|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/20
Karar Sayısı: 2012/132
Karar Günü: 27.9.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Ankara 6. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 4.1.2002 günlü, 4734
sayılı Kamu İhale Kanunu’nun, 20.11.2008 günlü, 5812 sayılı Kanun’un 25.
maddesiyle değiştirilen 65. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer
alan “İadeli taahhütlü mektupla
yapılan tebligatlarda mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün,
… kararın istekliye tebliğ tarihi sayılır.” hükmünün Anayasa’nın 10., 13., 36. ve 125. maddelerine aykırılığı ileri
sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Kamu İhale Kurumuna yapılan “itirazen şikayet” başvurusunun süre aşımı
nedeniyle reddine ilişkin işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması
istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanaatine varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı … TIBBİ MAL
SAN TİC LTD ŞTİ tarafından, … Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliğince
gerçekleştirilen “20 Kalem Tıbbi Sarf Malzeme Alımı” ihalesine ilişkin
yapılan itirazen şikayet başvurusunun davalı
idarenin 26.09.2011 tarih ve 2011/UM.II-3186
sayılı kararıyla süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin işlemin iptali ve
yürütmenin durdurulması istemiyle Kamu İhale Kurumu’na karşı açılan davada,
davacının dava dilekçesi içeriğinde belirttiği Anayasa’ya aykırılık savı ve
dosya içeriği incelenerek gereği görüşüldü.
Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir… Devlet organları ve
idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorundadırlar.”,
36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta
ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya
davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”,
13. maddesinde “Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik
toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine
aykırı olamaz.”,
125. maddesinde “İdarenin her türlü
eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.(Ek hüküm: 13/8/1999-4446/2
md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde
bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla
çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru
taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.
Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı
işlemler ile Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır. (Ek
cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) Ancak, Yüksek Askerî
Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her
türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.
İdari işlemlere karşı açılacak
davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.
(Değişik birinci cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) Yargı yetkisi, idarî eylem ve
işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette
yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen
şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari
eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı
kararı verilemez.
Kanun, olağanüstü hallerde,
sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu
düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı
verilmesini sınırlayabilir.
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden
doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
hükümlerine yer
verilmiştir.
Anayasanın 152/1. maddesinde ise “Bir
davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde
kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin
ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa
Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır” hükmü yer
almıştır.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinde ise “(1)
Bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya
kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varırsa;
a) İptali istenen kuralların
Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru
kararının aslını,
b) Başvuru kararına ilişkin tutanağın
onaylı örneğini,
c) Dava dilekçesi, iddianame veya
davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerini
dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine gönderir...” hükmüne yer
verilmiştir.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 54.
maddesinin birinci fıkrasında “İhale sürecindeki hukuka aykırı işlem veya
eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya zarara uğradığını veya zarara
uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday veya istekli ile istekli
olabilecekler, bu Kanunda belirtilen şekil ve usul kurallarına uygun olmak
şartıyla şikayet ve itirazen şikayet başvurusunda
bulunabilirler” hükmüne, üçüncü fıkrasında “Şikayet başvuruları idareye, itirazen şikayet başvuruları Kuruma hitaben yazılmış
imzalı dilekçelerle yapılır” hükmüne, onuncu fıkrasının (c) bendinde
“Başvurunun süre, usul ve şekil kurallarına uygun olmaması, usulüne uygun
olarak sözleşme imzalanmış olması veya şikayete konu işlemlerde hukuka
aykırılığın tespit edilememesi veya itirazen
şikayet başvurusuna konu hususun Kurumun görev alanında bulunmaması
hallerinde başvurunun reddine karar verilir” hükmüne yer verilmiş olup, 65.
maddesinde ise “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde yapılacak tebliğler
hakkında Tebligat Kanunu hükümleri uygulanır” hükmü yer almakta iken, 05/12/2008 tarih ve 27075 s.R.G. de yayımlanan
20/11/2008 tarih ve 5812 sayılı Kanunun 25. maddesi ile değiştirilerek
“Aday, istekliler ve istekli olabileceklere yapılacak her türlü bildirim ve
tebligatlarda aşağıdaki hususlara uyulması zorunludur:
a) Tebligatlar idareler veya Kurum
tarafından aşağıdaki yöntemler kullanılarak yapılabilir:
1) İmza karşılığı elden.
2) İadeli taahhütlü mektupla.
3) Elektronik ortamda.
4) Faksla.
İadeli taahhütlü mektupla yapılan
tebligatlarda mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün, yabancı
isteklilerde ise ondokuzuncu gün kararın
istekliye tebliğ tarihi sayılır. Tebligatın bu tarihten önce muhataba
ulaşması halinde ise fiili tebliğ tarihi esas alınır…
Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde
yapılacak tebliğler hakkında Tebligat Kanunu hükümleri uygulanır” hükmüne
yer verilmiştir.
Öte yandan, İhalelere Yönelik
Başvurular Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinde “(1) Süreler;
…
ç) Şikayet
üzerine idare tarafından verilen kararın bildirildiği veya bildirilmiş
sayıldığı tarihi, on gün içerisinde karar alınmaması halinde ise bu sürenin
bitimini, ... izleyen günden itibaren başlar”
düzenlemesine, 9. maddesinde ise “(1) Şikayet başvuruları ihaleyi yapan
idareye, itirazen şikayet başvuruları ise Kuruma,
elden veya posta yoluyla yapılır.
…
(5) Başvuruların idare veya Kurum
dışındaki idari mercilere ya da yargı mercilerine yapılması ve başvuru dilekçelerinin
bu merciler tarafından ilgisine göre ihaleyi yapan idareye veya Kuruma
gönderilmesi halinde, bu dilekçelerin ilgisine göre ihaleyi yapan idare
veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir.
Bu başvurularda, başvuru süresinin henüz dolmadığı hallerde dilekçedeki
eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar giderilebilir...
(7) Posta yoluyla yapılan başvurularda,
postadaki gecikmeler dikkate alınmaz.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden;
davacı tarafından 22.8.2011 tarihinde ihaleyi yapan idareye şikayet başvurusunda bulunulduğu, başvuru
üzerine idarece alınan kararın 26.8.2011 tarihinde postaya verildiği,
yukarıda yer verilen Kanun hükmü uyarınca, şikayete cevabın, postaya
verildiği tarihi takip eden yedinci gün olan 2.9.2011 tarihinde şikayetçiye
bildirilmiş sayıldığı, bu nedenle Kamu İhale Kurumuna da bu tarihi takip
eden 10 gün içinde 4734 sayılı Yasanın 56. maddesine göre 12.9.2011 tarihi
mesai bitimine kadar itirazen şikayet
başvurusunda bulunulması gerekirken 13.9.2011 tarihinde itirazen
şikayet başvurusunda bulunulduğundan bahisle 4734 sayılı Kanunun 54 üncü
maddesinin onuncu fıkrasının (c) bendi gereğince başvurunun süre yönünden
reddine karar verildiği, davacı tarafından ihaleyi düzenleyen idareye
yapılan itirazın sonucuna ilişkin iadeli taahhütlü yazının kendilerine
5.9.2011 tarihinde ulaştığından Kamu İhale Kurumuna yapılan itirazen şikayet başvuru süresinin bu tarihten itibaren
başlaması gerektiği belirtilerek başvurunun süreaşımı nedeniyle reddine
ilişkin anılan işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı
anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık
konusu olaya uygulanan ve yukarıda metnine yer verilen yasal düzenlemelerin
birlikte değerlendirilmesinden, ihalelerin şikayet ve itirazen şikayet başvurularıyla kesintiye uğramaması
için, bu başvurulara ilişkin olarak hızlı ve etkin bir başvuru ve bildirim
yolu öngörülmesinin amaçlandığı, bu amaç doğrultusunda başvuru ve karar
alma sürelerine yönelik olarak çeşitli yöntemler belirlendiği ve
sınırlamalar getirildiği görülmekte ise de;
İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmeliğin 9/5. maddesi
uyarınca; başvuruların idare veya Kurum dışındaki idari mercilere ya da
yargı mercilerine yapılması ve başvuru dilekçelerinin bu merciler
tarafından ilgisine göre ihaleyi yapan idareye veya Kamu İhale Kurumuna
gönderilmesi halinde, bu dilekçelerin ihaleyi yapan idare veya Kamu İhale
Kurumu kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilmesi ve
aynı maddenin yedinci fıkrası uyarınca posta yoluyla yapılan başvurularda,
postadaki gecikmeler dikkate alınmamasına karşın, idareler ve Kamu İhale
Kurumu tarafından alınan kararlara ilişkin tebligatın, iadeli taahhütlü
mektupla yapılması halinde mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci
gün, kararın istekliye tebliğ tarihi sayılması nedeniyle, ortada, idari
işlem tesis ederken sahip olduğu kamu gücü dolayısıyla, aldığı bu kararlara
muhatap olan ilgililerine oranla daha güçlü konumda olan idareler lehine
eşitliğe aykırı bir düzenleme bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Ayrıca,
anılan düzenlemeler doğrultusunda, ihalelere yönelik olarak şikayet ve itirazen şikayet başvurusunda bulunanların,
kendilerinden kaynaklanmayan ve kendilerine kusur izafe edilmesi mümkün
olmayan sebepler dolayısıyla posta idaresinde yaşanacak herhangi bir
gecikme nedeniyle, kendilerine fiilen herhangi bir bildirim ve tebligat
yapılmaksızın, haklarında alınan kararların tebliğ edilmiş sayılması
nedeniyle, bazı hakların ilgililerince kullanamamasına sebep olunduğu gibi
hakkın gerçek manada aranarak kamu düzeninin sağlanmasının zorlaştırıldığı
açıktır.
Bu meyanda
olmak üzere mahkememizce 4734 sayılı Kanunun 65. maddesinin 05/12/2008 tarih ve 27075 s.R.G. de yayımlanan
20/11/2008 tarih ve 5812 sayılı Kanunun 25. maddesi ile değişik ikinci
fıkrasında yer alan “İadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda
mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün, ... kararın
istekliye tebliğ tarihi sayılır” hükmünün Anayasanın 10. maddesinde
ifadesini bulan eşitlik ilkesine, 36. maddede ifadesini bulan hak arama
hürriyetinin hakların sınırlandırılmasına ilişkin 13. maddede öngörülen
ölçülülük ve öze dokunamazlık ilkelerine, yine sözkonusu
hükmün Anayasanın 125. maddesine aykırılık taşıdığı kanısına varıldığından
dosyada bulunan belgelerin birer örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığına
gönderilmesine Anayasa Mahkemesi’nce verilecek karara kadar davanın geri
bırakılmasına 14.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralı
4.1.2002 günlü, 4734
sayılı Kamu İhale Kanunu’nun, 20.11.2008 günlü, 5812 sayılı Kanun’un 25.
maddesiyle değiştirilen ve itiraz konusu kuralı da içeren 65. maddesi
şöyledir:
“Bildirim ve tebligat esasları
MADDE
65- (Değişik madde ve başlığı: 5812 - 20.11.2008 / m.25 / Yürürlük /m.35) Aday,
istekliler ve istekli olabileceklere yapılacak her türlü bildirim ve
tebligatlarda aşağıdaki hususlara uyulması zorunludur:
a) Tebligatlar idareler veya Kurum
tarafından aşağıdaki yöntemler kullanılarak yapılabilir:
1) İmza karşılığı elden.
2) İadeli taahhütlü mektupla.
3) Elektronik ortamda.
4) Faksla.
İadeli
taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda mektubun postaya verilmesini takip
eden yedinci gün, yabancı isteklilerde ise ondokuzuncu
gün kararın istekliye tebliğ tarihi
sayılır. Tebligatın bu tarihten önce muhataba ulaşması halinde ise
fiili tebliğ tarihi esas alınır.
b) İdareler veya Kurum tarafından
elektronik ortamda veya faks ile yapılan tebligatlar ile çerçeve anlaşmaya dahil olan istekliler tarafından elektronik ortamda
sunulan fiyat tekliflerinin aynı gün teyit edilmesi zorunludur. Elektronik
ortamda veya faks ile yapılan bildirimlerde bildirim tarihi tebliğ tarihi
sayılır.
Ancak, idareler veya Kurum ile aday,
istekli ve istekli olabilecekler tarafından, elektronik imza kullanılarak
yapılan işlemlerde ve şikayet başvurularına ilişkin işlemler dahil Elektronik Kamu Alımları Platformu üzerinden
yapılacak ihale sürecine ilişkin işlemlerde teyit aranmaz.
c) Elektronik haberleşmede
kullanılacak araçlar ile bunların teknik özellikleri, yaygın olarak
kullanılan haberleşme ve bilgi teknolojisi ürünleri ile uyumlu ve kolay
erişilebilir olmalı ve eşit muamele ilkesini sağlamalıdır.
d) Her türlü bilgi alışverişi ile
bilginin muhafazasında; verilerin bütünlüğü ile tekliflerin ve başvuru
belgelerinin gizliliğinin sağlanması esastır.
Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde
yapılacak tebliğler hakkında Tebligat Kanunu hükümleri uygulanır.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 10., 13., 36. ve 125. maddelerine dayanılmış,
Anayasa’nın 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ,
Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal
Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla
7.3.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Serhat ALTINKÖK
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa
kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın, ihale
işlemlerine karşı yapılacak başvuruların idare veya Kamu İhale Kurumu
dışındaki idari mercilere ya da yargı mercilerine yapılması ve başvuru
dilekçelerinin bu merciler tarafından ilgisine göre ihaleyi yapan idareye
veya Kamu İhale Kurumuna gönderilmesi hâlinde, bu dilekçelerin ihaleyi
yapan idare veya Kamu İhale Kurumu kayıtlarına girdiği tarihin başvuru
tarihi olarak kabul edilmesi ve posta yoluyla yapılan başvurularda
postadaki gecikmeler dikkate alınmamasına karşın, idareler ve Kamu İhale
Kurumu tarafından alınan kararlara ilişkin tebligatın, iadeli taahhütlü
mektupla yapılması hâlinde mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci
günün, kararın istekliye tebliğ tarihi sayılmasının eşitlik ilkesine aykırı
olduğu, ayrıca ihale işlemlerine karşı şikayet ve itirazen
şikâyet başvurusunda bulunanların, postada yaşanacak herhangi bir gecikme
nedeniyle kendilerine fiilen herhangi bir bildirim ve tebligat
yapılmaksızın, haklarında alınan kararların tebliğ edilmiş sayılmasının da
hak arama özgürlüğünü ihlal edici nitelikte olduğu belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 10.,
13., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi
nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de
incelenmiştir.
4734 sayılı Kanun’un 65.
maddesinde, kamu ihalelerinde aday,
istekli ve istekli olabileceklere yapılacak her türlü bildirim ve
tebligatlarda uyulması zorunlu hususlar belirlenmiştir. İtiraz konusu
kuralda ise iadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda mektubun
postaya verilmesini takip eden yedinci günün kararın istekliye tebliğ
tarihi sayılacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin
temel ilkelerinden biri “hukuk güvenliği” ilkesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar.
Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36.
maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilerek yargı
mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu
olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına
alınmıştır. Maddeyle
korunan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının
ötesinde, Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden
gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden biridir. Kişinin uğradığı
bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz
kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp
kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin etkili yolu, yargı mercileri
önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak
arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla
birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir
hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da
hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir.
Ayrıca, hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer
verilmemiş olsa da, Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak
bu hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının
kapsamına ve kullanımına ilişkin düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün
doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını
belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa’nın 13.
maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz.
Anayasa’nın 13. maddesine göre ise temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi, hak
ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Tebligat, yetkili makamlarca birtakım hukuki
işlemlerin, bu işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan
kişilere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin usulüne uygun
olarak yapıldığının belgelendirilmesi işlemidir. Usulüne uygun işlemlerin
kendilerine bağlanan hukuki sonuçları doğurabilmesi için muhatabına
bildirilmesi gerekir. Usulüne uygun olarak yapılan tebligat, Anayasa’da
güvence altına alınmış olan iddia ve savunma hakkının tam olarak
kullanılabilmesinin ve bireylere tanınan hak arama hürriyetinin önemli
güvencelerinden biridir.
İtiraz konusu kuralda, kamu idareleri ve Kamu İhale
Kurumu tarafından alınan kararlara ilişkin tebligatın, iadeli taahhütlü
mektupla yapılması hâlinde mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci
gün, kararın istekliye tebliğ tarihi sayılmaktadır. Kendilerinden
kaynaklanmayan ve kendilerine kusur izafe edilmesi mümkün olmayan
sebeplerle posta hizmetlerinde yaşanan bir gecikme sonucunda, kendilerine fiilen
herhangi bir bildirim ve tebligat yapılmaksızın, haklarında alınan
kararların tebliğ edilmiş sayılmasının, ilgililerin kazandıkları ihaleye
ilişkin sözleşme yapmaları, Kanun’un 56. maddesi uyarınca ihaleye karşı itirazen şikayette
bulunabilmeleri veya ihaleye karşı adli ya da idari makamlar nezdinde dava
açabilmeleri gibi bazı hakların kullanılamamasına neden olacağı açıktır.
Bir başka ifadeyle, ulaşmayan bir tebligat nedeniyle muhatabının Kamu İhale
Kurumuna süresinde başvuru yapamaması, başvuru yapmış olsa dahi bu
başvurunun süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilecek olması ve bu
konuda açılacak bir davanın da yargı mercileri tarafından reddedilecek
olması sonucunu doğuracaktır. Bu durum tebligatın muhatabının, kendisine
izafe edilemeyen nedenlerle posta hizmetlerinde yaşanan gecikme sonucunda,
tebligatın içeriğini ilgilendiren konuların esasına ilişkin iddialarını
adli veya idari makamlar önünde hiçbir şekilde ortaya koyamamasına neden
olacaktır. Dolayısıyla, itiraz konusu kural, kendilerinden kaynaklanmayan
gecikmelere karşı kişilere yeterince koruma sağlamadığı için hukuki
güvenlik ilkesine aykırılık oluşturduğu gibi kişilerin hak arama
özgürlüğünün özünü de zedelemektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2., 36. ve 13. maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 2., 36.
ve 13. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden Anayasa’nın 10. ve
125. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
Bu görüşe Hicabi
DURSUN ve Muammer TOPAL katılmamıştır.
V- SONUÇ
4.1.2002 günlü, 4734 sayılı Kamu İhale
Kanunu’nun 20.11.2008 günlü, 5812 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle
değiştirilen 65. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “İadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda mektubun postaya
verilmesini takip eden yedinci gün, … kararın
istekliye tebliğ tarihi sayılır”
hükmünün Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA, 27.9.2012 gününde karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun itiraza konu
ibareyi de içeren 65. maddesinin birinci fıkrasında “Aday, istekliler ve
istekli olabileceklere yapılacak her türlü bildirim ve tebligatlarda
aşağıdaki hususlara uyulması zorunludur;” denildikten sonra (a) bendinde,
“Tebligatlar idareler veya Kurum tarafından aşağıdaki yöntemler
kullanılarak yapılabilir:
1) İmza karşılığı elden,
2) İadeli taahhütlü mektupla,
3) Elektronik ortamda,
4) Faksla,
İadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda
mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün, yabancı isteklilerde ise ondokuzuncu
gün kararın istekliye tebliğ tarihi sayılır. Tebligatın bu tarihten
önce muhataba ulaşması halinde ise fiili tebliğ tarihi esas alınır.”
düzenlemesine yer verilmiştir.
Anılan Yasa’nın 4. maddesinde, düzenlemede sözü
geçen ‘Aday’ kavramının “Ön yeterlik için başvuran gerçek veya tüzel
kişileri veya bunların oluşturdukları ortak girişimleri”, ‘İstekli’
kavramının “Mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalesine teklif
veren tedarikçi, hizmet sunucusu veya yapım müteahhidini,” ‘İstekli
olabilecek’ ibaresinin ise “İhale konusu alanda faaliyet gösteren ve ihale
veya ön yeterlik dokümanı satın almış gerçek veya tüzelkişiyi ya da
bunların oluşturdukları ortak girişimi,” ifade edeceği belirtilmiştir.
İtiraza konu ibarenin de yer aldığı 65. madde
hükümlerinde aday, istekliler ve istekli olabileceklere yapılacak her türlü
bildirim ve tebligatlarda uyulması zorunlu hususlara yer verilmiştir.
Söz konusu maddenin değişiklik gerekçesinde, ihale,
şikayet ve itirazen şikayet sürecinde idareler ve
Kamu İhale Kurumu tarafından yapılan bildirim ve tebligatlarda yaşanan
zaman kaybını önlemek amacıyla işin niteliğine uygun olarak hızlı ve etkin
bildirim araçlarınınkullanılması imkanı getirildiği belirtilerek, iadeli
taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda mektubunpostaya verilmesini takip eden yedinci
günün, kararın istekliye tebliğ tarihi sayılacağı konusundaki itiraza konu
ibarenin gerekli bulunduğu açıklanmıştır.
Diğer taraftan, söz konusu Yasa’nın54. maddesinde, ihale sürecindeki
hukuka aykırı işlem veya eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya zarara
uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday veya
istekli ile istekli olabileceklerin, bu Yasa’da belirtilen şekil ve usul
kurallarına uygun olmak şartıyla şikayet ve itirazen
şikayet başvurusunda bulunabilecekleri; başvurunun süre, usul ve şekil
kurallarına uygun olmaması, usulüne uygun olarak sözleşme imzalanmış
olmasıveya şikayete konu işlemlerde
hukuka aykırılığın tespit edilememesi veya itirazen
şikayet başvurusuna konu hususun anılan Kurumun görev alanında bulunmaması
hallerinde başvurunun reddine karar verileceği düzenlenmiştir.
Anılan düzenlemelerle, ihalelerin, şikayet ve itirazen şikayet
başvurularıyla yasal düzenlemeler dışında, kesintiye uğramaması için, bu
başvurulara ilişkin olarak hızlı ve etkin bir başvuru ve bildirim yolu
öngörülmesinin amaçlandığı, bu amaç doğrultusunda başvuru ve karar alma
sürelerine yönelik olarak kurallar belirlendiği ve sınırlamalar getirildiği
anlaşılmıştır.
Kararda, itiraz konusu kuralla getirilen
sınırlamanın hukuk devletine aykırılığı ve hak arama özgürlüğünü kısıtladığı
hususları üzerinde durulmuştur.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer verilen hukuk devleti
kavramı Devletin bütün işlemlerinin hukuka, Anayasa’ya ve kanunlara uygun
olması; bu işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının bağımsız mahkemelerce
denetlenmesi; hukuki istikrar ve güven ortamınıntesis ve idameettirilmesi; kanunların Anayasa’ya ve
hukukun genel ilkelerine uygun olması; yönetimde keyfiliğin değil hukuk
kurallarına bağlılığın esas olması gibi öğeleriiçermektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin pek çok kararında hukuk
devleti ilkesinden ne anlaşılması gerektiği sorusu cevaplandırılmış ve
Mahkeme’nin hukuk devleti ilkesinin içeriğine dair yaklaşımı yerleşik hale
gelmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin hukuk devleti kavramına ilişkin yerleşik
görüşü bir kararda şu şekilde ifade edilmiştir: “Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına
dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasayaaykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla
kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasanın ve yasaların üstünde
yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk
ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Hukuk devletinde yasakoyucu, Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla
ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.”
Öte yandan, Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin meşru
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ya
da davalı kimliğiyle sav ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip
olduğu belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında bireylerin hak arama
özgürlüğü bağlamında dava hakkı tanınmasının önemine değinilmektedir.
Örneğin bir kararda, “Anayasanın 36.
maddesinde, (…) güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü,
kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve
özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını
sağlayan en etkili güvencelerden birisini oluşturmaktadır. Gerçekten,
karşılaştığı bir suçlamaya karşı kişinin kendisini savunabilmesinin ya da
maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp
kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava
hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı
tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur.” denilmektedir.
Mahkemenin bir başka kararında ise, “…Hak
arama özgürlüğünü kısıtlayıp güçleştirmek toplumu ve bireyleri en sağlıklı
güvence olan hukuk-yargı güvencesinden yoksun kılar. … Sınırlı bir hak
arama özgürlüğü, kısıtlı bir idari yargı ise, hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmaz.”sözleriyle aynı
esaslara vurgu yapılmıştır.
“Hak arama özgürlüğü”, kişilerin yargı organlarına
davacı veya davalı olarakbaşvurabilmeleri ve bu organlar
önünde adil ve hakkaniyete uygun yargılanma haklarına sahip olmaları olarak
tanımlanabilir. İnsan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup
geliştirmek amacıyla hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu
konuda tüm yollardan yararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü, hukuk
devletinin başlıca ölçütlerinden, demokrasinin en çağdaş gereklerindenve vazgeçilmez koşullarından
biridir. Toplumsal barışı güçlendiren faktörlerin en önemlilerinden olan
hak arama özgürlüğü, aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde
etme ve haksızlığı giderme uğraşısının uygar bir yöntemidir.
Anayasa’da yer alan hak arama özgürlüğü açısından
itiraz konusu kural incelendiğinde, anılan Yasa’nın ayrıntılarıyla
düzenlediği bir süreç olan ihale sürecini takip imkanına
sahip olan aday, istekli ve istekli olabileceklerin, bir ihale nedeniyle
idareye başvurarak, teklif vererek veya ihale dokümanı satın alarak
başlattıkları süreçte, Yasa’da belirtilen imza karşılığı elden, elektronik
ortamda veya faksla tebligat yanında iadeli taahhütlü mektupla tebligat
yapılıp yapılmadığını öğrenebilecek durumda olmaları karşısında itiraz
konusu kuralla getirilen düzenlemenin, ilgililerin etkili bir başvuru
yolunu tıkadığını veya güçleştirdiğini söylemek mümkün değildir. “İtiraz
konusu kuralın, 4734 sayılı Kanun’un 65. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinde yazılı dört ayrı tebligat yönteminden sadece iadeli taahhütlü
mektupla tebligat yapılabilenlerinbir şekilde kendisine tebligat
yapılmasından kaçınabilecekler için getirildiği açıktır. İhale sürecinin
pürüzsüz işleyebilmesi ve öngörülen sonuçların elde edilmesi için, kötü
niyetli kimselerin zorlayabilecekleri bir takım yasal boşlukların da
kapatılması gerekir. Hukukun kötü niyetlileri koruması” düşünülemez Kanunkoyucunun diğer katılanların haklarını da gözetecekbiçimde
ihale sürecinin sağlıklı olarak işletilmesiamacıyla etkin bir itiraz ve dava yolu için böyle tedbirlere
başvurmasının takdir yetkisinde olduğu açıktır.
Sonuç olarak hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasına ilişkin olarak yapılan değerlendirme sonucunda,
tebligat ve itirazın hızla sonuçlandırılarak, ihalenin kesinleşmesi
hedefine yönelik olan itiraz konusu düzenlemenin, ihale sürecine kendi
istekleriyle katılan ve bu süreci takip edebilecek durumda bulunan gerçek
veya tüzel kişilerin haklarını, hak arama özgürlüğünü ortadan kaldıracak
şekilde sınırlandırmadığı açıktır. İtiraz konusu kuralın kişilerin ihaleyi
yapan idare ve Kamu İhale Kurumu önünde sahip oldukları anayasal haklarını
engellemediği, birbirini takip eden işlemlerden oluşan ihale sürecine karşı
itiraz ve yargı yolunu kapatmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu itibarla,
ihale sürecinin hızlı ve etkili bir biçimde sonuçlandırılmasına yönelik
olarak getirildiği anlaşılan itiraz konusu düzenlemenin, hak arama
özgürlüğüne ve hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil etmediği, ihale
hukukuna ilişkin olarak sınırlama içermeyen, kanun koyucunun takdiri
kapsamında kalan bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2. ve 36.
maddelerine aykırı olmadığı görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|