|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2013/60
Karar Sayısı: 2013/104
Karar Günü: 3.10.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Viranşehir Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.11.1984 günlü, 3083 sayılı Sulama Alanlarında
Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 13. maddesinin,
Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar
verilmesi istemidir.
I- OLAY
Davacının, müştereken maliki olduğu taşınmazın
başkasına devri üzerine kanuni şuf’a (önalım)
hakkını kullanarak davalıya ait payın tapu kaydının iptali ile kendisi
adına tescili istemiyle açtığı davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 35. maddesinin yorumlanmasında herkesin mülkiyet
hakkına sahip olduğu ve bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla
sınırlanacağı düzenlenmiştir. 3083 sayılı Yasanın 13. maddesinde mülkiyet
hakkına getirilen kısıtlama ise kamu yararından ziyade idarenin yararını
esas alır niteliktedir. Zira bir bölgede toplulaştırma çalışmalarının
yapılması nedeniyle bireye taşınmazını satamazsın veya bir taşınmaz hakkında
bu çalışmaların sonuna kadar dava açamazsın demek mülkiyet hakkının içeriği
ile bağdaşmamaktadır. Kaldı ki toplulaştırma çalışmalarına rağmen bireyin
arazini satması veya dava yolu ile bunu ileri sürmesi toplulaştırma
çalışmalarına da engel değildir. Taşınmaz el değiştirse bile yapılan
toplulaştırma çalışmalarına bir etkisi olmayacaktır. Zira bu durumda
toplulaştırma çalışmaları neticesinde oluşan yeni duruma yeni malik
katlanmak durumunda kalacaktır. Kaldı ki görülmekte olan dava taşınmazdaki
payın toplulaştırma çalışmalarına rağmen bir başka kişiye satılması üzerine
açılan ön alım davasıdır. Ayrıca madde kendi içinde de çelişkili
niteliktedir. Zira maddenin birinci fıkrasında bu arazilerin ipotek
edilemeyeceği belirtilmesine rağmen üçüncü fıkrasında bu gibi arazilerin
Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalara ipotek edilebileceği
belirtilmektedir. Yine maddede öngörülen kısıtlamalar gerçek kişiler ile
özel hukuk tüzel kişileri için öngörülmesine rağmen kamu tüzelkişileri için
öngörülmemiştir. Açıklanan bu nedenle 3083 sayılı Yasanın 13. maddesinin
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının mülkiyet hakkını düzenleyen 35. maddesine
aykırı olduğu düşünüldüğünden mahkemenizce de aynı kanaate varılması
durumunda 3083 sayılı Yasanın 13. maddesinin iptaline karar verilmesi arz
olunur.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
3083 sayılı Kanun’un itiraz konusu olan 13. maddesi
şöyledir:
“Temliki tasarrufların durdurulması
Madde 13-(Değişik birinci fıkra: 13.2.2001-4626/2 md.)Uygulama alanlarında Bakanlar Kurulu kararının
Resmi Gazete'de yayımı tarihinden itibaren, kamulaştırma, toplulaştırma,
arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması veya tapuya
tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk tüzelkişilerine
ait arazinin mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik edilemez. Bu araziler
ipotek edilemez ve satış vaadine konu olamaz. Ancak, bu kısıtlama süresi
beş yılı aşamaz. Sulama şebekesi tamamlanıp sulamaya geçinceye kadar da
aynı işlemler yapılmaz. Bu kısıtlamada ise süre, beş yılı aşamaz. Ancak,
sulama alanlarında toplulaştırma çalışmaları kısıtlama süresi içerisinde
sonuçlandırılamadığı takdirde, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün teklifi ile
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının onayı ile
toplulaştırma çalışmalarının sonuçlandırılması amacıyla kısıtlama süresi en
fazla beş yıla kadar daha uzatılabilir.
Kısıtlama süresi içerisinde arazisini ve varsa
üzerindeki tesisleri satmak isteyen gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerin
müracaatları halinde, uygulayıcı kuruluş bu kişilere ait tarım toprağını ve
varsa üzerindeki tesisleri, altmış gün içinde bu Kanun hükümlerine göre
kamulaştırır veya yönetmelikle tespit edilecek esaslar dâhilinde bunların
başkalarına satışına izin verir.
(Değişik üçüncü fıkra:23.2.2011–6171/3 md.)Yukarıda belirtilen süre içinde, bu gibi
arazi Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalara ipotek edilebilir.
(Değişik dördüncü fıkra: 23.2.2011–6171/3 md.) Bu
kısıtlama süresi içerisinde ipoteğin paraya çevrilmesi gerektiğinde
ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipte düzenlenecek kıymet
takdir raporu uygulayıcı kuruluşa tebliğ edilir. Uygulayıcı kuruluşun bu
rapora itiraz ve dava hakkı vardır. Kesinleşen kıymet takdir raporuna göre
tespit edilmiş bedeli, bu Kanun hükümlerine göre uygulayıcı kuruluş
tarafından uygun görülmesi halinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip
dosyasına ödenerek arazinin Hazine mülkiyetine geçirilmesi sağlanır. Ancak
uygulayıcı kuruluş tarafından ihtiyaç duyulmaması halinde, arazinin
satışına izin verilebilir. Buna ilişkin esaslar yönetmelikle düzenlenir.
(İptalbirinci cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 11/4/2012tarihli ve E.:
2011/33, K.: 2012/54sayılı Kararı
ile.)Miras yoluyla intikaller, bu hükmün kapsamı dışındadır. Ayrıca
mahkemeler satış suretiyle miras ortaklığının giderilmesine karar veremezler.”
B-
Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 35.
maddelerine dayanılmış, Anayasa’nın 13. ve 44. maddeleri ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü
hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan
ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN,
Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ’un
katılımlarıyla 28.5.2013 günü yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle
sınırlama sorunu görüşülmüştür.
Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesine göre, Anayasa Mahkemesine
yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlıdır.
Başvuran
Mahkeme, 3083 sayılı Kanun’un 13. maddesinin iptalini istemektedir. Kanun’un 13. maddesinde, uygulama alanlarındaki
arazilere ilişkin devir ve temlik sonucu doğuracak tasarruf işlemleri
yasaklanmakta, bu arazilerin ipotek edilemeyeceği ve satış vaadine konu
olamayacağı belirtilerek kısıtlamalara ilişkin genel kurallar düzenlenmektedir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemede açılan dava, müşterek mülkiyete dayalı
önalım hakkından kaynaklanan tapu kaydının iptali ile tescil davası olup
dava konusu taşınmazın devir ve temlikine ilişkindir.
Bu nedenle, 3083
sayılı Kanun’un 13. maddesine ilişkin esas incelemenin, maddenin birinci
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…devir ve temlik edilemez…” ibaresi ile sınırlı olarak
yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Erhan TUTAL
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa
kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu düzenleme ile
getirilen kısıtlamanın kamu yararından ziyade idarenin yararını
hedeflediği, kısıtlamanın mülkiyet hakkının içeriği ile bağdaşmadığı,
kişinin arazisini satmasının toplulaştırma çalışmalarına engel olmadığı
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 35. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi
nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 13.ve 44. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı “Temliki tasarrufların durdurulması”
başlıklı 13. maddesi, Bakanlar Kurulunun Kanun’u uygulama kararından
itibaren uygulama sona erinceye kadar uygulama alanındaki arazilere ilişkin
temlik sonucu doğuracak tasarruf işlemlerini yasaklamaktadır. Buna göre,
uygulama alanlarında Bakanlar Kurulu kararının Resmî Gazete'de
yayımlanmasından itibaren, kamulaştırma, toplulaştırma, arazi
değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması veya tapuya tescili
sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk tüzelkişilerine ait
arazinin mülkiyet ve zilyetliğinin devri ve temliki yasaklanmıştır. Ayrıca,
bu araziler üzerinde ipotek kurulmasına ve satış vaadi yapılmasına da
sınırlama getirilmiştir. Aynı şekilde sulama şebekesi tamamlanıp sulamaya
geçinceye kadar devir ve temlik yasağı getirilmiştir.
Anayasa’nın 35. maddesinde, herkesin,
mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı
amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının
toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı,
kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu
sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma,
ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır.
Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak
ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en
geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve
özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz hâle getiren
sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve özgürlüklere getirilen
sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya
karşı öngörülen kanun yolları gibi güvenceler demokratik toplum düzeni
kavramı içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler,
istisnaî olarak ve özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin
gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla
sınırlandırılabilirler.
Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere
getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden
fazla olması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne
olursa olsun, kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle
yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak
ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir.
Kanun’un amacı, 1.
maddede; sulama alanlarında toprağın verimli şekilde işletilmesinin
korunmasını, birim alandan azami ekonomik verimin alınmasını, tarım
üretiminin sürekli olarak artırılmasını, değerlendirilmesini ve buralarda
istihdam imkânlarının artırılmasını; yeterli toprağı bulunmayan ve
topraksız çiftçilerin zirai aile işletmeleri kurabilmeleri için Devletin
mülkiyetinde bulunan topraklarla topraklandırılmalarını, desteklenmelerini,
eğitilmelerini; ekonomik üretime imkân vermeyecek şekilde parçalanan tarım
topraklarının gerektiğinde ve imkânlar ölçüsünde genişletilmesi suretiyle
de toplulaştırılmasını, tarım arazisinin ailenin geçimini sağlamaya ve aile
iş gücünü değerlendirmeye yeterli olmayacak derecede parçalanmasını ve
küçülmesini önlemeyi; yeni yerleşme yerleri kurmayı, mevcut yerleşme
yerlerine eklemeler yapmayı, zorunluluk hâlinde tarım arazisinin diğer
amaçlara tahsisini düzenlemeyi; dağıtılmayan tarım arazisinin
değerlendirilme şeklini belirlemeyi, Bakanlar Kurulunca gerekli görülen
diğer bölgelerde gayrimenkullerin milli güvenlik nedeniyle mülkiyet ve
tasarruf şekillerinde ve yerleşim yerlerinde düzenlemeler yapmayı sağlamak
olarak belirtilmiştir.
Kanun’un 1. maddesinde de belirtildiği
üzere, Kanun’la sulanabilen tarım topraklarının verimli bir şekilde kullanılmasının
sağlanması için optimum büyüklükte tarım
işletmeleri oluşturulması, toprakların parçalanmasının önlenmesi ve
parçalanmış toprakların toplulaştırılması amaçlanmaktadır. Kanun’un 13.
maddesi ile uygulama alanlarında uygulama sona erinceye kadar taşınmazların
devri ve temliki genel olarak yasaklanmakta olup maddenin gerekçesinde bu
durum “Reform bölgesinin ilanı ile
buralarda arazi ve diğer gayrimenkullerde temliki tasarrufların en fazla 5
yıl için sınırlandırılması öngörülmüştür.” şeklinde ifade edilmiştir.
Madde ile gerekçesinin incelenmesinden yasaklamanın temel hedefinin
toplulaştırma ve dağıtım işlemleri devam ederken mülkiyet durumunda
değişmeler olmasını engelleyerek Kanun’un uygulanmasını kolaylaştırmak
olduğu anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın “Toprak mülkiyeti” başlıklı 44. maddesinde, “Devlet, toprağın verimli olarak
işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve
topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye
toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik
tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir.
Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması,
üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı
servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.
Bu
amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına
devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından
işletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri
alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.” hükmü yer almaktadır.
Anayasa’nın 44. maddesine göre, Devletin,
toprağın verimli olarak işletilmesini sağlamak, yeterli toprağı olmayan
çiftçileri topraklandırmak, tarım işletmelerinin optimum
büyüklüklerini belirlemek ve toprağın bölünmesini önlemek üzere reform
yapma ödevi bulunmaktadır.
Kanun’un çıkarılma nedeni Devletin,
Anayasa’nın 44. maddesinde sayılan ödevleri yerine getirmesini sağlamaktır.
Bu nedenle, mülkiyet hakkının sınırlandırılması sonucunu doğuran itiraz
konusu kuralın, Anayasa’nın 44. maddesinde öngörülen meşru bir amaç gütmek
suretiyle kamu yararı doğrultusunda getirildiği, sınırlamadan beklenen kamu
yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasındaki adil dengeyi bozmadığı
anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, her ne kadar mülkiyet hakkının
idare lehine kısıtlandığı ileri sürülmekte ise de itiraz konusu kuralın da
yer aldığı madde metninde devir ve temlik yasağının istisnaları
öngörüldüğünden mutlak bir yasaktan söz edilemez.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 13.,
35. ve 44.maddelerine aykırı
değildir. İtirazın reddi gerekir.
Zehra Ayla PERKTAŞ ve Erdal TERCAN bu görüşe
katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
22.11.1984 günlü, 3083 sayılı Sulama Alanlarında
Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 13. maddesinin,
13.2.2001 günlü, 4626 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen birinci
fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “…devir
ve temlik edilemez…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Erdal TERCAN’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 3.10.2013 gününde
karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
Üye
M. Emin KUZ
|
|
|
|
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
22.11.1984 günlü, 3083 sayılı Sulama Alanlarında
Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 13. maddesinin,
13.2.2001 günlü 4626 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değiştirilen birinci
fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “… devir ve
temlik edilemez…” ibaresinin itiraz yoluyla iptali istenilmektedir.
İptali istenilen ibarenin yer aldığı madde de,
“Uygulama alanlarında Bakanlar Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımı
tarihinden itibaren kamulaştırma, toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve
dağıtım işlemlerinin tamamlanması veya tapuya tescili sonuçlandırılıncaya
kadar, gerçek kişilerle özelhukuk tüzelkişilerine ait arazinin
mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik edilemez.” denilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti
demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir.
Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet
hakkı temel bir hak olup kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve
yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu eşyayı
dilediği gibi kullanma, mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik etmek gibi
bir her türlü tasarruf olanağını vermektedir.
Anayasa’nın 46. maddesinde koşulları gösterilen
“kamulaştırma” ise malikin rızası olmaksızın kamu yararı amacıyla mülkiyet
hakkını ortadan kaldıran bir işlemdir. Bu nedenlemalikin mülkiyet hakkının
zedelenmemesi için gerçek karşılık esası benimsenerek, mülkiyet hakkı ile
kamu yararınınzorunlu kıldığı
kamulaştırma arasında adil bir denge oluşturulması amaçlanmıştır.
İtiraza konu düzenlemede ise “kamulaştırma,
toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması
veya tapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk
tüzelkişilerine ait arazinin mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik
edilemez.” denilmek suretiyle henüz gayrimenkulün gerçek bedeli ödenmek
suretiyle kamulaştırma yapılmadan, devir ve temlik yasağı getirilmek suretiylemülkiyet
hakkının kullanılmasının engellendiği böyleliklehakkın özüne dokunulduğu ve zedelendiği
sonucuna varılmaktadır.
Açıklanannedenle itiraza konu ibare Anayasa’nın 2.,
35. ve 46. maddelerine aykırı olup iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
KARŞI GÖRÜŞ
Davaya bakan Mahkeme, 22.11.1984 günlü, 3083 sayılı
Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 13.
maddesinin Anayasa’nın 35. maddesine aykırı olduğunu belirterek, iptali
talebiyle başvuruda bulunmuştur.Talebin, maddenin birinci fıkrasında yer alan “…devir ve temlik
edilemez …” ibareleriyle sınırlı olarak incelenmesine karar verilmiştir.
“Temliki
tasarrufların durdurulması” başlığını taşıyan söz konusu Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şu
şekildedir: “Uygulama alanlarında Bakanlar Kurulu kararının
Resmi Gazete'de yayımı tarihinden itibaren, kamulaştırma, toplulaştırma,
arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması veya tapuya
tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk
tüzelkişilerine ait arazinin mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik edilemez. Bu
araziler ipotek edilemez ve satış vaadine konu olamaz. Ancak, bu kısıtlama
süresi beş yılı aşamaz. Sulama şebekesi tamamlanıp sulamaya geçinceye kadar
da aynı işlemler yapılmaz. Bu kısıtlamada ise süre, beş yılı aşamaz. Ancak,
sulama alanlarında toplulaştırma çalışmaları kısıtlama süresi içerisinde
sonuçlandırılamadığı takdirde, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün teklifi ile
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının onayı ile
toplulaştırma çalışmalarının sonuçlandırılması amacıyla kısıtlama süresi en
fazla beş yıla kadar daha uzatılabilir.”
Buna göre uygulama alanlarında Bakanlar Kurulu
kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasından itibaren, kamulaştırma,
toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması
veya tapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk
tüzelkişilerine ait arazinin mülkiyet ve zilyetliğinin devri ve temliki
yasaklanmıştır. Aynı şekilde sulama şebekesi tamamlanıp sulamaya geçinceye
kadar da devir ve temlik yasağının devam etmesi öngörülmüştür.Kanun, bu kısıtlamaların süresini beş
yılla sınırlandırmıştır. Ancak, sulama alanlarında toplulaştırma
çalışmaları, kısıtlama süresi içerisinde sonuçlandırılamadığı takdirde,
toplulaştırma çalışmalarının sonuçlandırılması amacıyla kısıtlama süresinin
en fazla beş yıla kadar daha uzatılması mümkündür.
İptali istenen kuralın, madde
gerekçesinde,“Reform bölgesinin ilanı
ile buralarda arazi ve diğer gayrimenkullerde temliki tasarrufların en
fazla 5 yıl için sınırlandırılması öngörülmüştür.” denilmektedir.Görüldüğü gibi gerekçede, devir ve temlik yasağının niçin
getirildiğine ilişkin bir açıklık yoktur. Ancak getirilen gerekçeyi de
dikkate alarak, bu yasaklamanın asıl amacının, uygulama alanında
kamulaştırma, toplulaştırma ve dağıtım işlemleri devam ederken mülkiyet
durumunda değişmeler olmasını engelleyerek, maliklerin kontrol altında
bulundurulması, böylece uygulamanın kolaylaştırılmasını sağlamak olduğu
söylenebilir.
Mahkememiz çoğunluk görüşünde, kural ile mülkiyet
hakkına bir sınırlama getirilmiş olsa da bunun kamu yararı amacıyla
getirildiği, sınırlamanın kanunla yapıldığı, ölçüsüz olmadığı gerekçesi ile
düzenleme Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır.
Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet
hakkına sahip olduğu kabul edilmiş,bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği,
toplum yararına aykırı kullanılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre mülkiyet
hakkı sınırsız bir hak olmayıp, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlama
yapılabilecektir. Mülkiyet hakkı, başkasının hakkına zarar vermeden ve
getirilen hukuki sınırlamalara uyarak, hak sahibine, mülkiyet konusu eşyayı
dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf imkânıveren ayni
bir haktır.
Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve
hürriyetlerin özlerine dokunmaksızın ilgili maddelerde belirtilen
sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamanın Anayasa’nın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 44,1. maddesine göre “Devlet, toprağın verimli olarak
işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve
topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye
toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır.”Hükümle Devlete, toprağın verimli olarak
işletilmesini korumak ve geliştirmek, yeterli toprağı olmayan çiftçileri
topraklandırmak, amacıyla gerekli tedbirleri alma görevi verilmiştir.
Buna göre, iptali istenilen kuralla getirilen devir
ve temlik yasağının Devletin Anayasa’nın 44. maddesi kapsamındaki
görevlerini yerine getirirken başvurduğu, toprağın kamulaştırılmasının,
toplulaştırılmasının, arazi değiştirilmesinin ve dağıtım işlerinin
kolaylaştırılmasını ve hızlandırılmasını sağlamaya yönelik bir tedbir
olarak düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Getirilen bu devir temlik ve yasağının,
mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama olduğu açıktır. Mülkiyet hakkına
yönelik bu sınırlamanın kamu yararı amacıyla getirildiği ve kanunla
düzenlendiği görülmektedir. Bu amaçla getirilen sınırlamanın ayrıca Anayasa
m. 13 gereğince ölçülülük ilkesine de uygun olması gerekmektedir.
Ölçülülük ilkesi“elverişlilik”, “gereklilik” ve
“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”
başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını,
“gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli
olmasını ve “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç
arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir (AYMK,11.04.2012;
E.2011/111; K.2012/56).
Ölçülülük ilkesi gereğince Devlet, sınırlandırmanın
sağladığı kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir
dengeyi sağlamakla yükümlüdür. İptali istenen ibareler ile uygulama
alanındaki taşınmazların maliklerinin taşınmazlarını beş yıl süre ile devir
ve temlik etmeleri yasaklanmıştır. Sürenin beş yıl daha uzatılması mümkün
olduğundan, bu süre on yıla kadar çıkabilecektir. Getirilen devir ve temlik
yasağı yukarıda belirtildiği şekilde,taşınmaz devirlerini tümüyle yasakladığından, temliki tasarrufların
kontrol altında tutulması açısından “elverişlilik” ilkesine uygun
sayılabilir. Ancak, ölçülük ilkesinin diğer alt ilkesi olan “gereklilik”
açısından da söz konusu yasağın değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu açıdan
iptali istenen ibareler değerlendirildiğinde, maddenin ikinci fıkrasında “Kısıtlama süresi içerisinde arazisini ve
varsa üzerindeki tesisleri satmak isteyen gerçek ve özel hukuk
tüzelkişilerinin müracaatları halinde, uygulayıcı kuruluş bu kişilere ait
tarım toprağını ve varsa üzerindeki tesisleri, altmış gün içinde bu Kanun
hükümlerine göre kamulaştırır veya yönetmelikle tespit edilecek esaslar
dâhilinde bunların başkalarına satışına izin verir” şeklinde bir hükümgetirildiğini
görüyoruz. Buna göre, taşınmaz malikleri tarafından yapılan devir ve
temlikler birinci fıkrada iptali istenen ibareler nedeniyle kural olarak
yasaklanmış, ancak ikinci fıkra gereğincebir malik taşınmazını devretmek
isterse uygulayıcı kuruluş, kamulaştırma yapabilir yahut istisnaen satışa izin verebilir. Uygulamada, ödenek
aktarılmadığı için kamulaştırma yoluna çok sık başvurulmadığı, genellikle
satışa izin verilmesi yolunun tercih edildiği görülmektedir. Uygulayıcı
kuruluşun dasatışa izin vermesi konusunda bir yükümlülüğü öngörülmemiştir.
Eğer uygulayıcı kuruluş satışa izin vermezse,taşınmaz malikleri bu karara karşı idari
yargıda dava açarak devir ve temlik izni almaya çalışmaktadırlar.
Kanunun amacı açısından kamulaştırma,
toplulaştırma, arazi değiştirilmesi gibi işlemlerin kolaylaştırılması için
devir ve temliklerin kontrol altında tutulmasını sağlamak amacıyla
taşınmazların devir ve temliklerinin yasaklanmasının zorunlu olmadığını,
aynı amaca ikinci fıkrada getirilen kamulaştırma yahut özellikle satışa
yani devir ve temliğin uygulayıcı kuruluşun izni ile yapılması şeklindeki
sınırlama ile de rahatlıkla ulaşılabileceğini görüyoruz. Bu durumda, birinci fıkradaki iptale konu “devir ve
temlik yasağı”, ölçülülük ilkesine göre gerekli görünmemektedir. Keza, söz
konusu yasağı, “sulama şebekesi tamamlanıp sulamayageçinceye kadar” devam ettirmenin
de zorunlu olduğu söylenemez. Hukuk devleti ilkesinin geçerli olduğu
demokratik bir toplumda, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın,
bu sınırlamayla takip edilen amacın gerektirdiğinden daha fazla olması
kabul edilemez.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, 22.11.1984 günlü,
3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu
Kanunu’nun 13. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…devir ve temlik edilemez …” ibarelerinin Anayasa’nın 13. ve
35. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde
olduğumdan,çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
|