|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2011/48
Karar Sayısı:
2012/88
Karar Günü:
31.5.2012
İPTAL DAVASINI AÇANLAR : Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet
Halk Partisi) TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri Kemal ANADOL ile M.
Akif HAMZAÇEBİ
İPTAL DAVASININ KONUSU : 22.2.2011 günlü, 6119
sayılı Özel Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Antlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’un 1. maddesinin Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 4., 7. ve 174. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek
iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe
bölümü şöyledir:
“…
II. GEREKÇE
A- Uluslararası Anlaşmaların Uygun Bulunmasına
İlişkin Yasaların Anayasal Denetimi
Dava konusu maddenin yer
aldığı 6119 sayılı Yasa, bir uluslararası anlaşmayı “uygun bulma” yasasıdır.
Konu daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş ve 27.02.1997
tarihli, E.1996/55, K.1997/33 sayılı kararda;
“Anayasanın
“Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlığını taşıyan 90 ıncı
maddesinin birinci fıkrasında, “...andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır”
denilmekte, maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında da, kimi durumlarda
önceden bir yasa ile uygun bulma zorunluluğu olmaksızın andlaşmaları
yürürlüğe koyma yetkisi yürütme organına verilmektedir. Maddenin dördüncü
fıkrasında da, “Türk Kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların
yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır” denilerek onaydan önce bir
yasayla uygun bulma koşulu aranmayan andlaşmalar, yasalarda değişiklik gerektiriyorsa
bunlar için de onaylamadan önce TBMM’nden “uygun bulma” yasasının
çıkarılması öngörülmektedir.
Anayasanın 90 ıncı
maddesinin gerekçesinde, uygulamada iyi işlediği ve ihtiyacı karşıladığı
için 1961 Anayasası’ndaki kuralın aynen alındığı belirtilmiştir. Bu
nedenle, 1961 Anayasası’nın yasalaşma evresine bakılarak 1982 Anayasası’nın
90 ıncı maddesinin kabulünü gerektiren gerekçeleri saptamak olanaklıdır.
Kurucu Meclis tarafından
oluşturulan Anayasa Komisyonu’nca hazırlanan metinde, andlaşmaların Anayasaya
aykırılığının ileri sürülmesini önleyici bir usul benimsenmiş; madde
gerekçesinde de, “... Milletlerarası andlaşmaların Anayasaya uygunluğunun
murakabesi konusunda, kanunlarla ilgili murakabeye nazaran farklı bir usul
getirilmektedir. Gerçekten bir anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra
Anayasaya aykırılığı dolayısıyla iptalinin Devletin milletlerarası
sorumluluğunu doğurmaması için, bu murakabenin teşri organın tasvibinden
geçmeden önce tahkik edilmesi ve sonuçlandırılması zaruridir” denilmiştir.
Millî Birlik Komitesi
tarafından yapılan incelemede, tasarının ikinci fıkrasında yer alan,
yukarıda sözü edilen hüküm maddeden çıkarılmış ve maddenin son fıkrası,
“usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun
hükmündedir. Bunlar hakkında 149 uncu ve 151 inci maddeler gereğince
Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” biçiminde düzenlenmiştir. Anayasanın 90
ıncı maddesinin aynı olan 1961 Anayasası’nın 65 inci maddesinin
gerekçesinden, milletlerarası ilişkilerin siyasî yönünün ağır basması
nedeniyle dış ilişkilerin sürekliliği bakımından doğabilecek sakıncaların
önlenmesi amacıyla milletlerarası andlaşmaların iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurulmasının engellendiği anlaşılmaktadır.
Anayasanın 90 ıncı
maddesinin son fıkrasında, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası
andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası
ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” denilmektedir. Uluslararası
ilişkilerde sürekliliği sağlama amacı gözeterek getirilen “andlaşmaların
yargı denetimi dışında tutulması”na ilişkin bu kuralla anayasal denetimin
dışında tutulmak istenen, yöntemince yürürlüğe konulmuş olan “uluslararası
andlaşmalar”dır. Bu nedenle, andlaşmadan bağımsız olarak onay yasalarına
karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilir.”
Denilmiştir. Aynı
gerekçeyle, 6119 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin Anayasa Mahkemesi
tarafından incelenmesinde bir sorun bulunmamaktadır.
B- 22.02.2011 Tarihli ve 6119 Sayılı
“Özel Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun”un 1 inci Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
6119 sayılı Yasanın 1 inci maddesiyle, Türkiye Cumhuriyeti adına 1 Eylül 2003 tarihinde
Almatı’da imzalanan “Özel Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu
Anlaşma”nın onaylanması; Anlaşma’nın giriş bölümünün birinci paragrafı, 3
üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası ve 14 üncü maddesinin (6) numaralı
fıkrası ile 18 inci, 29 uncu ve 55 inci maddelerine “Anayasamız,
kanunlarımız ve bağlı olduğumuz anlaşmalar hükümlerinin saklı olduğu” şeklinde
ihtirazi kayıt derpiş olunmak üzere uygun bulunmuştur.
Maddeden, hükümetin “Özel
Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Anlaşma”nın (Anlaşma) bazı maddelerinde, Anayasaya, yasalara ve
Türkiye’nin bağlı olduğu uluslararası anlaşmalara aykırı noktalar gördüğü
ve bu nedenle, bu konuda ihtirazi bir kayıt “derpiş etme” gereksinimi
duyduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni, “ihtirazi kayıt derpiş olunan”
maddeler incelendiğinde anlaşılmaktadır:
Anlaşmanın, ihtirazi
kayıt derpiş olunan;
a) Giriş Bölümünün
birinci paragrafı; “İslam Kalkınma Bankası’nın hedefinin, İslam Hukuku
ilkelerine uygun olarak, İslam Kalkınma Bankası’na üye ülkelerdeki kamu ve
özel sektör teşebbüslerinin büyümesini teşvik ederek ekonomik kalkınmayı ve
sosyal gelişmeyi güçlendirmek olduğunu ONAYLADIĞINDAN,”
b) 3 üncü maddesinin (1)
numaralı fıkrası; “Kurumun amacı, İslam Hukuku ilkelerine uygun olarak,
İslam Kalkınma Bankası’nın (bundan sonra “Banka” olarak adlandırılacaktır)
faaliyetlerine ilave olarak mal ve hizmet üreten özel teşebbüslerin
kurulmasını, büyümesini ve modernizasyonunu teşvik ederek üye ülkelerin
ekonomik kalkınmasını desteklemektir.”
c) 14 üncü maddesinin (6)
numaralı fıkrası; “Kurum, Madde 29’da belirtilen İslam Hukuku Komitesi’nin
İslam Hukuku’na göre uygun bulmadığı yatırım kategorisine giren veya
Kurumun bu Anlaşma veya bu Anlaşmaya istinaden çıkarılacak Düzenlemeler ile
çelişkili olduğunu düşündüğü faaliyetleri gerçekleştirmeyecektir.”
d) 18 inci maddesi;
“Kurum, Genel Kurul, Yönetim Kurulu, İcra Komitesi, Danışma Kurulu, İslam
Hukuku Komitesi, Yönetim Kurulu Başkanı, Genel Müdür ve Kurumun Yönetim
Kurulunun izin verdiği sınırlar çerçevesinde Kurumun verimli yönetilmesi
için gerekebilecek diğer memur ve personelden oluşacaktır.”
e) 29 uncu maddesi;
“İslam Hukuku Komitesi
1. Kurum, finansal
konularda deneyimli, geniş bilgi sahibi üç İslam Bilgininden oluşan bir
İslam Hukuku Komitesine sahip olacaktır. İslam Hukuku Komitesinin üyeleri,
yenilenebilir üç yıllık bir dönem için Yönetim Kurulu tarafından
atanacaklardır.
2. İslam Hukuku Komitesi,
belli bir yatırım kategorisinin İslam Hukuku’na uygun olup olmadığına karar
verecek ve Yönetim Kurulu, İcra Komitesi veya Kurum Yönetim tarafından
kendisine yöneltilecek soruları değerlendirecektir.
3. Komite, kararını
Yönetimin görüşünü dikkate aldıktan ve isteğine göre, bu konuda bir uzmana
danıştıktan sonra verecektir.
4. İslam Hukuku
Komitesinin kararları üyelerin oy çokluğu ile alınacak ve dayandığı
argümanları ve nedenleri açıklanacaktır.”
f- 55 inci maddesi; “Eğer
Kurum ve üyeliği sona eren bir Üye arasında veya Kurum ile bir Üye arasında
Kurumun faaliyetlerini sona erdirme kararı alındıktan sonra bir anlaşmazlık
çıkarsa, bu anlaşmazlık üç hakemden oluşan bir tahkim mahkemesine
sunulacaktır. Hakemlerden biri Kurum tarafından diğeri ilgili Üye
tarafından atanacak, her iki taraf da tahkim talebini takip eden altmış
(60) gün içerisinde atama yapacaktır. Üçüncü hakem, iki tarafın ortak
kararı ile atanacaktır. Taraflar 60 gün içerisinde üçüncü hakem üzerinde
anlaşmaya varamazlarsa İslam Adalet Mahkemesi Başkanı üçüncü hakemi
atayacaktır. İslam Adalet Mahkemesi ayrıca diğer tarafın talebi üzerine
karşı tarafça yukarıda belirtilen sürede atanmayan hakemi de atayacaktır.
Bütün çabalara rağmen oybirliği ile bir hakem kararı alınamaz ise üç
hakemin oy çokluğu ile nihai ve her iki tarafı bağlayıcı karar
verilecektir. Üçüncü hakem tarafların anlaşmazlığa düştükleri usul
meselelerinin çözümlenmesi için yetkilendirilecektir.”
şeklindedir.
Yukarıda sayılan ve çekince koyulan
hükümlerin, Türkiye Cumhuriyetinin “lâik devlet” ilkesini değiştirilemeyecek
şekilde koruyan Anayasa ile çelişki içinde olduğu açıktır. Anayasanın
bağlayıcılığı ve üstünlüğü anayasal bir zorunluluk iken, İslam hukukuyla
uyumlu bir İslamî Kurumun parçası olmak ve Anlaşmadaki hususlar üzerinde anlaşmak
hem hukuksal olarak hem de uygulamada mümkün değildir. Ancak çekince
konulan hükümler, İslamî Kurumun temel niteliğini ve özünü oluşturmaktadır.
Diğer deyişle, Kurum, çekince konulmasına bakılmaksızın, Anlaşmada
gösterilen temel niteliklere bağlı olarak çalışacaktır. Kaldı ki,
Anlaşmanın 1 inci maddesinde, Kurumun, bu Anlaşmanın 3 üncü maddesinin
çekince konulan (1) numaralı fıkrasında (1 inci paragrafında) belirtilen
genel amacı gerçekleştirmek için kurulacağı belirtilmiştir. 1 inci
maddedeki bu amaç göndermesi, konulan çekincenin, öze yönelik olduğunun ve
çekince konulmasının bir anlam ifade etmeyeceğinin açık göstergesidir.
Ayrıca, söz konusu Kurumun 29 uncu maddede belirtildiği üzere İslam Hukuku
Komitesi adında bir organı bulunacaktır. Türkiye’nin bu maddeye çekince
koyması, Kurumun bir organın çalışmalarını durdurmayacağına göre bir anlam
ifade etmeyecektir. Benzer şekilde, tahkim maddesine de çekince konulmuştur
ki, Anlaşmanın uyuşmazlık çözme işi yok sayılamayacağına göre bu çekince de
anlam ifade etmeyecektir.
Türkiye’nin imzaladığı Anlaşmanın
niteliğini ve özünü aslında çekince konulan hükümler oluşturmaktadır.
Uluslararası hukuka göre bir anlaşmanın özünü oluşturan konusuna ve amacına
çekince konulması kabul edilmediği için Türkiye tarafından konulan
çekincenin kabul edilmeyerek etkisiz kılınması yanında, çekinceler geçerli
kabul edilse dahi anılan antlaşmanın fiilen Türkiye Cumhuriyeti’nin organ,
kurum, kuruluş ve vatandaşlarına İslam Hukuku uyarınca ve İslami araçlarla
uygulanmasına mani olmayacağı açıktır.
Bu Anlaşmanın 1 inci yalnız gönderme yaptığı 3 üncü
maddeyle ilgili olmayıp, kurumun tüm faaliyetlerine şamil bir nitelik
taşımaktadır. O nedenle İslam hukukundan bahseden maddelere Türkiye’nin
çekince koyması, kurumun diğer maddelerde öngörülen faaliyetlerinin İslam
hukukuna uygun olmadan yürütülmesi sonucunu doğurmayacaktır. 1969 yılında
Viyana’da kabul edilen Milletlerarası Anlaşmalar Hukuku Hakkında
Sözleşmenin 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre çekince,
bir devletin anlaşmayı imza, onaylama, kabul ve uygun bulunması durumunda
anlaşmanın kimi kurallarının hukuksal etkisini kendisi hakkında kaldırmak
veya değiştirmek amacıyla tek taraflı yaptığı bir bildirimdir. Oysa, dava
konusu kuralla kabul edilen Anlaşmadaki çekince maddeleri, söz konusu
Anlaşmanın özünü değiştirmemekte, kimi kuralların hukuksal etkisini Türkiye
hakkında kaldırma veya değiştirme etkisini göstermemektedir. Çekince konulan maddeler, Kurumun niteliğini ve özünü
değiştirmeyecektir. Bu durumda, çekince; somut, belirli, öngörülebilir,
açık ve net bir sonuç içermemekte, eylemli
olarak uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Çekince konulan maddeler, “Özel
Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu”nun niteliğini oluşturmaktadır. Türkiye’nin
imzaladığı anlaşmanın özünü de bu maddeler oluşturmaktadır. Konulan çekincenin eylemli olarak uygulama olanağı
bulunmamaktadır. Sözleşmenin özü, İslami üretim esaslarına uygun çalışan
işletmelerin krediyle desteklenmesi olduğuna göre, hiçbir çekince bu
sözleşmeyi laiklik ilkesine uygun duruma getiremez. Çünkü konulan çekince,
anlaşmayı tümüyle uygulanmaz kılacak niteliktedir.
Uluslararası hukuka göre bu
anlaşmanın özüne Türkiye tarafından konulan çekincenin geçerli olması ya da
Türkiye lehine hukuksal etki doğurması ihtimali fiilen bulunmayacağı için
bu anlaşmanın, çekincelerle de olsa uygun bulunması Anayasamızın amir
hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. Anlaşmaya konulan ihtirazi kayıt,
açık ve net olarak anayasal güvenceyi sağlayacak nitelikte olmalıdır.
Dava konusu olan Yasa, uluslararası
bir anlaşmayı uygun bulma yasasıdır. Yasanın Anayasaya aykırı maddeler
taşıdığı bizzat Hükümet ve TBMM tarafından da kabul edilmiş, bunu önlemek
amacıyla ‘ihtirazi kayıt derpiş olunması’ öngörülmüştür. İptal davasının
temel nedeni, bu kaydın Anayasaya aykırılığı önleyemeyeceği ve Türkiye’nin
Anayasanın 2 nci maddesindeki ilkelere karşın, İslam Hukuku hükümlerini
uygulamak zorunda kalacağıdır. Bazı maddelerine “ihtirazi kayıt derpiş
olunan” Anlaşma ile kurulan “İslâmi Kurum”un, şer’i hükümlere göre faaliyet
göstermesini engelleyecek hiçbir hüküm bulunmadığı gibi, Anlaşmanın
bütünlüğünden, Türkiye tarafından konulan çekincenin Kurum’un faaliyetleri
yönünden bir anlam ifade etmeyeceği de açıktır. Kaldı ki, çekince konulan
hükümler yönünden, bir boşluğun ortaya çıkacağı, bu boşluğun doldurulması
konusunda yasal önlemin alınmadığı da açıktır. Bu açıdan, 6119 sayılı
Yasanın, Anayasanın 2 nci maddesinde açıklanan ve 4 üncü maddesine göre
değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek olan “lâik devlet” ilkesi ile
bağdaşması olanaksızdır.
Öte yandan, Anayasanın 7
nci maddesi gereğince, yasama yetkisi devredilemez bir yetki olduğuna göre,
TBMM, yürütme organının, kendini yasama organı yerine koyarak
“yorumlayabileceği”, “muğlak” bir düzenleme yapamaz. Çekince konulan
hükümlerin ortaya çıkaracağı boşluğun kimin tarafından nasıl doldurulacağı,
böyle bir işlemin Anlaşma taraflarınca kabul edilip edilmeyeceği de belli
değildir.
Uluslararası anlaşmaların, Anayasamız
açısından taşıdığı farklılık bilinmektedir. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş
bir uluslararası anlaşmanın Anayasaya aykırılık denetimi yapılamamaktadır.
Anlaşmanın onaylanması ve yürürlüğe girmesi durumunda Türkiye, bundan
geriye dönemeyecek ve İslami Kurum ile ilişkilerini Anayasaya aykırı olarak
devam ettirmek, yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda kalacaktır.
Anlaşmanın, özellikle üye ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerde ortak
hedefleri belirleyen giriş bölümüyle ilgili çekince, doğal olarak bütünü
etkileyecek niteliktedir. Çekincelerin, Anlaşmanın diğer maddeleriyle
bağlantısı ve İslami Kurumun yapısını belirleyen niteliği dikkate
alındığında, sadece ilgili oldukları hükümlerle sınırlı bir uygulama
alanına sahip oldukları düşünülemez.
Onay Yasasının, uygun
bulduğu anlaşmanın incelenmesi Anayasanın 90 ıncı maddesine göre olanaklı
olmamakla birlikte, Anayasanın 7 nci maddesine göre TBMM’de olan yasama
yetkisinin devredilip devredilmediği ve yasama organının kaynağını
Anayasadan almayan bir yetkiyi kullanıp kullanmadığının saptanması da,
ancak uygun bulunan anlaşmanın anlam ve içeriğinden ortaya çıkacaktır.
Yasama organı 90 ıncı maddeye göre uygun bulma yasasını kabul ederken
Anayasa hükümlerine aykırı davranamaz. Anayasa, bu tür yasaların kabulünde
TBMM’ye Anayasa dışına çıkma gibi bir istisnai yetki tanımamıştır.
Anlaşmanın içeriğine bakmadan, yasama organının anayasal sınırlar içinde
kalıp kalmadığının saptanması mümkün değildir. Uygun bulma yasasının amacı,
aslında, yasama organının anlaşma hükümlerinin anayasal denetimini
yapmasıdır. Bu denetimin tamamlayıcısı ise Anayasa Mahkemesi denetimidir.
Anlaşma hükümleri, burada Anayasaya aykırılığı ileri sürülen norm değil,
Anayasaya aykırılığın denetlenebilmesi için gerekli destek norm niteliğindedir.
Bu destek norm olmadan onay yasası somut ya da soyut olarak denetlenemez.
Kaldı ki, Anayasanın 90 ıncı maddesinin son fıkrasında sözü edilen ve
Anayasa aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayan anlaşma,
“usulüne göre yürürlüğe konulmuş” olan anlaşmadır. Bir anlaşmanın onaylanmasının,
TBMM’ce onaylamayı bir yasayla uygun bulması, o anlaşmanın yürürlüğe
girmesi için nihai koşul değil ön koşuldur. Anlaşmalar, uygun bulma
yasasının yürürlüğe girmesiyle, yürürlüğe girmezler. Bu yönüyle de, destek
norm olarak kullanılan anlaşma hükümlerinin, Anayasanın 90 ıncı maddesi
kapsamında anayasal denetiminin yapılmaması kuralının ihlalinden söz
edilemez.
Çekince konularak kabul
edilen maddeler yönünden inceleme yapabilen Anayasa mahkemesinin, aynı gerekçeyle
çekince konulmayan maddeler yönünden de inceleme yapması mümkündür.
Nitekim, çekince konulan maddeler de uygun bulma Yasasına alınmamış, madde
numaralarına gönderme yapmakla yetinilmiştir. Çekince konulmayan maddelerin
tek tek gönderme yapılmadan kabulü ile çekince konulan maddelerin Yasa
metninde gösterilmesi arasında hukuksal yönden fark bulunmamaktadır.
Çekince nedeniyle gönderme yapılan hükümler nasıl, Anlaşma metnine bakılarak
yorumlanıyorsa, çekince konulmayan maddeler de aynı şekilde yorumlanabilir.
Çekince konulmayan maddeler, tek tek sayılmasa bile, tıpkı çekince konulan
maddeler gibi, uygun bulma Yasasının içine yerleşmiştir. Çekince konulsa da
konulmasa da, Anlaşma hükümleri, uygun bulma Yasasının içeriğinin
belirlenmesi yönünden destek normdur. Çekince konulan maddeler, Anayasa
mahkemesinin E.1996/55 sayılı kararında olduğu gibi, destek norm olarak görülebiliyorsa,
çekince konulmayan maddeler de destek norm olarak görülmelidir. Esasen,
böyle bir ayrımın yapılması da hukuk devleti yönünden doğru değildir. Her
iki durumda da Anlaşma maddelerinin dolaylı denetiminden söz edilemez. Aksi
halde, uygun bulma Yasasının denetimi yapılamamış olur ki, bu durum Anayasa
ile bağdaşmaz. Bu yönden bakıldığında, Anayasa Mahkemesinin, E.1996/55
sayılı kararında, incelemeyi çekince konulan ya da konulmayan şeklinde
ayrıma tabi tutması çelişkilidir ve bu çelişkinin Anayasanın 148 inci
maddesi kapsamında kabul edilmesi mümkün değildir. Anlaşma metninden destek
norm olarak yararlanılmadığında, uygun bulma Yasasının denetiminin önü, Anayasaya
aykırı olarak, kapatılmış olur. Anayasal denetim yapılamaz hale gelir.
Anayasanın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum
ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan,
yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken
temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğunun bilincinde olan devlettir.
Hukuk devleti, siyasal iktidarı hukukla sınırlayarak ve devlet
etkinliklerinin düzenli sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt
yapıyı oluşturarak aynı zamanda istikrara da hizmet eder. Bu istikrarın özü
hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik
sağlanabilmesi ise, kuralların genel, soyut, açık ve anlaşılabilir
olmalarına bağlıdır. Hukuk devleti, yasaların kamu yararına dayanması
ilkesini de içerir.
Hukuk devleti olabilmenin bir başka
göstergesi de “genellik” ilkesine uyulmasıdır. ‘Yasaların genelliği’
ilkesi, özel, aktüel ve geçici bir durumu gözetmeyen, belli bir kişiyi
hedef almayan, aynı statüde olan herkesi kapsayan kuralların getirilmesini
zorunlu kılar. Ortada imzalanmış bir Anlaşma olması, uygun bulma yasasını
kabul eden yasama organının kamu yararı ve lâik hukuk devleti ilkelerinin
yok saymasını gerektirmez. Uluslararası anlaşmaların yürürlüğü,
imzalanmasına bağlı değildir.
1969 yılında Viyana’da
kabul edilen Milletlerarası Anlaşmalar Hukuku Hakkında Sözleşme’nin 2 nci
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre çekince, bir devletin
anlaşmayı imza, onaylama, kabul ve uygun bulunması durumunda anlaşmanın
kimi kurallarının hukuksal etkisini kendisi hakkında kaldırmak veya
değiştirmek amacıyla tek taraflı yaptığı bir bildirimdir. Ancak,
çekincenin, çekince konulmayan maddelerin Anayasaya aykırılığını ortadan
kaldırması halinde anlamı vardır. Çekinceye rağmen aykırılık devam
ediyorsa, uygun bulma yasası da Anayasaya aykırı hale gelir.
Anayasanın Başlangıç bölümünde,
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, “dünya milletleri ailesinin eşit haklara
sahip şerefli bir üyesi” olduğu, aynı zamanda da, “millet iradesinin mutlak
üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu
millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu
Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş
hukuk düzeni dışına çıkılamayacağı” belirtilmiştir. Bu ilkeleri, aynı
zamanda, Anayasanın Başlangıç kısmında “hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, ... karşısında koruma
göremeyeceği” ilkesi ile birlikte değerlendirmek gerekir.
Anayasadaki hukuk düzeni, temel ilkeleri 2 nci maddesinde gösterilen
esaslar olup, 7 nci maddesine göre de yasama yetkisi, “Türk Milleti adına
Türkiye Büyük Millet Meclisinindir” ve “devredilemez”. TBMM’nin bu
yetkisini kullanırken, kaynağını Anayasadan almayan bir yetki
kullanamayacağı da açıktır. Anayasanın 90 ıncı maddesinde de bu kaynağın ve
yetkinin istisnası gösterilmemiştir.
Yasama organı, nasıl herhangi bir
alanı Anayasaya uygun olmak koşuluyla düzenleyebilirse, uygun bulma yasasını
da aynı şekilde, Anayasaya uygun olmak koşuluyla kabul edebilir. Anayasanın
2 nci maddesindeki “demokratik, lâik hukuk devleti ilkesi” bu anlamda
yasaların olduğu gibi uluslararası anlaşmaların da çerçevesini çizer. Nasıl
yasalar, lâik hukuk devletine aykırı olamazsa, uluslararası anlaşmalar da
olamaz. Bu değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez kuralı gözetecek
ve yaşama geçirecek olan mercii “yasama organı”, kural ise uluslararası
anlaşmayı “uygun bulma yasası”dır.
6119 sayılı Yasayla,
Anlaşmanın kimi hükümlerine çekince konulmasına karşın, lâik hukuk devleti
ilkesinin ihlali engellenememiştir. Lâik hukuk devletini ihlal eden
Anlaşmanın TBMM tarafından uygun bulunması Anayasanın Türkiye
Cumhuriyetinin lâik bir hukuk devleti olduğunu ifade eden 2 nci ve yasama
yetkisini belirleyen 7 nci maddeleri ile bağdaşmaz. Lâik hukuk devleti
yasal güvence altına alınmayarak, Anayasanın Başlangıç’ı ve Türk toplumunu
çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin
lâiklik niteliğini koruma amacını güden 174 üncü maddesi de ihlal
edilmiştir.
Anayasanın 2 nci ve 7 nci maddelerine
ve Başlangıç Bölümüne aykırılığı açık bir uluslararası anlaşmaya konulan
“ihtirazi kayıt”, “açık” ve “bağlayıcı” olmadığı, yürütme organınca değişik
biçimlerde yorumlanmaya elverişli olduğu için, 6119 sayılı Yasanın 1 inci
maddesinin uygulanması olanaksız hale gelmiştir.
Açıklanan
nedenlerle, 22.02.2011 tarihli ve 6119 sayılı “Özel Sektörün İslami Kurumu
Kurucu Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun”un 1 inci
maddesinin Anayasanın Başlangıç’ı ile 2 nci, 4 üncü, 7 nci ve 174 üncü maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Hukuk devletine aykırı olan, temel
hak ve özgürlükleri ölçüsüzce sınırlandıran ve Anayasaya açıkça aykırı olan
bir düzenlemenin, uygulanması halinde, sonradan giderilmesi olanaksız
zararlara yol açacağı çok açıktır.
Öte yandan, Anayasal düzenin en kısa
sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da
gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde
sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü
ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı
bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından,
bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız
durum ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Dava konusu olan Yasa, uluslararası
bir anlaşmayı uygun bulma yasasıdır. Yasa’nın Anayasaya aykırı maddeler
taşıdığı bizzat Hükümet ve TBMM tarafından da kabul edilmiş, bunu önlemek
amacıyla ‘ihtirazi kayıt derpiş olunması’ öngörülmüştür. Anayasaya
aykırılık savının temel nedeni de, bu ihtirazi kaydın Anayasaya aykırılığı
önleyemeyeceği ve Türkiye’nin zaman zaman Anayasanın 2 nci maddesindeki
ilkelere karşın, İslam Hukukunu uygulamak zorunda kalacak olmasıdır.
Anayasal denetim sırasında, Anlaşma hükümleri uygulanmaya başlarsa Türkiye
giderilmesi mümkün olmayan zararlarla karşılaşacağı yükümlülük altına
girmiş olacaktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını
önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali istenen hükmün iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması istenerek Anayasa
Mahkemesine dava açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan
gerekçelerle,22.02.2011
tarihli ve 6119 sayılı “Özel Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun”un 1 inci
maddesinin, Anayasanın Başlangıç’ı ile 2 nci, 4 üncü, 7 nci ve 174 üncü
maddelerine aykırı olduğundan iptaline, Anayasaya açıkça aykırı olması ve
uygulanması halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar
doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün
durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralı
6119 sayılı Kanun’un dava konusu 1. maddesi şöyledir:
“MADDE
1- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına 1 Eylül 2003 tarihinde Almatı'da imzalanan
"Özel Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Anlaşma"nın
giriş bölümünün birinci paragrafı, 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası
ve 14 üncü maddesinin (6) numaralı fıkrası ile 18 inci, 29 uncu ve 55 inci
maddelerine "Anayasamız, kanunlarımız ve bağlı olduğumuz anlaşmalar
hükümlerinin saklı olduğu" şeklinde ihtirazi kayıt derpiş olunmak
üzere onaylanması uygun bulunmuştur.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
4., 7. ve 174. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU,
Ahmet AKYALÇIN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep
KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU,
Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla
2.6.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında;
1-
Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, Haşim KILIÇ,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN ile Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2-
Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına
OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Musa SAĞLAM
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa kuralı,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava konusu kuralı da içeren Kanun’un, milletlerarası
andlaşmanın onaylanmasını uygun bulma kanunu olması, Kanun’un iptali
istenen 1. maddesinin söz konusu Anlaşma maddelerini tekrar etmeksizin
sadece ihtirazi kayıt derpiş olunan maddelerin başlıklarını vermekle
yetinmesi ve Anayasa’nın 90. maddesiyle milletlerarası andlaşmaların
Anayasa’ya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulmasının
yasaklanması karşısında; Anayasa’ya aykırılık sorununu incelemeden önce
milletlerarası andlaşmaların ve onların onaylanmasının uygun bulunduğuna
dair kanunların yargısal denetimi konusunun açıklığa kavuşturulması
gerekmektedir.
A- Milletlerarası Andlaşmaların
Yargısal Denetimi
Milletlerarası andlaşmaların Türk hukuk düzenindeki
yeri ve Anayasal denetimi, Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş
milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya
aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.” biçiminde
düzenlenmiştir. Bu hükümde yer alan “başvurulamaz”
ibaresi, kesin bir önerme olup andlaşmalara karşı Anayasa Mahkemesine
başvuru yolunu kapatmaktadır. Anayasa, andlaşmaların denetimine ilişkin
istisnai düzenlemelere de yer vermemiş olduğundan bu hükmün aksine bir
uygulamanın da yorum yoluyla yapılabilmesi mümkün değildir. Ayrıca,
anayasanın bütünlüğü ilkesi açısından bakıldığında, milletlerarası
ilişkilerin niteliği gereği andlaşmalar üzerindeki tek denetimin onların
onaylanmasını uygun bulmaya dair kanunun görüşülmesi sırasında TBMM’nin
yapabileceği siyasal denetim olduğu açıktır.
Anayasa’nın 90. maddesinin gerekçesinde, “uygulamada iyi işlediği ve ihtiyaca
cevap verdiği için” 1961 Anayasası’nda yer alan andlaşmaların
denetimine ilişkin kuralın aynen alındığı belirtilmiştir. Bu nedenle, 1961
Anayasası’nın kabulü süreci incelenerek 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin
kabulünü gerektiren gerekçeleri saptamak gerekmektedir.
1961 Anayasası’nın hazırlık sürecinde Kurucu Meclis
tarafından oluşturulan Anayasa Komisyonunca hazırlanan metinde
andlaşmaların Anayasa’ya aykırılığının bunların onaylanması öncesinde ileri
sürülebilmesi ve incelenmesi öngörülmüş (önleyici denetim); bunun gerekçesi
olarak da “... Milletlerarası
andlaşmaların Anayasaya uygunluğunun murakabesi konusunda, kanunlarla
ilgili murakabeye nazaran farklı bir usul getirilmektedir. Gerçekten bir anlaşmanın
yürürlüğe girmesinden sonra Anayasaya aykırılığı dolayısıyla iptalinin
Devletin milletlerarası sorumluluğunu doğurmaması için, bu murakabenin
teşri organın tasvibinden geçmeden önce tahkik edilmesi ve
sonuçlandırılması zaruridir.” denilmiştir. Ancak, Millî Birlik Komitesi
tarafından, önleyici denetime ilişkin hüküm maddeden çıkarılmış ve maddenin
son fıkrası, “usulüne göre yürürlüğe
konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında 149
uncu ve 151 inci maddeler gereğince Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.”
biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre, milletlerarası ilişkilerin siyasî
yönünün ağır basması nedeniyle dış ilişkilerin sürekliliği bakımından doğabilecek
sakıncaların önlenmesi amacıyla milletlerarası andlaşmaların iptali için
Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasının engellendiği anlaşılmaktadır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş bir milletlerarası
andlaşmanın, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmesi, Devletin o
andlaşmayla kabul ettiği yükümlülüklerini yerine getirememesi neticesini
ortaya çıkaracaktır. Bu hâl tartışmasız olarak Devleti uluslararası hukuk
karşısında zor durumda bırakacak, Devlet andlaşmanın niteliğine ve kapsamına
göre birtakım yaptırımlara maruz kalabilecek ve uluslararası alandaki
saygınlığının zarar görmesi söz konusu olabilecektir. Bu nedenle, anayasa
koyucu, milletlerarası andlaşmaların onaylanmalarının ardından iptale konu
olabilmesinin uluslararası hukuk açısından Devleti bir takım ciddi
sorumluluklar altına sokabileceğini düşünmüş ve onları Anayasal denetimin
dışında tutmuştur.
B- Milletlerarası Andlaşmayı
Onaylamayı Uygun Bulma Kanunu’nun Yargısal Denetimi
Anayasa’nın 104. maddesine göre milletlerarası
andlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir.
Anayasa’nın 90. maddesi ise Cumhurbaşkanı’nın milletlerarası andlaşmayı
onaylanmasını, TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlamıştır.
Uygun bulma kanunları, diğer kanunlardan temelde farklı olmayıp onlarla
aynı süreci izleyerek kabul edilirler, tarih ve numara alırlar, Resmî
Gazete’de yayımlanırlar. Ancak bu kanunlar ilke olarak üç maddeliktir. İlk
madde ilgili andlaşmanın çekince konularak veya çekincesiz uygun bulunduğunu,
ikinci madde, kanunun yürürlüğe giriş tarihini, üçüncü madde ise kanunun
yürütülmesini düzenler.
Anayasa’nın 148. maddesinde “Anayasa Mahkemesi, kanunların, … Anayasaya şekil ve esas
bakımlarından uygunluğunu denetler” denilmektedir. Anayasa, kanunların
anayasaya uygunluk denetimine getirdiği istisnalara da aynı maddede ya da
farklı maddelerde yer vermiştir. Kanunların şekil bakımından denetiminin
son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı ile sınırlı olması
ve Anayasa’nın 174. maddesindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin laik niteliğini
koruma amacını güden inkılâp kanunlarının Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde
anlaşılamayacağına dair hükümleri bunun istisnalarıdır. Ancak Anayasa’da
uygun bulma kanunun denetimini yasaklayan bir kural bulunmamaktadır. Ayrıca
ne 1982 Anayasası’nın gerekçesinde ne de onun göndermede bulunduğu 1961
Anayasası’nın gerekçesinde bunun aksini belirten bir ifadeye de yer
verilmemektedir. Öte yandan, belirtilen anayasal düzenlemeler karşısında bu
denetimin yapılması, devletin bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya
uyması, işlem ve eylemlerinin bağımsız yargı denetimine tabi olması
anlamına gelen hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Bu nedenle,
andlaşmalardan bağımsız olarak uygun bulma kanunlarına karşı Anayasa
Mahkemesine başvurulabileceği kabul edilmelidir.
C- Uygun Bulma Kanunu’nun Denetiminin
Kapsamı
Bir milletlerarası andlaşma, doğrudan denetime tabi
tutulamamasına rağmen onaylanmasını uygun bulan kanunun anayasallık
denetimi mümkündür. Ancak Anayasa’nın 90. maddesindeki emredici hüküm
gereği, uygun bulma kanunu denetlenirken, andlaşmanın denetiminin
yapılmasına izin verilmemiştir. Anayasa koyucunun milletlerarası
andlaşmaların Anayasal denetimini açık bir irade ile dışarıda bırakmasına
rağmen, uygun bulma kanununun denetimi yoluyla andlaşmalar hakkında
değerlendirme yapmak Anayasa’nın 90. maddesindeki yasaklayıcı düzenlemeyi
işlevsiz hale getirecektir.
Uygun bulma kanununun şekil bakımından denetimi,
kanunun son oylamasında öngörülen çoğunlukla kabul edilip edilmediği ile
sınırlıdır. Şekil denetimi kapsamında Anayasa’nın 90. maddesiyle getirilen
yasağı bertaraf edici nitelikte denetim yapılması da söz konusu olamaz.
Uygun buldukları andlaşmayı tekrar etmeyen ve ilke
olarak üç maddeden oluşan uygun bulma kanunlarının esas yönünden denetimini
yapmayı kabul etmek, andlaşmanın içeriğine ilişkin çeşitli
değerlendirmelerde bulunmayı gerektirir. Uygun bulma kanununun andlaşma
kuralları gözetilerek yapılacak bir incelemesi, andlaşma kurallarının
dolaylı olarak denetlenmesi anlamına gelir. Oysa Anayasa’nın 90. maddesi
böyle bir incelemeye engeldir.
Bununla beraber, uygun bulma kanununun bazı
hükümleri, onaylanmasını uygun bulduğu andlaşmadan ayrılabiliyor, bağımsız
olarak kendi başına hüküm ifade edebiliyor ve ondan ayrı olarak hukuk
düzeninde etki yapabiliyorsa, anılan hükümlerin Anayasa’ya aykırılığı
iddiasının esas bakımından incelenmesi mümkündür. Buna karşılık uygun bulma
kanununun ancak andlaşma ile birlikte anlam ve etki taşıyan nitelikteki
hükümlerinin esas bakımından denetlenebilmesi söz konusu değildir.
D- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde; Anlaşma'nın kimi hükümlerine
çekince konulmasına karşın, lâik hukuk devleti ilkesinin ihlalinin
engellenemediği, lâik hukuk devletini ihlal eden Anlaşma'nın TBMM
tarafından uygun bulunmasının Anayasa’nın Türkiye Cumhuriyetinin lâik bir
hukuk devleti olduğunu ifade eden 2. ve yasama yetkisini belirleyen 7. maddeleri
ile bağdaşmaz olduğu, lâik hukuk devleti yasal güvence altına alınmayarak
Anayasa’nın Başlangıç’ı, laiklik ilkesinin değiştirilmesi teklifini
yasaklayan 4. maddesi ve Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne
çıkarma ve Cumhuriyetin lâiklik niteliğini koruma amacını güden 174.
maddesinin de ihlal edildiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı
ile 2., 4., 7. ve 174. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun, 1.9.2003 tarihinde Almatı'da imzalanan Özel
Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Anlaşma'nın onaylanmasının
uygun bulunduğuna dairdir. Dört maddeden oluşan anılan Kanun’un iptali
istenen 1. maddesi, Anlaşma'nın giriş bölümünün birinci paragrafı, 3.
maddesinin (1) numaralı fıkrası ve 14. maddesinin (6) numaralı fıkrası ile
18., 29. ve 55. maddelerinin “Anayasamız,
kanunlarımız ve bağlı olduğumuz anlaşmalar hükümlerinin saklı olduğu”
şeklinde ihtirazi kayıt derpiş olunmak üzere onaylanması uygun bulunduğunu
belirtmektedir..Kanun’un 2. maddesi Türkiye’nin Kuruma katılım payını düzenlenmekte,
3. maddesi Kanun’un yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini, son maddesi ise
Kanun’un yürütülmesi görevinin Bakanlar Kuruluna ait olduğunu hükme
bağlanmaktadır.
Kanun’un dava konusu kural olan 1. maddesi, uygun
bulduğu Anlaşma ile birlikte anlam taşımaktadır ve ancak onunla birlikte
ele alındığında hukuk düzenimizde etki yapabilir niteliktedir. Bu nedenle,
söz konusu kuralın denetiminin ancak Anlaşma kuralları gözetilerek
yapılabileceği, bunun da Anayasa’nın 90. maddesinde yasaklanan andlaşma
kurallarının denetlenmesi anlamına geleceği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, Kanun’un 1. maddesine yönelik
Anayasa’ya aykırılık iddiası yerinde görülmediğinden bu konudaki iptal
isteminin reddi gerekir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
22.2.2011 günlü, 6119 sayılı Özel Sektörün
Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Antlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun’un 1. maddesine yönelik iptal istemi, 31.5.2012
günlü, E.2011/48, K.2012/88 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddeye
ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE, 31.5.2012 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
22.2.2011 günlü, 6119 sayılı Özel Sektörün
Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun’un 1. maddesi ile ilgili iptal isteminin REDDİNE, 31.5.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY YAZISI
2.6.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında 22.2.2011 günlü, 6119 sayılı Özel Sektörün Geliştirilmesi İslami
Kurumu Kurucu Antlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’un
1. maddesinin iptali istemi ile
ilgili olarak çoğunluk kararıyla işin esasının incelenmesine karar
verilmiştir.
Milletlerarası andlaşmaların Türk hukuk düzenindeki
yeri ve yargısal denetimi, Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında
düzenlenmiştir. Buna göre, “Usulüne
göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.
Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine
başvurulamaz”. Bu kuralda yer alan “başvurulamaz”
ibaresi, kesin bir şekilde andlaşmalara karşı Anayasa Mahkemesine başvuru
yolunu kapatmakta ve bu konuda bir istisnaya da yer vermemektedir.
Bir milletlerarası andlaşma, belirtilen
düzenlemeler nedeniyle doğrudan denetime tabi tutulamamasına rağmen onun
onaylanmasını uygun bulan kanunun anayasallık denetiminin yapılmasını
engelleyen bir kural bulunmamaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesinin uygun
bulma kanunu üzerinde denetim yaparken, onun uygun bulduğu andlaşmayı
denetlemesi de Anayasa’nın 90. maddesi ile bağdaşmaz.
İptali istenen Kanun, Türkiye Cumhuriyeti adına
1.9.2003 tarihinde Almatı'da imzalanan Özel Sektörün Geliştirilmesi İslami
Kurumu Kurucu Anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dairdir. Dört
maddeden oluşan anılan Kanun’un iptali istenen 1. maddesi, Anlaşmanın giriş
bölümünün birinci paragrafı, 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve 14.
maddesinin (6) numaralı fıkrası ile 18., 29. ve 55. maddelerinin “Anayasamız, kanunlarımız ve bağlı
olduğumuz anlaşmalar hükümlerinin saklı olduğu” şeklinde ihtirazi kayıt
derpiş olunmak üzere onaylanması uygun bulunduğunu belirtmektedir..Kanun’un 2. maddesi Türkiye’nin Kuruma
katılım payını düzenlenmekte, 3. maddesi Kanun’un yayımı tarihinde
yürürlüğe gireceğini, son maddesi ise Kanun’un yürütülmesi görevinin
Bakanlar Kuruluna ait olduğunu hükme bağlanmaktadır.
Kanun’un dava konusu olan 1. maddesi, uygun bulduğu
uluslararası andlaşma ile birlikte anlam taşımaktadır ve ancak onunla
birlikte ele alındığında hukuk düzenimizde etki yapabilir niteliktedir. Bu
nedenle söz konusu kuralın iptal istemindeki gerekçelere göre denetimi
ancak andlaşma kuralları gözetilerek yapılabilir. Böyle bir uygulama ise
andlaşma kurallarının denetlenmesini yasaklayan Anayasa’nın 90. maddesine
aykırı olacaktır.
Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kurallara
yönelik iptal isteminin esas inceleme aşamasında Anayasa Mahkemesince
denetlenebilecek bir husus bulunmadığından ilk inceleme aşamasında istemin Anayasa Mahkemesinin yetkisizliği
nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle kuralın
esasının incelenmesine yönelik çoğunluk görüşüne katılmadık.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|