|
Danıştay İkinci Daire Başkanlığından:
Esas No : 2013/455
Karar No: 2013/1406
Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan : Danıştay Başsavcılığı
Davacı : Dilek Sahillioğulları
Vekili :Av.
Cengiz Ünal
Tepebağ Mah. 27044 Sok. İbrahim Günay İşhanı
No:13/4 ADANA
Davalı : Hatay Valiliği
İsteğin Özeti : Hatay İdare Mahkemesi'nin 30.12.2011
günlü, E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı
tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi
uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi : Özgür Metin
Düşüncesi :Danıştay
Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Hatay İdare
Mahkemesi'nce verilen kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına
bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Başsavcısı :Mevlüt Çetinkaya
Düşüncesi : Van İli, Başkale İlçesi, Oğulveren İlköğretim
Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde sınıf
öğretmeni olarak görev yapmakta iken Hatay İli, Avsuyu İlköğretim Okulu'na
atanan davacı tarafından, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğun ödenmesi
istemiyle 01.03.2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin
iptali ve yolluğun yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi
istemiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddine dair Hatay İdare
Mahkemesinin 30.12.2011 gün ve E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararının
yürürlükteki hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davacı Dilek
Sahillioğulları tarafından kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine
dava dosyası da getirtilerek konu incelendi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
51'inci maddesinde, "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı
bir sonucu ifade eden" kararların kanun yararına temyiz olunabileceği
belirtilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci
maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı
süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün
olduğu hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, "İlgililerin, haklarında
idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari
makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse
isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten
itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi
mahkemelerine dava açabilecekleri''; 11'inci maddesinde de, "İlgililer
tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri
alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst
makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde
istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini
durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş
sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava
açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar
geçmiş sürenin de hesaba katılacağı" hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının naklen atanması
nedeniyle yolluk verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine
açılan davada, davacının 31.8.2009 tarihli işlemle atandığı okulda göreve
başladığı harcırahının ödenmemesi üzerine sürekli görev yolluğuna ilişkin
dava açması ya da 2577 sayılı Kanun'un 11'inci maddesi uyarınca idareye
başvurması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonra anılan atama
işleminden kaynaklanan yolluğun verilmesi istemiyle idareye yapılan 01.03.2011
tarihli başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle 29.03.2011
tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı
bulunmadığı gerekçesiyle, süre aşımı yönünden reddine karar verildiği
anlaşılmaktadır.
Yolluk ödenmesine neden olan işlemin hukuki sebebi
genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri
olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek
bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması
koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran
atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil
veya görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde
belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı
iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis
edilebilir.
Atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle
birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde,dava açma
süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk
konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış
ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577
sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından
yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine
göre hesaplanacaktır.
Davacının, naklen atanmasına ilişkin işlemde
"yolluksuz" ibaresi bulunmadığına göre, bu işlemden doğan
yolluğunun tarafına ödenmesi için yaptığı başvuru 2577 sayılı Yasa'nın 10'uncu
maddesi kapsamında olup, bu başvuru üzerine kurulan işlemin iptali
istemiyle açılan davanın süresinde olduğu açıktır.
Kaldı ki, uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu
işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754
sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel
Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli
personele geçici görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile
buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58
sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere
sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci
Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin
durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının
sürekli görev yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de
açıktır.
Bu nedenle, Hatay İdare Mahkemesinin, yürürlükteki
hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 30.12.2011 gün ve
E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulmasının uygun
olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesi'nce işin gereği
düşünüldü:
Dava; Van İli, Başkale İlçesi, Oğulveren İlköğretim
Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Sınıf
Öğretmeni olarak görev yapmakta iken, Hatay İli, Merkez, Avsuyu İlköğretim
Okulu'na atanan davacının, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğunun
ödenmesi istemiyle 1.3.2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin
7.3.2011 günlü, 8457 sayılı işlemin iptali ve yolluğun hak ediş tarihinden
itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi
istemiyle açılmıştır.
Hatay İdare Mahkemesi Hakimi tarafından verilen
30.12.2011 günlü, E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararla; davacının talep
ettiği harcırah için, atama kararnamesinin tebliğinden veya en geç bu
atamayı müteakip yeni görev yeri olan Hatay İli, Merkez, Avsuyu İlköğretim
Okulu'nda göreve başladığı tarihten itibaren altmış günlük dava açma süresi
içinde dava açması veya aynı süre içinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 11. maddesi uyarınca idareye başvuruda bulunması gerekirken, bu
süreler geçirildikten çok sonra idareye yapılan başvurunun reddi üzerine
açılan davanın süresinde açılmadığı ve dolayısıyla esasının incelenmesi
olanağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine
hükmedilmiş, söz konusu karar itiraz edilmemek suretiyle kesinleşmiştir.
Hatay İdare Mahkemesi'nin 30.12.2011 günlü,
E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek
kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Danıştay Başsavcılığı
"yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" sözkonusu
kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca
kanun yararına bozulmasını istemektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"Kanun Yararına Bozma" başlıklı 51. maddesinde, "1. Bölge
idare mahkemesi kararları ile idari ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca
ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden
kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka
aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum
üzerine veya kendiliğinden başsavcı tarafından kanun yararına temyiz
olunabilir.
2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar,
kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme
veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.
3. Bozma kararının bir örneği ilgili Bakanlığa
gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır." hükmü yer yer almaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin
1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre
gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu
ve bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi
izleyen günden başlayacağı hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde,
ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin
yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir
cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün
bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a,
idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri; 11'inci maddesinde de,
ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması,
geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst
makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma
süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari
dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması
halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma
tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Yolluk ödenmesine (hak kazanılmasına) neden olan
işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme
işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava
konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin
tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise
yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle
birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya
yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği
gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle
başvurusu üzerine de tesis edilebilir. Doğal olarak sözü edilen asıl
işlemle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde, yani
yolluklu veya yolluksuz ibaresinin işlemde yer alması halinde dava açma
süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk
konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış
ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577
sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından
yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine
göre hesaplanacaktır.
Dosyanın incelenmesinden; Van İli, Başkale İlçesi,
Oğulveren İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca
sözleşmeli statüde Sınıf Öğretmeni olarak görev yapmakta iken, 31.8.2009
günlü işlemle Hatay İli, Merkez, Avsuyu İlköğretim Okulu'na atanarak yeni
görev yerine 8.9.2009 tarihinde başlayan davacının, bu atama işleminden
dolayı alamadığı sürekli görev yolluğunun ödenmesi için Avsuyu İlköğretim
Okulu Müdürlüğü'ne yaptığı 1.3.2011 günlü başvurusunun Hatay Valiliği, İl
Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 7.3.2011 günlü, 8457 sayılı işlemi ile reddi
üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Hatay İdare Mahkemesi'nce, 31.8.2009
günlü onayla atanan davacının atandığı yerde göreve başladığı 8.9.2009
tarihinin, kendisine yolluk ödenmediğini öğrendiği son tarih olarak
kabulünün gerekmekte olduğu belirtilerek ve yapılan hesaplama sonucu, dava
süre aşımı yönünden reddedilmiş ise de, dava konusu olayda başvuru
öncesinde davacıya tebliğ edilmek suretiyle kendisine yolluk
verilmeyeceğine ilişkin bir işlemin mevcut olmaması karşısında; yolluk
ödenmesi talebiyle sonradan yapılan başvuru, 2577 sayılı Kanun'un 10.
maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru niteliğini taşıdığından, bu konuda
çıkan uyuşmazlıkta atandığı yerde göreve başlama tarihinin dava açma süresi
için başlangıç olarak alınmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.
Kaldı ki, uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu
işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754
sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel
Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli
personele geçici görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile
buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58
sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere
sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci
Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin
durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının
sürekli görev yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de
açıktır.
Bu nedenle, Hatay İdare Mahkemesinin, yürürlükteki
hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 30.12.2011 günlü,
E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararında hukuki isabetgörülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının
kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Hatay İdare Mahkemesi'nce
verilen 30.12.2011 günlü, E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararın 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün
sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın birer
suretinin Danıştay Başsavcılığına, Hatay Valiliği ile davacıya
gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 13.3.2013
tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
—— • ——
Danıştay
İkinci Daire Başkanlığından :
Esas No :
2013/555
Karar No : 2013/1408
Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan
:
Danıştay
Başsavcılığı
Davacı : Çağlar Altan Kökçü
Vekili : Av. Durmuş Ali Kümük
Şems Mah.
Şerafettin Cad. Zenginhan No:52/409 Karatay/KONYA
Davalı : Ayrancı
Kaymakamlığı - KARAMAN
İsteğin Özeti : Konya Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.7.2012
günlü, E:2012/610, K:2012/630 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı
tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması
istenilmektedir.
Danıştay Tetkik
Hakimi : Özgür Metin
Düşüncesi : Danıştay Başsavcılığının kanun yararına
temyiz isteminin kabulü ile Konya Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen kararın,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi
uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması
gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay
Başsavcısı : Mevlüt Çetinkaya
Düşüncesi :Erzurum İli, Çat
İlçesi, Karaşeyh İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi
uyarınca sözleşmeli statüde sınıf öğretmeni olarak görev yapmakta iken
Karaman İli, Ayrancı Yatılı İlköğretim Okulu'na atanan davacı tarafından,
bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğun ödenmesi istemiyle 23.01.2012
tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve yolluğun
yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolunda verilen Konya 1. İdare
Mahkemesinin 30.04.2012 gün ve E:2012/198, K:2012/552 sayılı tek hakimli
kararının bozularak davanın süreaşımı yönünden reddine ilişkin Konya Bölge
İdare Mahkemesinin 10.07.2012 gün ve E:2012/610, K:2012/630 sayılı
kararının yürürlükteki hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davacı vekili
Av. Durmuş Ali Kümük tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine
konu incelendi:
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesinde, "niteliği bakımından yürürlükteki
hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" kararların kanun yararına temyiz
olunabileceği belirtilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin
özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve
idaremahkemelerinde altmış gün olduğu hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde,
"İlgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya
eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün
içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin
altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna
göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri'';
11'inci maddesinde de, "İlgililer tarafından idari dava açılmadan
önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni
bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan
makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın
işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün
içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin
reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden
işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba
katılacağı" hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden;
davacının naklen atanması nedeniyle yolluk verilmesi istemiyle yaptığı
başvurunun reddi üzerine açılan davada, davacının 07.08.2009 tarihli
işlemle atandığı okulda göreve başladığı harcırahının ödenmemesi üzerine
sürekli görev yolluğuna ilişkin dava açması ya da 2577 sayılı Kanun'un
11'inci maddesi uyarınca idareye başvurması gerekirken, bu süre
geçirildikten çok sonra anılan atama işleminden kaynaklanan yolluğun
verilmesi istemiyle idareye yapılan 23.01.2012 tarihli başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle 8.02.2012 tarihinde açılan davada dava
konusu işlemin iptaline ve davanın kabulüne ilişkin Konya 1.İdare
Mahkemesince verilen 30.04.2012 gün ve E:2012/198, K:2012/552 sayılı karara
yapılanitiraz üzerine davaya bakan Konya Bölge İdare Mahkemesinin
10.07.20102 günlü ve E:2012/610.K:2012/630 sayılı kararıyla da; davanın
süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine yasal olanak bulunmadığı
gerekçesiyle, anılan kararın bozulmasına ve davanın süre aşımı yönünden
reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yolluk ödenmesine neden
olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme
işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava
konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin
tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise
yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle
birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya
yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis
edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk
talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir.
Atama, nakil veya geçici
görevlendirme işlemiyle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı
halinde,dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer
alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip
ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış
olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından
yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine
göre hesaplanacaktır.
Davacının, naklen
atanmasına ilişkin işlemde "yolluksuz" ibaresi bulunmadığına
göre, bu işlemden doğan yolluğunun tarafına ödenmesi için yaptığı başvuru
2577 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi kapsamında olup, bu başvuru üzerine
kurulan işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde olduğu açıktır.
Kaldı ki, uyuşmazlık konusu
olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978
tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan
Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici
görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel
olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı
Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli
öğretmenlere sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin
Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla
yürütmesinin durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum
karşısında, davacının sürekli görev yolluğunu alabilmek için, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi
kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.
Bu nedenle, Konya Bölge
İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık
bulunan 10.07.2012 gün ve E:2012/610, K:2012/630
sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci
maddesi uyarınca, kanun yararına bozulmasının uygun olacağı
düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay İkinci
Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:
Dava; Erzurum İli, Çat
İlçesi, Karaşeyh İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi
uyarınca sözleşmeli statüde Matematik Öğretmeni olarak görev yapmakta iken
Karaman İli, Ayrancı İlçesi, Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'na atanan
davacının, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğunun ödenmesi istemiyle
23.1.2012 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin 27.1.2012 günlü, 148
sayılı işlemin iptali ve yolluğunyasal faiziyle birlikte ödenmesine
hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
Konya 1. İdare Mahkemesi
Hakimi tarafından verilen 30.4.2012 günlü, E:2012/198, K:2012/552 sayılı
kararla; Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar ile günün
koşullarına uygun olarak belirli durumlarda sözleşmeli personele nakil
olanağının tanındığı, görev yeri değişen sözleşmeli personele bu esnada
katlandığı zorunlu giderlerin karşılığı olarak, kamu görevlisi sıfatını
haiz olmasından dolayı Harcırah Kanunu uyarınca yolluk ödenmesi gerektiği
dikkate alındığında,aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık
bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, davacının yoksun
kaldığı sürekli görev yolluğunun 23.1.2012 tarihli başvuru tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmiş; yapılan
itiraz üzerine davaya bakan Konya Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.7.2012
günlü, E:2012/610, K:2012/630 sayılı kararıyla da; davacının, yolluksuz
olduğu belirtilen atama işlemini tebellüğ ettiği 17.08.2009 tarihini
izleyen 18.08.2009 tarihinden veya yeni görev yerinde göreve başlayış
tarihinden itibaren dava açma süresi olan altmış gün içinde doğrudan veya
2577 sayılı Yasanın 11'nci maddesi uyarınca yapılan başvuru sonucunda, yine
idari dava açma süresi içinde dava açması gerekirken, söz konusu sürelerin
geçirildiği gerekçesiyle itiraz kabul edilerek, Konya 1. İdare Mahkemesi
Hakimi tarafından verilen 30.4.2012 günlü, E:2012/198,
K:2012/552 sayılı karar bozulmuş ve 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca süre aşımı sebebiyle
davanın reddine hükmedilmiş, karar düzeltme istemi de aynı Mahkeme'ce
verilen 17.10.2012 günlü, E:2012/1095, K:2012/984 sayılı kararla
reddedilmiştir.
Konya Bölge İdare
Mahkemesi'nin 10.7.2012 günlü, E:2012/610,
K:2012/630 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek kanun
yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Danıştay Başsavcılığı
"yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" sözkonusu
kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasını
istemektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma" başlıklı 51. maddesinde, "1. Bölge idare mahkemesi kararları ile
idari ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak
verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan
niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler,
ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden başsavcı
tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.
2. Temyiz isteği yerinde
görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha
önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını
kaldırmaz.
3. Bozma kararının bir
örneği ilgili Bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır."
hükmü yer yer almaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin
özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve
idaremahkemelerinde altmış gün olduğu ve bu sürenin idari uyuşmazlıklarda
yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmü
getirilmiş; 10'uncu maddesinde, ilgililerin, haklarında idari davaya konu
olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara
başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren
dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi
mahkemelerine dava açabilecekleri; 11'inci maddesinde de, ilgililer
tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri
alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst
makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde
istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma
süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması
halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma
tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden;
Erzurum İli, Çat İlçesi, Karaşeyh İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın
4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Matematik Öğretmeni olarak görev
yapmakta iken, 7.8.2009 günlü
işlemle Karaman İli, Ayrancı Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'na atanarak yeni
görev yerine 20.8.2009 tarihinde başlayan davacının, bu atama işleminden
dolayı alamadığı sürekli görev yolluğunun ödenmesi için Ermenek Cumhuriyet
İlköğretim Okulu Müdürlüğü'ne yaptığı 23.1.2012 günlü başvurusunun Ayrancı
Kaymakamlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 27.1.2012 günlü, 148 sayılı
işlemi ile reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda,
dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754
sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel
Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde
yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu dışında harcırah
ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli
Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde
yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu
ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011
günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması
nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev
yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği
açıktır.
Bu nedenle,
Konya Bölge İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade
ettiği açık bulunan 10.7.2012 günlü, E:2012/610,
K:2012/630 sayılı kararında hukuki isabetgörülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Konya
Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.7.2012 günlü, E:2012/610,
K:2012/630 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili
olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın birer suretinin Danıştay
Başsavcılığına, Ayrancı Kaymakamlığı ile davacıya gönderilmesine ve bu
kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 13.3.2013 tarihinde oybirliğiyle
karar verildi.
—— • ——
Danıştay
İkinci Daire Başkanlığından :
Esas No :
2013/557
Karar No : 2013/1410
Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan
:Danıştay Başsavcılığı
Davacı
: Ferit Gürbüz
Vekili
: Av. Cengiz Ünal
Tepebağ Mah.
27044 Sok. İbrahim Günay İşhanı No:13/4 ADANA
Davalı : Tufanbeyli Kaymakamlığı - ADANA
İsteğin Özeti : Adana Bölge İdare Mahkemesi'nin 16.11.2011 günlü,
E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı tarafından
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun
yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay
Tetkik Hakimi : Özgür Metin
Düşüncesi
: Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz
isteminin kabulü ile Adana Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen kararın, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün
sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği
düşünülmektedir.
Danıştay
Başsavcısı : Mevlüt Çetinkaya
Düşüncesi
: Ankara İli, Haymana İlçesi, Bumsuz Lisesinde 657 sayılı
Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde öğretmen olarak görev
yapmakla iken, Adana İli, Tufanbeyli İlçesi, Tufanbeyli Lisesine atanan
davacı tarafından, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğun ödenmesi
istemiyle 18.05.2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin
iptali ve yolluğun yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi
istemiyle açılan davayı süre aşımı yönünden reddeden Adana İkinci İdare
Mahkemesinin 03.08.2011 gün ve E:2011/1127, K:2011/1496 sayılı kararına
karşı yapılan itirazı reddederek, kararı onayan Adana Bölge İdare Mahkemesinin
16.11.2011 gün ve E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı kararının yürürlükteki
hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davacı vekili Av. Cengiz Ünal
tarafından kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine dava dosyası da
getirtilerek konu incelendi:
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesinde, "niteliği
bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden"
kararların kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava
açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde
Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu hükmü getirilmiş;
10'uncu maddesinde, "İlgililerin, haklarında idari davaya konu
olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara
başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren
dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi
mahkemelerine dava açabilecekleri''; 11'inci maddesinde de, "İlgililer
tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri
alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst
makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde
istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma
süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması
halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma
tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı" hükmüne yer
verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden; davacının naklen atanması nedeniyle yolluk verilmesi
istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan davada, davacının
atandığı okulda göreve başladığı tarihte harcırahının ödenmemesi üzerine
sürekli görev yolluğuna ilişkin dava açması ya da 2577 sayılı Kanun'un
11'inci maddesi uyarınca idareye başvurması gerekirken, bu süre
geçirildikten çok sonra anılan atama işleminden kaynaklanan yolluğun
verilmesi istemiyle idareye yapılan 18.05.2011 tarihli başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptaliistemiyle 01.06.2011 tarihinde açılan davanın süre
aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle, süre
aşımı yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yolluk
ödenmesine neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya
geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi
konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk
konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk
konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici
görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin
"yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi
suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan
kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir.
Atama, nakil
veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin
varlığı halinde,dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ
tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda
bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava
açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili
tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir
ret işlemine göre hesaplanacaktır.
Davacının,
naklen atanmasına ilişkin işlemde "yolluksuz" ibaresi
bulunmadığına göre, bu işlemden doğan yolluğunun tarafına ödenmesi için
yaptığı başvuru 2577 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi kapsamında olup, bu
başvuru üzerine kurulan işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde
olduğu açıktır.
Kaldı ki,
uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan
ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile
yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4.
maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu
dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe
sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11.
maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu
ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011
günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması
nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev
yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi
kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.
Bu nedenle,
Adana Bölge İdare Mahkemesinin , yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade
ettiği açık bulunan 16.11.2011 gün ve E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı
kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi
uyarınca, kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ
ADINA
Hüküm veren
Danıştay İkinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:
Dava; Ankara
İli, Haymana İlçesi, Bumsuz Çok Programlı Lisesinde 657 sayılı Yasa'nın 4/B
maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Coğrafya Öğretmeni olarak görev
yapmakta iken, Adana İli, Tufanbeyli İlçesi, Tufanbeyli Lisesine atanan
davacının, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğunun ödenmesi istemiyle
18.5.2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin 18.5.2011 günlü,
1486 sayılı işlemin iptali ve yolluğun hak ediş tarihinden itibaren
işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle
açılmıştır.
Adana 2.
İdare Mahkemesi Hakimi tarafından verilen 3.8.2011 günlü, E:2011/1127,
K:2011/1496 sayılı kararla; davacının, atandığı okulda göreve başladığı
15.2.2007 tarihi itibariyle kendisine harcırah ödenmediğini öğrendiği ve
burada göreve başladığı tarihten itibaren altmış gün içerisinde dava açması
ya da bir aylık süre içerisinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun
11. maddesi uyarınca idareye başvurması, isteğinin reddedilmesi veya
reddedilmiş sayılması durumlarına göre Kanunda öngörülen süre içerisinde
dava açması gerekirken, bu süreler geçirildikten sonra idareye yapılan
başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde açılmadığı ve dolayısıyla
esasının incelenmesi olanağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı
nedeniyle reddine hükmedilmiş, itiraz üzerine davaya bakan Adana Bölge
İdare Mahkemesi'nin 16.11.2011 günlü, E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı
kararıyla da, söz konusu karar onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Adana Bölge
İdare Mahkemesi'nin 16.11.2011 günlü, E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı
kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek kanun yararına bozulmasının
istenilmesi üzerine Danıştay Başsavcılığı "yürürlükteki hukuka aykırı
bir sonucu ifade eden" sözkonusu kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasını
istemektedir.
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma" başlıklı
51. maddesinde, "1. Bölge idare mahkemesi kararları ile idari ve vergi
mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz
incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından
yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların
göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden başsavcı tarafından kanun
yararına temyiz olunabilir.
2. Temyiz
isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma
kararı, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki
sonuçlarını kaldırmaz.
3. Bozma
kararının bir örneği ilgili Bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de
yayımlanır." hükmü yer yer almaktadır.
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava
açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde
Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu ve bu sürenin idari
uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden
başlayacağı hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, ilgililerin, haklarında
idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari
makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse
isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten
itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi
mahkemelerine dava açabilecekleri; 11'inci maddesinde de, ilgililer
tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri
alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst
makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde
istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma
süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması
halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma
tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Yolluk
ödenmesine (hak kazanılmasına) neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle
atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte,
yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın
doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna
bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil
veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya
görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde
belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı
iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis
edilebilir. Doğal olarak sözü edilen asıl işlemle birlikte tesis edilmiş
bir yolluk işleminin varlığı halinde, yani yolluklu veya yolluksuz
ibaresinin işlemde yer alması halinde dava açma süresi, yolluksuz ibaresi
yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip
ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış
olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde
öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine
oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.
Dosyanın
incelenmesinden; Ankara İli, Haymana İlçesi, Bumsuz Çok Programlı Lisesinde
657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Coğrafya
Öğretmeni olarak görev yapmakta iken, Adana İli, Tufanbeyli İlçesi,
Tufanbeyli Lisesine atanarak yeni görev yerine 15.2.2007 tarihinde başlayan
davacının, bu atama işleminden dolayı alamadığı sürekli görev yolluğunun
ödenmesi için Tufanbeyli Lisesi Müdürlüğü'ne yaptığı 18.5.2011 günlü
başvurusunun Tufanbeyli Kaymakamlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün
18.5.2011 günlü, 1486 sayılı işlemi ile reddi üzerine bakılmakta olan
davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar
Adana 2. İdare Mahkemesi'nce, davacının atandığı yerde göreve başladığı
15.2.2007 tarihinin, 6245 sayılı Kanun'un 59. maddesi uyarınca kendisine
yolluk ödenmediğini öğrendiği son tarih olarak kabulünün gerekmekte olduğu
belirtilerek ve yapılan hesaplama sonucu, dava süre aşımı yönünden
reddedilmiş ise de, dava konusu olayda başvuru öncesinde davacıya tebliğ
edilmek suretiyle kendisine yolluk verilmeyeceğine ilişkin bir işlemin
mevcut olmaması karşısında; yolluk ödenmesi talebiyle sonradan yapılan
başvuru, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru
niteliğini taşıdığından, bu konuda çıkan uyuşmazlıkta atandığı yerde göreve
başlama tarihinin dava açma süresi için başlangıç olarak alınmasına hukuken
olanak bulunmamaktadır.
Öte yandan,
6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 59.maddesinde belirtilen bir aylık süre,
dava süresi olmayıp, verilen avansın kapatılması amacına yönelik bir
beyanname verme süresi olarak düzenlenmiş olduğundan,dava açma süresinin
hesabında dikkate alınmaması gerekmektedir.
Kaldı ki,
uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan
ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile
yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4.
maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu
dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe
sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11.
maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu
ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011
günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması
nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev
yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10.
maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.
Bu nedenle,
Adana Bölge İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade
ettiği açık bulunan 16.11.2011 günlü, E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı
kararında hukuki isabetgörülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü
ile Adana Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen 16.11.2011 günlü, E:2011/4673,
K:2011/4727 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51.
maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına
bozulmasına; kararın birer suretinin Danıştay Başsavcılığına, Tufanbeyli
Kaymakamlığı ile davacıya gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de
yayımlanmasına, 13.3.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
—— • ——
Danıştay
İkinci Daire Başkanlığından :
EsasNo : 2013/2085
KararNo : 2013/3518
Kanun
Yararına Temyiz İsteminde Bulunan :Danıştay
Başsavcılığı
Davacı
: Başak Demirbaş
Vekili
: Av. Kerem Çavli
Halitpaşa
Cad. No:135/5 - KARS
Davalı : Sarıkamış Kaymakamlığı - KARS
İsteğin
Özeti : Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nin 25.9.2012 günlü,
E:2012/748, K:2012/666 sayılı kararı ile 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832
sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması
istenilmektedir.
Danıştay
Tetkik Hakimi : Özgür Metin
Düşüncesi
: Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz
isteminin kabulü ile Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen kararların,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün
sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği
düşünülmektedir.
Danıştay
Başsavcısı : Mevlüt Çetinkaya
Düşüncesi : Denizli
İli, Honaz İlçesi, Kaklık İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B
maddesi uyarınca sözleşmeli statüde öğretmen olarak görev yapmakta iken,
anılan Yasanın 4/A maddesi uyarınca Kars İli, Sarıkamış İlçesi Beşyol
İlköğretim Okulu'na kadrolu olarak atanan davacı tarafından, bu atama
nedeniyle verilmeyen yolluğun ödenmesi istemiyle 17.01.2012 tarihinde
yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve yolluğun yasal faiziyle
birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılan davanın; süre aşımı
yönünden reddine dair Erzurum 2.İdare Mahkemesinin 22.05.2012 gün ve
E:2012/199, K:2012/764 sayılı kararına yapılan itirazın reddine ve kararın
onanmasına ilişkin Erzurum Bölge İdare Mahkemesince verilen 25.09.2012 gün
ve E:2012/748, K:2012/666 sayılı karar ile karar düzeltme isteminin reddine
dair Erzurum Bölge İdare Mahkemesinin 31.12.2012 gün ve E: 2012/856,
K:2012/832 sayılı kararının yürürlükteki hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek
davacı vekili tarafından kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine konu
incelendi:
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesinde, "niteliği
bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden"
kararların kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava
açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde
Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu hükmü getirilmiş;
10'uncu maddesinde, "İlgililerin, haklarında idari davaya konu
olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara
başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren
dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi
mahkemelerine dava açabilecekleri''; 11'inci maddesinde de, "İlgililer
tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri
alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst
makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde
istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma
süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş
sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava
açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar
geçmiş sürenin de hesaba katılacağı" hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden; davacının atanması nedeniyle yolluk verilmesi istemiyle
yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan davada, davacının 4.6.2010 tarihli
işlemle atandığı okulda göreve başladığı harcırahının ödenmemesi üzerine
sürekli görev yolluğuna ilişkin dava açması ya da 2577 sayılı Kanun'un
11'inci maddesi uyarınca idareye başvurması gerekirken, bu süre
geçirildikten çok sonra anılan atama işleminden kaynaklanan yolluğun
verilmesi istemiyle idareye yapılan 17.01.2012 tarihli başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle 20.02.2012 tarihinde açılan davanın süre
aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle, süre
aşımı yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yolluk
ödenmesine neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya
geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi
konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk
konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk
konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici
görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin
"yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi
suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan
kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir.
Atama, nakil
veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte tesis edilmiş bir yolluk
işleminin varlığı halinde,dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan
işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip
ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış
olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde
öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine
oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.
Davacının,
naklen atanmasına ilişkin işlemde "yolluksuz" ibaresi
bulunmadığına göre, bu işlemden doğan yolluğunun tarafına ödenmesi için
yaptığı başvuru 2577 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi kapsamında olup, bu
başvuru üzerine kurulan işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde
olduğu açıktır.
Bu nedenle,
Erzurum Bölge İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade
ettiği açık bulunan 25.09.2012 gün ve E:2012/748, K:2012/666 sayılı kararı
ile 31.12.2012 gün ve E:2012/856, K:2012/832 sayılı kararının, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına
bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ
ADINA
Hüküm veren
Danıştay İkinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:
Dava;
Denizli İli, Honaz İlçesi, Kaklık İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın
4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde öğretmen olarak görev yapmakta
iken, anılan Yasanın 4/A maddesi uyarınca Kars İli, Sarıkamış İlçesi,
Beşyol İlköğretim Okulu'na kadrolu olarak atanan davacının, bu atama
nedeniyle verilmeyen yolluğunun ödenmesi istemiyle 17.1.2012 tarihinde
yaptığı başvurunun reddine ilişkin 7.2.2012 günlü, 842 sayılı işlemin
iptali ve yolluğun yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi
istemiyle açılmıştır.
Erzurum 2.
İdare Mahkemesi Hakimi tarafından verilen 22.5.2012 günlü, E:2012/199,
K:2012/764 sayılı kararla; davacı tarafından, 4.6.2010 tarihinde yapılan
atama üzerine en geç göreve başladığı 18.6.2010 tarihinden itibaren yasal
dava açma süresi olan altmış gün içinde doğrudan veya davalı idareye
başvurarak tesis edilen işlem üzerine kalan yasal süre içerisinde dava
açılması gerekirken, bu sürenin geçirilmesinden uzun bir süre sonra davalı
idareye yapılan 17.1.2012 tarihli başvurunun 7.2.2012 tarihli işlem ile
reddi üzerine, 15.2.2012 havale tarihli dilekçe ile açılan davanın esasının
süre aşımı nedeniyle incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın
süre aşımı nedeniyle reddine hükmedilmiş, itiraz üzerine davaya bakan
Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nin 25.9.2012 günlü, E:2012/748, K:2012/666
sayılı kararıyla söz konusu İdare Mahkemesi kararı onanmış, karar düzeltme
istemi de aynı Mahkeme'ce verilen 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832
sayılı kararla reddedilerek Erzurum 2. İdare Mahkemesi Hakimi'nce verilen
karar kesinleşmiştir.
Erzurum
Bölge İdare Mahkemesi'nin 25.9.2012 günlü, E:2012/748, K:2012/666 sayılı
kararı ile 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832 sayılı kararının hukuka
aykırı olduğu belirtilerek kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine
Danıştay Başsavcılığı "yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade
eden" sözkonusu kararların, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasını istemektedir.
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma" başlıklı
51. maddesinde, "1. Bölge idare mahkemesi kararları ile idari ve vergi
mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz
incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından
yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların
göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden başsavcı tarafından kanun
yararına temyiz olunabilir.
2. Temyiz
isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma
kararı, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki
sonuçlarını kaldırmaz.
3. Bozma
kararının bir örneği ilgili Bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de
yayımlanır." hükmü yer yer almaktadır.
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava
açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde
Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu ve bu sürenin idari
uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden
başlayacağı hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, ilgililerin, haklarında
idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari
makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse
isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren
dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi
mahkemelerine dava açabilecekleri; 11'inci maddesinde de, ilgililer
tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri
alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst
makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde
istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma
süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması
halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma
tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Yolluk
ödenmesine (hak kazanılmasına) neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle
atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte,
yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın
doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna
bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil
veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya
görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde
belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı
iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis
edilebilir. Doğal olarak sözü edilen asıl işlemle birlikte tesis edilmiş
bir yolluk işleminin varlığı halinde, yani yolluklu veya yolluksuz
ibaresinin işlemde yer alması halinde dava açma süresi, yolluksuz ibaresi
yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip
ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış
olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü
gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya
zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.
Dosyanın
incelenmesinden; Denizli İli, Honaz İlçesi, Kaklık İlköğretim Okulu'nda 657
sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde öğretmen olarak
görev yapmakta iken, anılan Yasanın 4/A maddesi uyarınca 4.6.2010 günlü
işlemle Kars İli, Sarıkamış İlçesi, Beşyol İlköğretim Okulu'na kadrolu
olarak atanarak yeni görev yerine 18.6.2010 tarihinde başlayan davacının,
bu atama işleminden dolayı alamadığı sürekli görev yolluğunun ödenmesi için
yaptığı 17.1.2012 günlü başvurusunun Sarıkamış Kaymakamlığı, İlçe Milli
Eğitim Müdürlüğü'nün 7.2.2012 günlü, 842 sayılı işlemi ile reddi üzerine
bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar
Erzurum 2. İdare Mahkemesi'nce, 4.6.2010 günlü onayla atanan davacının
atandığı yerde göreve başladığı 18.6.2010 tarihinin, kendisine yolluk
ödenmediğini öğrendiği son tarih olarak kabulünün gerekmekte olduğu
belirtilerek ve yapılan hesaplama sonucu, dava süre aşımı yönünden
reddedilmiş ise de, dava konusu olayda başvuru öncesinde davacıya tebliğ
edilmek suretiyle kendisine yolluk verilmeyeceğine ilişkin bir işlemin
mevcut olmaması karşısında; yolluk ödenmesi talebiyle sonradan yapılan
başvuru, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru
niteliğini taşıdığından, bu konuda çıkan uyuşmazlıkta atandığı yerde göreve
başlama tarihinin dava açma süresi için başlangıç olarak alınmasına hukuken
olanak bulunmamaktadır.
Kaldı ki,
uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan
ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile
yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4.
maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu
dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe
sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde
yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu
ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011
günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması
nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev
yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10.
maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.
Bu nedenle,
Erzurum Bölge İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade
ettiği açık bulunan 25.9.2012 günlü, E:2012/748, K:2012/666 sayılı kararı
ile 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832 sayılı kararında hukuki
isabetgörülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü
ile Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen 25.9.2012 günlü, E:2012/748,
K:2012/666 sayılı karar ile 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832 sayılı
kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca
hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın
birer suretinin Danıştay Başsavcılığına, Sarıkamış Kaymakamlığı ile
davacıya gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına,
31.5.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
—— • ——
Danıştay
Onikinci Daire Başkanlığından :
Esas No :
2012/5705
Karar No
: 2013/4199
Kanun Yararına Temyiz İsteminde
Bulunan :Danıştay Başsavcılığı
Davacı
:Bülent
Ugiş
Vekili:
Av. Muhsin Özkale, İnönü Cad. Günep Plaza Kat:1 No:102Seyhan - ADANA
Davalı: Adana
Valiliği - ADANA
İstemin Özeti :Adana
2. İdare Mahkemesi'nce verilen 08.01.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6
sayılı kararın, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması
istenilmektedir.
Danıştay Başsavcısı :Turgut
Candan
Düşüncesi
:Adana
İli, Feke İlçesi, Feke Paşalı Yatılı İlköğretim Okulunda Teknisyen ve
Muayene ve Teslim Alma Komisyonu üyesi olarak görev yapan davacının,
hakkında yapılan soruşturma neticesinde "gerçeğe aykırı rapor ve belge
düzenlemek" fiilini işlediği gerekçesiyle 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu'nun 125' inci maddesinin "kademe ilerlemesinin
durdurulması" cezasını gerektiren fiil ve halleri açıklayan
"D" fıkrasının "f" bendi uyarınca bir yıl kademe
ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Adana İl
Disiplin Kurulu'nun 1.4.2008 tarih ve 2008/9 sayılı kararının iptali
istemiyle açtığı davada; davacının üstüne atılı suçu işlemiş olduğundan
fiiline uygundisiplin cezasıyla cezalandırılmasında hukuka aykırılık
bulunmadığı gerekçesiyle reddeden, Adana İkinci İdare Mahkemesinin
kesinleşen 8.1.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı kararının; davacı
ile aynı Muayene ve Teslim Alma Komisyonunda görev yapan diğer üyeler hakkında
verilen disiplin cezalarının Adana Birinci İdare Mahkemesince iptal
edildiği, sadece davacının cezalandırılması sonucunu yaratacak bu durumun
hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kanun yararına bozulmasının
istenilmesi üzerine konu incelendi;
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma"
başlıklı 51'inci maddesinde: bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve
vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip,
temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği
bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin ilgili
bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı
tarafından kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının, daha önce
kesinleşmiş olan Mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan
kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Bağlantılı davalar" başlıklı 38
inci maddesinde;
1- Aynı
maddi veya hukuki sebepten doğan ya da biri hakkında verilecek hüküm,
diğerini etkileyecek nitelikte olan davalar bağlantılı davalardır.
2- İdare
Mahkemesi, vergi mahkemesi veya Danıştaya veya birden fazla idare veya
vergi mahkemelerine açılmış bulunan davalarda bağlantının varlığına
taraflardan birinin isteği üzerine veya doğrudan doğruya mahkemece karar
verilir.
3-Bağlantılı
davalardan birinin Danıştay'da bulunması halinde dava dosyası Danıştay'a
gönderilir.
4-
Bağlantılı davalar değişik bölge idare mahkemesinin yargı çevrelerindeki
Mahkemelerde bulunduğu takdirde dosyalar Danıştay'a gönderilir.
5-
Bağlantılı davalar aynı bölge idare mahkemesinin yargı çerçevesindeki
mahkemelerde bulunduğu takdirde dosyalar o yer bölge idare mahkemesine
gönderilir, kuralına yer verilmiş, aynı Kanunun 40'ıncı maddesinde de
bağlantının Bölge İdare Mahkemesince incelenme kuralları açıklanmıştır.
Dava dosyası
ile Adana Birinci İdare Mahkemesinin E:2008/837 sayılı dosyanın
incelenmesinden; Adana İli, Feke İlçesi, Feke Paşalı Yatılı İlköğretim
Okulunda görev yapan ve Muayene ve Teslim Alma Komisyon üyeleri olarak
22.11.2006 ile 18.12.2006 tarihli Muayene ve Teslim Alma tutanaklarını
düzenleyen Bülent UGIŞ ile Mehmet GÖÇER'in haklarında yapılan soruşturma
sonucunda, Adana İl Disiplin Kurulunca bu görevlerini yaparken
"gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiilini işledikleri
gerekçesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125' inci maddesinin
"kademe ilerlemesinin durdurulması" cezasını gerektiren fiil ve
halleri açıklayan "D" fıkrasının "f" bendi uyarınca bir
yıl kademe ilerlemesi cezası verildiği; bu cezalara karşı, Bülent UGIŞ
tarafından Adana ikinci İdare Mahkemesinde, açılan davanın Mahkemenin
8.1.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı kararıyla reddedildiği; Mehmet
GÖÇER'in Adana birinci İdare Mahkemesine açtığı davanın ise, Mahkemenin
19.3.2009 gün ve E:2008/837, K:2009/405 sayılı kararı ile dava konusu
disiplin cezasının iptal edildiği anlaşılmaktadır.
Olayda,
açıklanan disiplin cezalarına ilişkin davaların aynı maddi ve hukuki
sebepten doğmuş bulunmasına karşın, yukarıda sözü edilen 38'inci maddede
belirtilen yöntem izlenmeksizin davalılardan herbirindefarklı mahkemelerde,
birbirine aykırı kararlarla sonuçlandırılması, yürürlükteki usul
hükümlerine vehukuka aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan
nedenle, Adana ikinci İdare Mahkemesinin niteliği bakımından, yürürlükteki
usul hukukuna aykırı bir sonuç ifade eden 8.1.2009 gün ve E:2008/849,
K:2009/6 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
51'inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
Danıştay
Tetkik Hakimi:
Oğuz Özkarslı
Düşüncesi: 2577 sayılı
İdariYargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına bozma" başlıklı
51'inci maddesinde, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan
kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade
edenlerin kanun yararına bozulabileceğine işaret edilmiştir. Disiplin
hukukunda, aynı soruşturma kapsamında disiplin cezası verilmiş olsa bile,
her bir kişinin suça konu olaydaki kusurunun ve sorumluluğunun farklı
olması nedeniyle, uyuşmazlıkların çözümünde, herkes için ayrı ayrı
değerlendirme yapılması gerekmektedir. Kaldı ki,aynı soruşturma kapsamında
ceza alan iki kişinin açmış olduğu davaların, biri hakkında verilecek
kararın, diğerinin sonucunu etkileyecek nitelikte de olmadığı açıktır.
Dolayısıyla,
davacı ile birlikte aynı soruşturma kapsamında ceza alan bir başka kişinin
açmış olduğu dava ile davacı tarafından açılan davanın, farklı mahkemelerde
görülerek karara bağlanmış olması, kanun yararına bozma sebebi olarak
görülmediğinden, kanun yararına temyiz isteminin reddi gerektiği
düşünülmektedir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Hüküm
verenDanıştayOnikinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Dava; Adana
İli, Feke İlçesi, Feke Paşalı Yatılı İlköğretim Okulunda Teknisyen ve Muayene
ve Teslim Alma Komisyonu üyesi olarak görev yapan davacının, hakkında
yapılansoruşturma neticesinde "gerçeğe aykırı rapor ve belge
düzenlemek" fiilini işlediği gerekçesiyle 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu'nun 125/D-f maddesi uyarınca bir yıl kademe ilerlemesinin
durdurulması cezası ile tecziyesine ilişkin Adana İl Disiplin Kurulunun
01.04.2008 tarih ve 2008/9 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Adana
2. İdare Mahkemesi'nce verilen 8.1.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı
kararla; davacının soruşturma sürecinde verdiği, giyim eşyalarından bir
kısmı eksik geldiği halde tam gelmiş gibi teslim aldıkları yönündeki
ifadesi de dikkate alındığında, üzerine atılı fiili işlediği yapılan
soruşturma sonucu sübuta eren davacının, işlemiş olduğu fiille uygun
disiplin cezası ile tecziyesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka ve
mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.
Danıştay
Başsavcısı, davacı ile birlikte aynı komisyonda görev yapan ve aynı ceza
ile cezalandırılan başka bir kişinin de anılan cezaya karşı dava açtığı,
disiplin cezalarına ilişkin davaların aynı maddi ve hukuki sebepten doğmuş
bulunmasına karşın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 38.
maddesinde belirtilen yöntem izlenmeksizin davalardan herbirininfarklı
mahkemelerde, birbirine aykırı kararlarla sonuçlandırılmasının,
yürürlükteki usul hükümlerine ve hukuka aykırı olduğunu belirterek anılan
kararın kanun yararına bozulmasını istemektedir.
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Bağlantılı davalar" başlıklı
38. maddesinde; "Aynı maddi veya hukuki sebepten doğan ya da biri
hakkında verilecek hüküm, diğerini etkileyecek nitelikte olan davalar
bağlantılı davalardır. İdare Mahkemesi, vergi mahkemesi veya Danıştaya veya
birden fazla idare veya vergi mahkemelerine açılmış bulunan davalarda
bağlantının varlığına taraflardan birinin isteği üzerine veya doğrudan
doğruya mahkemece karar verilir." düzenlemesi yer almıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma"
başlıklı 51. maddesinde; bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi
mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz
incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından
yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin ilgili bakanlıkların
göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun
yararına temyiz olunabileceği, bu temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde
kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan Mahkeme
veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı hükme
bağlanmıştır.
Anılan
madde ile, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, tarafların iradeleriyle
başvurabilecekleri kanun yolları dışında Danıştay Başsavcılığı tarafından
başvurulabilecek "kanun yararına temyiz" olarak nitelenen kanun
yolunun kabul ediliş amacı; yürürlükteki hukukun ülke düzeyinde birlik
içinde uygulanmasını sağlamaktır. Ancak, idare veya vergi mahkemeleri ile
Bölge İdare Mahkemesi kararlarının kanun yararına temyizinin istenebilmesi
için, bu kararların niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade etmesi, diğer bir deyimle nihai hükmün tartışmasının
yapılmasını gerektirecek nitelikte bir hukuka aykırılık bulunması
gerekmektedir.
Dava
dosyası ve eklerinin incelenmesinden; Adana İli, Feke İlçesi, Feke Paşalı
Yatılı İlköğretim Okulunda görev yapan ve Muayene ve Teslim Alma Komisyon
üyeleri olarak 22.11.2006 ile 18.12.2006 tarihli Muayene ve Teslim Alma
tutanaklarını düzenleyen davacı ile aynı komisyonda görev yapan Mehmet
Göçer'in haklarında yapılan soruşturma sonucunda, Adana İl Disiplin
Kurulunca bu görevlerini yaparken "gerçeğe aykırı rapor ve belge
düzenlemek" fiilini işledikleri gerekçesiyle 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin "kademe ilerlemesinin
durdurulması" cezasını gerektiren fiil ve halleri açıklayan
"D" fıkrasının "f" bendi uyarınca bir yıl kademe
ilerlemesi cezası ile cezalandırıldıkları; bu cezalara karşı, davacı
tarafından Adana ikinci İdare Mahkemesinde açılan davanın Mahkemenin
8.1.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı kararıyla reddedildiği; Mehmet
Göçer'in Adana Birinci İdare Mahkemesine açtığı davada ise, Mahkemenin
19.3.2009 gün ve E:2008/837, K:2009/405 sayılı kararı ile dava konusu
cezanın iptal edildiği ve bu kararların temyiz edilmeksizin kesinleştiği
anlaşılmaktadır.
İki
veya daha fazla dava arasında bağlantının varlığından söz edebilmek için
bunların aynı maddi veya hukuki sebepten kaynaklanmış olması yanında bu
davaların biri hakkında verilecek kararın, diğerinin veya diğerlerinin
sonucunu etkileyecek nitelikte bulunması gerekmektedir. Sadece davanın aynı
soruşturma kapsamında verilen disiplin cezalarına karşı açılmış olması
davalar arasında bağlantı bulunduğu sonucunu doğurmamaktadır. Bunun yanında
davaların sonuçlarının birbirini etkilemesi hususu, bağlantılı davaların
temelini teşkil etmektedir. Aksi uygulama idare mahkemelerinin kuruluş
amacına ve Anayasal bir ilke olan tabii hakim ilkesine de aykırı
düşecektir.
Aynı
soruşturma kapsamında disiplin cezası verilmiş olsa bile, her bir kişinin
suça konu olaydaki kusurunun ve sorumluluğunun farklı olması nedeniyle,
uyuşmazlıkların çözümünde, herkes için ayrı ayrı değerlendirme yapılması
gerekeceğinden, aynı soruşturma kapsamında ceza alan iki kişinin açmış
olduğu davaların, aynı maddi veya hukuki sebepten kaynaklanmış olduğundan
söz edilemeyeceği gibi, bu davaların biri hakkında verilecek kararın,
diğerinin sonucunu etkileyecek nitelikte de olmadığı açıktır.
Uyuşmazlık
konusu olayda; davacı ile birlikte aynı soruşturma kapsamında ceza alan bir
başka kişinin açmış olduğu dava ile davacı tarafından açılan davanın,
farklı mahkemelerde görülerek karara bağlanmış olması, kanun yararına bozma
sebebi olarak görülmemiştir.
Açıklanan
nedenle, Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin reddine;
kararın bir örneğinin Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine, 21.5.2013
gününde oybirliği ile karar verildi.
—— • ——
Danıştay
Ondördüncü Daire Başkanlığından :
Esas No :
2012/4887
Karar No
: 2013/704
Kanun
Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı
Davacılar
: 1- İbrahim Arslan
2- Celal Arslan
3- Ayşe Uçar
4- Ejder Nahırcı
5- Mustafa Kaya
6- Kazım Kılıçoğlu
7- Fettah Bulut
8- İzzettin Arslan
9- Yadikar Dursunoğlu
10- Mustafa Sönmez
11- Bilal Celep
12- Osman Saygı
13- Hanife Tükenmez
14- Abdullah Arslan
15- Muzaffer Koçer
16- Leyla Günay
17- Mehmet Karataş
Vekili
: Av.
Zühtü Avcı
İstiklal Cad. Sahne Sok. No:1 K:5/506 Galatasaray/İSTANBUL
Davalı
: Sultangazi Belediye Başkanlığı - İSTANBUL
İstemin Özeti :
İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2237 ada,
1parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan
bahisle, taşınmazın hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun
42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 404
sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ilebu karar uyarınca ruhsatsız
yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi
uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası
verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol
Müdürlüğü'nün bila tarihli, 37 sayılı işleminin iptaliistemiyle açılan
davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5.
maddesine uygun bulunmadığı gerekçesiyle, davacıların her birince ayrı ayrı
dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi
gereğince reddi yolunda İstanbul6.İdareMahkemesince verilen 29.09.2011
günlü, E:2011/1874, K:2011/1355 sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu öne
sürülerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay
Tetkik Hakimi : Selçuk Tosun
Düşüncesi : Dava;
ruhsatsız yapı nedeniyle söz konusu yapının hissedarı olan davacılara 3194 sayılı
İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin
Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının
yıkılması gerektiğine aksi takdirde yıkım işlemi tesis edileceğine ve
ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye
Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinde; aralarında maddi ve
hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla
işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabileceği düzenlemesine yer
verilmiştir.
Dava
konusu işlemler; davacıların, hisseli malik oldukları yapının tamamının
ruhsatsız olduğundan bahisle tesis edildiğinden tümünün ortak menfaatini
ilgilendirdiği gibi; davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin de
aynı olduğu açıktır.
Açıklanan
nedenle; dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararda
yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmadığından kanun yararına bozma isteminin
kabulü gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay
Başsavcısı : Turgut Candan
Düşüncesi :İstanbul
İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 2550. Sokak, 4/14-17 pafta, 2237
ada, 1 parsel sayılı, 41-43 kapı numaralı yapının ruhsatsız yapıldığından
bahisle taşınmazın hissedarı olan davacılara, 3194 sayılı Yasanın 42'nci
maddesi uyarınca 181.388,82 TL idari para cezası verilmesine ilişkin
06.04.2011 tarih ve 404 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararının ve
Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali
istemiyle açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine uygun bulunmadığından bahisle,
davacıların her birince ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci
maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi gereğince, reddi yolundaki, İstanbul
Altıncı İdare Mahkemesinin 29.09.2011 günlü, E:2011/1874, K:2011/1355
sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu öne sürülerek kanun yararına
bozulmasının istenilmesi üzerine, konu incelendi;
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına bozma"
başlıklı 51'inci maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve
vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip,
temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği
bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili
bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı
tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği; temyiz isteği yerinde
görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının,
daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki
sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
Yukarıda
açıklanan yasa hükmünde bir kararın kanun yararına temyiz edilebilmesi için
aranan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olması koşulu, aynı
zamanda, anılan kararın temyize tabi karar olmasını da gerektirmektedir.
Temyize tabi olmamalarına karşın, madde metninde, bölge idare
mahkemelerinin kararlarına karşı da kanun yararına temyiz yolunun açılmış
bulunması, bizim bu görüşümüzü doğrulamaktadır.
Hukuki
durum bu olmakla birlikte; kanun yararına temyiz müessesesinin hukuka
aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin onarılması ve Ülke'de hukuk
ve uygulama birliğinin sağlanması amacı gözönünde bulundurulduğunda, idari
yargı yerlerinin temyize tabi olmayan nihai kararlarının yürürlükteki
hukuka aykırı sonuçlar ifade etmeleri durumunda bu kararlara karşı da kanun
yararına temyiz başvurusunda bulunulmasında zorunluluk olduğu sonucuna
varılmaktadır.
Bu
bakımdan; İstanbul Altıncı İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15'inci
maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin
4'üncü fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararının 51'inci madde
uyarınca incelenmesine geçildi:
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 2'nci fıkrasında,
birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi davacıların hak
veya menfaatlerinde iştirak bulunmasıve davaya yol açan maddi olay veya
hukuki sebeplerin aynı olması gerektiği hükmüne yer verilmiştir.
2577
sayılı Yasanın anılan hükmünegöre; her şahsın menfaatini ihlal eden idari
işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte hak ve
menfaatlerinde iştirak bulunan;yani,ortak haklarıveya menfaatleri idari
işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay ve
hukuki sebeplerinaynı olmasıhalinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay ve
hukukigerekçe dayanak alınaraktesis edilen işlemin iptali istemiyle aynı
dilekçe ile davaaçabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı;
aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyenidari
uyuşmazlıklarınaynı dosyada görülmeleri sağlanarak,gereksiz zaman ve emek
israfı ile masrafın önlenmesi ve farklı kararların
verilebilmesiolasılığının ortadan kaldırılmasıdır.
Davanın
konusunu, ruhsatsız yapıldığından bahisle taşınmazın hissedarı
olandavacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları sıralamaksuretiyle, 3194
sayılı Yasanın 42'nci maddesi uyarıncatoplam181.388,82 TL idari para cezası
verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 404 sayılı Sultangazi Belediye
Encümeni kararı ile bu kararın bildirimine ve para cezası verilen
yapınınruhsat ve eklerine aykırı kısımların yıkılması ya da ruhsata uygun
hale getirilmesigereğinin bildirilmesine ilişkin Sultangazi Belediye
Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istekleri
oluşturmaktadır.
Dava
konusu Belediye Encümen kararı davacıların hissedarı olduğu yapının
tamamının ruhsatsız olarak yapıldığınıntespit edildiğinden bahisle tesis
edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız
olarak yapılıp yapılmadığının ortayakonulması gerektiğinden, davacıların
tümününortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi
olay ve hukukisebeplerin aynı olması koşuluda gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Bu
bakımdan; İdare Mahkemesince, aksine bir anlayışla, dava dilekçesinin
reddine ilişkin olarak verilen karar, yürürlükteki hukuka açık
aykırılıkoluşturmaktadır.
Açıklanan
nedenle, İstanbul Altıncı İdare Mahkemesi'nin, niteliğibakımından
yürürlüktekihukuka aykırı bir sonuç ifade eden29.09.2011 gün ve
E:2011/1874, K:2011/1355 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 51'nci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun
olacağı düşünülmektedir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Karar
veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, İstanbul6.İdareMahkemesince verilen
29.09.2011 günlü, E:2011/1874, K:2011/1355 sayılı kararın, Danıştay
Başsavcılığı'nca temyizen kanun yararına bozulması istemi incelenerek
gereği görüşüldü:
Dava;
İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2237 ada,
1parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan
bahisle, taşınmazın hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun
42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 404
sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ilebu karar uyarınca ruhsatsız
yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32.
maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası
verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol
Müdürlüğü'nün bila tarihli, 37 sayılı işleminin iptaliistemiyle açılmıştır.
İstanbul6.İdareMahkemesince;
davacıların hisselerine karşılık gelen bağımsız bölümlerle ilgili olarak
ayrı ayrı hukuki değerlendirme yapılacak olması nedeniyle 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine aykırı olarak aralarında hak
veya menfaatte iştirak bulunmayan onyedi davacı tarafından, maliki
oldukları ruhsatsız yapı nedeniyle para cezası verilmesine ve söz konusu
yapının yıkımına ilişkin işlemlere karşı ayrı ayrı dilekçelerle dava
açılması gerekirken, tek dilekçe ile açılan davanın 2577 sayılı Kanun'un 5.
maddesine uygun olimadığı gerekçesiyle davacıların her birince ayrı ayrı
dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d)
bendi gereğince dilekçenin reddine karar verilmiştir.
Davacı
tarafından; anılan İdare Mahkemesi kararının, hukuka aykırı olduğu ileri
sürülerek, kanun yararına bozulması isteğiyle Danıştay Başsavcılığı'na
başvurulmuştur.
Danıştay
Başsavcılığının 24.05.2012 tarih ve E:2012/191 sayılı başvurusuyla,Kanun
yararına temyiz müessesesinin amacı dikkate alındığında verildiği anda
kesin olan kararların da yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi
nedeniyle kanun yararına bozulabileceği, dava konusu işlemlerin,
davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak
yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edildiği, uyuşmazlığın
çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya
konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün ortak menfaatini
ilgilendirdiği gibi;davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı
olması koşulu da gerçekleşmiş bulunduğundan, İdare Mahkemesince, aksine bir
anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararın hukuka
aykırı olduğu düşüncesiyle anılan idare mahkemesi kararının temyizen kanun
yararına bozulması istenilmektedir.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesinde, bölge idare
mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk
derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş
bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin, ilgili Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya
kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği,
temyiz isteğinin yerinde görülmesi halinde kararın kanun yararına
bozulacağı, ancak bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş bulunan mahkeme
veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
Kanun
yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur. Bu yolla yanlış olduğu
ileri sürülen kararların yeniden incelenmesi, kararların hukuka
uygunluğunun denetlenerek varsa eksik ve hatalarının giderilmesi
amaçlanmıştır.
Ancak,
bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve
Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden
geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki
hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlere karşı, ilgili Bakanlıkların
göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından
başvurulabilecek "kanun yararına temyiz" yoluyla yürürlükteki
hukukun ülke düzeyinde birlik içinde uygulanmasının sağlanması
amaçlanmaktadır.
Kanun
yararına temyiz müessesesinin hukuka aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk
Düzeninin onarılması ve Ülke'dehukuk ve uygulama birliğinin sağlanması
amacı gözönünde bulundurulduğunda, bu amacın doğal sonucu olarak, verildiği
anda kesin olan kararlar ile temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş
olan kararlar, yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi nedeniyle,
çözümlenmiş olan uyuşmazlığa etkili olmamak üzere kanun yararına
bozulabilmektedir.
Bu
bakımdan; İstanbul 6. İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15.
maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin 4.
fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararın, Kanun'un 51. maddesi
uyarınca esasının incelenmesine geçildi:
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun5. maddesinin 1. bendinde; "Her
idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak aralarında maddi ve
hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla
işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabilir." hükmüne yer
verilmiştir.
Anılan
düzenlemeye göre; idari yargılama usulünde her şahsın menfaatini ihlal eden
idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte; hak ve
menfaatlerinde iştirak bulunan; yani, ortak hakları veya menfaatleri idari
işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay veya
hukuki sebeplerin aynı olması halinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay
ve hukuki gerekçe dayanak alınarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle
aynı dilekçe ile dava açabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin
amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek
gerektirmeyen idari uyuşmazlıkların aynı dosyada görülmeleri sağlanarak,
yargılamada gereksiz harcama yapmadan, sadelik ve hızlılığın sağlanması
bununla birlikte farklı kararların verilebilmesi olasılığının da ortadan
kaldırılmasıdır.
Dosyanın
incelenmesinden; İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17
pafta, 2237 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının
ruhsatsız olduğundan bahisle, hissedarı olan davacılara, ad ve soyadları
ile hisse oranları belirtilmek suretiyle, 3194 sayılı Kanun'un 42. maddesi
uyarınca para cezası verilmesine ilişkin encümen kararı ile bu karar
uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı
Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası
verilebileceğine ilişkin belediye başkanlığı işleminintesisi üzerine
bakılmakta olan davanın açıldığı, Mahkeme tarafından her bir davacı
tarafından ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verildiği
anlaşılmaktadır.
Dava
konusu edilen işlemler; davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının
ruhsatsız olarak yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edilen bir
işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp
yapılmadığının ortaya konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün
ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi olay ve
hukuki sebeplerin aynı olması koşulu da gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Bu
durumda; İdare Mahkemesince, aralarında hak ve menfaatte iştirak bulunan
davacıların ayrı ayrı dava açması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin
reddine ilişkin olarak verilen kararda yürürlükteki hukuka uyarlık
bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz
isteminin kabulü ile İstanbul6.İdareMahkemesince verilen 29.09.2011 günlü,
E:2011/1874, K:2011/1355 sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak
üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın birer örneğinin ilgili Sultangazi
Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın
Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 07.02.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar
verildi.
(X)
KARŞI OY:
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İlk inceleme üzerine
verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 4001 sayılı Yasa ile değişik
4. fıkrasında ilk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen, bu
maddenin 1/a bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda
davanın görev ve yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde
yazılı gerçek hasma tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe ret kararları dışında,
kararın düzeltilmesi veya temyiz yoluna, tek hakim kararına ise itiraz
yoluna başvurulabileceği düzenlenmiş, bu hüküm uyarınca dilekçe ret
kararlarına karşı temyiz yolu kapatılmıştır.
Anılan
Kanun'un 51. maddesinde ise; idare mahkemelerince verilip temyiz
incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararların kanun yararına
temyiz edilebileceği düzenlemesine yer verilmekle birlikte bu kararlar
yanında idare mahkemesince "kesin olarak verilen" kararların da
kanun yararına temyiz olunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme
bulunmamaktadır.
Bu
nedenle, idare mahkemesince verildiği anda kesinleşen dilekçe ret kararının
kanun yararına temyiz istemine konu olamayacağından, kanun yararına temyiz
isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk
kararına katılmıyoruz.
—— • ——
Danıştay
Ondördüncü Daire Başkanlığından :
Esas No :
2012/4888
Karar No
: 2013/705
Kanun
Yararına Temyiz Eden :Danıştay
Başsavcılığı
Davacılar : 1- Hızır
Özyanık
2- Mustafa Ulusoy
3- Aysel Çıvak
4- Mehmet Kaya
5- Emel Öztaş
6- Bedri Gürer
7- Recep Altun
8- İrfan Çiftçidurmaz
9- Aydın Dereli
10- Reşat Demirtaş
11- Nurettin Sevinç
12- Kamil Sirkeci
13- Murtaza Çıvak
14- Oruç Öztaş
15- Mustafa Sönmez
16- Ahmet Bayrak
17- Mehmet Özkök
Vekili
: Av. Zühtü Avcı
İstiklal
Cad. Sahne Sok. No:1 K:5/506 Galatasaray/İSTANBUL
Davalı : Sultangazi Belediye Başkanlığı - İSTANBUL
İstemin
Özeti : İstanbul İli, Sultangazi
İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 5 parsel sayılı taşınmaz
üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle, taşınmazın hissedarı
olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası
verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 401 sayılı Sultangazi Belediye
Encümeni kararı ilebu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması
gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi
uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası
verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol
Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü, 37 sayılı işleminin iptaliistemiyle açılan
davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine uygun bulunmadığı gerekçesiyle, davacıların
her birince ayrı ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d)
bendi gereğince reddi yolunda İstanbul8.İdareMahkemesince verilen
28.09.2011 günlü, E:2011/1766, K:2011/1282 sayılı kararın, hukuka aykırı
olduğu öne sürülerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi : Selçuk Tosun
Düşüncesi :Dava; ruhsatsız yapı nedeniyle söz konusu yapının
hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin
Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının
yıkılması gerektiğine aksi takdirde yıkım işlemi tesis edileceğine ve
ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye
Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinde; aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık
ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla işlem aleyhine bir dilekçe
ile de dava açılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.
Dava konusu işlemler; davacıların, hisseli malik
oldukları yapının tamamının ruhsatsız olduğundan bahisle tesis edildiğinden
tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; davaya yol açan maddi olay ve
hukuki sebeplerin de aynı olduğu açıktır.
Açıklanan nedenle; dava dilekçesinin reddine
ilişkin olarak verilen kararda yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmadığından
kanun yararına bozma isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Başsavcısı : Turgut Candan
Düşüncesi :İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi,
2550. Sokak, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 5 parsel sayılı, 37 kapı numaralı
yapının ruhsatsız yapıldığından bahisle taşınmazın hissedarı olan
davacılara, 3194 sayılı Yasanın 42'nci maddesi uyarınca 252.278,62 TL idari
para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 tarih ve 401 sayılı Sultangazi
Belediye Encümeni kararının ve Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol
Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine uygun bulunmadığından
bahisle, davacıların her birince ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un
15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi gereğince, reddi yolundaki,
İstanbul Sekizinci İdare Mahkemesinin 28.09.2011 gün ve E:2011/1766,
K:2011/1282 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu öne sürülerek kanun
yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, konu incelendi;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"Kanun yararına bozma" başlıklı 51'inci maddesinde, bölge idare
mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk
derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş
bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya
kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği;
temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına
bozulacağı; bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya
Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı hükme
bağlanmıştır.
Yukarıda açıklanan yasa hükmünde bir kararın kanun
yararına temyiz edilebilmesi için aranan temyiz incelemesinden geçmeden
kesinleşmiş olması koşulu, aynı zamanda, anılan kararın temyize tabi karar
olmasını da gerektirmektedir. Temyize tabi olmamalarına karşın, madde
metninde, bölge idare mahkemelerinin kararlarına karşı da kanun yararına
temyiz yolunun açılmış bulunması, bizim bu görüşümüzü doğrulamaktadır.
Hukuki durum bu olmakla birlikte; kanun yararına
temyiz müessesesinin hukuka aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin
onarılması ve Ülke'de hukuk ve uygulama birliğinin sağlanması amacı
gözönünde bulundurulduğunda, idari yargı yerlerinin temyize tabi olmayan
nihai kararlarının yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade etmeleri
durumunda bu kararlara karşı da kanun yararına temyiz başvurusunda
bulunulmasında zorunluluk olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bu bakımdan; İstanbul Sekizinci İdare Mahkemesince
2577 sayılı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi
uyarınca verilen ve aynı maddenin 4'üncü fıkrasına göre kanun yolu kapalı
bulunan kararının 51'inci madde uyarınca incelenmesine geçildi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 2'nci fıkrasında, birden fazla şahsın
müşterek dilekçe ile dava açabilmesi davacıların hak veya menfaatlerinde
iştirak bulunmasıve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı
olması gerektiği hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı Yasanın anılan hükmünegöre; her şahsın
menfaatini ihlal eden idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla
birlikte hak ve menfaatlerinde iştirak bulunan;yani,ortak
haklarıveya menfaatleri idari işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın
davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerinaynı olmasıhalinde; bir
başka deyişle, aynı maddi olay ve hukukigerekçe dayanak alınaraktesis
edilen işlemin iptali istemiyle aynı dilekçe ile davaaçabilmesi de olanaklı
bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve
çözümleri ayrı emek gerektirmeyenidari uyuşmazlıklarınaynı dosyada
görülmeleri sağlanarak,gereksiz zaman ve emek
israfı ile masrafın önlenmesi ve farklı kararların
verilebilmesiolasılığının ortadan kaldırılmasıdır.
Davanın konusunu, ruhsatsız yapıldığından bahisle
taşınmazın hissedarı olandavacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları
sıralamaksuretiyle, 3194 sayılı Yasanın 42'nci maddesi
uyarıncatoplam252.278,62 TL idari para cezası verilmesine ilişkin
06.04.2011 gün ve 401 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu
kararın bildirimine ve para cezası verilen yapınınruhsat ve eklerine aykırı
kısımların yıkılması ya da ruhsata uygun hale getirilmesigereğinin
bildirilmesine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol
Müdürlüğü işleminin iptali istekleri oluşturmaktadır.
Dava konusu Belediye Encümen kararı davacıların
hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığınıntespit
edildiğinden bahisle tesis edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü,
yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortayakonulması
gerektiğinden, davacıların tümününortak menfaatini ilgilendirdiği gibi;
olayda, davaya yol açan maddi olay ve hukukisebeplerin aynı olması koşuluda
gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Bu bakımdan; İdare Mahkemesince, aksine bir
anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen karar, yürürlükteki
hukuka açık aykırılıkoluşturmaktadır.
Açıklanan nedenle, İstanbul Sekizinci İdare
Mahkesi'nin, niteliğibakımından yürürlüktekihukuka aykırı bir sonuç ifade
eden28.09.2011 gün ve E:2011/1766,
K:2011/1282sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
51'nci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı
düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Ondördüncü Dairesince,
İstanbul8.İdareMahkemesince verilen 28.09.2011 günlü, E:2011/1766,
K:2011/1282 sayılı kararın, Danıştay Başsavcılığı'nca temyizen kanun
yararına bozulması istemi incelenerek gereği görüşüldü:
Dava; İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci
Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 5 parsel sayılı taşınmaz üzerinde
bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle,3194
sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca taşınmazın hissedarı olan
davacılara para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 401 sayılı
Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının
yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez
para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı
Kontrol Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü, 37 sayılı işleminin iptaliistemiyle
açılmıştır.
İstanbul 8.İdareMahkemesince; davacıların
hisselerine karşılık gelen bağımsız bölümlerle ilgili olarak ayrı ayrı
hukuki değerlendirme yapılacak olması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine aykırı olarak aralarında hak veya
menfaatte iştirak bulunmayan onyedi davacı tarafından, maliki oldukları
ruhsatsız yapı nedeniyle para cezası verilmesine ve söz konusu yapının
yıkımına ilişkin işlemlere karşı ayrı ayrı dilekçelerle dava açılması
gerekirken, tek dilekçe ile açılan davanın 2577 sayılı Kanun'un 5.
maddesine uygun olimadığı gerekçesiyle davacıların her birince ayrı ayrı
dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d)
bendi gereğince dilekçenin reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından; anılan İdare Mahkemesi
kararının, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, kanun yararına bozulması
isteğiyle Danıştay Başsavcılığı'na başvurulmuştur.
Danıştay Başsavcılığının 04.05.2012 tarih ve
E:2012/57 sayılı başvurusuyla,Kanun yararına temyiz müessesesinin amacı dikkate
alındığında verildiği anda kesin olan kararların da yürürlükteki hukuka
aykırı sonuç ifade etmesi nedeniyle kanun yararına bozulabileceği, dava
konusu işlemlerin, davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız
olarak yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edildiği,
uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp
yapılmadığının ortaya konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün
ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi;davaya yol açan maddi olay ve hukuki
sebeplerin aynı olması koşulu da gerçekleşmiş bulunduğundan, İdare
Mahkemesince, aksine bir anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin
olarak verilen kararın hukuka aykırı olduğu düşüncesiyle anılan idare
mahkemesi kararının temyizen kanun yararına bozulması istenilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51.
maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi
mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz
incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği
bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili
Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı
tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteğinin yerinde
görülmesi halinde kararın kanun yararına bozulacağı, ancak bu bozma
kararının daha önce kesinleşmiş bulunan mahkeme veya Danıştay kararının
hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
Kanun yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki
yoldur. Bu yolla yanlış olduğu ileri sürülen kararların yeniden
incelenmesi, kararların hukuka uygunluğunun denetlenerek varsa eksik ve
hatalarının giderilmesi amaçlanmıştır.
Ancak, bölge idare mahkemesi kararları ile idare
ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip
temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği
bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlere karşı,
ilgili Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı
tarafından başvurulabilecek "kanun yararına temyiz" yoluyla
yürürlükteki hukukun ülke düzeyinde birlik içinde uygulanmasının sağlanması
amaçlanmaktadır.
Kanun yararına temyiz müessesesinin hukuka aykırı
yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin onarılması ve Ülke'dehukuk ve uygulama
birliğinin sağlanması amacı gözönünde bulundurulduğunda, bu amacın doğal
sonucu olarak, verildiği anda kesin olan kararlar ile temyiz incelemesinden
geçmeden kesinleşmiş olan kararlar, yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade
etmesi nedeniyle, çözümlenmiş olan uyuşmazlığa etkili olmamak üzere kanun
yararına bozulabilmektedir.
Bu bakımdan; İstanbul 8. İdare Mahkemesince 2577
sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin
4. fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan
kararın, Kanun'un 51. maddesi uyarınca esasının incelenmesine geçildi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 1. bendinde;
"Her İdari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak aralarında
maddi ve hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden
fazla işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabilir." hükmüne yer
verilmiştir.
Anılan düzenlemeye göre; idari yargılama usulünde
her şahsın menfaatini ihlal eden idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması
esas olmakla birlikte; hak ve menfaatlerinde iştirak bulunan; yani, ortak
hakları veya menfaatleri idari işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın
davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması halinde; bir
başka deyişle, aynı maddi olay ve hukuki gerekçe dayanak alınarak tesis
edilen işlemin iptali istemiyle aynı dilekçe ile dava açabilmesi de
olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı; aynı yargı yerinin görevine
giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyen idari uyuşmazlıkların aynı
dosyada görülmeleri sağlanarak, yargılamada gereksiz harcama yapmadan,
sadelik ve hızlılığın sağlanması bununla birlikte farklı kararların
verilebilmesi olasılığının da ortadan kaldırılmasıdır.
Dosyanın incelenmesinden; İstanbul İli, Sultangazi
İlçesi, Cebeci Mahallesi,4/14-17 pafta, 2316 ada, 5 parsel sayılı taşınmaz
üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle, hissedarı olan
davacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları belirtilmek suretiyle, 3194
sayılı Kanun'un 42. maddesi uyarınca para cezası
verilmesine ilişkin encümen kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının
yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez
para cezası verilebileceğine ilişkin belediye başkanlığı işleminintesisi
üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, Mahkeme tarafından her bir davacı
tarafından ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verildiği
anlaşılmaktadır.
Dava konusu edilen işlemler; davacıların hissedarı
olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığının tespit edildiğinden
bahisle tesis edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının
ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya konulmasını
gerektirdiğinden, davacıların tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi;
olayda, davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı olması koşulu
da gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Bu durumda; İdare Mahkemesince, aralarında hak ve
menfaatte iştirak bulunan davacıların ayrı ayrı dava açması gerektiği
gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararda
yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz
isteminin kabulü ile İstanbul 8. İdare Mahkemesinin 28.09.2011 gün ve
E:2011/1766, K:2011/1282 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili
olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın birer örneğinin ilgili
Sultangazi Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine
ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 07.02.2013 tarihinde
oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
"İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 4001 sayılı Yasa ile değişik 4. fıkrasında
ilk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen, bu maddenin 1/a
bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda davanın görev
ve yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde yazılı gerçek
hasma tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe ret kararları dışında, kararın
düzeltilmesi veya temyiz yoluna, tek hakim kararına ise itiraz yoluna
başvurulabileceği düzenlenmiş, bu hüküm uyarınca dilekçe ret kararlarına
karşı temyiz yolu kapatılmıştır.
Anılan
Kanun'un 51. maddesinde ise; idare mahkemelerince verilip temyiz
incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararların kanun yararına
temyiz edilebileceği düzenlemesine yer verilmekle birlikte bu kararlar
yanında idare mahkemesince "kesin olarak verilen" kararların da
kanun yararına temyiz olunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme
bulunmamaktadır.
Bu
nedenle, idare mahkemesince verildiği anda kesinleşen dilekçe ret kararının
kanun yararına temyiz istemine konu olamayacağından, kanun yararına temyiz
isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk
kararına katılmıyoruz.
—— • ——
Danıştay
Ondördüncü Daire Başkanlığından :
Esas No :
2012/4889
Karar No : 2013/706
Kanun
Yararına Temyiz Eden :Danıştay
Başsavcılığı - ANKARA
Davacılar : 1-
Celil Özcan
2- Hatice Karadağ
3- Şerif Alkan
4- Cesur Çıtlakoğlu
5- Hasibe Tezcan
6- Bekir Balcı
7-
İsmail Tetik
8- İlyas Alp
9- Vedat Tanrısever
10- Halim Gürler
11- Ali Ceyhan
12- İlyas Arslan
13- Ülbiye
Mutlu
14- Mensur Ateş
15- Sayim Korucu
16- Ertan Kasap
17- Ali İhsan Karabulut
18- Aliyaşar Büyükdacik
19-Özlem Ak'a Vesayeten Zübeyde Ak
20-Mustafa Ak
21 - Fatih Ak
22- Kemal Ak
Vekilleri
: Av. Zühtü Avcı
İstiklal Cad. Sahne Sok. No:1 K:5/506
Galatasaray/İSTANBUL
Karşı
Taraf (Davalı) : Sultangazi Belediye Başkanlığı
-İSTANBUL
İstemin Özeti :
İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2316 ada,
4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan
bahisle, taşınmazın hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun
42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 406
sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ilebu karar uyarınca ruhsatsız
yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32.
maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası
verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol
Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü, 246684 sayılı işleminin iptaliistemiyle
açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 5. maddesine uygun bulunmadığı gerekçesiyle, davacıların her
birince ayrı ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15. maddesinin 1.
fıkrasının (d) bendi gereğince reddi yolunda İstanbul 6. İdare Mahkemesince
verilen 06.10.2011 gün ve E:2011/1875, K:2011/1391 sayılı kararın, hukuka
aykırı olduğu öne sürülerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay
Tetkik Hakimi : Selçuk Tosun
Düşüncesi :Dava;
ruhsatsız yapı nedeniyle söz konusu yapının hissedarı olan davacılara 3194
sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin
Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının
yıkılması gerektiğine, aksi takdirde yıkım işlemi tesis edileceğine ve
ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye
Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinde; aralarında maddi ve
hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla
işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabileceği düzenlemesine yer
verilmiştir.
Dava
konusu işlemler; davacıların, hisseli malik oldukları yapının tamamının
ruhsatsız olduğundan bahisle tesis edildiğinden tümünün ortak menfaatini
ilgilendirdiği gibi; davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin de
aynı olduğu açıktır.
Açıklanan
nedenle; dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararda
yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmadığından kanun yararına bozma isteminin
kabulü gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay
Başsavcısı : Turgut Candan
Düşüncesi :İstanbul
İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 2550. Sokak, 4/14-17 pafta, 2316
ada, 4 parsel sayılı, 35 kapı numaralı yapının ruhsatsız yapıldığından
bahisle taşınmazın hissedarı olan davacılara, 3194 sayılı Yasanın 42'nci
maddesi uyarınca 252.278,62 TL idari para cezası verilmesine ilişkin
06.04.2011 tarih ve 406 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararının ve
Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü
işleminin iptali istemiyle açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine uygun bulunmadığından
bahisle, davacıların her birince ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un
15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi gereğince, reddi yolundaki,
İstanbul Altıncı İdare Mahkemesinin 06.10.2011 gün ve E:2011/1875,
K:2011/1391 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu öne sürülerek kanun
yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, konu incelendi;
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına bozma" başlıklı
51'inci maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi
mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz
incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından
yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların
göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun
yararına temyiz olunabileceği; temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde,
kararın kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının, daha önce
kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan
kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
Yukarıda
açıklanan yasa hükmünde bir kararın kanun yararına temyiz edilebilmesi için
aranan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olması koşulu, aynı
zamanda, anılan kararın temyize tabi karar olmasını da gerektirmektedir.
Temyize tabi olmamalarına karşın, madde metninde, bölge idare
mahkemelerinin kararlarına karşı da kanun yararına temyiz yolunun açılmış
bulunması, bizim bu görüşümüzü doğrulamaktadır.
Hukuki
durum bu olmakla birlikte; kanun yararına temyiz müessesesinin hukuka
aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin onarılması ve Ülke'de hukuk
ve uygulama birliğinin sağlanması amacı gözönünde bulundurulduğunda, idari
yargı yerlerinin temyize tabi olmayan nihai kararlarının yürürlükteki
hukuka aykırı sonuçlar ifade etmeleri durumunda bu kararlara karşı da kanun
yararına temyiz başvurusunda bulunulmasında zorunluluk olduğu sonucuna
varılmaktadır.
Bu
bakımdan; İstanbul Altıncı İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15'inci
maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin
4'üncü fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararının 51'inci madde
uyarınca incelenmesine geçildi:
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 2'nci fıkrasında,
birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi davacıların hak
veya menfaatlerinde iştirak bulunmasıve davaya yol açan maddi olay veya
hukuki sebeplerin aynı olması gerektiği hükmüne yer verilmiştir.
2577
sayılı Yasanın anılan hükmünegöre; her şahsın menfaatini ihlal eden idari
işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte hak ve
menfaatlerinde iştirak bulunan;yani,ortak haklarıveya menfaatleri idari
işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay ve
hukuki sebeplerinaynı olmasıhalinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay ve
hukukigerekçe dayanak alınaraktesis edilen işlemin iptali istemiyle aynı
dilekçe ile davaaçabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı;
aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyenidari
uyuşmazlıklarınaynı dosyada görülmeleri sağlanarak,gereksiz zaman ve emek
israfı ile masrafın önlenmesi ve farklı kararların
verilebilmesiolasılığının ortadan kaldırılmasıdır.
Davanın
konusunu, ruhsatsız yapıldığından bahisle taşınmazın hissedarı
olandavacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları sıralamaksuretiyle, 3194
sayılı Yasanın 42'nci maddesi uyarıncatoplam252.278,62 TL idari para cezası
verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 406 sayılı Sultangazi Belediye
Encümeni kararı ile bu kararın bildirimine ve para cezası verilen
yapınınruhsat ve eklerine aykırı kısımların yıkılması ya da ruhsata uygun
hale getirilmesigereğinin bildirilmesine ilişkin Sultangazi Belediye
Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istekleri
oluşturmaktadır.
Dava
konusu Belediye Encümen kararı, davacıların hissedarı olduğu yapının
tamamının ruhsatsız olarak yapıldığınıntespit edildiğinden bahisle tesis
edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız
olarak yapılıp yapılmadığının ortayakonulması gerektiğinden, davacıların
tümününortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi
olay ve hukukisebeplerin aynı olması koşuluda gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Bu
bakımdan; İdare Mahkemesince, aksine bir anlayışla, dava dilekçesinin
reddine ilişkin olarak verilen karar, yürürlükteki hukuka açık
aykırılıkoluşturmaktadır.
Açıklanan
nedenle, İstanbul Altıncı İdare Mahkesi'nin, niteliğibakımından
yürürlüktekihukuka aykırı bir sonuç ifade eden06.10.2011 gün ve
E:2011/1875, K:2011/1391 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 51'nci maddesi uyarıncakanun yararına bozulmasının uygun
olacağı düşünülmektedir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Karar
veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, İstanbul 6. İdare Mahkemesince
verilen 06.10.2011 gün ve E:2011/1875, K:2011/1391 sayılı kararın, Danıştay
Başsavcılığı'nca temyizen kanun yararına bozulması istemi incelenerek
gereği görüşüldü:
Dava;
İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2316 ada,
4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan
bahisle,3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca taşınmazın
hissedarı olan davacılara para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve
406 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca
ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un
32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası
verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol
Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü, 246684 sayılı işleminin iptaliistemiyle
açılmıştır.
İstanbul6.İdareMahkemesince;
davacıların hisselerine karşılık gelen bağımsız bölümlerle ilgili olarak
ayrı ayrı hukuki değerlendirme yapılacak olması nedeniyle 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine aykırı olarak aralarında hak
veya menfaatte iştirak bulunmayan 22 davacı tarafından, maliki oldukları
ruhsatsız yapı nedeniyle para cezası verilmesine ve söz konusu yapının
yıkımına ilişkin işlemlere karşı ayrı ayrı dilekçelerle dava açılması
gerekirken, tek dilekçe ile açılan davanın 2577 sayılı Kanun'un 5.
maddesine uygun olimadığı gerekçesiyle davacıların her birince ayrı ayrı
dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d)
bendi gereğince dilekçenin reddine karar verilmiştir.
Davacı
tarafından; anılan İdare Mahkemesi kararının, hukuka aykırı olduğu ileri
sürülerek, kanun yararına bozulması isteğiyle Danıştay Başsavcılığı'na
başvurulmuştur.
Danıştay
Başsavcılığının 18.5.2012 tarih ve E:2012/192 sayılı başvurusuyla,Kanun
yararına temyiz müessesesinin amacı dikkate alındığında verildiği anda
kesin olan kararların da yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi
nedeniyle kanun yararına bozulabileceği, dava konusu işlemlerin,
davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak
yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edildiği, uyuşmazlığın
çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya
konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün ortak menfaatini
ilgilendirdiği gibi;davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı
olması koşulu da gerçekleşmiş bulunduğundan, İdare Mahkemesince, aksine bir
anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararın hukuka
aykırı olduğu düşüncesiyle anılan idare mahkemesi kararının temyizen kanun
yararına bozulması istenilmektedir.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesinde, bölge idare
mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk
derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş
bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin, ilgili Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya
kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği,
temyiz isteğinin yerinde görülmesi halinde kararın kanun yararına
bozulacağı, ancak bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş bulunan mahkeme
veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme
bağlanmıştır.
Kanun
yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur. Bu yolla yanlış olduğu
ileri sürülen kararların yeniden incelenmesi, kararların hukuka
uygunluğunun denetlenerek varsa eksik ve hatalarının giderilmesi
amaçlanmıştır.
Ancak,
bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve
Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden
geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki
hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlere karşı, ilgili Bakanlıkların göstereceği
lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından başvurulabilecek
"kanun yararına temyiz" yoluyla yürürlükteki hukukun ülke
düzeyinde birlik içinde uygulanmasının sağlanması amaçlanmaktadır.
Kanun
yararına temyiz müessesesinin hukuka aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk
Düzeninin onarılması ve Ülke'dehukuk ve uygulama birliğinin sağlanması
amacı gözönünde bulundurulduğunda, bu amacın doğal sonucu olarak, verildiği
anda kesin olan kararlar ile temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş
olan kararlar, yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi nedeniyle,
çözümlenmiş olan uyuşmazlığa etkili olmamak üzere kanun yararına
bozulabilmektedir.
Bu
bakımdan; İstanbul 6. İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15.
maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin 4.
fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararın, Kanun'un 51. maddesi
uyarınca esasının incelenmesine geçildi:
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun5. maddesinin 1. bendinde; "Her
idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak aralarında maddi ve
hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla
işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabilir." hükmüne yer
verilmiştir.
Anılan
düzenlemeye göre; idari yargılama usulünde her şahsın menfaatini ihlal eden
idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte; hak ve
menfaatlerinde iştirak bulunan; yani, ortak hakları veya menfaatleri idari
işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay veya
hukuki sebeplerin aynı olması halinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay
ve hukuki gerekçe dayanak alınarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle
aynı dilekçe ile dava açabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin
amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyen
idari uyuşmazlıkların aynı dosyada görülmeleri sağlanarak, yargılamada
gereksiz harcama yapmadan, sadelik ve hızlılığın sağlanması bununla
birlikte farklı kararların verilebilmesi olasılığının da ortadan
kaldırılmasıdır.
Dosyanın
incelenmesinden; İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17
pafta, 2316 ada, 4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının
ruhsatsız olduğundan bahisle, hissedarı olan davacılara, ad ve soyadları
ile hisse oranları belirtilmek suretiyle, 3194 sayılı Kanun'un 42. maddesi
uyarınca para cezası verilmesine ilişkin encümen kararı ile bu karar
uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı
Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para
cezası verilebileceğine ilişkin belediye başkanlığı işleminintesisi üzerine
bakılmakta olan davanın açıldığı, Mahkeme tarafından her bir davacı
tarafından ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verildiği
anlaşılmaktadır.
Dava
konusu edilen işlemler; davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının
ruhsatsız olarak yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edilen bir
işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp
yapılmadığının ortaya konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün
ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi olay ve
hukuki sebeplerin aynı olması koşulu da gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Bu
durumda; İdare Mahkemesince, aralarında hak ve menfaatte iştirak bulunan
davacıların ayrı ayrı dava açması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin
reddine ilişkin olarak verilen kararda yürürlükteki hukuka uyarlık
bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz
isteminin kabulü ile İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 06.10.2011 gün ve
E:2011/1875, K:2011/1391 kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak
üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın birer örneğinin ilgili Sultangazi
Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın
Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 07.02.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar
verildi.
(X)
KARŞI OY:
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İlk inceleme üzerine
verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 4001 sayılı Yasa ile değişik
4. fıkrasında ilk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen, bu
maddenin 1/a bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda
davanın görev ve yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde
yazılı gerçek hasma tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe ret kararları dışında,
kararın düzeltilmesi veya temyiz yoluna, tek hakim kararına ise itiraz
yoluna başvurulabileceği düzenlenmiş, bu hüküm uyarınca dilekçe ret
kararlarına karşı temyiz yolu kapatılmıştır.
Anılan
Kanun'un 51. maddesinde, idare mahkemelerince verilip temyiz incelemesinden
geçmeden kesinleşmiş bulunan kararların kanun yararına temyiz edilebileceği
düzenlemesine yer verilmekle birlikte bu kararlar yanında idare
mahkemesince "kesin olarak verilen" kararların da kanun yararına
temyiz olunacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu
nedenle, idare mahkemesince verildiği anda kesinleşen dilekçe ret kararının
kanun yararına temyiz istemine konu olamayacağından, kanun yararına temyiz
isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki çoğunluk
kararına katılmıyoruz.
—— • ——
Danıştay
Ondördüncü Daire Başkanlığından :
Esas No :
2012/4890
Karar No
: 2013/1996
Kanun
Yararına Temyiz Eden:Danıştay
Başsavcılığı - ANKARA
Davacı:
Mustafa Kocabaş
Vekili: Av.
Abdurrahman Şenol
İslam Kerimov Cad. No:18 Sunucu Plaza
A-Blok Kat:11 Bayraklı/İZMİR
Davalı
: Karabağlar Belediye Başkanlığı - İZMİR
Vekili : Av. Songül
Genç Kılınç - Aynı Yerde
İstemin Özeti : İzmir İli, Karabağlar
İlçesi, 2793 Sokak, 42300 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan
binada ruhsatsız baz istasyonu yapıldığından bahisle, 3194 sayılı İmar
Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca 2248,40-TL para cezası verilmesine ilişkin
01.07.2010 günlü, 1171 sayılı Karabağlar Belediye Encümeni kararının iptali
istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen İzmir 3. İdare Mahkemesinin
tek hakimle verilen 06.05.2011 günlü, E:2010/1384, K:2011/988 sayılı
kararına yapılan itirazın incelenmeksizin reddi yolundaİzmir Bölge İdare
Mahkemesince verilen 10.10.2011 günlü, E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı
kararın, davacının başvurusu üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına
bozulması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi:
Selçuk Tosun
Düşüncesi:
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun, 27. ve devamı maddelerinde yer alan
veidari para cezasına itirazı düzenleyen maddeleri ile bu itiraz sonucunda
verilen kararlardan belli tutara ilişkin olanlarının kesin olduğunu hükme
bağlayan maddesinin birlikte incelenmesinden; tüm bu maddelerin, sulh ceza
mahkemelerine yapılacak başvuru ve bu başvuru sonucu Ceza Muhakemeleri
Kanunu uyarınca yapılacak yargılama ile ilgili olduğu, görevli yargı yeri
olarak idare mahkemelerinin görevli olduğu dava konusu uyuşmazlıkta, İdari
Yargılama Usulü'nün uygulanması gerektiği açık olup, mevzuatta da, belli
parasal miktarın altındaki uyuşmazlıklar hakkında idare mahkemesince
verilen kararların kesin olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu
durumda; olayda uygulanma imkanı bulunmayan 5326 sayılı Kabahatlar
Kanunu'nun 28. maddesinin 10. fıkrası uyarınca, itiraz başvurusunun
incelenmeksizin reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki
isabet bulunmadığından, kanun yararına bozma isteminin kabulü gerektiği
düşünülmektedir.
Danıştay Başsavcısı:
Turgut Candan
Düşüncesi: İzmir
İli, Karabağlar İlçesi, 2973 Sokak, 40 Numara, 42300 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz
üzerinde iki adet ruhsatsız baz istasyonu yapıldığından bahisle, 3194
sayılı İmar Kanunu'nun 42'nci maddesi uyarınca, 2248,40 TL para cezası
verilmesine ilişkin 01.07.2010 gün ve 1171 sayılı belediye encümeni
kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda tek hakimle verilen
İzmir Üçüncü İdare Mahkemesi'nin 06.05.2011 gün ve E:2010/1384, K:2011/988
sayılı kararına yapılan itirazı incelenmeksizin reddeden İzmir Bölge İdare
Mahkemesi'nin 10.10.2011 gün ve E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararı;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca
incelendi.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına bozma"
başlıklı 51'inci maddesinde; bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve
vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip,
temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği
bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin,
kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, hükmü
yer almıştır.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2'nci maddesinde, kabahat deyiminden; kanunun,
karşılığında yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı;
3'üncü maddesinde, bu Kanunun idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde;
diğer genel hükümlerinin ise, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı;
16'ncı maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari
yaptırımların, idarî para cezası ve idarî yaptırımlardan ibaret olduğu
kurallarına yer verilmiştir. Anılan Kanun'un "Başvuru yolu"
başlıklı 27'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, idari para cezası ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği kuralı yer almış; aynı maddenin 8'inci
fıkrasında ise, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında, aynı
kişi ile ilgili olarak İdari Yargı'nın görev alanına giren kararlarında verilmiş
olması halinde, idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiasının
bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği
belirtilmiştir. Yine Kanun'un 28'inci maddesinin 10'uncu fıkrasında; Üç bin
Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen
kararların kesin olduğu hükme bağlanmıştır.
Diğer
taraftan; 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32'inci maddesinde, bu Kanun
hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat
alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı
yapıldığının ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya
herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya
valiliklerce o andaki inşaat durumunun tespit edilerek yapının mühürlenerek
inşaatın derhal durdurulacağı; ruhsata aykırılık olan yapıda, bu
aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata
uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mührün belediye veya valilikçe
kaldırılacağı ve inşaatın devamına izin verileceği, aksi takdirde ruhsata
aykırı veya ruhsatsız yapılan binanın yıktırılacağı hükmüne yer
verilmiştir.
Anılan
Kanun'un 42'nci maddesinde de; ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki
etüd ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının
sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye
bildirmeyen ilgili fenni mesullere idari para cezası uygulanacağı
öngörülmüştür.
Dosyanın
incelenmesinden; İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2973 Sokak, 40 Numara, 42300
ada, 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde iki adet ruhsatsız baz istasyonu
yapıldığından bahisle 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42'nci maddesi uyarınca
2248,40 TL para cezası verilmesine ilişkin 01.07.2010 gün ve 1171 sayılı
belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda
tek hakimle verilen İzmir Üçüncü İdare Mahkemesi'nin 06.05.2011 gün ve
E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararına yapılan itirazın İzmir Bölge İdare
Mahkemesi'nin 10.10.2011 gün ve E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararı ile 5326
sayılı Kabahatlar Kanunu'nun 28'inci maddesinin 10'uncu fıkrasında yer
alan, üçbin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine
verilen kararların kesin olduğu yolundaki hüküm uyarınca, incelenmeksizin
reddedildiği anlaşılmıştır.
Kabahatler
Kanunu'nun, idari para cezasına itirazı düzenleyen maddeleri ile bu itiraz
sonucunda verilen kararlardan belli tutara ilişkin olanlarının kesin
olduğunu hükme bağlayan maddesinin birlikte incelenmesinden; tüm bu
maddelerin, Adli Yargı Düzenine dahil sulh ceza mahkemelerine yapılacak
itiraz ve bu itiraz sonucu Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca yapılacak
yargılama ve bu yargılama nihayetinde verilen kararlarla ilgili olduğu çok
açık bir biçimde görülmektedir.
Oysa;
yukarıda da belirtildiği üzere, idari yaptırım kararı ile birlikte İdari
Yargı'nın görev alanına giren bir idari işlemin de tesis olunması halinde,
olayda olduğu gibi, her iki işleme karşı da idari yargı yerinde dava
açılması zorunluluğu, Kabahatler Kanunu tarafından; bu Kanundan önce de,
Anayasa Mahkemesinin 15.5.1997 gün ve E:1996/72,K:1997/51 sayılı kararıyla
kabul edilmiş bir görev kuralıdır.
Yine;
Anayasa Mahkemesince, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 5560 sayılı Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 31'inci maddesiyle
değiştirilen 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin iptali
istemiyle açılan davada verilen, 5.4.2007 günlü E:2007/35, K:2007/36 sayılı
kararda da; Kabahatler Kanunu’nun 27'nci maddesinin, “idari yaptırım
kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari
yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hali”nin
varlığını aradığı; bu çerçevede, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42'nci maddesi
uyarınca para cezası verilmesi işlemi, imar mevzuatına aykırı bir yapılanmanın
tespiti, önlenmesi veya giderilmesine yönelik idari bir işlemin devamı
niteliğinde bulunduğundan, Kabahatler Kanunu’nun 27'nci maddesinin (8)
numaralı fıkrası uyarınca idari yaptırım kararının yanı sıra idari yargının
görev alanına giren başka bir kararın da verilmiş olduğunun ve buna bağlı
olarak söz konusu para cezalarına karşı açılacak davalarda idari yargının
görevli olduğunun kabulünün gerektiği belirtilerek, Anayasa Mahkemesine
yapılan itiraz başvurusu, sulh ceza mahkemesinin görevsizliği nedeniyle
reddedilmiştir.
İdari
yargı yerlerinde ise, yargılama usulü olarak, İdari Yargılama Usulünün
uygulanması, 2577 sayılı Kanun'un 1'inci maddesinin 1'inci fıkrasının amir
hükmüdür. Anılan Kanunun "İtiraz" başlıklı 45'inci maddesinin
1'inci fıkrasının son paragrafında da, bu fıkrada yazılı davalarda verilen
nihai kararlara, "başka kanunlarda hüküm bulunsa dahi" itiraz
edilebileceği hükme bağlanmıştır. Kaldı ki, Kabahatler Kanunu'nun yargısal
kesinlikle ilgili düzenlemesi, yukarıda açıklandığı üzere, aksine hüküm
dahi değildir.
Kamu
düzeniyle ilgili bu açık düzenlemeye karşın; Bölge İdare Mahkemesinin,
olayda, yapılan itiraz başvurusunu, açıklanan gerekçeyle, incelenmeksizin
reddetmesi, yürürlükteki hukuka ve hak arama özgürlüğüne aykırı sonuç ifade
etmektedir.
Bu
nedenle, İzmir Bölge İdare Mahkemesinin, 10.10.2011 gün ve E:2011/3318,
K:2011/4279 sayılı kararının, kanun yararına bozulmasının uygun olacağı
düşünülmektedir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Karar
veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, işin gereği görüşüldü:
Dava;
İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2793 Sokak, 42300 ada, 9 parsel sayılı
taşınmaz üzerinde yer alan binada ruhsatsız baz istasyonu yapıldığından
bahisle, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca 2248,40-TL para
cezası verilmesine ilişkin 01.07.2010 günlü, 1171 sayılı Karabağlar
Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılmıştır.
İzmir 3. İdare Mahkemesinin tek hakimle
verilen 06.05.2011 günlü, E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararıyla; mevcut
ruhsatlı yapı üzerine baz istasyonu yapılmasının 3194 sayılı Kanun
kapsamında ruhsat gerektirdiği açık olduğundan,ruhsatsız olarak yapıldığı
sabit olan yapı nedeniyle para cezası verilmesine ilişkin dava konusu
işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar
verilmiş, davacı tarafından yapılan itiraz başvurusu üzerine; İzmir Bölge
İdare Mahkemesince; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 28. maddesinin 10.
fıkrasında yer alan, üçbin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı
başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu gerekçesiyle itirazın
incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.
Danıştay
Başsavcılığınca; Bölge İdare Mahkemesince verilen itirazın incelenmeksizin
reddine ilişkin kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek kanun
yararına bozulması istenilmektedir.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 1. maddesinin 1. fıkrasında;
Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi
mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünün, bu Kanunda
gösterilen usullere tabi olduğu düzenlenmiştir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, kabahat deyiminden; kanunun,
karşılığında yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3.
maddesinde, bu Kanunun idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde; diğer genel hükümlerinin ise,
idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren
bütün fiiller hakkında uygulanacağı; 16. maddesinde; kabahatler
karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idarî para cezası ve
idarî yaptırımlardan ibaret olduğu; 27. maddesinin 1. Fıkrasında; idarî
para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım
kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on
beş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği; aynı maddenin 8.
fıkrasında, idarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi
ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş
olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının
bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği, yine
aynı Kanun'un 28'inci maddesinin 10. fıkrasında ise; üç bin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru
üzerine verilen kararların kesin olduğu, hükme bağlanmıştır.
Öte
yandan, Kanun'un 27. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca, idari yaptırım
kararına konu olan fiil nedeniyle kişi hakkında aynı zamanda idari yargının
görev alanına giren başka bir işlem de tesis edilmiş olması halinde, iki
işlem birlikte idari yargıda dava konusu edilecektir. Yasa koyucu
tarafından aynı fiil nedeniyle kişi hakkında uygulanan iki ayrı işleme
karşı açılan davaların farklı yargı düzenlerinde çözümlenmesini engellemek
amacıyla anılan hükme yer verilmiştir. Kanun'un 27. maddesinin 8.
fıkrasında belirtilen davanın birlikte idari yargı merciinde görüleceği
ifadesinin ise, davanın aynı yargı düzeninde görüleceğini ifade etmek için
kullanıldığı tartışmasızdır.
Ayrıca;
Anayasa Mahkemesince, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesinin beşinci
fıkrasında yer alan cezalara karşı, cezanın tebliğ tarihinden itibaren yedi
gün içinde Sulh Ceza Mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin
düzenlemenin iptali istemiyle açılan davaya yönelik olarak verilen
15.5.1997 günlü, E:1996/72, K:1997/51 sayılı kararda; bir idari işlemin bir
bölümünün idari yargının, diğer bir bölümünün ise adli yargının denetimine
bırakılmasında, kamu yararı bulunmadığı, zira bu işlemlerin, kamu gücünün
kullanılmasıyla ilgili bir idari işlemin devamı ve idari bir yasağa aykırı davranan
kişiye idari bir yaptırımın uygulanması niteliğinde olduğu, çıkacak
uyuşmazlıkların çözümünde de idari yargının yetkili olacağı, idarenin aynı
yapı için aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli
yargıda görülmesinin yargılamanın bütünlüğünü bozacağı, idari bir işlemin
bölünerek bir bölümünün idari yargının bir bölümünün de adli yargının
denetimine bırakılmasında isabet bulunmadığı belirtilmek suretiyle anılan
düzenleme iptal edilmiştir.
Yine
Anayasa Mahkemesince, 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun'un 31. maddesiyle değiştirilen 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu'nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin iptali
istemiyle açılan davaya yönelik olarak verilen 5.4.2007 günlü E:2007/35,
K:2007/36 sayılı kararda da; Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin, “idari
yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması
hali"nin varlığını aradığı, bu çerçevede, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun
42. maddesi uyarınca para cezası verilmesi işlemi, imar mevzuatına aykırı
bir yapılanmanın tespiti, önlenmesi veya giderilmesine yönelik idari bir
işlemin devamı niteliğinde bulunduğundan, Kabahatler Kanunu’nun 27.
maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca idari yaptırım kararının yanı sıra
idari yargının görev alanına giren başka bir kararın da verilmiş olduğunun
ve buna bağlı olarak söz konusu para cezalarına karşı açılacak davalarda
idari yargının görevli olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda, İmar
Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı Sulh Ceza
Mahkemesinde açılan davanın, itiraz başvurusunda bulunan Sulh Ceza
Mahkemesinin görevine girmediği belirtilerek itiraz başvurusu Mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle reddedilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden; İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2793. Sokak, 42300 ada, 9
parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın dördüncü katında ruhsatsız
olarak iki adet baz istasyonu yapıldığının 21.06.2010 tarih ve 2342 sayılı
yapı tatil tutanağı ile tespiti üzerine, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42.
maddesi uyarınca davacıya 2,248,40-TL idari para cezası verilmesine ilişkin
01.07.2010 gün ve 1171 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle
açılan davanın reddi yolunda tek hakimle verilen İzmir 3. İdare
Mahkemesi'nin 06.05.2011 günlü, E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararına
yapılan itirazın İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.10.2011 günlü,
E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararı ile; 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu'nun 28. maddesinin 10. fıkrasında yer alan, üç bin Türk Lirası dahil
idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu
yolundaki hüküm uyarınca, incelenmeksizin reddedildiği anlaşılmaktadır.
İncelenen
uyuşmazlıkta; öngörülen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun’un 16.
maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 3194 sayılı
İmar Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin
gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu yapı ile ilgili olarak
idari yargının görev alanına giren kararın yapı tatil tutanağı ile
belirlenmesi üzerine verildiği anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin
kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği,
idari yargı düzeninde ise, yargılama usulü olarak, İdari Yargılama Usulünün
uygulanması, 2577 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasının amir hükmünün
gereği olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda ise; belli parasal miktarın
altındaki uyuşmazlıklar hakkında idare mahkemesince verilen kararların
kesin olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.
Öte
yandan; Kabahatler Kanunu'nun, idari para cezasına itirazı düzenleyen
maddeleri ile bu itiraz sonucunda verilen kararlardan belli tutara ilişkin
olanlarının kesin olduğunu hükme bağlayan maddesinin birlikte incelenmesinden;
tüm bu maddelerin, "Adli Yargı Düzenine" dahil sulh ceza
mahkemelerine yapılacak başvuru ve bu başvuru sonucu Ceza Muhakemeleri
Kanunu uyarınca yapılacak yargılama ve bu yargılama nihayetinde verilen
kararlarla ilgili olduğu görülmektedir.
Bu durumda;
Bölge İdare Mahkemesinin, davacının itiraz başvurusu üzerine, olayda
uygulanma imkanı bulunmayan, 5326 sayılı Kabahatlar Kanunu'nun 28.
maddesinin 10. fıkrası uyarınca itirazın incelenmeksizin reddine ilişkin
kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz
isteminin kabulü ile İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.10.2011 günlü,
E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün
hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın
birer örneğinin ilgili Karabağlar Belediye Başkanlığı ile Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına,
21/03/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
—— • ——
Danıştay
Ondördüncü Daire Başkanlığından :
Esas No :
2012/6085
Karar No
: 2013/1997
Kanun Yararına Temyiz Eden:
Danıştay Başsavcılığı - ANKARA
Davacı: AVEA
İletişim Hizmetleri A. Ş.
Vekili: Av.
Abdurrahman Şenol
İslam Kerimov Cad. No:18 Sunucu Plaza A
Blok K:11 -Bayraklı/İZMİR
Davalı :
Konak Belediye Başkanlığı - İZMİR
Vekili : Av.
Armağan Konyalı - Aynı Yerde
İstemin Özeti:İzmir İli,
Konak İlçesi, Hatay Mahallesi, 101 - 109 Sokak K - 873 kabin 2 AD nolu
direk üzerinde bulunan baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin 19.01.2011
tarihli tutanağın iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda İzmir 3.
İdare Mahkemesince verilen 09.12.2011 tarih ve E:2011/456, K:2011/2167
sayılı kararın, davacının başvurusu üzerine Danıştay Başsavcılığı
tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi
uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi : Selçuk Tosun
Düşüncesi : 775 sayılı Gecekondu
Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca işlem tesis edilebilmesi için kendisine ait
olmayan arazi ve arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapı yapılmış
olması gerekmekte olup, TEDAŞ Genel Müdürlüğü Gediz Elektrik Dağıtım A. Ş.
İzmir İl Müdürlüğü ile davacı şirket arasında imzalanan sözleşme uyarınca
işleme konu direk üzerine haberleşme hizmeti ekipmanlarının kurulumu
hakkının davacı şirkete devredildiği anlaşıldığından, uyuşmazlıkta 775 sayılı
Gecekondu Kanunu'nun 18. maddesinin uygulanma şartlarının oluşmadığı, bu
nedenledava konusu işlemde hukuka uyarlık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi
kararında hukuki isabet bulunmadığından, İdare Mahkemesi kararının, kanun
yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Başsavcısı:
Turgut Candan
Düşüncesi: Davacı
şirkete ait İzmir İli, Konak İlçesi, Hatay Mahallesi, 101 - 109 Sokak K -
873 kabin 2 AD nolu direk üzerinde bulunan baz istasyonunun mühürlenmesine
ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava sonucunda dava konusu işlemde
mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar
veren İzmir Üçüncü İdare Mahkemesinin 09.12.2011 tarih ve E:2011/456,
K:2011/2167 sayılı kararının davacı tarafından kanun yararına bozulması istemi
üzerine konu incelendi.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesine göre, kanun
yararına temyiz yoluna ancak "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka
aykırı bir sonucu ifade eden" kararlara karşı başvurma olanağı
bulunmaktadır.
Aynı
Kanun'un İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı başlıklı 2'nci
maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendinde, "İdari işlemler hakkında
yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılan iptal davaları"; (b) bendinde de, "İdari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları", olarak idari dava türleri sayılmıştır.
Uygulama
ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu
gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler,
"idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın
gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri
de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır.
775
sayılı Gecekondu Kanunu'nun 18'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, "Bu
kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, belediye sınırları içinde veya
dışında, belediyelere, Hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere
ait arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan
yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapılar, inşa sırasında
olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum
kalmaksızın, belediye veya Devlet zabıtası tarafından derhal
yıktırılır." hükmü yer almaktadır.
Konak
Belediyesi Sorumluluk Alanı'ndan Kurulan Sabit Elektronik Haberleşme
Cihazları'nın (Baz), Belediye ve İmar Mevzuatı Kapsamı'nda İzne Bağlanması
ve Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmelik' in 9'uncu maddesinin 3'üncü
bendinde, "Belediyeden izin alınmadan kamuya ait alanlar üzerinde ya
da belediyenin tasarrufunda bulunan yerlerde, enerji nakil ve aydınlatma
direklerine konulan sabit elektronik haberleşme cihazları ve antenleri inşa
sırasında olsun veya kurulmuş bulunsun, hiçbir karar alınmasına gerek
kalmaksızın, belediye zabıtasının gözetiminde derhal kaldırılır ve
sökülür" hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden; İzmir İli, Konak İlçesi, Hatay Mahallesi, 101 - 109 Sokak K
- 873 kabin 2 AD nolu TEDAŞ'a ait direk üzerinde davacı şirket tarafından
baz istasyonu kurulduğunun tesbit edilerek zabıta memuru ve elektrik birim
yetkilisi tarafından Konak Belediyesi Sorumluluk Alanı'ndan Kurulan Sabit
Elektronik Haberleşme Cihazları'nın (Baz), Belediye ve İmar Mevzuatı
Kapsamı'nda İzne Bağlanması ve Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmeliğe
aykırılık teşkil ettiğinden; bahse konu baz istasyonunun elektrik
bağlantıları kesilip panodaki şarteller indirilmek suretiyle
faaliyetlerinin sona erdirildiği ve pano kapakları ile baz istasyonunun
kapaklarına tel geçirmek suretiyle kapatılarak mühürlendiğine dair
19.11.2011 tarihli tutanağın düzenlendiği, bu tutanağın iptali istemiyle
İzmir Üçüncü İdare Mahkemesinin :2011/456 Esas sayısına kayıtlı davanın
açıldığı, İdare Mahkemesince, 406 sayılı Kanuna eklenen Ek 35'inci maddenin
2'inci fıkrası uyarınca elektronik haberleşmeyle ilgili altyapı oluşumunda
kullanılan her türlü taşınır, taşınmaz mal ve teçhizatın kanun hükümlerine
ve kurum tarafından çıkartılan yönetmeliklere uygun olarak kurulmak ve
kurumdan gerekli izin, ruhsat ve sertifika alınmak şartıyla 3194 sayılı
İmar Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerde belirtilen
yapı ruhsatiyesine ve yapı kullanma iznine tabi olmadığı yolunda düzenleme
getirilerek bu konuda izin ve sertifikavermeye yetkili kurumun
belirlendiği; ancak, anılan düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 01.10.2009
günlü, E:2006/129, K: 2009/ 121 sayılı kararı ile iptal edildiği; Anayasa
Mahkemesi kararlarının geçmişe yürümeyeceğinin tartışmasız olduğu, 'Konak
Belediyesi Sorumluluk Alanı'ndan Kurulan Sabit Elektronik Haberleşme
Cihazları'nın (Baz), Belediye ve İmar Mevzuatı Kapsamı'nda İzne Bağlanması
ve Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmelik' in 9'uncu maddesinin 3'üncü bendinde,
"Belediyeden izin alınmadan kamuya ait alanlar üzerinde ya da
belediyenin tasarrufunda bulunan yerlerde, enerji nakil ve aydınlatma
direklerine konulan sabit elektronik haberleşme cihazları ve antenleri inşa
sırasında olsun veya kurulmuş bulunsun, hiçbir karar alınmasına gerek
kalmaksızın, belediye zabıtasının gözetiminde derhal kaldırılır ve
sökülür" hükmünün yer aldığı; bu durumda, baz istasyonunun
mühürlenmesine ilişkin işlemde anılan mevzuata ve hukuka aykırılık
bulunmadığı gerekçesiyle 09.12.2011 tarih ve E:2011/456, K:2011/2167 sayılı
davanın reddine dair karar verdiği; bu karara karşı davacı şirket
tarafından yapılan temyiz başvurusunun süre aşımı nedeniyle reddi üzerine
söz konusu kararın kanun yararına bozulmasının istenildiği anlaşılmıştır.
Olayda
da, baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin 19.11.2011 tutanağın yukarıda
belirtilen yasa ve yönetmelik hükümleri doğrultusunda (herhangi bir işlem
ya da karara dayanmaksızın) düzenlendiği; dolayısıyla, dayanağı bir idari
işlemin ya da bu işlemin icrası niteliğinde eylem olmadığı yapılanın
temelinde bir idari işlem olmayan idari eylem niteliği taşıdığı sonucuna
ulaşılmıştır.
Bu
bakımdan; ortada idare mahkemesince, söz konusu tutanağın anılanidari
eylemin gerçekleştirildiğinin tespitine ilişkin belge olduğu hususu gözardı
edilerek, idari işlem kabul edilmek suretiyle işin esasına girilerek karar
verilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan
nedenle İzmir Üçüncü İdare Mahkemesinin yürürlükteki hukuka ayırı sonuçlar
ifade ettiği açık bulunan 09.12.2011 tarih ve E:2011/456, K:2011/2167
sayılı kararının kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Karar
veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, işin gereği görüşüldü:
Dava;
İzmir İli, Konak İlçesi, Hatay Mahallesi, 101 - 109 Sokak K - 873 kabin 2
AD nolu direk üzerinde bulunan baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin
19.01.2011 tarihli tutanağın iptali istemiyle açılmıştır.
İzmir
3. İdare Mahkemesince; baz istasyonlarını 3194 sayılı İmar Kanunu ve İmar
Kanununa dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerde belirtilen yapı
ruhsatiyesine ve yapı kullanma iznine ilişkin kurallardan bağışık tutan 406
sayılı Kanuna eklenen Ek 35. Maddenin 2. fıkrasınınAnayasa Mahkemesi
tarafından 1.10.2009 tarihinde iptal edilmiş olması nedeniyle baz
istasyonlarının da imar mevzuatına tabi olduğu açık olduğundan, kamuya ait
alanda ve belediyenin tasarrufunda bulunan elektrik direği üzerine kurulan
baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık
bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Danıştay
Başsavcılığınca; baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin tutanağın yukarıda
herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın düzenlendiği; dolayısıyla,
dayanağı bir idari işlemin ya da bu işlemin icrası niteliğinde eylem
olmadığı, yapılanın; temelinde bir idari işlem olmayan idari eylem niteliği
taşıdığı, söz konusu tutanağın, anılanidari eylemin gerçekleştirildiğinin
tespitine ilişkin belge olduğu, idari davaya konu olabilecek işlem kabul
edilmek suretiyle işin esasına girilerek karar verilmesinde hukuka uyarlık
görülmediği gerekçesiyle, anılan kararın kanun yararına bozulması
istenilmektedir.
775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 2.
maddesinde; "Bu Kanunda sözü geçen (Gecekondu) deyimi ile, imar
ve yapı işlerini düzenleyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı
kalınmaksızın, kendisine ait olmayan arazi veya arsalar üzerinde, sahibinin
rızası alınmadan yapılan izinsiz yapılar kastedilmektedir."
düzenlemesine, aynı Kanun'un 18.
maddesinde de; "Bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra
belediye sınırları içinde veya dışında belediyelerce, hazineye, özel
idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya Devletin
hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak daimi veya geçici
bütün izinsiz yapılar, inşaa safhasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun,
hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya Devlet zabıtası
tarafından derhal yıktırılır. Yıkımı sırasında lüzum hasıl olduğunda,
belediyeler ilgili mülkiye amirlerine başvurarak yardım isteyebilirler.
Mülkiye amirleri, devlet zabıtası ve imkanlarından faydalanmak suretiyle
izinsiz yapıların yıkımı konusunda yükümlüdürler. Özel kişilere veya bu
maddenin 1. fıkrasında sözü geçenler dışındaki tüzel kişilere ait arazi ve
arsalar üzerinde yapılacak izinsiz yapılar hakkında, arsa sahiplerinin
yazılı müracaatları üzerine ve mülkiyet durumlarını tevsik etmeleri
şartıyla bu madde hükümleri, aksi halde genel hükümler ve 3194 sayılı İmar
Kanunu hükümleri uygulanır." düzenlemesi yer almıştır.
3194
sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesinde; "Bu Kanun hükümlerine göre
ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç, ruhsat alınmadan yapıya
başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece
tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu
duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat
durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur. Durdurma,
yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş
sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır. Bu tarihten
itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale
getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mührün
kaldırılmasını ister. Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş
olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu inceleme
sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın
devamına izin verilir. Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı
veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu
kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı
sahibinden tahsil edilir." hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.
Öte
yandan; yukarıda anılan Kanun hükümleri dayanak gösterilmek suretiyle
düzenlenen Konak Belediyesi
Sorumluluk Alanında Kurulan Sabit Elektronik Haberleşme Cihazları'nın
(Baz), Belediye ve İmar Mevzuatı Kapsamı'nda İzne Bağlanması ve
Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmelik' in 9'uncu maddesinin 3'üncü
bendinde; "Belediyeden izin alınmadan kamuya ait alanlar üzerinde ya
da belediyenin tasarrufunda bulunan yerlerde, enerji nakil ve aydınlatma
direklerine konulan sabit elektronik haberleşme cihazları ve antenleri inşa
sırasında olsun veya kurulmuş bulunsun, hiçbir karar alınmasına gerek kalmaksızın,
belediye zabıtasının gözetiminde derhal kaldırılır ve sökülür" hükmüne
yer verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden; davacı şirket ile TEDAŞ Genel Müdürlüğü Gediz Elektrik
Dağıtım A. Ş. İzmir İl Müdürlüğü arasında imzalanan 31.03.2009 tarihli
sözleşme ile davacı şirkete beş yıllığına; İzmir İli, Konak İlçesi, Hatay
Mahallesi, 101 - 109 Sokak K - 873 kabin 2 AD nolu direk üzerine haberleşme
hizmeti ekipmanlarının kurulumu hakkının verildiği, anılan adreste bulunan
aydınlatma direği üzerine kurulan baz istasyonunun davalı idare yetkili
birimlerince tespit edilmesi üzerine söz konusu baz istasyonunun, Konak
Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün 12.01.2011 günlü, 6904 sayılı işlemi
ile Konak Belediyesi Sorumluluk Alanı'nda Kurulan Sabit Elektronik
Haberleşme Cihazları'nın, Belediye ve İmar Mevzuatı Kapsamı'nda İzne
Bağlanması ve Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmeliğe aykırılık teşkil
ettiğinden; anılan Yönetmeliğin 9. maddesinin 3. bendi uyarınca
kaldırılması gerektiğinin davalı idare Zabıta Müdürlüğü'ne bildirilmesi
üzerine, baz istasyonunun elektrik bağlantıları kesilip panodaki şarteller
indirilmek suretiyle faaliyetlerinin sona erdirildiği ve pano kapakları ile
baz istasyonunun kapaklarına tel geçirmek suretiyle kapatılarak
mühürlendiğine ilişkin 19.11.2011 tarihli tutanağın düzenlendiği, bu
işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
775
sayılı Gecekondu Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca işlem tesis edilebilmesi
için; kendisine ait olmayan arazi ve arsalar üzerinde, sahibinin rızası
alınmadan yapı yapılmış olması gerekmektedir. Uyuşmazlıkta ise; TEDAŞ Genel
Müdürlüğü Gediz Elektrik Dağıtım A. Ş. İzmir İl Müdürlüğü ile davacı şirket
arasında imzalanan 31.03.2009 tarihli sözleşme uyarınca işleme konu direk
üzerine haberleşme hizmeti ekipmanlarının kurulumu hakkının 5 yıl süreyle
davacı şirkete devredildiği anlaşılmış olup; 775 sayılı Kanun'un 18.
maddesinin uygulama koşullarının bulunmadığı, ancak söz konusu baz
istasyonunun ruhsatsız yapılmasının imar mevzuatına aykırı bir durum
oluşturması nedeniyle, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca
işlem tesisi gerektiğinden, 775 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tesis
edilen mühürleme işleminde hukuka uyarlık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi
kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz
isteminin değişik gerekçe ile kabulü suretiyle İzmir 3. İdare Mahkemesince
verilen 09.12.2011 tarih ve E:2011/456, K:2011/2167 sayılı kararın, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili
olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın birer örneğinin
ilgili Konak Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na
gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 21.03.2013 tarihinde oybirliğiyle
karar verildi.
|