|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/149
Karar Sayısı: 2013/63
Karar Günü: 22.5.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :25.10.1963 günlü, 353 sayılı Askeri Mahkemeler
Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun, 29.6.2006 günlü, 5530 sayılı
Kanun’un 61. maddesiyle değiştirilen ek 1. maddesinin birinci fıkrasının “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan
hâllerde Ceza Muhakemesi Kanununun adlî kontrole ilişkin 109 ilâ …
maddeleri hükümleri hariç olmak üzere diğer hükümleri askerî yargıda da
uygulanır.” bölümünün Anayasa’nın 2., 5., 10.,
19. ve36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Tutukluluk hâlinin
devamı yerine adli kontrol uygulanmasına ilişkin olarak verilen kararın
infazı için gönderildiği askeri savcılık tarafından itiraz konusu kural
uyarınca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun adli kontrole ilişkin 109.
maddesinin askeri yargıda uygulama alanı bulunmadığından bahisle tavzih
kararı istenilmesi üzerine, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“…
1.
Sanık P.Uzm.Çvş. ... 2008-2012
yılları arasında Hakkari Dağ ve Komd.Tugay 5’inci Dağ ve Komd.Tb.1’inci
Komd. Bölük Komutanlığı emrinde görev yaptığı, 2012 yılı atama döneminde
atama istek formu doldurup birinci tercih olarak Kayseri Garnizonuna
atamasının yapılmasını istediği, sanık ... Kayseri Garnizonuna atamasının
yapılmasını sağlamak maksadıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığı Tayin Daire
Başkanlığı Uzman Erbaş Şube Müdürlüğü Muharip Sınıf Uzman Erbaş İşlem
Kısmında 2007 yılından itibaren Uzman Erbaş İşlem Subay Yardımcısı olarak
görev yapan sanık P.Kd.Kad. Bçvş. ... iletişim ve irtibata geçtiği, bu
kapsamda 2012 yılı atama döneminde ... ile çok sayıda cep telefonu ile
görüşme ve mesajlaşma yaptığı, ... .... Kayseri Garnizonuna atamasının
yapılmasını sağlamak maksadıyla 23.04.2012 tarihinde ... numaralı cep
telefonundan ... numaralı cep telefonuna mesaj atarak
“... eğer paraşüt ile ilgili yere gitmek istiyorsan kabul edersen 900-TL.
gönder, amire hediye alayım, kabul etmezsen başka yer” dediği ve bu şekilde 900-TL para istediği, ..., ... bu
teklifini kabul ettiği ve aralarında rüşvet anlaşması yaptıkları, yapılan
rüşvet anlaşması uyarınca ... eşi ... aracılığı ile 25 Nisan 2012 tarihinde
... … Bankası Kara Kuvvetleri Komutanlığı şubesinde bulunan … nolu hesabına
750-TL. para yatırdığı, kalan 150-TL.yi ise daha sonra vermeyi taahhüt
ettiği, ... atamasının yapılan rüşvet anlaşmasına uygun olarak 11 Mayıs
2012 tarihinde Hakkari Garnizonundan Kayseri Garnizonunda bulunan 1’inci
Komd.Tug.Hava İndirme Tabur Kh.Ds.Bl.K.lığı emrine yapıldığı, P.Uzm.Çvş.
... 11 Haziran 2012 tarihinde gözaltına alındığı, 12 Haziran 2012 tarihinde
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesince tutuklandığı, bu suretle
P.Uzm.Çvş. ... Yapılmaması Gereken Bir İşin Yapılması İçin Rüşvet Vermek
suçunu işlediği,
a. Rüşvet Vermek suçundan eylemine uyan
As.C.K.nun 135’inci maddesi aracılığı ile 5237 sayılı TCK.nun 252/1’inci
maddesi uyarınca cezalandırılmasına,
b. AS.C.K.nun 30/1 -B maddesi uyarınca Türk
Silahlı Kuvvetlerinden Çıkarma cezası ile cezalandırılmasına,
c. Sanığın gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği
sürelerin 5237 sayılı TCK.nun 63’üncü maddesi uyarınca cezasından mahsubuna
karar verilmesinin talep edildiği,
Sanık P.Uzm.Çvş. ... 12.06.2012 gün ve 2012/394
id-70 kr sayılı duruşmasız işlere ait karar ile rüşvet vermek suçunu
işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı ve bu doğrultuda bozulan
askeri disiplinin yeniden tesisi ile delilleri yok etme, gizleme veya
değiştirme ile tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma girişiminde
bulunulmasını engellemek maksadıyla 353 sayılı Kanunun 71 ve CMK’nun 100/1,
2-b/1 ve 2 maddeleri gereği tutuklanmasına karar verildiği, müteakip
zamanlarda tutukluluk halinin devamına karar verilen sanığın sözleşmesinin
feshi ile 03.09.2012 tarihinde silahlı kuvvetlerden ilişiğinin kesildiği ve
asker kişi sıfatını kaybettiği,
Kovuşturma evresinde tutukluluk hali devam
ederken 05.10.2012 tarihli duruşmada sanığın rüşvet suçunu işlediğine
yönelik kuvvetli şüphe bulunduğu ve bu haliyle CMK’nun 100/2-b/1 ve 2
maddelerinde izah edilen tutuklama sebeplerinin var olduğu kanaatine
varılmakla birlikte sanığın tutukluluk halinin devamı yerine adli kontrol
altına alınmasının yeterli olacağı kabulü ile sanığın tahliyesine, bu
doğrultuda CMK’nun 109/1,3-a,b maddeleri uyarınca yurt dışına çıkmamasına
ve her hafta pazartesi günü adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde geçen
adresleri itibariyle ilçe emniyet müdürlüğüne giderek adresinde bulunduğunu
imza karşılığı ispat etmesine karar verildiği görüldü.
2. Sanık P.Uzm.Çvş. ...; 2007-2012 tarihleri
arasında Ankara 28’inci Mknz.P.Tug.2’inci Mknz.P.Tb.3’üncü Mknz.P.Bölük
Komutanlığı emrinde görev yaptığı, 2012 yılı atama döneminde atama istek
formu doldurup birinci tercih olarak Bingöl Garnizonuna atamasının
yapılmasını istediği, sanık ... Bingöl Garnizonuna atamasının yapılmasını
sağlamak maksadıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığı Tayin Daire Başkanlığı
Uzman Erbaş Şube Müdürlüğü Muharip Sınıf Uzman Erbaş İşlem Kısmında 2007
yılından itibaren Uzman Erbaş İşlem Subay Yardımcısı olarak görev yapan
sanık P.Kd.Kad.Bçvş.… ile iletişim ve irtibata geçtiği, bu kapsamda 2012
yılı atama döneminde (Şubat - Nisan 2012 tarihlerinde) ... ile çok sayıda
cep telefonu ile görüşme ve mesajlaşma yaptığı, …’ın kullandığı … numaralı
cep telefonu ile yaptığı iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin
tutanaklar dikkate alındığında ... ... Bingöl Garnizonuna atamasının
yapılmasını sağlamak maksadıyla 1400-TL. para istediği, ... da ... bu
talebini kabul ettiği ve bu şekilde aralarında rüşvet anlaşması yaptıkları,
.... 19 Mart 2012 tarihinde ... arayarak “faksı
çektim komutanım” demek suretiyle istenilen
parayı yatırdığını bildirdiği, ... atamasının yapılan rüşvet anlaşmasına
uygun olarak 11 Mayıs 2012 tarihinde Ankara Garnizonundan Bingöl Garnizonunda
bulunan 49’uncu Mot.P.Tug. 3’üncü Mot.P.Tb.l’inci Mot.P.Bl.K.lığı emrine
yapıldığı, P.Uzm.Çvş. ... 07 Haziran 2012 tarihinde gözaltına alındığı, bu
suretle P.Uzm.Çvş. ... Yapılmaması Gereken Bir İşin Yapılması İçin Rüşvet
Vermek suçunu işlediği,
a. Rüşvet Vermek suçundan eylemine uyan
As.C.K.nun 135’inci maddesi aracılığı ile 5237 sayılı TCK.nun 252/1’inci
maddesi uyarınca cezalandırılmasına,
b. As.C.K.nun 30/1-B maddesi uyarınca Türk
Silahlı Kuvvetlerinden Çıkarma cezası ile cezalandırılmasına,
c. Sanığın gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği
sürelerin 5237 sayılı TCK.nun 63’üncü maddesi uyarınca cezasından mahsubuna
karar verilmesinin talep edildiği,
Sanık P.Uzm.Çvş. ... 08.06.2012 gün ve 2012/390
id-68 kr sayılı duruşmasız işlere ait karar ile rüşvet vermek suçunu
işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı ve bu doğrultuda bozulan
askeri disiplinin yeniden tesisi ile delilleri yok etme, gizleme veya
değiştirme ile tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma
girişiminde bulunulmasını engellemek maksadıyla 353 sayılı Kanunun 71 ve
CMK’nun 100/1,2-b/1 ve 2. maddeleri gereği tutuklanmasına karar verildiği,
müteakip zamanlarda tutukluluk halinin devamına karar verilen sanığın
sözleşmesinin feshi ile 07.09.2012 tarihinde silahlı kuvvetlerden ilişiğinin
kesildiği ve asker kişi sıfatını kaybettiği,
Kovuşturma evresinde tutukluluk hali devam
ederken 05.10.2012 tarihli duruşmada sanığın rüşvet suçunu işlediğine
yönelik kuvvetli şüphe bulunduğu ve bu haliyle CMK’nun 100/2-b/1 ve 2.
maddelerinde izah edilen tutuklama sebeplerinin var olduğu kanaatine
varılmakla birlikte sanığın tutukluluk halinin devamı yerine adli kontrol
altına alınmasının yeterli olacağı kabulü ile sanığın tahliyesine, bu
doğrultuda CMK’nun 109/1,3-a,b maddeleri uyarınca yurt dışına çıkmamasına
ve her hafta pazartesi günü adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde geçen
adresleri itibariyle ilçe emniyet müdürlüğüne giderek adresinde bulunduğunu
imza karşılığı ispat etmesine karar verildiği görüldü.
3. Sanık P.Uzm.Çvş. ...; 2008 yılından itibaren
Hakkari Dağ ve Komd.Tug.K.lığı emrinde görev yaptığı, Aralık 2011 tarihinde
... yurt dışı geçici göreve seçilmesini sağlamak maksadıyla ... ile
irtibata geçtiği, ... yurt dışı geçici göreve seçilebilmesini temin etmek
maksadıyla ... 2100-TL. para istediği, ... da bu talebi kabul ettiği, bu
suretle aralarında rüşvet anlaşması yaptıkları ve yapılan anlaşma uyarınca
..., ... … Bankası Kara Kuvvetleri Şubesinde bulunan … numaralı hesabına 22
Aralık 2011 tarihinde 1500-TL. ve 24 Şubat 2012 tarihinde 600- TL. olmak
üzere toplam 2100-TL. para yatırdığı, Aralık 2011 tarihinde uzman
erbaşların 2012 yılı birinci dönem YDGG seçim işlemlerine başlandığı,
23.12.2011 tarihinde ... da aralarında bulunduğu Piyade Manga Komutanlarına
ait Afganistan-Bosna Hersek-Kosova-Irak’ın Kuzeyi Ocak 2012 YDGG seçim
listesinin o dönem seçim işlemlerini yapan P.Bnb. ... tarafından Kara
Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığının personel veri tabanı olan EMPATİ
programında bulunan yurt dışı seçim modülünden alındığı, listede ... 100
sicil notu ortalaması, 1,82 takdir puanı ve toplamda 101,82 değerlendirme
notu ile 60. sırada olduğunun görüldüğü, manüel yapılan kontrol ve
incelemeler neticesinde kırk birinci sıradan Irak görevine seçildiği,
hazırlanan kesin listenin uzman erbaş işlem subayı P.Bnb. ..., Uzman Erbaş
Kısım Amiri Tnk.Yb. ... tarafından imzalanarak sırasıyla Uzman Erbaş Şube
Müdürü Top.Yb. ..., Tayin Daire Başkanı ve Personel Başkanına arz edildiği,
Personel Başkanının 08 Şubat 2012 tarihli onayı ile kesin listenin
yayımlandığı, iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin
tutanaklardan ... 08 Şubat 2012 tarihinde ... yurt dışı geçici göreve
seçildiğini cep telefonu ile bildirdiğinin tespit edildiği, ayrıca 24 Şubat
2012 tarihinde ... da ... 24 Şubat 2012 tarihinde yatırdığı 600-TL. parayı
kast ederek parayı yatırdığını bildirdiği, Askeri Savcılıkça yapılan
incelemede 6 ay önce Temmuz 2011 tarihli YDGG seçim ve yayım listelerinde
Piyade Manga Komutanları arasında .... sicil notu ortalamasının 99,75,
takdir puanının 1,32, değerlendirme notunun 101,07 ve değerlendirme
sırasının 355 olduğunun, ... yurt dışı seçim modülünden YDGG listesi
alınmadan kısa bir süre önce 19 Aralık 2011 tarihinde ... 98 olan 2009
yılına ait ikinci sicil üstü notunu personel yönetim bilgi sistemine
girerek güncellediği ve 100 tam nota çevirdiğinin, ayrıca yine 19 Aralık
2011 tarihinde 11 adet gerçeğe aykırı ilave takdir girişi yaptığının tespit
edildiği, yapılan araştırmada ... tarafından sisteme girilen bu takdirlerin
... kıta özlük dosyasında bulunmadığının görüldüğü, böylece Temmuz 2011
tarihli YDGG seçim listesinde 355’inci sırada bulunan ... sicil notu
ortalamasını ve takdir puanını yükselterek altmışıncı sıraya çıkmasını
sağladığı, ... gerçeğe aykırı bu sicil güncelleme işlemini ve takdir
girişini kendisine tahsisli …16 numaralı bilgisayardan … numaralı kullanıcı
hesap adını kullanmak suretiyle yaptığının tespit edildiği, bu işlemin
yapılış amacı, sebebi ve zamanlaması dikkate alındığında ... yararına
olarak haksız bir şekilde YDGG seçim listesinde üst sıralara çıkarılmasını
ve YDGG’ye seçilmesini sağlamak olduğu, Temmuz 2012 tarihinde Irak yurt
dışı geçici göreve gitmesi planlanan P.Uzm.Çvş. ... 28 Haziran 2012
tarihinde gözaltına alındığı, 29 Haziran 2012 tarihinde Kara Kuvvetleri
Komutanlığı Askeri Mahkemesince tutuklandığı, bu suretle; P.Uzm.Çvş. ...
Yapılmaması Gereken Bir İşin Yapılması İçin Rüşvet Vermek suçunu işlediği,
a. Rüşvet Vermek suçundan eylemine uyan
As.C.K.nun 135’inci maddesi aracılığı ile 5237 sayılı TCK.nun 252/1’inci
maddesi uyarınca cezalandırılmasına,
b. As.C.K.nun 30/1-B maddesi uyarınca Türk
Silahlı Kuvvetlerinden Çıkarma cezası ile cezalandırılmasına,
c. Sanığın gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği
sürelerin 5237 sayılı TCK.nun 63’üncü maddesi uyarınca cezasından mahsubuna
karar verilmesinin talep edildiği,
Sanık P.Uzm.Çvş. .... 29.06.2012 gün ve
2012/435 id-84 kr sayılı duruşmasız işlere ait karar ile rüşvet vermek
suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı ve bu doğrultuda bozulan
askeri disiplinin yeniden tesisi ile delilleri yok etme, gizleme veya
değiştirme ile tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma
girişiminde bulunulmasını engellemek ve kaçmasının önlenmesi maksadıyla 353
sayılı Kanunun 71 ve CMK’nun 100/1,2-a-b-2 maddeleri gereği tutuklanmasına
karar verildiği, müteakip zamanlarda tutukluluk halinin devamına karar
verilen sanığın sözleşmesinin feshi ile 03.09.2012 tarihinde silahlı
kuvvetlerden ilişiğinin kesildiği ve asker kişi sıfatını kaybettiği,
Kovuşturma evresinde tutukluluk hali devam
ederken 05.10.2012 tarihli duruşmada sanığın rüşvet suçunu işlediğine
yönelik kuvvetli şüphe bulunduğu ve bu haliyle CMK’nun 100/2-b/1 ve 2.
maddelerinde izah edilen tutuklama sebeplerinin var olduğu kanaatine
varılmakla birlikte sanığın tutukluluk halinin devamı yerine adli kontrol
altına alınmasının yeterli olacağı kabulü ile sanığın tahliyesine, bu
doğrultuda CMK’nun 109/1,3-a,b maddeleri uyarınca yurt dışına çıkmamasına
ve her hafta pazartesi günü adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde geçen
adresleri itibariyle ilçe emniyet müdürlüğüne giderek adresinde bulunduğunu
imza karşılığı ispat etmesine karar verildiği görüldü.
4. Yukarıda sanık kimlikleri
bölümünde adı geçen diğer sanıkların benzer eylemler çatısı altında çeşitli
suçlardan cezalandırılmaları talep edilmiştir.
II. TARAFLARIN ANAYASAYA AYKIRILIK
KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ
Askeri Savcı, hazırda bulunan sanıklar ve sanık
müdafileri; mahkemenin görüşüne katıldıklarını, ilgili kanun maddesinin
iptal istemiyle Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine itiraz
yoluna gidilmesini talep ettiklerini beyan etmişlerdir.
III. YASA METİNLERİ ve ANAYASA’YA
AYKIRILIĞINDEĞERLENDİRİLMESİ:
1. Yasa Metinleri :
A. İtiraz Konusu Yasa
Kuralları :
a- 25.10.1963 günlü, 353 sayılı Askeri Mahkemeler
Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 29.06.2006 günlü, 5530 sayılı
Kanun’un 61 inci maddesi ile değiştirilen Ek Madde 1 şöyledir:
“Bu
Kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde Ceza Muhakemesi Kanununun adlî
kontrole ilişkin 109ilâ 115,değerlendirme raporu yetkisine ilişkin
166 ve istinafailişkin 272 ilâ 285 inci maddeleri hükümleri hariç olmaküzerediğer hükümleri askerî yargıda da uygulanır.
Bu Kanunun uygulanmasında, atıf yapılan
hükümlerde yer alan, Adalet Bakanı, Millî Savunma Bakanını; Yargıtay,
Askerî Yargıtayı; mahkeme, askerî mahkemeyi; hâkim ve sulh ceza hâkimi,
askerî hâkimi; mahkeme başkanı, duruşma hâkimini; Cumhuriyet Başsavcılığı,
askerî savcılığı; Cumhuriyet savcısı, askerî savcıyı ifade eder.”
b- 17.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 02.07.2012 günlü, 6352 sayılı Kanun’un 98 inci
maddesi ile değişik adli kontrolü düzenleyen 109 uncu maddesi şöyledir:
“(1) (Değişik Birinci Fıkra: 2.7.2012-6352/98
md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen
tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî
kontrol altına alınmasına karar verilebilir.
(2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde
de, afilî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.
(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen
bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:
a) Yurt dışına çıkamamak.
b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,
belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.
c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin
çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam
konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.
d) Her türlü taşıtları veya bunlardan
bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü
belgesini teslim etmek.
e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu
maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak
dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek.
f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde
bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme
süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir
güvence miktarını yatırmak.
g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,
gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim
etmek.
h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim
tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun
haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak.
i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve
adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak
ödeyeceğine dair güvence vermek.
J) (Ek:2.7.2012-6352/98 md.) Konutunu terk
etmemek,
k) (Ek:2.7.2012-6352/98 md.) Belirli bir
yerleşim bölgesini terk etmemek,
I) (Ek:2.7.2012-6352/98 md.) Belirlenen yer
veya bölgelere gitmemek.
(4) (Mülga:2.7.2012-6352/98 md.)
(5) Hâkim veya Cumhuriyet savcısı (d) bendinde
belirtilen yükümlülüğün uygulamasında şüphelinin meslekî uğraşılarında araç
kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir.
(6) Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî
hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm,
maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen hallerde uygulanmaz.
(7) (Değişik:2.7.2012-6352/98 md.) Kanunlarda
öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında
adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.”
B.
Dayanılan Anayasa Kuralları
Yukarıda anılan 353 sayılı Kanun’un Ek Madde
1’de geçen, 5271 sayılı CMK’nun 109 uncu maddesinin askeri yargıda
uygulanmayacağına ilişkin kısmın Anayasa’nın 2, 5, 10, 19 ve 36 ncı
maddelerine aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
2.
Anayasa’ya Aykırılığın Değerlendirilmesi :
Rüşvet vermek suçu tutuklu sanıklarından
P.Uzm.Çvş. ..., P.Uzm.Çvş. ... ve P.Uzm.Çvş. ... yargılama sürecinde birlik
komutanlıklarınca yerine getirilen sözleşmelerinin feshi idari işlemlerini
müteakip asker kişi sıfatlarını kaybettikleri, ancak As.C.K.nun 135 inci
maddesi delaletiyle askeri suç halini alan TCK nun 252/1 inci maddesinde
düzenlenen rüşvet vermek suçu isnadı ile yargılanan sanıklar hakkında
yargılama yerinin askeri yargı olması nedeniyle yargılamaya devam edildiği,
bununla birlikte sanıkların tutukluluk hallerinin ele alındığı 05.10.2012
tarihli duruşmada sanıkların rüşvet vermek suçunu işlediklerine yönelik
kuvvetli şüphe bulunduğu ve bu haliyle CMK’nun 100/2-b/1 ve 2 maddelerinde
izah edilen tutuklama sebeplerinin var olduğu kanaatine varılmakla birlikte
sanıkların tutukluluk hallerinin devamı yerine adli kontrol altına
alınmalarının yeterli olacağı kabulü ile sanıkların tahliyesine, bu
doğrultuda CMK’nun 109/1,3-a,b maddeleri uyarınca yurt dışına çıkmamalarına
ve her hafta pazartesi günü adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde geçen
adresleri itibariyle ilçe emniyet müdürlüğüne giderek adreslerinde bulunduklarını
imza karşılığı ispat etmelerine karar verildiği, adli kontrolün infazına
ilişkin Askeri Savcılığa yazılan müzekkereye istinaden gelen 09.10.2012
tarihli cevabi yazıda 353 sayılı Kanun’un Ek Madde 1’e göre CMK’nun adli
kontrole ilişkin 109 uncu maddesinin askeri yargıda uygulama imkanı
bulunmadığından tavzih kararı istendiği, 13.11.2012 tarihli duruşmada adli
kontrole ilişkin müzekkerenin infazının durdurulmasına ve anılan maddenin
Anayasaya aykırılık iddiası ile iptal istemiyle itiraz yoluna gidilmesine
karar verildiği görülmektedir.
353 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde düzenlenen
“Askeri mahkemelerde yargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce
işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez.
Ancak suçun; askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması
halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” hükmünün, Anayasa’nın 145/2
maddesinde düzenlenen “Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri
mahkemelerde yargılanamaz” maddesine aykırı olmadığı Anayasa Mahkemesi’nin
11.04.2012 gün ve 2012/108-55 E.K. sayılı ilamı ile tespit edilmiştir. Hal
böyle iken askeri yargıda, suç işlediği tarihte asker kişi statüsünü
taşıyor olmak kaydı ile askeri suç isnadı ile yargılanan kişilerin
yargılama sürecinde asker kişi sıfatlarını kaybetmeleri -sivil kişi
olmaları- durumunda da askeri yargıda yargılamalarına devam edileceği
anlaşılmaktadır. Görülmekte olan kamu davasında da haklarında adli kontrol
tedbirlerinin uygulanmasına karar verilen sanıklar karar tarihi itibariyle
sivil kişilerdir.
CMK nun 109 ve devamı maddelerinde düzenlenen
adli kontrol kurumunun askeri yargıda uygulanmayacağını hükmeden 29.06.2006
günlü ve 5530 sayılı Kanunun 61 inci maddesinin gerekçesine bakıldığında
“353 sayılı kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde CMK’na genel atıf
yapıldığı, askeri yargıda uygulama olanağı bulunmayan CMK hükümlerinin
ayrık tutulduğu” belirtilmiş, ancak neden
uygulama olanağının bulunmadığı açıklanmamıştır. Bu haliyle yasamanın
gerekçesini anlayabilmek mümkün olmamıştır.
5271 sayılı CMK nun adli kontrol kurumunu
düzenleyen 109 uncu madde gerekçesinde ise “Kurumun ilgiliyi özgürlüğünden
yoksun kılmamakla birlikte gözlemeyi ve denetlemeyi olanaklı kılan
tedbirlere tabi kıldığı, getirilen bu yeni kurumun hem özgürlükçü hem de
kamu düzenini koruyucu nitelikte bulunduğunun söylenebileceği, bu kurumdan
sonra tutukluluk uygulamasının istisnai hale geleceği” belirtilmiştir.
Anayasa’nın 90/5 inci maddesinde “temel hak ve
özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda
farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda
milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” hükmüne yer verilmiştir.
Temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir alanda düzenleme yaptığı izahtan
vareste olan adli kontrol kurumunun mesnetsiz kaygılarla askeri yargıda
uygulanmaması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘özgürlük ve güvenlik
hakkı’nı düzenleyen 5 inci maddesine ve ‘adil yargılanma hakkı’nı
düzenleyen 6 ncı maddesine aykırılık oluşturduğu değerlendirilmektedir.
Devletin temel amaç ve görevlerinin ifade
bulduğu Anayasa’nın 5 inci maddesinde kişinin temel hak özgürlüklerini
sınırlayan engelleri kaldırmanın ve insanın maddi ve manevi varlığını
geliştirmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmanın devletin temel
amaç ve görevleri arasında bulunduğu belirtilmiştir. Salt askeri yargıda
yargılanması nedeniyle kişinin adli kontrol tedbiri uygulanabilecek iken
hürriyetinden yoksun bırakılacak şekilde tutuklu yargılanması, bu minvalde
Anayasa’nın 5 inci maddesinin amacına aykırı olduğu görülmektedir. Zira
kişi tutuksuz yargılandığı takdirde sosyal yaşantısında kendisine, ailesine
ve topluma katkı sağlama imkânı bulabilecek, bunun neticesinde maddi ve
manevi yönden bireysel ve sosyal gelişimini sağlayabilecektir. Bununla
birlikte kişi tutuklu kalması nedeniyle toplum nazarında uğrayacağı itibar
kaybından ve bunun neticesi olan maddi ve manevi zararlardan kısmen uzak
kalabilme imkanına sahip olabilecektir.
Anayasa Mahkemesi’nin farklı bir istem çatısı
altında incelediği ilamında adli kontrol kurumu (Anayasa Mahkemesi
28.01.2010 gün ve 2008/70 E., 2010/21 K. Sayılı kararı), Ceza Muhakemesi
Kanunu ile Türk Ceza Yargılaması sistemine getirilen, serbest bırakılma ile
tutuklama arasında etkinliğe sahip olan koruma tedbiri niteliğindeki çağdaş
bir kurum olarak tanımlanmaktadır. İlamda ayrıca bu kurum ile yasa
koyucunun sosyal düzenin korunması ile bireyin temel hak ve özgürlüklerine
saygı arasında bir denge kurarak ceza yargılamasının sağlıklı bir şekilde
gerçekleştirildiği de vurgulanmıştır.
Anayasa’nın 19 uncu maddesi herkesin kişi
hürriyeti ve güvenliğine sahip olduğuna amirdir. 353 sayılı Kanun’un Ek
Madde 1’de dar anlamdaki ‘asker kişi’ sınırlaması dahi olmaksızın, genel
anlamda askeri yargıda adli kontrol tedbirlerinin uygulanmayacağına hükmetmenin
yargılanan kişiler bakımından kişi hürriyetine yönelik haksız bir düzenleme
olduğu görülmektedir.
Kanun önünde eşitliğin tanımının yapıldığı
Anayasa’nın 10 ncu maddesinde herkesin dil,
ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu ve hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı belirtilmiştir.
Yine benzer bir davada Anayasa Mahkemesi’nce
(Anayasa Mahkemesi 11.06.2009 gün ve 2006/42 E., 2009/73 K. Sayılı ilamı)
5402 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasını iptal
kararında, asker kişiler ile siviller arasında yapılan ayrımın “asker
kişi”lerce yapılan hizmetin niteliğine ve bunun gereklerine dayandığı,
asker kişilerin durum ve konumlarındaki özellikler sebebiyle bazı konularda
değişik kuralların getirilmesinin ve değişik uygulamaların benimsenmesinin
gerekli olduğu kabul edilebilir ise de itiraz konusu kuralın askeri
hizmetin bir gereği olması gerektiği vurgulanmıştır. Anılan kabul
doğrultusunda, Ek Madde 1 hükmünde olduğu şekilde, adli kontrol kurumunun
uygulamasının askeri yargıda, yargılaması devam eden sivil kişileri de
kapsayacak şekilde tümden ortadan kaldırılmasının askeri hizmetin bir
gereği olamayacağı, askeri yargıda yargılanan asker kişiler bakımından da
özellikle tutukluluk gibi hürriyeti tehdit edici bir kurum yerine getirilen
sistemin askerlik hizmetinin uygun olmayacağının kabulü asker kişiler ile
sivil kişiler arasında eşitsizlik yaratmakta ve özgürlüklerinden mahrum
kalmalarına neden olduğu aşikardır. Bu haliyle mevcut uygulamanın
Anayasa’nın 10 ncu maddesinde tanımlanan kanun önünde eşitlik ilkesine
aykırı olduğu kanaati hasıl olmuştur.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde tanımlanan
cumhuriyetin niteliklerinden, hukuk devleti, “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırıdurumlardan ve tutumlardan kaçınan hukuku
tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı
sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.”
Anayasa Mahkemesi’nin, 353 sayılı Kanun’un bazı
maddelerine ilişkin iptal kararı verdiği bir kararında ise (Anayasa
Mahkemesi 05.07.2012 gün ve 2012/9 E., 2012/103 K. Sayılı ilamı) askeri
ceza hukukunun da hukuk devletinin temel prensiplerinden olan ölçülülük
ilkesiyle bağlı olduğu, bu ilkenin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık
olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu vurgulanarak askeri ceza hukukunun
tarif edilen ölçülülük ilkesine bağlılığının gerekliliği izah edilmiştir.
Hakimin kararına bağlı olmakla birlikte hürriyeti tahdit ile özgürlük,
sanık ile kamu düzeni arasında adil bir denge kurulmasına yardımcı olan ve
çağdaş ceza hukukunda varlık alanı bulan Adli Kontrol Kurumunun askeri
yargıda uygulanmaması halinin gerekçesizliği de nazara alındığında
ölçülülük ilkesinden uzak olduğu düşünülmektedir.
İlk bakışta aralarındaki irtibat zayıf gibi
gözüküyor ise de adli kontrol tedbiri uygulanabilecek bir kişinin salt
kanuni imkansızlık nedeniyle tutukluluk halinin devam etmesi Anayasa’nın 36
ncı maddesi ile düzenlenen hak arama hürriyetine de aykırılık oluşturduğu
anlaşılmaktadır. Zira tutuksuz bir sanığın tutuklu sanığa kıyasla savunma
hakkını daha sağlıklı kullanabileceği ve bu doğrultuda hakkını aramakta
zafiyete düşmeyeceği şüphesizdir.
Yukarıda izah edilen hususlar doğrultusunda,
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun Ek Madde
1’de geçen “Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde Ceza Muhakemesi
Kanununun adli kontrole ilişkin 109 ila .... maddeleri hükümleri hariç
olmak üzere diğer hükümleri askeri yargıda da uygulanır” hükmünün, kanun
önünde eşitliğe, kişinin temel hak özgürlüklerini sınırlayan engelleri
kaldırma ve kişinin maddi ve manevi yönden bireysel ve sosyal gelişimini
sağlama yükümlülüğüne, hukuk devleti niteliğine, kişinin hürriyetine sahip
olmasına ve hak arama hürriyetine aykırılık teşkil ettiği anlaşılmakla,
anılan hükmün Anayasa’nın 2, 5, 10, 19 ve 36 ncı maddelerine aykırı olduğu
kanaatine varıldığından Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152 nci maddesi
uyarınca iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi nezdinde itiraz yoluna
başvurulmasına oybirliği ile karar verildi.
IV. SONUÇ VE KARAR:
1. 25.10.1963 tarihli ve 353 Sayılı Askeri
Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun Ek Madde 1 hükmünde geçen
“Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde Ceza Muhakemesi Kanununun adli
kontrole ilişkin 109 ila .... maddeleri hükümleri hariç olmak üzere diğer
hükümleri askeri yargıda da uygulanır” hükmünün halen görülmekte olan
davada uygulama alanı bulan adli kontrole ilişkin CMK.nun 109 ncu
maddesinin askeri yargıda uygulanamayacağı bölümünün Anayasa’nın 2, 5, 10,
19 ve 36 nci maddelerine aykırı olduğu kanaatine varıldığından anılan
bölümün iptal istemiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 152 nci maddesi
uyarınca Anayasa Mahkemesine itiraz yoluna başvurulmasına, gereği için dava
dosyasında bulunan ve itiraz yoluna başvurulan konu ile ilgili belgelerin
onaylı suretlerinin Anayasa Mahkemesine gönderilmesine
2. Anayasa Mahkemesine iptal istemiyle itiraz
yoluna başvurulan kanun maddesinin görülmekte olan davada esasa ilişkin
olmayıp usule ilişkin bir konu olması nedeniyle Anayasa Mahkemesine yapılan
başvurunun sonucunun beklenilmesine yer olmadığına oybirliğiyle karar
verilip açıklandı.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
353 sayılı Kanun’un, 5530 sayılı Kanun’un 61.
maddesiyle değiştirilen ve itiraz
konusu kuralın da yer aldığı ek 1. maddesi şöyledir:
“Ek
Madde 1- (Ek:
21/1/1981 - 2376/8 md.; Değişik: 29/6/2006-5530/61
md.)
Bu
Kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde Ceza Muhakemesi Kanununun adlî
kontrole ilişkin 109 ilâ 115, değerlendirme raporu yetkisine ilişkin 166 ve
istinafa ilişkin 272 ilâ 285 inci maddeleri
hükümleri hariç olmak üzere diğer hükümleri askerî yargıda da uygulanır.
Bu Kanunun
uygulanmasında, atıf yapılan hükümlerde yer alan, Adalet Bakanı, Millî
Savunma Bakanını; Yargıtay, Askerî Yargıtay’ı; mahkeme, askerî mahkemeyi;
hâkim ve sulh ceza hâkimi, askerî hâkimi; mahkeme başkanı, duruşma
hâkimini; Cumhuriyet Başsavcılığı, askerî savcılığı; Cumhuriyet savcısı,
askerî savcıyı ifade eder.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2.,
5., 10., 19. ve 36. maddelerinedayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim
KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep
KÖMÜRCÜ,Burhan ÜSTÜN, Engin
YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal
Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın
katılımlarıyla 27.12.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatma BABAYİĞİT
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- “…adlî kontrole ilişkin 109 ilâ…” İbaresinin
İncelenmesi
Başvuru kararında, itiraz konusu kural nedeniyle
temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenleme yapan adli kontrol kurumunun
mesnetsiz kaygılarla askeri yargıda uygulanamamasının asker kişiler ile
sivil kişiler arasında eşitsizlik oluşturduğu, hürriyeti tahdit, özgürlük
ve sanık arasında denge kurulmasına yardımcı olan adli kontrol kurumunun
askeri yargıda uygulanmaması durumunun gerekçesizliği de nazara alındığında
ölçülülük ilkesinden uzak olup hak arama hürriyetine aykırı olduğu
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 5., 10., 19.
ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
353 sayılı Kanun’un, 5530 sayılı Kanun’un 61.
maddesiyle değiştirilen ve itiraz konusu kuralın da yer aldığı ek 1.
maddesinin birinci fıkrasında, Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun adli kontrole ilişkin 109 ilâ 115. maddelerinin askeri
yargıda uygulanamayacağı hususu düzenlenmektedir. Bu düzenleme nedeniyle
askeri yargıda görülmekte olan kamu davasında yargılanmakta olan bir kişi
hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun adli
kontrole ilişkin hükümlerinin uygulanmasına karar verilebilme imkânı
bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde askeri mahkemede yargılanan kişi,
yargılama devam ederken asker kişi sıfatını kaybetse dahi,353 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca
davaya askeri yargıda devam edileceğinden dolayı bu kişi hakkında da,
itiraz konusu kural uyarınca adli kontrole ilişkin hükümlerin uygulanmasına
imkân bulunmamaktadır. Dolayısıyla, askeri yargılamada tutuklama yerine
geçebilecek daha hafif tedbir niteliğini haiz adli kontrole ilişkin
hükümlerin uygulanması imkânı bulunmadığı için hâkim, şüpheli veya sanığı
tutuklamak ya da tamamen serbest bırakmak arasında bir seçim yapmak zorunda
kalacaktır.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 10. maddesinde, herkesin, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu ve hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı belirtilmiştir.
Eşitlik ilkesiyle, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların
uygulanması, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılması
engellenmektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe
aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli
eşitlik değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü
eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş
olanlar arasında, kanunlara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Adlî kontrol” başlıklı 109.
maddesinde, adli kontrol koruma tedbirine ilişkin hükümler yer almakta olup
bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, tutuklama sebeplerinin varlığı
hâlinde, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına
karar verilebileceği hüküm altına alınmıştır. 5271
sayılı Kanun ile Türk ceza yargılaması sistemine getirilen adli kontrol
kurumu, serbest bırakılma ile tutuklanma arasında etkinliğe sahip olan koruma
tedbiri niteliğindeki bir kurumdur. Bu kurum ile kişi özgürlüğünden tamamen
yoksun kılınmamakla birlikte, gözlemeyi ve denetlemeyi olanaklı kılan
tedbirlere tâbi olmakta, böylece kişinin kaçma riski azaltılırken
özgürlüğünden tümü ile yoksun kalmasının zararları da ortadan kaldırılmış
olmaktadır.
Hukuk devletinde, tutuklama ve adli
kontrol gibi kişi hürriyetini sınırlandıran koruma tedbirlerine ilişkin kurallar
ceza muhakemesi hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin
kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik
değerleri göz önüne alınarak saptanacak ceza yargılaması siyasetine göre
belirlenir.
İtiraz konusu kural uyarınca askeri
yargıda hâkim, şüpheli veya sanığı
tutuklamak ya da tamamen serbest bırakmak arasında bir seçim yapmak zorunda
bırakılmaktadır. Kuralın gerekçesinde, aksine
hüküm bulunmayan hâllerde Ceza Muhakemesi Kanunu’na genel atıf yapıldığı ve
askerî yargıda uygulama olanağı bulunmayan hükümlerin ayrık tutulduğu
belirtilmiş ancak neden uygulama olanağının bulunmadığı açıklanmamıştır.
Kanun koyucu, askeri yargıda adli kontrol kurumunun ayrık tutulmasına
ilişkin düzenleme yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği ve ceza hukukunun
temel prensiplerinden olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık”
olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için
elverişli olmasını, “gereklilik”
başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem
ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade
etmektedir. Tutuklamanın kişiler üzerindeki ağır etkilerini ortadan
kaldırmak amacıyla getirilmiş bir kurum olan adli kontrol kurumunun, askeri
yargıda uygulanmasına imkân vermeyen itiraz konusu kuralın, kamu yararı ile
bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir denge oluşturamadığından
ölçülülük ilkesine ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık
oluşturduğu açıktır.
Ceza yargılamasında,
kişi temel hak ve özgürlüklerine müdahale eden tedbirlere en son çare
olarak ve özgürlüğü en az kısıtlayarak başvurulması, insan hak ve
özgürlüklerini vurgulayan adil yargılanma hakkına uyulması gerekmektedir. İtiraz
konusu kural uyarınca askeri yargıda, insan haklarına yapılan orantısız
müdahalelerin önüne geçmeyi ve en az kişi özgürlüğü sınırlamasını amaçlayan
adli kontrol kurumunun uygulanmasına imkân verilmemesi, asker kişiler ile
sivil kişiler arasında eşit olmayan uygulamalar yaratmakta ve
özgürlüklerinden mahrum olmalarına sebep olmaktadır. İtiraz konusu kural
uyarınca askeri yargıda adli kontrol tedbirlerinin uygulanamamasının,
anlaşılabilir haklı neden veya kamu yararına dayanmadığı, amaçla ilgili,
ölçülü ve adaletli olmadığı gibi askeri yargı ile bağdaşan bir yönünün de
bulunmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu
kural olan “…adlî
kontrole ilişkin 109 ilâ…”
biçimindeki ibare Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 5., 19. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
B- Kalan
Bölümün İncelenmesi
Başvuru kararında, 353 sayılı Kanun’un, 5530 sayılı
Kanun’un 61. maddesiyle değiştirilen ek 1. maddesinin birinci fıkrasının “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan
hâllerde Ceza Muhakemesi Kanununun adlî kontrole ilişkin 109 ilâ … maddeleri hükümleri hariç olmak üzere diğer
hükümleri askerî yargıda da uygulanır.” biçimindeki bölümünün Anayasa
aykırılığı ileri sürülmüş ise de, fıkranın “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde Ceza Muhakemesi
Kanununun ….. maddeleri
hükümleri hariç olmak üzere diğer hükümleri askerî yargıda da uygulanır”
biçimindeki bölümü, fıkrada yer alan ancak dava konusu edilmeyen“değerlendirme
raporu yetkisine ilişkin 166 ve istinafa
ilişkin 272 ilâ 285 inci”biçimindeki bölümünü de içeren ortak ibare
niteliğinde olup yukarıda açıklanan gerekçeler gözetildiğinde Anayasa’ya
aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
VI-
İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesine
göre, Anayasa Mahkemesine yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa kuralları ile
sınırlıdır. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında da,
kanunun belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün
uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesince
iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinde
adli kontrol, 110. maddesinde adli kontrol kararını verecek merciler, 111.
maddesinde adli kontrol kararının kaldırılması, 112. maddesinde adli
kontrol tedbirlerine uymama, 113. maddesinde güvence, 114. maddesinde
güvencenin önceden ödetilmesi ve 115. maddesinde güvencenin geri verilmesi
hususları düzenlenmiştir. 353 sayılı Kanun’un, 5530 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle
değiştirilen ek 1. maddesinde yer alan “…adlî kontrole ilişkin 109 ilâ…” ibaresinin iptali nedeniyle
uygulanma olanağı kalmadığından dolayı fıkrada yer alan “…115…” ibaresinin de 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43.
maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
VII- SONUÇ
25.10.1963 günlü, 353 sayılı Askeri
Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun, 29.6.2006 günlü, 5530
sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve
Yargılama Usulü Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un
61. maddesiyle değiştirilen ek 1. maddesinin birinci fıkrasının “Bu
Kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde Ceza Muhakemesi Kanununun adlî
kontrole ilişkin 109 ilâ…maddeleri hükümleri hariç
olmak üzere diğer hükümleri askerî yargıda da uygulanır” bölümünün;
A- “…adlî
kontrole ilişkin 109 ilâ…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE,
B- “…adlî
kontrole ilişkin 109 ilâ…”ibaresinin
iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmadığından dolayı fıkrada yer alan “…115…” ibaresinin de 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43.
maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,
C- Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE,
22.5.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
|
|
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|
|
|
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
Üye
M. Emin KUZ
|
|
|
|
|
|
|