsızlıklarına dayalı muhtemel kişilik çatışmalarını
engellemeyi amaçlamaktadır. Başka bir deyişle 70 puan barajı adayların
haklarını ihlal ederken, hak ihlalinde bulunan mülakat komisyonunu
rahatlatma amacı taşımaktadır.
Oysa, çağdaş, demokratik bir hukuk
devletinde hukuki düzenlemeler haksızlıkları, hukuksuzlukları ve adaletsizlikleri
meşrulaştırmayı değil, kişilerin haklarına güvence oluşturmayı amaçlamak
durumundadır.
Öte
yandan, INTOSAI Denetim Standartlarının 2.1.3 nolu
Denetim Standardında, “Sayıştaylara ilişkin genel standartlar; sayıştayın uygun vasıflara sahip personeli işe almaya
yönelik politikalar ve prosedürler benimsemesini
öngörür.” denilirken; INTOSAI
Mesleki Ahlak Kurallarının 6 ncı
maddesinde, “Yüksek denetim Kurumunun/Sayıştayın güvenilen ve inanılan bir kurum olarak
değerlendirilmesi çok büyük önem taşımaktadır. Denetçi bu amaca ancak, Dürüstlük, Bağımsızlık, Tarafsızlık,
Güvenirlik ve Yeterlik gibi beş temel kelimede saklı olan mesleki
ahlakın gerektirdiği kavramları kabul ederek ve bunları uygulayarak hizmet
edebilir” denilmektedir. Bu bağlamda Sayıştay
denetimlerinin, mesleki yeterlilik ile tarafsızlık ve bağımsızlığa sahip
denetçiler tarafından yürütülmesine güvence oluşturacak sınav sistemlerinin
kurulması ve Sayıştaya denetçi alımında ortalama
üstü bilgi ve yeteneğe gerekli önemin verilerek gerekli niteliklere sahip
personelin işe alınmasının sağlanması sadece demokratik hukuk devletine
dayalı siyasal sistemin ve parlamentonun “bütçe hakkı”nın
gereği değil, Türk Sayıştayının üyesi bulunduğu
INTOSAI Denetim Standartlarının da gereğidir. Oysa Türkiye’de
Sayıştay denetçi yardımcılığına giriş sınavının düzenleniş ve yapılış
biçimi, INTOSAI Denetim Standartlarına aykırı olarak siyasal
iktidarın/iktidarların ideolojisine uygun ideolojik bir kadrolaşma
oluşturmaya yöneliktir.
Açıklanan
nedenlerle, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 17 nci
maddesinin (7) numaralı fıkrasının son cümlesindeki, “Mülakatta başarılı
sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden
verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.”
şeklindeki hüküm, eleme ve yazılı sınavın nesnel sonuçlarını mülakat
komisyonunun gönül rahatlığı içinde ortadan kaldırmasını amaçlayarak,
adayların hukuk güvenliğini ortadan kaldırdığı; adaylar arasında siyasi
düşünce, felsefi inanç, etnik köken, mezhep, tarikat, cemaat ve benzeri
nedenlerle ayrımcılık yapmanın önünü açmanın ötesinde kolaylaştırdığı;
Sayıştay denetçiliği mesleğinin gereği olan bilgi ve birikimin dışında
başkaca özelliklerin öne alınmasına hizmet ettiği için Anayasanın 2 inci,
10 uncu, 70 inci ve 160 ıncı maddelerine aykırı
olduğundan iptali gerekir.
6- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 21 inci Maddesinin (7) Numaralı Fıkrasının İlk Cümlesindeki
“… başkan yardımcılarından birine vekâletverir.” ile (7) Numaralı
Fıkrasının İkinci Cümlesindeki “… başkan
yardımcılarından kıdemli olanı …” İbarelerinin ve 22 nci
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının, “Başkan yardımcıları daire başkanı
statüsündedir.” Şeklindeki Son Cümlesinin ve 25 inci Maddesinin (5)
Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 20 nci maddesinin (7) numaralı
fıkrasında, “Sayıştay Başkanı görevinde bulunamayacağı zaman başkan
yardımcılarından birine vekâletverir. Vekil tayin etmemiş olduğu
veya görevinde bulunamayacağı hallerde başkan yardımcılarından kıdemli
olanı, Sayıştay Başkanlığının açık bulunduğu hallerde ise en kıdemli daire
başkanı Sayıştay Başkanlığına vekâleteder. Kıdemde esas üyeliğe ve
daire başkanlığına seçilmedir.” denilirken; 22 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının son cümlesinde “Başkan yardımcıları
daire başkanı statüsündedir.” denilmiş; 25 inci maddesinin (5) numaralı
fıkrasında ise, “Sayıştay Başkanının katılamadığı hallerde Genel Kurula,
Kurula katılan başkan yardımcılarından kıdemli olanı başkanlık eder.”
hükmüne yer verilmiştir.
6085 sayılı Kanunun
Daire Başkanlarının seçimi başlıklı 14 üncü maddesinin (1) numaralı
fıkrasında, daire başkanlarının en az üç yılını doldurmuş üyeler arasından
Sayıştay Genel Kurulunca seçileceği hüküm altına alınırken; 22 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise, Sayıştay
Başkanının, biri denetim diğeri yönetim ile ilgili işlerde kendine yardımcı
olmak üzere üyeler arasından iki başkan yardımcısı görevlendireceği
yazılıdır.
Sayıştay Başkanlığında daire
başkanlığı, kadrolu bir görevdir ve kadro unvanlı daire başkanlığına
Sayıştay Genel Kurulunun kolektif iradesinin tezahürüyle gelinmektedir.
Oysa Sayıştay Başkanlığında başkan yardımcılığı diye bir kadro olmadığından
başkan yardımcılığı görev unvanıdır. Görev unvanlı başkan yardımcılığına
ise seçimle değil, Sayıştay Başkanının bireysel tercihiyle görevlendirmesi
üzerine gelinmektedir.
Personel hukuku bir statü
hukukudur ve personelin tüm hak ve ödevleri statülerine göre
belirlenmektedir. Sayıştay üyeleri ile daire başkanlarının statü farkından
dolayı özlük hakları da farklıdır. Öte yandan 657 sayılı Kanunda bir göreve
vekâletedilerek
vekâletücreti ödenebilmesi dahi
kadro şartına bağlanmıştır.
Nitekim, 2575 sayılı Danıştay
Kanununun 10 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kadro unvanlı Danıştay
başkanvekillerini Danıştay Genel Kurulu seçmekte ve Danıştay Başkanlığının
boşalması, izinli veya özürlü olması hallerinde Danıştay Başkanlığına 22 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre başkanvekillerinden
kıdemli olanı vekâletederken; 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 31 inci maddesine
göre ise kadro unvanlı birinci başkanvekilleri ile daire başkanlarını
Yargıtay Büyük Genel Kurulu seçmekte ve Birinci Başkanın yokluğunda ise 22 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre kıdem
sırasına göre birinci başkanvekilleri, birinci başkanvekillerinin de
yokluğunda en kıdemli daire başkanı Birinci Başkanlığa vekâletetmektedir.
Sayıştay Başkanının
bireysel tercihini, Sayıştay Genel Kurulunun kolektif iradesiyle eşdeğer gören
ve Sayıştay Genel Kurulunun kolektif iradesiyle gelinen daire başkanlığı
kadro unvanının statüsü ile özlük haklarının, Sayıştay Başkanının bireysel
tercihiyle gelinen başkan yardımcılığı görevine de tanınmasını öngören 6085
sayılı Kanunun 22 nci maddesinin (1) numaralı
fıkrasının son cümlesindeki “Başkan yardımcıları daire başkanı statüsündedir.”
hükmü, Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesi ile 10 uncu maddesindeki yasa önünde eşitlik ilkesi
karşısında kabul göremez. Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk
devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve
hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve
Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir. Dava
konusu kural, adaletli hukuk düzeni kurmak yerine bunu bozmakta, statü
hukukundaki farklılığı, yasa kuralı yoluyla eşitleyerek, farklı hukuksal
konumda olanların farklı kurallara tabi olması ilkesini ihlal etmektedir.
Öte yandan, Sayıştay Genel
Kurulunun seçtiği kadro unvanlı daire başkanları dururken, Sayıştay Genel
Kurulunun seçimiyle değil, Sayıştay Başkanının bireysel tercihiyle
belirlediği görev unvanlı başkan yardımcılarına Sayıştay Başkanlığına vekâletgörevi
verilmesi ve Sayıştay Başkanının katılamadığı hallerde Sayıştay Genel
Kuruluna başkan yardımcılarından kıdemli olanının başkanlık etmesi ve bu
yolla kadrosu ve dolayısıyla statüsü üye olan başkan yardımcılarına yasayla
Sayıştayı temsil etme ve Genel Kurula başkanlık
etme görevi verilmesi, adaletli hukuk düzenini bozmakta, statü hukukundaki
farklılığı yasa yoluyla eşitleyerek, farklı hukuksal konumda olanların
farklı kurallara tabi olması ilkesini ortadan kaldırmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 20 nci maddesinin (7) numaralı
fıkrasındaki, “… başkan yardımcılarından birine vekâletverir.” ve “başkan
yardımcılarından kıdemli olanı” ibareleri ile 22 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının son cümlesi ve 25 inci maddesinin (5)
numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine
aykırı olup iptali gerekmektedir.
7- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 23 üncü Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasındaki “… ve ahizler …” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 23 üncü maddesinin (4) numaralı fıkrasında, “Yargılamaya
esas raporların görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunmak üzere ilgili
grup başkanı, raporu düzenleyen denetçi, sorumlular ve ahizler
çağrılabilir.” denilmektedir.
Anayasanın 160 ıncı
maddesinde Sayıştay, bir yüksek denetim kurumu ve hesap mahkemesi olarak
düzenlenmiş ve Sayıştaya sorumluların hesap ve
işlemlerini kesin hükme bağlama görevi verilmiştir. Sayıştayın
hesap yargısı kendine özgüdür ve muhatabı sorumlulardır.
Hesap mahkemesi olan Sayıştay
yargılama dairelerinde denetçi raporları üzerinden sorumluların hesap ve işlemlerinin
görüşülmesine, fazla ödeme veya eksik tahsilatın
(kamu zararının) yapıldığı ahizlerin de çağrılması ve dolayısıyla en
azından görüşlerinin sorulması Sayıştayın hesap
yargılamasını kendine özgülükten çıkaran ve sorumluların hesap ve işlemleri
yerine kişiler arası hukuki ilişkilerin yargılandığı adli mahkemelere
dönüştüren bir içeriğe sahiptir.
Sorumluların hesap ve işlemlerini
kesin hükme bağlamakla görevli Sayıştayın, Sayıştaya karşı sorumluluğu bulunmayan ahizleri
çağırması, Anayasanın 160 ıncı maddesindeki
denetim bütünlüğünü ihlal edebileceği gibi, Anayasanın 9 uncu maddesiyle,
bağımsız mahkemelere verilen yargı yetkisinin de, bağımsız mahkemeler
dışında kullanılması yolunu açacaktır.
Açıklanan nedenlerle, 6085 Sayılı
Sayıştay Kanununun 23 üncü maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “… ve ahizler …” ibaresi, Anayasanın 9 uncu ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
8- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 28 inci Maddesinin Anayasaya Aykırılığı (İlgili
Maddeler: 11/1-e, 26/1, 27/1, 38/2, 39/2, 40/2, 42/1, 43/1, 64/3, Geçici
3/3)
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun Rapor Değerlendirme Kurulu başlıklı 28 inci maddesinde,
Rapor Değerlendirme Kurulu düzenlenmiştir. Maddede;
“(1)
Kurul, Sayıştay Genel Kurulu tarafından iki yıl için seçilen iki daire
başkanı ve her daireden birer üye ile denetimden sorumlu başkan
yardımcısından oluşur. Kurul üyeliğinde boşalma olması halinde kalan süreyi
tamamlamak üzere Genel Kurul tarafından boşalan yer için seçim yapılır.
(2)
Kurulun başkanı Sayıştay Başkanıdır. Başkanın katılamadığı durumlarda
Kurula denetimden sorumlu başkan yardımcısı başkanlık eder.
(3) Kurul
üye tamsayısının en az üçte ikisi ile toplanır. Kanuni izin ve boş üyelik
sebebiyle toplantı yeter sayısının sağlanamadığı hallerde, Kurula
görevlendirilmiş üye sayısını aşmamak ve o toplantıya münhasır olmak kaydı
ile Kurul Başkanı tarafından katılamayan üyelerin yerine her daireden bir
üyeyi aşmamak koşuluyla kıdem esasına göre yeter sayıyı sağlayacak kadar
üye toplantıya davet edilebilir. Kurul, mevcudun salt çoğunluğu ile karar
verir. Oyların eşitliği halinde Başkanın bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış
sayılır.
(4) Rapor Değerlendirme Kurulu, Sayıştay raporları
ile Sayıştay Başkanı tarafından incelenmesi istenen konular hakkında görüş
bildirir.
(5)
Sayıştay raporlarının Kurulda görüşülmesi sırasında ilgili grup başkanı
veya raporun denetçisi katılarak görüşünü açıklar.
(6)
Sayıştay raporlarının görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunması için
ilgili kamu idaresinin üst yöneticisi veya görevlendireceği yardımcısı
çağrılabilir.”
denilmektedir.
Bu
düzenlemeye göre, “Sayıştay raporları ile Sayıştay Başkanı tarafından
incelenmesi istenen konular hakkında görüş bildirme” görevi Rapor
Değerlendirme Kuruluna verilmektedir.
Sayıştay Başkanı tarafından incelenmesi istenen konular hakkında
görüş bildirme görevi, 6085 sayılı Kanunun 23/1-c maddesine göre yargılama
dairelerine, 25/2-d maddesine göre Genel Kurula, 27/3-b maddesine göre
Daireler Kuruluna ve 31/2-d maddesine göre ise Denetim Planlama ve
Koordinasyon Kuruluna da verildiğine göre Rapor Değerlendirme Kurulunun
asıl görevi Sayıştay raporları hakkında görüş bildirmektir.
Sayıştaya, Anayasanın 164 üncü maddesinde, genel uygunluk bildirimini,
ilişkin olduğu kesinhesap kanunu tasarısının
verilmesinden başlayarak en geç yetmişbeş gün
içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunma; 160 ıncı
maddesinde ise merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile
sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye
Büyük Millet Meclisi adına denetleme (ve dolayısıyla denetim bulgularını
Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlama) görevi verilmiştir.
Sayıştayın Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacağı Sayıştay Raporları 6085
sayılı Kanunun 38 inci maddesinde “Dış denetim genel değerlendirme raporu”,
39 uncu maddesinde “Faaliyet genel değerlendirme raporu”, 40 ıncı maddesinde “Mali istatistikleri değerlendirme
raporu”, 41 inci maddesinde “Genel uygunluk bildirimi”, 42 nci maddesinde “Diğer raporlar” ve 43 üncü maddesinde
ise “Kamu İktisadi Teşebbüsleri yıllık denetim raporu” olarak yer almıştır.
6085
sayılı Kanunun yürürlükten kaldırdığı 832 sayılı Kanunda yer alan “genel
uygunluk bildirimi”, “performans denetimi raporları” ve diğer tüm raporlar
Türkiye Büyük Millet Meclisine Sayıştay Genel Kurulunun görüşü üzerine
sunulurken; 6085 sayılı Kanunda ise “genel uygunluk bildirimi”nin
832 sayılı Kanunda olduğu gibi Sayıştay Genel Kurulunun görüşü ile; “Dış denetim genel değerlendirme raporu”, “Faaliyet
genel değerlendirme raporu”, “Mali istatistikleri değerlendirme raporu”,
“Diğer raporlar” ve “Kamu İktisadi Teşebbüsleri yıllık denetim raporu”nun ise Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü
üzerine sunulması öngörülmüştür. Böylelikle 6085 sayılı Sayıştay Kanununda
Sayıştay Genel Kurulu, Rapor Değerlendirme Kurulu ile ikame edilmiştir.
Öte
yandan, maddeye göre Rapor Değerlendirme Kurulu bir başkan ve on üye olmak
üzere 11 kişiden oluşacak; üye tam sayısının üçte ikisi ile toplanacak ve
mevcudun salt çoğunluğu ile karar verecektir. Bu düzenlemeye göre beş üye,
Sayıştay raporlarının TBMM’ne sunulmasına veya sunulmamasına karar verebilecek
ve bu karar Sayıştayı bağlayacaktır. Yasanın 23
üncü maddesinde yargılama dairelerinin de bir başkan ve dört üye ile
toplanacağı yazılıdır. Ancak yargılama dairelerinin verdiği kararların son
hüküm mercii yine Yasanın 26 ncı maddesine göre
Temyiz Kuruludur. Yargılamaya ilişkin olunca bir başkan ve dört üyenin
verdiği karar temyize tabi tutulurken; Sayıştay görüşüne ilişkin olunca bir
başkan ve dört üyenin verdiği kararın nihai kabul edilmesi ve bu nihailiğin
Sayıştayı bağlayacak nitelikte olması kabul
edilemez. Bir başkan ve dört üyenin görüşü, hiçbir şekilde bir başkan ve ellialtı üyeden oluşan Sayıştay Genel Kurulunun
vereceği görüşün yerine geçemez.
Sayıştay
Genel Kurulunun sayısal yapısının, gelecekte sayılarının artacağı öngörülen
Sayıştay raporlarını görüşmeye yeterince elvermeyeceği ve dolayısıyla söz
konusu raporların Genel Kurula bütün yönleriyle incelenerek teknik
değerlendirmesi yapılmış bir şekilde gelmesi gerekeceği düşünülebilir. Bu
düşünce doğrudur. Nitekim, 6085 sayılı Kanunun
Daireler başlıklı 23 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde,
“Denetim raporları hakkında görüş bildirir.” denilerek TBMM’ye sunulacak
Sayıştay raporlarının nihai hali kararlaştırılmadan ve dolayısıyla TBMM’ye
sunulması veya sunulmaması görüşü verilmeden önce bütün yönleriyle
incelenmesi, tartışılması ve teknik değerlendirilmesinin yapılması görevi
yargılama dairelerine verilmiş bulunmaktadır.
Bu
bağlamda TBMM’ye sunulma veya sunulmama görüşü ister Sayıştay Genel Kurulu,
ister Rapor Değerlendirme Kurulu tarafından verilsin, Sayıştay raporları
söz konusu kurulların önüne bütün yönleriyle incelenmiş, tartışılmış ve
teknik değerlendirmesi yapılmış şekilde gelecektir.
Bu durumda
Sayıştayın en üst ve en yetkili karar organı olan
Sayıştay Genel Kurulunu, Sayıştay görüşünü içeren ve bu yanıyla da Sayıştayı bağlayıcı nitelikte bulunan Sayıştay
Raporları konusunda devreden çıkarmak, fonksiyonel olmadığı gibi Sayıştayın Anayasal konumuna ve misyonuna
da uygun düşmemektedir. Sayıştay kuruluşundan bu yana kurullar şeklinde
çalışmış ve Genel Kurul, Sayıştayın en üst ve en
yetkili bir organı olagelmiştir. Sayıştay Genel Kurulunun TBMM’ne
gönderilecek Sayıştay Raporları konusunda süreç dışına itilmesi, bir yandan
Sayıştayın tarafsızlığı ve bağımsızlığını
gölgelerken; diğer yandan Sayıştay Raporlarının güvenilirliği ve
yeterliliği hususunda tereddütlere yol açacaktır. INTOSAI Denetim
Standartlarına ve Uygulama Rehberlerine göre hazırlanmış ve yargılama dairelerinde
teknik değerlendirmesi yapılmış bir raporun, Rapor Değerlendirme Kurulunda
bir başkan ve dört üyenin görüşüyle Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulmamasına karar verebilmesi, Sayıştayı siyasi
tartışma ve çekişmelerin içine çekebilecek potansiyel bir tehlikedir.
Dolayısıyla, Sayıştay raporlarının nihai olarak görüşüleceği ve TBMM’ye
sunulmasına veya sunulmamasına karar verileceği yer, hiç kuşkusuz Sayıştay
üyelerinin tamamından oluşan ve Sayıştayın en üst
ve en yetkili karar organı olan Sayıştay Genel Kurulu olmak durumundadır.
Yargı yetkisine sahip olsun ya da olmasın Avrupa Birliği Sayıştayı dahil, kurul
şeklindeki tüm Sayıştayların ortak özelliği, denetimin nasıl yapılacağı ile
Sayıştay raporları hakkındaki nihai sözün Genel Kurula ait olmasıdır ve sayıştayları sayıştay yapan
da bu temel özelliğidir.
Anayasanın
164 üncü maddesinde düzenlenen “Genel uygunluk bildirimi” TBMM’ye Sayıştay
Genel Kurulunun görüşüyle sunulurken; aynı nitelikteki “Sayıştay raporları”nın TBMM’ye sunulması görevinin Sayıştay
Genel Kurulundan alınarak Rapor Değerlendirme Kuruluna verilmesi,
Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırı olduğundan,
6085 sayılı Kanunun Rapor değerlendirme kurulu başlıklı 28 inci maddesinin
iptali gerekir.
6085 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin iptal nedeniyle, 6085 sayılı
Kanunun (11/1-e) maddesindeki “Rapor Değerlendirme Kurulu” ibaresinin; 26 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk cümlesindeki
“Rapor Değerlendirme Kuruluna seçilenler dışında kalan” ifadesinin; 27 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki “Rapor
Değerlendirme Kurulu ile” ifadesinin; 38 inci maddesinin (2) numaralı
fıkrasının ilk cümlesindeki “ve Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü
alınır.” İfadesi ile ikinci cümlesindeki “Kurulca görüş bildirilen”
ibaresinin, 39 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilk cümlesindeki
“Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan sonra” ifadesinin; 40 ıncı maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilk
cümlesindeki “Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü de alındıktan sonra”
ifadesinin; 42 nci maddesinin 42 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesindeki “ve rapor Değerlendirme Kurulu” ibaresinin; 43 üncü maddesinin
(1) numaralı fıkrasının ilk cümlesindeki “eylül ayı sonuna kadar Rapor
Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” İfadesi ile ikinci cümlesindeki
“Rapor Değerlendirme Kurulu” ibaresinin; 64 üncü maddesinin (3) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesindeki “Rapor Değerlendirme Kurulu ile” ibaresinin;
Geçici 3 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilk cümlesindeki “Rapor
Değerlendirme Kurulu ve” ibaresinin de aynı gerekçelerle iptali gerekir.
9.
03.12.2010 Tarihli ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanununun 31 inci Maddesinin (2)
Numaralı Fıkrasının (b) Bendi ile (ç) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
6085
sayılı Sayıştay Kanununun 11 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinde “Başkanlık” adıyla Sayıştayın kuruluşuna
dahil bir organ oluşturulmuş; 20 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında bu organın,
Sayıştay Başkanı, başkan yardımcıları ve bölüm başkanlarından oluşacağı
belirtilmiştir.
Öncelikle
Sayıştay Başkanlığında, Başkanlık diye bir karar organının olamayacağını ve
olmadığını belirtmek gerekir. Sayıştay Başkanı, başkan yardımcıları ve bölüm
başkanları (832 sayılı Sayıştay Kanunundaki düzenlenişiyle Sayıştay
Başkanı, genel sekreteri ve genel sekreter yardımcıları), bir organ değil,
hiyerarşik idari makamlardır. Üstelik Sayıştay Başkanı dışındakiler kadroya
değil, görev unvanına dayalı idari makamlardır. Sayıştay başkanı, üyeler
arasından dilediğini dilediği zaman başkan yardımcığı görevine, denetçiler
arasından dilediğini dilediği zaman bölüm başkanlığı görevine getirme ve
kadroya dayalı bir görev olmadıkları için de dilediklerini dilediği zaman
görevden alma serbestliğine sahiptir.
Sayıştay
Başkanının, Yasanın kendine verdiği Sayıştayı
yönetme görevinin gereği olarak emri altında çalışan idari görevlilerle
toplantı yapması ve bu toplantılarda, Sayıştaya
verilen görevlerin iyi yapılması ve yönetimin düzenli bir surette
yürütülmesi için gerekli önlemlerin konuşulup kararlaştırılması yönetim olgusunun
olağan bir sonucudur. Dolayısıyla sevk ve idarenin gereği olan faaliyetler
için Başkanlık adıyla bir karar organı oluşturulmasının hukuksal bir
anlamı, değeri ve karşılığı bulunmamaktadır.
Sayıştay Başkanına hiyerarşik olarak bağlı idari makamlardan
oluşturulan Başkanlık organı, 6085 Kanunun 31 inci maddesinde bu defa
karşımıza Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulu adıyla çıkmakta ve söz
konusu Kurula, 31 inci maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde,
denetim stratejik planları ile yıllık denetim programlarını hazırlama; (ç)
bendinde ise, denetime ilişkin yönetmelik, standart ve rehberleri hazırlama
ile mesleki etik kuralları belirleme gibi Sayıştay denetimi ve hesap
yargısının temelini oluşturan çok önemli görevler verilmektedir.
Sayıştay
denetimine tabi idarelerin hesaplarının hangilerinin inceleneceğine
(hangilerinin merkezde hangilerinin yerinde inceleneceğine) karar verme
yetkisi, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 46 ncı
maddesinde, Sayıştay Genel Kuruluna verilmişti. Bu düzenlemenin temelinde
ise, sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanmasının, Sayıştay
denetimi sonucunda düzenlenen denetçi raporlarına bağlı olması gerçeği
yatmaktadır. Başka bir anlatımla Sayıştay hesap denetimi ile kendine özgü
hesap yargılaması bütünlük oluşturmaktadır. Sorumluların hesap ve işlemlerinin
kesin hükme bağlanabilmesi denetlenmesine bağlı olduğundan, hesabı
denetimden kaçırmak hesap yargılamasından da kaçırmak anlamına gelmektedir.
Baraj, otoyol, raylı sistem, elektrifikasyon gibi mali boyutu büyük yatırım
harcamalarının geçtiği hesapların denetlenmemesi için yükleniciler Sayıştay
nezdinde siyasi baskı oluşturmak dahil her yola
başvurabilmektedir. Yetkinin bir Başkan ve hesap yargılaması görevi olan 56
üyeden oluşan Sayıştay Genel Kurulunda olması söz konusu baskıların sonuç
almasını geçmişte önlemiştir. Öte yandan denetimin nasıl yapılacağına
ilişkin her türlü düzenlemeler 832 sayılı Kanunda Sayıştay Genel Kurulunun
yetkisinde olmuştur. Hangi hesapların nasıl denetleneceğine ilişkin
yetkilerin Genel Kurulda olması, Sayıştay denetiminin ve denetim sonuçları
üzerinden gerçekleştirilen hesap yargılamasının bağımsızlığına ve
tarafsızlığına güvence oluşturmuştur.
Sayıştay
Genel Kuruluna ait olan denetlenecek hesapları belirleme ile denetimin
nasıl yapılacağına ilişkin yönetmelik, standart ve rehberleri hazırlama
yetkisinin verildiği Denetim Planlama ve Koordinasyon Kurulu ise, adının
kurul olması dışında kurullara özgü özelliklerin hiç birini taşımamaktadır.
Kurul
şeklindeki bir yapılanmanın birinci şartı, hiyerarşik kademe ve idari
bağlılığın olmaması; ikinci şartı ise Kurulun toplantı yeter sayısı ile
karar nisabının yasada yer almasıdır. Ancak, Kanunun 31 inci maddesindeki
Kurul, Sayıştay Başkanına hiyerarşik olarak bağlı olan ve bir kadroya
dayanmadığı ölçüde de hiçbir görev güvencesi olmayan görevlilerin bir araya
getirilmesinden oluşturulmuş ve toplantı yeter sayısı ile karar nisabı
yasada düzenlenmemiştir. Kurul, Sayıştay Başkanının hiyerarşik emri altında
olan görevlilere dikte ettiği bireysel tercihlerine, kurul kararı görüntüsü
verme amacı taşımaktadır.
6085
sayılı Kanunun 12 nci maddesinin (4) numaralı
fıkrasında Sayıştay Başkanının görev süresinin beş yıl olduğu ve bir
kimsenin iki defa Sayıştay Başkanı seçilebileceği; 48 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasında ise yargılamaya esas raporların “genel yönetim
kapsamındaki kamu idareleri” için düzenleneceği yazılıdır. Bu düzenlemelerin
Sayıştay Başkanını dış müdahalelere açık hale getirmediği ileri sürülemez. Yeniden seçilme kaygısı içine giren Sayıştay Başkanı, kendini
yeniden seçecek olan siyasi karar organlarının müdahalesine kendiliğinden
girerek büyük yatırım harcamalarının yapıldığı DSİ Genel Müdürlüğü,
Karayolları Genel Müdürlüğü, DLH Genel Müdürlüğü gibi kamu idarelerini ve
hatta yargılamaya esas rapor düzenlenecek genel yönetim kapsamı içindeki
kamu idarelerinin tamamını denetim stratejik planı ile yıllık denetim
programına almayabilir. Denetim stratejik planı ve yıllık programa
almada yerel yönetimler arasında ayrımcılık yapabilir.
Bu
bağlamda, denetim stratejik planları ile yıllık denetim programlarını
belirleme yetkisinin Sayıştay Genel Kurulunda olması, hem hesap yargısının
hesap denetimine bağlı olması bağlamında Sayıştay denetiminin bütünlüğünün,
hem bağımsızlığı ile tarafsızlığının gereği ve güvencesidir.
Öte
yandan, denetim standart ve rehberleri ile denetim standartlarının bir
parçası olan mesleki etik kurallar, denetimlerin nasıl yapılacağına ilişkin
hukuksal bağlayıcılığı olan temel düzenlemelerdir ve önem açısından yönetmeliklerden
daha ilerdedir. Çünkü, belirleyici olan temel
prensiplerin yer aldığı denetim standartları ile standartların uygulanmasına
ilişkin rehberlerdir ve yönetmelikler standart ve rehberler üzerine inşa
edilir. Dolayısıyla, yönetmelik, standart ve rehberler,
Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulu tarafından hazırlanır ve Kanunun
25 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendinde, yönetmelikler
hakkında görüş bildirme Genel Kurulun görevleri arasında sayılırken;
standart, rehber ve standartların bir parçası olan etik kuralların
sayılmaması, Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulunu ve dolayısıyla bu
Kurulun şahsında Sayıştay Başkanını tek belirleyici hale getirmektedir. Daha
önce sözü edildiği üzere, denetimlerin nasıl yapılacağı yetkisi,
Sayıştayların en üst ve en yetkili karar organındadır. En üst ve en yetkili
karar organı “ofis tipi” Sayıştaylarda Sayıştay Başkanı, “yargı tipi”
Sayıştaylarda ise Genel Kuruldur. T.C. Sayıştay yargı tipidir ve Sayıştayın hesap yargısı, hesap denetimine bağlıdır.
Dolayısıyla, hesap denetiminin nasıl yapılacağına, hesap yargılama yetkisi
olanların tamamının karar vermesi kamu yararının da gereğidir.
Sayıştayın en üst ve en yetkili karar organı olan Sayıştay Genel Kurulunun,
Sayıştay denetimi ve hesap yargılamasının bütünlüğüne ilişkin olan ve
Sayıştay denetimi ve hesap yargılamasının bağımsızlığı ile tarafsızlığına
güvence oluşturan, denetim stratejik planları ve yıllık denetim programları
ile denetime ilişkin yönetmelik, standart ve rehberleri hazırlama ve
mesleki etik kuralları belirleme konularında devreden çıkarılarak bu
görevlerin, Sayıştay Başkanının şahsında oluşturulan ve “kurul”
niteliklerine sahip olmayan Denetim Planlama ve Koordinasyon Kuruluna
verilmesini öngören 6085 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (b) bendi ile (ç) bendi Anayasanın 160 ıncı
maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir.
10- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 32 nci Maddesinin (6)
Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 32 nci maddesinin (6) numaralı
fıkrasında, “Sayıştay Başkanının teklifi ve Sayıştay Genel Kurulunun kararı
ile gerek görülen illerde denetim grup başkanlıkları kurulabilir.”
denilmektedir.
Sayıştay
kurulduğu andan itibaren Anayasal bir kurum olarak başkentte hizmet
yürütmüş ve taşra teşkilatı olmamıştır. İmparatorluk döneminde İstanbul’da
hizmet yürüten Sayıştay, Cumhuriyetle birlikte görevlerini Başkent Ankara’da
yapmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin üniter bir
devlet olduğu ile günümüzün teknolojik gelişmeleriyle ulaşım imkanlarının geçmişle kıyaslanamayacak düzeyde olduğu ve
Başkanlığın bütün illerde geçici görevlendirme yoluyla denetim yaptırma
yetkisinin bulunduğu göz önüne alındığında, illerde denetim grup
başkanlıkları kurulmasının hangi ihtiyaçtan doğduğu sorusu gündeme
gelmektedir.
Bu sorunun
iyi niyetli iki cevabı olabilir. Birincisi, günümüzün geçerli akımı olan
yerelleşme rüzgarına kapılma; diğeri ise denetim
faaliyetini yürüten denetçilerin Ankara dışındaki illere atanma tehdidi
altında görev yapmalarını sağlamadır.
Sayıştayın yerelleşmesinin denetimin verimliliğine ve
etkililiğine hiç bir katkısının olmayacağı; aksine uzun süreli ve yerleşik
olarak denetim görevi yapmanın yerel ilişki ağlarının doğmasına ve
geliştirilmesine yol açarak denetimin tarafsızlığını tehdit edeceği
ortadadır. Başkanlığa başka illere atama yetkisinin verilmesi ise,
görevlerini hiçbir etki altında kalmadan yürütmek durumunda olan
denetçilerin başında Demokles’in Kılıcı gibi
asılı duracak ve denetçinin ve denetimin bağımsızlığını doğrudan veya
dolaylı yollarla etkileyebilecektir.
Anayasanın
126 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında, birden çok
ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulması kamu hizmetlerinin
görülmesinde verim ve uyumun sağlanması koşuluna bağlanmıştır. Ancak,
Sayıştay özelliği gereği kendine özgü anayasal bir kurum olup, denetiminin
en önemli özelliği de bağımsızlık ve anayasal bütünlüktür. Anayasanın 160 ıncı maddesi bu bütünlük içinde ele alınarak
değerlendirilmek zorundadır. Anayasa, idare için yerel ve bölgesel birimler
oluşturma ya da coğrafi bölünme öngörmüş iken, Sayıştay için böyle bir
teşkilatlanma öngörmemiştir. Yasa koyucunun bunu öngörmesi, kaynağını
Anayasadan almayan bir yetkinin kullanılması anlamına gelir.
Öte yandan, “Sayıştay Başkanının teklifi ve Sayıştay Genel Kurulunun
kararı ile gerek görülen illerde denetim grup başkanlıkları kurulabilir.”
hükmü yasalaşmadan önce, başka illerde kurulacak denetim grup başkanlıklarının,
Sayıştay tarafından yürütülen denetim hizmetinin verimliliğini artırma ve
uyumunu sağlamada ne tür iyileşmeleri nasıl sağlayacağına yönelik Sayıştay
Başkanlığı tarafından yapılmış iş analizlerinin olması ve bunlara dayalı
olarak somut ihtiyacın ortaya konması gerekirdi. Oysa bu
tür çalışmalar yapılmamış, ihtiyaç ortaya konulmamıştır.
Sayıştay
Başkanlığının Ankara’da personeline yeterli bir hizmet binası ve 500’ün
üzerinde lojmanı vardır. Denetim grup başkanlığı kurulan her ilde yeni
hizmet binaları ile lojmanlar satın alınacak; yaptırılacak veya kiralanacaktır.
Ayrıca hizmet binaları tefriş edilecektir. Bunların hepsi bütçe üzerine ek
maliyetler getirecektir. Öte yandan, örneğin Diyarbakır ilinde kurulan denetim
grup başkanlığında görevli denetçinin, hemen yanındaki Batman ilinde geçici
görevle görevlendirilmesi durumunda buna ödenecek geçici görev yolluğu ile
Ankara’dan Batman iline görevlendirilecek denetçiye ödenecek geçici görev
yolluğu arasında hiçbir fark bulunmayacaktır.
Bu
objektif gerçeklerden yola çıkarak verimliliğin/prodüktivitenin en önemli
unsurlarından biri olan girdi maliyetlerinin artacağı söylenebilir. Öte
yandan Sayıştayın merkeze alarak incelettiği
hesaplarla denetçi görevlendirerek yerinde incelettiği hesapların verileri
karşılaştırıldığında yerinde incelenen hesapların çıktılarının (sorgu adedi
ve tespit edilen fazla ödeme miktarı bağlamında) merkezde incelenenlerin
iki katını aştığı görülecektir. Çünkü, denetçiler
merkezde yaptıkları incelemeleri mesai saatleri içinde yaparken; yerinde
yapılan incelemelerde mesai mefhumu olmadan geceleri ve hatta hafta sonları
çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Başka illerde denetim grup başkanlıkları
kurmak, merkezin mesaisi ve çalışma ilişkilerini taşraya taşımak anlamına
geleceğinden verimlilik düşecektir.
Öte yandan
Sayıştayın merkezde olması ve riski yüksek
hesapları denetçi görevlendirerek yerinde incelemesi, denetimde birliği ve
uyumu sağlayan bir işlev de görmektedir. Çünkü denetçiler merkezde doğal
yollarla bilgi alışverişi sağlayabilmekte iken, illerde grup başkanlıkları
kurulduğunda, bilgi alışverişini resmi kanallardan gecikmeli yapacaklar ve
dolayısıyla denetimde uyum bozulacaktır.
Açıklanan nedenlerle, 6085 sayılı Kanunun 32 nci
maddesinin (6) numaralı fıkrasındaki “Sayıştay Başkanının teklifi ve
Sayıştay Genel Kurulunun kararı ile gerek görülen illerde denetim grup
başkanlıkları kurulabilir.” hükmü, Sayıştay denetimi hizmetlerinin
görülmesinde verim ve uyumu düşüreceği, uzun süreli görevlendirmelerden
dolayı denetçilerin yerel ilişki ağları geliştirerek denetimin
tarafsızlığını gölgeleyeceği, denetçilerin başka illerde görevlendirme
baskısı altında çalışmalarına yol açarak bağımsızlıklarını tehdit edeceği
ve Anayasanın öngördüğü denetim bütünlüğünü bozacağı için Anayasanın 160 ıncı maddesine, Yasa koyucunun kaynağını Anayasadan
almayan bir yetkiyi kullanması nedeniyle de Anayasanın 6 ncı maddesine aykırıdır ve iptali gerekir.
11- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 35 inci Maddesinin;
a-
(1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin Son Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 35 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin
son cümlesinde, “Sayıştay tarafından yerindelik denetimi yapılamaz,
idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar
alınamaz.” denilmektedir.
İdari
işlem ve eylemlerin idari yargı yoluyla denetiminde “yerindelik denetimi
yapılamayacağı” kuralı, güçler ayrılığı ilkesinin teminatlarından biridir
ve bu manada önemlidir.
Burada
önemli olan husus, İdarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan
kaldıracak karar alınmasının, yerindelik denetimi yapılmasının ancak
uyulması zorunlu, bağlayıcı kararlar, yani yargı kararları için söz konusu
olabileceği gerçeğidir. Sayıştayın bağlayıcı,
uyulması zorunlu, yargısal kararları sadece düzenlilik denetimi kapsamındaki
hukuka aykırı mali işlemler içindir. Ancak, hiçbir kamu idaresinin hukuka
aykırı işlem yapma gibi bir takdir hakkından söz etmek de şüphesiz mümkün
değildir. Yargılama konusu olmayan, tavsiyelerle
sonlanan, hata ve sorumlu bulmaya değil, kamu yönetiminde geleceğe yönelik
iyileştirmelere odaklanan ve bu amaçla tavsiyeler üreten, bu tavsiyelerin
de ancak TBMM’nin benimsemesiyle kamu idarelerine yine Sayıştay değil, TBMM
tarafından iletildiği performans denetimi yoluyla yerindelik denetimi
kavramının ilişkilendirilmesi ise eşyanın tabiatına aykırıdır ve ancak bir
kavram karışıklığı sonucu olabilir.
Sayıştayın 832 sayılı Kanununa Ek 10 uncu madde ile performans
denetimi yetki ve görevinin verildiği 1996 yılından bu yana sürdürdüğü
uygulama ve TBMM’ne sunduğu raporlar, performans denetimi yoluyla
yerindelik denetimi yapılması, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve
ortadan kaldıracak karar alınması türünden kaygıların yersizliğini uygulama
yönüyle de ortaya koymaktadır.
Bu hükmün, Anayasanın 125 inci
maddesinin 07.05.2010 tarih ve 5982 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle değişik
dördüncü fıkrasındaki, “Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka
uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi
şeklinde kullanılamaz.” hükmünden esinlenerek yasalaştırıldığı anlaşılabilmektedir.
Bu durum, Sayıştay denetimi ile
yargısal denetimin, Sayıştayın sorumluların hesap
ve işlemlerini kesin hükme bağlaması ile idari yargının idarenin eylem ve
işlemlerini yargılamasının anlaşılamadığını ortaya koymaktadır.
Anayasanın
125 inci maddesindeki düzenlemenin, Sayıştay tarafından yapılan
denetimlerle uzaktan ya da yakından herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.
-
Birincisi, maddede denetim yetkisinin değil; yargı yetkisinin sınırları
düzenlenmektedir.
-
İkincisi, maddede idari eylem ve işlemlerden söz edilmektedir ki, idari
eylem ve işlemler idari yargı mercilerince denetlenir. Oysa Sayıştay, mali
(gelir, gider ve mal) hesap ve işlemleri denetlemektedir.
-
Üçüncüsü, madde de denetim kavramı, yargı mercileri tarafından yerine
getirilen hukuki/yargısal denetim olarak kullanılmıştır; oysa Sayıştay mali
denetim yapmaktadır.
Dolayısıyla
Anayasanın 125 inci maddesi, Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri
tarafından yapılan yargı denetimini konu almaktadır.
Kaldı ki,
Sayıştay denetimi denilince yargısal bir faaliyet anlaşılmaz.
Nitekim, Anayasanın 160 ıncı
maddesi, “Sayıştay, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile
sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye
Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini
kesin hükme bağlamak” şeklinde düzenlenerek, Sayıştayın
denetim faaliyeti ile yargısal kesin hükme bağlama faaliyeti kesin
çizgilerle birbirinden ayrılmıştır.
Öte yandan, Sayıştay söz konusu
denetimi INTOSAI Denetim Standartlarında öngörüldüğü üzere düzenlilik denetimi
ve performans denetimi şeklinde yapacaktır.
Düzenlilik denetimini INTOSAI
Denetim Standartlarının 1.0.39 nolu DS’nda belirtildiği üzere,
- Denetimine tabi kurumların mali
tablo ve raporlarının ve bunlara dayanak oluşturan her türlü belge ve kayıtlarının
incelenmesi, denetlenmesi, değerlendirilmesi ve mali rapor ve tablolar hakkında
görüş belirtilmesi de dahil olmak üzere bir bütün
olarak devlet yönetiminin mali hesap verme sorumluluğunun “genel uygunluk
bildirimi” ile doğrulanması;
- Mali yönetim (iç denetim ve iç
kontrol) fonksiyonlarının incelenmesi, denetlenmesi ve değerlendirilmesi;
- Kamu idarelerinin mali (gelir,
gider ve mal) hesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere
uygunluğunun tespiti;
şeklinde;
Performans denetimini ise, 1.0.40 nolu DS’nda belirtildiği
üzere;
- Faaliyetlerin ekonomikliğini,
- Beşeri, mali ve diğer
kaynakların kullanımındaki verimliliği,
- Faaliyetlerin hedeflenen
etkisine kıyasla fiili etkinliğini,
denetlemek
şeklinde yapacaktır.
Sayıştayın
yapacağı düzenlilik denetimi ile sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlaması faaliyetleri, yerindelik denetiminin kapsamına giremez.
Öte
yandan, iktisadi bir kavram olan “performans denetimi” ile hukuki bir
kavram olan “yerindelik denetimi”nin uzaktan veya
yakından hiçbir ilgisinin olamayacağını belirtmek gerekir. Çünkü, yerindelik denetiminin sonunda bir yargı kararı
verilir ya da yerindelik denetimi yargısal bir karar olarak ortaya çıkar.
Ancak,
Sayıştay denetçilerince yapılan performans denetimleri, Sayıştay yargılama
dairelerinin kesin hükümlerine konu oluşturmaz. Sayıştay denetçilerince
hazırlanan performans denetimi raporları, ilgili kurumların görüşünün
alınması için Sayıştay Başkanı tarafından kurumlarına gönderilir ve kurum
görüşü alındıktan sonra Sayıştay Genel Kuruluna indirilir. Sayıştay Genel
Kurulu ise, performans denetimi raporu ile kurum görüşlerini değerlendirerek
raporda yer alan bulgu ve öneriler doğrultusunda gerekli önlemlerin alınmasının
takdiri için raporun Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine veya
gönderilmemesine karar verir.
Kaldı ki,
performans denetimi metodolojisini geliştiren ve
ilk uygulamaya koyanlar, idari yargının ve dolayısıyla “yerindelik denetimi”nin söz konusu olmadığı ABD ve İngiltere gibi Anglo – Sakson hukuk
sistemine bağlı ülkelerinin “ofis tipi” Sayıştaylarıdır. Dünya’da kamu
kaynaklarının tutumlu, verimli ve etkin kullanılması gerektiği kaygısını
duyan Pakistan’ından Kuveyt’ine, Çin’inden Yeni Zelanda’sına kadar bütün
ülkelerde Sayıştaylar performans denetimi yapmaktadır. Bu ülkelerin hiç
birinde, “yerindelik denetimi”ne yol açar gibi
trajikomik bir gerekçeyle parlamentoların “bütçe hakkı”nın
gereği olan Sayıştayların performans denetimine sınırlama
getirilmemektedir.
Performans
denetimlerinde, yapılan harcamaların yerindeliği sorgulanamaz. Çünkü, tüm harcamalar parlamentoların bütçe hakkı
kapsamında verdiği ödeneklerle yapılır. Sayıştayların adına denetim
yaptıkları parlamentoların bütçe ile verdiği kararların yerindeliğini
sorgulama gibi bir yetkileri yoktur ve olamaz.
Ancak, performans denetimi tanımı
gereği, devlet/hükümet faaliyetlerinin, programlarının veya organizasyonlarının
verimliliğinin ve etkinliğinin ekonomiklik ve iyileştirme sağlama amacı
gözetilerek bağımsız bir biçimde incelenmesidir. Sayıştay performans
denetimleri sonucunda ulaştığı tespit, bulgu ve önerileri TBMM’ye raporlar.
Örneğin; Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve
Tıbbi Cihaz Yönetimi Performans Denetimi Raporu (Sayıştay Başkanlığı, Mart
2005, s:1)’ndaki;
Bulgu:
“Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinde
hastane müdürleri ve hastane müdür yardımcılarının, hastane yönetimi
konusunda eğitim ve deneyime sahip personel arasından atanması gerektiği
hususu açıkça düzenlenmiş olmasına rağmen, buna uygun görevlendirme ve
atamalar yapılmamakta, hastaneler uzmanlaşmış yönetim ekiplerince
yönetilmemektedir. Bu durum Sağlık İşletmesi Yönetimi konusunda eğitim ve
deneyimi olmayan kişilerin hastaneleri yönetmesine ve kaynakların verimsiz
kullanılmasına risk oluşturmaktadır.”
Öneri:
“Hastaneler; tıp hizmetleri, yardımcı tıp
hizmetleri, hemşirelik hizmetleri, idarîmalî ve
destek hizmetleri şeklinde oluşan profesyonel bir sağlık yönetim ekibi
tarafından, işbölümüyle ve uzmanlaşmaya gidilerek yönetilmelidir. Hastane
yönetimi kadrolarına yapılacak atamalarda mevzuatta öngörülen nitelikler
aranmalıdır.”
Sayıştay tarafından yapılan performans denetimleri
bu tür bulgu ve öneriler üzerine kuruludur ve bunlar “yerindelik denetimi”
olarak nitelendirilmez ve “idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve
ortadan kaldıracak kararlar” olarak gösterilemez. Önemli olan, bu
tavsiyelerin yargısal kararlar değil, mevcut problemlerin çözümü için kamu
idarelerinin uygulamasında yarar görülen ve TBMM tarafından da benimsenir
ise yine TBMM tarafından ilgili idarelerden gereğinin yapılması istenecek
olan tavsiyeler olmasıdır.
Anayasanın 87 nci
maddesindeki TBMM’nin denetim görev ve yetkisiyle 160 ıncı
maddesindeki Sayıştay denetimi, Anayasanın “demokratik hukuk devleti”
ilkesiyle ve demokratik hukuk devletinin olmazsa olmazı “denetim” ile
birlikte değerlendirilmek zorundadır. Parlamenter demokrasilerin en önemli
öğesi olan bu denetim, yargı denetiminden farklı özelliklere sahiptir.
Kaynağını, egemenlik yetkisinden ve bütçe hakkından alır. Aslında, Anayasanın
165 inci maddesinde öngörülen denetim de bu kapsamda değerlendirilmek
zorundadır.
Açıklanan nedenlerle, 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 35 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin
son cümlesinde, “Sayıştay tarafından yerindelik denetimi yapılamaz,
idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar
alınamaz.” hükmü, Sayıştayın Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına yapacağı denetimlere, Anayasanın 125 inci maddesinin dördüncü
fıkrasında yer alan hükme konu oluşturmayan ve söz konusu hükmün amacını
aşan bir sınırlama getirdiğinden Anayasanın 2 nci,
87 nci, 160 ıncı ve 165
inci maddelerine aykırıdır ve iptali gerekir.
b-
(1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin ve 37 nci
Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasındaki “…genel kabul görmüş uluslararası…”
İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 35
inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, “Denetim genel kabul
görmüş uluslararası denetim standartlarına uygun olarak yürütülür.”
denilmektedir.
Dünyada “Genel Kabul Görmüş
Denetim Standartları” ile “Uluslararası Denetim Standartları” adlarıyla iki
ayrı denetim standardı bulunmakla birlikte, söz konusu iki ayrı denetim
standardının “Genel Kabul Görmüş Uluslararası Denetim Standartları” adıyla
bir araya getirilmesinden oluşan bir denetim standardı bulunmamaktadır.
Genel Kabul Görmüş Denetim
Standartları (GAAS), ABD’de özel sektör kuruluşlarınca uygulanan Genel Kabul
Görmüş Muhasebe Prensiplerinden (GAAP) yola çıkılarak ABD özel sektör
denetim otoriteleri tarafından yine ABD’de uygulanmak üzere hazırlanmış
denetim standartlarıdır.
Uluslararası Denetim Standartları
(ISA) ise, merkezi ABD’de bulunan Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu
(IFAC) tarafından yine özel sektör kuruluşları için geliştirilmiş
Uluslararası Muhasebe Standartlarından (IAS – IFRS) yola çıkılarak özel
sektör kuruluşlarının denetiminde uygulanmak üzere hazırlanmış ve IFAC
Konsey kararlarıyla yürürlüğe konulmuş denetim standartlarıdır.
Söz konusu iki ayrı muhasebe
standartları/prensiplerinin ikisi de özel sektör kuruluşları için
hazırlanmış olmakla birlikte birbirinden farklı oldukları için muhasebe
standartlarından üretilen denetim standartları da farklılıklar taşımaktadır.
5018 sayılı Kanunun
68 inci maddesinin ikinci fıkrasında, “Dış denetim, genel kabul görmüş
uluslararası denetim standartları dikkate alınarak;” ifadesi geçiyor diye,
bunun bir çeviri hatası olabileceği ile yukarıdaki hususlar hiç dikkate
alınmadan aynı hükmün Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan ve
Anayasada yüksek denetim kurumu ve hesap mahkemesi olarak düzenlenmiş
bulunan Sayıştayın Kanununa alınması kabul
edilemez bir hatadır.
Çünkü,
Sayıştayın mevcut olmayan bir denetim standardına
uygun olarak denetim yürütmesi söz konusu olamaz. Öte yandan, “genel kabul
görmüş uluslararası denetim standartları” ifadesi ile “genel kabul görmüş
denetim standartları” ve “uluslararası denetim standartları”nın
ikisinin birden ayrı ayrı anlaşılması gerekir de
denemez. Çünkü, yukarıda da belirtildiği üzere
bunlar birbirinden çok farklı standartlardır. Birine uygun denetim yürütülürken,
diğerine de uygun denetim yürütülemez.
Öte
yandan, Sayıştayın denetimlerini, belli
standartlara uygun olarak yürütmesi ayrı bir şey, denetimlerinde
standartları göz önünde bulundurması ise farklı bir şeydir.
INTOSAI
Denetim Standartlarının;
1.0.6a nolu DS, “Sayıştaylar önemli olarak
nitelendirilebilecek her konuda INTOSAI Denetim Standartlarına uymalıdır.
Belirli standartlar gerek mahkeme şeklinde kurulan Sayıştayların, gerek
diğer Sayıştayların yaptıkları bazı işlere ve özellikle de denetim dışı
işlere uygulanmayabilir. Sayıştaylar, bu tür işlerin üstün vasıflı olmasını
temin için bunlara uygulanabilecek standartları kendileri tespit
etmelidir.” biçimdedir.
Sayıştay
Anayasal bir yüksek denetim kurumu ve hesap mahkemesidir. Anayasanın 160 ıncı maddesinde Sayıştaya
TBMM adına denetim yapma ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme
bağlama görevi verilmiştir. Dolayısıyla Sayıştayın
Anayasal görevini Anayasaya uygun bir şekilde yerine getirebilmesi için,
genel kabul görmüş denetim standartlarını veya uluslararası denetim standartlarını
aynen benimsemesi değil; tüm Dünya Sayıştaylarının yaptığı gibi kendine
uyarlaması gerekir. Uyarlamanın yapılacağı yer de Kanun değil; yönetmelik
ve rehberler olmalıdır.
Bu bağlamda Sayıştayın
denetimlerini özel sektör kuruluşları için geliştirilmiş bulunan denetim
standartlarına uygun yürütmesi hiçbir şekilde söz konusu olamaz. Sayıştay
denetimlerini INTOSAI Denetim Standartlarına uygun olarak yürütür ve özel
sektör kuruluşlarının denetimi için geliştirilmiş bulunan denetim
standartlarından ise amacına uygun olanlarını denetimlerinde göz önünde
bulundurur. Buna karar verecek olan da yönetmelik ve rehberler bağlamında
Sayıştay Genel Kuruludur.
Açıklanan nedenlerle, Sayıştayın mevcut olmayan denetim standartlarına göre
denetim yapmasını öngören, 6085 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (b) bendindeki, “Denetim genel kabul görmüş uluslararası
denetim standartlarına uygun olarak yürütülür.” hükmü ve 37 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “genel
kabul görmüş uluslararası” ibaresi, hukuk devletinin unsurlarından olan
kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine uymadığından
Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine; ve ayrıca INTOSAI Denetim Standartlarına uygun
denetim yapmak durumunda olan Sayıştayı, özel
sektör kuruluşlarının denetimi için geliştirilmiş bulunan denetim
standartlarına uygun denetim yapmaya kayıtsız – şartsız zorladığı ve
Sayıştay denetimini yasayla sınırlandırdığı için de Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırıdır ve iptali gerekir.
c-
(1) Numaralı Fıkrasının (ç) Bendindeki “… güncel
…” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 35
inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde, “Denetimler, güncel
denetim metodolojilerinin uygulanmasında gerekli
özen gösterilerek gerçekleştirilir.” denilmektedir.
Sayıştay, bir haber ajansı, reklam
veya kamuoyu araştırma şirketi değil; Anayasal bir yüksek denetim kurumu ve
hesap mahkemesidir. Anayasanın 160 ıncı
maddesinde Sayıştaya TBMM adına denetim yapma ve
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi verilmiştir.
Denetim metodolojisinin salt güncel olması nedeniyle
Sayıştay tarafından uygulanmasının yasa ile öngörülmesi doğru bir yaklaşım
olamaz. Çünkü, güncel olan her şey popüler
olabilir; fakat, doğru olması sınanarak test edilmesinden geçer.
Sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yetkisi olan Anayasal
bir kurumdan, ne olduğu belirsiz güncelin peşine takılması değil,
bilimselliği test edilerek sınanmış, tartışma götürmeyen metodolojilere
dayalı denetim yapması beklenmelidir. Kaldı ki, güncel sözcüğü, hukuksal
anlamda, belirlilik içermediği gibi öngörülebilir de değildir. Yasa
kuralları, hiçbir tartışmaya yer vermeyecek şekilde açık, anlaşılabilir ve
öngörülebilir olmalıdır. Anayasanın hukuk devleti ilkesi ve 160 ıncı maddesi böyle bir belirsizliği ve öngörüsüzlüğü
kabul etmez.
Açıklanan nedenlerle, 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 35 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendindeki
“… güncel …” ibaresi Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi ile 160 ıncı maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir.
12- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanunun 38 inci Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İlk Cümlesindeki
“düzenlilik ve performans” İbaresi ile “idareler itibariyle birleştirilir
ve bir örneği” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 38 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk cümlesinde,
“Kamu idarelerinin düzenlilik ve performans denetimleri sonucunda denetim
grup başkanlıklarınca düzenlenen denetim raporları, idareler itibariyle
birleştirilir ve bir örneği Sayıştay Başkanlığınca ilgili kamu idaresine
gönderilir.” denilmektedir.
Kanunun 38
inci maddesinde, düzenlilik ve performans denetimi raporlarının idareler
itibariyle yıllık olarak birleştirilmesi ve idarelerce cevaplandırıldıktan
sonra Genel Uygunluk Bildirimi ile birlikte T.B.M.M.’ye sunulması hususları
takvime bağlanarak düzenlenmiş bulunmaktadır.
Öncelikle
belirtilmesi gereken, performans denetimi raporlarının idareler itibariyle
ve yıllık olarak birleştirilmesinin mümkün ve anlamlı olmadığı hususudur.
Mümkün değildir; çünkü performans denetimini düzenlilik denetimden ayıran
en önemli fark, bütçe yılı ile bağlantısının bulunmayışı ve yıllık,
periyodik bir denetim olmayışıdır. Performans denetimi, kurumların bazı
faaliyetlerini, hatta çoğunlukla birden fazla kurumu ilgilendiren kamusal
faaliyetleri konu alır ve konunun gerektirdiği zaman dilimine kadar uzanır.
Örneğin, Sayıştay Genel Kurulunun 08.05.2008 tarihli ve
5216/1 sayılı Kararıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmasına karar
verdiği “Trafik Kazalarını Önleme Faaliyetleri” isimli ve Mayıs 2008
tarihli performans denetimi raporu, trafik kazaları konusunda asli
hizmetler yürüten Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Emniyet Genel
Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Belediyeler, Gelir İdaresi Başkanlığı
ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 1997 – 2008 faaliyetleri kapsamında
yürütülmüştür. Sayıştay Genel Kurulunun 12.05.2008 tarihli ve 5217/1 sayılı
kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmasına karar verdiği, “Büyükşehir
Belediyelerinde Altyapı Faaliyetlerinin Koordinasyonu” isimli ve Mayıs 2008
tarihli performans denetimi raporu ise, 16 Büyükşehir Belediyesinde
büyükşehir belediye sınırları içinde su ve kanalizasyon, gaz, elektrik ve
telekomünikasyon hizmetleri yürüten kuruluşların 2004 – 2006 yılları
arasındaki faaliyetleri kapsamında yürütülmüştür. Söz konusu iki
performans denetimi raporunu, idareler itibariyle birleştirmek mümkün
olmadığı gibi yıllık olarak da birleştirmek mümkün değildir. Anlamlı
değildir; çünkü ayrı ayrı faaliyetlerin, ayrı ayrı kriterlerle denetlenmesi
sonucu, ayrı zamanlarda sonuçlanan performans denetimi raporlarının bir
araya getirilmesi fiziki bir birleşmeden öteye hiç bir anlam ifade etmez.
Maddede geçen performans denetimi raporu ifadesiyle INTOSAI Denetim
Standartlarında öngörülen performans denetimi raporu değil de, 6085 sayılı
Kanunun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(d) bendinde tanımlanan ve bu dava dilekçesinde iptali istenen performans
ölçümü/değerlendirmesi kast ediliyor ise, performans ölçümü/değerlendirmesi
6085 sayılı Kanunun “Faaliyet genel değerlendirme raporu” başlıklı 39 uncu
maddesinin konusunu oluşturduğundan bu madde ile ilgisi bulunmamaktadır. Herşeye rağmen ilgisi olduğu ileri sürülse dahi idarelerin
tek bir faaliyet raporu üzerinden “dış denetim genel değerlendirme raporu”
ve “faaliyet genel değerlendirme raporu” adlarında iki farklı rapor
üretilemeyeceğine göre, teknik olarak üretilmesi mümkün olan Kanunun 39
uncu maddesindeki faaliyet genel değerlendirme raporudur. Dolayısı ile bu
madde ile yine ilgisi yoktur.
Düzenlilik
denetimi raporlarına gelince:
6085
sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin (2) numaralı
fıkrasında düzenlilik denetiminin;
“a) Kamu
idarelerinin gelir, gider ve malları ile bunlara ilişkin hesap ve
işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığının
tespiti,
b) Kamu
idarelerinin mali rapor ve tablolarının, bunlara dayanak oluşturan ve
ihtiyaç duyulan her türlü belgelerin değerlendirilerek, bunların
güvenirliği ve doğruluğu hakkında görüş bildirilmesi,
c) Mali
yönetim ve iç kontrol sistemlerinin değerlendirilmesi,”
suretiyle gerçekleştirileceği belirtilmiş;
Genel
uygunluk bildirimi başlıklı 41 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Sayıştayın merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri
için düzenleyeceği genel uygunluk bildirimini, kesin hesap kanun
tasarısının verilmesinden başlayarak en geç yetmişbeş
gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacağı hüküm altına alınmış;
Yargılamaya
esas rapor başlıklı 48 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise, “Genel
yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi
sırasında denetçiler tarafından kamu zararına yol açan bir husus tespit
edildiğinde sorumluların savunmaları alınarak mali yıl
sonu itibariyle yargılamaya esas rapor düzenlenir.” denilmiştir.
Kamu
idaresi ise, Tanımlar başlıklı 2 nci maddenin (1)
numaralı fıkrasının (ı) bendinde, “Kamu veya özel hukuk hükümlerine tabi
olup olmadığına bakılmaksızın Sayıştay denetimine tabi tüm idare, kuruluş,
müessese, birlik, bağlı ortaklık ve şirketleri,” gibi Sayıştay denetimine
tabi olmayı kamu idaresi sayan bir anlayışla tanımlanmıştır.
Bu
hükümler birlikte değerlendirildiğinde;
Sayıştayın düzenlilik denetiminin kapsamına giren kamu
idarelerinden;
- Merkezi
yönetim kapsamındaki kamu idareleri için 36 ncı
maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan, mali rapor ve
tablolarının güvenirliği ve doğruluğu hakkındaki görüş, 41 inci maddenin
(1) numaralı fıkrasına göre “genel uygunluk bildirimi” ile TBMM’ye
bildirileceğinden;
- Genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri (merkezi yönetim
kapsamındaki kamu idareleri + sosyal güvenlik kurumları + mahallî idareler)
için ise 36 ncı maddenin (2) numaralı fıkrasının
(a) ve (b) bentlerinde yer alan, kamu idarelerinin gelir, gider ve malları
ile bunlara ilişkin hesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere
uygun olup olmadığının tespiti ile mali rapor ve tablolar hakkında görüş
ise, 48 inci maddenin (1) numaralı fıkrasındaki yargılamaya esas raporlarda
yer alacağından;
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 38 inci maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilk cümlesinde, düzenlilik denetimi sonucunda denetim grup
başkanlıklarınca düzenlenen ve idareler itibariyle birleştirileceği
belirtilen denetim raporlarının kapsamında, sadece genel yönetim
kapsamındaki kamu idareleri için 36 ncı maddenin
(2) numaralı fıkrasının (c) bendindeki, “mali yönetim ve iç kontrol
sistemlerinin değerlendirilmesi” hususu ile genel yönetim kapsamı dışında
kalan kamu idarelerinin düzenlilik denetimi sonucunda düzenlenen denetim
raporları kalmaktadır.
6085
sayılı Kanunun 38 inci maddesinde belirtildiği şekliyle genel yönetim
kapsamındaki kamu idarelerinin düzenlilik denetimi sonucunda, gelir, gider ve
mal hesap ve işlemlerine yönelik tespit edilen (kamu zararı dahil) mevzuata aykırılıkların idareler itibariyle
birleştirilerek ilgili kamu idarelerine gönderilmesi ve üst yöneticilerden
alınan cevaplarla birlikte yeniden düzenlenerek yargılama dairesi ve Rapor
Değerlendirme Kurulu görüşlerinden sonra TBMM’ye sunulması, Anayasal
düzeyde çok önemli hukuki sorunlara yol açacaktır.
Çünkü, Anayasanın 160 ıncı
maddesinde Sayıştaya merkezi yönetim bütçesi
kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve
giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleme ve
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama, mahallî idarelerin
hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması ve kanunlarla
verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama görevleri verilirken; 164 üncü
maddesinde ise, genel uygunluk bildirimini ilişkin olduğu kesin hesap
kanunu tasarısının verilmesinden başlayarak en geç yetmişbeş
gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunma görevi verilmiş ve Kesinhesap kanunu tasarısı ve genel uygunluk
bildiriminin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olmasının ilgili yıla
ait Sayıştayca sonuçlandırılmamış denetim ve
hesap yargılamasını önlemeyeceği ve karara bağlandığı anlamına gelmeyeceği
belirtilmiştir.
Bu hükümlere göre Sayıştayın sorumluların
hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlayabilmesi için, 6085 sayılı Kanunun
36 ncı maddesine göre hesap ve işlemlerin
incelenmesi ve 48 inci maddesine göre de mevzuata aykırı bulunan denetim
bulguları hakkında sorgu düzenlenerek sorumluların savunmalarının alınması
ve sorgu ve savunmalara göre düzenlenen raporların yargılama dairelerine
intikal ettirilmesi; raporun yargılama dairelerinde yargılanması ve temyiz
aşamasından geçerek kesin hüküm niteliği kazanması gerekmektedir.
Ancak,
5018 sayılı Kanunun 68 inci maddesi ile Teklifin 38 inci maddesi söz konusu
bulgular hakkında üst yöneticilerin cevaplarını alarak üst yöneticilerin
yönetsel sorumluluklarına esas oluşturmak üzere TBMM’ne raporlanmasını
öngörmektedir.
Bulguların
Sayıştayda kesin hükme bağlanmadan TBMM’ne
raporlanması bir takım hukuki sorunları beraberinde getirmektedir. Çünkü, TBMM’ne raporlanmış bulgular hakkında Sayıştay
yargılama daireleri sorumluların savunmalarını yerinde görerek beraatlarına
karar verebilecekleri gibi, tazmin hükmü verilmiş olsa dahi sorumluların
temyizi üzerine Temyiz Kurulu daire kararının değiştirilerek onanmasına
veya tamamen kaldırılmasına karar verebilir.
Sayıştayın mevzuata aykırı bularak TBMM’ne raporladığı
bulguların, sonradan Sayıştay yargılama dairelerinde mevzuata aykırı
bulunmaması, neden olacağı hukuki sorunların yanında, Sayıştayın
TBMM’ne sunduğu raporların doğruluğu ve güvenirliği hakkında derin
kuşkulara yol açarak Sayıştay denetim ve yargılamasını siyasi tartışma ve polemik konusu haline getirecektir. Ya da bulguların
mevzuata aykırı görülerek TBMM’ne raporlanmış olması, Sayıştay yargılama
dairelerini hukuka aykırı tazmin kararları vermeye zorlayacaktır.
Dolayısıyla,
Sayıştayın sorumluların hesap ve işlemlerini
yargılamasına konu oluşturan mevzuata aykırı bulguların, üst yöneticilerin
sorumluluklarının tespiti amacıyla TBMM’ne raporlanması hukuka ve INTOSAI
Denetim Standartlarına uygun bir yaklaşım değildir.
Çünkü; INTOSAI Denetim Standartlarının:
1.0.21 nolu DS;
“… Bazı
Sayıştayların yargı yetkisine haiz bir konumu bulunmaktadır. Bu yargı
yetkisi, uygulandığı ülke şartlarına bağlı olarak hesaplar, saymanlar ve
hatta idareciler üzerinde kullanılmaktadır. Bu kurumların aldıkları kararlar
ve verdikleri hükümler, görevlendirildikleri denetim fonksiyonunun doğal
tamamlayıcısıdır. Bu Sayıştayların yaptığı yargısal faaliyetler, dış
denetimce incelenen genel hedeflerin ve özellikle de muhasebe sorunlarına
ilişkin olan hedeflerin mantığının bir parçası olarak değerlendirilmek gerekir.”
1.0.36 nolu DS;
“Düzenleme
biçimi ne olursa olsun Sayıştayın temel işlevi
kamusal hesap verme sorumluluğunu yerleştirmek ve geliştirmektir. Belirli
ülkelerde Sayıştay hakimlerden oluşan mahkeme
tarzında olup, kendisine hesap vermek zorunda bulunan saymanlar üzerinde
yetkiye sahiptir. Bu yargısal fonksiyon Sayıştayın,
kamu fonlarıyla uğraşan kişilerin kendisine karşı sorumlu olmalarını ve bu
sorumlulukları nedeniyle Sayıştayın yargı
yetkisine tabi tutulmalarını, sağlamasını gerektirir.”
4.0.18 nolu DS;
“Yargı
yetkisi bulunan Sayıştaylar, mali tablolarda tespit edilen düzensizlikler
konusunda yaptırımda bulunma gücüne sahiptir. Saymanlar için para cezası
öngörebildikleri gibi, belli durumlarda açığa alınmalarına veya azledilmelerine
yol açabilir”
şeklindedir.
Bu itibarla, 6085 sayılı Kanunun 38 inci maddesindeki, Kamu
idarelerinin düzenlilik ve performans denetimleri sonucunda denetim grup
başkanlıklarınca düzenlenen denetim raporlarının, idareler itibariyle
birleştirileceği ve bir örneğinin Sayıştay Başkanlığınca ilgili kamu
idarelerine gönderileceği; denetim raporlarının kamu idarelerinin üst
yöneticileri tarafından otuz gün içinde cevaplandırılacağı; cevaplar da
dikkate alınarak yeniden düzenlenen raporlar için Sayıştay yargılama
dairelerinden görüş alındıktan sonra Rapor Değerlendirme Kurulunda
görüşüleceği ve nihayet TBMM’ye sunulacağına yönelik hükümler, Anayasanın 2
nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi ile 160 ıncı maddesi yönlerinden tartışma yaratacak nitelikte
görülmekle birlikte;
- Sayıştay
denetimine tabi kamu idarelerinden, genel yönetim kapsamındaki kamu
idareleri dışında kalan kamu idarelerinin düzenlilik denetimi sonucunda
hazırlanacak denetim raporlarının,
- Sayıştayın genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri
üzerinde Kanunun 36 ncı maddesine göre yürüteceği
düzenlilik denetimlerinde 2 numaralı fıkrasının (c) bendindeki “mali
yönetim ve iç kontrol sistemlerinin değerlendirilmesine” ilişkin olanlar
ile sorumluların mevzuata aykırı karar ve işlemlerinden üst yöneticilerin
uygulamaları ile ilgisi kurulabilenlerin,
Sayıştay
tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlanması gerekir. Dolayısıyla
maddenin bu hususların raporlanmasını elverecek şekilde düzenlenmesi
gerekirdi. Teklifin Alt Komisyon, Plan ve Bütçe Komisyonu ve Genel
Kurul’daki görüşmeleri sırasında siyasi iktidarı, Türk Sayıştayının
“ofis tipi” değil, “yargı tipi” Sayıştay olduğu gerçeğine ve dolayısıyla
maddenin bu ilke doğrultusunda formüle edilmesi gerektiğine ikna
edebilmemiz mümkün olamamıştır. Bu aşamada bunun
sağlanabilmesinin yolu, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 38 inci maddesinin
(1) numaralı fıkrasının “Kamu idarelerinin düzenlilik ve performans
denetimleri sonucunda denetim grup başkanlıklarınca düzenlenen denetim
raporları, idareler itibariyle birleştirilir ve bir örneği Sayıştay
Başkanlığınca ilgili kamu idaresine gönderilir.” şeklindeki ilk
cümlesindeki “düzenlilik ve performans” ibaresi ile “idareler itibariyle
birleştirilir ve bir örneği” ifadesinin gerekçeye dayalı iptaliyle mümkün
olabilir.
Açıklanan nedenlerle, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 38 inci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Kamu idarelerinin düzenlilik ve
performans denetimleri sonucunda denetim grup başkanlıklarınca düzenlenen
denetim raporları, idareler itibariyle birleştirilir ve bir örneği Sayıştay
Başkanlığınca ilgili kamu idaresine gönderilir.” şeklindeki ilk cümlesi,
idareler itibariyle yıllık olarak birleştirilmesi mümkün olmayan performans
denetimi raporlarının düzenlilik denetimi raporlarıyla birleştirmesini ve
genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelir, gider ve mal hesap ve
işlemlerinden mevzuata aykırı bulunan ve bu yanıyla hesap yargılamasına
konu oluşturan hususların da TBMM’ye raporlanmasını öngördüğünden; cümle
içinde geçen “düzenlilik ve performans” ibaresi ile “idareler itibariyle
birleştirilir ve bir örneği” ifadesi, Anayasanın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesi ile 160 ıncı
maddesine aykırıdır ve iptali gerekir.
13- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanunun 39 uncu Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Son Cümlesindeki,
“bir örneği de ilgili mahallî idarenin meclisine” İbaresinin Anayasaya
Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 39 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının son cümlesinde,
“Mahallî idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay
değerlendirmesinin bir örneği İçişleri Bakanlığına, bir örneği de ilgili
mahallî idarenin meclisine gönderilir.” denilmektedir.
Anayasanın 160 ıncı
maddesinin birinci fıkrasına göre, Sayıştay merkezi yönetim kapsamındaki
kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi
adına denetlemekte; mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi yetkisini
ise Anayasanın 160 ıncı maddesinin üçüncü
fıkrasından almaktadır.
Sayıştayın
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlediği kamu idarelerinin faaliyet
raporlarına ilişkin olarak faaliyet genel değerlendirme raporunu Türkiye
Büyük Millet Meclisine sunması Anayasal bir yükümlülüğüdür.
Sayıştayın
Anayasadan aldığı yetkiyle denetlediği mahallî idarelerin meclislerine,
mahallî idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay
değerlendirmesini göndermesi ise, mahallî idarelerin meclislerini Sayıştayın adına denetim yaptığı Türkiye Büyük Millet
Meclisi ile eş görmesi anlamına gelmektedir ki bu durum Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırıdır.
Sayıştayın
Anayasadan aldığı yetkiyle denetlediği kamu idarelerine rapor sunması
değil; Sayıştay raporlarının kamuoyunun erişimine açık olması gerekir. Nitekim, 6085 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin (1)
numaralı fıkrasında Sayıştay raporlarının kamuoyuna duyurulacağı
belirtilmiştir.
Mahallî idare meclisleri, her ne
kadar seçimle gelen organlar olsa da, Anayasanın 123 üncü maddesindeki “idarenin
bütünlüğü ilkesi” çerçevesinde, 127 nci
maddesinde tanımlanan “mahallî idarelerin” karar organları olup, Sayıştayın “mahallî idareler”in
hesap ve işlemlerini denetlemesi, mahallî idareler bünyesindeki karar organlarını
da kapsar niteliktedir.
Açıklanan nedenlerle, 6085 sayılı
Kanunun 39 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının son cümlesinde yer alan
“bir örneği de ilgili mahallî idarenin meclisine” ibaresi Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir.
14- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanununun 45 inci Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
Parlamentolar adına denetim
yapan Sayıştayların, denetim bulguları ile tavsiyelerini parlamentolara sunmaları
varlık sebepleri ve yasal görevlerinin gereğidir. Sayıştaylar bunun için
vardır. Ancak bu durum, sayıştayların
denetim önceliklerinin ve konularının parlamentolar tarafından belirlenmesi
veya şekillendirilmesi anlamına gelmemektedir. Denetimi çağdaş ölçüde
yürütülen demokratik ülkelerde parlamento karşısında
kurumsal ve fonksiyonel bağımsızlık Sayıştay denetiminin olmazsa olmaz
koşullarından sayılmaktadır.
6085 sayılı Kanunun 45 inci maddesi, Sayıştayın
bağımsızlığına tehdit oluşturmaktadır. Sayıştayın
bağımsızlığı, denetim yaklaşımlarının belirlenmesi, denetim konularının
seçimi, denetimin planlanması, programlanması ve yürütülmesi ile denetim
sonuçlarının raporlanması ve yargılanması faaliyetlerinde, hiçbir
sınırlamaya ve dış müdahaleye tabi olmaksızın serbestçe hareket etmesini
ifade etmektedir.
Gerçekten de, INTOSAI Denetim
Standartlarının;
2.2.2 nolu
DS, “Denetçi ve Sayıştay için genel standartlar: ‘Denetçi ve Sayıştay
bağımsız olmalıdır.’ ilkesini içerir.” ,
2.2.3 nolu
DS, “Yönetim biçimi ne olursa olsun denetimde bağımsızlık ve objektiflik
asıldır. Yasama ve yürütme organından yeterli ölçüde bağımsız olunması
denetimin yürütülmesi ve denetim sonuçlarının inanırlığı açısından esastır.
2.2.9
nolu DS’, “Sayıştay yasama organı tarafından
çıkarılan kanunlara uymakla yükümlü olmakla beraber bağımsızlığı açısından
denetim görevinin planlanması, programlanması ve yürütülmesinde Yasama
organından talimat almamalıdır. Sayıştay, önceliklerini tespit etmekte,
işini görevine uygun biçimde programlamakta ve yapacağı denetimlere uygun metodolojileri seçmekte serbest olmalıdır.”
şeklindedir.
Kıta Avrupa’sı hukuk sisteminin
“yargı tipi” modelinde ilişkileri “bütçe komisyonu” ile olan Sayıştayların,
Anglo – Sakson hukuk
sisteminin “ofis tipi” modelinde bağlantıları “kamu hesapları komisyonu”
olarak adlandırılan ve Sayıştay raporları üzerine kamu fonları üzerinde denetim görevi ifa eden komisyon iledir. Bu yönüyle bizdeki
“KİT Komisyonu”na benzemektedir.
Avrupa Birliği’nde ise Sayıştayın “bütçe komisyonu” ve “bütçe kontrol komisyonu” ile ilişkisi bulunmaktadır.
Ancak, söz konusu komisyonlar, Sayıştaya
görev tevdi eden komisyonlar değil, Sayıştay raporlarının görüşüldüğü,
tartışıldığı ve denetim bulgu ve önerilerinde Sayıştaydan
ek açıklamalar istendiği komisyonlardır.
Sayıştayın görev sahasının ve önceliklerinin yasama
organından gelecek taleplere göre şekillendirilmesi, Amerika Birleşik Devletleri Sayıştayı
(General Accouting Office) gibi parlamentonun bir
birimi olarak çalışan bir kurum açısından bile zaman
zaman ciddî eleştirilere konu olmaktadır.
Anayasanın 160 ıncı
maddesine göre, Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapmakla
birlikte, TBMM’ye bağlı değildir. Sayıştay, merkezi yönetim bütçesi
kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarını Türkiye Büyük
Millet Meclisi adına denetleyen, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlayan, mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin
hükme bağlanması ile kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme
bağlama işlerini yapan bağımsız ve anayasal bir kuruluştur.
Sayıştay
raporlarının, Plan ve Bütçe Komisyonu ve KİT Komisyonu ile 6085 sayılı
Kanunun geçici 1 inci maddesinde sözü edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde belirtilecek olan komisyonda görüşülmesi ayrı şey; Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, araştırma, soruşturma ve ihtisas
komisyonlarının kararına istinaden Sayıştaydan
tüm kamu kurum ve kuruluşları ile her türlü kurum, kuruluş, fon, işletme,
şirket, kooperatif, birlik, vakıf ve dernekler ile benzeri teşekküllerin
hesap ve işlemlerini denetlemesini talep etmesi ve Sayıştayın
söz konusu denetim taleplerine öncelik vermesi ayrı şeydir.
Çünkü,
Sayıştayın görevleri Anayasanın 160 ıncı maddesinde sayılmış iken, 6085 sayılı Kanunun 45
inci maddesi ile Sayıştaya kaynağını Anayasadan
almayan yeni görevler verilmekte ve Anayasaya göre Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına denetim yapan Sayıştay, verilen bu görevler temelinde yasa
ile adeta Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı görev yapan bir teftiş veya
denetleme kuruluna dönüştürülmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreterliği Teşkilat Kanununun 12 nci
maddesinde, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kamu görevlilerinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Teşkilatında görevlendirilebileceği yazılıdır.
Nitekim bu hükme dayanarak, T.B.M.M. araştırma ve soruşturma komisyonları
ile ihtisas komisyonlarında diğer kamu görevlileri yanında Sayıştay
denetçileri de görevlendirilmişlerdir. Araştırma ve soruşturma komisyonları
ile ihtisas komisyonlarının inceleme ve denetlemeleri Sayıştaya
yaptırmak yerine, diğer kamu kurum ve kuruluşları yanında Sayıştaydan da denetim elemanı desteği sağlayarak
komisyonlar marifetiyle yapılması Anayasanın 95 inci, 98 inci, 99 uncu ve
100 üncü maddelerine daha uygun düşmektedir.
Bilindiği üzere parlamenter
demokrasilerde yasama organı, çoğunluk sistemine bağlı olarak iktidar
partisi veya partiler koalisyonunun etkisi altındadır. Siyaset ise doğası
gereği siyasal çatışma ve çekişmeler üzerine kuruludur. Bir iktidar
değişiminde, siyasal gücü elinde bulunduran yürütmenin, yasama organı
üzerindeki etkisini kullanarak geçmiş iktidarın uygulamalarını araştırma ve
soruşturma komisyonları marifetiyle denetletmesi siyaset kurumunun olağan
faaliyetlerindendir. Ancak, bunun Sayıştayın
kurumsal kimliğinin kullanılarak yapılması Sayıştayın
bağımsızlığı ve tarafsızlığına aykırıdır.
Öte yandan, T.B.M.M.’nde sadece ihtisas komisyonlarının sayısı 17’dir.
Bunlara kurulabilecek araştırma ve soruşturma komisyonları da eklenince
T.B.M.M. Başkanlığından gelebilecek denetim ve inceleme taleplerinin ulaşabileceği
boyut ve söz konusu taleplere öncelik verilecek olması, Sayıştayın
Anayasadan kaynaklanan ve belirli bir program temelinde yürütülmesi gereken
görevlerinin yapılmasını engelleyebilecektir.
Açıklanan
nedenlerle, 6085 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle Sayıştaya
verilen yeni görevler, kaynağını Anayasadan almadığı ve Sayıştayı
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapmaktan Türkiye Büyük Millet
Meclisine bağlı denetim yapmaya dönüştürerek Sayıştayın
bağımsızlığını ve tarafsızlığını ortadan kaldırdığı ve Sayıştayın
asli görevlerini yapmasına engel oluşturduğu için, 6085 sayılı Kanunun 45
inci maddesi Anayasanın 6 ncı ve 160 ıncı maddelerine aykırıdır ve iptali gerekir.
15- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanunun 51 inci Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendindeki
“ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi” İbaresinin Anayasaya
Aykırılığı
03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı
Sayıştay Kanununun 51 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde,
“Daire ve karar numarası, ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi,”
denilmektedir.
6085 sayılı Kanunun
51 inci maddesinde Sayıştay ilamları düzenlenmekte ve (2) numaralı
fıkrasının (a) bendinde ilamlarda “ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi”nin yer alacağı hükmüne yer verilirken; Kanun
yollarına başvurma başlıklı 54 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasında,
temyiz, yargılamanın iadesi ve karar düzeltmesi taleplerinin Sayıştay
Başkanlığına hitaben yazılmış dilekçe ile yapılacağı; (2) numaralı
fıkrasının (c) bendinde ise dilekçelerde “ilgili hesabın adı ve yılı”
hususlarının bulunacağı belirtilmektedir.
Kanun yollarına başvuru
dilekçelerine “ilgili hesabın adı ve yılı”nın
yazılması zorunlu olmakla birlikte yazılabilmesi için bilinmesi, bilinmesi
için de kanun yollarına başvurulan Sayıştay ilamlarında yazılı olması gerekir.
6085 sayılı Kanunun ilamlara ilişkin 51 inci maddesinde ilamlarda yer
alacak hususlar içinde “ilgili hesabın adı ve yılı”na
yer verilmediği gibi bunun yerine geçmek üzere “ilgili kamu idaresinin adı
ve denetim dönemi”ne yer verilmiştir.
“İlgili kamu idaresinin adı ve
denetim dönemi” ile “ilgili hesabın adı ve yılı” ifadeleri birbirinden çok
farklıdır. 6085 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde genel yönetim
kapsamındaki kamu idarelerinin Sayıştayın hesap
yargısına konu oluşturduğu yazılıdır. Genel yönetim kapsamındaki kamu
idareleri ise 5018 sayılı Kanuna ekli I, II, III ve IV sayılı cetvellerde
yer alan kamu idareleri ile mahallî idarelerdir. Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir ve merkez teşkilatında yer alan
kamu idarelerinin birçoğunun taşra teşkilatı bulunmaktadır. 5018 sayılı
Kanunun 61 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise, genel bütçe kapsamındaki
kamu idarelerinin muhasebe hizmetlerinin Maliye Bakanlığınca yürütüleceği
yazılıdır. Bu bağlamda Sağlık Bakanlığı’nın Giresun ilindeki taşra
teşkilatının muhasebe hizmetleri Giresun Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğü
tarafından yürütülmekte ve Giresun İl Sağlık Müdürlüğünün hesap ve
işlemleri, genel bütçeye dahil diğer kamu idarelerinin
taşra teşkilatı gibi Giresun Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğü kayıtları
içinde bulunmaktadır.
Bu durumda, örneğin; Sayıştay
Başkanlığı 2011 denetim döneminde kamu idarelerinin 2010 yılı hesap ve işlemlerini
denetime almış ve genel bütçeye dahil kamu
idarelerinin 2010 yılı hesaplarını 2011 denetim döneminde incelemiş ise,
Sayıştay ilamının “ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi” kısmında,
“Sağlık Bakanlığı ve 2011 denetim dönemi” yazılı olacak; ancak Giresun İl
Sağlık Müdürlüğündeki (x) satın almasına ilişkin (y) tutarındaki tazmin hükmünden
dolayı sorumlular kanun yollarına başvuru dilekçesine “Giresun Defterdarlık
Muhasebe Müdürlüğü 2010 yılı hesabı” yazacaklardır. Bu ifadeyi yazmaları,
ilamda bu ifadelerin yazılı olmasına bağlıdır. İlamın içeriğinden bir şekilde
öğrenerek yazabilseler dahi, bu durumda Sayıştayın
bunları nasıl takip edeceği sorunu ortaya çıkmaktadır. Elmaların takibini
armutlar üzerinden yapabilecek bir sistem henüz geliştirilmemiştir.
Genel bütçeye dahil kamu
idarelerinin hesaplarının kamu idareleri bazında konsolide
edilmesi ve böylece Sağlık Bakanlığının 2010 yılı hesaplarının merkez ve
taşra teşkilatının tamamını kapsar hale gelmesi de sorunu çözmemektedir.
Örneğin, Sayıştay
Başkanlığı 2011 denetim döneminde kamu idarelerinin 2010 yılı hesaplarını
incelemeye almış ve Sağlık Bakanlığı Muğla Devlet Hastanesi Döner Sermaye
İşletmesi 2010 yılı hesabını 2011 denetim döneminde incelemiş ise, Sayıştay
ilamında ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi kısmına, “Sağlık
Bakanlığı ve 2011 denetim dönemi” yazılır iken; buna karşın kanun yollarına
başvuranlar dilekçelerine “Sağlık Bakanlığı Muğla Devlet Hastanesi Döner
Sermaye İşletmesi 2010 yılı hesabı” yazacaklardır.
Bu bağlamda, Sayıştay ilamlarında Sayıştayı ilgilendiren “ilgili kamu idaresinin adı ve
denetim dönemi” değil; sorumluları ilgilendiren “ilgili hesabın adı ve
yılı” yazılı olmak durumundadır. Sorumluların kanun yollarına başvurabilmeleri
ve Sayıştay ilamlarının takibi bunu zorunlu kılmaktadır.
Anayasanın 2 nci
maddesinde hukuk devleti ilkesi Cumhuriyetimizin temel nitelikleri arasında
sayılmıştır. Hukuk devletinin unsurlarından biri de hukuk güvenliğinin
gereği olan kurallarda belirlilik ve öngörülebilirliktir. Hukuk devleti,
devlet etkinliklerinin düzenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal
altyapıyı oluşturarak aynı zamanda istikrara da hizmet eder. İstikrarın
sağlanabilmesi, kuralların genel, soyut, açık ve anlaşılabilir olmasına
bağlıdır. Hukuk devletinde yasalar açık ve belirgin olmalı, kişilerin
haklarına güvence sağlamalı, birbiriyle çelişen düzenlemeler taşımamalıdır.
Açıklanan
nedenlerle, 6085 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının
(a) bendinde yer alan “ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi”
ifadesi, sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlandığının
belgesi olan Sayıştay ilamlarında, kesin hükme bağlanan hesaba ilişkin
açıklayıcı asgari bilgileri içermemesi, sorumluların kanun yollarına
başvurmalarına taban oluşturmak yerine, neyi neden amaçladığının ve ne işe
yarayacağının belli olmaması ve Kanunun (54/2-c) maddesiyle çelişkili
olması nedenleriyle Anayasanın 2 nci maddesindeki
hukuk devleti ilkesine ve 160 ıncı maddesine
aykırıdır ve iptali gerekir.
16- 03.12.2010 Tarihli ve 6085
Sayılı Sayıştay Kanunun 79 uncu Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
03.12.2010 tarihli
ve 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 79 uncu maddesinde, “(1) Sayıştayın denetlenmesi, her yıl Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı tarafından
görevlendirilen ve gerekli mesleki niteliklere sahip denetim elemanlarından
oluşan bir komisyon tarafından, hesaplar ve bunlara ilişkin belgeler de
esas alınarak yapılır.” denilmektedir.
Anayasanın
160 ıncı maddesinde, merkezi yönetim bütçesi
kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve
giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ile kanunlarla
verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak görevi Sayıştaya verilmiştir.
5018
sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli Genel Bütçe Kapsamındaki
Kamu İdarelerine ilişkin (I) Sayılı Cetvel’in 8 inci sırasında Sayıştay
sayılmaktadır. Dolayısıyla Sayıştay merkezi yönetim kapsamındaki kamu
idareleri içinde yer almaktadır. Bu bağlamda, Sayıştayın
da Anayasanın 160 ıncı maddesinde öngörüldüğü
şekilde Sayıştay tarafından denetlenmesi; ancak denetimin bağımsızlığının
ve tarafsızlığının güvence altına alınabilmesi için denetimi yürütecek
ekibin Sayıştay Başkanı tarafından değil, Sayıştay Genel Kurulu tarafından
belirlenmesi gerekir.
Anayasa
Mahkemesinin 10.11.2009 tarih ve E.2007/12, K.2009/153 sayılı Kararında da
belirtildiği üzere Anayasanın 87 nci maddesinde
Sayıştay bütçesinin uygulamasının denetlenmesi Türkiye Büyük Millet
Meclisinin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Bu durumda yasakoyucunun kaynağını Anayasanın 6 ncı maddesinden almayan düzenlemeler yaptığını kabul
etmek gerekir.
Bu
itibarla 6085 sayılı Kanunun 79 uncu maddesi, Anayasanın 6 ncı, 87 nci ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
III.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Sayıştay, Anayasanın 160 ıncı maddesinde
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan bir yüksek denetim kurumu
ve hesap mahkemesi olarak düzenlenmiş ve merkezi yönetim bütçesi
kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve
giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla
verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak ile mahallî
idarelerin hesap ve işlemlerinin denetlenmesi ve kesin hükme bağlanması
görevleri Sayıştaya verilmiştir. Bu
bağlamda Sayıştay, demokratik hukuk devletinin özüne ilişkin görevler
yapmaktadır.
6085
sayılı Sayıştay Kanunu ile Anayasanın 160 ıncı
maddesinde düzenlenen Sayıştayın, kuruluşu, organları,
organlarının görevleri, işleyişi, denetim tür ve usulleri ile hesap
yargılaması usul ve esaslarına ilişkin çok önemli düzenlemeler yapılmış ve
43 yıldır uygulanmakta bulunan 832 sayılı Sayıştay Kanunu yürürlükten
kaldırılmıştır.
İptali istenen kurallar ile yapılan düzenlemeler, kamu yararına
dayanmayan; hukuk devleti ilkesine aykırı olan; INTOSAI Denetim
Standartları ile bağdaşmayan; Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim
yetkisine demokratik parlamenter sisteme aykırı sınırlamalar getiren; kamu
kaynaklarının verimli, etkin ve ekonomik bir şekilde kullanılmasına güvence
oluşturmayan; saydam ve hesap verebilir bir kamu yönetimini teşvik etmeyen
düzenlemelerdir.
Sayıştay
Kanunu toplumun tamamını ve Devletin tüm organlarıyla tüm kurumlarını
ilgilendirmektedir. Bu bağlamda dava konusu düzenlemelerin Anayasaya aykırı
olup olmadıklarının kısa sürede belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Anayasaya aykırı olduğu hususunda tarafımızdan kuşku duyulmayan söz konusu
düzenlemelerin uygulanması, toplumun tüm kesimlerinin zararına olacaktır.
Sayıştay,
performans denetimine ulusal ve uluslararası mali kaynaklar yanında beşeri
kaynaklar tahsis etmiş; bu alanda çok önemli düzeyde kurumsal bilgi
birikimi ve deneyimler elde etmiştir. Performans denetimine verilecek
aranın uzaması tahsis edilen kaynakların ve deneyimin heba olmasına yol
açacaktır. Kamu kaynaklarının verimliliğinin, etkinliğinin ve
ekonomikliğinin değerlendirilmesinden geriye adım atılması, kamu
idarelerini saydamlık hesap verebilirlik kaygılarından uzaklaştıracak ve
kamu idarelerinin verimlilik, etkinlik ve tutumluluk ilkelerinden kopmasını
sağlayacaktır. Sayıştayın, kesin hükümlerinde subjektif sorumluluğu esas alarak suçun unsurlarını
araması hukuk sisteminde kaosa yol açacaktır.
Hesap ve işlemlerin mevzuata aykırılığı yerine kamu zararı üzerinde odaklanması,
usulsüzlükleri artıracaktır. Sayıştay Genel Kurulunun yetkilerinin alınması
Sayıştay denetimini ve raporlarını tartışmalı hale getirecek ve Sayıştayı siyasi çatışma ve çekişmelerin içine
çekecektir. Sayıştay denetimi üzerinden parlamentonun denetim yetkisinin
kısıtlanması, demokratik siyasal sistemi aşındıracaktır.
Öte
yandan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa
sürede arındırılması, hukuk devleti sayılmanın en önemli gerekleri arasında
sayılmaktadır. Anayasaya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması
gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün
sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında
sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden giderilmesi
olanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.
Bu zarar
ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve
iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
IV. SONUÇ
VE İSTEM
Yukarıda
açıklanan gerekçelerle 03.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay
Kanununun;
1- 2 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi ile 36 ncı
maddesinin (3) numaralı fıkrasının, Anayasanın 2 nci,
6 ncı ve 160 ıncı
maddelerine aykırı olduğundan,
2- 2 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendindeki, “…tespit edilen kamu
zararına ilişkin…”, 23 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a)
bendindeki, “…kamu zararına ilişkin…” ve 48 inci maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilk cümlesindeki, “…kamu zararına yol açan…” ibarelerinin,
Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırı olduğundan,
3- 2 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinin, Anayasanın 2 nci, 9 uncu ve 160 ıncı
maddelerine aykırı olduğundan,
4- 7 nci
maddesinin (6) numaralı fıkrasının, Anayasanın 87 nci
ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
5- 17 nci
maddesinin,
a-
(6) numaralı fıkrasının (c) bendinin, Anayasanın 2 nci,
10 uncu ve 70 inci maddelerine aykırı olduğundan,
b-
(6) numaralı fıkrasının (ç) bendinin, Anayasanın 2 nci,
10 uncu ve 70 inci maddelerine aykırı olduğundan,
c-
(6) numaralı fıkrasının (d) bendinin, Anayasanın 2 nci,
10 uncu ve 70 inci maddelerine aykırı olduğundan,
d-
(6) numaralı fıkrasının, “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir
kayıt sistemi kullanılmaz.” şeklindeki son cümlesinin, Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 36 ncı, 70
inci, 125 inci, 138 inci ve 160 ıncı maddelerine
aykırı olduğundan,
e-
(7) numaralı fıkrasının, “Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon başkan
ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik
ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.” şeklindeki son cümlesinin, Anayasanın
2 nci, 10 uncu, 70 inci ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
6- 21 inci maddesinin (7) numaralı
fıkrasının ilk cümlesindeki “… başkan yardımcılarından birine vekâletverir.”
ve (7) numaralı fıkrasının ikinci cümlesindeki “… başkan
yardımcılarından kıdemli olanı …” ibarelerinin ile 22 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasının, “Başkan yardımcıları daire başkanı
statüsündedir.” şeklindeki son cümlesinin ve 25 inci maddesinin (5)
numaralı fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 10 uncu
maddelerine aykırı olduğundan,
7- 23 üncü maddesinin (4) numaralı
fıkrasındaki, “…ve ahizler…” ibaresinin,
Anayasanın 9 uncu ve 160 ıncı maddelerine aykırı
olduğundan,
8- 28 inci
maddesinin ve (11/1-e) maddesindeki “Rapor Değerlendirme Kurulu”
ibaresinin; 26 ncı maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilk cümlesindeki “Rapor Değerlendirme Kuruluna seçilenler
dışında kalan” ifadesinin; 27 nci maddesinin (1)
numaralı fıkrasındaki “Rapor Değerlendirme Kurulu ile” ifadesinin; 38 inci
maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilk cümlesindeki “ve Rapor Değerlendirme
Kurulunun görüşü alınır.” ifadesi ile ikinci cümlesindeki “Kurulca görüş
bildirilen” ibaresinin, 39 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilk
cümlesindeki “Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan sonra”
ifadesinin; 40 ıncı maddesinin (2) numaralı
fıkrasının ilk cümlesindeki “Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü de
alındıktan sonra” ifadesinin; 42 nci maddesinin
(1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesindeki “ve rapor Değerlendirme Kurulu”
ibaresinin; 43 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk cümlesindeki
“eylül ayı sonuna kadar Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” İfadesi
ile ikinci cümlesindeki “Rapor Değerlendirme Kurulu” ibaresinin; 64 üncü
maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesindeki “Rapor Değerlendirme
Kurulu ile” ibaresinin; Geçici 3 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasının
ilk cümlesindeki “Rapor Değerlendirme Kurulu ve” ibaresinin, Anayasanın 160
ıncı maddesine aykırı olduğundan,
9- 31 inci maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (b) ve (ç) bentlerinin, Anayasanın 160 ıncı
maddesine aykırı olduğundan,
10- 32 nci
maddesinin (6) numaralı fıkrasının, Anayasanın 6 ncı
ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
11- 35 inci maddesinin,
a-
(1) numaralı fıkrasının (a) bendindeki, “Sayıştay tarafından yerindelik
denetimi yapılamaz, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan
kaldıracak karar alınamaz.” şeklindeki son cümlesinin, Anayasanın 2 nci, 87 nci, 160 ıncı ve 165 inci maddelerine aykırı olduğundan,
b-
(1) numaralı fıkrasının (b) bendinin ve 37 nci
maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki,”… genel
kabul görmüş uluslararası …” ibaresinin, Anayasanın 2 nci
ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
c-
(1) numaralı fıkrasının (ç) bendindeki, “… güncel
…” ibaresinin, Anayasanın 2 nci ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
12- 38 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasının ilk cümlesindeki, “… düzenlilik
ve performans …” ibaresi ile “… idareler
itibariyle birleştirilir ve bir örneği …” ibaresinin, Anayasanın 2 nci ve 160 ıncı maddelerine
aykırı olduğundan,
13- 39 uncu maddesinin (2)
numaralı fıkrasının son cümlesindeki “… bir örneği
de ilgili mahallî idarenin meclisine …” ibaresinin, Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırı olduğundan,
14- 45 inci maddesinin, Anayasanın
6 ncı ve 160 ıncı
maddelerine aykırı olduğundan,
15- 51 inci maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (a) bendindeki, “… ilgili kamu
idaresinin adı ve denetim dönemi” ibaresinin, Anayasanın 2 nci ve 160 ıncı maddelerine
aykırı olduğundan,
16- 79 uncu maddesinin, Anayasanın
6 ncı, 87 nci ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine
ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar
olacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Yasa
Kuralları
6085
sayılı Kanun’un, dava konusu sözcük, ibareler, cümleler, bentler, fıkralar
ve maddeleri de içeren;
1- 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (d), (f) ve (k) bentleri şöyledir:
“ (1) Bu
Kanunun uygulanmasında;
(…)
d) Performans denetimi: Hesap verme sorumluluğu
çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak
faaliyet sonuçlarının ölçülmesini,
(…)
f)
Yargılamaya esas rapor: Sayıştay dairelerince yapılacak yargılamaya esas
olmak üzere, denetçiler tarafından genel yönetim kapsamındaki kamu
idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında tespit edilen kamu zararına ilişkin düzenlenen raporu,
(…)
k) Kamu zararı: Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanununda belirtilen kamu zararını
(…)
ifade eder.”
2- 7. maddesinin (6)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(6)
Sayıştay tarafından gerçekleştirilen performans denetimleri mali ve hukuki
sorumluluk doğurmaz.”
3- 11. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (e) bendi şöyledir:
“(1) Sayıştayın kuruluşuna
dahil organlar şunlardır:
(…)
e) Rapor Değerlendirme Kurulu,”
4- 17. maddesinin (6) ve (7)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(6) Mülakat, adayın;
a) Bir
konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,
b)
Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu,
c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,
ç) Genel yetenek ve genel kültürü,
d) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı,
yönlerinden değerlendirilerek, ayrı ayrı
puan verilmek suretiyle gerçekleştirilir. Adaylar, komisyon tarafından (a)
ila (d) bentlerinde yazılı özelliklerin her biri için yirmişer puan
üzerinden değerlendirilir ve verilen puanlar ayrı ayrı
tutanağa geçirilir. Bunun dışında
mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.
(7)
Mülakat komisyonu; Sayıştay Başkanının veya görevlendireceği bir daire
başkanının başkanlığında, iki üye ve üç uzman denetçi olmak üzere altı
kişiden oluşur. Mülakatta başarılı
sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden
verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.”
5- 21. maddesinin (7)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(7) Sayıştay Başkanı görevinde bulunamayacağı
zaman başkan yardımcılarından birine
vekâlet verir. Vekil tayin etmemiş olduğu veya görevinde bulunamayacağı
hallerde başkan yardımcılarından
kıdemli olanı, Sayıştay Başkanlığının açık bulunduğu hallerde ise en
kıdemli daire başkanı Sayıştay Başkanlığına vekâlet eder. Kıdemde esas,
üyeliğe veya daire başkanlığına seçilmedir.”
6- 22. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Sayıştay Başkanı, biri denetim diğeri yönetim
ile ilgili işlerde kendisine yardımcı olmak üzere üyeler arasından iki
başkan yardımcısı görevlendirir. Başkan
yardımcıları daire başkanı statüsündedir.”
7- 23. maddesinin (2) ve (4)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(2) Daireler;
a) Hesap
mahkemesi olarak sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin düzenlenen
yargılamaya esas raporlarda yer alan kamu
zararına ilişkin hususları hükme bağlar.
b) Denetim
raporları hakkında görüş bildirir.
c)
Sayıştay Başkanı tarafından görüşülmesi istenilen konular hakkında görüş
bildirir veya karar verir.”
“(4)
Yargılamaya esas raporların görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunmak
üzere ilgili grup başkanı, raporu düzenleyen denetçi, sorumlular ve ahizler çağrılabilir.”
8- 25. maddesinin (5)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(5)
Sayıştay Başkanının katılamadığı hallerde Genel Kurula, Kurula katılan
başkan yardımcılarından kıdemli olanı başkanlık eder.”
9- 26.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Temyiz Kurulu; Sayıştay Genel Kurulunca, Rapor Değerlendirme Kuruluna seçilenler dışında kalan daire
başkanları ile üyeler arasından dört yıl için seçilecek dört daire başkanı
ve her daireden seçilecek ikişer üyenin katılımı ile kurulur. Her yıl Kurul
üyelerinin dörtte biri yenilenir. Üyeliği sona erenler dört yıl geçmeden
tekrar seçilemez. Kurula en kıdemli daire başkanı başkanlık eder.”
10- 27. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Daireler Kurulu, Rapor Değerlendirme Kurulu ile Temyiz Kuruluna seçilen daire
başkanı ve üyelerin dışında kalan daire başkanı ve üyelerden kurulur. En
kıdemli daire başkanı Kurula başkanlık eder.”
11- 28. maddesi şöyledir:
“(1) Kurul, Sayıştay Genel Kurulu tarafından iki yıl
için seçilen iki daire başkanı ve her daireden birer üye ile denetimden
sorumlu başkan yardımcısından oluşur. Kurul üyeliğinde boşalma olması halinde
kalan süreyi tamamlamak üzere Genel Kurul tarafından boşalan yer için seçim
yapılır.
(2) Kurulun başkanı Sayıştay Başkanıdır. Başkanın
katılamadığı durumlarda Kurula denetimden sorumlu başkan yardımcısı
başkanlık eder.
(3) Kurul, üye tamsayısının en az üçte ikisi ile
toplanır. Kanuni izin ve boş üyelik sebebiyle toplantı yeter sayısının
sağlanamadığı hallerde, Kurula görevlendirilmiş üye sayısını aşmamak ve o
toplantıya münhasır olmak kaydı ile Kurul Başkanı tarafından katılamayan
üyelerin yerine her daireden bir üyeyi aşmamak koşuluyla kıdem esasına göre
yeter sayıyı sağlayacak kadar üye toplantıya davet edilebilir. Kurul,
mevcudun salt çoğunluğu ile karar verir. Oyların eşitliği halinde Başkanın
bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılır.
(4) Rapor Değerlendirme Kurulu, Sayıştay raporları
ile Sayıştay Başkanı tarafından incelenmesi istenen konular hakkında görüş
bildirir.
(5) Sayıştay raporlarının Kurulda görüşülmesi
sırasında ilgili grup başkanı veya raporun denetçisi katılarak görüşünü
açıklar.
(6) Sayıştay raporlarının görüşülmesi sırasında
açıklamalarda bulunması için ilgili kamu idaresinin üst yöneticisi veya
görevlendireceği yardımcısı çağrılabilir.”
12- 31. maddesinin (2)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Denetim,
Planlama ve Koordinasyon Kurulunun görevleri şunlardır:
a) Kurum
stratejik planı ve yıllık performans programını hazırlamak.
b) Türkiye Büyük Millet Meclisinin, kamuoyunun ve
denetlenen kamu idarelerinin beklentileri de dikkate alınarak denetim stratejik
planlarını ve yıllık denetim programlarını yapılacak risk analizleri
doğrultusunda hazırlamak.
c) Plan ve
programların uygulanmasını izlemek, değerlendirmek, gerekli koordinasyonu
sağlamak, performans ölçüm sistemlerini oluşturmak ve Sayıştay faaliyet
raporunu hazırlamak.
ç) Denetime ilişkin yönetmelik, standart,
rehberleri hazırlamak ve mesleki etik kurallarını belirlemek.
d)
Sayıştay Başkanının görüşülmesini istediği konularda görüş bildirmek.”
13- 32. maddesinin (6)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(6) Sayıştay Başkanının teklifi ve Sayıştay
Genel Kurulunun kararı ile gerek görülen illerde denetim grup başkanlıkları
kurulabilir.”
14- 35. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Denetimin genel esasları şunlardır:
a)
Denetim; kamu idarelerinin hesap, mali işlem ve faaliyetleri ile iç kontrol
sistemlerinin incelenmesi ve kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve
hukuka uygun olarak kullanılmasının değerlendirilmesidir. Sayıştay tarafından yerindelik denetimi
yapılamaz, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak
karar alınamaz.
b) Denetim genel kabul görmüş uluslararası
denetim standartlarına uygun olarak yürütülür.
c)
Sayıştay ve denetçiler denetim faaliyetini bağımsız ve tarafsız olarak
yürütür. Sayıştaya denetim görevinin planlanması,
programlanması ve yürütülmesinde talimat verilemez.
ç)
Denetimler, güncel denetim metodolojilerinin uygulanmasında gerekli özen
gösterilerek gerçekleştirilir.
d)
Denetim görevinin etkin bir biçimde yerine getirilmesi için Kurum
mensuplarının teknik ve mesleki yeterlikleri geliştirilir.
e)
Kalite güvencesinin sağlanması için, denetimin her aşaması denetim
standartlarına, stratejik planlara, denetim programlarına ve mesleki etik
kurallarına uygunluğu açısından sürekli gözden geçirilir.”
15- 36. maddesinin (3)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(3)
Performans denetimi; hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce
belirlenen hedef ve göstergelerle ilgili olarak faaliyet sonuçlarının
ölçülmesi suretiyle gerçekleştirilir.”
16- 37. maddesinin (2)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Denetim sürecine ilişkin hususlar, kanunlar
dikkate alınmak ve genel kabul
görmüş uluslararası denetim standartlarından yararlanmak suretiyle
hazırlanacak yönetmelik, standart ve rehberlerde belirtilir.”
17- 38. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Kamu idarelerinin düzenlilik ve performans denetimleri sonucunda denetim grup
başkanlıklarınca düzenlenen denetim raporları, idareler itibariyle birleştirilir ve bir örneği Sayıştay
Başkanlığınca ilgili kamu idaresine gönderilir. Denetim raporları, kamu
idaresinin üst yöneticisi tarafından, raporun alındığı tarihten itibaren
otuz gün içinde cevaplandırılır. Bu cevaplar da dikkate alınarak yeniden
düzenlenen denetim raporları Sayıştay dairelerinin görüşleri alınmak üzere
raporun ilgili olduğu yılın bitimini takip eden mayıs ayı sonuna kadar
Sayıştay Başkanlığına sunulur. Bu raporlara kamu idarelerinin cevapları da
eklenir. Daireler, raporlar hakkındaki görüşlerini temmuz ayının onbeşine kadar Sayıştay Başkanlığına sunar. Daireler
denetim raporları hakkında görüş oluştururken, söz konusu raporların bu
Kanunda öngörülen amaç, çerçeve ve sınırlar içinde olup olmadığı yönünden
inceleme yapar ve bu hususlara uygunluk taşımayan raporların düzeltilmesine
ilişkin görüşünü Sayıştay Başkanlığına sunar.
(2) Dairelerce görüş bildirilen denetim raporları
ile Sayıştayca mali konularda belirtilmesi uygun
görülen diğer hususları da içeren dış denetim genel değerlendirme raporu
hazırlanır ve Rapor Değerlendirme
Kurulunun görüşü alınır. Dış denetim genel değerlendirme raporu ile Kurulca görüş bildirilen kamu
idarelerine ilişkin denetim raporları Sayıştay Başkanınca genel uygunluk
bildirimi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.”
18- 39. maddesinin (2)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Denetim grup başkanlıklarınca bu konuda
hazırlanan değerlendirme raporları esas alınarak hazırlanan faaliyet genel
değerlendirme raporu, Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan sonra Sayıştay Başkanı tarafından
mahallî idarelere ait olanlar hariç olmak üzere idare faaliyet raporları,
genel faaliyet raporu ve mahallî idareler genel faaliyet raporu ile
birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur ve bir örneği Maliye Bakanlığına
gönderilir. Mahallî idarelerin idare faaliyet raporları
hakkındaki Sayıştay değerlendirmesinin bir örneği İçişleri Bakanlığına, bir örneği de ilgili mahallî idarenin meclisine gönderilir.”
19- 40. maddesinin (2)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Bu amaçla düzenlenen değerlendirme raporu,
Sayıştay Başkanınca Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü
de alındıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur ve Maliye
Bakanlığına gönderilir. Bu raporda yer alan değerlendirmelere ilişkin
olarak Maliye Bakanı gerekli önlemleri alır.”
20- 42. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Denetim ve incelemeler sonucunda hazırlanan ve
bu Kanunun diğer maddelerinde öngörülenler dışında kalan raporlardır.
İlgili daire ve Rapor Değerlendirme
Kurulu Sayıştay Başkanı tarafından belirlenen süreler içinde bu
raporlar hakkında görüş bildirir.”
21- 43. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Denetim grup başkanlıklarınca bu Kanunun 4 üncü
maddesinin son fıkrası kapsamında bulunan kuruluşların denetimi sonucunda
hazırlanan yıllık denetim raporları, en geç ilgili olduğu yılın bitimini
takip eden eylül ayı sonuna kadar
Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderilir. Rapor Değerlendirme Kurulu,
ekim ayı sonuna kadar rapora son şeklini verir. Bu raporlar, Sayıştay
Başkanlığınca denetlenen kuruluşa ve bir örneği de ilgili bakanlığa
gönderilir. Kuruluşlar hazırlayacakları cevaplarını varsa yönetim
kurullarından yoksa yetkili organlarından geçirmek kaydıyla, raporun
alındığı tarihten itibaren otuz gün içinde Sayıştaya
ve ilgili bakanlığa gönderir. İlgili bakanlık bu cevapları kendi görüşleri
ile birlikte en geç onbeş gün içinde Sayıştaya gönderir.”
22- 45. maddesi şöyledir:
“(1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı;
araştırma, soruşturma ve ihtisas komisyonlarının kararına istinaden Sayıştaydan, talep edilen konuyla sınırlı olmak
kaydıyla denetimine tâbi olup olmadığına bakılmaksızın özelleştirme,
teşvik, borç ve kredi uygulamaları dahil olmak
üzere, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının hesap ve işlemleri ile aynı usule
bağlı olarak, kullanılan kamu kaynak ve imkânlarından yararlanma
çerçevesinde, her türlü kurum, kuruluş, fon, işletme, şirket, kooperatif,
birlik, vakıf ve dernekler ile benzeri teşekküllerin hesap ve işlemlerinin
denetlenmesini talep edebilir. Denetim sonuçları Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına sunulur.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisinden gelen denetim
taleplerine öncelik verilir.
(3) Cumhurbaşkanlığı bu madde kapsamı dışındadır.”
23- 48. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin
hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında denetçiler tarafından kamu zararına yol açan bir husus
tespit edildiğinde sorumluların savunmaları alınarak mali yıl sonu itibariyle yargılamaya esas rapor düzenlenir.
Ancak bu Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü
fıkrasında belirtilen hususlara ilişkin düzenlenen yargılamaya esas raporlar
için mali yıl sonu beklenmez. Yargılamaya esas
raporun düzenlenmesinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap
vermeyen sorumluların savunmaları dikkate alınmaz.”
24- 51. maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (a) bendi şöyledir:
“(2) İlamlarda;
a) Daire
ve karar numarası, ilgili kamu
idaresinin adı ve denetim dönemi,
(…)
yer alır.”
25- 64. maddesinin (3)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(3) (Değişik birinci cümle: 8/8/2011-KHK-650/31
md.) Sayıştay Genel Kurulu, Temyiz Kurulu, Daireler Kurulu
ve daireleri her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. Bu
müddet içinde Rapor Değerlendirme
Kurulu ile Sayıştaya gelecek ivedi işlere
bakmak ve gereken kararları vermek üzere sıra ile bir daire çalışmaya devam
eder.”
26- 79. maddesi şöyledir:
“(1) Sayıştayın
denetlenmesi, her yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlık Divanı tarafından görevlendirilen ve gerekli
mesleki niteliklere sahip denetim elemanlarından oluşan bir komisyon
tarafından, hesaplar ve bunlara ilişkin belgeler de esas alınarak yapılır.”
27- Geçici 3. maddesinin (3)
numaralı fıkrası şöyledir:
“(3) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
Rapor Değerlendirme Kurulu ve Temyiz
Kurulu üyelikleri için en geç üç ay içinde seçim yapılır. 26 ncı madde gereğince Temyiz Kurulu üyelerinin dörtte
birinin yenileneceği ilk seçimde en az oy alan üyelerin yerine seçim
yapılır.”
B- Dayanılan ve İlgili
Görülen Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde,
Anayasa’nın2.,
6., 9., 10., 36., 70., 87., 125., 138., 160. ve 165.maddelerine dayanılmış, 7. maddesi ise
ilgili görülmüştür.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh
KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin
YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal
Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla
24.2.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler
yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi
sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra
Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
3- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme
aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri,
Raportör Ayşegül ATALAY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,
iptali istenen yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Sayıştayın Anayasal Konumu
Sayıştay, 1982 Anayasası’nın “Cumhuriyetin Temel Organları”
başlıklı üçüncü kısmının, “Yargı”
başlıklı üçüncü bölümünde, 160. maddesinde düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 160. maddesinin birinci
fıkrasında, Sayıştayın görevleri
;
- Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki
kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri
ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) adına denetlemek,
- Sorumluların hesap ve işlemlerini
kesin hükme bağlamak,
- Kanunla verilen inceleme, denetleme
ve hükme bağlama işlerini yapmak,
şeklinde sayılmıştır.
Denetleme ve kesin hükme bağlama
görevleri bulunan Sayıştay, denetleme işleri bakımından bir mahkeme niteliğinde
olmadığı açık olmakla birlikte, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlama açısından yargısal bir faaliyet gerçekleştirmektedir.
Şöyle ki; yargısal faaliyetin en
önemli unsuru, bir hukuki uyuşmazlığın tüm yönleriyle esastan çözümlenerek
karara bağlanması ve bu kararın kesin hüküm niteliğini taşımasıdır. Kesin
hüküm, davanın tarafları arasındaki hukuki ilişkinin, bütün bir gelecek
için kesin olarak tespiti veya düzenlenmesi ve aynı davanın hükmün
kesinleşmesinden sonra yeniden açılamamasıdır. Sayıştay,
sorumluların hesap ve işlemlerinin hukuka uygun olup olmadığı, hukuka
aykırı ise kamu zararı doğurup doğurmadığı ve hukuka aykırı mali işlem ile
kamu zararı arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı yolunda, 6085 sayılı
Kanun’da öngörülen yargılama usullerini izleyerek bir inceleme yaptıktan
sonra, her üç koşulun da gerçekleşmesi durumunda kamu zararının hesap sorumlusundan
tazminine karar vermektedir. Sayıştayın
tazmin kararı vermesi, hukuka aykırılığın müeyyidesidir. Anayasa’nın 160.
maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştayın bu
kararının kesin hüküm niteliğinde olduğunun açıkça belirtilmesi ve bu
karara karşı yargı organları dâhil hiçbir makam ve merciye
başvurma yolunun öngörülmemiş olması, Sayıştay kararının yargısal anlamda
kesin hüküm niteliğinde olduğunu göstermektedir.
Ayrıca, Anayasa’nın
164. maddesinin son fıkrasında yer alan “Kesinhesap
kanunu tasarısı ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük Millet
Meclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca
sonuçlandırılmamış denetim ve hesap
yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına
gelmez.” şeklindeki hükümde, hesap yargılamasından söz edilmesi, Sayıştayın, sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin
olarak verdiği kararların yargısal kimliğe sahip olduğunun önemli bir
göstergesidir.
Öte yandan,
Anayasa’nın 160. maddesinin ikinci fıkrasında, “Vergi, benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile
Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas
alınır.” denilmektedir. Bir yargı mercii olan Danıştay ile Sayıştay
kararları arasında uyuşmazlığın söz konusu olabilmesi için Sayıştayın bir yargı mercii olması gerekir. Anayasa
koyucunun Sayıştay ile Danıştay kararları arasında bu şekilde bir kıyaslama
yapması, ikisini de yargı organı olarak görmesinin bir sonucudur.
Sayıştayın yargısal fonksiyon ifa edip etmediğinin
saptanmasında dikkate alınması gereken diğer bir unsur da, bağımsızlık ve
tarafsızlıktır. Sayıştay, Anayasa’nın 160. maddesinin birinci fıkrası
uyarınca, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile soysal
güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını denetleme
görevini TBMM adına yapmaktadır. Ancak, sorumluların hesap ve işlemlerini
kesin hükme bağlama görevini TBMM’den bağımsız ve tarafsız olarak yerine
getirmektedir. Kaldı ki, Sayıştayın TBMM adına
görev ifa etmesi, TBMM’ye bağlı olduğu anlamına da gelmemektedir. Sayıştay
mensupları, TBMM Başkanlığıyla herhangi bir hiyerarşik ilişki içerisinde
bulunmadıkları gibi sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama
faaliyeti sırasında, TBMM’den telkin, tavsiye ve talimat almadan tamamen
bağımsız bir şekilde hareket etmektedirler.
Bunun yanında,
Anayasa’nın 160. maddesinin dördüncü fıkrasında, bir yandan Sayıştayın işleyişi ve denetim usulleri ile Başkan ve
üyelerinin teminatının kanunla düzenleneceği belirtilmek suretiyle
yargılama usulleri kanunilik güvencesine bağlanmış, öte yandan da Başkan ve
üyelerinin diğer kamu görevlilerinden farklı teminatlarla donatılması
gerektiği belirtilerek karar mercilerinde görev yapacak kişilerin
bağımsızlık ve tarafsızlıkları güçlendirilmiştir.
Bütün bu açıklamalar
ve Anayasa Mahkemesi’nin 27.12.2012 günlü, E.2012/102, K.2012/207 sayılı
kararı da dikkate alındığında Sayıştayın,
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi yönünden
yargısal bir faaliyet gerçekleştirdiği ve bu çerçevede verdiği kararların
maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden yargı kararı niteliğinde
olup, bu kararlarına karşı yargı organları dâhil hiçbir makam ve merciye başvurma olanağının bulunmadığı ve yargısal
sonuçlu kararlar veren bir hesap mahkemesi olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
B-
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
1-
Kanun’un 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (d) Bendi ile 36. Maddesinin
(3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’da yer alan
hükümlerin birbirleri ile çeliştiği, dava konusu kuralların Kanun’un 1., 7. maddesinin ikinci fıkrası ve 35. maddesinin
birinci fıkrası ile birlikte değerlendirildiğinde, performans denetimi konusunda
karmaşa, tutarsızlık ve belirsizliğe yol açtığından hukuk devleti ilkesine
aykırılık oluşturduğu, öte yandan Sayıştayın
idarelerin hazırladığı faaliyet raporları üzerinden yapacağı performans
bilgilerinin doğruluğunun ve güvenilirliğinin test edilmesinin kamu idarelerinin
tamamını kapsamadığı, Sayıştayın söz konusu
kurul, kurum, bakanlık ve kamu idareleri üzerinde faaliyet raporlarının
değerlendirilmesini yapamadığı, böylece performans değerlendirmesinin
kapsamı dışında bulunan savunma ve güvenlik harcamaları ile düzenleyici ve
denetleyici kurumların faaliyetleri üzerinde Sayıştayın
INTOSAI Denetim Standartlarına göre performans denetimi yapılması
engellenerek TBMM’nin bütçe hakkının sınırlandığı, bu yönden de dava konusu
kuralların hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, siyasi iktidarın,
performans ölçümünü performans denetimi olarak tanımlayarak INTOSAI Denetim
Standartlarına göre düzenlilik denetimi ile performans denetiminden oluşan
Sayıştay denetimini düzenlilik denetimiyle sınırlandırması ve iki ayak
üzerinde duran yürütmenin yasamaya hesap verme sorumluluğunun ayaklarından
birini kırarak TBMM’nin “bütçe hakkı”ndan
kaynaklanan denetim yetkisini değersizleştirmesinin Anayasa’nın 6. ve 160.
maddelerine aykırılık oluşturduğu, ayrıca Anayasa’nın 160. maddesinde Sayıştayın “ölçme”
görevinden söz edilmediği, dava
konusu kuralların ölçme görevi vermek suretiyle kamu idarelerinin
yükümlülüğünü Sayıştaya yüklediği, bu nedenlerle
kuralların, Anayasa’nın 2., 6. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının dava konusu (d) bendinde; performans denetiminin, hesap verme
sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile
ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesini ifade ettiği
belirtilmiştir. Kanun’un dava konusu 36. maddesinin üçüncü fıkrasında ise
performans denetiminin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce
belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak faaliyet sonuçlarının
ölçülmesi suretiyle gerçekleştirileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya
ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve
nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu
önlem içermesi de gereklidir.
Anayasa’nın 160.
maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde, “Sayıştay, merkezi
yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik
kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme
bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama
işlerini yapmakla görevlidir.” denilmektedir.
Buna göre Sayıştay, merkezî yönetim
bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ve sosyal güvenlik kurumlarının bütün
gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemekle yükümlüdür.
Anayasa’da, Sayıştay denetiminin kapsamı ve niteliğine ilişkin bir hüküm
bulunmamakla birlikte bu denetimin, demokrasinin temel gereklerinden olan
şeffaflık, saydamlık, yasamanın yürütmeyi denetleme hakkı ve yürütmenin
yasamaya ve halka hesap verme sorumluluğu anlayışına uygun olarak yapılması
gerektiği ve kanun koyucunun bu konuda takdir hakkının bulunduğu açıktır.
Yasama organının, halk adına kamu
gelirlerini toplama ve yine halk adına bu gelirleri harcama konusunda yürütme
organına sınırları belirleyerek yetki vermesi ve sonuçlarını denetlemesine “bütçe hakkı” denilmektedir. Bütçe
hakkı, vergi ve benzeri gelirlerle kamu harcamalarının çeşit ve miktarını
belirleme ve onaylama hakkıdır. Bu hak, demokratik parlamenter yönetim
sistemini benimsemiş olan ülkelerde, halk tarafından seçilen temsilcilerden
oluşan ve en yetkili organ olan yasama organına ait bulunmaktadır.
Anayasa’nın 87., 160., 162. ve 164. maddelerine
göre bütçe hakkı TBMM’nindir. Bütçe, hükümetin Meclis’e karşı temel sorumluluk
mekanizmasıdır. Meclis, bütçe ile hükümete gelir toplama ve gider yapma
yetkisi vermekte, bu yetkinin uygun kullanılmasını da bütçe sürecinin bir
parçası olan kesin hesap faaliyeti ile denetlemektedir. Bütçe uygulamalarının
denetimi görevi, bütçe işlemlerinin gün geçtikçe nitelik ve nicelik
itibariyle artması ve karmaşıklaşması nedeniyle yasama organı adına
tarafsız ve uzman kuruluşlar tarafından yerine getirilmektedir. Ülkemizde
de bu görev, Anayasa’nın 160. maddesiyle Sayıştaya
verilmiştir. Yasama organının, yürütme organı üzerindeki bütçe denetimi
büyük ölçüde Sayıştay tarafından yapılan bu denetimlere dayanmaktadır.
Dolayısıyla, yasama organının işlevini etkin ve sağlıklı bir biçimde
yürütmesinde Sayıştay denetiminin önemi yadsınamaz. Öte yandan, Sayıştay
denetimi, demokratik devlet ilkesinin bir gereği olarak yürütmenin, halka ve
yasama organına hesap verme sorumluluğunun işlevselleştirilmesinin en
önemli araçlarındandır.
Bütçenin sağlıklı bir biçimde
denetlenebilmesi, denetimin bütçenin teknik özelliklerine uygun olarak
yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Geleneksel bütçe sistemlerinden çağdaş
bütçelere geçilmekle kamu kesiminin denetim kapsamı da genişlemiş,
harcamaların yasallık ve maddi doğruluklarının yanı sıra, kamu kesiminin
verimli, etkin ve tutumlu çalışma derecesi de denetim kapsamına girmiştir.
Çağdaş bütçe sistemleri, kamusal kaynakların daha etkin kullanımını amaçladığından
çağdaş mali denetimin de bu amaca paralel olarak yeniden yapılandırılması
zorunlu hale gelmiştir. Bu anlayışın bir sonucu olarak Sayıştayın,
performans denetimi yapması gereği ortaya çıkmıştır. Kamu
kaynaklarının en ekonomik koşullarda elde edilip edilmediğinin,
kaynaklardan en verimli şekilde yararlanılıp yararlanılmadığının ve
planlanan amaçların etkin olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin
incelenmesi olarak tanımlanan performans denetiminin temel amacı, kamu
kurum ve kuruluşlarının kaynaklarını verimli, etkin ve tutumlu bir şekilde
kullanıp kullanmadıkları konusunda yasama organına bağımsız bilgi sağlamak
ve önerilerde bulunmaktır. Bu yolla halkın ve yasama organının,
yürütmenin bütçe uygulamaları konusunda sağlıklı bir şekilde değerlendirme
yapabilmesine olanak sağlanmaktadır.
Kanun’un “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanunun amacı; kamuda
hesap verme sorumluluğu ve mali saydamlık esasları çerçevesinde, kamu idarelerinin etkili, ekonomik,
verimli ve hukuka uygun olarak çalışması ve kamu kaynaklarının
öngörülen amaç, hedef, kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olarak
elde edilmesi, muhafaza edilmesi ve kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yapılacak denetimleri…düzenlemektir.”
denilmiş, 35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde
de denetim, “kamu idarelerinin hesap, malî işlem ve faaliyetleri ile iç
kontrol sistemlerinin incelenmesi ve kaynakların etkili, ekonomik, verimli
ve hukuka uygun olarak kullanılmasının değerlendirilmesi” olarak tanımlanmış;
(b) bendinde ise “denetim, genel kabul görmüş uluslararası denetim
standartlarına uygun olarak yürütülür.” hükmüne yer verilmiştir. Yine
Kanun’un “Sorumlular ve sorumluluk halleri” başlıklı 7. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında, her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında
görevli ve yetkili olanların, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve
hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden,
raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından
sorumlu oldukları hükme bağlanmıştır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu’nun 9. maddesinde, kamu idarelerinin bütçelerini, stratejik
planlarında yer alan misyon, vizyon, stratejik
amaç ve hedeflerle uyumlu ve performans esasına dayalı olarak hazırlayacakları
düzenlenmiş, aynı Kanun’un 68. maddesinin ikinci fıkrasında da, dış
denetimin, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli olarak kullanılıp
kullanılmadığının belirlenmesi, faaliyet sonuçlarının ölçülmesi ve performans
bakımından değerlendirilmesini kapsayacağı belirtilmiştir.
6085 ve 5018 sayılı kanunların ilgili
maddeleri birlikte ele alındığında, hukukumuzda öngörülen performans denetiminin
uluslararası standartlarla belirlenen performans denetimi ile aynı içeriğe
sahip olduğu ve sadece performans ölçümünden ibaret olmayıp, verimlilik,
etkililik ve tutumluluk yönlerinden bir değerlendirme yapmayı da kapsadığı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu kuralların da bu şekilde
anlaşılması gerekir. Bu yönüyle kuralların belirsizliğinden söz edilemez.
Öte yandan, denetimin ne şekilde yapılacağı konusunda kanun koyucu takdir
yetkisine sahiptir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu
kurallar Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin
reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 6. maddesiyle
bir ilgisi görülmemiştir.
2-
Kanun’un 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (f) Bendinde Yer Alan “…tespit edilen kamu zararına ilişkin…”,
23. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…kamu zararına ilişkin…” ve 48.
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…kamu zararına yol açan…” İbarelerinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
dava konusu ibarelerin bulunduğu kurallar birlikte değerlendirildiğinde,
Sayıştay denetçilerinin genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerini “kamu zararı” açısından
denetleyecekleri, yargılamaya esas raporlarında, “kamu zararı” tespit ettikleri hususlara yer verecekleri ve
yargılama dairelerinin de “kamu
zararına yol açan” hususları hükme bağlayacağının anlaşıldığı, bu
düzenlemelerle, Sayıştayın genel yönetim
kapsamındaki kamu idareleri üzerinde yapacağı düzenlilik denetiminin, kamu
zararına indirgendiği, Sayıştay denetçileri tarafından yapılacak düzenlilik
denetiminin kamu zararını tespite yönelik olmadığı, gelir ve giderler ile
mal hesap ve işlemlerinin kanun ve diğer hukuki düzenlemelere uygunluğunu
incelemeye yönelik olup kamu zararının, mevzuata aykırılık nedeniyle ortaya
çıkan sonuçlardan sadece birisi olduğu,her mevzuata aykırılığın kamu zararı ile sonuçlanmayabileceği, kamu
zararının ortaya konamamış olmasının söz konusu işlemin mevzuata uygun
olduğu anlamına gelmeyeceği, Anayasa’nın 160. maddesinde sorumluların hesap
ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi Sayıştaya
verildiğine göre, kamu zararı olmayan veya tespit edilemeyen tüm mevzuata
aykırılıkların denetçi raporuna alınarak yargılama dairelerine intikal
ettirilmesi ve yargılama dairelerinin de ilgisine göre, mevzuata aykırı
uygulamalara son verilmesinin sağlanması veya ilgililer hakkında disiplin
soruşturması yürütülmesi için Bakanlığına yazılmasına veya Cumhuriyet
savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmasına karar vermesinin Sayıştayın anayasal görevi kapsamında kaldığı, bu
nedenlerle dava konusu ibarelerin, Anayasa’nın 160. maddesine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi
nedeniyle dava konusu ibareler Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının dava konusu ibareyi içeren (f) bendinde; yargılamaya esas raporun,
Sayıştay dairelerince yapılacak yargılamaya esas olmak üzere, denetçiler
tarafından genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve
işlemlerinin denetimi sırasında tespit edilen kamu zararına ilişkin
düzenlenen raporu ifade ettiği öngörülmüştür.
Kanun’un 23. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının dava konusu ibarenin bulunduğu (a) bendinde, dairelerin, hesap
mahkemesi olarak sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin düzenlenen
yargılamaya esas raporlarda yer alan kamu zararına ilişkin hususları hükme
bağlayacağı belirtilmiştir.
Kanun’un 48. maddesinin dava konusu
ibareyi içeren (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ise genel yönetim
kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında
denetçiler tarafından kamu zararına yol açan bir husus tespit edildiğinde
sorumluların savunmaları alınarak mali yılsonu itibariyle yargılamaya esas
raporun düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla
kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 160.
maddesinde, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal
güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına
denetleme ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama
görevinin Sayıştaya verildiği, Sayıştayın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri v.b.
hususların da kanunla düzenleneceği öngörülmektedir.
Anayasa’nın 160.
maddesinde, Sayıştayın sorumluların hesap ve
işlemlerinin kesin hükme bağlanmasından bahsedilmekte, Sayıştayın
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevini nasıl ve ne
şekilde yerine getireceği belirtilmemektedir. Anayasa, kesin hükme konu
teşkil eden hesap ve işlemleri, sorumlulara izafe etmekte ve bu konuda bir
sınırlamada da bulunmamaktadır.
5018
sayılı Kanun’dan önceki mevzuatımızda mali sorumluluk için gereken şart,
genel olarak mevzuata aykırılık olup, buna ilaveten zarar, kusur gibi
başkaca bir şart öngörülmemekte, sorumlulukta sadece mevzuata aykırılık
yeterli sayılmakta, bu kapsamda mülga 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye
Kanunu’na göre harcama sürecinde görevlilerin mali sorumluluklarının
tespitinde, ita amirlerinin kural olarak sorumsuzluğu, tahakkuk memuru ve
saymanların ise kusursuz sorumlulukları kabul edilmekte idi. Ancak, yeni
getirilen düzenlemelerle subjektif sorumluluk
esası benimsenmekte ve ilgililerin sorumlu olup olmadıkları incelenerek
hesap ve işlemler kesin hükme bağlanmaktadır.
Dava konusu
ibarelerin yer aldığı kuralların getirilmesindeki amacın, hukuka uygun olup
kamu zararı olmayan hesap ve işlemlerin Sayıştay daireleri önüne
getirilerek boş yere zaman ve emek kaybedilmesinin önüne geçmek ve mevzuata
aykırı hiçbir işlemi bulunmayan sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin
hükme bağlanmasını önlemek olduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte,
yargılamaya esas raporun hangi hükümleri içereceği ve Sayıştay dairelerinin
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlarken hangi hususları
hükme bağlayacağının belirlenmesi anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun
takdirindedir. Bu bağlamda kanun koyucu, Anayasa’nın 160. maddesi uyarınca,
Sayıştayın, sorumluların hesap ve işlemlerini
kesin hükme bağlama görevini, Kanun çerçevesinde sorumluların yasal
düzenlemelere uygun olmayan ve kamu zararına yol açan hesap ve işlemlerini
kesin hükme bağlamak olarak belirleme yetkisine sahiptir. Bu nedenle, dava
konusu ibareler Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir.
Ayrıca, dava dilekçesinde, Sayıştayın genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri
üzerinde yapacağı düzenlilik denetiminin kamu zararına indirgendiği ileri
sürülmüş ise de denetçiler tarafından yapılan düzenlilik denetimi; mali
denetimi ve uygunluk denetimini içermektedir. Yargılamaya esas rapor,
uygunluk denetimi sonucunda düzenlenmektedir. Bunun dışında uygunluk
denetimi sonucu yalnızca yargılamaya esas rapor değil, gelir ve giderler
ile mal, hesap ve işlemlerin kanun ve diğer hukuki düzenlemelere uygunluğuna
ilişkin denetim raporu da düzenlenmektedir. Düzenlilik denetiminde,
yargılamaya esas rapor dışında düzenlenecek olan denetim raporunda, kamu
zararı dışındaki hususlarla ilgili olarak açıklamalara yer verilmektedir.
Kaldı ki, Kanun’un 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde,
dairelerin, denetim raporları hakkında da görüş bildireceği
öngörülmektedir.
Bunun yanında, 5018 sayılı Kanun’un
75. maddesinde geçen “kamu zararına
yönelik emare” kavramı içinde denetçiler tarafından düzenlenen denetim
raporlarında “kamu zararı” niteliğinde
bulunmamakla birlikte “kamu zararına
yönelik emare” niteliğini taşıyan konularda, Sayıştay daireleri
tarafından ilgili idarelerin harekete geçirilmesi söz konusu
olabilmektedir. Öte yandan, Sayıştay denetçileri tarafından yapılan
denetimde, kamu zararının bulunmadığı durumlarda, eğer adli veya idari bir
husus var ise bu durum ilgili mercilere Sayıştay dairesi tarafından
bildirilerek bu hususlara dikkat çekilmesi ve işlem yapılması
sağlanmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu
ibareler Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin
reddi gerekir.
3-
Kanun’un 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (k) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
5018 sayılı Kanun’un 71. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kamu
görevlileri ibaresi ile 6085 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (3) numaralı
fıkrasında belirtilen sorumlular ifadesinin hukuksal olarak birbirinden çok
farklı olduğu, kamu görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerinden
kaynaklanan mevzuata aykırılıklarda sorumluluğun saptanacağı yetkili
mercilerin adli mahkemeler ile idari makam ve disiplin kurulları olmasına
rağmen Anayasa’nın 160. maddesinde Sayıştaya
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi verildiği,
Anayasa’nın 160. maddesinde yer alan sorumlular ifadesinin bidayetten sorumluluğu/zimmettarlığı ortaya koyduğu, bidayetten sorumluların
ise TBMM’nin yürütme organına tahsis ettiği bütçe ödeneklerinin teslim
edildiği kamu görevlileri olduğu, söz konusu kamu görevlilerinin 5018
sayılı Kanun’da harcama yetkilisi, gerçekleştirme görevlisi ve muhasebe
yetkilisi ile diğer sorumlular olarak yer aldığı, bütçe ödeneklerinin
zimmetlerine verildiği, söz konusu sorumluların, hesap ve işlemlerinin
yargılanması sonucunda mevzuata uygun bulunan kısımları için Sayıştayca beraat hükmü tesis edilerek
sorumluluklarının sona erdirildiği, mevzuata uygun bulunmayan kısımları
için ise zimmettarlıklarının devamına
yönelikolarak tazmin hükmü tesis
edildiği, objektif sorumluluğun esas alındığı bu kararda da sorumluların
mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri ile kamu zararı arasında
nedensellik bağının kurulması gerektiği, bütçe ödeneklerinin teslim
edildiği söz konusu sorumluların hesap ve işlemlerinin Sayıştay tarafından
yargılanmasında, kasıt, kusur, ihmal gibi suçun unsurları aranacak ise kamu
görevlilerinin sübjektif sorumluluğunun saptanmasına ilişkin yargılama adli
mahkemelerde yapıldığından sorumluların hesap ve işlemlerinin de adli
mahkemelerde yargılanması ve dolayısıyla Sayıştaya
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi verilmemesinin
gerektiği, Sayıştay tarafından yapılacak sorumluların hesap ve işlemlerinin
kesin hükme bağlanmasında, Sayıştaya kamu
görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerini saptama yetkisi veren kuralın,
Anayasa’nın 2., 9. ve 160. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu
kuralda, kamu zararının tanımı yapılmış ve kamu zararının Kamu Mali
Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda belirtilen kamu zararını ifade ettiği hükme
bağlanmıştır.
5018 sayılı Kanun’un 71.
maddesinin birinci fıkrasında ise kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur
veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri
sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması
biçiminde tanımlanmıştır. Bu çerçevede kamu zararından
veya mali sorumluluktan bahsedilebilmesi için her somut olayda; kamu
görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı
karar, işlem veya eylemin bulunması; mevzuata aykırı karar, işlem veya
eylem sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması
ve kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması durumu ile
mevzuata aykırı karar, işlem veya eylem arasında bir illiyet bağının olması
şartları birlikte aranacaktır.
Kanun’un 7.
maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, 6085 sayılı Kanun’dan önceki
832 sayılı Sayıştay Kanunu’ndaki sorumlular ve sorumluluk halleri 1050
sayılı Kanun esas alınarak düzenlenmiş idi. Mülga 1050 sayılı Kanun’a göre
sorumluluk, sayman denilen kamu görevlisinin sorumluluğu üzerine
kurulmuştu. Bu sorumluluk anlayışında sayman, hesap ve işlemlerden dolayı
peşinen zimmetdar kabul edilmekte, bu sorumluluk
ancak verilecek beraat kararı veya hükmen onanma suretiyle ortadan
kalkmaktaydı. Ancak, 1050 sayılı Kanun yerine çıkarılan 5018 sayılı Kanun,
peşinen zimmetdar olma anlayışını tamamıyla
değiştirmiş ve kamu görevlilerini kusuru oranında sorumlu tutan bir
anlayışı benimsemiştir. Bu sorumluluk anlayışına göre her türlü kamu
kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar,
kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden,
kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye
kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumlu
tutulmaktadırlar.
Anayasa’nın 160.
maddesinde, Sayıştayın sorumluların hesap ve
işlemlerini kesin hükme bağlayacağı belirtilmekte, ancak bu görevi nasıl ve
ne şekilde yerine getireceği konusunda bir kural yer almamaktadır. Ayrıca
Anayasa’da bu konuda bir sınırlamaya da yer verilmemiştir. Kanun koyucu,
Sayıştay yargılamasında sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme
bağlanmasında sübjektif sorumluluk esasını benimseyerek, adaletsizlikleri
engellemek, emek ve zaman kaybını önlemek amacıyla söz konusu düzenlemeyi
yapmıştır. Böyle bir düzenlemenin de anayasal sınırlar içinde kanun
koyucunun takdirinde olduğu açıktır.
Sayıştay
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla görevli olupbu görevini
yerine getirirken yargısal sonuçlu kararlar veren bir hesap mahkemesidir.
Dolayısıyla, Sayıştay tarafından sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin
hükme bağlanmasında, Sayıştaya kamu
görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerini saptama yetkisi veren dava
konusu kural, Anayasa’nın 9. maddesine aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural
Anayasa’nın 2., 9. ve 160. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
4-
Kanun’un 7. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu
kural ile Kanun’un 7. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birbiriyle çelişik
hükümler ifade ettiği ve hesap verme sorumluluğu çevriminin anlaşılmadığını
ortaya koyduğu, performans denetimlerinin kamu kaynaklarının verimli, etkin
ve ekonomik kullanımı ile ilgili olduğuna göre, bakanların TBMM’ne karşı
sorumluluklarının tespitinde performans denetimlerindeki bulguların taban
oluşturacağı, dava konusu kuralın, bir yandan TBMM’nin bütçe hakkından
kaynaklanan denetim yetkisine Anayasa’ya aykırı bir sınırlama getirirken
diğer yandan Sayıştay denetimini hiçbir sonuç doğurmayan, boşa kaynak ve
emek harcanan ve TBMM adına yapılmayan bir denetim durumuna düşürdüğü,
Anayasa’nın 87. maddesinde “Bakanlar
Kurulunu ve bakanları denetlemek” TBMM’nin görev ve yetkileri arasında
sayıldığı, 160. maddesinde de Sayıştayın TBMM
adına denetim yapmakla görevli olduğunun belirtildiği, bu denetim görevinin
Anayasa ile verilmiş olup denetimin Anayasa’nın öngördüğü denetim bütünlüğü
içinde yapılması gerektiği, Anayasa’nın öngördüğü denetim bütünlüğünün
kanunla değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırılık oluşturduğu, bu nedenlerle
kuralın, Anayasa’nın 87. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Sayıştay
tarafından gerçekleştirilen performans denetimlerinin mali ve hukuki sorumluluk
doğurmayacağı öngörülmektedir.
Performans denetimi, kaynakların en ekonomik
koşullarda elde edilip edilmediğinin, kaynaklardan en verimli şekilde
yararlanılıp yararlanılmadığının ve plânlanan amaçların etkin olarak
gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin incelenmesi faaliyetidir.
Sayıştay tarafından yapılan performans denetimleri
sonucunda herhangi bir yargısal karar alınmamakta, sadece idarenin yapmış
olduğu işlemlerin verimlilik, etkililik ve tutumluluk ilkelerine uygun olup
olmadığı incelenmekte ve sonucuna göre rapor düzenlenmekte, bu raporda da
sorumlu kişi ve kişiler belirtilmeden sorun ortaya konulmaktadır.
Performans denetiminin yapısı gereği hukuki ve mali sorumluluk doğurmayacağı
şüphesiz ise de dava konusu kuralın, bu hususa açıklık kazandırmak için
konulduğu, kuralın gerekçesinden anlaşılmaktadır.
Bunun yanında Sayıştay tarafından yapılan denetim,
sadece performans denetimi olmayıp, düzenlilik denetimini de içermektedir.
Performans denetiminde hukuki ve mali sonuç doğuracak hususların bulunması
hâlinde bu durumun düzenlilik denetimini yapacak olan denetim görevlilerine
bildirilerek, hukuki ve mali açıdan sorumlular hakkında gerekenin yapılması
sağlanmakta ve TBMM’nin bütçe hakkından kaynaklanan denetim yetkisine bir
sınırlandırma da getirilmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
160. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 87. maddesiyle bir ilgisi
görülmemiştir.
5-
Kanun’un 17. Maddesinin;
a- (6) Numaralı Fıkrasının (c), (ç) ve
(d) Bentleri ile (7) Numaralı Fıkrasının “Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz
tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş
olması şarttır.” Biçimindeki Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde; dava konusu
kuralların, hukuk güvenliğini ortadan kaldırmayı amaçladığı, mülakatta kayırmacılığı
teşvik ettiği, mülakat komisyonuna öznel tercihlerde bulunma imkânı
sağladığı ve Anayasa’nın 70. maddesinde belirtilen görevin gerektirdiği
nitelikleri nesnel olarak ölçme ve değerlendirmeye uygun olmadığı belirtilerek
kuralların, Anayasa’nın 2., 10., 70. ve 160.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 17. maddesinin dava konusu kuralların da bulunduğu (6)
numaralı fıkrasının ilk cümlesinde, mülâkatın, adayın; bir konuyu kavrayıp
özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü, liyakati, temsil kabiliyeti,
davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu, özgüveni, ikna kabiliyeti ve
inandırıcılığı, genel yetenek ve kültürü, bilimsel ve teknolojik gelişmelere
açıklığı yönlerinden değerlendirilerek, ayrı ayrı
puan vermek suretiyle gerçekleştirileceği belirtilmiştir. Kanun’un 17. maddesinin dava konusu (7) numaralı
fıkrasının son cümlesinde ise mülâkatta başarılı sayılmak için, komisyon
başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik
ortalamasının en az yetmiş olmasının şart olduğu hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2.
maddesinde Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir.
Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur.
Kanun koyucu, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak
kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapmak yetkisine sahiptir. Düzenlemenin kamu
yararına, başka bir anlatımla ülke koşullarına uygun olup olmadığının
belirlenerek takdir edilmesi kanun koyucuya aittir. Anayasa’ya uygunluk
denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı
değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da
grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği
açıktır.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen
eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke
ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır.
Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Anayasa’nın
70. maddesinde, her Türk’ün kamu hizmetlerine girme hakkının bulunduğu,
hizmet alımında, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım
gözetilemeyeceği; 160. maddenin son fıkrasında da, Sayıştay’ın kuruluşu,
işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları, ödev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işleri, Başkan ve
üyelerinin teminatının kanunla düzenleneceği öngörülmektedir.
Dava konusu
kurallarda, mülâkatta, adayların hangi yönlerden değerlendirileceğine ve
mülakatta başarılı sayılmak için alınması gereken puana ilişkin
düzenlemeler yer almaktadır. İptali istenilen kuralların, eleme ve yazılı
sınavlarında başarılı olanlar arasından görevin gerektirdiği niteliklere
sahip en iyi adayı seçebilmek için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü
anlaşılmaktadır. Sayıştay denetçi yardımcılığına alınmada mülâkat
yapılmasının öngörüldüğü durumlarda, adayların hangi özelliklerinin değerlendirileceği
ve mülakatta başarılı olmak için geçerli olan puanı belirleme konusunda
kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu açıktır.Bu düzenlemeler, herkes için geçerli,
soyut ve genel hükümler içermektedir. Kanun koyucunun belirlediği kurallar,
Sayıştay denetçi yardımcılığı mülakatına katılan aynı durumda bulunan
adayların tamamına uygulanacağına ve bu konuda bir ayrım yapılmadığına göre
dava konusu kurallar, hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırı değildir.
Öte yandan,
Sayıştay denetçi yardımcılığının gerektirdiği kişisel koşulların
değerlendirilmesini sağlamak amacıyla öngörülen dava konusu kurallar,
Anayasa’nın 70. maddesinde belirtilen hizmete alınmada, görevin
gerektirdiği nitelikler kapsamında bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 2.,
10., 70. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi
gerekir.
b- (6) Numaralı Fıkrasının “Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” Biçimindeki Son
Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu
kuralın, Danıştay Onikinci Dairesinin 7.7.2009
günlü, E.2009/1043 sayılı kararında idari işlemin yürütmesini durdurma
nedeni saydığı “sınavın sesli ve
görüntülü kayıt yapılmak suretiyle gerçekleştirilmemesi” gerekçesini
hükümsüz kılmak ve usulsüz yapılan sınavların bundan sonra yargı
mercilerince bu gerekçeye dayalı olarak iptal edilmesini engellemek için
teknolojinin kullanımını yasakladığı, adayların hukuki güvenliğini ortadan
kaldırdığı, belirli ideolojiler lehine adaylar arasında yaratılan ve
gelecekte de başka ideolojiler adına yaratılacak olan kanuna aykırı
eşitsizliklerin üstünün örtülmesine imkan sağladığı, mesleğin gerektirdiği
niteliklerden başka öznel özelliklerin değerlendirilmesine güvence
oluşturduğu, adil yargılanma hakkını kısıtladığı, idari işlemin tüm
unsurlarıyla yargı denetimine tabi olmasını sınırladığı, Danıştay Onikinci Dairesinde görülmekte olan henüz sonuçlanmamış
bir dava hakkında Yasama Meclisinde bir görüşme yapıldığı, yasama organının
Danıştay Onikinci Dairesinin söz edilen yürütmeyi
durdurma kararını değiştirdiği ve Sayıştay denetiminin dürüstlük,
bağımsızlık, tarafsızlık, güvenirlik ve yeterlik ilkelerine sahip
denetçilerce yapılmasını engellediği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 10., 36., 70., 125., 138. ve 160. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un
17. maddesinin dava konusu kuralın da bulunduğu (6) numaralı fıkrasında;
Sayıştay denetçi yardımcılığı mülâkatının, adayın; bir konuyu kavrayıp
özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü, liyakati, temsil kabiliyeti,
davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu, özgüveni, ikna kabiliyeti ve
inandırıcılığı, genel yetenek ve genel kültürü ve bilimsel ve teknolojik
gelişmelere açıklığı yönlerinden değerlendirilerek, ayrı ayrı puan verilmek suretiyle gerçekleştirileceği,
adayların, komisyon tarafından (a) ila (d) bentlerinde yazılı özelliklerin
her biri için yirmişer puan üzerinden değerlendirileceği ve verilen
puanların ayrı ayrı tutanağa geçirileceği, bunun
dışında mülâkat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmayacağı
öngörülmektedir.
Anayasa’nın 70. maddesinde, “Her Türk, kamu hizmetlerine girme
hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden
başka hiçbir ayırım gözetilemez.” denilmektedir.
Anayasa’nın 125.
maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun
açık olduğu, yargı yetkisinin, idarî eylem ve işlemlerin hukuka
uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi
şeklinde kullanılamayacağı, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil
ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve
işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği
kurala bağlanmıştır.
Anayasa’nın 138. maddesinin üçüncü
fıkrasında da “Görülmekte olan bir
dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili
soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” denilmektedir.
Kanun koyucunun, devlet memurluğuna
girişte yapılacak sınavların türü, biçimi ve usulleri hakkında takdir yetkisi
bulunmakta olup bu takdir yetkisini kullanırken kamu yararını gözeteceği
açıktır. Ancak, Anayasa’ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu
yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı
dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek
yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği açıktır. İptali istenilen
kuralda öngörülen düzenlemenin tüm Sayıştay denetçi adayları için geçerli,
soyut ve genel hükümler içerdiği, Kanun’da mülâkat komisyonu üyelerinin
adayı değerlendirirken esas alacakları kriterlerin
ayrı ayrı gösterildiği, her bir aday için
yapılacak değerlendirmede mülâkat komisyonu üyelerinin verdikleri puanların
aritmetik ortalamasının alınacağının belirtildiği dikkate alındığında
kuralın kamu yararı amacı dışında bir amaçla getirildiği söylenemez.
Dava konusu kural, mülâkat sırasında
herhangi bir kayıt sistemi kullanılamayacağını hükme bağlamaktadır. Kimi
yargı kararlarında yer alan mülâkat veya sözlü sınavların kamerayla kayıt
altına alınması ve böylece yargısal denetimin daha kolay bir şekilde
yapılabilmesine olanak tanınması yönündeki değerlendirmelerin, anayasal denetimde
bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Kuralda, idari yargı yolunu kapatan veya
zorlaştıran bir hükme yer verilmediğinden Anayasa’nın 125. maddesine aykırı
bir durumun varlığından söz edilemez.
Kuralın, Sayıştay denetçi yardımcılığı
mülâkatına girecek tüm kişiler için geçerli genel ve objektif bir düzenleme
olduğu ve kamu hizmetine girmeyi engelleyici bir özellik de taşımadığı
görülmektedir. Bu durumda, yargı kararlarına uyulmaması, değiştirilmesi
veya yerine getirilmemesi de söz konusu olmadığından kuralın, Anayasa’nın 2., 10., 70. ve 138. maddelerine aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2., 10.,
70., 125. ve 138.maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu
görüşe katılmamışlardır.
Kuralın,
Anayasa’nın 36. ve 160. maddeleriyle bir ilgisi görülmemiştir.
6- Kanun’un 21. Maddesinin (7) Numaralı
Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…başkan
yardımcılarından birine vekâlet verir.” ve İkinci Cümlesinde Yer Alan “…başkan yardımcılarından kıdemli olanı…”
İbareleri ile 22. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının “Başkan yardımcıları daire başkanı statüsündedir.” Biçimindeki
Son Cümlesinin ve 25. Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Sayıştay Başkanlığında daire
başkanlığının kadrolu bir görev olduğu ve kadro unvanlı daire başkanlığına
Sayıştay Genel Kurulunun kolektif iradesinin tezahürüyle gelindiği, oysa
Sayıştay Başkanlığında başkan yardımcılığı diye bir kadro olmadığından,
başkan yardımcılığının görev unvanı olduğu, görev unvanlı başkan yardımcılığına
ise seçimle değil, Sayıştay Başkanının bireysel tercihi üzerine gelindiği,
Sayıştay Başkanının bireysel tercihini, Sayıştay Genel Kurulunun kolektif
iradesiyle eşdeğer gören ve Sayıştay Genel Kurulunun kolektif iradesiyle
gelinen daire başkanlığı kadro unvanının statüsü ile özlük haklarının, Sayıştay
Başkanının bireysel tercihiyle gelinen başkan yardımcılığı görevine de
tanınmasının, Sayıştay Başkanlığına vekâlet görevi verilmesinin ve Sayıştay
Başkanının katılamadığı hallerde Sayıştay Genel Kuruluna başkan yardımcılarından
kıdemli olanının başkanlık etmesinin ve bu yolla kadrosu ve dolayısıyla
statüsü üye olan başkan yardımcılarına, kanunla Sayıştayı
temsil etme ve Genel Kurula başkanlık etme görevi verilmesinin,adaletli hukuk düzenini bozduğu, statü
hukukundaki farklılığı kanun yoluyla eşitleyerek, farklı hukuksal konumda
olanların farklı kurallara tabi olması ilkesini ortadan kaldırdığı
belirtilerek dava konusu ibareler ve kuralların, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un
22. maddesinin dava konusu kuralı da içeren (1) numaralı fıkrasında,
Sayıştay Başkanının biri denetim diğeri yönetim ile ilgili işlerde
kendisine yardımcı olmak üzere Sayıştay üyeleri arasından iki başkan
yardımcısı görevlendireceği, başkan yardımcılarının daire başkanı
statüsünde olduğu belirtilmiştir. Kanun’un 21. maddesinin
dava konusu ibareleri de içeren (7) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci
cümlelerinde ise Sayıştay Başkanının görevinde bulunamayacağı zaman başkan
yardımcılarından birine vekâlet vereceği, vekil tayin etmemiş olduğu veya
görevinde bulunamayacağı hâllerde başkan yardımcılarından kıdemli olanının,
Sayıştay Başkanlığının açık bulunduğu hâllerde ise en kıdemli daire
başkanının Sayıştay Başkanlığına vekâlet edeceği öngörülmüştür.Kanun’un 25. maddesinin (5)
numaralı fıkrasında da, Sayıştay Başkanının katılamadığı hallerde Genel
Kurula, Kurula katılan başkan yardımcılarından kıdemli olanının başkanlık
edeceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın
2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu
belirtilmiştir. Hukuk devleti, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlar. Bu
bağlamda kanun koyucu sosyal yaşamı düzenlemek için kamu yararı amacı ile
kimi kurallar koyabilir. Zaman içinde değişen toplumsal gereksinmeleri
karşılamak, kişi ve toplum yararının zorunlu kıldığı düzenlemeleri yapmak,
toplumdaki değişikliklere koşut olarak bu yönde alınan önlemleri
güçlendiren, geliştiren, etkilerini daha çok artıran ya da tam tersine
bunları hafifleten veya tümüyle ortadan kaldıran işlemlerde bulunmak, kanun
koyucunun görevidir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen
eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke
ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Başkan
yardımcıları Sayıştay üyeleri arasından Sayıştay Başkanı tarafından
seçilmekte ve başkan yardımcılarının görevleri de Kanun’un 22. maddesinin
(2) ve (3) numaralı fıkralarında belirtilmektedir.
Kanun
koyucunun, anayasal sınırlar içinde Sayıştayın
idari teşkilatının ne şekilde kurulacağı, kimlerin görevlendirileceği,
görevleri, yönetim usulleri, mensuplarının statüleri gibi konularda takdir
yetkisi bulunmaktadır. Dava konusu kuralların, Sayıştay başkan
yardımcılarının bulundukları konum ve yürüttükleri görev kapsamı itibariyle
Sayıştay Başkanı tarafından bilinmesi gereken hususlara da vakıf olmaları
nedeniyle, işlerin konuyu bilen kişiler tarafından daha iyi yürütülmesi,
denetimde etkinliğin arttırılması ve bürokrasinin azaltılması için kamu
yararı amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca başkan yardımcıları,
bulundukları konum ve yapmış oldukları görevler açısından Sayıştay üyelerinden
farklı konumda olduklarından statülerinde farklılık yaratılmak istenmiş ve
bu amaçla daire başkanı ile aynı statüye sahip olmaları amaçlanmıştır. Dava
konusu kurallar da anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisi
kapsamındadır.
Öte
yandan, Sayıştay başkan yardımcıları, Sayıştay Başkanı tarafından Sayıştay
üyeleri arasından seçilseler de yapmış oldukları görevler nedeniyle
Sayıştay üyelerinden farklı konumdadırlar. Sayıştay başkan yardımcıları ile
Sayıştay daire başkanları da seçilme usulleri, yaptıkları görevler v.b.
hususlar bakımından aynı konumda değildirler. Bu nedenle, Sayıştay başkan
yardımcıları ile daire başkanları ve Sayıştay üyeleri aralarında eşitlik
karşılaştırması yapılamaz.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kurallar ile ibareler Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
7-
Kanun’un 23. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…ve ahizler…” İbaresinin
İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Sayıştayın hesap yargısının kendine
özgü olup muhatabının sorumlular olduğu, hesap mahkemesi olan Sayıştay
yargılama dairelerinde denetçi raporları üzerinden sorumluların hesap ve
işlemlerinin görüşülmesine, fazla ödeme veya eksik tahsilatın
(kamu zararının) yapıldığı ahizlerin de çağrılmasının ve dolayısıyla en azından
görüşlerinin sorulmasının Sayıştayın hesap
yargılamasını kendine özgülükten çıkaran ve sorumluların hesap ve işlemleri
yerine kişiler arası hukuki ilişkilerin yargılandığı adli mahkemelere
dönüştürdüğü, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla
görevli Sayıştayın, sorumluluğu bulunmayan
ahizleri çağırmasının, Anayasa’nın 160. maddesindeki denetim bütünlüğünü
ihlal edebileceği gibi Anayasa’nın 9. maddesiyle bağımsız mahkemelere
verilen yargı yetkisinin de bağımsız mahkemeler dışında kullanılması yolunu
açacağı belirtilerek dava konusu ibarenin, Anayasa’nın 9. ve 160.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 23.
maddesinin dava konusu ibarenin de bulunduğu (4) numaralı fıkrasında,
yargılamaya esas raporların görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunmak
üzere ilgili grup başkanı, raporu düzenleyen denetçi, sorumlular ve
ahizlerin çağrılabileceği öngörülmektedir.
Anayasa’nın 160.
maddesinde, “Sayıştay, merkezi
yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik
kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme
bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama
işlerini yapmakla görevlidir.… Sayıştay’ın
kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, … kanunla düzenlenir.”denilmektedir.
Sayıştayın bütün denetim faaliyetlerinde sorumluluk konusu
birincil derecede öneme sahip olmakla birlikte, özellikle uygunluk denetimi
sonucunda ortaya çıkan kamu zararının sorumlularının tespiti, gerek denetim
gerekse kesin hükme bağlama faaliyetlerinde önemli bir yere sahiptir. Mali
iş ve işlemlerden sorumlu kamu görevlilerinin, kontrol, denetim, inceleme,
kesin hükme bağlama veya yargı kararı sonucu tespit edilen kamu zararından
hangi hâllerde sorumlu tutulacakları hem denetlenenler hem de denetleyenler
açısından açık olmalıdır.
Sayıştayın yargı yetkisi gerek konu gerekse kişi bakımından
sınırlıdır. Anayasanın “hesap
yargılaması” olarak
isimlendirdiği bu yargılama, sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme
bağlanması ile sınırlıdır. Sorumlular ve sorumluluk hâlleri ise kanunla
belirlenmektedir. Söz konusu sorumluluk ise mali sorumluluktur. Ahizler ise
bu sorumluluk kapsamında yer almamaktadır. Ancak ahizler, Sayıştay
yargılamasında sorumlular kapsamında olmasa da verilen karardan doğrudan
etkilenen kişilerdendir. Bu nedenle, yargılamaya esas
raporun dairelerce görüşülmesi sırasında kamu zararı ile ilgili olarak grup
başkanı, raporu düzenleyen denetçi ve sorumlular yanında hukuk tekniği açısından müdahil
konumunda bulunan ahizlere Sayıştay yargılamasına katılma ve savunma
hakkının tanınması, Sayıştay tarafından yapılan hesap yargılamasının
sağlıklı olmasını sağlayacağı, kalitesini arttıracağı gibi bu yargılamadan
doğrudan etkilenen ahizlerin, haklarını ve çıkarlarını da koruyacağı
açıktır. Böyle bir düzenleme de anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun
takdirindedir.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu ibare Anayasa’nın 160. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 9. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.
8-
Kanun’un 28. Maddesinin ve 11. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (e) Bendinde
Yer Alan “Rapor Değerlendirme
Kurulu,” İbaresinin; 26. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci
Cümlesinde Yer Alan “…Rapor
Değerlendirme Kuruluna seçilenler dışında kalan…” İbaresinin; 27.
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu ile…” İbaresinin; 38. Maddesinin
(2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ve Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alınır.” İbaresi ile
İkinci Cümlesinde Yer Alan “…Kurulca
görüş bildirilen…” İbaresinin; 39. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının
Birinci Cümlesinde Yer Alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan sonra…” İbaresinin; 40.
Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “… Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü
de alındıktan sonra…” İbaresinin; 42. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…ve
Rapor Değerlendirme Kurulu…” İbaresinin; 43. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan“…eylül ayı sonuna kadar Rapor
Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” İbaresi ile İkinci Cümlesinde Yer
Alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu…”
İbaresinin; 64. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer
Alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu
ile…” İbaresinin; Geçici 3. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci
Cümlesinde Yer Alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu ve…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’un iptali istenilen 28.
maddesindeki düzenlemeye göre, Sayıştay raporları ile Sayıştay Başkanı
tarafından incelenmesi istenen konular hakkında görüş bildirme görevinin
Rapor Değerlendirme Kuruluna verildiği, Sayıştay Başkanı tarafından
incelenmesi istenen konular hakkında görüş bildirme görevinin, Kanun’un 23.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendine göre yargılama dairelerine,
25. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendine göre Genel Kurula, 27.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendine göre Daireler Kuruluna ve
31. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendine göre ise Denetim
Plânlama ve Koordinasyon Kuruluna da verildiğine göre Rapor Değerlendirme
Kurulunun asıl görevinin Sayıştay raporları hakkında görüş bildirmek
olduğu, Kanun’da Sayıştay Genel Kurulunun, Rapor Değerlendirme Kurulu ile
ikame edildiği, maddeye göre Rapor Değerlendirme Kurulunun bir başkan ve on
üye olmak üzere 11 kişiden oluşacağı; üye tam sayısının üçte ikisi ile
toplanacağı ve mevcudun salt çoğunluğu ile karar vereceği, bu düzenlemeye
göre beş üyenin Sayıştay raporlarının TBMM’ye sunulmasına veya
sunulmamasına karar verebileceği ve bu kararın Sayıştayı
bağlayacağı, Kanun’un 23. maddesinde yargılama dairelerinin de bir başkan
ve dört üye ile toplanacağının yazılı olduğu, ancak yargılama dairelerinin
verdiği kararların son hüküm merciinin yine Kanun’un 26. maddesine göre
Temyiz Kurulu olduğu,yargılamaya
ilişkin olunca bir başkan ve dört üyenin verdiği karar temyize tabi
tutulurken; Sayıştay görüşüne ilişkin olunca bir başkan ve dört üyenin
verdiği kararın nihai kabul edilmesi ve bu nihailiğin Sayıştayı
bağlayacak nitelikte olmasının kabul edilemeyeceği, bir başkan ve dört
üyenin görüşünün, hiçbir şekilde bir başkan ve elli altı üyeden oluşan
Sayıştay Genel Kurulunun vereceği görüşün yerine geçemeyeceği, Kanun’un “Daireler” başlıklı 23. maddesinin
(2) numaralı fıkrasının (b) bendinde, “Denetim
raporları hakkında görüş bildirir.” denilerek TBMM’ye sunulacak
Sayıştay raporlarının nihai hali kararlaştırılmadan ve dolayısıyla TBMM’ye
sunulması veya sunulmaması görüşü verilmeden önce bütün yönleriyle incelenmesi,
tartışılması ve teknik değerlendirilmesinin yapılması görevinin yargılama
dairelerine verildiği, bu bağlamda TBMM’ye sunulma veya sunulmama görüşü
ister Sayıştay Genel Kurulu, ister Rapor Değerlendirme Kurulu tarafından
verilsin, Sayıştay raporlarının söz konusu kurulların önüne bütün
yönleriyle incelenmiş, tartışılmış ve teknik değerlendirmesi yapılmış
şekilde geleceği, bu durumda Sayıştayın en üst ve
en yetkili karar organı olan Sayıştay Genel Kurulunu, Sayıştay görüşünü
içeren ve bu yanıyla da Sayıştayı bağlayıcı
nitelikte bulunan Sayıştay Raporları konusunda devreden çıkarmanın,
fonksiyonel olmadığı gibi Sayıştayın anayasal
konumuna ve misyonuna da uygun düşmediği,
Anayasa’nın 164. maddesinde düzenlenen “Genel
uygunluk bildirimi”nin
TBMM’ye Sayıştay Genel Kurulunun görüşüyle sunulurken; aynı nitelikteki “Sayıştay raporları”nın TBMM’ye sunulması görevinin
Sayıştay Genel Kurulundan alınarak Rapor Değerlendirme Kuruluna verilmesini
düzenleyen Kanun’un 28. maddesinin Anayasa’nın 160. maddesine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür. Dava konusu diğer ibarelerin ise Kanun’un 28. maddesi
ile ilgisi olup bu maddenin iptali hâlinde aynı gerekçelerle iptali
istenilmiştir.
6216 sayılı
Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Kanun’un dava konusu 28.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında; Rapor Değerlendirme Kurulunun, Sayıştay
Genel Kurulu tarafından iki yıl için seçilen iki daire başkanı ve her
daireden birer üye ile denetimden sorumlu başkan yardımcısından oluşacağı,
Kurul üyeliğinde boşalma olması hâlinde kalan süreyi tamamlamak üzere Genel
Kurul tarafından boşalan yer için seçim yapılacağı, (2) numaralı
fıkrasında; Kurulun başkanının Sayıştay Başkanı olduğu, Başkanın katılamadığı
durumlarda Kurula denetimden sorumlu başkan yardımcısının başkanlık
edeceği, (3) numaralı fıkrasında; Kurulun, üye tamsayısının en az üçte
ikisi ile toplanacağı, kanuni izin ve boş üyelik sebebiyle toplantı yeter
sayısının sağlanamadığı hâllerde, Kurula görevlendirilmiş üye sayısını
aşmamak ve o toplantıya münhasır olmak kaydı ile Kurul Başkanı tarafından
katılamayan üyelerin yerine her daireden bir üyeyi aşmamak koşuluyla kıdem
esasına göre yeter sayıyı sağlayacak kadar üyenin toplantıya davet
edilebileceği, Kurulun, mevcudun salt çoğunluğu ile karar vereceği, oyların
eşitliği halinde Başkanın bulunduğu tarafın çoğunluğu sağlamış sayılacağı,
(4) numaralı fıkrasında; Rapor Değerlendirme Kurulunun, Sayıştay raporları
ile Sayıştay Başkanı tarafından incelenmesi istenen konular hakkında görüş
bildireceği, (5) numaralı fıkrasında; Sayıştay raporlarının Kurulda
görüşülmesi sırasında ilgili grup başkanı veya raporun denetçisinin
katılarak görüşünü açıklayacağı, (6) numaralı fıkrasında ise Sayıştay
raporlarının görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunması için ilgili kamu
idaresinin üst yöneticisi veya görevlendireceği yardımcısının
çağrılabileceği öngörülmektedir.
Dava konusu diğer ibarelerin ise Rapor
Değerlendirme Kurulu ile ilgili olduğu görülmektedir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve
adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve
sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmü yer almaktadır. Hukuk devletinde
kanun koyucu, Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu
düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.
Kanun’un dava konusu 28. maddesinde; Rapor
Değerlendirme Kurulunun oluşumuna, görevlerine ve işleyişine ilişkin
düzenlemeler yer almaktadır. Kanun koyucunun Anayasa’da belirlenen
kurallara bağlı kalmak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini
gözetmek koşuluyla, Sayıştay raporları ile Sayıştay Başkanı tarafından incelenmesi
istenen konular hakkında görüş bildirilmesi amacıyla Rapor Değerlendirme
Kurulunu oluşturması ve bu Kurulun işleyişi ile ilgili olarak düzenleme
yapma yetkisi bulunmaktadır.
Kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamı içinde, Sayıştayın görevlerinden olan TBMM’ye sunulacak raporların
sürekli, düzenli, zaman kaybetmeden ve sistemli bir biçimde sunulabilmesi
için kamu yararı amacıyla Rapor Değerlendirme Kurulunun oluşumuna,
işleyişine ve görevlerine ilişkin düzenlemeleri içeren dava konusu kural ve
ibarelerin, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yönü
bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava dilekçesinde
Anayasa’nın 164. maddesinde düzenlenen “Genel
uygunluk bildirimi”nin
TBMM’ye Sayıştay Genel Kurulunun görüşüyle sunulurken; aynı nitelikteki “Sayıştay raporları”nın TBMM’ye sunulması görevinin
Sayıştay Genel Kurulundan alınarak Rapor Değerlendirme Kuruluna verilmesini
düzenleyen dava konusu kuralın, Anayasa’nın 160. maddesine aykırı olduğu
ileri sürülmüş ise de, her iki Kurulun da Sayıştay daire başkanı ve
üyelerinden oluşması ve Rapor Değerlendirme Kuruluna seçilecek olan daire
başkanları ve üyelerinin de Sayıştay Genel Kurulu tarafından belirlenmesi
karşısında, dava konusu kural ve ibarelerde Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural ve
ibareler Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin
reddi gerekir.
9-
Kanun’un 31. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (b) ve (ç) Bentlerinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde; Sayıştayın en üst ve en yetkili
karar organı olan Sayıştay Genel Kurulunun, Sayıştay denetimi ve hesap
yargılamasının bütünlüğüne ilişkin olan ve Sayıştay denetimi ve hesap
yargılamasının bağımsızlığı ile tarafsızlığına güvence oluşturan, denetim
stratejik plânları ve yıllık denetim programları ile denetime ilişkin
yönetmelik, standart ve rehberleri hazırlama ve mesleki etik kuralları
belirleme konularında devreden çıkarılarak, bu görevlerin, Sayıştay
Başkanı’nın şahsında oluşturulan ve “Kurul”
niteliklerine sahip olmayan Denetim Plânlama ve Koordinasyon Kuruluna
verilmesini öngören kuralların, Anayasa’nın 160. maddesine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
6216 sayılı
Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kurallar
Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri
yönünden de incelenmiştir.
Kanun’un
31. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; Denetim, Planlama ve Koordinasyon
Kurulunun görevleri sayılmakta, dava konusu kurallarda ise TBMM’nin,
kamuoyunun ve denetlenen kamu idarelerinin beklentileri de dikkate alınarak
denetim stratejik planlarını ve yıllık denetim programlarını yapılacak risk
analizleri doğrultusunda hazırlamak, denetime ilişkin yönetmelik, standart,
rehberleri hazırlamak ve mesleki etik kurallarını belirlemek bu görevler
arasında belirtilmektedir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde “hukuk devleti”ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin
nitelikleri arasında sayılmıştır. Hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasa’da
belirlenen kurallara bağlı kalmak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini
gözetmek koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. Anayasa’da
Sayıştayın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri
v.b. hususların kanunla düzenleneceğine ilişkin hüküm dışında, bu işleyişin
ve usulün kimler tarafından ne şekilde yapılacağını belirleyen bir hüküm
bulunmamaktadır. Dolayısıyla, dava konusu kurallar kanun koyucunun takdir
yetkisi içindedir. Yasama organının tercihinin yerindeliğinin yargısal
denetim konusu olması ise mümkün değildir.
Bunun yanında,
Denetim, Planlama ve Koordinasyon
Kurulu tarafından denetim stratejik plânları ve yıllık denetim programları
dava konusu kuralda belirtilen TBMM’nin, kamuoyunun ve denetlenen kamu
idarelerinin beklentileri de dikkate alınarak yapılacak risk analizleri
doğrultusunda hazırlanacaktır. Bu bağlamda, iptali istenilen kuralda,
denetim stratejik plânlarının ve yıllık denetim programlarının hazırlanması
sırasında göz önünde bulundurulması gereken hususlar belirtilmekle
birlikte, Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulu tarafından belirlenecek
olan hususlar mutlaka kanun ile düzenlenmesi gerekmeyen hususlardır. Bu nedenle,
Kanun’da belirtilen genel çerçeve ve esaslar doğrultusunda, uygulamayı esas
alan detayların belirlenmesi konusunda Denetim, Planlama ve Koordinasyon
Kuruluna yetki verilmesi yasama yetkisinin devri niteliğinde değildir.
Öte
yandan, Kurulun görevleri arasında gösterilen, denetime ilişkin yönetmelik,
standart, rehberleri hazırlamak ve mesleki etik kurallarını belirlemenin
ise 6085 ve 5018 sayılı Kanunlarda ve bu kanunların yollama yaptığı INTOSAI
Denetim Standartlarında yer alan hükümler gözetilerek yapılacağı da
şüphesizdir. Bu nedenle, dava konusu kural ile denetime ilişkin yönetmelik,
standart, rehberleri hazırlamak ve mesleki etik kurallarını belirleme
görevinin Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kuruluna verilmesi, kanun
koyucunun 6085 ve 5018 sayılı Kanunlarda yer alan hükümler ile asli
düzenlemeleri yaparak çerçeveyi belirlemiş olması nedeniyle yasama
yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar
Anayasa’nın 2., 7. ve 160. maddelerine aykırı
değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
10-
Kanun’un 32. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın
126. maddesinin üçüncü fıkrasında, birden çok ili içine alan merkezi idare
teşkilatı kurulmasının kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyumun
sağlanması koşuluna bağlandığı, ancak, Sayıştayın
özelliği gereği kendine özgü anayasal bir kurum olup denetiminin en önemli
özelliğinin de bağımsızlık ve anayasal bütünlük olduğu, Anayasa’nın 160.
maddesinin bu bütünlük içinde ele alınarak değerlendirilmesi gerektiği,
Anayasa’nın, idare için yerel ve bölgesel birimler oluşturma ya da coğrafi
bölünme öngörmüş iken Sayıştay için böyle bir teşkilatlanmayı öngörmediği,
kanun koyucunun bunu öngörmesinin, kaynağını Anayasa’dan almayan bir
yetkinin kullanılması anlamına geleceği, dava konusu kuralın Sayıştay
denetimi hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyumu düşüreceği, uzun süreli
görevlendirmelerden dolayı denetçilerin yerel ilişki ağları geliştirerek
denetimin tarafsızlığını gölgeleyeceği, denetçilerin başka illerde
görevlendirme baskısı altında çalışmalarına yol açarak bağımsızlıklarını
tehdit edeceği ve Anayasa’nın öngördüğü denetim bütünlüğünü bozacağı
belirtilerek kuralın, Anayasanın 6. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Sayıştay Başkanının teklifi ve
Sayıştay Genel Kurulunun kararı ile gerek görülen illerde denetim grup
başkanlıklarının kurulabileceği öngörülmüştür.
İptali istenilen
kuralın, denetimin çok yoğun olarak yapıldığı yerlerde denetimin etkililiği
ve verimliliğini sağlamak için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü
anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenleme ise anayasal sınırlar içinde kanun
koyucunun takdirindedir.
Anayasa’nın 160.
veya diğer maddelerinde Sayıştayın merkezi
teşkilatlanması gerektiği konusunda bir hüküm bulunmamaktadır. Aksine
Anayasa’nın 160. maddesinin son fıkrasında, Sayıştayın
kuruluşu ve işleyişine ilişkin hükümlerin kanunla düzenleneceği
belirtilerek bu konuda kanun koyucuya takdir yetkisi tanınmaktadır. Bu
nedenle, kanun koyucunun takdir yetkisine dayanarak yapmış olduğu
düzenlemede Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 160. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 6. maddesiyle bir ilgisi
görülmemiştir.
11-
Kanun’un 35. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “Sayıştay tarafından yerindelik denetimi
yapılamaz, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak
karar alınamaz.” Biçimindeki Son
Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
idari işlem ve eylemlerin idari yargı yoluyla denetiminde “yerindelik denetimi yapılamayacağı” kuralının,
güçler ayrılığı ilkesinin teminatlarından biri olup bu manada önemli
olduğu, burada önemli olan hususun, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak
ve ortadan kaldıracak karar alınmasının, yerindelik denetimi yapılmasının
ancak uyulması zorunlu, bağlayıcı kararlar, yani yargı kararları için söz
konusu olabileceği gerçeği olduğu, Sayıştayın
bağlayıcı, uyulması zorunlu, yargısal kararlarının sadece düzenlilik
denetimi kapsamındaki hukuka aykırı mali işlemler için geçerli olduğu,
ancak, hiçbir kamu idaresinin hukuka aykırı işlem yapma gibi bir takdir
hakkından söz etmenin de şüphesiz mümkün olmadığı, yargılama konusu
olmayan, tavsiyelerle sonlanan, hata ve sorumlu bulmaya değil, kamu
yönetiminde geleceğe yönelik iyileştirmelere odaklanan ve bu amaçla
tavsiyeler üreten, bu tavsiyelerin de ancak TBMM’nin benimsemesiyle kamu
idarelerine yine Sayıştay değil, TBMM tarafından iletildiği performans denetimi
yoluyla yerindelik denetimi kavramının ilişkilendirilmesinin ise eşyanın
tabiatına aykırı ve ancak bir kavram karışıklığı sonucu olabileceği, iptali
istenilen hükmün Anayasa’nın 125. maddesinde yer alan “Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun
denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde
kullanılamaz.”hükmünden
esinlenerek yasalaştırıldığının anlaşıldığı, ancak, Anayasa’nın 125.
maddesindeki düzenlemenin Sayıştay tarafından yapılacak denetimlerle uzaktan
ya da yakından herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, Sayıştayın
yapacağı düzenlilik denetimi ile sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlaması faaliyetlerinin, yerindelik denetiminin kapsamına
girmediği, öte yandan, iktisadi bir kavram olan “performans denetimi” ile hukuki bir kavram olan “yerindelik denetimi”nin de uzaktan veya yakından
hiçbir ilgisinin olmadığı, çünkü, yerindelik denetiminin sonunda bir yargı
kararı verileceği ya da yerindelik denetiminin yargısal bir karar olarak
ortaya çıkacağı, ancak, Sayıştay denetçilerince yapılan performans
denetimlerinin, Sayıştay yargılama dairelerinin kesin hükümlerine konu
oluşturmadığı, Sayıştay denetçilerince hazırlanan performans denetimi
raporlarının, ilgili kurumların görüşünün alınması için Sayıştay Başkanı
tarafından kurumlarına gönderildiği ve kurum görüşü alındıktan sonra
Sayıştay Genel Kuruluna indirildiği, Sayıştay Genel Kurulunun ise
performans denetimi raporu ile kurum görüşlerini değerlendirerek raporda
yer alan bulgu ve öneriler doğrultusunda gerekli önlemlerin alınmasının
takdiri için raporun TBMM’ye gönderilmesine veya gönderilmemesine karar verdiği,
Anayasa’nın 87. maddesindeki TBMM’nin denetim görev ve yetkisiyle 160.
maddesindeki Sayıştay denetiminin, Anayasanın “demokratik hukuk devleti” ilkesiyle ve demokratik hukuk
devletinin olmazsa olmazı “denetim” ile
birlikte değerlendirilmesinin gerektiği, parlamenter demokrasilerin en
önemli öğesi olan bu denetimin, yargı denetiminden farklı özelliklere sahip
olup, kaynağını, egemenlik yetkisinden ve bütçe hakkından aldığı, aslında,
Anayasa’nın 165. maddesinde öngörülen denetimin de bu kapsamda
değerlendirilmesinin gerektiği, dava konusu kuralın, Sayıştayın
TBMM adına yapacağı denetimlere, Anayasa’nın 125. maddesinin dördüncü
fıkrasında yer alan hükme konu oluşturmayan ve söz konusu hükmün amacını
aşan bir sınırlama getirdiği belirtilerek, Anayasa’nın 2.,
87., 160. ve 165. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Sayıştay
tarafından yerindelik denetimi yapılamayacağı, idarenin takdir yetkisini
sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamayacağı belirtilmiştir.
Sayıştay denetimi, düzenlilik denetimi
ve performans denetimini kapsamaktadır. Düzenlilik denetimi de uygunluk ve
mali denetimi içermektedir.
Düzenlilik denetimi kapsamında
belirtilen uygunluk denetimi, kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarına yönelik
hesap ve işlemlerinin hukuka uygunluğuna ilişkindir. Mali denetim ise kamu
idarelerinin hesap ve işlemleri ile mali faaliyet, mali yönetim ve kontrol
sistemlerinin değerlendirme sonuçları esas alınarak, mali rapor ve tablolarının
güvenilirliği ve doğruluğuna ilişkin denetimdir. Düzenlilik denetimi
sonucunda düzenlenen raporlar, denetlenen eylem ve işlemlerin hukuka uygun
olup olmadığı ile mali rapor ve tabloların doğru olup olmadığına ilişkin
olacaktır.
Uygunluk denetimi sonucunda iki rapor
düzenlenmektedir. Bunlardan ilki, kamu idarelerinin gelir ve giderleri ile
ilgili hesap ve işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının belirtildiği
denetim raporu, diğeri ise kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi
sırasında tespit edilen kamu zararına ilişkin olarak düzenlenen yargılamaya
esas rapordur. Denetim icrai bir işlem veya karar
niteliğinde değildir. Sayıştay tarafından düzenlilik denetimi sonucu
hazırlanacak olan denetim raporlarında yerindelik denetimi yapılması,
idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınması
denetimin içeriği gereği mümkün değildir. Sayıştay dairelerince yargılamaya
esas rapor üzerinden yapılan yargılama sonucunda da; hesap ve işlemlerin
yasal düzenlemelere uygun olduğuna ya da kamu zararının sorumlulardan
tazminine veya gerekli görülen hususların ilgili mercilere bildirilmesine
karar verilmektedir. Sayıştay dairelerince yargılamaya esas raporlar sonucunda
verilecek kararlar da niteliği gereği yerindelik denetimi yapılan, idarenin
takdir yetkisini ortadan kaldıracak ve sınırlandıracak kararlar değildir.
Diğer denetim türü olan performans
denetimlerinde de, yapılan harcamaların yerindeliği sorgulanmamakta, ancak,
performans denetiminin tanımı gereği, ilgili kamu idarelerinin
işlemlerinin, faaliyetlerinin verimliliği, etkinliği ve ekonomikliği
gözetilerek bağımsız bir şekilde incelenmekte ve sonucunda ulaşılan tespit,
bulgu ve öneriler TBMM’ye sunulmaktadır. Performans denetimi kapsamında
olan verimlilik, etkinlik ve ekonomiklik hususları ise yerindelik denetimi
kavramı içinde yer almaz. Performans denetimi sonucunda da, idarenin takdir
yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınması mümkün
değildir. Yapılan işlem sadece raporlama olup durum tespitinde
bulunulmaktadır.
İdarelerin, kanunlarla verilen
görevleri yerine getirirken ne tür kararlar almaları gerektiğinin, her
türlü olay ve olgu göz önünde bulundurularak önceden hukuk kurallarıyla
belirlenmesi mümkün olmadığı gibi, kamu hizmetlerinin ve toplumsal
ihtiyaçların değişkenliği dikkate alındığında uygun bir yöntem de değildir.
Bu nedenle, idarelerin karşılaştıkları farklı durumlar karşısında en uygun
çözümü üretebilmeleri için takdir yetkisiyle donatılmaları zorunludur.
Takdir yetkisinin amacı, idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde
olanı seçme serbestîsi tanımaktır. İdarenin bulduğu çözümün uygun olup
olmadığı hukuki bir mesele olmayıp, bir yerindelik sorunudur. Yargı
organlarının ve işlemleri hukuksal sonuç doğuran dış denetim organlarının,
idarece bulunan çözümün yerinde olup olmadığını denetlemesi düşünülemez.
Aksi takdirde, gerçekte söz konusu idari kararı bu konuda sorumluluk sahibi
olan idare değil, herhangi bir sorumluluk taşımayan yargı organı veya
ilgili dış denetim kurumu vermiş olur. Dava konusu kuralın da bu konuya açıklık
getirmek amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, TBMM
adına kamu idarelerinin gelir gider ve mallarını denetleyen ve bu denetim
sonucu elde edilen bulgulara istinaden aynı zamanda hesap yargılaması da
yapan Sayıştay’ın, idarelerce yapılan iş ve işlemlerin yerinde olup
olmadığını denetlemesi, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan
kaldıracak şekilde belli bir yönde karar almasını zorunlu kılacak görüş ve
tespitlerde bulunması, Anayasa’yla ve Sayıştayın
kuruluş amacıyla bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu
kural Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 87. ve 165.
maddeleriyle bir ilgisi görülmemiştir.
12-
Kanun’un 35. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin ve 37.
Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…genel kabul görmüş uluslararası…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Dünyada “Genel Kabul Görmüş Denetim Standartları”
ile “Uluslararası Denetim Standartları” adlarıyla iki ayrı denetim standardı
bulunmakla birlikte, söz konusu iki ayrı denetim standardının “Genel Kabul Görmüş Uluslararası Denetim
Standartları” adıyla bir araya getirilmesinden oluşan bir denetim
standardının bulunmadığı, Genel Kabul Görmüş Denetim Standartlarının
(GAAS), ABD’de özel sektör kuruluşlarınca uygulanan Genel Kabul Görmüş
Muhasebe Prensiplerinden (GAAP) yola çıkılarak ABD özel sektör denetim
otoriteleri tarafından yine ABD’de uygulanmak üzere hazırlanmış denetim
standartları olduğu, Uluslararası Denetim Standartları’nın (ISA) ise,
merkezi ABD’de bulunan Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (IFAC)
tarafından yine özel sektör kuruluşları için geliştirilmiş Uluslararası
Muhasebe Standartlarından (IAS – IFRS) yola çıkılarak özel sektör kuruluşlarının
denetiminde uygulanmak üzere hazırlanmış ve IFAC Konsey kararlarıyla
yürürlüğe konulmuş denetim standartları olduğu, söz konusu iki ayrı
muhasebe standartları/prensiplerinin ikisinin de özel sektör kuruluşları
için hazırlanmış olmakla birlikte birbirinden farklı oldukları için
muhasebe standartlarından üretilen denetim standartlarından farklılıklar
taşıdığı, 5018 sayılı Kanun’un 68. maddesinin ikinci fıkrasında, “Dış denetim, genel kabul görmüş uluslararası
denetim standartları dikkate alınarak;”ifadesi geçiyor diye, bunun bir çeviri hatası olabileceği
düşünülmeden ve belirtilen hususlar hiç dikkate alınmadan aynı hükmün TBMM
adına denetim yapan ve Anayasa’da yüksek denetim kurumu ve hesap mahkemesi
olarak düzenlenmiş bulunan Sayıştay Kanunu’na alınmasının kabul edilemez
bir hata olduğu,çünkü Sayıştayın mevcut olmayan bir denetim standardına uygun
olarak denetim yürütmesinin söz konusu olamayacağı, öte yandan, “genel kabul görmüş uluslararası denetim
standartları” ifadesi ile “genel kabul görmüş denetim
standartları” ve “uluslararası denetim standartları” nın ikisinin birden ayrı ayrı
anlaşılması gerekir de denemeyeceği, çünkü bunların birbirinden çok farklı
standartlar olduğu, öte yandan, Sayıştayın
denetimlerini, belli standartlara uygun olarak yürütmesinin ayrı bir şey,
denetimlerinde standartları göz önünde bulundurmasının ise farklı bir şey
olduğu, Sayıştayın Anayasal görevini Anayasa’ya
uygun bir şekilde yerine getirebilmesi için, genel kabul görmüş denetim
standartlarını veya uluslararası denetim standartlarını aynen benimsemesi
değil, tüm Dünya Sayıştaylarının yaptığı gibi kendine uyarlaması gerektiği,
uyarlamanın yapılacağı yerin de Kanun olmayıp yönetmelik ve rehberler
olması gerektiği, Sayıştayın mevcut olmayan
denetim standartlarına göre denetim yapmasını öngören, dava konusu
kuralların hukuk devletinin unsurlarından olan kurallarda belirlilik ve
öngörülebilirlik ilkelerine uymadığı ve ayrıca INTOSAI Denetim
Standartlarına uygun denetim yapmak durumunda olan Sayıştayı,
özel sektör kuruluşlarının denetimi için geliştirilmiş bulunan denetim
standartlarına uygun denetim yapmaya kayıtsız şartsız zorladığı ve Sayıştay
denetimini kanunla sınırlandırdığı belirtilerek kural ve ibarenin,
Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava
konusu (b) bendinde, denetimin genel kabul görmüş uluslararası denetim
standartlarına uygun olarak yürütüleceği belirtilmiş; 37. maddenin dava
konusu ibareyi içeren (2) numaralı fıkrasında ise denetim sürecine ilişkin
hususların, kanunlar dikkate alınmak ve genel kabul görmüş uluslararası denetim
standartlarından yararlanmak suretiyle hazırlanacak yönetmelik, standart ve
rehberlerde belirtileceği öngörülmüştür.
Denetim,
dinamik ve sürekli değişime kapalı olmaması gereken bir olgudur. Yüksek
denetim kurumları, küreselleşen dünyamızda yeni rollere ve değişimlere açık
olmalıdır. Yüksek denetim kurumları, ulusal boyutta gerçekleştirdikleri işler
dışında uluslararası alanda da örgütlenmekte ve ulusal sınırları aşarak globalleşen dünyada gerçekleştirdikleri işbirliği ve
dayanışma ile ulusal ve uluslararası alanda önemli bir yere sahip
olmaktadırlar.
Dava konusu
kuralların, denetçinin bağımsızlığının ve denetim sonuçlarının
güvenirliliğinin korunmasını, keyfiliğin önüne geçilmesini ve denetimin
dinamik ve sürekli değişime açık bir olgu olması da gözetilerek, bu
değişikliğin uygulanmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü
anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin de anayasal sınırlar içinde kanun
koyucunun takdirinde olduğu açıktır.
Dava
konusu 35. maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “Denetim genel kabul görmüş uluslararası
denetim standartlarına uygun olarak yürütülür.” hükmünün, 5018 sayılı
Kanun’un 68., 6085 sayılı Kanun’un 37.
maddelerindeki hükümler ve INTOSAI Denetim Standartlarında yer alan,
standartların her birinin yüksek denetim kuruluşunun kendi anayasal, yasal
ve diğer şartları çerçevesinde değerlendirilmesi ve uygulanması gerektiğine
ilişkin açıklaması gözetilerek, “Denetim,
genel kabul görmüş uluslararası denetim standartları dikkate alınarak
yürütülür.” şeklinde anlaşılması
gerekir.
Dava konusu kural ve ibarede geçen “genel kabul görmüş uluslararası” ibarelerinin belirli olmadığı
ileri sürülmüş ise de, dava konusu kuralın gerekçesinden genel kabul görmüş
uluslararası denetim standartlarının başta Lima Deklarasyonu olmak üzere,
INTOSAI Denetim Standartlarına yer verilmiş olduğu gözetildiğinde, dava
konusu kural ve ibarede belirsizlik ve hukuk devleti ilkesine aykırılık
bulunduğu söylenemez.
Diğer
yandan, dava konusu kurallar Sayıştay tarafından yapılan denetimi
sınırlamaktan öte denetimde meydana gelecek olan gelişmelerin uygulanmasına
olanak sağladığından, Anayasa’nın 160. maddesinde belirtilen Sayıştay denetimini
sınırlandırdığından söz edilemez.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural ve ibare Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine
aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
13-
Kanun’un 35. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (ç) Bendinde Yer Alan “…güncel…” Sözcüğünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Sayıştayın, bir haber ajansı, reklam veya kamuoyu
araştırma şirketi değil, anayasal bir yüksek denetim kurumu ve hesap
mahkemesi olduğu, Anayasa’nın 160. maddesinde Sayıştaya
TBMM adına denetim yapma ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme
bağlama görevi verildiği, denetim metodolojisinin salt güncel olması
nedeniyle Sayıştay tarafından uygulanmasının kanun ile öngörülmesinin doğru
bir yaklaşım olmadığı, çünkü güncel olan her şeyin popüler olabileceği fakat, doğru olmasının sınanarak test edilmesinden
geçtiği, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yetkisi olan
anayasal bir kurumdan, ne olduğu belirsiz güncelin peşine takılması değil,
bilimselliği test edilerek sınanmış, tartışma götürmeyen metodolojilere
dayalı denetim yapmasının beklenmesi gerektiği, kaldı ki, güncel
sözcüğünün, hukuksal anlamda, belirlilik içermediği gibi öngörülebilir de
olmadığı, yasa kurallarının, hiçbir tartışmaya yer vermeyecek şekilde açık,
anlaşılabilir ve öngörülebilir olması gerektiği belirtilerek dava konusu
sözcüğün, Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un dava konusu sözcüğün de yer aldığı 35.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde, denetimlerin, güncel denetim metodolojilerinin
uygulanmasında gerekli özen gösterilerek gerçekleştirileceği öngörülmektedir
Anayasa’nın 2.
maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya
ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir
olması gereklidir.
Dava konusu sözcüğün bulunduğu kuralın, denetimin;
dinamik ve değişken olması gözetilerek, meydana gelen bilimsel ve
teknolojik gelişmelerden faydalanmak suretiyle değişen koşullara uyularak
yapılabilmesi için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle
bir düzenleme anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu gibi
Anayasa’nın 160. maddesinin de gereğidir.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu sözcük Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
14-
Kanun’un 38. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan
“…düzenlilik ve performans…” ile “…idareler itibariyle birleştirilir ve
bir örneği…” İbarelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, performans denetimi
raporlarının idareler itibariyle ve yıllık olarak birleştirilmesinin mümkün
ve anlamlı olmadığı, çünkü performans denetiminin düzenlilik denetiminden
farkının, bütçe yılı ile bağlantısının bulunmayışı ve yıllık, periyodik bir
denetim olmayışından kaynaklandığı, performans denetiminin, kurumların bazı
faaliyetlerini, hatta çoğunlukla birden fazla kurumu ilgilendiren kamusal
faaliyetleri konu aldığı ve konunun gerektirdiği zaman dilimine uzandığı,
maddede geçen performans denetimi raporu ifadesiyle İNTOSAİ Denetim Standartlarında
öngörülen performans raporu değil de, Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (d) bendinde tanımlanan performans ölçümü kastediliyor ise,
performans ölçümü/değerlendirmesinin Kanun’un “Faaliyet Değerlendirme Raporu” başlıklı 39. maddesinin konusunu
oluşturduğundan bu madde ile ilgisinin bulunmadığı, Kanun’un 38. maddesinde
belirtildiği şekliyle genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin
düzenlilik denetimi sonucunda, gelir, gider ve mal hesap ve işlemlerine
yönelik tespit edilen (kamu zararı dahil) mevzuata aykırılıkların idareler
itibariyle birleştirilerek ilgili kamu idarelerine gönderilmesinin ve üst
yöneticilerden alınan cevaplarla birlikte yeniden düzenlenerek yargılama
dairesi ve Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşlerinden sonra TBMM’ye
sunulmasının, anayasal düzeyde bir çok önemli hukuki sorunlara yol açacağı,
Anayasa’nın 160. ve 164. maddelerine göre, Sayıştayın
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlayabilmesi için Kanun’un
36. maddesine göre hesap ve işlemlerin incelenmesi ve 48. maddesine göre de
mevzuata aykırı bulunan denetim bulguları hakkında sorgu düzenlenerek sorumluların
savunmalarının alınması ve sorgu ve savunmalara göre düzenlenen raporların
yargılama dairelerine intikal ettirilmesi, raporun yargılama dairelerinde
yargılanması ve temyiz aşamasından geçerek kesin hüküm niteliğini
kazanmasının gerektiği, ancak, 5018 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile
Kanun’un 38. maddesinin söz konusu bulgular hakkında üst yöneticilerin
cevaplarını alarak üst yöneticilerin yönetsel sorumluluklarına esas
oluşturmak üzere TBMM’ye sunulmasını öngördüğünü, bulguların Sayıştayda kesin hükme bağlanmadan TBMM’ye sunulmasının
bir takım hukuki sorunları beraberinde getireceği, çünkü, TBMM’ye sunulmuş
bulgular hakkında Sayıştay yargılama daireleri sorumluların savunmalarını
yerinde görerek beraatlerine karar
verebilecekleri gibi, tazmin hükmü verilmiş olsa dahi sorumluların temyizi
üzerine Temyiz Kurulu, daire kararının değiştirilerek onanmasına veya
tamamen kaldırılmasına karar verebileceği, Sayıştayın
mevzuata aykırı bularak TBMM’ye raporladığı bulguların, sonradan Sayıştay
yargılama dairelerinde mevzuata aykırı bulunmamasının neden olacağı hukuki
sorunların yanında, Sayıştayın TBMM’ye sunduğu
raporların doğruluğu ve güvenirliği hakkında derin kuşkulara yol açarak
Sayıştay denetim ve yargılamasını siyasi tartışma ve polemik
konusu hâline getireceği ya da bulguların mevzuata aykırı görülerek TBMM’ye
sunulmuş olmasının Sayıştay yargılama dairelerini hukuka aykırı tazmin
kararı vermeye zorlayacağı, iptali istenilen ibarelerin, idareler
itibariyle yıllık olarak birleştirilmesi mümkün olmayan performans denetimi
raporlarının düzenlilik denetimi raporlarıyla birleştirilmesini ve genel
yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelir, gider ve mal hesap ve
işlemlerinden mevzuata aykırı bulunan ve bu yanıyla hesap yargılamasına
konu oluşturan hususların da TBMM’ye sunulmasını öngördüğünden dava konusu
ibarelerin, Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un dava konusu ibarelerin de yer
aldığı 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, kamu
idarelerinin düzenlilik ve performans denetimleri sonucunda denetim grup
başkanlıklarınca düzenlenen denetim raporlarının idareler itibariyle
birleştirileceği ve bir örneğinin Sayıştay Başkanlığınca ilgili kamu
idaresine gönderileceği belirtilmektedir.
6085 sayılı Kanun’a göre düzenlilik
denetimi sonucu hazırlanacak raporlar denetim raporları ve yargılamaya esas
rapordur. Düzenlilik ve performans denetimlerinin birlikte yapılması esas
olup, yapılacak bu denetimlerde dava konusu ibarelerin bulunduğu kural
uyarınca birleştirilecek olan raporlar, düzenlilik denetiminde yargılamaya
esas rapor dışında kalan denetim raporları ve performans denetimi sonucunda
hazırlanan raporlardır.
Kanun koyucunun dava konusu ibarelerin
bulunduğu kural ile aynı idareye ilişkin olarak yapılan düzenlilik ve
performans denetimleri sonucunda raporların birleştirmesini öngörerek, söz
konusu idare açısından ortaya çıkan durumun her idare bazında, her açıdan
görülebilmesini sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin
anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.
Ayrıca, Anayasa’nın 160. maddesinde
Sayıştay raporlarının neler olacağı ve ne şekilde düzenlenecekleri belirtilmemiştir.
Yalnızca, Anayasa’nın 160. maddesinin son fıkrasında, “Sayıştay’ın…işleyişi, denetim usulleri…..kanunla
düzenlenir.” kuralına yer
verilerek gerekli düzenlemeler kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır.
Dava konusu ibareler ise bu kapsamda olduğundan Anayasa’nın 160. maddesine
aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu
ibareler Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin
reddi gerekir.
15-
Kanun’un 39. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Son Cümlesinde Yer Alan “…bir örneği de ilgili mahallî idarenin
meclisine…” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Sayıştayın Anayasa’dan aldığı
yetkiyle denetlediği mahallî idarelerin meclislerine, mahallî idarelerin
idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay değerlendirmesini
göndermesinin, mahallî idarelerin meclislerini Sayıştayın
adına denetim yaptığı TBMM ile eş görmesi anlamına geldiği belirtilerek
dava konusu ibarenin, Anayasa’nın 160. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un 39. maddesinin (1) numaralı fıkrasında;
kamu idareleri tarafından gönderilen idare faaliyet raporlarının, İçişleri
Bakanlığı tarafından hazırlanan mahallî idareler genel faaliyet raporu ve
Maliye Bakanlığınca hazırlanan genel faaliyet raporunun denetim grup
başkanlıklarınca denetim sonuçları da dikkate alınarak değerlendirileceği
öngörülmektedir. Maddenin dava konusu ibarenin bulunduğu
(2) numaralı fıkrasında ise denetim grup başkanlıklarınca bu konuda
hazırlanan değerlendirme raporları esas alınarak hazırlanan faaliyet genel
değerlendirme raporunun, Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan
sonra Sayıştay Başkanı tarafından mahallî idarelere ait olanlar hariç olmak
üzere idare faaliyet raporları, genel faaliyet raporu ve mahallî idareler
genel faaliyet raporu ile birlikte TBMM’ye sunulacağı ve bir örneğinin
Maliye Bakanlığına gönderileceği, mahallî idarelerin idare faaliyet raporları
hakkındaki Sayıştay değerlendirmesinin bir örneğinin İçişleri Bakanlığına,
bir örneğinin de ilgili mahallî idarenin meclisine gönderileceği hüküm
altına alınmıştır.
Anayasa’nın 160. maddesinde, “Mahallî idarelerin hesap ve
işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması Sayıştay tarafından
yapılır.” denilmektedir.
Anayasa’nın 160.
maddesinin birinci fıkrasında; TBMM adına Sayıştay tarafından denetlenecek
kurumlar arasında mahallî idareler sayılmamış, maddenin üçüncü fıkrasında
mahallî idarelerin Sayıştay tarafından denetleneceği belirtilmiştir.
Mahallî idareler, yetkileri belirli bir coğrafi alan ve hizmetlerle sınırlı
olarak kamusal faaliyet gösteren belediye, il özel idaresi ile bunlara
bağlı veya bunların kurdukları veya üye oldukları birlik ve idareleri kapsamına
alması nedeniyle merkezi hükümet bütçesi kapsamı dışında tutulmuşlardır.
Ancak mahallî idarelerin, diğer kurumların bütçeleri ile bağlantılı
olmasından dolayı faaliyet, hedef ve sonuçları, bütçe ekinde TBMM’ye
sunulmaktadır.
Mahallî idarelerin bütçeleri ve kesin
hesap işlemleri kendi yerel meclislerinde görüşülmekte ve onaylanmaktadır. Bu nedenle, dava konusu
ibarenin, mahallî idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay
değerlendirmesinden mahallî idare meclislerinin bilgi sahibi olması ve
gereğinin yapılmasının sağlanması için kamu yararı amacı ile düzenlendiği
anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin de anayasal sınırlar içinde kanun
koyucunun takdirinde olduğu açıktır.
Sayıştayın mahallî idareleri denetlemesi Anayasa’nın 160. maddesinin
üçüncü fıkrası uyarınca verilen görevden kaynaklanmaktadır. Mahallî
idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay değerlendirmesinin
ilgili mahallî idarenin meclisine gönderilmesi, mahallî idarelerin
meclislerini Sayıştay’ın adına denetim yaptığı TBMM ile eş görmesi anlamına
gelmez.
Öte yandan, Anayasa’nın 160.
maddesinde Sayıştayın, mahallî idarelerin idare
faaliyetleri raporları hakkındaki değerlendirmesinin bir örneğini mahallî
idarenin meclisine göndermesini yasaklayan bir hüküm de bulunmamaktadır.
Aksine, Anayasa’nın 160. maddesinin son fıkrasında, Sayıştayın
kuruluşu, işleyişi ve denetim usullerinin kanunla düzenleneceği
öngörülmektedir. Dava konusu ibare de kanunla düzenlenmiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu
ibare Anayasa’nın 160. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
16-
Kanun’un 45. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Sayıştayın
görevlerinin Anayasa’nın 160. maddesinde sayılmış iken dava konusu kural
ile Sayıştaya kaynağını Anayasa’dan almayan yeni
görevler verildiği ve Anayasa’ya göre TBMM adına denetim yapan Sayıştayın, verilen bu görevler temelinde kanun ile
adeta TBMM’ye bağlı görev yapan bir teftiş veya denetleme kuruluna
dönüştürüldüğü, bu durumun Sayıştayın
bağımsızlığı ve tarafsızlığına aykırılık teşkil edeceği,öte yandan, TBMM’de sadece ihtisas
komisyonlarının sayısının 17 olup, bunlara kurulabilecek araştırma ve
soruşturma komisyonları da eklenince TBMM Başkanlığından gelebilecek
denetim ve inceleme taleplerinin ulaşabileceği boyut ve söz konusu
taleplere öncelik verilecek olmasının, Sayıştayın
Anayasa’dan kaynaklanan ve belirli bir program temelinde yürütülmesi
gereken görevlerinin yapılmasını engelleyebileceği belirtilerek dava konusu
kuralın, Anayasa’nın 6. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralda,
TBMM Başkanlığının; araştırma, soruşturma ve ihtisas komisyonlarının
kararına istinaden Sayıştaydan, talep edilen
konuyla sınırlı olmak kaydıyla denetimine tâbi olup olmadığına
bakılmaksızın özelleştirme, teşvik, borç ve kredi uygulamaları dâhil olmak
üzere, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının hesap ve işlemleri ile aynı usule
bağlı olarak, kullanılan kamu kaynak ve imkânlarından yararlanma
çerçevesinde, her türlü kurum, kuruluş, fon, işletme, şirket, kooperatif, birlik,
vakıf ve dernekler ile benzeri teşekküllerin hesap ve işlemlerinin denetlenmesini
talep edebileceği, denetim sonuçlarının TBMM Başkanlığına sunulacağı ve
TBMM’den gelen denetim taleplerine öncelik verileceği, Cumhurbaşkanlığının
bu madde kapsamı dışında olduğu öngörülmüştür.
Anayasa’nın 160. maddesinin birinci
fıkrasında, “Sayıştay, merkezi
yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik
kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemek
ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla
verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir….”denilmektedir.
Anayasa’nın 87. ve 98. maddeleri uyarınca, TBMM’nin
denetleme yetkisi bulunmaktadır. Dava konusu kuralda belirtilen tüm kamu
kurum ve kuruluşları ile kullanılan kamu kaynak ve imkânlarından yararlanma
çerçevesinde her türlü kurum, kuruluş, fon, işletme, şirket, kooperatif,
birlik, vakıf ve dernekler ile benzeri teşekküllerin hesap ve işlemlerinin
denetlenmesini talep edebilmesi de bu yetki kapsamındadır. Anayasa’nın 160.
maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştayın
anayasal görevleri yanında aynı fıkrada yer alan, kanunlarla verilen
inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir hükmü
kapsamında Sayıştaya kanun ile yeni bir görev
verilmesinde Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 160. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
17-
Kanun’un 51. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…ilgili kamu idaresinin adı ve denetim
dönemi,” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’un 51. maddesinde Sayıştay
ilâmlarının düzenlendiği ve (2) numaralı fıkrasının dava konusu ibarenin
bulunduğu (a) bendinde ilâmlarda “ilgili
kamu idaresinin adı ve denetim dönemi”nin yer alacağı hükmüne yer
verilirken; “Kanun Yollarına
Başvurma” başlıklı 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, temyiz, yargılamanın
iadesi ve karar düzeltmesi taleplerinin Sayıştay Başkanlığına hitaben
yazılmış dilekçe ile yapılacağı; (2) numaralı fıkrasının (c) bendinde ise
dilekçelerde “ilgili hesabın adı ve
yılı” hususlarının bulunacağının
belirtildiği, kanun yollarına başvuru dilekçelerine “ilgili hesabın adı ve yılı”nın yazılması zorunlu olmakla
birlikte yazılabilmesi için bilinmesi, bilinmesi için de kanun yollarına
başvurulan Sayıştay ilâmlarında yazılı olmasının gerektiği, Kanun’un
ilâmlara ilişkin 51. maddesinde ilâmlarda yer alacak hususlar içinde “ilgili hesabın adı ve yılı”na yer
verilmediği gibi bunun yerine geçmek üzere “ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi”ne yer verildiği, ancak, “İlgili kamu idaresinin adı ve denetim
dönemi” ile “ilgili hesabın adı ve yılı” ifadelerinin birbirinden çok farklı
olduğu, dava konusu ibarenin sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme
bağlandığının belgesi olan Sayıştay ilâmlarında, kesin hükme bağlanan
hesaba ilişkin açıklayıcı asgari bilgileri içermediği, sorumluların kanun
yollarına başvurmalarına taban oluşturmak yerine, neyi neden amaçladığının
ve ne işe yarayacağının belli olmadığı ve Kanun’un 54. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (c) bendiyle çelişkili olduğu belirtilerek dava konusu ibarenin,
Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 51. maddesinde, Sayıştay
daireleri tarafından verilen ilâmların ne şekilde düzenleneceği ve ilâmlarda
yer alması gereken hususlar belirtilmektedir. Dava konusu ibarenin yer
aldığı kuralda da, ilâmlarda daire ve karar numarası ile ilgili kamu
idaresinin adı ve denetim döneminin yer alacağı öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir.
Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,
anlaşılır ve uygulanabilir olması gereklidir.
Dava dilekçesinde,
Kanun’un ilâmlara ilişkin 51. maddesinde, ilâmlarda yer alacak hususlar
içinde “ilgili kamu idaresinin adı ve
denetim dönemi”ne
yer verildiği, ancak Kanun’un “Kanun
yollarına başvurma” başlıklı 54.
maddesinin birinci fıkrasında, temyiz, yargılamanın iadesi ve karar
düzeltilmesi taleplerinin Sayıştay Başkanlığına hitaben yazılmış imzalı
dilekçe ile yapılacağının belirtildiği,ikinci fıkrasının (c) bendinde ise bu dilekçede “ilgili hesabın adı ve yılı”nın bulunması gerektiğinin yer
aldığı, her iki kuralda farklı hükümlerin yer almasının sorumluların kanun
yollarına başvurabilmelerini ve Sayıştay ilâmlarının takibini engellediği
ileri sürülmüş ise de ilâmlarda ve kanun yollarına başvuru dilekçesinde yer
alması gereken hususlar gözetildiğinde, sorumluların kanun yollarına başvurabilmelerini
ve Sayıştay ilâmlarının takibini engelleyici bir hususun bulunmadığı
anlaşılmaktadır. İncelenen
kuralda belirtilen ilgili idarenin adı ve denetim döneminin Kanun’un 54.
maddesinde öngörülen hükümle uyumluluk içerip içermediği hususu ise
anayasal denetime esas oluşturmaz.
Öte
yandan, dava konusu ibarede yer alan ilgili kamu idaresinin adı ve denetim
döneminden ne anlaşılması gerektiği ise 5018 ve 6085 sayılı Kanun hükümleri
ile açık bir şekilde belirtildiğinden, dava konusu ibarenin belirlilik ve
öngörülebilirlik ilkelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu ibare Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
18-
Kanun’un 79. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 5018 sayılı Kanun’a ekli Genel
Bütçe Kapsamındaki Kamu İdarelerine İlişkin (I) Sayılı Cetvel’in 8.
sırasında Sayıştayın sayıldığı, dolayısıyla Sayıştayın merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri
içinde yer aldığı, bu bağlamda, Sayıştayın da
Anayasa’nın 160. maddesinde öngörüldüğü şekilde Sayıştay tarafından denetlenmesi;
ancak denetimin bağımsızlığının ve tarafsızlığının güvence altına
alınabilmesi için denetimi yürütecek ekibin Sayıştay Başkanı tarafından
değil, Sayıştay Genel Kurulu tarafından belirlenmesinin gerektiği, Anayasa
Mahkemesinin 10.11.2009 günlü, E.2007/12, K.2009/153 sayılı kararında da
belirtildiği üzere Anayasa’nın 87. maddesinde Sayıştay bütçesinin
uygulamasının denetlenmesinin TBMM’nin görev ve yetkileri arasında
sayılmadığı, bu durumda kanun koyucunun kaynağını Anayasanın 6. maddesinden
almayan düzenlemeler yaptığını kabul etmenin gerektiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 6., 87. ve 160. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu
kuralda, Sayıştayın denetlenmesinin, her yıl TBMM
adına TBMM Başkanlık Divanı tarafından görevlendirilen ve gerekli mesleki
niteliklere sahip denetim elemanlarından oluşan bir komisyon tarafından,
hesaplar ve bunlara ilişkin belgeler de esas alınarak yapılacağı
öngörülmektedir.
Anayasa’nın
87. maddesinde, “Türkiye Büyük Millet
Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak;
Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda
kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesin hesap kanun
tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına
karar vermek; milletlerarası andlaşmaların
onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının
beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve
Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri
yerine getirmektir”denilerek,
TBMM’nin görev ve yetkileri açıkça belirtilmiştir.
Anayasa’nın 160. maddesine göre, merkezi yönetim
bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün
gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemek ve sorumluların
hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme,
denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak görevi Sayıştaya
aittir.
Sayıştayın, bütçe bakımından merkezi yönetim bütçesi
kapsamına giren bir kamu idaresi olduğu kuşkusuzdur. Nitekim,
5018 sayılı Kanun’un 3. maddesi ve ekli (I) Sayılı Cetvelin 8. sırasında
Sayıştay merkezi yönetim kapsamındaki kamu idaresi olarak yer almaktadır.
Anayasa’nın 87. maddesinde de, Sayıştayın
denetlenmesi TBMM’nin görev ve yetkileri arasında belirtilmemiştir. Bu
durumda, Anayasa’nın 6. maddesine göre kanun koyucunun kaynağını
Anayasa’dan almadan dava konusu düzenlemeleri yapma yetkisi de
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural
Anayasa’nın 6., 87. ve 160. maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU ile Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmamışlardır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ
3.12.2010 günlü, 6085 sayılı Sayıştay
Kanunu’nun;
A- 79. maddesinin yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları
oluşmadığından REDDİNE,
B- 1- 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (d) bendi, (f) bendinde yer alan “…tespit edilen kamu zararına ilişkin…” ibaresi ve (k) bendine,
2- 7. maddesinin (6) numaralı
fıkrasına,
3- 11. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (e) bendinde yer alan “Rapor
Değerlendirme Kurulu,” ibaresine,
4- 17. maddesinin
(6) numaralı fıkrasının (c), (ç) ve (d)bentleri ile “Bunun dışında
mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” biçimindeki
son cümlesine, (7) numaralı fıkrasının, “Mülakatta
başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz tam puan
üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması
şarttır.” biçimindeki son cümlesine,
5- 21. maddesinin (7) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…başkan
yardımcılarından birine vekalet verir.”
ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…başkan
yardımcılarından kıdemli olanı…” ibaresine,
6- 22. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının “Başkan yardımcıları daire
başkanı statüsündedir.” biçimindeki son cümlesine,
7- 23. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (a) bendinde yer alan “…kamu
zararına ilişkin…” ibaresi ile(4) numaralı fıkrasında yer alan “…ve
ahizler…” ibaresine,
8- 25. maddesinin (5) numaralı
fıkrasına,
9- 26. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kuruluna seçilenler dışında kalan…” ibaresine,
10- 27. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu ile…” ibaresine,
11- 28. maddesine,
12- 31. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (b) ve (ç) bentlerine,
13- 32. maddesinin (6) numaralı
fıkrasına,
14- 35. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendinde yer alan “Sayıştay
tarafındanyerindelikdenetimiyapılamaz,idarenintakdiryetkisinisınırlayacakve ortadankaldıracak karar alınamaz.”
biçimindeki son cümlesine, (b) bendine ve (ç) bendinde yer alan “…güncel…”sözcüğüne,
15- 36. maddesinin (3) numaralı
fıkrasına,
16- 37. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında yer alan “…genel kabul
görmüş uluslararası…” ibaresine,
17- 38. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…düzenlilik
ve performans…” ve “…idareler
itibariyle birleştirilir ve bir örneği…” ibaresine, (2) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve
Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alınır.” ibaresi ile ikinci
cümlesinde yer alan “…Kurulca görüş
bildirilen…” ibaresine,
18- 39. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan sonra…” ibaresi ile son
cümlesinde yer alan “…bir örneği de
ilgili mahalli idarenin meclisine…” ibaresine,
19- 40. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü de alındıktan sonra…” ibaresine;
20- 42. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…ve
rapor Değerlendirme Kurulu…” ibaresine,
21- 43. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan“…eylül ayı sonuna kadar Rapor
Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer
alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu …” ibaresine,
22-45. maddesine,
23- 48. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…kamu
zararına yol açan…” ibaresine,
24- 51. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (a) bendinde yer alan “…ilgili
kamu idaresinin adı ve denetim dönemi,” ibaresine,
25- 64. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu ile…” ibaresine,
26- Geçici 3. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu ve…” ibaresine,
yönelik iptal istemleri, 28.2.2013 günlü, E.2011/21, K.2013/36 sayılı kararla reddedildiğinden,
bu maddelere, fıkralara, bentlere, cümlelere, ibarelere ve sözcüğe ilişkin
yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,
28.2.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VI- SONUÇ
3.12.2010 günlü, 6085 sayılı Sayıştay
Kanunu’nun;
A- 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (d) bendi ile 36. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya
aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (f) bendinde yer alan “…tespit edilen kamu zararına ilişkin…”, 23. maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…kamu zararına ilişkin…” ve 48. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…kamu
zararına yol açan…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve
iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (k) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
D- 7. maddesinin (6) numaralı
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 17. maddesinin;
1- (6) numaralı fıkrasının;
a- (c), (ç) ve (d) bentlerinin Anayasa’ya aykırı
olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- “Bunun
dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.”
biçimindeki son cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile
Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- (7) numaralı fıkrasının, “Mülakatta başarılı sayılmak için,
komisyon başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların
aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.” biçimindeki son
cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
F- 21. maddesinin (7) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…başkan
yardımcılarından birine vekalet verir.” ve
ikinci cümlesinde yer alan “… başkan yardımcılarından kıdemli olanı…” ibareleri
ile 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Başkan yardımcıları daire başkanı statüsündedir.” biçimindeki
son cümlesinin ve 25. maddesinin (5) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G- 23. maddesinin (4) numaralı
fıkrasında yer alan “…ve ahizler…”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
H- 28. maddesinin ve
11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer alan “Rapor Değerlendirme Kurulu,”
ibaresinin; 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer
alan “…Rapor Değerlendirme Kuruluna
seçilenler dışında kalan…” ibaresinin; 27. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında yer alan “…Rapor Değerlendirme
Kurulu ile…” ibaresinin; 38. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan “…ve Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü alınır.” ibaresi ile ikinci cümlesinde
yer alan “…Kurulca görüş bildirilen…”
ibaresinin; 39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer
alan “…Rapor Değerlendirme Kurulunun
görüşü alındıktan sonra…” ibaresinin; 40. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…
Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü de alındıktan
sonra…” ibaresinin; 42. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “… ve rapor Değerlendirme Kurulu…” ibaresinin;
43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan“…eylül
ayı sonuna kadar Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” ibaresi ile
ikinci cümlesinde yer alan “… Rapor
Değerlendirme Kurulu…” ibaresinin; 64. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu ile…” ibaresinin; Geçici 3. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu ve…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 31. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (b) ve (ç) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal
istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
J- 32. maddesinin (6) numaralı
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
K- 35. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendinde yer alan “Sayıştay
tarafından yerindelik denetimi yapılamaz, idarenin takdir yetkisini
sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamaz.” biçimindeki son
cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
L- 35. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) bendinin ve 37. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…genel kabul görmüş uluslararası…”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemleri REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
M- 35. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (ç) bendinde yer alan “…güncel…”
sözcüğünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
N- 38. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan“…düzenlilik ve performans…” ile “…idareler itibariyle birleştirilir ve bir örneği…”
ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
O- 39. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının son cümlesinde yer alan “…bir
örneği de ilgili mahalli idarenin meclisine…” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
P-45. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
R- 51. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (a) bendinde yer alan “…ilgili
kamu idaresinin adı ve denetim dönemi,” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
S- 79. maddesinin Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR,Engin YILDIRIM,Nuri
NECİPOĞLU ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
28.2.2013 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
----------------------------
1 Rıza TURGAY, “Kuvvetler Ayrılığı İlkesi Karşısında
Yüksek Mali Denetim ve Sayıştayımız”, Cumhuriyetin
50. Yılında Sayıştay içinde, Sayıştay Yayınları No: 8, Başbakanlık
Basımevi, Ankara 1973, s:222.
2 Domingo L. CRUZ, INTOSAI’nin
30. Yılı, Çev: Semiramis Serin, TC Sayıştay 125.
Kuruluş Yıldönümü Yayınları Yayın No: 23/5, Ankara 1987, s: 8.
3 Ord. Prof. Sıddık
Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Prensipleri, İ.Ü.H.F.Y. 2. Baskı, s: 583.
4 INTOSAI, INTOSAI Performans Denetimi Uygulama
Rehberi, (çev. M. Hakan Özbaran ve Sacit Yörüker), SAYDER Kitaplığı: 2,
Ankara 2009, s:1
5A .g.e. s:9-10.
*Performans
denetiminde, performans ölçüm sistemlerine yönelik derinlemesine ve özel amaçlı
çalışmalar yapmak, çoğu Sayıştayda tipik bir
performans denetimidir. Ancak, farklı devlet kurumlarının devamlılık
gösteren ya da düzenli performans raporları, aynı zamanda, mali denetçiler
için de bir denetim görevi olabilecektir. (performans denetçileriyle
işbirliği halinde, özellikle de bu tür denetimleri yapma konusunda eğitim
almamış olan mali denetçiler söz konusu olduğunda)
KARŞIOY
GEREKÇESİ
6085 sayılı Kanun’un 17. maddesinin (6) fıkrasının
iptali istenilen son cümlesinde “Bunun dışında mülâkat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” denilmektedir.
9.6.1930 günlü, 1700 sayılı
Dâhiliye Memurları Kanunu’nun 2. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 2/A
maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesindeki “Bunun dışında mülâkat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.”
biçimindeki kuralın iptal isteminin reddine ilişkin 14.04.2011 günlü, 2009/63 Esas, 2011/66 Karar sayısı ile verilen ve
23.7.2011/28003 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi
kararının “KARŞIOY GEREKÇESİ”
yazısının (I) numaralı bendinde belirttiğim gerekçe ile Anayasa’nın 36. ve 125. maddelerine aykırı olan
kuralın iptali gerekir.
Açıklanan nedenle çoğunluğun ret kararına katılmadım.
KARŞIOY
GEREKÇESİ
6085 sayılı
Sayıştay Kanunu’nun “Sayıştayın denetlenmesi, her
yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlık Divanı tarafından görevlendirilen ve gerekli mesleki niteliklere
sahip denetim elemanlarından oluşan bir komisyon tarafından, hesaplar ve
bunlara ilişkin belgeler de esas alınarak yapılır”şeklindeki 79. maddesi iptal edilmiştir.
Anayasa’nın 160. maddesinde, Sayıştay’ın merkezi
yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik
kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) adına denetlemek ve
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarda
verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevli
olduğu belirtilmektedir. Bu anayasal hükmün doğal sonucu olarak ve yine
Anayasa’nın 161. ve 164. maddeleri karşısında, tüm merkezi yönetim
bütçesindeki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının harcama
yetkilerinin kaynağı ve temeli, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konudaki
iradesinde tecelli etmektedir. Harcama yetkisini veren bir makamın, bu
yetki uyarınca tahsis edilmiş ödeneklerin usul ve kanuna uygunluğunu kendi
adına denetleyecek bir organı(Sayıştay’ı)gerek görmesi
halinde denetleyebileceği ve buna dair yasal hükümler getirebileceği
izahtan varestedir.
Esasen, TBMM adına kamu idarelerini denetleyen bir
organ olan Sayıştay’ın kendi hesaplarının denetlenmesinin, kendisi dışında
bir başka denetim mekanizmasına bırakılması gerekliliği eşyanın tabiatına
daha uygundur. “Denetim” gibi objektiflik gerektiren bir konuda, hesapları
incelenecek “kurum” dışında bir mekanizmanın olması, etkin ve verimli bir
denetimin gereğidir. Nitekim, gelişmiş ülkelerin sayıştaylarının uluslararası meslektaş grupları ya da
uluslararası bağımsız denetim kurumlarınca dış denetime tabi tutulması
gittikçe yaygınlaşan bir yöntem haline gelmektedir. (Bu konuda bkz. H. Ömer
Köse, “Sayıştay Denetiminin Denetlenmesi: Uluslararası Uygulama Örnekleri Çerçevesinde
Bir Değerlendirme”, Sayıştay Dergisi,
Sayı 70, Temmuz-Eylül 2008: 3-42.)
Dava konusu kuralla harcama yetkisinin asli sahibi
olan TBMM’ye öngörülen yöntemle Sayıştay hesaplarının denetlenmesi görevi
verilmiştir. Anayasa’nın 87. maddesinde TBMM’nin görevleri arasında bu
“denetim”in sayılmamış olmasının, bu tür bir düzenlemeye engel teşkil
etmediği açıktır. Yukarıda ifade edildiği üzere harcama ve denetim yetkisinin
asli sahibi TBMM olup, Anayasa’nın 160., 161. ve
164. maddelerinin amir hükümleri karşısında, ayrıca 87. maddede yeniden bir
belirleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Diğer yandan, Anayasa’nın 160. maddesi Sayıştay’ın
denetimi kapsamında bulunan kurumları belirtmiş, ancak Sayıştay’ın
kendisinin nasıl denetleneceğine dair bir düzenlemeye yer vermemiştir.
Anayasa koyucu, Sayıştay’ın kendi kendisini denetlemesini isteseydi
Anayasa’nın 68. maddesinde başka bir bağlamda belirttiği gibi “Sayıştay dahil” şeklinde bir ibareye yer verebilirdi. Bu durumda,
yasamanın asliliği ve genelliği ilkesi gereğince Sayıştay’ın nasıl
denetleneceğine dair düzenleme yapma yetkisi kanun koyucuya aittir. Bu
ilke, yasama organınınAnayasa’da açıkça aksine hüküm
olmadıkça her konuyu ilk elden düzenleyebilmesi anlamına gelmektedir.
Anayasa’nın diğer hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla yasama organı
kendisine yeni görev ve yetkiler verebilir. Bu yetkiTBMM’nin “kanun koymak,
değiştirmek ve kaldırmak” yetkisi içinde mündemiçtir. Mahkememizin daha
önce belirttiği gibi, yasama organının düzenleme yapma yetkisinin sınırı “o
konuda izin verici değil yasaklayıcı bir hükmün olup olmadığı hususudur”
(E. 2011/59, 2012/34, K.T. 1.3.2012). Anayasa’da Sayıştay’ın hangi kurum
tarafından denetleneceğine dair bir hüküm bulunmadığından, kanun koyucu bu
konudaki takdir yetkisini Sayıştay’ın denetiminin TBMM tarafından yapılması
gerektiği yönünde kullanmıştır.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’ya aykırı bir
yönünün bulunmadığı ve iptal isteminin reddi gerektiği kanaatine
vardığımızdan, çoğunluğun iptale yönelik kararına katılmıyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY
YAZISI
6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 17. maddesinin (6)
numaralı fıkrasının “Bunun dışında
mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” biçimindeki
son cümlesinin, E:2011/59, K:2012/34 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararına
ilişkin karşıoy gerekçelerimin II. paragrafında
belirtilen nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduğu düşüncesindeyim.
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
3.12.2010 günlü, 6085sayılı Sayıştay Kanunu’nun 17.
maddesinin(6) numaralıiptali istenilen “Bunun dışında
mülakat ile ilgili herhangi bir kayıtsistemi kullanılmaz.”cümlesinin de yer aldığı fıkrada;
(6)Mülakat, adayın;
a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve
muhakeme gücü,
b) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve
tepkilerinin mesleğe uygunluğu,
c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,
ç) Genel yetenek ve genel kültürü,
d) Bilimsel ve teknolojikgelişmelere açıklığı,yönlerinden değerlendirilerek, ayrı ayrı puan verilerek gerçekleştirilir. Adaylar, komisyon
tarafından (a) ile (d) bentlerinde yazılı özelliklerin her biri için
yirmişer puan üzerinden değerlendirilir ve verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir.Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.”denilmektedir.
Madde hükmü ile Sayıştay Başkanlığında görev
yapacak denetçi yardımcılarınınyazılı sınavdan sonra yapılacak
mülakatta, şeffaflığı ve objektifliği sağlayacak ve herhangi bir uyuşmazlık
çıkması halinde kanıt olabilecek bir kayıt sisteminin kullanılması
yasaklanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, tüm eylem ve işlemlerini objektif esaslarabağlayarakyargı denetimine açan devlettir.
Anayasa’nın “kamu hizmetlerine girme hakkı”nı düzenleyen 70. maddesinde ise“Her Türk, kamu hizmetlerine girme
hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden
başka hiçbir ayırım gözetilemez.” denilmiş olup, buna göre hizmete alınmada
hizmetin gerekli kıldığı nitelikler dışında öznel değerlendirmelere yol
açabilecek davranışlardan kaçınmak gerekmektedir.
Bu durumda dava konusu kural idari işlemlerde
objektifliği ve şeffaflığı engellediği gibi, uyuşmazlık çıkması halinde
kanıt olabilecek bir kayıt sisteminden kaçınılması suretiyle idari
işlemlerde yargısal denetim alanını da daraltmaktadır.
Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 2. ve 70.
maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
|