|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2013/41
Karar Sayısı : 2013/124
Karar Günü : 31.10.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Danıştay Dokuzuncu Daire
İTİRAZIN KONUSU :3.6.2007
günlü, 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun
10. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinin Anayasa’nın 2., 10. ve
73. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline
karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Otel işletmeciliği yapan
şirket adına 5686 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(e) bendi uyarınca 2007 yılı için tahakkuk ettirilen idare payının iptali
istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“…
Otel
işletmeciliği yapan davacı şirket adına, 8.8.2008 tarih ve 05226 sayılı
ihbarname ile 2007 yılı için, 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli
Sular Kanunu’nun 10. maddesinin (e) bendi uyarınca idare payı tarh
edilmiştir.
13.6.2007
tarih ve 26551 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5686
sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun “Devir,
sicil, ihale, harç, teminat ve idare payı” başlıklı 10. maddesinin (e)
bendinde; “İdare payı: Akışkanın doğrudan ve/veya dolaylı kullanıldığı
tesislerin gayrisafi hasılatının % 1’i tutarında idare payı, her yıl
Haziran ayı sonuna kadar idareye ödenir. Tahsil edilen tutarın beşte biri,
idare tarafından, kaynağın bulunduğu belediye veya köy tüzel kişiliğine bir
ay içerisinde ödenir.” kuralına yer verilmiştir.
Davacı
tarafından, 5686 sayılı Yasa’nın 13.6.2007 tarih ve 26551 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği, 1.1.2007-31.12.2007 dönemi için
tarhedilen idare payının kanunların geriye yürümeyeceği yolundaki ilkeye
aykırı olduğu, 5886 sayılı Yasa’nın 11. maddesi uyarınca kendisine iki
aylık süre verilmeden ihbarname düzenlendiği iddialarıyla adına tarhedilen
idare payının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.
Yasa Kuralları:
1-
13.6.2007 tarih ve 26551 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
giren 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun
“Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin 33. fıkrasında; “Bu Kanunda geçen,
Gayrisafi hasılat: İşletmenin toplam yıllık cirosu olup, işletmelere ait
tahakkuk eden her türlü mal ve hizmet satış bedelleri, faizler ile yapılan
kiralamaların dâhil olduğu miktarı ifade eder.” hükmüne yer verilmiştir.
2- 5686
sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun “Devir,
sicil, ihale, harç, teminat ve idare payı” başlıklı 10. maddesinin (e)
bendinde; “İdare payı: Akışkanın doğrudan ve/veya dolaylı kullanıldığı
tesislerin gayrisafi hâsılatının % 1’i tutarında idare payı, her yıl
Haziran ayı sonuna kadar idareye ödenir. Tahsil edilen tutarın beşte biri,
idare tarafından, kaynağın bulunduğu belediye veya köy tüzel kişiliğine bir
ay içerisinde ödenir.” kuralına yer verilmiştir.
3- Davalı
idarece 5686 sayılı Yasa’nın 3/33 ve 10/e maddeleri uyarınca tarh edilen
idare payının kaldırılması istemiyle açılan davada belirtilen Yasa
maddeleri uyuşmazlığın çözümünde “uygulanacak kural” niteliğindedir.
5686
sayılı Yasa’nın 10/e maddesinde yer alan kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
görüşüyle kuralın iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine
başvurulmaktadır.
Anayasaya Aykırılığın Değerlendirilmesi:
Kişi ile
devlet arasında vergiden kaynaklanan hukuksal ilişki sadece alacak-borç
ilişkisi değil aynı zamanda Anayasa’nın 73. maddesinin niteliği gereği bir
ödev ilişkisidir. Anayasanın 73. maddesinde, herkesin kamu giderlerini
karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü bulunduğu, vergi
yükünün adaletli ve dengeli dağılımının, maliye politikasının sosyal amacı
olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla
konulacağı, değiştirileceği ve kaldırılacağı öngörülerek Anayasa’nın 2.
maddesinde nitelikleri belirtilen hukuk devleti ilkesi, vergilendirme
ilkeleri yönünden somut biçimde dile getirilmiştir.
Hukukun
egemen olduğu, insan haklarına saygılı, temel hak ve özgürlükleri koruyan,
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, vatandaşlarının hukuki güvenceye
sahip bulunduğu devlet, hukuk devletidir. Vergilendirme ile ilgili
düzenlemeler de tüm temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren yasama
işlemlerindendir. Çünkü vergi yoluyla devlet hak ve özgürlükleri kullanma
ve yararlanmayı olanaklı ya da olanaksız kılabilmektedir.
Anayasa’nın
73. maddesinde yer alan verginin mali güce göre alınması ve genelliği
ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi
amaçlanmıştır. Ekonomi ve vergi hukuku alanında mali güce ilişkin göstergelerin
gelir, sermaye ve harcamalar olduğu kabul edilmektedir. Mali güç, ödeme
gücünün kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Yasa koyucunun
vergilendirmede, kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali güçlerini
göz önünde bulundurması gerekir. Malî güce göre vergilendirme, yükümlülerin
ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda
vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı olup, mali gücü fazla olanın mali
gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik
ilkesi ise mali gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı
oranda vergi alınması esasına dayanır. Diğer bir anlatımla, yükümlülerin
genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine göre katılmalarını ifade eder.
5686
sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun 10.
maddesinin (e) bendinde tanımı yapılan ve vergi benzeri mali yükümlülük
niteliğinde olan idare payının, “akışkanın doğrudan ve/veya dolaylı kullanıldığı
tesislerin gayrisafi hasılatının % 1’i tutarında” hesaplanması
öngörülmüştür. Anılan Yasa bendinde akışkanı çok az kullanan işletmeler ile
daha yüksek miktarda kullanan işletmeler arasında bir ayırım
yapılmamaktadır. İşletmelerin elde etmiş oldukları gayrisafi hasılatın bir
bölümünün akışkanın kullanımı ile alakasız olabileceği ihtimali de dikkate
alındığında, kullanılan akışkan miktarı dikkate alınmadan, işletmenin
gayrisafi hasılatı üzerinden yapılan hesaplama, idare payının mükellefleri
yönünden haksızlığa ve eşitsizliğe yol açacak sonuçlar doğurmaktadır.
5686
sayılı Yasa’da sözü edilen akışkanlar, çok farklı işletmeler tarafından
kullanılmaktadır. Otelleri, konaklama tesislerini, tatil köylerini,
seraları ve benzerlerini bunlar arasında sayabiliriz. Bu işletmelerden
bazısı Kanunda belirtilen akışkanı çok yoğun olarak kullanmakta iken,
bazıları birçok faaliyetin yanında Jeotermal kaynakları da
kullanabilmektedir. Örneğin konaklama tesislerinde restoranlar, toplantı
salonları, gazino, gece kulübü vb. gibi faaliyetler gerçekleştirilmektedir.
Bu faaliyetlerden çok azında Jeotermal kaynaklar kullanılmasına karşın,
işletmede elde edilen hasılat üzerinden yüzde bir oranında idare payı
alınırken, sadece Jeotermal kaynağı kullanarak faaliyette bulunan
işletmelerden de yüzde bir oranında idare payı alınmaktadır. Bu nedenle
itiraz konusu Yasa kuralı Anayasanın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırıdır.
Sonuç
olarak, 13.6.2007 tarih ve 26551 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe giren 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular
Kanunu’nun 10. maddesinin (e) bendinin Anayasa’nın 2., 10. maddeleri ile
73. maddesinin 2. fıkrasına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, o davada uygulanacak bir
yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına götüren görüşünü açıklayan kararı
ile Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiğini düzenleyen 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.
maddesinin birinci fıkrası gereğince, 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve
Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun 10. maddesinin (e) bendinin Anayasa’nın
2., 10. ve 73. maddesinin 2. fıkrasına aykırı olduğu görüldüğünden Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına, dosyada bulunan belgelerin onaylı bir örneğinin
ve bu kararın aslının Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine
26.11.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5686 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralı da içeren
10. maddesi şöyledir:
“Devir,
sicil, ihale, harç, teminat ve idare payı
MADDE
10- (1) Devir, sicil, ihale, harç, teminat
ve idare payına ilişkin esaslar aşağıdaki şekildedir:
a)
Devir: Arama ve işletme ruhsatları devredilebilir.
b)
Sicil: İdare, kaynağa ilişkin hakların devir, haciz, rehin ve ipotek veya
sona erme hususlarını içeren bir sicil tutmakla yükümlüdür. Ruhsatın
sınırları, kuyuların koordinatları, akışkanın parametreleri, devir,
ihtiyati haciz, rehin, ihtiyati tedbir, ipoteğe ilişkin bilgiler ve
akışkanın kullanımına ilişkin kira ve benzeri sözleşmeler ile hakların sona
ermesi sicile işlenir. Haklar, ancak sicile işlendiği takdirde hüküm ve
sonuç doğurur. İlgililer, sicil kayıtlarının idarenin sicil memurlarından
biri huzurunda gösterilmesini isteyebilir. Sicil alenidir ve kaynak
sicilindeki kayıtların bilinmediği iddia edilemez. Haklara ilişkin olarak
yapılan sözleşmeler, idarece sicile işlenmedikçe üçüncü kişilere karşı
ileri sürülemez.
c)
İhale: Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir
edilmiş ruhsatlar, İdarece ihale yoluyla aramalara ve işletmeye açılır.
İhale ilanı Resmî Gazete’de yayımlanır. İhale süresi içinde müracaat
olmaması halinde ruhsat alanları başka bir işleme gerek kalmaksızın idare
tarafından MİGEM’e bildirilerek arama ve işletme müracaatlarına açık hale
gelir.
ç)
Harç: Jeotermal kaynaklar için 1000 Türk Lirası, doğal mineralli sular için
500 Türk Lirası arama ruhsat harcı alınır. İşletme ruhsatları için bu harç
miktarları dört kat olarak uygulanır.
d)
Teminat: Ruhsat aşamasına bağlı olarak, hektar başına, ruhsat harcının %
1’i tutarında ruhsat teminatı alınır. Bu oranı, % 50 oranında artırmaya
veya eksiltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Ancak teminat 15.000 Türk
Lirasından az olamaz. Teminatın asgarî miktarı ve harçlar, her yıl Maliye
Bakanlığınca belirlenen yeniden değerleme oranlarına göre artırılır. Bu
madde uyarınca önceden alınan işletme ruhsatı teminatları, beş yılda bir
Maliye Bakanlığınca belirlenen yeniden değerleme oranlarına göre
artırılarak güncelleştirilir. Bu Kanuna göre tamamlanması veya yenilenmesi
gereken teminatlar güncel teminat üzerinden alınır.
e) İdare payı: Akışkanın doğrudan
ve/veya dolaylı kullanıldığı tesislerin gayrisafi hasılatının % 1’i tutarında
idare payı, her yıl Haziran ayı sonuna kadar idareye ödenir. Tahsil edilen
tutarın beşte biri, idare tarafından, kaynağın bulunduğu belediye veya köy
tüzel kişiliğine bir ay içerisinde ödenir.
(2)
Hak sahibi, başvurunun kabul edildiğinin kendisine bildirildiği tarihten
itibaren 15 gün içerisinde harç ve teminatı yatırmadığı takdirde,
talebinden vazgeçmiş sayılır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10. ve 73.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca
Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla
PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU,
Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü
ARSLAN ve M. Emin KUZ’un katılımlarıyla 2.5.2013 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ayhan KILIÇ
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralla, jeotermal
kaynaklardan elde edilen akışkanın doğrudan ve/veya dolaylı olarak
kullanıldığı tesislerden, akışkanın kullanım miktarına ve amacına
bakılmaksızın yıllık gayrisafi hasılatları üzerinden aynı oranda idare payı
alınmasının öngörüldüğü, anılan işletmelerin elde ettiği hasılatın bir
bölümünün akışkan kullanımıyla ilgisinin bulunmadığı göz önünde
bulundurulduğunda, kullanılan akışkan miktarı dikkate alınmaksızın tüm
işletmelerden tek oran üzerinden idare payı alınmasının mükellefler
yönünden haksızlığa ve eşitsizliğe yol açtığı belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural ile jeotermal kaynaklardan elde
edilen su, gaz ve buharı doğrudan ve/veya dolaylı olarak kullanan
tesislerden, her yılın Haziran ayı sonuna kadar ödenmek üzere gayrisafi
hâsılatının % 1’i tutarında idare payı alınması öngörülmektedir. Tahsil
edilen idare payının beşte dördü il özel idaresi bütçesine, beşte biri ise
kaynağın bulunduğu belediye veya köy tüzel kişiliği bütçesine
aktarılmaktadır.
Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (33)
numaralı bendinde, gayrisafi hâsılatın, işletmenin toplam yıllık cirosu
olup, işletmelere ait tahakkuk eden her türlü mal ve hizmet satış
bedelleri, faizler ile yapılan kiralamaların dâhil olduğu miktarı ifade
ettiği belirtilmektedir.
İtiraz konusu kuralın anayasal denetiminin
yapılabilmesi için öncelikle bu madde ile alınması öngörülen idare payının
hukuksal niteliğinin saptanması gerekmektedir.
Vergi; kamu giderlerini karşılamak amacıyla
kanunlarla gerçek ve tüzelkişilere mali güçlerine göre getirilen bir
yükümlülüktür. Belirli bir hizmetten doğrudan yararlanma karşılığı olmayan
vergi tüm kamu hizmetleri için yapılan giderlere ortak katılma payıdır.
Harç; kimi kamu hizmetlerinden yararlanmanın
karşılığı olarak tahsil edilen kamu gelirleridir. Ödenen vergiler
bakımından, vergi mükelleflerinin bireysel bir hizmet ya da karşılık talep
etme haklarının bulunmamasına karşın, harçlar belirli bir kamu hizmetinden
yararlanmanın (tapu, pasaport gibi) karşılığıdır.
Resim; bir iş ya da faaliyetin yapılmasına yetkili
kuruluşlar tarafından izin verilmesi dolayısıyla yapılan bir ödeme şeklinde
tanımlandığı gibi harca benzer biçimde kamu kuruluşlarında görülen hizmetin
ve yapılan giderlerin karşılığı olarak yalnız o işle ilgili gerçek ve
tüzelkişilerden sağlanan gelirler şeklinde de açıklanmaktadır.
Vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük ise
kişilerden, yapılan kamu hizmetleri karşılığında ya da bir hizmet karşılığı
olmaksızın kamu gücüne dayanılarak alınan paralardır. Benzeri mali
yükümlülük kimi zaman vergi, harç ve resmin özelliğini ayrı ayrı yansıtırken
kimi zaman da verginin harç ve resmin ortak öğelerini taşıyabilir.
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
ortak özellikleri, kanunla konulmaları ve kamu gücüne dayanılarak
gerektiğinde zorla alınmalarıdır.
Vergiler dışındaki mali yükümlülüklerde kısmen de
olsa karşılık ve yararlanma ilkesi geçerli olur. Çünkü bu yükümlülüklere
konu olan hizmetlerden kişilerin yararlandırılması, bu bağlamda mali bir
karşılığa dayandırılabilmesi olanağı vardır.
İtiraz konusu kuralda düzenlenen idare payının, ilgililerin,
il özel idaresince verilen izne istinaden Devletin hüküm ve tasarrufu
altında bulunan jeotermal kaynaklardan elde edilen akışkanı (su, gaz ve
buharı) kullanmak suretiyle yürüttükleri ticari faaliyet kapsamında
alındığı anlaşılmaktadır. İdare payı, idarece verilen ruhsat (izin)
çerçevesinde yürütülen bir faaliyet kapsamında alınan mali bir yükümlülük
olması itibarıyla resme benzemektedir. Buna karşılık idare payının,
faaliyetin sonucunda elde edilen yıllık gayrisafi hâsılat üzerinden
alınması yönüyle de vergiye benzediği ifade edilebilir. Dolayısıyla, kamu
gücüne dayalı olarak, tek taraflı bir iradeyle ve gereğinde zorla alınan
söz konusu pay, belirtilen özellikleriyle “benzeri malî yükümlülük”
kavramı içinde değerlendirilebilecek bir kamu geliri niteliği taşımaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
sosyal hukuk devleti, insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve
mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve
özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, milli
gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri
gözeten devlettir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen
“eşitlik ilkesi” ile eylemli
değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere
kanunlar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâli yasaklanmıştır. Kanun
önünde eşitlik ilkesi herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durum ve konumlardaki
özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli
kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlâl
edilmiş olmaz.
Anayasa’nın 73. maddesinin birinci ve
ikinci fıkralarında, “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali
gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.
Vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.” denilmiştir.
Verginin mali güce göre alınması ve
genelliği ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin
gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ekonomi ve vergi hukuku alanında mali
güce ilişkin göstergelerin gelir, servet ve harcamalar olduğu kabul
edilmektedir. Mali güç, ödeme gücünün kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık
koşuludur. Kanun koyucunun vergilendirmede, kişilerin sahip olduğu ekonomik
değer ile mali güçlerini göz önünde bulundurması gerekir. Vergide genellik
ilkesi, herhangi bir ayırım yapılmaksızın mali gücü olan herkesin vergi
yüküne katılmasını ve vergi ödemesini ifade eder. Mali güce göre
vergilendirme, verginin, yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına göre
alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı
olup mali gücü fazla olanın mali gücü az olana göre daha fazla vergi
ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise mali gücü aynı olanlardan
aynı, farklı olanlardan ise farklı oranda vergi alınması esasına dayanır.
Anayasa’nın 73. maddesinin ikinci fıkrasında ise
vergi yükünün adaletli ve dengeli bir biçimde dağılımı öngörülmüştür.
Vergilendirilecek alanların seçimi ve vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı için yükümlülerin kişisel durumlarının kanunlarda gözetilmesi
gerekir. Sermaye iratlarının ücretlere göre farklı vergilendirilmesi, en az
geçim indirimi, artan oranlı vergilendirme, çeşitli istisna ve muafiyet
uygulamaları, vergi yükünün adalete uygun dağılımı ile mali güce göre
vergilendirmenin araçlarıdır.
Jeotermal kaynaklar, Devletin hüküm ve tasarrufunda
olup tüm toplumun ortak malı niteliğindedir. Kanun koyucu, jeotermal
kaynaklarının işletilmesini il özel idarelerinin sorumluluğuna bırakmış ve
bunların, il özel idaresinden alınacak ruhsat karşılığında özel kişilerce
işletilmesine imkân tanımıştır. Özel kişilere verilen işletme hakkı
karşılığında, bunlardan idare payı adı altında mali yükümlülük alınması
öngörülerek, topluma ait olan jeotermal kaynakları işletme ayrıcalığına
kavuşan kişilerin, bu faaliyetlerinden elde ettikleri kişisel yararın,
vergilendirme yoluyla topluma pay edilmesinin sağlanması amaçlanmıştır.
Jeotermal kaynakları işletme hakkını elde edenler,
kaynaktan sağladıkları akışkanın kullanımıyla ilgili herhangi bir
sınırlamaya tabi değillerdir. Bu konuda bütün işletenlerin aynı imkân ve
fırsata sahip oldukları açıktır. Bir işletmede ne kadar akışkan
kullanılacağı, idarenin herhangi bir kısıtlamasına ve müdahalesine bağlı
olmaksızın, işletmenin büyüklüğü dikkate alınarak işletme sahibinin
tasarrufundadır.
Kanun koyucu, sektörün bu niteliğini dikkate alarak,
kullanılan akışkanın miktarına göre değil, akışkan kullanılmak suretiyle
yürütülen faaliyet sonucu elde edilen hâsılata göre bir mali yükümlülük
öngörmüştür. Bu suretle idare payı, mali güç esasına dayanan mali
yükümlülüklere yaklaştırılmıştır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında
bulunan jeotermal kaynakları, idarece verilen izne istinaden işleten
kişinin mali yükümlülük olarak idareye ödeyeceği karşılığın, akışkanın
kullanım oranına göre belirlenmesi anayasal bir zorunluluk değildir.
Ruhsata tabi olan faaliyet karşılığında, faaliyette bulunandan alınması
gereken mali yükümlülüğün vergiye yaklaştırılarak, mali güç esasına göre
belirlenmesinin öngörülmesi kanun koyucunun takdirindedir.
Kullanılan akışkan miktarı ile elde edilen hâsılat
arasında doğru bir orantının bulunduğu ve istisnai durumlar dışında
işletmenin büyüklüğüne paralel olarak kullanılan akışkan miktarı arttıkça,
gayrisafi hâsılatın da aynı oranda artacağı tabiidir. İstisnaen, bazı
işletmelerce kullanılan akışkan miktarı az olmasına rağmen, uygulanan satış
ve pazarlama politikasına bağlı olarak elde edilen hâsılatın diğer
işletmelere nazaran fazla olması mümkündür. Ancak bu durumda dahi, elde
edilen hâsılatın fazla olmasının, kullanılan akışkan miktarından tamamen
bağımsız olduğu düşünülemez. İşletmenin elde ettiği hâsılatın bütününde,
akışkan kullanımının oluşturduğu ticari avantajın etkisinin bulunduğu
gözardı edilmemelidir. Kaldı ki, itiraz konusu kuralda, idare payı
matrahının tespitinde, akışkanın fiilen kullanıldığı tesiste elde edilen
hâsılatın esas alınması öngörülmüş olup mükellefin diğer işletmelerinde
elde edilen hâsılatın dikkate alınması söz konusu değildir. Bu durumda,
idare payının, faaliyetin sonucunda elde edilen hâsılat üzerinden alınmasının
öngörülmesinde, sosyal devlet ve vergilendirmede eşitlik ve adalet
ilkelerine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 1.4.2004 günlü,
E.2003/9, K.2004/47 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, üretilen
ve/veya piyasaya arz edilen mal ve hizmetlerin türü, iç ve dış rekabet
ortamı, teknoloji düzeylerindeki farklılıklar, üretimde kullanılan
girdilerin çeşitliliği, bazı mal ve hizmetlerin yasal veya fiili tekelini
elinde bulunduran firmaların varlığı gibi sebeplerle “gayrisafi hâsılat” kavramının yükümlülerin mali güçlerini tam
olarak yansıtmadığı söylenebilirse de mali gücün önemli bir göstergesi
olduğu da yadsınamaz. Kaldı ki, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 40.
maddesinde, işletme ile ilgili olmak şartıyla ödenmiş olan vergi, resim ve
harçların o yılki safi kazancın tespit edilmesinde gider olarak indirilmesi
öngörülmüş olduğundan mali gücün gözetilmediği söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
VI- SONUÇ
3.6.2007 günlü, 5686 sayılı Jeotermal
Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun 10. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (e) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
31.10.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|
|
|
|
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
Üye
M. Emin KUZ
|
|
|
|
|
|
|