|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/148
Karar Sayısı: 2012/186
Karar Günü: 22.11.2012
İPTAL DAVASINI AÇANLAR : Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Emine Ülker TARHAN ve
Muharrem İNCE ile birlikte 114 milletvekili
DAVANIN KONUSU : 24.10.2011 günlü, 656 sayılı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı
Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin:
A- İlk ve esas incelemelerinde, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 59. ve 60. maddeleri
uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın reddine,
B- Tümünün ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile eki (I) ve (II) sayılı
cetveller ile (1) ve (2) sayılı listelerin Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87., 91., 123.
ve 163. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve
yürürlüklerinin durdurulmasına,
karar
verilmesi istemidir.
I- REDDİ HÂKİM, İPTAL DAVASI VE YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“I. HAKİMİN REDDİ TALEBİ
Anayasanın
“Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde, “adil yargılanma hakkı”
düzenlenmiş; 138 inci maddesinde ise, “Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar;
Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm
verirler.” denilmiştir.
Yargıçların
bağımsızlığına gerekçe oluşturan, Anayasa, yasa ve hukuka uygun olarak
vicdanî kanaatlerine göre hüküm vermesine ilişkin bu kuraldan yargıçların
tarafsızlığı anlaşılmalıdır. Yargıçlara yönelik “meslek ahlakı standartlarını” oluşturmak amacıyla belirlenen
ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı
kararıyla benimsenen, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23
Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul ettiği 2003/43 sayılı “Birleşmiş Milletler Bangolar Yargı Etiği
İlkeleri” de yargıcın bağımsızlığı ile tarafsızlığına ilişkin
bağlayıcı hükümler içermektedir.
Birleşmiş
Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkelerinin “Bağımsızlık” ve “Tarafsızlık”
değerleri şöyledir:
“Değer 1: BAĞIMSIZLIK
İlke:
Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin ön koşulu ve âdil yargılanmanın temel
garantisidir. Bundan dolayı hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle
yargı bağımsızlığını temsil ve muhâfaza etmelidir.
Uygulama:
1.1 Hâkim,
doğrudan ya da dolayısıyla her hangi bir sebeple ya da her hangi bir yerden
gelen müdâhale, tehdit, baskı, teşvik ve tüm hâricî etkilerden uzak,
hâkimin olayları değerlendirmesi temelinde, vicdânî hukuk anlayışı ile uyum
içerisinde bağımsız olarak yargısal işlevini yerine getirmelidir.
1.2 Hâkim,
genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilâfın
taraflarından bağımsızdır.
1.3 Hâkim,
yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan
ilişkilerden fiîlen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir
de.
1.4 Hâkim,
yargısal görevlerini yerine getirirken, tek başına karar vermek zorunda
olduğu hususlarda diğer yargıçlardan da bağımsızdır.
1.5 Hâkim,
yargının kurumsal ve eylemsel bağımsızlığını sürdürmek ve arttırmak için,
yargısal görevlerinin ifasına yönelik koruma tedbirlerini almalı ve bunları
artırmalıdır.
1.6 Hâkim,
yargı bağımsızlığını sürdürmede esas olan yargıya yönelik kamusal güveni
güçlendirmek amacıyla, yargı etiği ile ilgili yüksek standartlar
sergilemeli ve bunları ilerletmelidir.
Değer 2: TARAFSIZLIK
İlke:
Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin
esasıdır. Bu prensip, sadece bizâtihî karar için değil aynı zamanda kararın
oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.
Uygulama:
1. Hâkim,
yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine
getirmelidir.
2. Hâkim,
mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından
kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve
artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.
3. Hâkim,
duruşma ve karar aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el
çektirecek olasılıkları makul ölçüler içerisinde asgariye indirecek şekilde
hareket etmelidir.
4. Hâkim,
önündeki bir dava veya önüne gelme ihtimâli olan bir konu hakkında, bilerek
ve isteyerek; yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça
âdilânelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak
hiçbir yorumda bulunmamalıdır. Ayrıca hâkim, her hangi bir şahsın ya da
meselenin âdil yargılanmasını etkileyebilecek alenî olsun veya olmasın her
hangi bir yorum da yapmamalıdır.
5. Hâkim,
tarafsız olarak karar veremeyeceği durumda veya makul olarak düşünme yeteneği
olan bir kişide tarafsız olarak karar veremeyeceği izlenimi yaratması
halinde, yargılamanın her hangi bir aşamasına katılmaktan çekinmelidir.
Sınırlı sayıda sayılmamakla birlikte bu durum aşağıdaki ihtimâllerde söz
konusu olur:
6.
Hâkimin, yargılama aşamasında delil kâbilinden tartışılan olaylarla ilgili
kişisel bir bilgiye sahip olması veya davanın bir tarafıyla ilgili gerçek
bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olması veya,
7. Hâkimin
ihtilâf konusu davada, olaya ilişkin bir tanıklığının olması ya da daha
önceden bu konuda avukat olarak hizmet vermiş olması veya,
8. Hâkim
ya da hâkimin ailesinden birisinin ihtilâf konusu dava sonuçlarıyla ilgili
ekonomik bir çıkarının olması. Davaya bakmaya devam edecek yeni bir
mahkemenin kurulamaması halinde veya hiçbir şeyin yapılmamasının durumun
aciliyeti nedeniyle ciddi şekilde adaletsizliğe yol açacağı halde hâkime,
görevden el çektirmek gerekmez.”
Birleşmiş
Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkelerinin yukarıda aynen yer verilen
“Bağımsızlık” ve “Tarafsızlık” değerleri hiçbir yoruma ve ek açıklamaya
ihtiyaç göstermeyecek derecede açıktır.
Kamuoyunda
Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve bir internet sitesinde
(http://www.wikileaks.ch/origin/186_18.html) yer alan 03 ANKARA 4862 kodlu
yazıda, “ 4. (C) Kapsamlı reformların önde gelen savunucularından,
Anayasa Mahkemesi Hakimi Haşim Kılıç, 1 Ağustos tarihinde bize özel olarak
CHP’nin mevcut problemleri için kendini suçlaması gerektiğini aktarmıştır.
CHP, muhalefet etmek görüntüsünü vererek ya da çok çekişme yarattıktan
sonra isteksizce “her şeyi” – demokrasi yanlısı ortaya atılan tüm
reformları -- kabul ederek, kendisi için prensipsiz ve erişilemez bir imaj
yaratmakta. CHP, Hükümet doğru şeyi yapsa bile, sanki tek işinin AK Parti
Hükümetinin yaptığı her şeye muhalefet etmek gibi davranmak olduğunu
söylemiştir. Bu da seçmenleri kaçırıyor demiştir.” ifadeleri yer
almaktadır.
Kamuoyuna
yansıyan ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç tarafından da
yalanlanmayan belgeye dayalı bilgilere göre, Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk
Partisi hakkında Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçiliği
yetkililerine olumsuz değer yargılarında bulunduğu anlaşılmış, bu konudaki
gizli görüşmenin kamuoyuna yansıması ile de Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk
Partisinin tarafı olduğu bir davada tarafsız karar veremeyeceği izlenimi
doğmuştur.
Yasama ve
yürütme organlarının siyasi söylemlerinden ve bu organlarla uygun olmayan
ilişkilerden fiilen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmesi de
gereken bir yüksek yargıcın, hem de yabancı bir ülkenin Büyükelçiliğine iç
siyasete ilişkin değerlendirmelerde bulunmasındaki tuhaf ötesi gariplik bir
yana, yasaları, yasa gücünde kararnameleri, TBMM İçtüzüğünü, Anayasaya
şekil ve esas bakımından; Anayasa değişikliklerini ise şekil bakımından denetlemek
ve bireysel başvuruları karara bağlamakla Anayasal olarak görevli Anayasa
Mahkemesinin bir üyesinin, TBMM’nin çıkardığı yasaları, yasa gücünde
kararnameleri, TBMM İçtüzüğünü ve Anayasa değişikliklerini gerek gördüğü
durumlarda Anayasa Mahkemesine taşımakla Anayasal olarak yetkilendirilmiş
Anamuhalefet Partisi hakkında şikayetvari olumsuz görüş beyan etmenin de
ötesinde, hiç kimseyi yüceltmeyecek sözler söylemesi; yargıcın bireysel
bağımsızlığını koruyamadığını, karar vermek zorunda olduğu ihtilafın
taraflarından bağımsız kalamadığını, sadece bizatihi karar için değil, aynı
zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerli olan tarafsızlık
ilkesiyle bağdaşmayan eylemler içinde bulunduğunu, mahkemede ve mahkeme
dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve
dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde
bulunmadığını; önüne gelme ihtimâli olan davalar hakkında, yargılama
aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça adilanelik vasfını makul ölçüler
çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak yorumlarda bulunduğunu, hiçbir
yoruma ihtiyaç göstermeyecek açıklıkta ortaya koymaktadır.
Somut olayda, ekte yer alan belgeler ve bu belgeler çerçevesinde
kamuoyu önünde yapılan aleni tartışma ve değerlendirmeler karşısında, Sayın
Başkan Haşim Kılıç’ın derin bir sessizliğe bürünerek, usulen yalanlama
yoluna dahi gitmemiş olması, kamuoyunda ABD Ankara Büyükelçiliğine
Cumhuriyet Halk Partisini şikayet eder mahiyetteki sözleri söylediği ve
olumsuz değerlendirmelerde bulunduğu ve dolayısıyla davanın bir tarafıyla
ilgili gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olduğu şeklinde
anlaşılmış ve Sayın Haşim Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu
işbu davada bir yargıç tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin ciddi
kuşkuların yerleşmesine yol açmıştır.
25 Nisan 2011 tarihinde Anayasa Mahkemesinin 49 ncu Kuruluş Günü
Töreninde yapılan açılış konuşmasındaki şu sözler de Sayın Haşim Kılıç’a
aittir:
“Anayasanın 175 inci maddesinde Anayasa değişikliği için öngörülen
nitelikli çoğunluk anlayışının içinde, uzlaşmaya dönük örtülü bir yaklaşım
olduğu düşünülebilirse de, bu, çoğunluğu elde edenlerin azınlıkta kalan
diğer görüşleri ve farklılıkları yok sayma, dışlama ya da dayatma yolunu
haklı kılamaz. Ancak, nitelikli çoğunluk dışındaki görüş sahiplerinin de bu
gücü bloke etme, etkisizleştirme gibi davranış sergilemelerine de izin
verilemez. Doğal hukukla örtüşen evrensel değerler üzerinde geniş katılımlı
bir iradeyi oluşturmak zor değildir. Yeter ki demokrasinin müzakere
imkânlarından faydalanarak çözüm bulma iradesi samimiyetle ortaya
konulabilsin. Toplumun tanıklığında ortaya konulan bu samimi duruşlar,
çoğunlukçu, dayatmacı ve “ben yaptım oldu” noktasındaki düşünce
sahiplerinin haksızlığını açıkça ortaya koyacaktır. Siyaset kurumları,
geçmişte yaşanan fahiş hatalarla hesaplaşarak, sorunlara çözüm önerilerini
cesaretle sunabilmelidirler. Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa
Mahkemesi’ne dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan
kaldıracaktır.”
Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı Haşim Kılıç’a göre, Anayasanın 175
inci maddesinde aranan nitelikli çoğunluk, uzlaşmaya dönük açık bir kural
değil, sadece örtülü bir yaklaşım olarak düşünülebilir ve Anayasal olarak
yetkilendirilmiş Anamuhalefet partisinin, siyasal iktidarın çoğunlukçu,
dayatmacı ve “ben yaptım oldu” anlayışıyla çıkardığı yasal düzenlemeleri,
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine götürmesi, “Anayasa Mahkemesine dava
açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı”dır.
CHP’nin Anayasa Mahkemesine dava açmasına ilişkin olarak kamuoyunda
kahve sohbeti düzeyinde sürdürülen güncel siyasi tartışmalar esnasında,
sadece Anayasa Mahkemesine iptal davası açma yetkisi bulunan Anamuhalefet
Partisini aşağılamayı ve toplum nezdinde itibarsızlaştırmayı değil, aynı
zamanda Başkanı olduğu Yüksek Mahkemenin demokratik sistem içindeki işlevi
ile Anayasal varlık nedenini de sorgulayan bu sözleri, herhangi bir siyaset
insanı değil, Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı söyleyebilmiştir. Dahası bu
sözler, günümüz Türkiye’sinin kâbusu olduğu üzere, dostlar arasında yapılan
özel bir sohbetin ortam veya telefon dinlemesi suretiyle elde edilmesi ve
medyaya servisi yoluyla kamuoyuna yansımamış; yazılı ve görsel tüm medyanın
takip ettiği Yüksek Mahkemenin 49 ncu Kuruluş Günü Töreninde -6223 sayılı
Yetki Yasasının siyasal iktidarın sayısal çoğunluğuna dayalı olarak kabul
edildiği 06.04.2011 tarihinden 20 gün sonra 25.04.2011 tarihinde-
yapılmıştır.
Demokratik siyasal sistemlerde bir siyasi partinin muhatabı, diğer
siyasi partilerdir. Bu bağlamda, herhangi bir siyasi parti hakkında siyasi
değerlendirme, eleştiri ve suçlamaları yapacak olanların da halkın oylarına
talip olan diğer siyasi partiler olacağında kuşku yoktur. Anayasasında
demokratik hukuk devleti ile kuvvetler ayrılığı ilkelerini benimsemiş ve
yargıç bağımsızlığı ile tarafsızlığına yer vermiş bir ülkede, Anayasa
Mahkemesi Başkanının herhangi bir siyasi partiyi bırakınız suçlamayı,
eleştirmesi dahi hiçbir şekilde mümkün olamaz. Hele bu suçlamanın, Başkanı
olduğu Mahkemenin demokrasilerdeki işlevi ile varlık nedenini de yok
sayarak Anayasa Mahkemesine dava açmak gibi Anayasal bir hakkın kullanımı,
muhalefet görevinin bir parçası ve temel hak ve özgürlükler ile halkın
çıkarlarını korumanın gereği ile ilgili olması, açıklanabilir olmanın
uzağındadır.
Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanının amacı ve hedefi, “kör kör
parmağım gözüne” kadar açık ve herhangi bir yoruma ihtiyaç duymayacak kadar
belirgin bir şekilde Anamuhalefet Partisini, “Anayasa Mahkemesine dava
açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı” ile suçlaması; hukuksal konumu ve
statüsü ile mesleki deneyimi göz önüne alındığında, ancak, Anamuhalefet
Partisine karşı alt benliğe yerleşmiş katı önyargının, üst benliğin kontrol
işlevini parçalayarak açığa çıkacak derecede güçlü olmasıyla mümkün
olabilir ve bu durum tarafsızlığın yitirildiğinin en belirgin
göstergesidir.
Öte
yandan, Sayın Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiği 1990
yılından bu yana, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi veren 9 adet yetki
yasasının iptali başvurularına üye ve başkan sıfatıyla katılmıştır.
Bu Yetki
Yasaları ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Sayın Haşim Kılıç’ın kullandığı
oylar şöyledir:
1)
06.06.1991 günlü ve 3755 sayılı Yetki Kanununun iptali için Sosyaldemokrat
Halkçı Parti’nin açtığı davada, AYM 12.12.1991 günlü ve E.1991/27,
K.1991/50 sayılı Kararı ile 3755 sayılı Yetki Yasasını, Anayasanın 91 inci
ve 153 üncü maddelerine aykırı bulunarak OYÇOKLUĞU ile iptal etmiş; Sayın
Haşim KILIÇ, karşıoy kullanmıştır.
2) 24.06.1993
günlü 3911 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan Partisinin açtığı
davada, AYM 16.09.1993 tarihli ve E.1993/6, K.1993/28 sayılı Kararı ile
3911 sayılı Yetki Yasası, “verilen yetkinin belirsiz olduğu”, “yetki
yasasında bulunması gereken öğeleri içermediği”, “verilen yetkinin önemli,
ivedi ve zorunlu olup olmadığının tespitinin olanaksız olduğu”, “yasama
yetkisinin devri niteliğinde olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı
ile 2 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş;
Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
3)
18.05.1994 günlü ve 3990 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan
Partisinin açtığı davada, AYM 05.07.1994 tarihli ve K.1994/44-2 sayılı
Kararı ile 3990 sayılı Yetki Yasası, “verilen KHK çıkarma yetkisinin ivedi,
zorunlu ve önemli durumlara ilişkin olmadığı”, “yasama yetkisinin devri
niteliğinde olduğu”, “öngörülen amaç, konu ve kapsamın somut ve belirgin
nitelikte olmadığı” gerekçeleriyle Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci
maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile İptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ,
iptali yönünde oy kullanmakla beraber, KHK çıkarma yetkisinin ivedi,
zorunlu ve önemli durumlara ilişkin olması gerektiği görüşüne
katılmamıştır.
4)
31.05.1995 günlü ve 4109 sayılı Yetki Kanununun iptali için TBMM Üyeleri
Hasan KORKMAZCAN, Bülent ECEVİT ve 113 Milletvekilinin açtığı davada, AYM
04.07.1995 günlü ve E.1995/35, K.1995/26 sayılı Kararı ile 4109 sayılı
Yetki Yasasını, “erkler ayrılığı”, “demokratik hukuk devleti” “yasama
yetkisinin devredilemeyeceği” ilkelerine aykırı olduğu, “nerelerin il,
nerelerin ilçe olacağı konusunda belirsizlik yarattığı”, “kapsam ve
ilkelerinin belirsiz olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2
nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile
iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
5)
08.06.1995 günlü ve 4113 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan
Partisinin açtığı davada, AYM 19.09.1995 tarihli ve E.1995/39, K.1995/45
sayılı Kararı ile 4113 sayılı Yetki Yasasını, “yetki yasasında, çıkarılacak
KHK’lerin konu, amaç, kapsam ve ilkelerinin belirgin ve somut biçimde
gösterilmemesi”, “yasama yetkisinin devrini doğurması” gerekçeleriyle
Anayasanın 2 nci 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bulunarak
OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına
katılmıştır.
6)
31.08.1996 günlü ve 4183 sayılı Yetki Kanununun iptali için Sayın
Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL’in açtığı davada, AYM 02.10.1996 günlü ve
E.1996/61, K.1996/35 sayılı Kararı ile 4183 sayılı Yetki Yasasını, “amaç,
kapsam ve ilkelerin belirsiz olduğu”, “Bakanlar Kurulu’na geniş kapsamlı
KHK çıkarma yetkisi verildiği”, “yürütme organına, TBMM’ne ait bulunan
yasama yetkisini sınırsız biçimde kullanma olanağı ve yürütmeye yasama
karşısında üstünlük tanındığı” gerekçeleriyle, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 87
nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın
Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
7)
29.06.2000 günlü ve 4588 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet
Partisinin açtığı davada, AYM 05.10.2000 tarihli ve E.2000/45, K.2000/27
sayılı Kararı ile 4588 sayılı Yetki Yasasını, “sınırlarının geniş ve
belirsiz olması”, “yasama yetkisinin yürütme organına devri anlamına gelmesi”,
“verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin
tespitine imkan vermemesi” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıç’ının
dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı
bulunarak OYÇOKLUĞU ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptali yönünde oy
kullanmış ve iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
8)
21.12.2000 günlü ve 4615 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet
Partisinin açtığı davada, AYM 20.03.2001 tarihli ve E.2001/9, K.2001/56
sayılı Kararı ile 4615 sayılı Yasanın 1 inci ve 2 nci maddelerinde yer alan
“idari” ibaresini, “idarî hak kavramının, memurların ve diğer kamu
görevlilerinin malî ve sosyal hakları dışında kalan tüm haklarını ifade
etmesi nedeniyle belirsizlik içermesi”, “idari haklara ilişkin düzenlemelerin
Anayasanın 91 inci maddesindeki yasak alan içinde olması” “Malî ve sosyal
haklar dışındaki idarî hak kavramı içinde nitelenebilecek konuların önemli,
zorunlu ve ivedi durumlar kapsamında düşünülemeyeceği” gerekçeleriyle
Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine
aykırı bularak oyçokluğu ile iptal etmiş; Sayın Haşim Kılıç iptali yönünde
oy kullanmış ve iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
9)
06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanununun iptali için Cumhuriyet
Halk Partisinin açtığı davada, AYM’nin 27.10.2011 tarihli ve E.2011/60,
K.2011/147 sayılı Kararı ile 14 üyenin oyunun 7’ye 7 çıkması nedeniyle
iptal isteminin reddi yönünde oy kullanan Mahkeme Başkanı Sayın Haşim
KILIÇ’ın kullandığı oyun üstün sayılmasından dolayı iptal istemi
reddedilmiştir.
Her
dosyanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekeceği kural olmakla birlikte,
Sayın Haşim Kılıç’ın Yetki Yasaları konusunda 1993 yılından bu yana
istikrar kazanmış görüşünden ve bu görüşlerindeki, “sınırlarının geniş ve
belirsiz olması”, “yürütme organına, TBMM’ne ait bulunan yasama yetkisini
sınırsız biçimde kullanma olanağı ve yürütmeye yasama karşısında üstünlük
tanınması” “verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip
içermediğinin tespitine imkan vermemesi” gerekçelerinden dönerek iptal
isteminin reddi yönünde oy kullanması, kamuoyunda AKP’yi Anayasa Mahkemesi
Başkanının kurtarması şeklinde değerlendirilmiş ve bu değerlendirme Sayın
Haşim Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu davalarda yargıç
tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin yerleşen ciddi kuşkuları
pekiştirmiştir.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle, 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 59 uncu maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (d) bendinde yer alan, Başkan ve üyelerin istişari görüş ve
düşüncesini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacaklarına ilişkin
kural ile 60 ıncı maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “Başkan ve üyeler
tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hâllerin olduğu
iddiası ile reddolunabilirler.” hükmüne dayanarak Anayasa Mahkemesi Başkanı
Sayın Haşim Kılıç hakkında reddi hakim talebinde bulunuyoruz.
…
III.
GEREKÇELER
1) 656 Sayılı “Türk İşbirliği ve Koordinasyon
Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname”nin Tümünün ve Ayrı Ayrı Tüm Maddeleri ile Eki (1) Sayılı Cetvel,
(2) Sayılı Cetvel, (1) Sayılı Liste ve (2) Sayılı Listenin Anayasaya
Aykırılığı
Anayasanın
Başlangıcının dördüncü fıkrasında, “Kuvvetler ayırımının, Devlet organları
arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin
kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği
olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;” belirtildikten
sonra 2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında “hukuk devleti”
ilkesine yer verilmiş; 6 ncı maddesinde, hiç kimse ve hiçbir organın
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 7 nci
maddesinde, Yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8 inci maddesinde,
yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından
Anayasa ve yasalara uygun olarak yerine getirileceği kuralları getirilmiş;
87 nci maddesinde, Bakanlar Kuruluna “belli konularda” KHK çıkarma yetkisi
verilmesi TBMM’nin görevleri arasında sayılmış; 91 inci maddesinin ikinci
fıkrasında ise, yetki kanununun, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin,
amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden
fazla kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını göstereceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa
Mahkemesinin 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararında da
vurgulandığı üzere, Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerinin
birlikte değerlendirilmesi sonucunda, yasama yetkisinin genel ve asli bir
yetki olması, TBMM’ye ait bulunması ve devredilememesi karşısında KHK
çıkarma yetkisinin kendine özgü ve ayrık bir yetki olduğu
anlaşılabilmektedir. Dolayısıyla yetki yasalarının, yasama yetkisinin devri
anlamına gelecek ya da bu izlenimi doğuracak biçimde yaygınlaştırılıp
genelleştirilmemesi gerekir. KHK’ler ancak ivedilik gerektiren belli
konularda, kısa süreli yetki yasaları temel alınarak etkin önlemler ve
zorunlu düzenlemeler için yürürlüğe konulmak durumundadır.
Anayasanın
91 inci maddesinin Danışma Meclisi’nde görüşülmesi sırasında KHK
çıkarabilmesi için hükümete yetki verilmesinin nedeni, “... çok acele hallerde
hükümetin elinde uygulanacak bir seri kural olmadığı için, acele olarak
çıkarılıp ve hemen olayın üstüne gidilmesi gereken hallerde çıkarılması
için bu düzenleme getirilmiştir ...” biçiminde açıklanırken; Anayasa
Komisyonu Başkanınca da, “Kanun hükmünde kararname, yasama meclisinin acil
bir durumda, kanun yapmak için geçecek sürede çıkaracağı kanun ihtiyacı,
halledilmesi gereken meseleyi çözemeyeceğine; o zaman çok geç kalınacağı
endişesinden kaynaklanan bir müessesedir ve bu müessese bunun için kurulmuştur.”
denilerek aynı doğrultuda görüş bildirilmiştir.
Yetki
yasasında Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve
“ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, bu yetki ile Bakanlar Kurulunun neleri
gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. KHK’nin, amacı,
kapsamı ve ilkeleri de konusu gibi geniş içerikli, her yöne çekilebilecek,
yuvarlak ve genel anlatımlarla gösterilmemeli, değişik biçimlerde
yorumlamaya elverişli olmamalıdır. Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam ve
ilkeler yönünden belirgin duruma getirilmesi, başka bir anlatımla
somutlaştırılması, yürürlüğe konulacak KHK’lerin yetki yasası kapsamı
içinde kalıp kalmadıklarının, 91 inci maddede belirlenen yasak alana girip
girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir durum için düzenlenip
düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden gereklidir.
Anayasa
Mahkemesinin 1990’lardan bu yana verdiği kararlarda, TBMM’nin Bakanlar
Kuruluna KHK çıkarma yetkisi vermesi için, “ivedilik, “zorunluluk” ve
“önemlilik” gibi üç koşulun birlikte bulunması gerekeceğine yönelik içtihat
oluşturduğu gözlenmektedir (06.02.1990 günlü ve E.1988/62, K.1990/3).
Yüksek Mahkeme, 16.10.1993 günlü ve E.1993/26, K.1993/28 sayılı kararında
ise, “KHK’lar, ancak ivedilik isteyen belli konularda, kısa süreli yetki
yasaları temel alınarak etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeler için
yürürlüğe konur.” demiştir. İvedilik koşulu ile etkin önlemler ve zorunlu
düzenlemeleri taşımayan hususlarda KHK çıkarma yetkisi verilmesinin yasama
yetkisinin devri anlamına geleceği açıktır.
Nitekim;
1990 yılından bu yana, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma
yetkisi veren 8 adet yetki yasasının iptali için Anayasa Mahkemesine
yapılan başvurulardan, sonuncusu olan 6223 sayılı Yetki Yasası hariç,
06.06.1991 günlü ve 3755 sayılı, 24.06.1993 günlü ve 3911 sayılı,
18.05.1994 günlü ve 3990 sayılı, 31.05.1995 günlü ve 4109 sayılı,
08.06.1995 günlü ve 4113 sayılı 31.08.1996 günlü ve 4183 sayılı, 29.06.2000
günlü ve 4588 sayılı Yetki Yasaları; Anayasa Mahkemesinin sırasıyla
12.12.1991 günlü ve E.1991/27, K.1991/50 sayılı; 16.09.1993 tarihli ve
E.1993/6, K.1993/28 sayılı; 05.07.1994 tarihli ve K.1994/44-2 sayılı;
04.07.1995 günlü ve E.1995/35, K.1995/26 sayılı; 19.09.1995 tarihli ve
E.1995/39, K.1995/45 sayılı; 02.10.1996 günlü ve E.1996/61, K.1996/35
sayılı; 05.10.2000 tarihli ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı kararları ile
iptal edilmiştir.
Yüksek
Mahkemenin anılan 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı
Kararında;
“Anayasanın 87 nci maddesine göre, ancak, belli
konularda KHK çıkarma yetkisi verilmesi gerekirken dava konusu Yasa’yla her
konuyu kapsayacak biçimde genel bir yetki verilmiştir. Bakanlar Kurulu,
ayrık tutulan iki kurum dışında tüm kamu kurum ve kuruluşlarını yeniden
örgütleyebilecek, bunların görev ve yetkilerini yeniden düzenleyebilecek,
memurlar ve diğer kamu görevlilerinin ücret, aylık, disiplin ve cezaları
ile emeklileri hakkında kanun ve KHK’lerde değişiklik yapabilecek, Devletin
gelirleri ve harcamalarına ilişkin tüm mevzuatı ‘kamu malî yönetimi’
kavramı içinde değerlendirerek yeni kurallar getirebilecektir. Sınırları
geniş ve belirsiz konularda düzenleme yapmak üzere Bakanlar Kurulu’na KHK
çıkarma yetkisi verilmesi, Anayasanın 87 nci maddesinde belirtilen ‘belli
konu’larda verilen yetki olarak değerlendirilemez.
Öte yandan, yasa, Anayasanın 91 inci maddesinde
belirtilen öğeleri de içermemektedir. Yasa’nın 1 inci maddesinde
çıkarılacak KHK’lerin “kapsam” ve konusu içiçe girmiş, kapsamının çok geniş
ve sınırsız olması nedeniyle de verilen yetkinin 91 inci maddede öngörülen
yasak alana girip girmediğinin denetimi olanaksız hale gelmiştir. Konu ve
kapsamdaki bu sınırsızlık ve belirsizlik, TBMM’ne ait olan yasama
yetkisinin yürütme organına devri anlamına gelir. Amaç, konu, ilke ve
kapsamla ilgili sınırların belirli olması gerekirken bunlara uyulmadan KHK
çıkarma yetkisi verilmesi Anayasanın 7 nci maddesine aykırılık oluşturur.
Yasa’nın 2 nci maddesinde, Bakanlar Kuruluna
verilen yetkinin ivedi ve zorunlu hallerde kullanılması gerektiği
belirtilmiştir. Yetkinin “önemli, ivedi ve zorunlu” durumlarla sınırlandırılması,
dava konusu Yetki Yasası’nda olduğu gibi bunun takdirinin Bakanlar Kuruluna
bırakılmasıyla değil, amacın, kapsamın ve konunun içeriği yönünden ivedi ve
zorunlu olduğunun yasakoyucu tarafından saptanmasıyla olanaklıdır. Niteliği
itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren düzenlemeler ivedi
ve zorunlu olarak nitelendirilemez. Dava konusu Yasa’nın amaç ve
kapsamındaki genişlik ve sınırsızlık, verilen yetkinin önemli, ivedi ve
zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine imkan vermemektedir.
Açıklanan nedenlerle Yetki Yasası’nın 1 inci
maddesiyle 2 nci maddesinin birinci fıkrası Anayasanın Başlangıç’ının
dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine
aykırıdır. İptali gerekir.”
denilmiştir.
6223 sayılı
Yetki Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin (1) numaralı
fıkrasının,
(a)
bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenerek;” denildikten sonra; (1)
numaralı alt bendinde, mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya
kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı,
ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine; (2) numaralı alt
bendinde, mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve
ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya
yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden
düzenlenmesine; (3) numaralı alt bendinde, mevcut bakanlıklar ile
birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve
kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma
esaslarına;
(b)
bendinde ise, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında
etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme,
terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve
esaslarına; “ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir.” gibi belirsiz
ve sınırsız ifadelere yer verilerek Yetki Yasasının amacı ortaya konmak
istenmiştir.
Aynı
maddenin (2) numaralı fıkrasında ise, Yetki Yasasının kapsamına ilişkin
olarak, “Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler;” denilip,
(a)
bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenmesine ilişkin olarak;” ifadesinden sonra, 19 alt bent halinde 19
yasa ve KHK sayılmış ve (20) numaralı alt bendinde, “Diğer kanun ve kanun
hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında
teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların
bağlılık ve ilgilerine ilişkin hükümlerinde, (…) yapılacak değişiklik ve
yeni düzenlemeleri kapsar.” denilerek adeta teşkilatlanmaya ilişkin tüm
yasa ve yasa gücünde kararnameler kapsama alınmak istenmiş;
(b)
bendinde ise, “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak;” denildikten sonra 6 alt bent
halinde 5 yasa ve 1 KHK sayılmış ve (7) numaralı alt bendinde ise, “Diğer
kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli
personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirme,
seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve
esaslarına ilişkin hükümlerinde” ifadesiyle de neredeyse tüm kamu personeli
hakkında Bakanlar Kuruluna her türlü düzenlemede bulunma yetkisi verilmesi hedeflenmiştir.
Oysa yetki
yasalarının, Anayasanın belirlediği ögeleri belli bir içeriğe kavuşturarak
somutlaştırması ve verilen yetkiyi hiçbir tartışmaya yol açmayacak
açıklıkta belirleyerek Bakanlar Kurulu’na çerçeveyi çizmesi ve niteliği
itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren düzenlemeleri
kapsamaması gerekmektedir.
Çünkü,
Yetki Yasası’nda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve
“ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, bu yetki ile Bakanlar Kurulu’nun
neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. Ancak, 6223
sayılı Yetki Yasasının, amacı, kapsamı ve ilkeleri de konusu gibi geniş
içerikli, her yöne çekilebilecek, yuvarlak ve genel anlatımlarla
geçiştirilerek, her okuyanın değişik şekillerde yorumlamasına açık hale
getirilmiştir. Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam ve ilkeler yönünden
belirgin duruma getirilmesi, başka bir anlatımla somutlaştırılması,
yürürlüğe konulacak KHK’lerin yetki yasası kapsamı içinde kalıp
kalmadıklarının, 91 inci maddede belirlenen yasak alana girip
girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir durum için düzenlenip
düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden gereklidir.
Herhangi
bir yetki yasasının Anayasaya aykırı olmaması için Anayasadaki öge ve
ölçütlere, Anayasa Mahkemesi kararları ile getirilen yorumlara uygun olması
gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesi kararlarda
açıklanan gerekçelerin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılar.
Tüm bunlara ve kanun hükmünde kararnamenin, 12
Mart 1971 Askeri Müdahalesinden sonra 20.09.1971 tarihli ve 1488 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle Anayasanın 64 üncü maddesine girdiğinden bu güne
kadarki Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına rağmen; 06.04.2011 tarihli
ve 6223 sayılı “Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde
Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev
ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu”nun
iptali için Cumhuriyet Halk Partisinin açtığı iptal davası sonucunda 6223
sayılı Yetki Yasası, AYM’nin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147
sayılı Kararı ile 14 üyenin oyunun 7’ye 7 çıkması nedeniyle, bu güne kadar
istikrar kazanmış görüşünün aksine iptal isteminin reddi yönünde oy
kullanan ve bu Dava Dilekçesinin “Hakimin Reddi Talebi” bölümünde belirtilen
nedenlerle reddi hakim talebinde bulunulan Mahkeme Başkanı Sayın Haşim
KILIÇ’ın kullandığı oydan dolayı iptal istemi OY ÇOKLUĞU ile reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve
E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun
65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına
göre;
“… 6223 sayılı Kanunun iki konuda Bakanlar
Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verdiği görülmektedir:
Bunlardan birincisi özetle “Kamu hizmetlerinin
bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi”dir. Bu çerçevede
gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan
bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.
İkincisi ise “Kamu kurum ve kuruluşlarında
istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu
görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme,
görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak
değişiklikler ve yeni düzenlemeler” yapılması için KHK çıkarma yetkisi
verilmiştir.
Yetki kanunu, çıkarılacak KHK’lerin konusunu ve
kapsamını bu şekilde belirleyip sınırlandırmıştır. Yetki yasalarında,
çıkarılması için izin verilen KHK’lerin konusunun belirlenmiş olması
gerekmektedir. Bununla birlikte belirlenen bu konunun mutlaka dar kapsamlı
olması gerektiği yönünde Anayasada herhangi bir kural bulunmamaktadır.
Kaldı ki, yetki kanunlarında KHK’lerle düzenlenmesi için yetki verilen
konunun kapsamının sınırlı mı yoksa geniş mi olduğu şeklindeki bir
irdelemenin, sübjektif değerlendirmeleri ortaya çıkaracağı hususu, izahı
gerektirmeyecek derecede açıktır. Ayrıca, konu ve kapsamın belirlenmiş
olduğunun söylenebilmesi için, hangi yasalarda değişiklik yapılacağının
yetki kanununda mutlaka sayma yoluyla gösterilmesi de şart değildir. Bu
nedenle, dava konusu yasa kurallarında, bir kısım kanunların isimleri
sıralandıktan sonra belirlenen bu iki konuyla ilgili “diğer kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnameler’ de de değişiklik yapılabileceğinin ifade edilmiş
olması, konunun belirli olmadığı iddiasına dayanak teşkil edebilecek bir
husus değildir. Zira konu ve kapsamın belirtilmiş olması kaydıyla,
belirlenen bu konu ve kapsamın sınırları içine hangi yasa ya da KHK’lerin
girdiğinin yetki yasasında sayma yoluyla gösterilmesi şart değildir. Bu
husus 1961 ve 1982 Anayasalarının konuyla ilgili düzenlemelerinin
karşılaştırılmasından da açıkça anlaşılmaktadır. Şöyle ki, 1961
Anayasasının konuyla ilgili 64 üncü maddesinde “Yetki veren kanunda …
yürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin açıkça gösterilmesi” şartı
aranmışken, 1982 Anayasasının 91 inci maddesinde böyle bir şarta yer
verilmemiştir. Yürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin yetki yasasında
açıkça gösterilmesi şart olmadığına göre, hangi kanunlarda ya da KHK’lerde
değişiklik yapılacağının yetki kanununda sayma yoluyla gösterilmesi de şart
değildir.
(…)
Bir başka anayasaya aykırılık iddiası ise, yetki
yasası ve buna bağlı olarak KHK’ler çıkarılmasını gerektiren acil, ivedi,
önemli ve zorunlu bir durumun bulunmadığına ilişkindir. Dava konusu yetki
yasasıyla çıkarılması için izin verilen KHK’ler olağan kanun hükmünde
kararnamelerdir. Bu tür KHK’lerin çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli
ve zorunlu bir durumun olması gerektiğine dair Anayasada herhangi bir
düzenleme yer almamaktadır. Bu itibarla, yetki kanunlarının ve KHK’lerin
anayasaya uygunluğunun incelenmesinde Anayasada öngörülmeyen yeni şartlar
ihdas edilmesi mümkün olmadığı gibi, neyin “önemli”, “ivedi” ve “zorunlu”
olduğuna anayasaya uygunluk denetimi yapan yargı organının karar vermesi de
bu organın işlevine uygun değildir. Ayrıca bu kavramların sübjektif nitelik
taşıdığı ve göreceli olduğu da açıktır. Bu nedenle, yetki yasası ve buna bağlı
olarak KHK çıkarılmasını gerektiren acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir
durumun olup olmadığının incelenmesi, Anayasada öngörülen çerçevenin dışına
taşacak ölçüde bir denetim yapılması anlamına gelebilecektir. Oysa yetki
yasaları üzerindeki denetimin, Anayasada öngörülen çerçevenin sınırları
içinde kalması gerekir. Bu nedenle, KHK çıkarılması için yetki verilen
konunun acil, ivedi, önemli ve zorunlu olup olmadığının incelenmesine gerek
görülmemiştir.”
Bu dava dilekçesinde Yüksek Mahkemenin iki
farklı kararından uzun alıntı yapılmıştır. Bunlardan birincisi 05.10.2000
tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı kararı, diğeri ise 27.10.2011 günlü ve
E.2011/60, K.2011/147 sayılı kararıdır.
İki karar arasındaki farklılıklar üzerine çok
şey söylenebilir; söylenecektir. Özeti, Anayasa Mahkemesinin geçmişini
inkâr ettiği ve çağdaş demokrasiyi yüceltmenin erdemine artık nefesinin
yetmediğidir.
Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve
E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararındaki (6216 sayılı Kanunun 65 inci
maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Görüşe göre;
6223 sayılı Yasanın kapsamına;
- Birincisi, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar
arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi’ ve bu çerçevede gerekli
görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların
birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının
yeniden belirlenmesi” için Yetki Yasasında tek tek sayılan 19 adet kanun ve
kanun hükmünde kararname ile bu konuyla ilgili diğer kanun ve kanun
hükmünde kararnameler;
- İkincisi ise, ‘Kamu kurum ve kuruluşlarında
istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu
görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme,
görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak
değişiklikler ve yeni düzenlemeler’ yapılması için” Yetki Yasasında sayılan
6 adet kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bu konuyla ilgili diğer kanun
ve kanun hükmünde kararnameler;
girmektedir.
Başka bir anlatımla, kamu hizmetlerinin
bakanlıklar arasındaki dağılımını ve dolayısıyla teşkilat yasalarını konu
alan bütün yasa ve yasa gücünde kararnameler ile kamu kurum ve
kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile
diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi,
yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarını konu
alan tüm personel kanunları ile kanun hükmünde kararnameler, 6223 sayılı
Yetki Yasasının kapsamındadır ve dolayısıyla teşkilat ve personeli konu
alan tüm yasa ve yasa gücünde kararnamelerin Yetki Kanununun kapsamında
olması, Anayasanın 87 nci maddesine göre “Bakanlar Kuruluna belli konularda
kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek” anlamına geldiği gibi
kapsamı da belirli olduğu için Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine
aykırılık oluşturmamaktadır.
Bu yorum, “Kamu hizmetlerinin kapsamı ile kamu
hizmetlerini yürütecek her türlü kamu kurum ve kuruluşunun teşkilatı ile
görev ve yetkilerini; bağlılık, ilgililik ve ilişkililik ilişkilerini;
hizmet üretme süreçlerini; memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ve diğer
kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi,
yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esasları ile
mali, sosyal ve diğer her türlü özlük hakları ile sorumluluklarını; kamu
hizmetlerinin finansman biçimleri ile harcama usul ve esaslarını yeniden
belirlemek amacıyla yürürlükte bulunan tüm kanun ve kanun hükmünde
kararnamelerde değişiklik ve yeni düzenlemeler yapmak üzere Bakanlar
Kuruluna yetki vermektir.” şeklindeki bir yetki yasasının da konusu ve
kapsamı -6223 sayılı Yetki Yasasından daha da- belirgin, kısa, öz ve
anlaşılabilir olduğundan, Anayasaya daha da uygun olacağı anlamına
gelmektedir.
Bu yoruma, Anayasanın 91 inci maddesinin Danışma
Meclisi’nde görüşülmesi sırasında KHK çıkarabilmesi için hükümete yetki
verilmesi nedeninin, “... çok acele hallerde hükümetin elinde uygulanacak
bir seri kural olmadığı için, acele olarak çıkarılıp ve hemen olayın üstüne
gidilmesi gereken hallerde çıkarılması için bu düzenleme getirilmiştir ...”
biçiminde açıklanması ile Anayasa Komisyonu Başkanının da, “Kanun hükmünde
kararname, yasama meclisinin acil bir durumda, kanun yapmak için geçecek
sürede çıkaracağı kanun ihtiyacı, halledilmesi gereken meseleyi
çözemeyeceğine; o zaman çok geç kalınacağı endişesinden kaynaklanan bir
müessesedir ve bu müessese bunun için kurulmuştur.” biçiminde görüş
bildirmesini de görmezden gelip, Anayasa Mahkemesinin yerleşik
içtihatlarını da yok sayarak, “KHK çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli
ve zorunlu bir durumun olması gerektiğine dair Anayasada her hangi bir
düzenleme yer almamaktadır.” saptamasını da eklersek;
Seçimler yapıldıktan sonra Bakanlar Kurulunun
hazırladığı yetki yasası tasarısına TBMM’nin yetki vermesini sağladıktan
sonra -75’şer günlük bütçe süreci hariç- bir sonraki genel seçimler
sonuçlanıp TBMM açılana kadar TBMM’yi kapatmak; acil, ivedi, önemli ve
zorunlu bir durum olmadığı sürece de TBMM’yi toplantıya çağırmamak
gerekecektir.
Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60,
K.2011/147 sayılı Kararındaki (6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Görüş, net bir biçimde bunu
söylemektedir.
Bu görüş, Anayasanın Başlangıcı ile Birinci
Kısmında kurulan Türkiye Cumhuriyetini değil, bambaşka bir devleti
tanımlamakta; tanımlanana ne dendiği de herkes tarafından bilinmektedir.
Bakanlar
Kurulu tarafından 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak 35 adet KHK
çıkarılmış; bir tanesi yürürlükten kaldırıldığı için geriye yürürlükte 34
adet KHK kalmıştır.
Öyle ki,
söz konusu KHK’lerin içeriğine girmeden isimlerinden de anlaşılacağı üzere,
KHK’lerden bazıları daha bir ay yürürlükte kalmadan değişikliğe uğramıştır.
Bu durum göz önüne alındığında, TBMM’nin Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma
yetkisi verebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin içtihat haline gelmiş
kararlarına göre, “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” gibi üç Anayasal
koşulun birlikte bulunması şartının gerçekleşmesi şöyle dursun, Bakanlar
Kurulunun yönetmelikle kurallaştırmanın dahi asgari gerekleri olan
araştırma, inceleme, ihtiyaçları tespit etme ve giderme yollarını belirleme
gibi ciddi hiçbir hazırlığının olmadığını ortaya koymaktadır. Bu durum,
niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren yasal
düzenlemelerin KHK’lere konu oluşturamayacağının en açık, belirgin ve
tartışmasız göstergesidir.
Bakanlar
Kurulunun ülkemize yaşattığı kelimenin tam anlamıyla bir tür “yap-boz
oyunu”dur. Yap-boz oyunu olmadığını hiç kimse ileri süremez. Ancak, yap-boz
oyunları, okul öncesi çocukların eğlenerek öğrenmelerini sağlamak için
geliştirilen oyunlardır. Yap-boz oyunları ile okul öncesi çocukların,
anlamsız parçaları zihinsel çaba göstererek anlamlı bütünlere
dönüştürmeleri ve dolayısıyla zihinlerinde kurguladıkları bütüne
ulaşabilmeleri için de her defasında yeniden deneyerek düşünme ve çözüm
yolları üretme yetilerini geliştirmeleri amaçlanmaktadır.
Bakanlar
Kurulu ise, 6223 sayılı Yasayla aldığı yetkiye dayanarak, yap-boz oyununu
Türkiye’nin hukuk sistemi üzerinde oynamaktadır. Kamu hizmeti yürütmekle
görevli kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat yapıları, kamu hizmeti üretme
usul ve esasları, personel sistemi ve hizmet üretme süreçleri paramparça
edilmiştir. Yapılan düzenlemelerde 3046 sayılı Kanuna dahi uyulmamaktadır.
Bakanlar Kurulu uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren alanlarda
hiçbir hazırlığa dayalı olmadan kural koymakta, daha koyduğu kuralı
uygulama ve sonuçlarını izleme ve değerlendirme aşamalarına geçmeden
değiştirmekte; durmamakta, değiştirdiğini de değiştirmektedir. Hiçbir
hukuksal öngörülebilirlik olmadığı için de değiştirdiği değişikliği
değiştirdiğinin üzerinde yarın başka bir değişikliğe gitmeyeceği de
belirsizliğini korumaktadır.
Bakanlar
Kurulunun hukuksal öngörülebilirliği ortadan kaldırması ve hukuksal belirsizlik
yaratarak hukuk devleti ilkesine aykırı uygulamalar içine girmesini
sağlayan ise, Anayasanın 7 nci maddesiyle Türk Milleti adına TBMM’ye
verilen devredilemez nitelikteki yasama yetkisini kullanıyor olmaktan
kaynaklanmaktadır.
Parlamento,
Fransızca “parler”, İtalyanca “parlare” yani “konuşmak” mastarlarından
türetilmiş bir sözcüktür ve “konuşulan yer” anlamına gelmektedir.
Demokrasilerde yasalar, uzun süreli ve çok yönlü araştırma, inceleme ve
değerlendirmelere dayalı olarak ihtiyaçları ve çözüm yollarını tespitten
sonra parlamentoların komisyon ve alt komisyonları ile genel kurulunda
konuşularak, tartışılarak ve ilgili kurum ve kuruluşlar ile etkilenen
toplumsal kesimlerin ve bunların temsilcisi örgütlerin görüşleri alınıp
üzerinde asgari mutabakat sağlanmaya çalışılarak yasalaşmaktadır.
Demokratik devletin ve çağdaş demokrasinin özü budur.
Varlığını
Anayasaya borçlu olan Anayasa Mahkemesinin bu yalın gerçeği görmezden
gelerek tüm teşkilat ve personel yasalarının parlamenter süreç dışında
yapılmasını, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 11
inci, 87 nci ve 91 inci maddelerine rağmen teşvik etmesinin, hukuksal
hiçbir gerekçesi yoktur; olamaz.
Kaldı ki,
Anayasa yasama yetkisini Türk Milleti adına TBMM’ye vermiş ve bu yetkiye
-Anayasanın 91 inci maddesindeki ayrık ve spesifik durum hariç-
devredilmezlik atfetmiştir. Anayasanın öngördüğü “ivedilik”, “zorunluluk”
ve “önemlilik” gibi üç koşulun birlikte bulunması şartının gerçekleşmediği
alanlarda 6223 sayılı Yasayla Bakanlar Kuruluna konu ve kapsamı sınırsız ve
belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi ve Bakanlar Kurulunun da bu
yetkiyi “yap-boz oyunu” oynar gibi kullanması, kuvvetler ayrılığı ilkesine
dayanan parlamenter demokratik sisteme karşı girişilmiş örtülü bir yürütme
organı darbesidir. Bu örtülü darbenin siyasal iktidarın yasama organındaki
sayısal üstünlüğüne dayalı olarak yasama organının bilgisi ve ilgisi
dahilinde yapılıyor olması, yapılanın Anayasanın özü ve sözüyle bağdaşmayan
siyasal bir darbe olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Bunun en
açık, bariz ve doğrudan örneklerine Yüce Mahkemeye açılan iptal davalarında
yer verilmişti. 656 sayılı KHK de bunlardan birini oluşturmaktadır.
02.11.2011
tarihli ve 28103 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 24.10.2011 tarihli ve
656 sayılı “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 02.05.2001 tarihli ve 4668
sayılı Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılarak Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı kapatılmakta ve 656 sayılı KHK ile kurulan Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığına, “kamu hizmetlerinin
bakanlıklar arasında dağılımı”nın ötesinde yeni kamu hizmeti görevleri
verilmektedir.
Bilindiği
üzere yasaların lafzi yorumunda kısım, bölüm, madde, fıkra, bent, alt bent
silsilesi ve bütünlüğü büyük bir önem taşımaktadır. Bir alt bendin ilgili
olduğu bent, bendin ilgili olduğu fıkra, fıkranın ilgili olduğu madde,
maddenin ilgili olduğu bölüm bağlamında değerlendirilmesi genel kuraldır.
Bu
çerçevede 6223 sayılı Yetki Yasasının amacı 1 inci maddesinin (1) numaralı
fıkrasına göre, “Bu Kanunun amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli,
etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere; (a)
Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek;
(1) Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni
bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine, (2) Mevcut bağlı, ilgili ve
ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya
bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde
hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine, (3) Mevcut bakanlıklar ile
birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve
yurt dışında teşkilatlanma esaslarına, (…) ilişkin konularda düzenlemelerde
bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir.”
şeklinde düzenlenmiştir.
Nitekim,
Yasanın 1 inci maddesinin gerekçesinde de aynen, “Kanunun amacını ve
kapsamını belirleyen bu maddede, kamu hizmetlerinin düzenli, hızlı ve etkin
bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, kamu hizmetlerinin bakanlıklar
arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi ve kamu kurum ve kuruluşlarında
istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu
görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma,
nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve
emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde
bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi
verilmektedir.” denilmiştir.
Dolayısıyla
6223 sayılı Yasanın amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin,
verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere; (a) Kamu
hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlen(mesine)
ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun
hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir.”
Oysa, 656
sayılı KHK’nin “Görevler” başlıklı 3 üncü maddesinde, Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığına, (mülga) 4668 sayılı Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun
“Görevler” başlıklı 2 nci maddesinde yer almayan yeni görevler verilerek
daha önce kamu hizmeti statüsünde olmayan hizmet ve faaliyetlerin kamu
hizmeti kapsamına alındığı görülmektedir.
Bilindiği
üzere parlamentolar, savurgan ve keyfi harcamalarda bulunan yürütme
makamlarına karşı vergi mükelleflerinin temsilcileri olarak doğmuş ve bu
işlevlerini kabul ettirerek var olabilmişlerdir. Günümüzün temsili
demokrasilerinin temelinde, halkın temsilcilerinin kamu gelir ve
giderlerinin saptanmasında söz ve karar sahibi olabilmek için yürütme
makamlarına karşı sürdürdükleri mücadele yatmaktadır. Klasik örneği, 1215
yılında İngiltere Kralı Yurtsuz Jonh ile Papa III. Innocent ve baronlar
arasında imzalanan Büyük Özgürlükler Sözleşmesi (Magna Carta Libertatum)’dir.
İktidar odağı egemenler arasında imzalanan sözleşmenin temel özelliği,
kralın sorgulanamaz kabul edilen yetkilerinin sınırlandırılması ve vergi
toplama yetkisinin ise Kilise ile baronların ortak kararına bağlanmasıdır.
Bu kararı alacak olan heyet parlamentonun ilk nüvesini oluşturmuştur.
Parlamentonun
ortaya çıkmasıyla birlikte İngiltere’de 1628 yılında Petition of Rights ile
dolaysız vergilerin, 1688 yılında Bill of Rights ile bütün vergi, harç ve
resimlerin ihdası Parlamentonun kabulü şartına bağlanmış; 1665 yılında ise
kamu gelirlerinin harcanması Parlamentonun kontrolüne tabi kılınmış ve
buradan türetilen “bütçe hakkı” tüm demokratik ülkelere yayılmıştır.
Demokrasi,
halkın kendi kendini yönettiği rejimin adıdır. Modern temsili demokrasilerin
özünü ise, devletin sosyo-ekonomik işlevleri ile kamusal hizmetlerin
kapsam, nitelik ve içeriğinin, nelerin kamu hizmetinden sayılıp, nelerin
sayılmayacağının, sayılanların finansman biçimi ve ödenek tahsisleriyle
nasıl yürütüleceklerinin, seçmen tercihlerine dayalı olarak halkın
temsilcileri tarafından belirlenmesi oluşturmaktadır.
Parlamentonun
bütçe hakkı, sadece bütçe yasasına ve dolayısıyla gelirlerin toplanması,
harcamaların yapılması ve bütçe sonuçlarının denetlenmesine indirgenemez.
Bütçe hakkı, ödeneklerin tahsis edildiği kamu hizmetlerinin belirlenmesini
ve dolayısıyla nelerin kamu hizmetinden sayılıp nelerin sayılmayacağının
tespitini de içerir. Çünkü her kamu hizmeti, ödenek ve kaynak tahsisini,
harcama yapılmasını ve harcamaların finansmanını gerektirir.
Nitekim,
Anayasanın 123 üncü maddesinin birinci fıkrasında, idarenin kuruluş ve
görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği; 163 üncü maddesinin
birinci fıkrasında ise, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile
bütçede değişiklik yapma yetkisi verilemeyeceği ilkelerine yer verilmiştir.
Bu bağlamda, kanun hükmünde kararnamelerle bütçe de değişiklik
yapılamayacağı gibi, daha önceden kamu hizmeti sayılmayan hizmetlerin kamu
hizmeti kapsamına alınması, kamu hizmeti sayılanların kamu hizmeti
statülerine son verilmesi gibi bütçede değişiklik yapılmasını gerektirecek
düzenlemeler de kanun hükmünde kararnamelere konu oluşturamazlar.
Bu
bağlamda, 6223 sayılı Yasanın amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli,
etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere; kamu
hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi
olduğundan, Başkanlığın görev ve yetkilerinin düzenlenmesi görüntüsü
altında, daha önce kamu hizmeti kapsamında olmayan hizmet ve faaliyetlere
kamu hizmeti statüsü kazandırılmasının kanun hükmünde kararname ile
yapılması, 6223 sayılı Yetki Yasasının amaç maddesiyle bağdaşmadığından
Anayasanın 91 inci maddesine aykırı olmanın yanında, 123 üncü maddesi ile
163 üncü maddesindeki ilkelerle de bağdaşmamaktadır.
Öte yandan,
6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamı, 1 inci maddesinin (2) numaralı
fıkrasında, “Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler; (a)
Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine
ilişkin olarak; (1) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununda, (…) (19) 25/3/1997 tarihli ve 571 sayılı Özürlüler İdaresi
Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede, (20)
Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve
yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşların bağlılık ve ilişkilerine ilişkin hükümlerinde, (…) yapılacak
değişiklik ve düzenlemeleri kapsar.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
02.05.2001 tarihli
ve 4668 sayılı Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsama ilişkin, 1
inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde, 19 alt bent halinde
sıralanan yasa ve yasa gücünde kararnameler arasında sayılmamıştır.
4668 sayılı
Yasa, 6223 sayılı Yetki Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci
maddesinin kapsama ilişkin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin (20)
numaralı alt bendinde yer alan, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin
görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları,
kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine
ilişkin hükümlerinde,” ifadesinin kapsamı içinde olduğu da ileri sürülemez.
Çünkü, (20) numaralı alt bent içinde değerlendirilebileceği ileri sürülür
ise bu durum, (20) numaralı alt bentten önce sayılan 19 alt bendin boşu
boşuna sayıldığı anlamına gelir ki, böylesine bir yorum yasakoyucuyu boş
işlerle uğraşan bir angarya merkezi haline indirgemek anlamına gelir. Diğer
yandan, bu değerlendirme kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin -2919 sayılı
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunu, 30.03.2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun, 26.04.1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri
ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 05.05.1983 tarihli ve 2821 sayılı
Sendikalar Kanunu vb. dahil- tüm teşkilat ve usul kanunlarının, (20)
numaralı alt bendin kapsamı içinde olduğu gibi hukuka giriş derecesinde
hukuk mantığından yoksun uçuk-kaçık bir iddia olmaktan öteye geçemez.
Çünkü, bu durumda yasakoyucunun (1)’den (19)’a kadar 19 adet yasa ve yasa
gücünde kararnameyi saymak yerine, doğrudan, “Tüm kanun ve kanun hükmünde
kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma
esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve
ilgilerine ilişkin hükümlerinde,” demesi ve böylece söz konusu uçuk-kaçık
iddiaya hukuki bir taban oluşturması gerekirdi. Tüm yasa ve yasa gücünde
kararnameleri kapsamına alan bir düzenleme nasıl ki, Anayasanın 91 inci maddesinin
ikinci fıkrasındaki, yetki kanununun çıkarılacak kanun hükmünde
kararnamenin amacını, kapsamını ve ilkelerini göstereceği kuralı ile
Başlangıcının dördüncü fıkrası, 2 nci maddesi ve yasama yetkisinin Türkiye
Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceğine ilişkin 7 nci
maddesi karşısında Anayasal koruma göremeyecek ise, aynı anlama gelen bir
yorumun da aynı gerekçelerle koruma göremeyeceği açıktır. Çünkü, Yetki
Yasası’nda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve
“ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, Yetki Yasası’nın Anayasanın
belirlediği ögeleri belli bir içeriğe kavuşturarak somutlaştırması, verilen
yetkiyi hiçbir tartışmaya yol açmayacak açıklıkta belirlemesi ve dolayısı
ile söz konusu istisnai yetki ile Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan
yasama yetkisi kapsamında Bakanlar Kurulu’nun neleri
gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır.
Yürürlüğe
girecek olanlar da dahil tüm teşkilat, personel ve usul yasalarına ilişkin
düzenleme yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilmesi, hiç tartışma yoktur ki
yasama yetkisinin devridir. Aksine bir düşünce, TBMM’nin ve dolayısıyla
kuvvetler ayrılığına dayalı demokratik rejimin varlığının ve gerekliliğinin
tartışmaya açılarak inkarı kadar, Anayasa Mahkemesinin varlığının ve
gerekliliğinin de tartışmaya açılarak inkarı anlamına gelir.
Kaldı ki,
Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı
(Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararında;
“… 6223
sayılı Kanunun iki konuda Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verdiği
görülmektedir:
Bunlardan
birincisi özetle “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının
yeniden belirlenmesi”dir. Bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni
bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için KHK
çıkarma yetkisi verilmiştir.
İkincisi
ise “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler,
sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni
düzenlemeler” yapılması için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.
Yetki
kanunu, çıkarılacak KHK’lerin konusunu ve kapsamını bu şekilde belirleyip
sınırlandırmıştır.” denildiğine;
4668 sayılı
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun, bakanlık teşkilat kanunu olmadığı gibi, 656 sayılı KHK ile
yapılan düzenlemeler de “kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki
dağılımının yeniden belirlenmesine”, “yeni bakanlık kurulmasına”, “var olan
bakanlıkların birleştirilmesine”, “bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşlarının yeniden belirlenmesine” ilişkin olmadığına göre;
656 sayılı
KHK ile yapılan düzenlemeler, Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve
E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun
65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına
göre de, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında değildir.
Bu
bağlamda, Bakanlar Kurulunun 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan
4668 sayılı Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanunla düzenlenmiş alanlarda hukuksal tasarruflara
girişerek yasal düzenlemelerde bulunması, Anayasanın Başlangıcının dördüncü
fıkrası ile 2 nci, 7 nci 87 nci ve 91 inci maddelerindeki kurallarla
bağdaşmamaktadır.
Diğer
yandan, 02.05.2001 tarihli ve 4668 sayılı Türk İşbirliği ve Kalkınma
İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun 11 yıldır
yürürlüktedir ve yürürlüğe girdiği tarihten, yürürlükten kaldırıldığı
tarihe kadar da tümden değiştirilerek yürürlükten kaldırılmasını “zorunlu”
kılan “ivedi” ve “önemli” bir durum ortaya çıkmadığı gibi bu güne kadar
herhangi bir maddesi de değiştirilmemiştir. 656 sayılı KHK’nin Bakanlar
Kurulunca kabul edildiği 24.10.2011 tarihinde, 4668 sayılı Kanunun, o gün,
hemen ve aniden yürürlükten kaldırılarak yerine 656 sayılı KHK’nin
getirilmemesi halinde, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının
yürüttüğü kamu hizmeti ve faaliyetlerin, bundan şu ya da bu şekilde olumsuz
etkileneceği, “ivedilik, “zorunluluk” ve “önemlilik” durumu da söz konusu
değildir. Bu bağlamda iptali istenen 656 sayılı KHK, Anayasanın 91 inci
maddesine bu açıdan da aykırıdır.
Yukarıda
ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 24.10.2011 tarihli ve 656 sayılı Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin tümü ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile
eki (1) Sayılı Cetvel, (2) Sayılı Cetvel, (1) Sayılı Liste ve (2) Sayılı
Liste, Anayasanın Başlangıcının
dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci, 91 inci, 123 üncü ve 163 üncü
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
4668
sayılı Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanunun, 6223 sayılı Yetki Kanununun kapsamı içinde olmaması,
656 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenlemelerin Anayasanın
öngördüğü “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” şartlarını taşımaması ve
656 sayılı KHK ile kamu hizmetlerinin kapsamına yeni hizmet ve
faaliyetlerin alınarak vergi mükellefleri üzerinde ek mali yükler
oluşturulması nedenleriyle, 656 sayılı KHK’nin tümünün ve ayrı ayrı tüm
maddeleri ile eki cetvel ve listelerin yürürlüğünün durdurularak Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi
Başkanlığının yürüttüğü kamu hizmetlerinden yararlananlar ile vergi
mükelleflerinin ileride telafisi mümkün olmayan zarar ve ziyanlardan
korunması gerekeceği değerlendirilmektedir.
Öte yandan, Anayasal düzenin
hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa sürede arındırılması, hukuk
devleti olmanın en önemli gerekleri arasında sayılmaktadır. Anayasaya
aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü
ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir düzende,
kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin
zedelenmesi hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara
yol açacaktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını
önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümlerin
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek
Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
24.10.2011 tarihli ve 656 sayılı
“Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin;
I) İptal davasıyla ilgili ilk ve
esas incelemelerinde, 6216 sayılı Kanunun 59 uncu ve 60 ıncı maddeleri
uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın reddine,
II) Tümü ve ayrı ayrı tüm maddeleri
ile eki (1) Sayılı Cetvel, (2) Sayılı Cetvel, (1) Sayılı Liste ve (2)
Sayılı Liste, Anayasanın
Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci, 91 inci, 123 üncü
ve 163 üncü maddelerine;
aykırı olduklarından iptallerine ve
uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar
olacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen
Kanun Hükmünde Kararname Kuralları
24.10.2011 günlü, 656 sayılı Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin iptali istenen kuralları ile eki cetvel ve listeler
şöyledir:
“MADDE 1-(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı; Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının kuruluş, teşkilat, görev,
yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
MADDE 2-(1) İşbirliğinde
bulunulması hedeflenen devletler ve topluluklarla iktisadi, ticari, teknik,
sosyal, kültürel ve eğitim alanlarındaki ilişkileri projeler, programlar ve
faaliyetler aracılığıyla geliştirmek, yapılacak katkı, yardım ve ilgili
süreçleri yürütmek ve kanunlarla verilen
diğer görevleri yapmak üzere, Başbakanlığa bağlı, kamu tüzel
kişiliğini haiz ve özel bütçeli Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı
Başkanlığı kurulmuştur. Kurumun kısa adı TİKA’dır.
(2) Başkanlığın teşkilatı ekli (I)
sayılı cetvelde gösterilmiştir.
(3) Başbakan, Başkanlığın yönetimi
ile ilgili yetkilerini gerekli gördüğü takdirde bir Bakan eliyle
yürütebilir. Bu Kanun Hükmünde Kararnamede geçen Bakan deyiminden Başbakan
veya ilgili Bakan anlaşılır.
MADDE 3-(1) Başkanlığın
görevleri, 5/5/1969 tarihli ve 1173
sayılı Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkında
Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, şunlardır:
a)
İşbirliğinde bulunulması hedeflenen ülke ve topluluklarla iktisadi, ticari,
teknik, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarındaki ilişkileri karşılıklı
kalkınmaya da katkıda bulunacak şekilde projeler ve faaliyetler temelinde
geliştirmek, söz konusu ülke ve toplulukların kalkınma hedef ve
ihtiyaçlarına uygun işbirliği program ve projelerini hazırlamak veya
hazırlatmak, bununla ilgili gerekli düzenlemeleri ve takibi yapmak ve
bunların uygulanmasında koordinasyonu sağlamak.
b) İşbirliğinde bulunulması
hedeflenen ülke ve toplulukların iktisadi gelişim sürecinde ihtiyaç
duyacakları ekonomik altyapı araçlarını ve destek programlarını hazırlamak,
ekonomik büyüme, yatırım ortamının hazırlanması ve geliştirilmesi,
işsizliğin ve yoksulluğun azaltılması, eğitim seviyesinin yükseltilmesi,
iyi yönetişim, kadın ve ailenin toplumsal yaşamda ve kalkınmadaki rolü,
bilgi teknolojileri transferi, çevre ve doğal kaynakların yönetimi, enerji,
altyapı, sürdürülebilir kalkınma gibi alanlarda katkı temin etmek, bu ülkelere
kurumsal, insan kaynakları ve benzeri alanlarda kapasite geliştirme
destekleri sağlamak.
c) Gerektiğinde yabancı ülke ve
topluluklara yapılacak insani yardım ve teknik desteklerin koordinasyonunu
sağlamak.
ç) Kalkınma alanında ulusal ve
yararlanıcı ülkelerin kamu kurumları, üniversiteleri, sivil toplum ve özel
sektör kuruluşları ile işbirliği halinde program, proje ve faaliyetler
gerçekleştirmek ve gerektiğinde uzman desteği sağlamak.
d) İşbirliği yapılması hedeflenen
ülke ve topluluklarda kamu yönetimi, hukuk, eğitim, kültür ve diğer sosyal
alanlardaki işbirliğini güçlendirmek amacıyla proje ve programlar
hazırlamak, hazırlatmak ve uygulamak, bu ülke ve topluluklardan eğitim ve
staj amacıyla Türkiye’ye gönderilecek kamu görevlileri ve diğer kişilere
burs ve benzeri destek sağlamak.
e) Yurtdışında kültürel işbirliği
programları yürütmek ve gerektiğinde Türk kültürüyle ilgili faaliyet
gösteren merkezlerle işbirliği yapmak.
f) Kalkınma yardımları ve ülkemizin
dış yardımlarıyla ilgili uygulama ve teknik koordinasyon ile takibi sağlamak,
envanter hazırlamak ve raporlar yayınlamak.
g) Yurtdışında bulunan ortak tarihi,
kültürel ve toplumsal mirasın ve değerlerin korunmasına, toplumlar arası
önyargıların giderilmesine ve medeniyetler arası diyaloğun güçlendirilmesine
yönelik sosyal ve kültürel proje ve çalışmaları uygulamak.
ğ) Görev alanıyla ilgili olarak
uluslararası işbirliğine ilişkin çalışmalarda yer almak ve koordinasyonu sağlamak,
gerektiğinde uluslararası kuruluşlar ve bunların temsilcilikleriyle ortaklaşa
projeler yürütmek.
h) İşbirliğinde bulunulması
hedeflenen ülkelerin yanı sıra, özellikle tarihi, coğrafi, sosyal ve
kültürel bağlarımızın bulunduğu ülkelere, ilgili ülkenin kalkınmışlık
düzeyine bakılmaksızın, teknik katkı ve destekte bulunmak ve ortak
projelere açık olan tüm ülkelerden gelecek talepleri değerlendirmek.
ı) Başkanlığın faaliyetleri
kapsamında programa alınacak ülke ve topluluklara yönelik işbirliği ve
yardım projeleri hakkında Danışma Kuruluna bilgi vermek.
i) Mevzuatla Başkanlığa verilen diğer
görev ve hizmetleri yapmak.
MADDE
4-(1) Başkan, Başkanlığın en üst amiri
olup, Başkanlık hizmetlerini; mevzuata, hükümetin genel siyaseti, dış politikası ve Danışma
Kurulu tavsiyeleri çerçevesinde Başkanlığın amaç ve politikaları ile
işbirliği kapsamındaki ülkelerin ihtiyaçlarına uygun olarak yürütmek ve
faaliyet alanına giren konularda diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla
işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevlidir. Başkan, Bakana karşı
sorumludur.
(2)
Başkana yardımcı olmak üzere üç Başkan Yardımcısı atanabilir. Başkan
Yardımcıları, Başkan tarafından verilen görevleri yerine getirir ve Başkana
karşı sorumludur.
MADDE
5-(1) Başkanlığın hizmet birimleri
şunlardır:
a)
Orta Asya ve Kafkaslar Dairesi Başkanlığı.
b)
Balkanlar ve Doğu Avrupa Dairesi Başkanlığı.
c)
Ortadoğu ve Afrika Dairesi Başkanlığı.
ç)
Doğu ve Güney Asya, Pasifik ve Latin Amerika Dairesi Başkanlığı.
d)
Dış İlişkiler ve Ortaklıklar Dairesi Başkanlığı.
e)
Hukuk Müşavirliği.
f)
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı.
g)
İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.
(2)
Birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde belirtilen Daire
Başkanlıklarının görev alanına giren ülkeler Başkan tarafından belirlenir.
Bu Daire Başkanlıkları, görev alanlarına giren ülkelerle sınırlı olarak 3
üncü maddede sayılan görevler ile Başkan tarafından verilen diğer görevleri
yerine getirir.
(3)
Dış İlişkiler ve Ortaklıklar Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a)
Birden fazla ülke ve bölgeyi ilgilendiren program, proje ve faaliyetler
için 3 üncü maddede sayılan görevleri, ilgili Daire Başkanlıkları ile
işbirliği içinde yerine getirmek.
b)
Kalkınma yardımları ile teknik destek ve insani yardımları, sivil toplum
kuruluşları ve gönüllü kuruluşlarla işbirliği halinde geliştirmek ve uygulamak.
c)
Uluslararası kuruluşlar ve diğer ülkelerin kalkınma teşkilatları ile
işbirliği yapmak, ortak finansman ve benzeri yöntemlerle program, proje ve
faaliyetler geliştirmek ve uygulamak.
ç)
Başkan tarafından verilen benzeri diğer görevleri yapmak.
(4)
Hukuk Müşavirliğinin görevleri şunlardır:
a)
26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk
Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine
göre hukuk birimlerine verilen görevleri yapmak.
b)
Başkan tarafından verilen benzeri diğer görevleri yapmak.
(5)
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığının görevleri
şunlardır:
a) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı
Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı
Kanunun 15 inci maddesi ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve mali
hizmetler birimlerine verilen görevleri yürütmek.
b) 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı
Bilgi Edinme Hakkı Kanununa göre Başkanlığa yapılacak başvuruların etkin,
doğru ve süresinde sonuçlanmasını sağlamak için gerekli çalışmaları yapmak.
c) Başkan tarafından verilen benzeri
diğer görevleri yapmak.
(6) İnsan
Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Başkanlığın insan kaynakları
politikasını ve planlamasını yapmak.
b) Başkanlık personelinin atama,
nakil, disiplin, terfi, ücret, sağlık, emeklilik ve benzeri özlük
işlemlerini yürütmek.
c) Başkanlığın eğitim planını
hazırlamak, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim programlarını düzenlemek,
uygulamak ve değerlendirmek.
ç) 5018 sayılı Kanunda yer alan
esaslar çerçevesinde Başkanlığın birimleri ile yurtdışındaki ofislerinin
ihtiyacı olan her türlü yapım, satın alma, kiralama, bakım ve onarım,
ulaştırma ve benzeri idari ve mali hizmetleri yürütmek.
d) Evrak bilişim ve yönetim
sistemini, e-Devlet uygulaması çerçevesinde genel evrak ve dokümantasyon hizmetlerini
temin etmek, yürütmek, güncellemek ve yerine getirilmesini denetlemek.
e) Başkanlık kütüphane ve arşiv
hizmetlerini yürütmek.
f) Başkanlık sivil savunma ve
seferberlik hizmetlerini planlamak ve yürütmek
g) Başkanlığın birimleri ile
yurtdışındaki ofislerinin bilgi teknolojileri altyapısını kurmak, işletmek,
bakım ve onarımlarını yapmak veya yaptırmak, bunlara ait hizmetleri ilgili
birimler ile yürütmek, bilgi işlem projeleri ile ilgili birimler arasında
koordinasyon ve işbirliğini sağlamak, bilişim teknolojisindeki gelişmelere
uygun yazılımları üretmek veya sağlamak.
ğ)
Başkan tarafından verilen benzeri diğer görevleri yapmak.
MADDE 6-(1)Başkanlığın yurtdışında yürüteceği program, proje,
faaliyet ve yardım işlemlerinin gerektirdiği koordinasyonun sağlanması için
Program Koordinasyon Ofisleri kurulabilir.
(2)
Program Koordinasyon Ofislerinde, Başkanlık personelinden görevlendirilenler ile
bunlara yardımcı olmak üzere mahallinden temin edilen ve Ofis hizmetlerinde
çalışan personelin niteliği, sayısı, görev süresi ve bunlara ödenecek
ücretlerin belirlenmesi, personele yapılacak ödemeler dışında kalan diğer
harcamaların neler olacağı ve harcamaya ilişkin usul ve esaslar Bakanlar
Kurulunca belirlenir.
MADDE 7-(1) Danışma Kurulu; Bakanın
başkanlığında, Bakanın belirleyeceği kamu kurum ve kuruluşlarının bağlı ya
da ilgili bulundukları bakan tarafından görevlendirilen temsilcilerin
katılımıyla oluşturulan bir istişare kuruludur. Başkan ve Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Danışma Kurulunun doğal üyesidir.
2) Danışma Kurulunun istişare edeceği
konuların nitelik ve özelliklerinin gerektirmesi halinde Başkan Yardımcıları
ve ilgili Daire Başkanları da Kurul Başkanınca toplantıya çağırılır.
(3) Kurul yılda en az bir defa olmak
üzere Bakanın daveti üzerine toplanır. Bakan bu yetkisini Başkana devredebilir.
Başkan, Bakanın yetki vermesi halinde Kurula Başkanlık edebilir. Kurulun
sekreterya hizmetleri Başkanlıkça yürütülür.
(4) Danışma Kurulu, Başkanlığın
faaliyetlerinin kapsam, ilke ve önceliklerinin belirlenmesi ile bu
faaliyetlerin hükümetin genel siyaseti ve dış politika hedefleri
çerçevesinde gerçekleşmesi amacıyla tavsiye niteliğinde kararlar alır.
MADDE 8-(1)Başkanlık,
görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışmalarda bulunmak üzere
diğer bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları,
özel sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımı ile geçici
çalışma grupları oluşturabilir.
MADDE
9-(1) Başkanlığın her kademedeki
yöneticileri, görevlerinimevzuata, stratejik plan ve programlara, performans
ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten üst
kademelere karşı sorumludur.
MADDE 10-(1) Başkan ve her kademedeki
Başkanlık yöneticileri, sınırlarını yazılı olarak açıkça belirtmek ve
yazılı olmak kaydıyla yetkilerinden bir kısmını alt kademelere
devredebilirler. Yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur.
MADDE 11-(1) Başkanlık,
hizmet ve görevleriyle ilgili konularda diğer kamu kurum ve kuruluşları ve
mahalli idareler ile gerekli işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla
görevlidir.
(2)
Yurtdışında teknik, kültürel, sosyal, insani ve benzeri yardım
faaliyetlerinde bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kaynağı kullanan
diğer kuruluşlar, bu yardım faaliyetleriyle ilgili projelerini gerekli
görülen hallerde Başkanlık kanalıyla gerçekleştirebilirler.
MADDE 12-(1) Başkanlık;
görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş konularda
idari düzenlemeler yapabilir.
MADDE 13-(1) Başkanlıkça
yürütülecek projelerin belirlenmesi, uygulanması, takibi ve
sonuçlandırılması, gerekli koordinasyonlarla bu proje ve faaliyetlerin
sponsorlar aracılığıyla yapılmasının sağlanması, Başkanlığın faaliyet ve
amaçlarına uygun yayın ve tanıtım yapılması ve bu yayınlarla ilgili olarak
ödenecek ücretler ile bu alanda yazılı ve görsel basın organlarınca ve
internet medyası aracılığıyla yapılacak yayınların desteklenmesine ilişkin
usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
MADDE
14-(1)Başkanlıkta; Başkan müşterek kararla, Başkan Yardımcıları,
Daire Başkanı ve I. Hukuk Müşaviri Başkanın teklifi ve Bakanın onayı ile
atanır. Bakan, gerekli gördüğü hallerde atama yetkisini Başkana
devredebilir. Bu kadrolar dışındaki diğer personel Başkan tarafından
atanır.
MADDE 15-(1) Başkanlık kadrolarının tespiti,
ihdası, kullanımı ve iptali ile kadrolara ilişkin diğer hususlar,
13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname hükümlerine göre düzenlenir.
MADDE
16-(1) Başkanlık personeli, 14/7/1965
tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabidir.
(2)
Başkanlık, görev alanına giren konularda çalıştırılmak üzere TİKA Uzmanı
ile TİKA Uzman Yardımcısı istihdam eder.
(3)
TİKA Uzman Yardımcılığına atanabilmek için 657 sayılı Kanunun 48 inci
maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aşağıdaki şartlar aranır:
a)
En az dört yıllık eğitim veren yükseköğretim kurumlarından veya bunlara
denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilen yurtdışındaki yükseköğretim
kurumlarından mezun olmak.
b)
Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak.
c)
Sınavın yapıldığı yılın Ocak ayının ilk günü itibarıyla otuzbeş yaşını
doldurmamış olmak.
ç)
Başkanlıkça belirlenen yabancı dillerden Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi
Seviye Tespit Sınavından en az (B) düzeyinde puan almak veya Yükseköğretim
Kurulunca buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan bir
belgeye sahip olmak, Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit
Sınavı veya Yükseköğretim Kurulunca bu sınava denk kabul edilen ve
uluslararası geçerliliği bulunan sınavlarla ölçülmeyen yabancı diller için;
ilgili dilde en az üç yıllık ortaöğretim veya ön lisans, lisans veya yüksek
lisans diploması almış olmak ya da o dilin resmi dil olarak konuşulduğu
ülke resmi makamları tarafından düzenlenen sınavda %80 oranında başarılı
olmak.
(4)
TİKA Uzman Yardımcılığında en az üç yıl çalışanlar, Başkanlıkça yapılacak
yeterlik sınavında başarı göstermek şartıyla TİKA Uzmanı unvanını alırlar.
Üst üste iki defa yeterlik sınavında başarı gösteremeyenler durumlarına
uygun diğer kadrolara atanırlar.
(5)
TİKA Uzmanı ile Uzman Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri,
yarışma sınavı ve yeterlik sınavı ile diğer hususlar yönetmelikle
düzenlenir.
(6) Başkanlıkta;
Başkan, Başkan Yardımcısı, Daire Başkanı, I. Hukuk Müşaviri, Hukuk
Müşaviri, TİKA Uzmanı ve TİKA Uzman Yardımcısı kadrolarına atanan personel
bu kadrolar karşılık gösterilmek kaydıyla, 657 sayılı Kanun ve diğer
kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı
olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırılabilir. Bu suretle çalıştırılacak
personele, atandığı kadronun unvan ve derecesine göre, bu Kanun Hükmünde
Kararnameye ekli (II) sayılı cetvelde yer alan taban ve tavan ücretleri
arasında kalmak üzere, Bakan tarafından belirlenecek tutarda aylık brüt
sözleşme ücreti ödenir. Söz konusu personele, çalıştıkları günlerle
orantılı olarak, hastalık ve yıllık izinleri dâhil, Ocak, Nisan, Temmuz ve
Ekim aylarında birer aylık sözleşme ücreti tutarında ikramiye ödenir.
Bunlardan üstün gayret ve çalışmaları sonucunda emsallerine göre başarılı
çalışma yaptıkları tespit edilenlere, Başkanın teklifi üzerine bağlı bulunulan
Bakan onayı ile Haziran ve Aralık aylarında birer aylık sözleşme ücreti
tutarına kadar teşvik ikramiyesi ödenebilir. Bu fıkranın uygulanmasına
ilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra kapsamındaki personele yapılacak diğer
ödemeler Bakanlar Kurulunca belirlenir.
(7) Başkanlıkta,
657 sayılı Kanuna ve diğer mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın, sözleşme
ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebilir. Sözleşmeli olarak
istihdam edilecek personel, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı
sayılır. Bu personelin istihdam usul ve esasları yönetmelikle
belirlenir. Bunlara ödenecek ücretin tutarı, birinci dereceli kadroda
bulunan TİKA Uzmanına mali haklar kapsamında yapılan ödemeler tutarını
geçmemek üzere Başkan tarafından tespit edilir. Bu fıkra uyarınca
çalıştırılacakların sayısı elliyi geçemez. Başbakan onayı ile bu sayı iki
katına kadar artırılabilir. Bu fıkraya göre istihdam edilecek sözleşmeli
uzmanların yurtiçi ve yurtdışındaki üniversitelerin en az dört yıllık
eğitim veren ve Başkanlıkça belirlenen bölümlerinden mezun olmaları şartı
aranır.
MADDE
17-(1) 8/6/1984 tarihli ve 217 sayılı
Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin 2 nci maddesinde sayılan kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışanlar kurumlarının, aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile
diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici
olarak Başkanlıkta görevlendirilebilir. Bunların geçici görev yollukları
Başkanlık tarafından ödenir. Başkanlığın bu konudaki talepleri, ilgili
kurum ve kuruluşlarca öncelikle sonuçlandırılır. Bu personel, kurumlarından
aylıklı izinli sayılır. İzinli oldukları sürece memuriyetleri ile ilgili
özlük hakları devam eder ve bu süreler terfi ve emekliliklerinde hesaba
katılır. Terfileri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın süresinde yapılır.
(2)
Üniversite öğretim elemanları, özel bilgi ve ihtisas gerektiren işler için
4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesine
göre Başkanlıkta görevlendirilebilir.
MADDE
18-(1) Başkanlığın gelirleri şunlardır:
a)
Genel bütçeden yapılacak yardımlar.
b)
Başkanlığa yapılacak her türlü bağış, yardım ve vasiyetler.
c)
Lüzumu halinde, Başbakan onayı ile diğer kaynaklardan yapılacak
transferler.
ç)
Başkanlık gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.
d)
Diğer gelirler.
MADDE
19-(1)Başkanlığa verilen görevlerden yurtdışında veya doğrudan
yurtdışındaki faaliyetlere yönelik olarak kullanılmak üzere tefrik edilen
ödeneklerden Bakan tarafından belirlenecek olan kısımlar Başkanlık
bütçesine gider kaydedilmek suretiyle özel hesaba aktarılır. Bu hesaplardan
yapılan harcamalar 5018 sayılı Kanun ve 4734 sayılı Kanun hükümlerine tabi
değildir. Aktarılan tutarların harcanması, muhasebeleştirilmesi ve
alımlarda kullanılacak ihale yöntemlerine ilişkin usul ve esaslar Maliye
Bakanlığı ve Başkanlıkça müştereken belirlenir.
MADDE
20-(1) 2/5/2001 tarihli ve 4668
sayılı Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
(2)
Mevzuatta; 4668 sayılı Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna yapılmış olan atıflar bu Kanun Hükmünde Kararnameye, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığına yapılan atıflar
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığına, Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığının bağlı olduğu Bakana yapılan atıflar Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının bağlı olduğu Bakana yapılmış
sayılır.
(3) Türk İşbirliği ve Kalkınma
İdaresi Başkanlığına ait kadrolar iptal edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190
sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki
cetvellerden çıkarılmış ve ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas
edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvele Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı bölümü olarak eklenmiştir.
(4) 10/12/2003
tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II)
sayılı cetvelin “B) Özel Bütçeli Diğer İdareler” bölümünün 30 uncu sırası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“30) Türk İşbirliği ve Koordinasyon
Ajansı Başkanlığı”
(5) 14/7/1965
tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;
a)
36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı
bendinde yer alan “Teknik Yardım Uzman Yardımcıları” ibaresi “TİKA Uzman
Yardımcıları” ve “Teknik Yardım Uzmanlığına” ibaresi “TİKA Uzmanlığına” şeklinde
değiştirilmiştir.
b) 152 nci maddesinin
“II-Tazminatlar” kısmının “A-Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (i) bendinde
yer alan “Teknik Yardım Uzmanları,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve aynı
bölümün (h) bendine “Milli Eğitim Uzmanları”
ibaresinden sonra gelmek üzere “, TİKA Uzmanları” ibaresi eklenmiştir.
c) Eki (I) sayılı Ek Gösterge
Cetvelinin “I ‒ Genel
İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün;
1- (c) bendinde yer alan “Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanı” ibaresi “Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
2- (f) bendinde yer alan “Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkan Yardımcısı” ibaresi “Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkan Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiştir.
3- (h) bendinde yer alan “Teknik Yardım
Uzmanları” ibaresi “TİKA Uzmanları” şeklinde değiştirilmiştir.
ç) Eki (II) sayılı Ek Gösterge
Cetvelinin “2. Yargı Kuruluşları, Bağlı ve İlgili Kuruluşlar ile Yüksek
Öğretim Kuruluşlarında” bölümüne “Türkiye İstatistik Kurumu Daire Başkanı,”
ibaresinden sonra gelmek üzere “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Daire
Başkanı,” ibaresi eklenmiştir.
d) Eki (IV) sayılı Makam Tazminatı
Cetvelinin 7 nci sırasına “Daire Başkanı” ibaresinden sonra gelmek üzere “,
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Daire Başkanı” ibaresi eklenmiştir.
(6)
15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport
Kanununun 13 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına “Yurtdışı
Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanına,”
ibaresinden sonra gelmek üzere “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanına
ve bu Başkanlığın yurtdışındaki Program Koordinasyon Ofisi sorumlusuna,”
ibaresi eklenmiştir.
(7)
27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü
maddesinin birinci fıkrasına “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar
Başkanlığı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı,” ibaresi eklenmiştir.
GEÇİCİ
MADDE 1-(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
uygulanmasına ilişkin düzenlemeler, bir yıl içinde yürürlüğe konulur. Bu
düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar mevcut düzenlemelerin bu Kanun
Hükmünde Kararnameye aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur
GEÇİCİ MADDE 2-(1)
Bu Kanun Hükmünde Kararname yayımı tarihinde Türk İşbirliği ve Kalkınma
İdaresi Başkanlığına ait her türlü taşınır, taşıt, araç, gereç, malzeme,
demirbaş, borç ve alacaklar, yazılı ve elektronik ortamdaki kayıtlar ve
diğer dokümanlar ile geçici süreli olarak görevlendirilenler de dâhil kadro
ve pozisyonlarda bulunan personel hiçbir işleme gerek kalmaksızın Türk İşbirliği
ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığına devredilmiş sayılır. Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığının kullanımında bulunan veya mülkiyeti Hazineye
ait olup da Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığına tahsisli
taşınmazlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın Türk İşbirliği ve Koordinasyon
Ajansı Başkanlığına tahsis edilmiş sayılır.
(2) Türk İşbirliği ve Koordinasyon
Ajansı Başkanlığının 2011 mali yılı harcamaları, 6091 sayılı 2011 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa istinaden Maliye Bakanlığınca yeni bir
düzenleme yapılıncaya kadar Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi
Başkanlığının 2011 yılı bütçesinde yer alan ödeneklerden karşılanır.
GEÇİCİ MADDE 3-(1) Bu Kanun Hükmünde
Kararnamenin yayımı tarihinde Başkan, Başkan Yardımcısı, I. Hukuk Müşaviri, Daire
Başkanı, Müdür ve Şube Müdürü kadrolarında bulunanların görevleri sona
erer. Başkan, Başkan Yardımcısı, I. Hukuk Müşaviri ve Daire Başkanı
kadrolarında bulunanlar ekli (2) sayılı liste ile ihdas edilen Başkanlık
Müşaviri kadrolarına; Müdür ve Şube Müdürü kadrolarında bulunanlar aynı
liste ile ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına halen bulundukları kadro
dereceleriyle atanmış sayılır. Bu fıkra ile ihdas edilen Başkanlık Müşaviri
ve Araştırmacı kadroları, herhangi bir sebeple boşalması halinde hiçbir işleme
gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.
(2) Bu Kanun Hükmünde Kararname ile kadroları
kaldırılan personelden; Daktilograf ve Anbar Memuru kadrolarında bulunanlar
mevcut kadro, derece ve kademeleri dikkate alınarak Memur unvanlı
kadrolara, Şef ve Uzman kadrolarında bulunanlar mevcut kadro, derece ve
kademeleri dikkate alınarak ekli (1) sayılı liste ile ihdas edilen
Araştırmacı kadrolarına atanırlar.
(3) Yukarıdaki fıkralarda
belirtilenler dışında kalanlardan kadro ve görev unvanı değişmeyenler
Başkanlık için ihdas edilen aynı unvanlı kadrolara halen bulundukları kadro
dereceleriyle başka bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. Kadro ve
görev unvanı değişenler en geç altı ay içinde derece ve kademelerine uygun
kadrolara atanır.
(4) Teknik
Yardım Uzmanı ve Teknik Yardım Uzman Yardımcıları kadrosunda bulunanlar
TİKA Uzmanı ve TİKA Uzman Yardımcısı kadrolarına hiçbir işleme gerek
kalmaksızın atanmış sayılır. Teknik Yardım Uzmanı ve Teknik Yardım Uzman
Yardımcısı unvan ve kadrosunda geçirilen süreler, TİKA Uzmanı ve TİKA Uzman
Yardımcısı unvan ve kadrolarında geçmiş sayılır.
(5) Bu madde
uyarınca atanan veya atanmış sayılan personelin yeni kadrolarına
atandıkları veya atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına
ilişkin olarak en son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve
tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme, ikramiye (bir
aya isabet eden tutar) ve sözleşme ücretleri ile diğer mali hakları (ilgili
mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen
yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç) toplamının net
tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır), atandıkları veya
atanmış sayıldıkları yeni kadroları için öngörülen aylık, ek gösterge, her
türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme,
ikramiye (bir aya isabet eden tutar) ve ücretleri ile diğer mali hakları
(ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile
fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç) toplamının net
tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, farklılık
giderilinceye kadar atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadrolarda
kaldıkları sürece herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın
tazminat olarak ödenir. Atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadro
unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi
istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son
verilir.
(6) Kapatılan
Başkanlıkta, sözleşmeli statüde çalışanların sözleşmeleri, sözleşme süresi
sonuna kadar devam eder.
(7) Bu Kanun Hükmünde Kararnameye göre
yeniden düzenleme ve atamalar yapılıncaya kadar Başkanlığa verilen
görevler, daha önce bu görevleri yapmakta olan personel ve birimler
tarafından yürütülmeye devam edilir. Başkanlık, teşkilatını ve kadrolarını
en geç altı ay içinde bu Kanun
Hükmünde Kararnameye uygun hale getirir.
GEÇİCİ
MADDE 4-(1)Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden
itibaren bir yıl içinde;
a) Mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş
ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı
sonunda 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” başlıklı
bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendinde belirtilen kadrolara
atanmış olanlar,
b) En az doktora diplomasına sahip
öğretim elemanları,
c)
657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlar ile bu Kanun
Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesinin üçüncü
fıkrasının (a) bendinde belirtilen eğitim şartını taşımaları ve Başkanlıkça
belirlenecek yabancı dillerden Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye
Tespit Sınavından en az (C) düzeyinde puan almak veya Yükseköğretim
Kurulunca buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan bir
belgeye sahip olmak veya Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit
Sınavı veya Yükseköğretim Kurulunca bu sınava denk kabul edilen
uluslararası geçerliliği bulunan sınavlarla ölçülmeyen yabancı diller için;
ilgili dilde en az üç yıllık ortaöğretim veya ön lisans, lisans veya yüksek
lisans diploması almış olmak ya da o dilin resmi dil olarak konuşulduğu
ülke resmi makamları tarafından düzenlenen sınavda %70 oranında başarılı
olmak kaydıyla yurtiçi ve yurtdışındaki üniversiteler, uluslararası
kuruluşlar, ilgili meslek kuruluşları, araştırma merkezleri ve sivil toplum
kuruluşlarında Başkanlığın görev alanıyla ilgili çalışan veya bu alanda
eğitim almış kişiler ile kapatılan Başkanlıkta fiilen çalışmakta olan
kişiler,
kırk yaşından gün almamış olmak
kaydıyla, Bakan onayı ile belirlenecek usul ve esaslara göre Bakan tarafından
TİKA Uzmanı olarak atanabilir. Bu şekilde atanacakların sayısı elliyi
geçemez.
2) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinde Başkanlıkta mülga 4668 sayılı Kanunun 20 nci maddesine
göre çalışmakta olanlardan birinci fıkraya göre TİKA Uzmanı kadrolarına
atananların Başkanlıkta sözleşmeli personel pozisyonlarında geçirdikleri
hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceleri
aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde
değerlendirilir. Bunlar, atandıkları kadronun mali ve sosyal haklarına
göreve başladığı tarihi takip eden aybaşından itibaren hak kazanır ve
önceki pozisyonlarında aldıkları mali ve sosyal haklar hakkında herhangi
bir mahsuplaşma yapılmaz. Bu şekilde TİKA Uzmanı kadrolarına atananlara iş
sonu tazminatı ödenmez. Bu personelin önceden iş sonu tazminatı ödenmiş
süreleri hariç, iş sonu tazminatına esas olan toplam hizmet süreleri,
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu
uyarınca ödenecek emekli ikramiyesine esas toplam hizmet süresinin
hesabında dikkate alınır. TİKA Uzmanı kadrolarına atananların pozisyonları
başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.
GEÇİCİ
MADDE 5-(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle, 190 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 9 uncu maddesinin son fıkrasında yer alan sınırlama ile bağlı
olmaksızın boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece, dolu kadrolarda derece
değişikliği yapmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
(2)
2011 yılı için geçerli olmak üzere 6091 sayılı 2011 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanununun 22 nci maddesindeki sınırlamalara tabi olmaksızın Başkanlık
kadrolarına atama yapılabilir.
MADDE 21-(1) Bu Kanun
Hükmünde Kararname yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 22-(1) Bu Kanun
Hükmünde Kararnamenin hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.”
(I) SAYILI CETVEL
TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI
|
Başkan
|
Başkan Yardımcıları
|
Hizmet Birimleri
|
|
Başkan
|
Başkan
Yardımcısı
|
1) Orta
Asya ve Kafkaslar Dairesi Başkanlığı
|
|
|
Başkan
Yardımcısı
|
2)
Balkanlar ve Doğu Avrupa Dairesi Başkanlığı
|
|
|
Başkan
Yardımcısı
|
3)
Ortadoğu ve Afrika Dairesi Başkanlığı
|
|
|
|
4) Doğu ve
Güney Asya, Pasifik ve Latin Amerika
DairesiBaşkanlığı
|
|
|
|
5) Dış
İlişkiler ve Ortaklıklar Dairesi Başkanlığı
|
|
|
|
6) Hukuk
Müşavirliği
|
|
|
|
7)
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı
|
|
|
|
8) İnsan
Kaynakları ve Destek Hizmetleri DairesiBaşkanlığı
|
(II) SAYILI CETVEL
TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI
BAŞKANLIĞI
SÖZLEŞMELİ ÜCRET CETVELİ
(BRÜT TL)
|
GÖREV UNVANI
|
EN AZ
|
EN ÇOK
|
|
Başkan
|
0
|
3.223,56
|
|
Başkan Yardımcısı
|
2.891,21
|
3.027,08
|
|
Daire Başkanı, I. Hukuk Müşaviri
|
1.798,72
|
2.475,77
|
|
TİKA Uzmanı, Hukuk Müşaviri
|
|
|
|
Kadro derecesi 1
|
1.798,72
|
2.475,77
|
|
Kadro derecesi 2
|
1.766,16
|
2.414,03
|
|
Kadro derecesi 3
|
1.747,08
|
2.396,06
|
|
Kadro derecesi 4
|
1.729,11
|
2.378,10
|
|
Kadro derecesi 5
|
1.711,14
|
2.360,12
|
|
Kadro derecesi 6
|
1.692,06
|
2.342,16
|
|
Kadro derecesi 7
|
1.674,10
|
2.323,08
|
|
TİKA Uzman Yardımcısı
|
826,37
|
1.867,22
|
(1 ) SAYILI LİSTE
KURUMU: TÜRK İŞBİRLİĞİ VE
KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS EDİLEN
KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro
Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Başkan
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Başkan Yardımcısı
|
1
|
3
|
3
|
|
GİH
|
Orta Asya ve Kafkaslar Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Balkanlar ve Doğu Avrupa Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Ortadoğu ve Afrika Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Doğu ve Güney Asya, Pasifik ve Latin Amerika Dairesi
Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Dış İlişkiler ve Ortaklıklar Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İnsan Kaynakları ve Destek
Hizmetleri Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
I. Hukuk Müşaviri
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Hukuk Müşaviri
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İç Denetçi
|
1
|
2
|
2
|
|
AH
|
Avukat
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
TİKA Uzmanı
|
1
|
63
|
63
|
|
GİH
|
TİKA Uzmanı
|
2
|
6
|
6
|
|
GİH
|
TİKA Uzmanı
|
3
|
8
|
8
|
|
GİH
|
TİKA Uzmanı
|
4
|
34
|
34
|
|
GİH
|
TİKA Uzmanı
|
5
|
13
|
13
|
|
GİH
|
TİKA Uzmanı
|
6
|
37
|
37
|
|
TH
|
TİKA Uzmanı
|
1
|
15
|
15
|
|
TH
|
TİKA Uzmanı
|
3
|
6
|
6
|
|
TH
|
TİKA Uzmanı
|
4
|
19
|
19
|
|
TH
|
TİKA Uzmanı
|
6
|
5
|
5
|
|
GİH
|
TİKA Uzman Yardımcısı
|
9
|
47
|
47
|
|
TH
|
TİKA Uzman Yardımcısı
|
6
|
5
|
5
|
|
TH
|
TİKA Uzman Yardımcısı
|
9
|
11
|
11
|
|
GİH
|
Mali Hizmetler Uzmanı
|
1
|
3
|
3
|
|
GİH
|
Mali Hizmetler Uzmanı
|
2
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Mali Hizmetler Uzmanı
|
3
|
2
|
2
|
|
GİH
|
Mali Hizmetler Uzmanı
|
5
|
3
|
3
|
|
GİH
|
Mali Hizmetler Uzman Yardımcısı
|
8
|
7
|
7
|
|
GİH
|
Araştırmacı (Ö)
|
1-13
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Araştırmacı
|
1
|
3
|
3
|
|
GİH
|
Araştırmacı
|
3
|
2
|
2
|
|
GİH
|
Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni
|
3
|
12
|
12
|
|
GİH
|
Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni
|
5
|
13
|
13
|
|
GİH
|
Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni
|
6
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni
|
10
|
15
|
15
|
|
GİH
|
Programcı
|
5
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Çözümleyici
|
5
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Memur
|
5
|
15
|
15
|
|
GİH
|
Sekreter
|
5
|
3
|
3
|
|
GİH
|
Şoför
|
5
|
7
|
7
|
|
GİH
|
Şoför
|
8
|
1
|
1
|
|
YH
|
Bekçi
|
6
|
1
|
1
|
|
YH
|
Hizmetli
|
6
|
3
|
3
|
|
YH
|
Hizmetli
|
7
|
1
|
1
|
|
YH
|
Hizmetli
|
8
|
1
|
1
|
|
|
TOPLAM
|
|
400
|
400
|
(2) SAYILI LİSTE
KURUMU : TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Başkanlık Müşaviri
|
1
|
7
|
7
|
|
GİH
|
Araştırmacı
|
1
|
10
|
10
|
|
|
TOPLAM
|
|
17
|
17
|
B- Dayanılan Anayasa
Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
7., 87., 91., 123. ve 163. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK
İNCELEME
A- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Serruh KALELİ,
Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin
YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal
TERCAN’ın katılımlarıyla 12.1.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında,
öncelikle Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ hakkındaki reddi hâkim
talebi görüşülmüştür.
Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim
KILIÇ’ın, kamuoyunda Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve bir internet
sitesinde yer alan bilgilere göre, 2003 yılında ABD Büyükelçisine
Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım beyanlarda bulunduğu, 25.4.2011
tarihinde Anayasa Mahkemesinin 49. Kuruluş Yıldönümü’nde yaptığı açılış
konuşmasında “Ümit ediyorum ki bu
gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını
da ortadan kaldıracaktır.” ifadelerine yer verdiği, ayrıca 6223 sayılı
Yetki Kanunu’nun iptali istemiyle açılan davada verilen kararda açıklanan
görüşünün daha önceki kararlarda yer alan görüşlerinden farklı olduğu, bu
nedenlerle Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu davalarda tarafsız
olarak karar veremeyeceği ileri sürülerek 6216 sayılı Kanun’un 59.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi ile 60. maddesinin (1)
numaralı fıkrası uyarınca reddi talep edilmiştir.
Hâkimin reddi kurumu, hâkimin bakacağı davada
tarafsızlığını sağlamaya yönelik olup temel bir hak olan adil yargılanma
hakkıyla ilişkilidir. Nitekim herkesin, kanuni ve tarafsız bir mahkeme
önünde yargılanma hakkı bulunmaktadır. Bu nedenle hukukumuzda, hâkimin
tarafsız kalamayacağı varsayılan veya tarafsızlığından kuşku duyulabilecek
durumlarda, hâkimin kendi mahkemesinin yetki ve görevine giren belli bir
davaya bakamayacağı veya reddedilebileceği kabul edilmiştir. Herkesin,
tarafı olduğu davada hâkimin reddi talebinde bulunmak hakkı var ise de
talebin incelenebilmesi için bazı usuli şartların yerine getirilmesi
gerekmektedir. Bu şartların gerçekleşmesi durumunda talep içerik yönünden
incelenebilecektir.
6216 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (d) bendinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin, istişarî
görüş ve düşüncelerini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacakları;
60. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve
üyelerinin tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hallerin
olduğu iddiası ile reddolunabileceği; (2) numaralı fıkrasında, bu takdirde,
Genel Kurul ya da bölümlerde ilgili üye katılmaksızın ret konusu hakkında
kesin karar verileceği; (5) numaralı fıkrasında ise ret talebinin kötü
niyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi hâlinde,
talepte bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk Lirasından beşbin
Türk Lirasına kadar disiplin para cezası verileceği kurala bağlanmıştır.
Dava dilekçesinde hâkimin reddi talebi yönünden
dayanılan hususlardan biri Wikileaks belgeleri olarak bilinen belgelerde
yer aldığı ileri sürülen bilgilerdir. Ancak, bu belgelerin gerçekte var
olup olmadığı kanıtlanamadığı gibi içerdiği bilgilerin doğru olup olmadığı
da ortaya konulabilmiş değildir. Aksine, belgelerde ismi geçen birçok kişi
gibi Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ tarafından da kamuoyunun
bilgisine sunuldukları ilk andan itibaren anılan belgelerde var olduğu
ileri sürülen bilgiler açıkça yalanlanmıştır. Ret talebi yönünden dayanılan
hususlardan biri olan açılış konuşmasındaki sözler, Türk siyasal
yaşamındaki uzlaşma kültürü eksikliğine ve temel siyasal sorunların siyasi
arenada çözümü yerine yargı kurumlarına havale edilmesi eğilimine yönelik genel
ve kişisel nitelikte bir eleştiri olup somut bir davaya ilişkin herhangi
bir görüş veya düşünce içermediği gibi somut bir siyasi partiyi de hedef
almamaktadır. Ret talebine dayanak yapılan hususlardan biri olan Anayasa
Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın geçmişte kimi dava dosyalarında kullandığı
oylar, tamamen hâkimin yargısal görevine ilişkindir. Hâkimin geçmişte
verdiği kararlar ve kullandığı oyların ret sebebi olarak kabul
edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla, dava dilekçesinde hâkimin reddi nedeni
olarak ileri sürülen hususlar, Kanun’da düzenlenen davaya bakılması yasak
bir hâl veya ret sebebi olarak kabul edilemez.
Öte yandan, her hak gibi hâkimin reddini talep etme
hakkının da amacına uygun olarak kullanılması gerekir. Aksi halde hakkın
kötüye kullanılması söz konusu olur. Somut dava dosyasında, varlığı ve
içerdiği bilgilerin doğruluğu kanıtlanmamış aksine yalanlanmış olan ve
hukuken delil değeri bulunmayan bir takım bilgi ve belgelere, yine ret
sebebi olmadığı açık olan hâkimin önceki dava dosyalarında kullandığı
oylara dayanılarak ret talebinde bulunulmuş olması, hâkimin reddini talep
etme hakkının iyi niyetle ve amacına uygun olarak kullanılmadığını ortaya
koymaktadır. Buna göre, 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı
fıkrası gereğince ret talebinde bulunanlara takdiren 500 Türk Lirası
disiplin para cezası uygulanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Hâkimin reddi talebinin esastan REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
2- Talebin kötü niyetle yapıldığının KABULÜNE ve
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince DİSİPLİN
PARA CEZASI UYGULANMASINA, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Disiplin para cezasının talepte bulunan davacıya
verilmesine, Serruh KALELİ, Burhan ÜSTÜN ile Nuri NECİPOĞLU’nun “Para cezasının talepte bulunanların her
birine verilmesi gerektiği” yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4- Para cezası miktarının 500 Türk Lirası olarak
esas alınmasına, OYBİRLİĞİYLE,
12.1.2012 gününde karar verilmiştir.
B- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, dosyanın
12.1.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin
esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
IV- ESASIN
İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Abdullah ÇELİK
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun
hükmünde kararname kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun Hükmünde Kararnamelerin Yargısal Denetimi
Hakkında Genel Açıklama
Anayasa’nın 91. maddesinde düzenlenen kanun
hükmünde kararnameler, işlevsel yönden yasama işlemi niteliğinde olduğundan
yargısal denetimlerinin yapılması görev ve yetkisi Anayasa’nın 148. maddesi
ile Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Yargısal denetimde kanun hükmünde
kararnamenin, öncelikle yetki kanununa sonra da Anayasa’ya uygunluğu
sorunlarının çözümlenmesi gerekir. Her ne kadar, Anayasa’nın 148.
maddesinde kanun hükmünde kararnamelerin yetki kanunlarına uygunluğunun
denetlenmesinden değil, yalnızca Anayasa’ya biçim ve esas bakımlarından
uygunluğunun denetlenmesinden söz edilmekte ise de Anayasa’ya uygunluk
denetiminin içerisine öncelikle kanun hükmünde kararnamenin yetki kanununa
uygunluğunun denetimi de girer. Çünkü Anayasa’da, Bakanlar Kuruluna ancak
yetki kanununda belirtilen sınırlar içerisinde kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisi verilmesi öngörülmüştür. Yetkinin dışına çıkılması, kanun
hükmünde kararnameyi Anayasa’ya aykırı duruma getirir.
Dayanaklarını doğrudan doğruya Anayasa’dan alan
olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinden farklı olarak, olağan
dönemlerdeki kanun hükmünde kararnamelerin bir yetki kanununa dayanması
zorunludur. Bu nedenle, kanun hükmünde kararnameler ile dayandıkları yetki
kanunu arasında çok sıkı bir bağ vardır. Kanun hükmünde kararnamenin yetki
kanunu ile olan bağı, kanun hükmünde kararnameyi aynen ya da değiştirerek
kabul eden kanun ile kesilir. Kanun hükmünde kararnamenin Anayasa’ya uygun
bir yetki kanununa dayanması, geçerliliğinin ön koşuludur. Bir yetki
kanununa dayanmadan çıkartılan veya dayandığı yetki kanunu iptal edilen
kanun hükmünde kararnamelerin içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile
bunların Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez.
Kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya uygunluk
denetimi, kanunların denetiminden farklıdır. Anayasa’nın 11. maddesinde, “Kanunlar
Anayasaya aykırı olamaz.” denilmektedir. Bu nedenle kanunların
denetiminde, onların yalnızca Anayasa kurallarına uygun olup olmadıkları
saptanır. Kanun hükmünde kararnameler ise konu, amaç, kapsam ve ilkeleri yönünden
hem dayandıkları yetki kanununa hem de Anayasa’ya uygun olmak
zorundadırlar.
Anayasa’da kimi konuların kanun hükmünde
kararnamelerle düzenlenmesi yasaklanmaktadır. Anayasa’nın 91. maddesinin
birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere,
Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel
haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî
haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği
belirtilmiştir. Bu kural gereğince, Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Bakanlar
Kurulu”na ancak kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış
alana girmeyen konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi
verebilir.
Anayasa’nın herhangi bir maddesinde kanunla
düzenleneceği öngörülen bir konunun, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci
fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile ilgili olmadıkça ya da
Anayasa’nın 163. maddesinde olduğu gibi kanun hükmünde kararname
çıkarılamayacağı açıkça belirtilmedikçe kanun hükmünde kararname ile
düzenlenmesi Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz.
Öte yandan, Anayasanın 91. maddesinin ikinci
fıkrası uyarınca, yetki kanununda, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin,
süresi ile süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp
çıkarılamayacağının gösterilmesi gerekmektedir. TBMM İçtüzüğü’nün 90.
maddesinin ikinci fıkrasında da kanun hükmünde kararnamelerin diğer bir
kanun hükmünde kararname ile değiştirilebileceği veya yürürlükten
kaldırılabileceği belirtilmiştir.
B- Kanun Hükmünde Kararname’nin Ayrı Ayrı Tüm
Maddeleri ve Eki (I) ve (II) Sayılı Cetveller ile (1) ve (2) Sayılı
Listelerin 6223 Sayılı Yetki Kanunu Kapsamında Olup Olmadığının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, KHK’nin ayrı ayrı tüm maddeleri
ve eki cetveller ile listelerin, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında
olmadığı gibi acil, ivedi, önemli ve zorunlu konuları düzenlemediği
belirtilerek Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87., 91., 123. ve 163.
maddelerine aykırı oldukları ileri sürülmüştür.
1- KHK’nin 16. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrası
KHK’nin 16. maddesinin (6) numaralı fıkrası,
11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının
Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle
yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu fıkraya ilişkin iptal
istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
2- KHK’nin 20. Maddesinin (7) Numaralı
Fıkrasıyla, 375 Sayılı KHK’nin Ek 3. Maddesinin Birinci Fıkrasına “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar
Başkanlığı,” İbaresinden Sonra Gelmek Üzere Eklenen “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı
Başkanlığı,” İbaresi
KHK’nin 20. maddesinin (7) numaralı fıkrasıyla, 375 sayılı
KHK’nin ek 3. maddesinin birinci fıkrasına “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı,” ibaresinden
sonra gelmek üzere eklenen “Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı,” ibaresi, 666 sayılı KHK’nin 1. maddesiyle yürürlükten
kaldırıldığından, konusu kalmayan bu ibareye ilişkin
iptal istemi
hakkında karar verilmesine yer
olmadığına karar vermek gerekir.
3-
KHK’nin Eki (II) Sayılı Cetvel
KHK’nin eki (II) sayılı Cetvel, 666 sayılı KHK’nin 1. maddesiyle yürürlükten
kaldırıldığından, konusu kalmayan bu cetvele ilişkin iptal istemi
hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
4- KHK’nin 20. Maddesinin (5) Numaralı
Fıkrasının (ç) Bendiyle, 657 sayılı Kanun’un Eki (II) Sayılı Ek Gösterge
Cetvelinin “2. Yargı Kuruluşları,
Bağlı ve İlgili Kuruluşlar ile Yüksek Öğretim Kuruluşlarında” Bölümüne
“Türkiye İstatistik Kurumu Daire
Başkanı” İbaresinden Sonra Gelmek Üzere Eklenen “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Daire Başkanı,” İbaresi
657 sayılı Kanun’un 43. maddesinin birinci
fıkrasının (B) bendi uyarınca, anılan Kanun’a tâbi kurumların kadrolarında
bulunan personelin aylıkları; hizmet sınıfları, görev türleri ve aylık
alınan dereceler dikkate alınarak Kanun’a ekli (I) ve (II) sayılı
Cetvellerde gösterilen ek gösterge rakamlarının eklenmesi suretiyle
hesaplanır. KHK’nin 20. maddesinin (5) numaralı fıkrasının (ç) bendiyle,
657 sayılı Kanun’a ekli (II) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “2. Yargı Kuruluşları, Bağlı ve İlgili
Kuruluşlar ile Yüksek Öğretim Kuruluşlarında” bölümüne “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı
Daire Başkanı,” ibaresi eklenerek TİKA daire başkanlarının 3600 ek
gösterge rakamı üzerinden aylık almaları sağlanmıştır. Bu husus, KHK ile
yürürlükten kaldırılan mevzuatta bulunmayan yeni bir mali imkândır.
6223 sayılı Yetki Kanunu’nun amaç ve kapsamını
düzenleyen 1. maddesinde, Kanun’un amacı, kamu hizmetlerinin düzenli,
süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak
olarak belirlenmiş ve yetkinin kapsamı iki başlık altında tespit
edilmiştir. Yetkinin kapsamına ilk olarak kamu hizmetlerinin bakanlıklar
arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi girmektedir. Bu çerçevede
gerekli görülmesi hâlinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan
bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için kanun hükmünde kararname çıkarma
yetkisi verilmiştir. Bu amaçla;
1- Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya
kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı,
ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,
2- Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların
bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut,
birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak
yeniden düzenlenmesine,
3- Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni
kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine,
taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,
ilişkin kanun hükmünde kararname
çıkarılabilecektir.
İkinci olarak, kamu kurum ve kuruluşlarında
istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu
görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme,
görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak
değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılması için kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisi verilmiştir.
6223 sayılı
Yetki Kanunu’nda Bakanlar Kuruluna kamu personelinin mali ve sosyal
haklarına ilişkin olarak doğrudan düzenleme yapma yetkisi verilmediği
açıktır. Bununla birlikte anılan Kanun’un amaç ve kapsamına giren konularda
yapılan düzenlemelerin doğal sonucu olması durumunda kamu personelinin mali
ve sosyal haklarıyla ilgili düzenlemelerin yapılması mümkündür.
Dava konusu kuralla, TİKA daire başkanlarının
önceki mevzuatta olmayan 3600 ek gösterge rakamı üzerinden aylık
almalarının sağlanması, doğrudan kamu personelinin mali haklarına ilişkin
olup, 6223 sayılı Yetki
Kanunu’nun amaç ve kapsamına giren konularda yapılan düzenlemelerin doğal
sonucu değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural 6223 sayılı
Yetki Kanunu kapsamında değildir, iptali gerekir.
5- KHK’nin 20. Maddesinin (5) Numaralı
Fıkrasının (d) Bendiyle 657 Sayılı Kanun’un Eki (IV) sayılı Makam Tazminatı
Cetvelinin 7. Sırasına “Daire Başkanı”
İbaresinden Sonra Gelmek Üzere Eklenen “,
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Daire Başkanı” İbaresi
657 sayılı Kanun’un ek 26. maddesinin (a) bendi
uyarınca, anılan Kanun’a ekli (IV) sayılı Cetvelde unvanları yazılı
görevlerde bulunanlara hizalarında gösterilen gösterge rakamlarının memur
aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunan miktarda makam
tazminatı ödenir. KHK’nin 20. maddesinin (5) numaralı fıkrasının (d) bendiyle,
657 sayılı Kanun’a ekli (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 7. sırasına
“, Türk İşbirliği ve Koordinasyon
Ajansı Daire Başkanı” ibaresi eklenerek, TİKA daire başkanlarının 2000
gösterge rakamı üzerinden makam tazminatı almaları sağlanmıştır.
Dava konusu kuralla, TİKA daire başkanlarının
önceki mevzuatta olmayan 2000 gösterge rakamı üzerinden makam tazminatı
almalarının sağlanması, doğrudan kamu personelinin mali haklarına ilişkin
olup, 6223 sayılı Yetki
Kanunu’nun amaç ve kapsamına giren konularda yapılan düzenlemelerin doğal
sonucu değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural 6223 sayılı
Yetki Kanunu kapsamında değildir, iptali gerekir.
6- KHK’nin Diğer Kuralları
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde yapılan
inceleme sonucunda; KHK’nin, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığı
gerekçesiyle iptal edilen kuralları ile hakkında karar verilmesine yer
olmadığına karar verilenler dışında kalan diğer kurallarının 6223 sayılı
Yetki Kanunu’nun kapsamında olduğu anlaşıldığından, bu maddelere,
fıkralara, bölüme, ibareye, cetvele ve listelere ilişkin iptal isteminin
reddi gerekir.
C- Kanun Hükmünde Kararname’nin Tüm
Maddelerinin Anayasa’nın 91. Maddesi Yönünden İncelenmesi
Dava dilekçesinde, KHK’nin ayrı ayrı tüm
maddelerinin ve eki cetvellerin ve listelerin, Anayasa’nın 91. maddesinin
birinci fıkrası ile 163. maddesinde kanun hükmünde kararnameyle
düzenlenmesi yasaklanmış alanlara ilişkin düzenleme içerdiği belirtilerek
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87., 91., 123. ve 163. maddelerine
aykırı oldukları ileri sürülmüştür.
1- KHK’nin 16. Maddesinin (3), (4) ve (5)
Numaralı Fıkraları
KHK’nin 16. maddesiyle, daha önce düzenlenmemiş
bulunan TİKA
Uzmanlığı kadrosu kurulmuş ve bu kadroda
görev yapacak kişilerin atanma usul ve esasları düzenlenmiştir. Anılan
maddenin (3) numaralı fıkrasında, TİKA Uzman Yardımcılığına atanmanın
koşulları; (4) numaralı fıkrasında, TİKA Uzman Yardımcılığında en az üç yıl
çalışanların, Başkanlıkça yapılacak yeterlik sınavında başarı göstermek
şartıyla TİKA Uzmanı unvanını alacakları, üst üste iki defa yeterlik
sınavında başarı gösteremeyenlerin durumlarına uygun diğer kadrolara
atanacakları; (5) numaralı fıkrasında, TİKA Uzmanı ile Uzman
Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı ve
yeterlik sınavı ile diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği kurala
bağlanmıştır.
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim
ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci
ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile
dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde
kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın “Kamu
hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinin birinci fıkrasında,
her Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten
sonra ikinci fıkrasında hizmete alınmada, görevin gerektirdiği
niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Buna göre, Anayasa’nın “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü
bölümünde yer alan ve 70. maddesinde korunan kamu hizmetlerine girme
hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması
mümkün değildir.
TİKA Uzmanlığı
ve TİKA Uzman Yardımcılığıkadrolarına giriş koşullarının
belirlenmesi, Anayasa’nın 70. maddesine göre kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir düzenleme olduğundan,
KHK’nin 16. maddesinin (3), (4) ve (5) numaralı fıkraları,
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır, iptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Burhan ÜSTÜN farklı gerekçeyle
bu görüşe katılmışlardır.
Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe
katılmamışlardır.
2-
KHK’nin Geçici 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (c) Bendinin “657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde
sayılan genel şartlar ile bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının
(a) bendinde belirtilen eğitim şartını taşımaları ve Başkanlıkça
belirlenecek yabancı dillerden Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye
Tespit Sınavından en az (C) düzeyinde puan almak veya Yükseköğretim
Kurulunca buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan bir
belgeye sahip olmak veya Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit
Sınavı veya Yükseköğretim Kurulunca bu sınava denk kabul edilen
uluslararası geçerliliği bulunan sınavlarla ölçülmeyen yabancı diller için;
ilgili dilde en az üç yıllık ortaöğretim veya ön lisans, lisans veya yüksek
lisans diploması almış olmak ya da o dilin resmi dil olarak konuşulduğu
ülke resmi makamları tarafından düzenlenen sınavda %70 oranında başarılı
olmak kaydıyla yurtiçi ve yurtdışındaki üniversiteler, uluslararası
kuruluşlar, ilgili meslek kuruluşları, araştırma merkezleri ve sivil toplum
kuruluşlarında Başkanlığın görev alanıyla ilgili çalışan veya bu alanda
eğitim almış kişiler ile…” Bölümü
KHK’nin geçici 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasıyla, bazı kişiler yönünden doğrudan TİKA Uzmanlığına atanma imkânı
getirilmiş ve bunun koşulları düzenlenmiştir. Anılan fıkranın (c) bendinde,
kapatılan
Başkanlıkta fiilen çalışmakta olanlar dışında ilk defa kamu hizmetine
girecek kişiler de kapsama dâhil edilmiştir.
TİKA
Uzmanlığı kadrolarına giriş
koşullarının belirlenmesi, Anayasa’nın 70. maddesine göre kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir
düzenleme olduğundan, KHK’nin geçici 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (c) bendinin kapatılan Başkanlıkta fiilen çalışmakta olanlar
dışındakilere ilişkin dava konusu kural, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci
fıkrasına aykırıdır, iptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe
katılmamışlardır.
3-
KHK’nin Geçici 5. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrası
KHK’nin geçici
5. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 2011 yılı için geçerli olmak üzere
6091 sayılı 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 22. maddesindeki
sınırlamalara tâbi olmaksızın Başkanlık kadrolarına atama yapılabileceği
hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 161.
maddesinde, Devletin ve kamu iktisadi
teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamalarının “yıllık bütçelerle” yapılacağı ve
bütçenin “kanunla” düzenleneceği
belirtilmiştir. Anayasa’nın 163. maddesinde bütçelerde değişiklik yapılmasının esasları düzenlenmiş, maddenin
üçüncü cümlesinde ise “Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde
kararname ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
KHK’nin geçici
5. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, 2011 yılı için geçerli olmak üzere
6091 sayılı Bütçe Kanunu’nun 22. maddesindeki sınırlamalara tâbi olmaksızın
Başkanlık kadrolarına atama yapılabilmesinin
olanaklı kılınması, 6091 sayılı Bütçe Kanunu’nun 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
öngörülen sınırlamaların, TİKA’ya tahsis edilen kadrolar yönünden
uygulanmaması sonucunu doğurmakta ve bu durum, bütçe kanununda değişiklik
yapılması anlamına gelmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 163. maddesine aykırıdır, iptali
gerekir.
4- KHK’nin Diğer Kuralları
KHK’nin iptal edilen
kuralları ile hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar
verilenler dışında kalan diğer kurallarında, Anayasa’nın 91.
maddesinin birinci fıkrası ile 163. maddesi uyarınca kanun hükmünde
kararname ile düzenlenmesi yasaklanmış alanlara ilişkin herhangi bir
aykırılık saptanmadığından bu kurallara ilişkin iptal isteminin reddi
gerekir.
KHK’nin 16. maddesinin (7) numaralı fıkrası
yönünden Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ
24.10.2011 günlü, 656 sayılı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin:
A)
1- 16. maddesinin (6) numaralı fıkrası,
2-
20. maddesinin (7) numaralı fıkrasıyla 375 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin ek 3. maddesinin birinci fıkrasına “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı,”
ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı,” ibaresi,
3-
Eki ll Sayılı Cetvel’i,
hakkında,
22.11.2012 günlü, E. 2011/148, K. 2012/186 sayılı kararla karar verilmesine
yer olmadığına karar verildiğinden, bu fıkraya, ibareye ve cetvele ilişkin
yürürlüğün durdurulması istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
B)Kapsam yönünden;
1-
1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15. maddeleri,
16. maddesinin (1), (2) ve (7) numaralı fıkraları, 17., 18., 19. maddeleri,
20. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile (5) numaralı fıkrasının (ç) ve (d)
bentleri dışında kalan bölümü, geçici 1., geçici 2., geçici 3. maddeleri,
geçici 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde yer alan “…kapatılan Başkanlıkta fiilen
çalışmakta olan kişiler,”ibaresi, geçici 5. maddenin
(1) numaralı fıkrası, 21., 22. maddeleri ile eki (I) Sayılı
Cetvel’e, (1) ve (2) sayılı listelere yönelik iptal istemleri, 22.11.2012
günlü, E. 2011/148,K. 2012/186
sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bölüme, ibareye,
cetvele ve listelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
2- 20.
maddesinin (5) numaralı fıkrasının;
a- (ç) bendiyle, 14.7.1965 günlü, 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu’nun Eki (ll) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “2. Yargı Kuruşları, Bağlı ve İlgili
Kuruluşlar ile Yüksek Öğretim Kuruluşlarında” bölümüne “Türkiye İstatistik Kurumu Daire Başkanı”
ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Daire Başkanı,” ibaresine,
b- (d) bendiyle 657 sayılı
Kanun’un Eki (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 7. nci sırasına “Daire Başkanı” ibaresinden sonra
gelmek üzere eklenen“, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı
Daire Başkanı” ibaresine,
ilişkin iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin
ertelenmesi nedeniyle, bu ibarelerin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
REDDİNE,
C) Anayasa’nın 91. maddesinin
birinci fıkrası ile 163. maddesi yönünden;
1-
1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15. maddeleri,
16. maddesinin (1), (2) ve (7) numaralı fıkraları, 17., 18., 19. maddeleri,
20. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile (5) numaralı fıkrasının (ç) ve (d)
bentleri dışında kalan bölümü, geçici 1., geçici 2., geçici 3. maddeleri,
geçici 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde yer alan “…kapatılan Başkanlıkta fiilen
çalışmakta olan kişiler,”ibaresi, geçici 5. maddenin
(1) numaralı fıkrası, 21., 22. maddeleri ile eki (I) Sayılı
Cetvel’e, (1) ve (2) sayılı listelere yönelik iptal istemleri, 22.11.2012
günlü, E. 2011/148,K. 2012/186
sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bölüme, ibareye,
cetvele ve listelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin
REDDİNE,
2- 16. maddesinin (3), (4) ve (5) numaralı
fıkralarına ilişkin iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi
nedeniyle, bu fıkraların YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
3- a- Geçici Madde 4’ün (1)
numaralı fıkrasının (c) bendinin “…kapatılan Başkanlıkta
fiilen çalışmakta olan kişiler,”ibaresi dışında kalan bölümüne,
b-Geçici
Madde 5’in (2) numaralı fıkrasına,
ilişkin iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin
ertelenmesi nedeniyle, bu fıkranın ve bölümün YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE,
22.11.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- İPTAL HÜKMÜNÜN
YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun,
kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların
hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün
yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî
Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte,
6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural
tekrarlanmaktadır.
24.10.2011 günlü, 656 sayılı Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin 16. maddesinin (3), (4) ve (5) numaralı
fıkralarının; 20. maddesinin (5) numaralı fıkrasının (ç) ve (d)
bentlerinin; geçici 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin “…kapatılan Başkanlıkta fiilen
çalışmakta olan kişiler,” ibaresi dışında kalan
bölümü ile geçici 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptal edilmeleri
nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkralar, bentler
ve bölüme ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII- SONUÇ
24.10.2011 günlü, 656 sayılı Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin:
A)
1- 16. maddesinin (6) numaralı fıkrası,
2-
20. maddesinin (7) numaralı fıkrasıyla, 27.6.1989 günlü,375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin
ek 3. maddesinin birinci fıkrasına “Yurtdışı
Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı,” ibaresinden sonra gelmek
üzere eklenen “Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığı,” ibaresi,
3-
Eki (ll) Sayılı Cetvel,
11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan
bu fıkraya, ibareye ve cetvele ilişkin iptal istemi hakkında KARAR
VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
B) 1- 1., 2., 3., 4., 5., 6.,
7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15. maddeleri, 16. maddesinin (1), (2)
ve (7) numaralı fıkraları, 17., 18., 19. maddeleri, 20. maddesinin (7)
numaralı fıkrası ile (5) numaralı fıkrasının (ç) ve (d) bentleri dışında
kalan bölümü, geçici 1., geçici 2., geçici 3. maddeleri, geçici 4.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde yer alan “…kapatılan Başkanlıkta fiilen
çalışmakta olan kişiler,”ibaresi, geçici 5. maddenin (1)
numaralı fıkrası, 21., 22.
maddeleri ile eki (I) Sayılı Cetvel’i, (1) ve (2) sayılı listeleri, 6223
sayılı Yetki Kanunu kapsamında olduğundan Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
bu maddelere, fıkralara, bölüme, ibareye, cetvele ve listelere ilişkin
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- 20. maddesinin (5) numaralı fıkrasının;
a- (ç) bendiyle, 14.7.1965 günlü, 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu’nun Eki (ll) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “2. Yargı Kuruluşları, Bağlı ve İlgili
Kuruluşlar ile Yüksek Öğretim Kuruluşlarında” bölümüne “Türkiye
İstatistik Kurumu Daire Başkanı” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı
Daire Başkanı,” ibaresi,
b- (d) bendiyle 657 sayılı
Kanun’un Eki (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 7.nci sırasına “Daire Başkanı” ibaresinden sonra
gelmek üzere eklenen “, Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Daire Başkanı” ibaresi,
6223 sayılı Kanun kapsamında olmadığından bu
ibarelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- 20. maddesinin (5) numaralı
fıkrasının (ç) ve (d) bentlerinin iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince bu bentlere ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN
RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C) 1- 1., 2., 3., 4., 5., 6.,
7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15. maddeleri, 16. maddesinin (1) ve
(2) numaralı fıkraları, 17., 18., 19. maddeleri, 20. maddesinin (7)
numaralı fıkrası ile (5) numaralı fıkrasının (ç) ve (d) bentleri dışında
kalan bölümü, geçici 1., geçici 2., geçici 3. maddeleri, geçici 4.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde yer alan “…kapatılan Başkanlıkta fiilen
çalışmakta olan kişiler,”ibaresi, geçici 5. maddenin (1)
numaralı fıkrası, 21., 22.
maddeleri ile eki (I) Sayılı Cetvel’i, (1) ve (2) sayılılistelerin, Anayasa’nın 91. maddesinin
birinci fıkrası ile 163. maddesi uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
bu maddelere, fıkralara,bölüme,
ibareye, cetvele ve listelere ilişkin iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
2- 16. maddesinin;
a-(3), (4) ve (5) numaralı fıkralarının,
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- (7) numaralı fıkrasının,
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası ile 163. maddesi uyarınca
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve bu fıkrayailişkin iptal isteminin REDDİNE, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Geçici Madde 4’ün (1)
numaralı fıkrasının (c) bendinin “657
sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlar ile bu
Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde
belirtilen eğitim şartını taşımaları ve Başkanlıkça belirlenecek yabancı
dillerden Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az
(C) düzeyinde puan almak veya Yükseköğretim Kurulunca buna denk kabul
edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan bir belgeye sahip olmak veya
Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı veya Yükseköğretim
Kurulunca bu sınava denk kabul edilen uluslararası geçerliliği bulunan
sınavlarla ölçülmeyen yabancı diller için; ilgili dilde en az üç yıllık
ortaöğretim veya ön lisans, lisans veya yüksek lisans diploması almış olmak
ya da o dilin resmi dil olarak konuşulduğu ülke resmi makamları tarafından
düzenlenen sınavda %70 oranında başarılı olmak kaydıyla yurtiçi ve
yurtdışındaki üniversiteler, uluslararası kuruluşlar, ilgili meslek
kuruluşları, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşlarında
Başkanlığın görev alanıyla ilgili çalışan veya bu alanda eğitim almış
kişiler ile…”bölümünün, Anayasa’nın 91.
maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
4- Geçici Madde 5’in (2)
numaralı fıkrasının Anayasa’nın 163. maddesi uyarınca Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5-16. maddesinin(3), (4) ve (5) numaralı fıkraları,
Geçici Madde 4’ün (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin “…kapatılan
Başkanlıkta fiilen çalışmakta olan kişiler,” ibaresi dışında kalan bölümü ile Geçici
Madde 5’in (2) numaralı fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince bu fıkralara ve bölüme ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN,
KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
22.11.2012 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY
YAZISI
24.10.2011 günlü, 656 sayılı Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin 16. maddesinin(3), (4) ve (5) numaralı fıkraları ile Geçici Madde 4’ün (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin bir bölümü çoğunluk
kararıyla Anayasa’nın 91. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
656 sayılı KHK’nin 16. maddesinin(3) numaralı fıkrasında TİKA Uzman Yardımcılığına atanabilmek
için 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak
aranacak şartlar düzenlenmiştir. Buna göre TİKA Uzman Yardımcılığına
atanabilmek için genel şartlara ek olarak:
a) En az dört yıllık eğitim veren
yükseköğretim kurumlarından veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca
kabul edilen yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak,
b) Yapılacak yarışma sınavında
başarılı olmak,
c) Sınavın yapıldığı yılın Ocak
ayının ilk günü itibarıyla otuzbeş yaşını doldurmamış olmak,
ç) Başkanlıkça belirlenen yabancı
dillerden Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az
(B) düzeyinde puan almak veya Yükseköğretim Kurulunca buna denk kabul
edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan bir belgeye sahip olmak, Kamu
Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı veya Yükseköğretim
Kurulunca bu sınava denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan
sınavlarla ölçülmeyen yabancı diller için; ilgili dilde en az üç yıllık
ortaöğretim veya ön lisans, lisans veya yüksek lisans diploması almış olmak
ya da o dilin resmi dil olarak konuşulduğu ülke resmi makamları tarafından
düzenlenen sınavda % 80 oranında başarılı olmak,
şartlarının aranacağı
belirtilmiştir.
Maddenin(4) numaralı
fıkrasında TİKA Uzman
Yardımcılığında en az üç yıl çalışanların, Başkanlıkça yapılacak yeterlik
sınavında başarı göstermek şartıyla TİKA Uzmanı unvanını alacakları, üst
üste iki defa yeterlik sınavında başarı gösteremeyenlerin durumlarına uygun
diğer kadrolara atanacakları kurala bağlanmıştır.
Maddenin(5) numaralı
fıkrasında ise, TİKA Uzmanı ile
Uzman Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı
ve yeterlik sınavı ile diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği
belirtilmiştir.
Geçici Madde 4’ün
(1) numaralı fıkrasının (c) bendinde iptaline karar verilen; “657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde
sayılan genel şartlar ile bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesinin
üçüncü fıkrasının (a) bendinde belirtilen eğitim şartını taşımaları ve
Başkanlıkça belirlenecek yabancı dillerden Kamu Personeli Yabancı Dil
Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az (C) düzeyinde puan almak veya
Yükseköğretim Kurulunca buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği
bulunan bir belgeye sahip olmak veya Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi
Seviye Tespit Sınavı veya Yükseköğretim Kurulunca bu sınava denk kabul
edilen uluslararası geçerliliği bulunan sınavlarla ölçülmeyen yabancı diller
için; ilgili dilde en az üç yıllık ortaöğretim veya ön lisans, lisans veya
yüksek lisans diploması almış olmak ya da o dilin resmi dil olarak
konuşulduğu ülke resmi makamları tarafından düzenlenen sınavda %70 oranında
başarılı olmak kaydıyla yurtiçi ve yurtdışındaki üniversiteler,
uluslararası kuruluşlar, ilgili meslek kuruluşları, araştırma merkezleri ve
sivil toplum kuruluşlarında Başkanlığın görev alanıyla ilgili çalışan veya
bu alanda eğitim almış kişiler(in)…”şeklindeki ibarede belirtilen şartları taşıyan kimselerin,
belirlenecek usul ve esaslara göre Bakan tarafından TİKA Uzmanı olarak
atanabilmelerine olanak sağlanmıştır.
6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1. maddesinin birinci
fıkrasının (a-3) bendinde, Kanun’un amaçlarından birinin kamu hizmetlerinin
Bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek, mevcut Bakanlıklar
ile birleştirilen veya yeni kurulan Bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve
kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma
esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek olduğu belirtilmiş
ve aynı Kanun’un ikinci fıkrasında da ilgili kanun ve kanun hükmünde
kararnamelerde değişiklik yapılabileceği belirtilmiştir.
656 sayılı KHK’nin anılan
hükümleriyle TİKA Uzmanı ve TİKA Uzman Yardımcısı
istihdamının öngörülmesi ve bunların kadrolarının oluşturulması teşkilat ve kadroların belirlenmesine
ilişkin bir husus olduğundan Yetki Kanunu’na aykırılık bulunmamaktadır.
Kamu görevlilerinin kadrolarının ve bu kadrolara atanacak
kişilerde bulunması gereken niteliklerin de kanunla düzenlenmesi
gerekmektedir. Ancak, kamu görevlisi olarak atanacak kişilerle ilgili tüm
ayrıntıların sadece yasayla düzenlenmesi gerektiği ve bu konuda idarî
düzenlemeler yapılmasının Anayasa’nın 128’inci maddesinin ikinci fıkrasına
aykırı düşeceği iddiası yerinde değildir. Anayasa'nın bir maddesinin
yasayla düzenleneceğini öngördüğü bir konunun, Anayasa'nın 91. maddesinin
birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile doğrudan ilgili
olmadıkça, ya da KHK ile düzenlenemeyeceği Anayasa'da özel olarak
belirtilmedikçe KHK ile düzenlenmesi Anayasa'ya aykırı değildir.
Anayasa'nın
70. maddesine göre, “her Türk kamu hizmetine girme hakkına
sahiptir. Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir
ayırım gözetilemez”.Maddede Türkiye Cumhuriyeti Devletine
vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin görevin gerektirdiği nitelikler
dışında, dil, din, mezhep, renk, siyasi düşünce, cinsiyet ve benzeri ayırım
gözetilmeksizin kamu hizmetlerine girme hakkına sahip bulundukları
belirtilmiştir. Böylece “kamu hizmetlerine girme hakkı” siyasi hak ve ödevler kapsamında,
vatandaşlık bağına bağlı olarak kullanılabilecek bir hak olarak
düzenlenmiştir. Düzenlemenin temel hakka ilişkin niteliği bundan ibarettir.
Yoksa, bunun dışında kamu görevlerine giriş, atanma, görev değişikliğine
ilişkin tüm düzenleme ve uygulamaların temel hakkın düzenlenmesi ve 91.
madde anlamında yasak alan kapsamında görülmesi yerinde değildir.
Anayasa'nın 91. maddesinin
birinci fıkrasında, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci
bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü
bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Anayasanın belirtilen bölümlerinde birçok
temel hak ve özgürlük düzenlenmiş bulunmaktadır. Sözkonusu temel hak ve
özgürlüklerin kapsama alanları ve ilgili oldukları hususlar geniş bir
biçimde yorumlandığında KHK’lerle yapılacak tüm düzenlemelerin bu hak ve
özgürlüklerle bağlantılarının bulunduğu ileri sürülebilecektir. Böyle bir
yorumdan hareket edilmesi halinde yasak alan kapsamı oldukça genişleyecek
ve KHK ile düzenlenebilecek alan kalmayacaktır. Nitekim Anayasa
Mahkemesinin, 6.1.1987 günlü, E:1986/15 ve K:1987/1 sayılı kararında,
dolaylı biçimde kişi hak ve özgürlüklerini ilgilendirmeyecek bir düzenleme
düşünmenin oldukça güç olduğu, bu nedenle de dolaylı bir ilginin varlığına
dayanılarak sonuca gitmenin isabetli sayılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre,
yasak alanın kapsamının, temel hak ve özgürlüklerle doğrudan ilgili
düzenlemeleri kapsayacak, dolaylı olarak ilgili düzenlemeleri ise kapsam
dışında bırakacak şekilde belirlenmesi gerekir.
Anayasa
Mahkemesi, 16.5.1989 günlü, E:1989/4 ve K:1989/24 sayılı kararında,
3.11.1988 günlü, 347 sayılı “233
Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bir
Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin Genel
Müdür olarak atanabilmek için,
“yükseköğrenim görmüş olmak, dört yılı kamuda, altı yılı özel sektörde
geçmek şartıyla en az on yıl hizmeti bulunmak, kamu hizmeti bulunmayanlarda
ise özel sektörde asgari onbeş yıl çalışmış olmak, Genel müdürlük görevini
yerine getirebilecek yetenek, bilgi ve tecrübeye sahip olmak" şartlarını
getiren 1. maddesine yönelik iptal istemini reddetmiştir.
Anayasa’nın
91. maddesi kapsamına giren alanlarda düzenleme yapılmış olmasından söz
edilebilmesi için 91.maddede
belirtilen hak ve alanlarla ilgili doğrudan bir düzenleme yapılmış olması
gerekir.
İptaline karar verilen kurallarda Yetki Kanunu
kapsamında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığında TİKA Uzmanı ve TİKA Uzman
Yardımcısı kadroları oluşturulduğundan, zorunlu olarak bu kadrolara
girişin koşulları da düzenlenmiştir. Bu nedenle anılan kuralların
Anayasa’nın 91. maddesinde belirtilen yasak alana ilişkin düzenlemeler
içerdiğinden söz etmek mümkün değildir.
Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kurallara
yönelik iptal isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle
kuralın iptaline yönelik çoğunluk görüşüne katılmadık.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY
(Reddi
Hakim)
Mahkememize 2011/148 Esas sayısı ile T.B.M.M. üyesi
114 milletvekili tarafından açılan 24.10.2011 tarih ve 656 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin iptali davasın da Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim
KILIÇ’ın reddi talebi yer almış ise de, dosyanın 12.1.2012 tarihli ilk
incelemesinde hakimin reddi talebi esastan reddedilmiş, talebin kötü
niyetle yapıldığı oyçokluğu ile kabul edilmiş ise de, bu gibi hallerde
uygulanacak para cezasının talepte bulunanlar dışında cezanın SOYUT bir
niteleme ile sadece davacıya verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne
aşağıdaki nedenler ile katılınmamıştır.
Reddi hakim talebinin kötü niyetle yapıldığının
kabulü halinde, bu kasta yaptırım uygulanması hukuk düzenince makul kabul
görmeyen bir fiilin cezalandırılması isteminin gereğidir. Nitekim hukukun
temel ilkelerinden bakıldığında HMK’nun 42. maddesi hukuksuz eyleme
meşruiyet kazandırmamak için ceza öngörüsünde bulunmuş ve başvuruda
bulunanlara bunlar arasında nasıl bir hukuksal ilişki olduğuna bakmaksızın
talepte bululanlar yönünden her birinin cezalandırılması gerektiğini ifade
etmiştir.
Nitekim genel usul hukuku hükümleri yanında özel
nitelik taşıyan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında Anayasa
Mahkemesinde yapılacak hakimin reddi taleplerinin kötü niyetle yapıldığının
anlaşılması halinde BAŞVURUCULARIN HER BİRİNE disiplin para cezası
verileceği hükmü çok açıktır.
Davacılar; Anayasanın 150. maddesince siyasi parti
kimliklerine bakılmaksızın kendilerine iptal davası açma hakkı tanınan
meclis üye tamsayısının 1/5 oranındaki asgari 110 milletvekilidir. Açılan
davaların kabul görebilmesi için alt sınır 110 olup beklenmeyip üstünde
olması haline ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Nitekim Türkiye Büyük
Milet Meclisi tarafından imzalanarak tasdik edilen belge ile görülen bu
davayı açanların Meclis üyeleri oldukları teyit edilmiş ve görülen bu
davayı da asgari 114 kişinin bir araya gelerek açtığı anlaşılmıştır.
Bir an için dava açma için bir araya gelen iradenin
zorunlu bir birliktelik içinde oldukları kabul edilse bile bu beraberlik
açılmış davanın mahkemece kabulünün ön şartıdır. Örneğin değişik siyasi
gruplardan 140 kişinin bir araya gelmesi ile açılan bir davada dava açan
belgeye imza atanlardan 40 kişinin diğer talepler yanında reddi hakim
talebinde bulunmamış veya bilahare feragat olmaları halinde görülen davada
dava, kalan 100 kişi davacı yönünden 110 kişilik dava açma şartını
oluşturmadığı için açılmamış mı sayılacaktır? veya dava tüm diğer talepler
yönünden düşmüş mü olacaktır?
Dava açanların iradesi açılmış davanın kabul
şartından bağımsız nitelikte olup dava açanlar arasında ki hukuksal
ilişkiden kaynaklı bir zorunluluk değildir. Reddi hakim talebinden
çekilenler yönünden kötü niyet araştırması yapılamayacak ve para cezası
verilemeyecek olması – talepte bulunan ve bulunmayanlar arasında nasıl bir
hukuki tespit yapmayı gerektiriyorsa da dava açıp hakimin reddi talebinde
bulunanların bu yöndeki iradesi dava açma için bir araya gelme
zorunluluğunda bağımsız bir fikir –bir irade tezahürüdür.
Dava açanlar, açma yönünden gerekli biçimsel bir
zorunluluk, dava konusu talepler yönünden ise ihtiyari bir birliktelik içindedirler.
Davacılar arasında şekli bakımından mecburi dava arkadaşlığı vardır.
Mecburi dava arkadaşlığında; dava konusu hukuki
ilişkide farklı davranmalarını önleyecek çok sıkı, iştirak halinde bir
ortaklık olup, dava arkadaşları aynı şekilde ve birlikte hareket etmek
zorundadırlar. İştirak halinde mülkiyet, adi ortaklık, miras şirketi gibi
veya ilgililer hakkında tek bir karar verilmesi zorunluluğunu doğuran
davalarda davacılar şekli bakımından mecbur dava arkadaşı durumundadırlar
ve dava konusu hak ile aralarında zorunlu ilişki vardır.
Özel yasasına tabii olan Anayasa Mahkemesine iptal
davası açma şeklinde izah edildiği anlamda dava açan asgari 110 kişinin
hukuk usulü nitelemesi ile mecburi dava arkadaşı oldukları
söylenemeyecektir. Aralarında şekli bakımından olan bu zorunlu birliktelik
nedeniyle dava açma şartı yerine getirildikten sonra dava açanlar yönünden
dava açmada asgari sayısal zorunluluk şartının altına düşmedikçe talep
konusu haklar yönünden bağımsız ihtiyari davranmalarının önüne geçecek kısıtlayıcı
bir hüküm mevzuatta yoktur.
Kaldı ki, davanın konusu, dava açanlar arası şahsa
bağlı sıkı bir medeni hukuk ilişkisinden değil Kamu hukukundan doğan ve
toplumun tümünü ilgilendiren bir yasa uygulamasının, demokratik toplum
öznelerinden Anayasal denetim talebine ilişkin olup bu yönüyle de mecburi
dava arkadaşlığı nitelemesinden ayrıldığı düşünülmektedir.
Aktif süje olan davanın konusu, toplumun tümünü
ilgilendiren içerik taşıdığından, pasif süje olan dava açanlar olup, dava
açmada birliktelik zorunluluğu içinde iseler de hak,yetki ve taleplerini hukuka uygun
sorumluluk bilinci dahilinde kullanmak zorundadırlar, Aksine davranışın
cezalandırılacağının öngörüldüğü hallerde ceza vermenin sınırını adaletle
şekillendirilmiş toplumsal yarar düşüncesi oluşturur, ve cezaların önleme
iyileştirme amaçları da göz önüne alınarak adaletli bir ölçü içinde
biçimlenir. Hedef cezanın yaratacağı korkutuculuk ve caydırıcılıktan toplum
adına yararlanma ilkesidir.
Ceza önlemi kimi suçlardan, niteliği, işleme
biçimi, Devlet için zarar alanı, SUÇTAN ZARAR GÖRENİN KİMLİĞİ vb nedenler
ile farklı düzenlemeler içerebilir.
|
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1.
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler,
sözleşmeli personel ile diğer
kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların
atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve
emekliye sevk edilme usul ve esaslarına” ilişkin konularda düzenlemelerde
bulunmak üzere, Bakanlar Kurulu’na Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi
vermektedir.
656 sayılı KHK’nin 16. maddesinin (7) numaralı
fıkrasında, Başkanlıkta (TİKA’da), 657 sayılı Kanun’a ve diğer mevzuat
hükümlerine bağlı kalmaksızın, sözleşme
ile yerli ve yabancı istihdam edilebileceği hüküm altınaalınmakta ve bu kişilerle ilgili diğer
hususlar fıkrada düzenlenmektedir. Oysa yukarıda ifade edildiği üzere, 6223
sayılı Yetki Kanunu’nun belirtilen hükmü salt “istihdam edilen” kamu
görevliler bakımından bir düzenleme yapılabilmesi konusunda yetki
vermektedir. Diğer bir deyişle iptali istenen düzenleme hem istihdam
edilmeyen sözleşmeli personelle ilgili kurallar getirmesi hem de “yabancı
uzman” adı altında statüde bulunmayan ve açıkça Yetki Kanunu kapsamı
dışında olan kişileri kapsama alması itibariyle Anayasa’nın 91. maddesine
aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenle, anılan kuralın iptaline karar
verilmesi gerektiği kanaatine vardığımızdan, aksi yöndeki çoğunluk kararına
katılmıyoruz.
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
24.10.2011 günlü, 656 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
(KHK)’nin 16. maddesinin iptali istenen (7) numaralı fıkrasının, idarenin
yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşmayacak biçimde geniş bir
düzenleme yetkisi kullanması nedeniyle 18.7.2012 günlü, E: 2011/113; K:
2012/108 sayılı karara ilişkin karşıoy gerekçesinde belirtilen görüşler
doğrultusunda iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY
GEREKÇESİ
(Reddi
Hakim)
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında
ret talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması” ve “esas
yönünden kabul edilmemesi” hâlinde, “disiplin para cezası”
verileceği öngörülmekte, (6) numaralı fıkrasında da ret talebinin “açıkça”
kötüye kullanıldığının tespiti aranmaktadır.
Söz konusu kurallar uyarınca disiplin para cezasına
hükmedilebilmesi için, ret talebinin kötü niyetle yapılması ve ret talebi
olarak gösterilen sebeplerin esastan kabul edilmemesi şartlarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu şartlardan birinin gerçekleşmesi disiplin para
cezası verilebilmesi için yeterli olamayacağı gibi ret talebinin açıkça
kötüye kullanıldığının da tespit edilmesi gerekmektedir.
Davacı ret sebeplerini,
- Kamuoyunda “WikiLeaks
Belgeleri” olarak bilinen belgelere göre, 2003 yılında ABD
Büyükelçisine Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım beyanlarda
bulunduğu iddiası,
- “Ümit
ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme
kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır” biçimindeki 25 Nisan 2011
tarihli konuşma metninden yapılan alıntı,
ve bunları pekiştiren
- 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun iptali başvurusunda
istikrar kazanmış görüşünden vazgeçerek iptal isteminin reddi yönünde
kullandığı oy,
olarak gösterdikten sonra, bu sebeplerin Cumhuriyet
Halk Partisi’nin tarafı olduğu davalarda, reddedilenin tarafsız
davranamayacağına ilişkin kuşkulara neden olduğunu ileri sürmüştür.
İleri sürülen bu iddia, 6216 sayılı Kanun’un 60.
maddesinin (1) numaralı fıkrası çerçevesinde incelenerek, söz konusu
sebeplerin tarafsız hareket edemeyeceği kanısını haklı kılan hâl kapsamında
olmadığı düşüncesiyle Davacının ret talebi esastan reddedilmiştir.
Ret talebinin esastan reddedilmiş olması, talebin
kötü niyetle yapıldığı anlamını taşımayacağı gibi salt reddedilme nedeniyle
disiplin para cezası verilemeyeceği de açıktır. Disiplin para cezası
verilebilmesi için kanunun tanıdığı bu hakkın açıkça kötüye kullanıldığının
(kötü niyetle yapıldığının)tespit
edilmesi gerekmektedir.
Ret talebinin, kimi internet sitelerinden elde
edilebilmesi mümkün olan ret sebeplerine dayanması, belirtilen ret
sebeplerinin içerikleri, ret talebinin sunuluş biçimi, anlatım düzeni ve
yargılama sürecindeki ileri sürülüş zamanı, Davacı tarafından açılan ve ret
taleplerini de içeren diğer iptal davalarının konuları arasındaki benzerlik
ve bu iptal başvurularındaki ret taleplerinin başvuru yönteminin ve ret
sebeplerinin ayırımsız aynı olması dikkatle incelendiğinde, ret talebi başvurusunun, kanunun
tanıdığı bir hakkın kanuni sınırlar içinde kullanıldığını ve yargılamanın
düzenli biçimde işleyişini önlemek ve kamu düzenini bozmak gibi bir amaç
taşımadığını, dolayısıyla da bu hakkın açıkça kötüye kullanılmadığını
göstermektedir.
Açıklanan nedenle Davacıya disiplin para cezası
verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY GEREKÇESİ
6223 sayılı Yetki Yasası’na dayanılarak
kararlaştırılan 656 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 16. maddesinin iptali istenilen (7) fıkrasında “Başkanlıkta,
657 sayılı Kanuna ve diğer mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın, sözleşme
ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebilir. Sözleşmeli olarak
istihdam edilecek personel, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı
sayılır. Bu personelin istihdam usul ve esasları yönetmelikle
belirlenir. Bunlara ödenecek ücretin tutarı, birinci dereceli kadroda
bulunan TİKA Uzmanına mali haklar kapsamında yapılan ödemeler tutarını
geçmemek üzere Başkan tarafından tespit edilir. Bu fıkra uyarınca
çalıştırılacakların sayısı elliyi geçemez. Başbakan onayı ile bu sayı iki
katına kadar artırılabilir. Bu fıkraya göre istihdam edilecek sözleşmeli
uzmanların yurtiçi ve yurtdışındaki üniversitelerin en az dört yıllık
eğitim veren ve Başkanlıkça belirlenen bölümlerinden mezun olmaları şartı
aranır.” denilmektedir
Anayasa’nın 91. maddesinde, olağan dönemde
çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler ile Anayasa’nın ikinci kısmının
birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve
ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin
düzenlenemeyeceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın “Hizmete
girme” başlıklı 70. maddesinde “Her
Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin
gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.”denilmekte
ve söz konusu kural, Anayasa’nın dördüncü bölümündeki siyasi haklar ve
ödevler ile ilgi düzenlemeler içinde yer almaktadır.
656 sayılı KHK’nin 16. maddesinin iptali istenilen
(7) fıkrasında, 657 sayılı Kanun’a ve diğer mevzuat hükümlerine
bağlı kalmaksızın, sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam
edilebileceği, onlara ödenecek ücretle ilgili dikkate alınacak unsurlar ile
miktarının belirlenmesi, çalıştırılacakların sayısı ve bunlarda aranacak
nitelikler düzenlenmektedir.
Söz konusu düzenlemenin, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin olduğunda ve
bu hakkın da Anayasa’nın dördüncü bölümündeki siyasi haklar ve ödevler ile
ilgi yasaklanan alan içinde yer aldığında duraksama bulunmamaktadır.
Buna göre, 656 sayılı KHK’nin 16. maddesinin (7)
fıkrası, Anayasa’nın 91. maddesi ile olağan dönemde çıkarılacak kanun
hükmünde kararnameler için yasaklanan alanı düzenlemekte ve bu haliyle Anayasa’ya
aykırılık oluşturmaktadır-
Ayrıca, 656
sayılı KHK’nin dayanağı olan 6.4.2011 günlü, 6223 sayılı “Yetki Yasası”,
kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek,
bu hizmetlerin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde
yürütülmesinin; atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme,
görevden alınma ve emekliye sevk edilme konularında düzenlemeler yapılmak
suretiyle de kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memur, işçi,
sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında
etkinliklerinin artırılmasının sağlanması için, Bakanlar Kuruluna kanun
hükmünde kararname (KHK) çıkarma yetkisi verilmektedir.
656 sayılı KHK’nin 16. maddenin iptali istenilen (7) fıkrasında sözleşme ile yerli
veya yabancı uzman istihdam edilebileceği, onlara ödenecek ücretin miktarı,
çalıştırılacakların sayısı ve bunlarda aranacak nitelikler düzenlenmektedir.
6223 sayılı “Yetki Yasası” ile kamu hizmetlerinin
düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesi için
sadece atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden
alınma ve emekliye sevk edilme konularında düzenlemeler yapılmak suretiyle
ve yine sadece istihdam edilen memur, işçi, sözleşmeli personel ile diğer
kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliklerinin artırılmasını sağlamak
için Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verildiği, yerli ve yabancı uzmanların sözleşmeli olarak
istihdam edebilecekleri ve onlara verilecek ücret miktarı ile bunun
Başbakan tarafından saptanabileceğine ilişkin Bakanlar Kuruluna verilmiş
bir KHK çıkartma yetkisinin bulunmadığı, dolayısıyla656 sayılı KHK’nin 16. maddesinin (7)fıkrasının 6223 sayılı “Yetki
Yasası”nın kapsamı dışındaki alanı düzenlediği, böylece kaynağını
Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisinin Bakanlar Kurulunca kullanılarak
düzenlemenin gerçekleştirildiği de anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle kuralın iptali gerektiğinden,
redde ilişkin çoğunluk görüşüne katılmadım.
DEĞİŞİK
GEREKÇE
6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1.
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi “kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler,
sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği
arttırmak üzere, buların atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi,
yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına”
ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere, Bakanlar Kurulu’na Kanun
Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi vermektedir.
656 sayılı KHK’niniptali istenen 16. maddesi memuriyet statüsüne alınmaya ilişkin bir
düzenleme niteliğindedir. Oysa yukarıda ifade edildiği üzere 6223 sayılı
Yetki Kanunu’nun belirtilen hükmü salt “istihdam edilen” kamu görevlisi
bakımından bir düzenleme yapılabilmesi konusunda yetki vermektedir. Diğer
bir deyişle, iptali istenen düzenleme Yetki Kanunu kapsamı dışında kalmakta
ve bu mahiyeti itibariyle de Anayasa’nın 91. maddesine aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenle, anılan maddenin iptaline bu
gerekçeyle katılıyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
KARŞIOY
YAZISI
I- Reddi hakim talebinin kötü niyetle
yapıldığı gerekçesiyle DİSİPLİN PARA CEZASI UYGULANMASINA yer olmadığına
dair KARŞIOY:
İptal davasını açan Parti tarafından Başkan Haşim
KILIÇ’ın reddi talebinin kötü niyetle yapıldığına ve 6216 sayılı Kanun’un
60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince disiplin para cezası
uygulanmasına ilişkin çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında
“Ret talebinin kötü niyetle
yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi halinde, talepte
bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk
Lirasına kadar disiplin para cezası verilir” denilmiş; (6) numaralı
fıkrasında “Bu Kanun anlamında
disiplin para cezasından maksat, bireysel başvuru hakkını veya ret talebini
açıkça kötüye kullandığı tespit
edilen başvurucular aleyhine verilen … para cezası” olduğu
belirtilmiştir. Buna göre para cezası verilebilmesi için öncelikle talebin
esastan reddedilmesi gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Talepte
kötü niyet olup olmadığı talebin yerinde olup olmadığı hususundan bağımsız
olarak ayrıca incelenecek, varlığı açıkça
saptanmışsa kötü niyete ilişkin para cezasına hükmedilebilecektir.
Reddi hakim talep etme hakkı Anayasa’nın 36.
maddesinde yer alan hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının
gereğince kullanılmasını güvence altına alan bir hukuk müessesesidir. Temel
hakların kötüye kullanılması gerekçesi, çoğu kez hakkın özüne dokunacak
nitelikte kısıtlayıcı düşüncelere yönelebildiğinden, ihtiyatla kullanılmalı
ve ancak açık, nesnel koşulların oluşması halinde başvurulmalıdır. Bu
nedenle reddi hakim talepleri yönünden de kötü niyetin varlığı açık, somut
ve nesnel delillere dayanmalıdır. Talebin gerekçelerinin yetersiz olması,
davacının daha önce de benzeri nitelikte, kabul edilmeyen taleplerde
bulunması, davacının mahkemeye ve hakime karşı itimatsızlığının bilinmesi,
tek başına kötü niyetin kanıtlarını oluşturamazlar.
Olayda davacının reddi hakim talebinde bulunmasının
kendi açısından hassasiyet yaratan bazı beyan ve olgulara dayandığı, bu
bağlamda:
- Başkan Haşim KILIÇ’ın aleni bir konuşmada
kullandığı ifadeler siyaset alanına giren eleştirilerdir. İyi işleyen
demokrasilerde yüksek yargı başkanlarının siyaset alanına yönelik, ifade
özgürlüğü kapsamında da olsa, yorum veya değerlendirme yapmaları olağan
değildir. Öte yandan, Anayasa’nın 150. maddesine göre iptal davası açma
hakkı Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis gruplarına
ve TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere ait olup,
bunlardan Cumhurbaşkanının dava açması uygulamasına uzun süredir
rastlanmadığı, iktidar partisinin dava açtığının ise hiç görülmediği
bilinmektedir. Bu durumda eleştirinin hedefinin ana muhalefet olduğu
açıktır.
- WIKILEAKS belgeleri her ne kadar hukuki bir
işleme veya karara esas alınabilecek nitelikte değillerse de bunlarda geçen
anlatımların davalı partide menfi yönde sübjektif kanaat veya kuşku
uyandırmaya elverişli oldukları
anlaşılmaktadır.
Başkan Haşim KILIÇ’ınderdest olan davada tarafsız hareket
edemeyeceği yönünde somut bir ret nedeni bulunmamakla birlikte Sayın
Başkan’dan kaynaklanan nedenlerle davacıda bir hassasiyet doğmuş olduğu,
dosyadaki evraktan anlaşılmaktadır. Bu nedenle olayda açıkça kötü niyet
bulunduğu söylenemez. Para cezasına hükmedilmemesi gerekir.
II- KHK Kurallarına İlişkin Karşıoy
Gerekçesi:
656 sayılı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı
Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin
16. maddesinin (7) numaralı fıkrasında, Başkanlıkta 657 sayılı kanuna ve
diğer mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın, sözleşme ile yerli veya
yabancı uzman istihdam edilebileceği, bu personelin istihdam usul ve
esaslarının yönetmelikle belirleneceği, bunlara ödenecek ücretin birinci
dereceli kadroda bulunan TİKA uzmanına mali haklar kapsamında yapılan
ödemeler tutarını geçmemek üzere Başkan tarafından tespit edileceği öngörülmektedir.
Düzenlemenin, 16. maddenin (3), (4) ve (5) numaralı
fıkralarının iptaline ilişkin gerekçelerle iptali gerektiği
düşüncesindeyim.
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
(Reddi
Hakim)
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında
red talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması” ve “esas yönünden
kabul edilmemesi” halinde talepte bulunanların her birine beşyüz Türk
Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar “disiplin para cezası” verileceği
düzenlenmiştir. Aynı maddenin (6) numaralı fıkrasında ise, bu Kanun
anlamında disiplin para cezasının bireysel başvuru hakkını veya red
talebini “açıkça kötüye kullandığı” tesbit edilen başvurucular aleyhine
verilen para cezası olduğu belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi disiplin para cezasına
hükmedilebilmesi için red talebinin kötü niyetle yapılması (açıkça kötüye
kullanılması) ve talebin esastan kabul edilmemesi koşullarının birlikte
bulunması gerekmektedir.
Bu durumdaher somut olayda olayın özelliğine göre “hakimin reddi talebinin
kötü niyetle yapıldığı” hususu mahkemece takdir edilecektir.
Davada, davacının hakimin reddi talebinin
reddedildiği açıktır. Ancak dosyanın incelenmesinden bu talebin kötü
niyetle yapıldığıkonusunda herhangi
bir belge ve bilgi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenle kararın “hakimin reddi talebinin
kötü niyetle yapıldığının kabulü ile talepte bulunanlarhakkında disiplin para cezası
uygulanması” yolundaki kısmına katılmıyorum.
|