|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2013/49
Karar Sayısı: 2013/125
Karar Günü: 31.10.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Danıştay Altıncı Daire
İTİRAZIN KONUSU :12.4.2000
günlü, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun;
1- 4.7.2012 günlü, 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 20. maddesiyle
değiştirilen 5. maddesinin,
2- 6353 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenen
geçici 11. maddesinin,
Anayasa’nın 2., 6., 35. ve 46. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine
ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Davacıya ait taşınmazların,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığının kamu yararı kararına istinaden Ankara 1.
Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulunca kamulaştırılmasına ilişkin işleme
karşı açılan davada, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“…
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Anayasaya aykırılığın
diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin birinci
fıkrasında: “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya
kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar
davayı geri bırakır.” hükmü yer almaktadır.
03.04.2011 tarihli, 27894 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun
“Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde:
“Bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya
kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varırsa;
a) İptali
istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını
açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslını,
b) Başvuru
kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğini,
c) Dava
dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili
bölümlerinin onaylı örneklerini,
dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine gönderir.
Taraflarca
ileri sürülen Anayasaya aykırılık iddiası davaya bakan mahkemece ciddi
görülmezse bu konudaki talep, gerekçeleri de gösterilmek suretiyle
reddedilir. Bu husus esas hükümle birlikte temyiz konusu yapılabilir.
Genel
Sekreterlik gelen evrakı kaleme havale eder ve keyfiyeti başvuran mahkemeye
bir yazı ile bildirir.
Evrakın
kayda girişinden itibaren on gün içinde başvurunun yöntemine uygun olup
olmadığı incelenir. Açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun
olmayan itiraz başvuruları, Mahkeme tarafından esas incelemeye
geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedilir.
Anayasa
Mahkemesi, işin kendisine noksansız olarak gelişinden başlamak üzere beş ay
içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse ilgili
mahkeme davayı yürürlükteki hükümlere göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa
Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse
mahkeme buna uymak zorundadır.” hükmü yer almaktadır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına
saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmünü
içeren 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka
uygun ve insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimlerine açık olan devlettir.
Öte
yandan, “Hukuk güvenliği ilkesi”, hukuk devletinde uyulması zorunlu temel
ilkelerden birini oluşturmaktadır. Anayasada öngörülen temel hak ve
özgürlüklerin kullanılmasının ve insan haklarının yaşama egemen kılınmasının
önkoşulu olan hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar.
Bu
bağlamda, daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki
sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuk
güvenliği ilkesine aykırılık oluşturur. Hukuk devletinin gereği olan hukuk
güvenliğini sağlama yükümlülüğü, kural olarak yasaların geriye
yürütülmemesini gerekli kılar. “Yasaların geriye yürümezliği ilkesi”
uyarınca yasalar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği, kazanılmış
hakların korunması, mali haklarda iyileştirme, bakılan davada mülkiyet
hakkı gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden
sonraki hukuksal olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar.
Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış durumlara
etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
Bu itibarla, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununa, 6353
sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 21. maddesiyle eklenen ve “Bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihten önce Bakanlıkça verilen kamu yararı kararlarının uygulanmasına
yönelik olarak Organize Sanayi Bölgeleri tarafından tesis edilen
kamulaştırma işlemleri bu Kanunun 5 inci maddesi kapsamında kabul edilir.”
hükmünü içeren Geçici 11. maddesi, yukarıda açıklanan 2709 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde belirtilen “hukuk devleti” tanımına
ve hukuk devletinde uyulması zorunlu temel ilkelerden olan “hukuk güvenliği
ilkesi”ne aykırılık oluşturmaktadır.
Yine Anayasanın 6. maddesinin son cümlesinde: “Hiçbir kimse veya
organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamaz.”, 46.
maddesinde ise: “Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği
hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette
bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen
esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar
kurmaya yetkilidir...” hükmü yer almaktadır.
Anayasanın
“Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesinde ise: “Herkes, mülkiyet ve miras
haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte
yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 No.lu Protokolün 1.
maddesinde: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı
gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse ancak kamu yararı sebebiyle
ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine
uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki
hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını
düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının
ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda
sahip oldukları hakka halel getirmez.” hükmü uyarınca temel insan hakları
arasında yer alan ve Anayasamızda da temel haklar arasında gösterilen
(madde 35) mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşıyan kamulaştırma yetkisi,
T.C. Anayasasının 46. maddesi uyarınca sadece Devlet ve kamu tüzel
kişiliklerine kamu yararının zorunlu kıldığı hallerle sınırlı olarak
tanınmıştır.
4562
sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun değişiklikten önceki “Organize
Sanayi Bölgeleri (OSB), kamu yararı gerekçesiyle adına kamulaştırma
yapılabilen veya yaptırılabilen bir özel hukuk tüzel kişiliğidir. Kamu
yararı kararı, müteşebbis heyetinin başvurusu üzerine Bakanlıkça verilir. Arazinin mülkiyetinin edinilmesinde yapılan masraflar ile arazi
bedeli ödeme yükümlülüğü OSB tüzel kişiliğine aittir.” hükmünü içeren 5.
maddesi, 12.07.2012 tarihli, 28351 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20. maddesiyle: “OSB, müteşebbis
heyetin başvurusu üzerine Bakanlıkça verilen kamu yararı kararı ve sınırları
belirlenmiş yetki çerçevesinde kamulaştırma işlemleri yapabilen veya
yaptırabilen bir özel hukuk tüzel kişiliğidir. Arazinin mülkiyetinin
edinilmesinde yapılan masraflar ile arazi bedeli ödeme yükümlülüğü OSB
tüzel kişiliğine aittir.” şeklinde değiştirilmiş ve Kanuna eklenen Geçici
Madde 11 ile de: “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlıkça
verilen kamu yararı kararlarının uygulanmasına yönelik olarak Organize
Sanayi Bölgeleri tarafından tesis edilen kamulaştırma işlemleri bu Kanunun
5 inci maddesi kapsamında kabul edilir.” hükmü getirilmekle, Anayasanın 6.
maddesinin son cümlesi hükmüne göre hiçbir kimse veya organın kaynağını
Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanması mümkün olmamasına;
Anayasanın 46. maddesi, yalnızca Devlet ve kamu tüzel kişilerine
kamulaştırma veya idari irtifak kurma yetkisi vermesine karşın, anılan 5.
madde bir özel hukuk tüzel kişisi olan organize sanayi bölgelerine
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi tanımış bulunmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari dava türleri ve
idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a)
bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat
yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri
ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri
arasında sayılmıştır.
2577
sayılı Kanunun bu maddesi uyarınca, idari işlemlerin hukuki denetimi
yapılırken, işlemi tesis eden merciin, bu işlemi tesis etme yetkisi bulunup
bulunmadığı yönünden inceleme yapılacağı açıktır.
Davacı şirkete ait olan taşınmazlarla ilgili Bilim, Sanayi ve
Teknoloji (Sanayi ve Ticaret) Bakanlığının 14.09.2007 tarihli, 10122 sayılı
kamu yararı kararı uyarınca Ankara 1. Organize Sanayi Bölgesi Yönetim
Kurulunca alınan 20.09.2007 tarihli, 606/1 sayılı kamulaştırma kararının
iptali istemiyle 16.11.2009 tarihinde Ankara 9. İdare Mahkemesinin
E:2010/277 sayılı esasında açılan davada verilen davanın reddine ilişkin
kararın temyiz edilmesi üzerine, “kamu yararı gerekçesiyle adına
kamulaştırma yapılabilen veya yaptırılabilen bir özel hukuk tüzel kişisi
olan organize sanayi bölgesinin kamulaştırma yetkisi bulunmadığından, tesis
edilen kamulaştırma işleminde yetki yönünden hukuka uyarlık, aksi yöndeki
temyize konu mahkeme kararında ise hukuki isabet görülmediği” gerekçesiyle
mahkeme kararının bozulmasına ilişkin Dairemiz kararının verildiği
18.10.2011 tarihinde uyuşmazlığın çözümünde uygulanan yasa kuralı, anılan
kararın düzeltilmesi isteminin karara bağlanacağı dönemde 6353 sayılı
Kanunla değişmiş ve yapılan bu değişiklikle; davayı yürütmeye, uyuşmazlığı
çözmeye, davayı sona erdirmeye veya kararın dayanağını oluşturmaya
yarayacak nitelikte yeni bir düzenleme getirilmiştir. Uyuşmazlığın
çözümünde değişiklikten sonraki hükümlerin uygulanması halinde, işlemi
tesis eden merciin yetkili olup olmamasına göre verilecek kararın sonucu
farklı olacaktır. Dolayısıyla, söz konusu hüküm davada uygulanacak kural
niteliğindedir.
Buna göre, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 6353
sayılı Kanunla eklenen Geçici 11. maddesi, Anayasanın 2. maddesinde
belirtilen “hukuk devleti” tanımına ve hukuk devletinde uyulması zorunlu
temel ilkelerden olan “hukuk güvenliği ilkesi”ne,
yine aynı Kanunun 6353 sayılı Kanunla değişik 5. maddesi, Anayasanın 6. maddesinin
son cümlesindeki: “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir
Devlet yetkisini kullanamaz.” hükmü ile 35. maddesindeki: “Herkes, mülkiyet
ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı
amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının
kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmüne ve 46. maddesinde yer
alan: “Devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde
gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz
malların tamamını veya bir kısmını kanunla gösterilen esas ve usullere
göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya
yetkilidir...” hükmüne aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, itiraz konusu kanun maddelerinin
uygulanması ile ilgili idari işlemlerden kaynaklanan çok sayıda uyuşmazlık
bulunması nedeniyle öncelikle yürürlüğün durdurulmasını istemek
gerekmiştir.
Açıklanan
nedenlerle, görülen davada uygulanacak kural olan 4562 sayılı Kanunun 6353
sayılı Kanunla değiştirilen 5. maddesi, Anayasanın 6.,
35. ve 46. maddelerine, Geçici 11. maddesi ise Anayasanın 2. maddesine
aykırı olduğundan iptali için Anayasanın 15. maddesi ile 6216 sayılı
Yasanın 40. maddesi uyarınca itiraz yoluyla
Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, dava dosyası içeriğinden
konu ile ilgili görülen belgelerin onaylı örneklerinin bu kararla birlikte
anılan Mahkemeye gönderilmesine, öncelikle iptali istenilen yasa
hükümlerinin yürürlüğünün durdurulmasının istenilmesine, uyuşmazlığın
Anayasa Mahkemesince bu konuda verilecek karardan sonra incelenmesine,
30/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
4562 sayılı Kanun’un itiraz konusu kurallar olan 5.
ve geçici 11. maddeleri şöyledir:
“Madde 5- OSB, müteşebbis heyetin başvurusu üzerine
Bakanlıkça verilen kamu yararı kararı ve sınırları belirlenmiş yetki
çerçevesinde kamulaştırma işlemleri yapabilen veya yaptırabilen bir özel
hukuk tüzel kişiliğidir.
Arazinin mülkiyetinin edinilmesinde yapılan masraflar
ile arazi bedeli ödeme yükümlülüğü OSB tüzel kişiliğine aittir.
Geçici
Madde 11- Bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlıkça verilen kamu yararı
kararlarının uygulanmasına yönelik olarak Organize Sanayi Bölgeleri
tarafından tesis edilen kamulaştırma işlemleri bu Kanunun 5 inci maddesi
kapsamında kabul edilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2.,
6., 35. ve 46. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla
PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve
M. Emin KUZ’un katılımlarıyla 14.5.2013 gününde yapılan
ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu
görüşülmüştür.
Anayasa’nın 152. ve
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 40. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda
uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya
aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının
ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine
başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin
Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve
mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen
kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa
kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde
veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikte bulunan kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 4562 sayılı
Kanun’un, 6353 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilen 5. maddesinin, “Arazinin mülkiyetinin edinilmesinde
yapılan masraflar ile arazi bedeli ödeme yükümlülüğü OSB tüzel kişiliğine
aittir.” biçimindeki ikinci fıkrasının da iptalini istemiştir.
Bakılmakta
olan dava, organize sanayi bölgesi (OSB) tüzel kişiliğince tesis edilen
kamulaştırma işlemine ilişkindir. Sözü edilen ikinci fıkra ise kamulaştırma
bedeli ile kamulaştırmaya ilişkin diğer masrafların OSB tarafından
karşılanacağını düzenlemektedir. Kamulaştırma bedeli ile diğer kamulaştırma
masraflarının hangi kurum tarafından karşılanacağının bakılan davadaki
uyuşmazlığın çözümüne bir etkisi bulunmamaktadır.Dolayısıyla, 4562 sayılı Kanun’un, 6353
sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilen 5. maddesinin ikinci fıkrası, davada
uygulanacak kural değildir.
Bu
nedenlerle, 12.4.2000 günlü, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri
Kanunu’nun;
A- 4.7.2012 günlü, 6353 sayılı Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilen 5. maddesinin
ikinci fıkrasının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada
uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B- 1-
6353 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilen 5. maddesinin birinci
fıkrasının,
2- 6353 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenen
geçici 11. maddesinin,
esasının incelenmesine, yürürlüklerinin durdurulması
isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ayhan KILIÇ
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A-
Sınırlama Sorunu
Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesine
göre, Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurular itiraz yoluna
başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa kuralı ile
sınırlıdır.
Mahkemede görülen davanın konusu, OSB tüzel
kişiliğince tesis edilen kamulaştırma işlemi olup başvuru kararında yer
alan iddialar, özel hukuk tüzel kişisi niteliğindeki OSB’ye kamulaştırma
yetkisi tanınmasına yöneliktir. OSB’nin kamulaştırma yetkisinin dayanağı,
4562 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…yapabilen veya…” ibaresidir. Bir
başka ifadeyle, sözü edilen fıkranın, “…yapabilen
veya…” sözcükleri dışındaki bölümünün Mahkemede görülen uyuşmazlığın
çözümüne bir etkisi bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Kanun’un, 6353 sayılı Kanun’un 20.
maddesiyle değiştirilen 5. maddesinin birinci fıkrasına ilişkin esas
incelemenin, fıkrada yer alan“…yapabilen veya…” sözcükleri ile sınırlı olarak
yapılmasına karar vermek gerekmiştir.
B-
Kanun’un, 6353 Sayılı Kanun’un 20. Maddesiyle Değiştirilen 5. Maddesinin
Birinci Fıkrasında Yer Alan “…yapabilen
veya…” Sözcüklerinin İncelenmesi
Başvuru kararında, mülkiyet hakkına müdahale
niteliği taşıyan kamulaştırma yetkisinin ancak devlet ve diğer kamu tüzel
kişilerine tanınabileceği, bir özel hukuk tüzel kişiliği olan OSB’nin
kamulaştırma yapmaya yetkili kılınmasının, OSB’ye, kaynağını Anayasa’dan
almayan bir yetki verilmesi anlamına geldiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 6., 35. ve 46. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralla, OSB’ye,
Bakanlıkça verilecek kamu yararı kararı ve sınırları belirlenmiş yetki
çerçevesinde kamulaştırma yapma yetkisi tanınmıştır.
Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes,
mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet
hakkı güvenceye bağlanmıştır. Birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olan
mülkiyet hakkı bireye emeğinin karşılığına sahip olma ve geleceğe yönelik
planlar yapma olanağı tanıyan temel bir haktır. Anayasa’nın 35. maddesinde
mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, kamu yararı amacıyla
ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Ayrıca, mülkiyet hakkının
kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı da belirtilmiştir. Anayasa’da
mülkiyet hakkının kapsamı diğer bazı maddelerde yer alan hükümlerle de
çerçevelenmiştir.
Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen ve temel
unsurunun “kamu yararı” olduğu kabul edilen kamulaştırma, bir
taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızası olmaksızın, kamu
yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla Devlet tarafından sona
erdirilmesidir. Özel mülkiyete kamulaştırma yoluyla son verilebilmesi için,
kamulaştırmanın, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen usuli
güvencelere uygun olarak yapılması gerekmektedir.
Kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddenin birinci
fıkrasında, “Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu yararının gerektirdiği
hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan
taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve
usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya
yetkilidir” denilmektedir. Buna göre, kamulaştırma ancak Devlet ve kamu
tüzel kişileri tarafından yapılabilir.
6353 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle, 4562 sayılı
Kanun’un, OSB’nin niteliklerini düzenleyen ve aynı zamanda OSB’yi
tanımlayan 5. maddesi değiştirilmiştir. Anılan 5. maddenin birinci
fıkrasının önceki hâlinde, OSB, adına kamulaştırma “yapılabilen veya yaptırılabilen” bir özel hukuk tüzel kişiliği
olarak tanımlandığı hâlde, 6353 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle,
OSB’nin, kamulaştırma işlemi “yapabilen
veya yaptırabilen” bir özel hukuk tüzel kişiliği olduğu ifade
edilmiştir. Bu suretle, bir özel hukuk tüzel kişisi olan OSB’nin, Devlet
tüzel kişiliği bünyesinde bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının veya kamu
tüzel kişiliğini haiz idarelerin kararına gerek olmaksızın doğrudan
kendisinin kamulaştırma yapabilmesine imkân sağlanmıştır. Ancak, OSB’nin
kamulaştırma yapabilmesi için gerekli olan kamu yararı kararının Bakanlıkça
verilmesi şartı aranmıştır. Ayrıca, OSB’nin, Bakanlıkça sınırları
belirlenmiş yetki çerçevesinde kamulaştırma yapabileceği açıklanmıştır.
Kamulaştırmanın yalnızca Devlet ve kamu tüzel
kişileri tarafından yapılabilmesi, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına
yönelik usuli güvencelerden birini
oluşturmaktadır. OSB, bazı kamu gücü ayrıcalıklarıyla donatılmış ise de bu
durum, OSB’nin kamulaştırma yapabilmesi yönünden yeterli olmayıp,
Anayasa’nın 46. maddesi uyarınca, kamu tüzel kişiliğini de haiz olması
zorunludur. 4562 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasında, OSB’nin
bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu açıkça kurala bağlandığından OSB’ye
kamulaştırma yetkisi tanınması, özel mülkiyetteki bir taşınmaza
kamulaştırılmasına yönelik olarak Anayasa’da öngörülen güvencelere
aykırılık teşkil etmektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
C-
Kanun’un, 6353 Sayılı Kanun’un 21. Maddesiyle Eklenen Geçici 11. Maddesinin
İncelenmesi
Başvuru kararında, kuralın yürürlüğe girdiği
tarihten önce OSB tarafından tesis edilen işlemlere geçerlilik kazandırılmasının
hukuk güvenliği ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi
nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 35. ve 46. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.
İtiraz konusu kuralda, maddenin yürürlüğe girdiği
12.7.2012 tarihinden önce Bakanlıkça verilen kamu yararı kararlarının
uygulanmasına yönelik olarak OSB tarafından tesis edilen kamulaştırma
işlemlerinin bu Kanun’un 5. maddesi kapsamında kabul edilmesi
öngörülmektedir.
4562 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci
fıkrasında yer alan ve OSB’nin kamulaştırma yapmasına olanak sağlayan “…yapabilen veya…” ibaresi
Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiş olup
yukarıda açıklanan gerekçeler, OSB tarafından geçmişte tesis edilen
kamulaştırma işlemlerine geçerlilik kazandıran itiraz konusu kural yönünden
de geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 35. ve 46.
maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden Anayasa’nın 2. maddesi yönünden
incelenmemiştir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
12.4.2000 günlü, 4562 sayılı Organize Sanayi
Bölgeleri Kanunu’nun;
A- 6353 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle
değiştirilen 5. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…yapabilen veya…” sözcüklerine,
B- 6353 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle
eklenen geçici 11. maddesine,
yönelik yürürlüğün
durdurulması istemlerinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, 31.10.2013
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII- SONUÇ
12.4.2000 günlü, 4562 sayılı Organize Sanayi
Bölgeleri Kanunu’nun;
A- 4.7.2012 günlü, 6353 sayılı Kanun’un 20.
maddesiyle değiştirilen 5. maddesinin;
1-Birinci
fıkrasına ilişkin esas incelemenin, fıkrada yer alan“…yapabilen
veya…” sözcükleri ile sınırlı olarak yapılmasına,
2-Birinci fıkrasında yer alan “…yapabilen
veya…” sözcüklerinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
B- 6353 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle
eklenen geçici 11. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
31.10.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|
|
|
|
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
Üye
M. Emin KUZ
|
|
|
|
|
|
|