|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2011/47
Karar Sayısı:
2012/87
Karar Günü:
31.5.2012
İPTAL DAVASINI AÇANLAR : Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu adına
Grup Başkanvekilleri Kemal ANADOL ile M. Akif HAMZAÇEBİ
İPTAL DAVASININ KONUSU : 22.2.2011 günlü, 6118 sayılı Uluslararası Ticaret
Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Antlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun’un 1. maddesinin Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
4., 7. ve 174. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve
yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe
bölümü şöyledir:
“…
II. GEREKÇE
A- Uluslararası Anlaşmaların Uygun
Bulunmasına İlişkin Yasaların Anayasal Denetimi
Dava konusu maddenin yer aldığı 6118 sayılı Yasa, bir uluslararası anlaşmayı “uygun bulma” yasasıdır. Konu
daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş ve 27.02.1997 tarihli,
E.1996/55, K.1997/33 sayılı kararda;
“Anayasanın
“Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma”
başlığını taşıyan 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında,
“... andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır”
denilmekte, maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında da, kimi durumlarda
önceden bir yasa ile uygun bulma zorunluluğu olmaksızın andlaşmaları
yürürlüğe koyma yetkisi yürütme organına verilmektedir. Maddenin dördüncü
fıkrasında da, “Türk Kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır”
denilerek onaydan önce bir yasayla uygun bulma koşulu aranmayan andlaşmalar, yasalarda değişiklik gerektiriyorsa bunlar
için de onaylamadan önce TBMM’nden “uygun bulma” yasasının çıkarılması
öngörülmektedir.
Anayasanın 90 ıncı maddesinin gerekçesinde, uygulamada iyi işlediği
ve ihtiyacı karşıladığı için 1961 Anayasası’ndaki kuralın aynen alındığı
belirtilmiştir. Bu nedenle, 1961 Anayasası’nın yasalaşma evresine bakılarak
1982 Anayasası’nın 90 ıncı maddesinin kabulünü
gerektiren gerekçeleri saptamak olanaklıdır.
Kurucu Meclis tarafından
oluşturulan Anayasa Komisyonu’nca hazırlanan metinde, andlaşmaların
Anayasaya aykırılığının ileri sürülmesini önleyici bir usul benimsenmiş;
madde gerekçesinde de, “... Milletlerarası andlaşmaların
Anayasaya uygunluğunun murakabesi konusunda, kanunlarla ilgili murakabeye
nazaran farklı bir usul getirilmektedir. Gerçekten bir anlaşmanın yürürlüğe
girmesinden sonra Anayasaya aykırılığı dolayısıyla iptalinin Devletin milletlerarası
sorumluluğunu doğurmaması için, bu murakabenin teşri organın tasvibinden
geçmeden önce tahkik edilmesi ve sonuçlandırılması zaruridir” denilmiştir.
Millî Birlik Komitesi
tarafından yapılan incelemede, tasarının ikinci fıkrasında yer alan,
yukarıda sözü edilen hüküm maddeden çıkarılmış ve maddenin son fıkrası,
“usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar
kanun hükmündedir. Bunlar hakkında 149 uncu ve 151 inci maddeler gereğince
Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” biçiminde düzenlenmiştir. Anayasanın 90 ıncı maddesinin aynı olan 1961 Anayasası’nın 65 inci
maddesinin gerekçesinden, milletlerarası ilişkilerin siyasî yönünün ağır
basması nedeniyle dış ilişkilerin sürekliliği bakımından doğabilecek
sakıncaların önlenmesi amacıyla milletlerarası andlaşmaların
iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasının engellendiği
anlaşılmaktadır.
Anayasanın 90 ıncı maddesinin son fıkrasında, “usulüne göre yürürlüğe
konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun
hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa
Mahkemesine başvurulamaz” denilmektedir. Uluslararası ilişkilerde
sürekliliği sağlama amacı gözeterek getirilen “andlaşmaların
yargı denetimi dışında tutulması”na ilişkin bu
kuralla anayasal denetimin dışında tutulmak istenen, yöntemince yürürlüğe
konulmuş olan “uluslararası andlaşmalar”dır. Bu
nedenle, andlaşmadan bağımsız olarak onay
yasalarına karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilir.”
Denilmiştir. Aynı
gerekçeyle, 6118 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin Anayasa Mahkemesi
tarafından incelenmesinde bir sorun bulunmamaktadır.
B- 22.02.2011 Tarihli ve 6118 Sayılı
“Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun”un 1 inci Maddesinin Anayasaya
Aykırılığı
İslam Kalkınma Bankası (İKB)
bünyesinde yer alan ticaretin finansmanı ile ilgili muhtelif programların
birleştirilerek ayrı bir tüzel kişiliği haiz olmak üzere Uluslararası
Ticaret Finansmanı İslami Kurumu adı ile yeni bir kurum kurulmasına ilişkin
kurucu antlaşma 2006 yılı başında İKB tarafından Hazine Müsteşarlığına
iletilerek Türkiye’nin oyunu yazılı olarak vermesi istenmiştir.
Uluslararası Ticaret Finansmanı
İslami Kurumu Kurucu Anlaşması’nın kabulüne dair karar taslağına ilişkin
ülkemizin olumlu oyu, Anayasamızın ve taraf olduğumuz uluslararası
anlaşmaların hükümlerinin saklı tutulduğu, Kurucu Antlaşmanın bu anlayışla
imzalanacağı ve onaylanacağı kaydı konularak 31 Mart 2006 tarihinde İKB’ye iletilmiştir. Bahse konu Kurucu Anlaşma 30 – 31
Mayıs 2006 tarihlerinde Kuveyt’te yapılan İKB Grubu Yıllık toplantısı
sırasında üye ülkelerin imzasına açılmış, Türkiye Cumhuriyeti adına 30
Mayıs 2006 tarihinde imzalanmış ve iptali istenen Yasa ile de TBMM tarafından
“Onaylanması uygun bulunmuştur”.
6118 sayılı Yasanın 1 inci maddesiyle, Türkiye Cumhuriyeti adına 30 Mayıs
2006 tarihinde Kuveyt şehrinde imzalanan “Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami
Kurumu Kurucu Anlaşma”nın onaylanması; Anlaşma’nın giriş bölümünün birinci
ve üçüncü paragrafları ile 8 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b)
bendi ve 18 inci maddesine “Anayasamız, kanunlarımız ve bağlı olduğumuz
anlaşmalar hükümlerinin saklı olduğu” şeklinde ihtirazi
kayıt derpiş olunmak üzere uygun bulunmuştur.
Maddeden, hükümetin “Uluslararası
Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Anlaşma”nın
(Anlaşma) bazı maddelerinde, Anayasaya, yasalara ve Türkiye’nin bağlı
olduğu uluslararası anlaşmalara aykırı noktalar gördüğü ve bu nedenle, bu
konuda ihtirazi bir kayıt “derpiş etme”
gereksinimi duyduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni, “ihtirazi
kayıt derpiş olunan” maddeler incelendiğinde anlaşılmaktadır:
Anlaşmanın, ihtirazi kayıt derpiş olunan;
a) Giriş Bölümünün
birinci paragrafı; “İslam Kalkınma Bankası’nın hedefinin, Şeriat ilkelerine
uygun olarak, üye ülkelerdeki ekonomik kalkınmayı ve sosyal gelişmeyi
güçlendirmek olduğunu ONAYLADIĞINDAN,”
b) Giriş Bölümünün üçüncü
paragrafı; “İslam Kalkınma Bankası’nın üyeleri vasıtasıyla İslamî ticaret
finansmanı için geniş bir potansiyel piyasanın varlığını ve modern İslamî
bankacılık ürünleri vasıtasıyla ticari işletmelerini finanse etmek için
müşterilerin isteklerini DİKKATE ALDIĞINDAN,”
c) 8 inci maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (b) bendi; “İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelerin
hükümetleri ve kuruluşlarından mevduat kabul edebilir ve Şeriat ilkelerine
uygun olarak çeşitli enstrümanlarla ticaret
finansmanı için fon toplayabilir ve toplanan fonların veya Kurum tarafından
verilen garantilerin ödenmemiş toplam tutarı, uluslararası geçerli
standartlara ve uygulamalara uygun olarak Yönetim Kurulu tarafından
belirlenmek üzere bu amaçla Kurumun kararlaştıracağı şekilde teminat veya
benzeri garanti sağlayabilir;”
d) 18 inci maddesi;
“Kurumun tüm aktiviteleri ve faaliyetleri Şeriat ilkeleri ile uyumlu
olacaktır.”
şeklindedir.
Yukarıda sayılan ve çekince koyulan
hükümlerin, Türkiye Cumhuriyetinin “lâik devlet” ilkesini değiştirilemeyecek
şekilde koruyan Anayasa ile çelişki içinde olduğu açıktır. Anayasanın
bağlayıcılığı ve üstünlüğü anayasal bir zorunluluk iken, tüm aktiviteleri
ve faaliyetleri şeriat ilkeleri ile uyumlu bir İslamî Kurumun parçası olmak
ve Anlaşmadaki hususlar üzerinde anlaşmak hem hukuksal olarak hem de
uygulamada mümkün değildir. Ancak çekince konulan hükümler, İslamî Kurumun
temel niteliğini ve özünü oluşturmaktadır. Diğer deyişle, Kurum, çekince
konulmasına bakılmaksızın, Anlaşmada gösterilen temel niteliklere bağlı olarak
çalışacaktır.
Türkiye’nin imzaladığı Anlaşmanın
niteliğini ve özünü aslında çekince konulan hükümler oluşturmaktadır.
Uluslararası hukuka göre bir anlaşmanın özünü oluşturan konusuna ve amacına
çekince konulması kabul edilmediği için Türkiye tarafından konulan
çekincenin kabul edilmeyerek etkisiz kılınması yanında, çekinceler geçerli
kabul edilse dahi anılan antlaşmanın fiilen Türkiye Cumhuriyeti’nin organ,
kurum, kuruluş ve vatandaşlarına şeriat ilkeleri uyarınca uygulanmasına
mani olmayacağı açıktır.
Bu anlaşmanın 18 inci maddesinde; sözü edilen
Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumunun tüm faaliyetlerinin şeriat
ilkeleri ile uyumlu olacağı belirtilmektedir. Bu hüküm yalnız bu madde ile
ilgili olmayıp, kurumun tüm faaliyetlerine şamil bir nitelik taşımaktadır.
O nedenle şeriat ilkelerinden bahseden bu maddeye ve şeriat hukukundan
bahseden diğer maddelerine Türkiye’nin çekince koyması, kurumun diğer
maddelerde öngörülen faaliyetlerinin şeriat hukukuna uygun olmadan
yürütülmesi sonucunu doğurmayacaktır. 1969 yılında Viyana’da kabul edilen
Milletlerarası Anlaşmalar Hukuku Hakkında Sözleşmenin 2 nci
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre çekince, bir devletin
anlaşmayı imza, onaylama, kabul ve uygun bulunması durumunda anlaşmanın
kimi kurallarının hukuksal etkisini kendisi hakkında kaldırmak veya
değiştirmek amacıyla tek taraflı yaptığı bir bildirimdir. Oysa dava konusu
kuralla kabul edilen Anlaşmadaki çekince maddeleri, söz konusu Anlaşmanın
özünü değiştirmemekte, kimi kuralların hukuksal etkisini Türkiye hakkında
kaldırma veya değiştirme etkisini göstermemektedir. “Tüm aktiviteleri ve faaliyetleri Şeriat ilkeleri ile uyumlu” bir
Kurum ile “şeriat ilkelerine” çekince konulduğunu belirterek karşılıklı
ilişkide bulunmak, Kurumun niteliğini ve özünü değiştirmeyecektir. Bu
durumda, çekince; somut, belirli, öngörülebilir, açık ve net bir sonuç
içermemekte, eylemli olarak uygulanma
olanağı bulunmamaktadır.
Çekince konulan maddeler, özellikle
de 18 inci madde, “Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu”nun
niteliğini oluşturmaktadır. Türkiye’nin imzaladığı anlaşmanın özünü de bu
maddeler oluşturmaktadır. Uluslararası hukuka göre bu anlaşmanın özüne
Türkiye tarafından konulan çekincenin geçerli olması ya da Türkiye lehine
hukuksal etki doğurması ihtimali fiilen bulunmayacağı için bu anlaşmanın,
çekincelerle de olsa uygun bulunması Anayasamızın amir hükümlerine
aykırılık teşkil etmektedir. Anlaşmaya konulan ihtirazi
kayıt, açık ve net olarak anayasal güvenceyi sağlayacak nitelikte
olmalıdır.
Dava konusu olan Yasa, uluslararası
bir anlaşmayı uygun bulma yasasıdır. Yasanın Anayasaya aykırı maddeler
taşıdığı bizzat Hükümet ve TBMM tarafından da kabul edilmiş, bunu önlemek
amacıyla ‘ihtirazi kayıt derpiş olunması’
öngörülmüştür. İptal davasının temel nedeni, bu kaydın Anayasaya aykırılığı
önleyemeyeceği ve Türkiye’nin Anayasanın 2 nci
maddesindeki ilkelere karşın, şeriat hükümlerini uygulamak zorunda
kalacağıdır. Bazı maddelerine “ihtirazi kayıt
derpiş olunan” Anlaşma ile kurulan “İslâmi Kurum”un, şer’i hükümlere göre
faaliyet göstermesini engelleyecek hiçbir hüküm bulunmadığı gibi,
Anlaşmanın bütünlüğünden, Türkiye tarafından konulan çekincenin Kurum’un
faaliyetleri yönünden bir anlam ifade etmeyeceği de açıktır. Kaldı ki,
çekince konulan hükümler yönünden, bir boşluğun ortaya çıkacağı, bu
boşluğun doldurulması konusunda yasal önlemin alınmadığı da açıktır. Bu
açıdan, 6118 sayılı Yasanın, Anayasanın 2 nci
maddesinde açıklanan ve 4 üncü maddesine göre değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek
olan “lâik devlet” ilkesi ile bağdaşması olanaksızdır.
Öte yandan, Anayasanın 7 nci maddesi gereğince, yasama yetkisi devredilemez bir
yetki olduğuna göre, TBMM, yürütme organının, kendini yasama organı yerine
koyarak “yorumlayabileceği”, “muğlak” bir
düzenleme yapamaz. Çekince konulan hükümlerin ortaya çıkaracağı boşluğun
kimin tarafından nasıl doldurulacağı, böyle bir işlemin Anlaşma
taraflarınca kabul edilip edilmeyeceği de belli değildir.
Uluslararası anlaşmaların, Anayasamız
açısından taşıdığı farklılık bilinmektedir. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş
bir uluslararası anlaşmanın Anayasaya aykırılık denetimi yapılamamaktadır.
Anlaşmanın onaylanması ve yürürlüğe girmesi durumunda Türkiye, bundan
geriye dönemeyecek ve İslami Kurum ile ilişkilerini Anayasaya aykırı olarak
devam ettirmek, yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda kalacaktır.
Anlaşmanın, özellikle üye ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerde ortak
hedefleri belirleyen giriş bölümüyle ilgili çekinceler, doğal olarak bütünü
etkileyecek niteliktedir. Bunların sadece ilgili oldukları hükümlerle
sınırlı bir uygulama alanına sahip oldukları düşünülemez.
Onay Yasasının, uygun
bulduğu anlaşmanın incelenmesi Anayasanın 90 ıncı
maddesine göre olanaklı olmamakla birlikte, Anayasanın 7 nci maddesine göre TBMM’de olan yasama yetkisinin
devredilip devredilmediği ve yasama organının kaynağını Anayasadan almayan
bir yetkiyi kullanıp kullanmadığının saptanması da, ancak uygun bulunan
anlaşmanın anlam ve içeriğinden ortaya çıkacaktır. Yasama organı 90 ıncı maddeye göre uygun bulma yasasını kabul ederken
Anayasa hükümlerine aykırı davranamaz. Anayasa, bu tür yasaların kabulünde
TBMM’ye Anayasa dışına çıkma gibi bir istisnai yetki tanımamıştır.
Anlaşmanın içeriğine bakmadan, yasama organının anayasal sınırlar içinde
kalıp kalmadığının saptanması mümkün değildir. Uygun bulma yasasının amacı,
aslında, yasama organının anlaşma hükümlerinin anayasal denetimini
yapmasıdır. Bu denetimin tamamlayıcısı ise Anayasa Mahkemesi denetimidir.
Anlaşma hükümleri, burada Anayasaya aykırılığı ileri sürülen norm değil,
Anayasaya aykırılığın denetlenebilmesi için gerekli destek norm
niteliğindedir. Bu destek norm olmadan onay yasası somut ya da soyut olarak
denetlenemez. Kaldı ki, Anayasanın 90 ıncı
maddesinin son fıkrasında sözü edilen ve Anayasa aykırılık iddiası ile
Anayasa Mahkemesine başvurulamayan anlaşma, “usulüne göre yürürlüğe
konulmuş” olan anlaşmadır. Bir anlaşmanın onaylanmasının, TBMM’ce
onaylamayı bir yasayla uygun bulması, o anlaşmanın yürürlüğe girmesi için
nihai koşul değil ön koşuldur. Anlaşmalar, uygun bulma yasasının yürürlüğe
girmesiyle, yürürlüğe girmezler. Bu yönüyle de, destek norm olarak
kullanılan anlaşma hükümlerinin, Anayasanın 90 ıncı
maddesi kapsamında anayasal denetiminin yapılmaması kuralının ihlalinden
söz edilemez.
Çekince konularak kabul
edilen maddeler yönünden inceleme yapabilen Anayasa mahkemesinin, aynı gerekçeyle
çekince konulmayan maddeler yönünden de inceleme yapması mümkündür. Nitekim, çekince konulan maddeler de uygun bulma
Yasasına alınmamış, madde numaralarına gönderme yapmakla yetinilmiştir.
Çekince konulmayan maddelerin tek tek gönderme
yapılmadan kabulü ile çekince konulan maddelerin Yasa metninde gösterilmesi
arasında hukuksal yönden fark bulunmamaktadır. Çekince nedeniyle gönderme
yapılan hükümler nasıl, Anlaşma metnine bakılarak yorumlanıyorsa, çekince
konulmayan maddeler de aynı şekilde yorumlanabilir. Çekince konulmayan
maddeler, tek tek sayılmasa bile, tıpkı çekince
konulan maddeler gibi, uygun bulma Yasasının içine yerleşmiştir. Çekince
konulsa da konulmasa da, Anlaşma hükümleri, uygun bulma Yasasının
içeriğinin belirlenmesi yönünden destek normdur. Çekince konulan maddeler,
Anayasa mahkemesinin E.1996/55 sayılı kararında olduğu gibi, destek norm
olarak görülebiliyorsa, çekince konulmayan maddeler de destek norm olarak
görülmelidir. Esasen, böyle bir ayrımın yapılması da hukuk devleti yönünden
doğru değildir. Her iki durumda da Anlaşma maddelerinin dolaylı
denetiminden söz edilemez. Aksi halde, uygun bulma Yasasının denetimi
yapılamamış olur ki, bu durum Anayasa ile bağdaşmaz. Bu yönden bakıldığında,
Anayasa Mahkemesinin, E.1996/55 sayılı kararında, incelemeyi çekince
konulan ya da konulmayan şeklinde ayrıma tabi tutması çelişkilidir ve bu
çelişkinin Anayasanın 148 inci maddesi kapsamında kabul edilmesi mümkün değildir.
Anlaşma metninden destek norm olarak yararlanılmadığında, uygun bulma
Yasasının denetiminin önü, Anayasaya aykırı olarak, kapatılmış olur.
Anayasal denetim yapılamaz hale gelir.
Anayasanın
2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem
ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken
temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğunun bilincinde olan devlettir. Hukuk
devleti, siyasal iktidarı hukukla sınırlayarak ve devlet etkinliklerinin
düzenli sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturarak
aynı zamanda istikrara da hizmet eder. Bu istikrarın özü hukuki güvenlik ve
öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi
ise, kuralların genel, soyut, açık ve anlaşılabilir olmalarına bağlıdır.
Hukuk devleti, yasaların kamu yararına dayanması ilkesini de içerir.
Hukuk devleti olabilmenin bir başka
göstergesi de “genellik” ilkesine uyulmasıdır. ‘Yasaların genelliği’
ilkesi, özel, aktüel ve geçici bir durumu gözetmeyen, belli bir kişiyi
hedef almayan, aynı statüde olan herkesi kapsayan kuralların getirilmesini
zorunlu kılar. Ortada imzalanmış bir Anlaşma olması, uygun bulma yasasını
kabul eden yasama organının kamu yararı ve lâik hukuk devleti ilkelerinin
yok saymasını gerektirmez. Uluslararası anlaşmaların yürürlüğü,
imzalanmasına bağlı değildir.
1969 yılında Viyana’da
kabul edilen Milletlerarası Anlaşmalar Hukuku Hakkında Sözleşme’nin 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre
çekince, bir devletin anlaşmayı imza, onaylama, kabul ve uygun bulunması
durumunda anlaşmanın kimi kurallarının hukuksal etkisini kendisi hakkında
kaldırmak veya değiştirmek amacıyla tek taraflı yaptığı bir bildirimdir.
Ancak, çekincenin, çekince konulmayan maddelerin Anayasaya aykırılığını
ortadan kaldırması halinde anlamı vardır. Çekinceye rağmen aykırılık devam
ediyorsa, uygun bulma yasası da Anayasaya aykırı hale gelir.
Anayasanın
Başlangıç bölümünde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, “dünya milletleri
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi” olduğu, aynı zamanda da,
“millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk
Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir
kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun
icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkılamayacağı” belirtilmiştir.
Bu ilkeleri, aynı zamanda, Anayasanın Başlangıç
kısmında “hiçbir faaliyetin Türk
milli menfaatlerinin, ... karşısında koruma
göremeyeceği” ilkesi ile birlikte değerlendirmek gerekir.
Anayasadaki hukuk düzeni, temel ilkeleri 2 nci maddesinde
gösterilen esaslar olup, 7 nci maddesine göre de
yasama yetkisi, “Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir” ve
“devredilemez”. TBMM’nin bu yetkisini kullanırken, kaynağını Anayasadan
almayan bir yetki kullanamayacağı da açıktır. Anayasanın 90 ıncı maddesinde de bu kaynağın ve yetkinin istisnası
gösterilmemiştir.
Yasama organı, nasıl herhangi bir
alanı Anayasaya uygun olmak koşuluyla düzenleyebilirse, uygun bulma yasasını
da aynı şekilde, Anayasaya uygun olmak koşuluyla kabul edebilir. Anayasanın
2 nci maddesindeki “demokratik, lâik hukuk
devleti ilkesi” bu anlamda yasaların olduğu gibi uluslararası anlaşmaların
da çerçevesini çizer. Nasıl yasalar, lâik hukuk devletine aykırı olamazsa,
uluslararası anlaşmalar da olamaz. Bu değişmez, değiştirilmesi teklif dahi
edilemez kuralı gözetecek ve yaşama geçirecek olan mercii “yasama organı”,
kural ise uluslararası anlaşmayı “uygun bulma yasası”dır.
6118 sayılı Yasayla,
Anlaşmanın kimi hükümlerine çekince konulmasına karşın, lâik hukuk devleti
ilkesinin ihlali engellenememiştir. Lâik hukuk devletini ihlal eden
Anlaşmanın TBMM tarafından uygun bulunması Anayasanın Türkiye
Cumhuriyetinin lâik bir hukuk devleti olduğunu ifade eden 2 nci ve yasama yetkisini belirleyen 7 nci maddeleri ile bağdaşmaz. Lâik hukuk devleti yasal
güvence altına alınmayarak, Anayasanın Başlangıç’ı ve Türk toplumunu çağdaş
uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik
niteliğini koruma amacını güden 174 üncü maddesi de ihlal edilmiştir.
Anayasanın 2 nci
ve 7 nci maddelerine ve Başlangıç Bölümüne
aykırılığı açık bir uluslararası anlaşmaya konulan “ihtirazi
kayıt”, “açık” ve “bağlayıcı” olmadığı, yürütme organınca değişik
biçimlerde yorumlanmaya elverişli olduğu için, 6118 sayılı Yasanın 1 inci
maddesinin uygulanması olanaksız hale gelmiştir.
Açıklanan
nedenlerle, 22.02.2011 tarihli ve 6118 sayılı “Uluslararası Ticaret
Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun”un 1 inci maddesinin Anayasanın Başlangıç’ı ile 2 nci, 4 üncü, 7 nci ve 174
üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Hukuk devletine aykırı olan, temel
hak ve özgürlükleri ölçüsüzce sınırlandıran ve Anayasaya açıkça aykırı olan
bir düzenlemenin, uygulanması halinde, sonradan giderilmesi olanaksız
zararlara yol açacağı çok açıktır.
Öte yandan, Anayasal düzenin en kısa
sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da
gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde
sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü
ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı
bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından,
bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız
durum ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Dava konusu olan Yasa, uluslararası
bir anlaşmayı uygun bulma yasasıdır. Yasa’nın Anayasaya aykırı maddeler
taşıdığı bizzat Hükümet ve TBMM tarafından da kabul edilmiş, bunu önlemek
amacıyla ‘ihtirazi kayıt derpiş olunması’
öngörülmüştür. Anayasaya aykırılık savının temel nedeni de, bu ihtirazi kaydın Anayasaya aykırılığı önleyemeyeceği ve
Türkiye’nin zaman zaman Anayasanın 2 nci maddesindeki ilkelere karşın, şeriat ilkelerini
uygulamak zorunda kalacak olmasıdır. Anayasal denetim sırasında, Anlaşma
hükümleri uygulanmaya başlarsa Türkiye giderilmesi mümkün olmayan
zararlarla karşılaşacağı yükümlülük altına girmiş olacaktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını
önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali istenen hükmün iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması istenerek Anayasa
Mahkemesine dava açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda
açıklanan gerekçelerle,22.02.2011
tarihli ve 6118 sayılı “Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu
Kurucu Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun”un 1 inci
maddesinin, Anayasanın Başlangıç’ı ile 2 nci, 4
üncü, 7 nci ve 174 üncü maddelerine aykırı
olduğundan iptaline, Anayasaya açıkça aykırı olması ve uygulanması halinde
giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralı
6118 sayılı Kanun’un dava konusu 1. maddesi
şöyledir:
“MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına
30 Mayıs 2006 tarihinde Kuveyt şehrinde imzalanan “Uluslararası Ticaret Finansmanı
İslami Kurumu Kurucu Anlaşma”nın onaylanması; Anlaşma’nın giriş bölümünün
birinci ve üçüncü paragrafları ile 8 inci maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (b) bendi ve 18 inci maddesine “Anayasamız, kanunlarımız ve
bağlı olduğumuz anlaşmalar hükümlerinin saklı olduğu” şeklinde ihtirazi kayıt derpiş olunmak üzere uygun bulunmuştur.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 4., 7. ve 174. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep
KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 2.6.2011 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında;
1- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, Haşim
KILIÇ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN ile Celal Mümtaz AKINCI’nın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE,
karar
verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Musa SAĞLAM
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava konusu kuralı da içeren Kanun’un
milletlerarası andlaşmanın onaylanmasını uygun
bulma kanunu olması, Kanun’un iptali istenen 1. maddesinin söz konusu
Anlaşma maddelerini tekrar etmeksizin sadece ihtirazi
kayıt derpiş olunan maddelerin başlıklarını vermekle yetinmesi ve
Anayasa’nın 90. maddesiyle milletlerarası andlaşmaların
Anayasa’ya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulmasının
yasaklanması karşısında; Anayasa’ya aykırılık sorununu incelemeden önce
milletlerarası andlaşmaların ve onların
onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanunların yargısal denetimi
konusunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
A- Milletlerarası Andlaşmaların
Yargısal Denetimi
Milletlerarası andlaşmaların
Türk hukuk düzenindeki yeri ve Anayasal denetimi, Anayasa’nın 90.
maddesinin son fıkrasında “Usulüne
göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar
kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa
Mahkemesine başvurulamaz” biçiminde düzenlenmiştir. Bu hükümde yer alan
“başvurulamaz” ibaresi, kesin bir
önerme olup andlaşmalara karşı Anayasa
Mahkemesine başvuru yolunu kapatmaktadır. Anayasa, andlaşmaların
denetimine ilişkin istisnai düzenlemelere de yer vermemiş olduğundan bu
hükmün aksine bir uygulamanın da yorum yoluyla yapılabilmesi mümkün
değildir. Ayrıca, anayasanın bütünlüğü ilkesi açısından bakıldığında,
milletlerarası ilişkilerin niteliği gereği andlaşmalar
üzerindeki tek denetimin onların onaylanmasını uygun bulmaya dair kanunun
görüşülmesi sırasında TBMM’nin yapabileceği siyasal denetim olduğu açıktır.
Anayasa’nın 90. maddesinin gerekçesinde, “uygulamada iyi işlediği ve ihtiyaca
cevap verdiği için” 1961 Anayasası’nda yer alan andlaşmaların
denetimine ilişkin kuralın aynen alındığı belirtilmiştir. Bu nedenle, 1961
Anayasası’nın kabulü süreci incelenerek 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin
kabulünü gerektiren gerekçeleri saptamak gerekmektedir.
1961 Anayasası’nın hazırlık sürecinde Kurucu Meclis
tarafından oluşturulan Anayasa Komisyonunca hazırlanan metinde andlaşmaların Anayasa’ya aykırılığının bunların
onaylanması öncesinde ileri sürülebilmesi ve incelenmesi öngörülmüş
(önleyici denetim); bunun gerekçesi olarak da “... Milletlerarası andlaşmaların
Anayasaya uygunluğunun murakabesi konusunda, kanunlarla ilgili murakabeye
nazaran farklı bir usul getirilmektedir. Gerçekten bir anlaşmanın yürürlüğe
girmesinden sonra Anayasaya aykırılığı dolayısıyla iptalinin Devletin
milletlerarası sorumluluğunu doğurmaması için, bu murakabenin teşri organın
tasvibinden geçmeden önce tahkik edilmesi ve sonuçlandırılması zaruridir.”
denilmiştir. Ancak Millî Birlik Komitesi tarafından, önleyici denetime
ilişkin hüküm maddeden çıkarılmış ve maddenin son fıkrası, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş
milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.
Bunlar hakkında 149 uncu ve 151 inci maddeler gereğince Anayasa Mahkemesine
başvurulamaz.” biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre, milletlerarası
ilişkilerin siyasî yönünün ağır basması nedeniyle dış ilişkilerin
sürekliliği bakımından doğabilecek sakıncaların önlenmesi amacıyla
milletlerarası andlaşmaların iptali için Anayasa
Mahkemesine başvurulmasının engellendiği anlaşılmaktadır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş bir milletlerarası andlaşmanın, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal
edilmesi, Devletin o andlaşmayla kabul ettiği
yükümlülüklerini yerine getirememesi neticesini ortaya çıkaracaktır. Bu hâl
tartışmasız Devleti, uluslararası hukuk karşısında zor durumda bırakacak,
Devlet andlaşmanın niteliğine ve kapsamına göre
birtakım yaptırımlara maruz kalabilecek ve uluslararası alandaki
saygınlığının zarar görmesi söz konusu olabilecektir. Bu nedenle, anayasa
koyucu, milletlerarası andlaşmaların
onaylanmalarının ardından iptale konu olabilmesinin uluslararası hukuk
açısından Devleti bir takım ciddi sorumluluklar altına sokabileceğini
düşünmüş ve onları Anayasal denetimin dışında tutmuştur.
B- Milletlerarası Andlaşmayı
Onaylamayı Uygun Bulma Kanununun Yargısal Denetimi
Anayasa’nın 104. maddesine göre milletlerarası andlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisi Cumhurbaşkanı’na
aittir. Anayasa’nın 90. maddesi ise Cumhurbaşkanı’nın milletlerarası andlaşmayı onaylanmasını, TBMM’nin onaylamayı bir
kanunla uygun bulmasına bağlamıştır. Uygun bulma kanunları, diğer
kanunlardan temelde farklı olmayıp onlarla aynı süreci izleyerek kabul
edilirler, tarih ve numara alırlar, Resmî Gazete’de yayımlanırlar. Ancak,
bu kanunlar ilke olarak üç maddeliktir. İlk madde ilgili andlaşmanın çekince konularak veya çekincesiz uygun
bulunduğunu, ikinci madde, kanunun yürürlüğe giriş tarihini, üçüncü madde
ise kanunun yürütülmesini düzenler.
Anayasa’nın 148. maddesinde “Anayasa Mahkemesi, kanunların, … Anayasaya şekil ve esas
bakımlarından uygunluğunu denetler” denilmektedir. Anayasa, kanunların
anayasaya uygunluk denetimine getirdiği istisnalara da aynı maddede ya da
farklı maddelerde yer vermiştir. Kanunların şekil bakımından denetiminin
son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı ile sınırlı olması
ve Anayasa’nın 174. maddesindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin laik niteliğini
koruma amacını güden inkılâp kanunlarının Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde
anlaşılamayacağına dair hükümleri bunun istisnalarıdır. Ancak Anayasa’da
uygun bulma kanunun denetimini yasaklayan bir kural bulunmamaktadır.
Ayrıca, ne 1982 Anayasası’nın gerekçesinde ne de onun göndermede bulunduğu
1961 Anayasası’nın gerekçesinde bunun aksini belirten bir ifadeye de yer
verilmemektedir. Öte yandan, belirtilen anayasal düzenlemeler karşısında bu
denetimin yapılması, devletin bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya
uyması, işlem ve eylemlerinin bağımsız yargı denetimine tabi olması
anlamına gelen hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Bu nedenle, andlaşmalardan bağımsız olarak uygun bulma kanunlarına
karşı Anayasa Mahkemesine başvurulabileceği kabul edilmelidir.
C- Uygun Bulma Kanununun Denetiminin
Kapsamı
Bir milletlerarası andlaşma,
doğrudan denetime tabi tutulamamasına rağmen onaylanmasını uygun bulan kanunun
anayasallık denetimi mümkündür. Ancak Anayasa’nın 90. maddesindeki emredici
hüküm gereği, uygun bulma kanunu denetlenirken, andlaşmanın
denetiminin yapılmasına izin verilmemiştir. Anayasa koyucunun
milletlerarası andlaşmaların Anayasal denetimini
açık bir irade ile dışarıda bırakmasına rağmen, uygun bulma kanununun
denetimi yoluyla anlaşmalar hakkında değerlendirme yapmak Anayasa’nın 90.
maddesindeki yasaklayıcı düzenlemeyi işlevsiz hale getirecektir.
Uygun bulma kanununun şekil bakımından denetimi,
kanunun son oylamasında öngörülen çoğunlukla kabul edilip edilmediği ile
sınırlıdır. Şekil denetimi kapsamında Anayasa’nın 90. maddesiyle getirilen
yasağı bertaraf edici nitelikte denetim yapılması da söz konusu olamaz.
Uygun buldukları andlaşmayı
tekrar etmeyen ve ilke olarak üç maddeden oluşan uygun bulma kanunlarının
esas yönünden denetimini yapmayı kabul etmek, andlaşmanın
içeriğine ilişkin çeşitli değerlendirmelerde bulunmayı gerektirir. Uygun
bulma kanununun andlaşma kuralları gözetilerek
yapılacak bir incelemesi, andlaşma kurallarının
dolaylı olarak denetlenmesi anlamına gelir. Oysa,
Anayasa’nın 90. maddesi böyle bir incelemeye engeldir.
Bununla beraber, uygun bulma kanununun bazı
hükümleri, onaylanmasını uygun bulduğu andlaşmadan
ayrılabiliyor, bağımsız olarak kendi başına hüküm ifade edebiliyor ve ondan
ayrı olarak hukuk düzeninde etki yapabiliyorsa, anılan hükümlerin
Anayasa’ya aykırılığı iddiasının esas bakımından incelenmesi mümkündür.
Buna karşılık uygun bulma kanununun ancak andlaşma
ile birlikte anlam ve etki taşıyan nitelikteki hükümlerinin esas bakımından
denetlenebilmesi söz konusu değildir.
D- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde; Anlaşma'nın kimi hükümlerine çekince
konulmasına karşın, lâik hukuk devleti ilkesinin ihlalinin engellenemediği,
lâik hukuk devletini ihlal eden bir Anlaşma'nın TBMM tarafından uygun
bulunmasının Anayasa’nın Türkiye Cumhuriyetinin lâik bir hukuk devleti
olduğunu ifade eden 2. ve yasama yetkisini belirleyen 7. maddeleri ile
bağdaşmaz olduğu, lâik hukuk devleti yasal güvence altına alınmayarak
Anayasa’nın Başlangıç’ı, laiklik ilkesinin değiştirilmesi teklifini
yasaklayan 4. maddesi ve Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne
çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden
174. maddesinin de ihlal edildiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 4., 7. ve 174. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun, 30.5.2006 tarihinde imzalanan Uluslararası
Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Anlaşma'nın onaylanmasının uygun
bulunduğuna dairdir. Dört maddeden oluşan anılan Kanun’un iptali istenen 1.
maddesi, Anlaşma'nın giriş bölümünün birinci ve üçüncü paragrafları ile 8.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi ve 18. maddesinin “Anayasamız, kanunlarımız ve bağlı
olduğumuz anlaşmalar hükümlerinin saklı olduğu” şeklinde ihtirazi kayıt derpiş olunmak şartıyla onaylanmasının
uygun bulunduğunu belirtmektedir. Kanun’un 2. maddesi Türkiye’nin Kuruma
katılım payını düzenlemekte, 3. maddesi Kanun’un yayımı tarihinde yürürlüğe
gireceğini son maddesi ise Kanun’un yürütülmesi görevinin Bakanlar Kuruluna
ait olduğunu hükme bağlanmaktadır.
Kanun’un dava konusu kural olan 1. maddesi, uygun
bulduğu Anlaşma ile birlikte anlam taşımaktadır ve ancak onunla birlikte
ele alındığında hukuk düzenimizde etki yapabilir niteliktedir. Bu nedenle
söz konusu kuralın denetiminin ancak Anlaşma kuralları gözetilerek
yapılabileceği, bunun da Anayasa’nın 90. maddesinde yasaklanan uluslararası
andlaşma kurallarının denetlenmesi anlamına
geleceği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, Kanun’un 1. maddesine yönelik
Anayasa’ya aykırılık iddiası yerinde görülmediğinden bu konudaki iptal
isteminin reddi gerekir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
22.2.2011 günlü, 6118
sayılı Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Antlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’un 1. maddesine yönelik iptal
istemi, 31.5.2012 günlü, E.2011/47, K.2012/87 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu maddeye ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin
REDDİNE, 31.5.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
22.2.2011
günlü, 6118 sayılı Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’un 1. maddesi ile ilgili iptal
isteminin REDDİNE, 31.5.2012
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY YAZISI
2.6.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında22.2.2011 günlü, 6118 sayılı Uluslararası
Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Antlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun’un 1. maddesinin iptali istemi ile ilgili olarak çoğunluk kararıyla işin esasının
incelenmesine karar verilmiştir.
Milletlerarası andlaşmaların
Türk hukuk düzenindeki yeri ve yargısal denetimi, Anayasa’nın 90.
maddesinin son fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar
kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa
Mahkemesine başvurulamaz”. Bu kuralda yer alan “başvurulamaz” ibaresi, kesin bir şekilde andlaşmalara
karşı Anayasa Mahkemesine başvuru yolunu kapatmakta ve bu konuda bir
istisnaya da yer vermemektedir.
Bir milletlerarası andlaşma,
belirtilen düzenlemeler nedeniyle doğrudan denetime tabi tutulamamasına
rağmen onun onaylanmasını uygun bulan kanunun anayasallık denetiminin
yapılmasını engelleyen bir kural bulunmamaktadır. Ancak Anayasa
Mahkemesinin uygun bulma kanunu üzerinde denetim yaparken, onun uygun
bulduğu andlaşmayı denetlemesi de Anayasa’nın 90.
maddesi ile bağdaşmaz.
İptali istenen Kanun, Türkiye Cumhuriyeti adına
30.5.2006 tarihinde imzalanan Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu
Kurucu Anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dairdir. Dört maddeden
oluşan anılan Kanun’un iptali istenen 1. maddesinde, Anlaşmanın giriş
bölümünün birinci ve üçüncü paragrafları ile 8. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (b) bendi ve 18. maddesinin “Anayasamız,
kanunlarımız ve bağlı olduğumuz anlaşmalar hükümlerinin saklı olduğu”
şeklinde ihtirazi kayıt derpiş olunmak şartıyla
onaylanmasının uygun bulunduğu belirtilmektedir. Kanun’un 2. maddesi
Türkiye’nin Kuruma katılım payını düzenlemekte, 3. maddesi Kanun’un yayımı
tarihinde yürürlüğe gireceğini son maddesi ise Kanun’un yürütülmesi
görevinin Bakanlar Kuruluna ait olduğunu hükme bağlanmaktadır.
Kanun’un dava konusu olan 1. maddesi, uygun bulduğu
uluslararası andlaşma ile birlikte anlam
taşımaktadır ve ancak onunla birlikte ele alındığında hukuk düzenimizde
etki yapabilir niteliktedir. Bu nedenle söz konusu kuralın iptal
istemindeki gerekçelere göre denetimi ancak andlaşma
kuralları gözetilerek yapılabilir. Böyle bir uygulama ise andlaşma kurallarının denetlenmesini yasaklayan
Anayasa’nın 90. maddesine aykırı olacaktır.
Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kurallara
yönelik iptal isteminin esas inceleme aşamasında Anayasa Mahkemesince
denetlenebilecek bir husus bulunmadığından ilk inceleme aşamasında istemin Anayasa Mahkemesinin yetkisizliği
nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle kuralın
esasının incelenmesine yönelik çoğunluk görüşüne katılmadık.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|