|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/115
Karar Sayısı : 2012/177
Karar Günü : 8.11.2012
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri M. Akif
HAMZAÇEBİ ve Emine Ülker TARHAN ile
birlikte 117 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 22.8.2011 günlü, 651
sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin:
A- 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11.,
12., 13., 18., 19., 20., 21., 22., 23., 24., 25., 26., 27., 28, 29., 30.,
31., 32., 33., 34., 35., 36., 37., 38., 39., 40. ve 41. maddeleri ile eki
(1) ve (2) sayılı listenin,
B- 1-4.
maddesiyle 3.6.2011 günlü, 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin
21. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın,
2- 8. maddesiyle
değiştirilen 17.7.1963 günlü, 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinin birinci cümlesindeki “…ve/veya özel sektörde…”
ibaresinin,
3- 11. maddesiyle 278
sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in,
4- 31. maddesiyle
değiştirilen 13.8.1993 günlü, 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin
Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin birinci
fıkrasının, “Aslî ve Asosye üye
sayısı, her birinden yüzelli olmak üzere toplam üçyüzdür.” biçimindeki
ikinci cümlesinin,
5- 32. maddesiyle
değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin;
a- Birinci fıkrasının, “Aslî ve Asosye üyelerin, üçte biri
Bakanlar Kurulu, üçte biri Yükseköğretim Kurulu ve üçte biri Aslî üyeler
tarafından seçilir.” biçimindeki birinci cümlesinin,
b- Üçüncü fıkrasının, “Aslî üyelik altmışyedi yaşına kadar
sürer.” biçimindeki birinci cümlesinin,
6- 33. maddesiyle
değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci
fıkrasının, “Akademi Genel Kurulu,
Asli ve Asosye üyelerden oluşur.” biçimindeki birinci cümlesinin,
7- 37. maddesiyle
değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin birinci
fıkrasının, “Akademi Başkanı, Asli
üyeler arasından müşterek kararla üç yıl için atanır. Aynı kişi iki dönemden
fazla başkanlığa atanamaz.” biçimindeki birinci ve ikinci cümlelerinin,
8- 38. maddesiyle 497
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici Madde 3’ün ve Geçici
Madde 4’ün,
9- 40. maddesinin,
Anayasa’nın Başlangıç’ı
ile 2., 6., 7., 27., 87., 91., 127., 128., 130., 133. ve 135. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine
ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin
gerekçe bölümü şöyledir:
“…
II. GEREKÇE
1) 22.08.2011 Tarihli ve 651 Sayılı
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci, 2 nci, 3
üncü, 4 üncü, 5 inci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 10 uncu, 11 inci, 12
nci, 13 üncü, 18 inci, 19 uncu, 20 nci, 21 inci, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü,
25 inci, 26 ncı, 27 nci, 28 inci, 29 uncu, 30 uncu, 31 inci, 32 nci, 33
üncü, 34 üncü, 35 inci, 36 ncı, 37 nci, 38 inci, 39 uncu, 40 ıncı (14 üncü,
15 inci, 16 ncı ve 17 nci maddelerini kapsamamak üzere) ve 41 inci
Maddeleri ile Eki (1) Sayılı Liste ve (2) Sayılı Listesinin Anayasaya
Aykırılığı
a) Esasa Girmeden Usulden Anayasaya
Aykırılığı
Parlamenter demokrasi ve kuvvetler
ayrılığı ilkesini kabul eden Anayasanın 7 nci maddesinde “yasama yetkisi”,
Türk Ulusu adına TBMM’ne verilmiş ve bu yetkinin devredilemeyeceği açıkça
belirtilmiştir. Bunun tek istisnası, Anayasanın 91 inci maddesinde Bakanlar
Kurulu’na kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmesidir. Bu
istisnai yetkinin “yetki devri” niteliğine bürünmemesi için, Anayasa
Mahkemesi’nce de belirtildiği üzere, KHK çıkarma yetkisinin “önemli, ivedi
ve zorunlu” durumlarda verilmesi, ayrıca bu koşulların birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
Siyasal iktidarın sayısal çoğunluğa
dayalı olarak yasama organına egemen olduğu, İçtüzük uyarınca muhalefetin
yeterince konuşamadığı ve dolayısıyla yasaların 3-5 gün içinde
çıkarılabildiği bir ortamda, Bakanlar Kurulu’na KHK çıkarma yetkisi
verilmesi, anayasal kuralın amacı ve özüyle bağdaşmamaktadır.
651 sayılı KHK, 6 Nisan 2011 günlü,
6223 sayılı Yetki Yasası’na dayanılarak Bakanlar Kurulu’nca kabul
edilmiştir. 6223 sayılı Yetki Yasası, 3 Mayıs 2011 günlü Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anamuhalefet Partisi (CHP) TBMM Grubu
tarafından, bu Yetki Yasası’nın iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle
Anayasa Mahkemesi’ne dava açılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, dayandığı yetki
yasası Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen KHK’leri, haklarında dava
açılması durumunda, içeriğine girmeden, salt yetki yasaları iptal edildiği
için, aşağıdaki gerekçeyle iptal etmiştir.
“Olağanüstü hal KHK’leri
dayanaklarını doğrudan doğruya Anayasadan (m. 121) alırlar. Bu tür KHK’lerin
bir yetki yasasına dayanması gerekli değildir. Buna karşılık olağan
dönemlerdeki KHK’lerin bir yetki yasasına dayanması zorunludur. Bu nedenle,
KHK’ler ile dayandıkları yetki yasası arasında çok sıkı bir bağ vardır.
...KHK’nin Anayasaya uygun bir yetki
yasasına dayanması, geçerliliğinin önkoşuludur. Bir yetki yasasına dayanmadan
çıkartılan veya dayandığı yetki yasası iptal edilen bir KHK’nin
kurallarının, içerikleri yönünden Anayasaya aykırılık oluşturmasalar bile
Anayasaya uygunluğundan söz edilemez.
…
Bir yetki yasasına dayanmadan
çıkartılan veya yetki yasasının kapsamı dışında kalan ya da dayandığı yetki
yasası iptal edilen KHK’lerin anayasal konumları birbirinden farksızdır.
Böyle durumlarda, KHK’ler anayasal dayanaktan yoksun bulunduklarından,
içerikleri Anayasaya aykırı bulunmasa bile, dava açıldığında iptalleri
gerekir.
Bu nedenlerle, iptaline karar verilen
bir yetki yasasına dayanılarak çıkarılan KHK’lerin, Anayasanın Başlangıcı’ndaki
‘hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve
bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı’, 2 nci
maddesindeki ‘hukuk devleti’ ilkeleriyle 6 ncı maddesindeki ‘Hiç kimse veya
organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz’ kuralı ve
KHK çıkarma yetkisine ilişkin 91 inci maddesiyle bağdaştırılmaları
olanaksızdır.”
Anayasa Mahkemesi, yukarıda yer
verilen gerekçelerle, dayandıkları 4588 sayılı Yetki Yasası 05.10.2000 günlü,
E.2000/45, K.2000/27 sayılı kararla iptal edilen 606, 608, 609, 610, 611,
612, 613, 615, 616, 617, 618, 619, 621, 623, 624, 626, 628, 629 sayılı KHK’leri;
içeriklerine girmeden, salt anayasal dayanaktan yoksun kaldıkları için,
Anayasanın başlangıcı ile 6 ncı ve 91 inci maddelerine aykırı duruma
geldiklerini belirterek iptal etmiştir. (Sırasıyla kararlar: K.2000/29,
K.2000/45, K.2000/37, K.2000/40, K.2000/42, K.2000/44, K.2000/39,
K.2000/46, K.2000/38, K.2000/36, K.2000/35, K.2000/34, K.2000/43,
K.2000/41, K.2000/33, K.2000/32, K.2000/30, K.2000/31)
Bu itibarla, 6223 sayılı Yetki Yasası
iptal edildiğinde 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, yasal dayanaktan
yoksun kalacağından, 22.08.2011 tarihli ve 651 sayılı Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci, 2 nci, 3 üncü, 4 üncü, 5 inci, 6
ncı, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 10 uncu, 11 inci, 12 nci, 13 üncü, 18 inci, 19
uncu, 20 nci, 21 inci, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü, 25 inci, 26 ncı, 27 nci,
28 inci, 29 uncu, 30 uncu, 31 inci, 32 nci, 33 üncü, 34 üncü, 35 inci, 36
ncı, 37 nci, 38 inci, 39 uncu, 40 ıncı (14 üncü, 15 inci, 16 ncı ve 17 nci
maddelerini kapsamamak üzere) ve 41 inci maddeleri ile eki (1) Sayılı Liste
ve (2) Sayılı Listesi; Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 87
nci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
b) Esastan Anayasaya Aykırılığı
Anayasanın Başlangıç kısmının
dördüncü fıkrasında, “Kuvvetler ayırımının, Devlet organları arasında üstünlük
sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından
ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve
üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;” belirtildikten sonra 2
nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında “hukuk devleti” ilkesine
yer verilmiş; 6 ncı maddesinde, hiç kimse ve hiçbir organın kaynağını
Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 7 nci maddesinde,
Yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet meclisine ait
olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8 inci maddesinde, yürütme yetkisi
ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve
yasalara uygun olarak yerine getirileceği kuralları getirilmiş; 87 nci
maddesinde, Bakanlar Kuruluna “belli konularda” KHK çıkarma yetkisi verilmesi
TBMM’nin görevleri arasında sayılmış; 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında
ise, yetki kanununun, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını,
kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname
çıkarılıp çıkarılmayacağını göstereceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 05.10.2000 tarih
ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararında da vurgulandığı üzere, Anayasanın
7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda,
yasama yetkisinin genel ve asli bir yetki olması, TBMM’ye ait bulunması ve
devredilememesi karşısında KHK çıkarma yetkisinin kendine özgü ve ayrık bir
yetki olduğu anlaşılabilmektedir. Dolayısıyla yetki yasalarının, yasama
yetkisinin devri anlamına gelecek ya da bu izlenimi doğuracak biçimde
yaygınlaştırılıp genelleştirilmemesi gerekir. KHK’ler ancak ivedilik
gerektiren belli konularda, kısa süreli yetki yasaları temel alınarak etkin
önlemler ve zorunlu düzenlemeler için yürürlüğe konulmak durumundadır.
Maddenin Danışma Meclisi’nde
görüşülmesi sırasında KHK çıkarabilmesi için hükümete yetki verilmesinin
nedeni, “... çok acele hallerde hükümetin elinde uygulanacak bir seri kural
olmadığı için, acele olarak çıkarılıp ve hemen olayın üstüne gidilmesi
gereken hallerde çıkarılması için bu düzenleme getirilmiştir ...” biçiminde
açıklanırken; Anayasa Komisyonu Başkanınca da, “Kanun hükmünde kararname,
yasama meclisinin acil bir durumda, kanun yapmak için geçecek sürede
çıkaracağı kanun ihtiyacı, halledilmesi gereken meseleyi çözemeyeceğine; o
zaman çok geç kalınacağı endişesinden kaynaklanan bir müessesedir ve bu
müessese bunun için kurulmuştur.” denilerek aynı doğrultuda görüş
bildirilmiştir.
Yetki yasasında Bakanlar Kuruluna
verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve “ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç,
bu yetki ile Bakanlar Kurulunun neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa
kavuşturulmasıdır. KHK’nin, amacı, kapsamı ve ilkeleri de konusu gibi geniş
içerikli, her yöne çekilebilecek, yuvarlak ve genel anlatımlarla
gösterilmemeli, değişik biçimlerde yorumlamaya elverişli olmamalıdır.
Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam ve ilkeler yönünden belirgin duruma
getirilmesi, başka bir anlatımla somutlaştırılması, yürürlüğe konulacak KHK’lerin
yetki yasası kapsamı içinde kalıp kalmadıklarının, 91 inci maddede
belirlenen yasak alana girip girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir
durum için düzenlenip düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden
gereklidir.
Anayasa Mahkemesinin 1990’lardan bu
yana verdiği kararlarda, TBMM’nin Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi
vermesi için, “ivedilik, “zorunluluk” ve “önemlilik” gibi üç koşulun
birlikte bulunması gerekeceğine yönelik içtihat oluşturduğu gözlenmektedir
(06.02.1990 günlü ve E.1988/62, K.1990/3). Yüksek Mahkeme, 16.10.1993 günlü
ve E.1993/26, K.1993/28 sayılı kararında ise, “KHK’lar, ancak ivedilik
isteyen belli konularda, kısa süreli yetki yasaları temel alınarak etkin
önlemler ve zorunlu düzenlemeler için yürürlüğe konur.” demiştir. İvedilik
koşulu ile etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeleri taşımayan hususlarda KHK
çıkarma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına geleceği
açıktır.
Nitekim, Yüksek Mahkeme; Anamuhalefet
(Fazilet) Partisi TBMM Grubu Adına Grup Başkanı Mehmet Recai KUTAN
tarafından, 29.6.2000 günlü, 4588 sayılı “Kamu Kurum ve Kuruluşlarının
Teşkilât, Görev ve Yetkilerine İlişkin Konularla Kamu Personeli Arasındaki
Ücret Dengesizliklerinin Giderilmesi ve Kamu Malî Yönetiminde Disiplinin
Sağlanması İçin Yapılacak Düzenlemeler Hakkında Yetki Kanunu”nun,
Anayasanın Başlangıç’ının dördüncü paragrafı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 11
inci, 87 nci, 91 inci ve 153 üncü maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve
yürürlüğünün durdurulması istemiyle açtığı davaya ilişkin 05.10.2000 tarih
ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararında;
“Anayasanın 87 nci maddesine göre,
ancak, belli konularda KHK çıkarma yetkisi verilmesi gerekirken dava konusu
Yasa’yla her konuyu kapsayacak biçimde genel bir yetki verilmiştir.
Bakanlar Kurulu, ayrık tutulan iki kurum dışında tüm kamu kurum ve
kuruluşlarını yeniden örgütleyebilecek, bunların görev ve yetkilerini
yeniden düzenleyebilecek, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin ücret,
aylık, disiplin ve cezaları ile emeklileri hakkında kanun ve KHK’lerde
değişiklik yapabilecek, Devletin gelirleri ve harcamalarına ilişkin tüm
mevzuatı ‘kamu malî yönetimi’ kavramı içinde değerlendirerek yeni kurallar
getirebilecektir. Sınırları geniş ve belirsiz konularda düzenleme yapmak
üzere Bakanlar Kurulu’na KHK çıkarma yetkisi verilmesi, Anayasanın 87 nci
maddesinde belirtilen ‘belli konu’larda verilen yetki olarak
değerlendirilemez.
Öte yandan, yasa, Anayasanın 91 inci
maddesinde belirtilen öğeleri de içermemektedir. Yasa’nın 1 inci maddesinde
çıkarılacak KHK’lerin “kapsam” ve konusu içiçe girmiş, kapsamının çok geniş
ve sınırsız olması nedeniyle de verilen yetkinin 91 inci maddede öngörülen
yasak alana girip girmediğinin denetimi olanaksız hale gelmiştir. Konu ve
kapsamdaki bu sınırsızlık ve belirsizlik, TBMM’ne ait olan yasama
yetkisinin yürütme organına devri anlamına gelir. Amaç, konu, ilke ve
kapsamla ilgili sınırların belirli olması gerekirken bunlara uyulmadan KHK
çıkarma yetkisi verilmesi Anayasanın 7 nci maddesine aykırılık oluşturur.
Yasa’nın 2 nci maddesinde, Bakanlar
Kuruluna verilen yetkinin ivedi ve zorunlu hallerde kullanılması gerektiği
belirtilmiştir. Yetkinin “önemli, ivedi ve zorunlu” durumlarla
sınırlandırılması, dava konusu Yetki Yasası’nda olduğu gibi bunun
takdirinin Bakanlar Kuruluna bırakılmasıyla değil, amacın, kapsamın ve
konunun içeriği yönünden ivedi ve zorunlu olduğunun yasakoyucu tarafından
saptanmasıyla olanaklıdır. Niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü
çalışmayı gerektiren düzenlemeler ivedi ve zorunlu olarak nitelendirilemez.
Dava konusu Yasa’nın amaç ve kapsamındaki genişlik ve sınırsızlık, verilen
yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine
imkan vermemektedir.
Açıklanan nedenlerle Yetki Yasası’nın
1 inci maddesiyle 2 nci maddesinin birinci fıkrası Anayasanın Başlangıç’ının
dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine
aykırıdır . İptali gerekir.”
demiştir.
Dava konusu hukuki olayda ise,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 03.03.2011 tarihli 73 ncü Birleşiminde, Genel
Seçim tarihinin öne alınarak, Genel Seçimin 12 Haziran 2011 tarihinde
yapılmasına karar verilmiştir. Bundan 25 gün sonra, Yetki Yasasına ilişkin
“Yasa Tasarısı” Başbakanlıkça 28.03.2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına sunulmuştur. Başka bir anlatımla Yetki Yasa Tasarısı,
Genel Seçime 2,5 ay kala TBMM’ye sevk edilmiş; siyasal iktidarın TBMM’deki
sayısal çoğunluğuna dayalı olarak da 06.04.2011 tarihinde kabul edilmiştir.
TBMM’de 06.04.2011 tarihinde kabul edilen Yetki Yasası, 14 gün TBMM’de
bekletildikten sonra Cumhurbaşkanlığına 19.04.2011 tarihinde
sunulabilmiştir.
6223 sayılı Yetki Yasasının
çıkarılmasındaki öncelikli anayasal sorun, “ivedilik” ile ilgilidir.
İvedilik, “önemli ve zorunlu” konunun KHK yoluyla düzenlenmesinin olmazsa
olmaz koşuludur ve yasama dahil bütün süreçleri kapsamaktadır. Yasama
organı çıkardığı yasanın ivediliğine inanıyorsa, söz konusu yasanın ivedi
olarak yürürlüğe girmesi için gereğini yerine getirmek durumundadır.
TBMM Genel Kurulunda 06.04.2011
tarihinde kabul edilen 6223 sayılı Yasa, 14 gün TBMM’de bekletilmiş ya da
unutulmuş, ancak 19.04.2011 tarihinde Cumhurbaşkanlığına
gönderilebilmiştir. Bu nasıl ivediliktir ki, hiçbir yasanın başına gelmeyen
durum, ivediliği anayasal ilke olan yetki yasasının başına gelebilmiştir.
Burada, yetki yasasının çıkarılmasındaki ilkelerle birlikte, kamu yararı
ilkesinin de ihlal edildiği yadsınamaz bir gerçektir.
Öte yandan, genel seçim, şekli
bakımından anayasal iki yetkili organın, yasama ve yürütme organlarının birbirlerine
bağlı olarak yenilenmesi; özü bakımından da, Anayasayı değiştirme yetkisi
de bulunan kural koyucu organın ve buna bağlı olarak ülkenin hukuksal
yapısının ve yönetim programının belirlendiği en önemli ve etkin demokratik
müessesedir. Seçim kararı almak, demokratik toplum düzeninin gereklerini
yerine getirme yönünden, egemenliğin sahibi iradeye başvurmaktır.
Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan “demokratik hukuk devleti” ilkesi,
demokratik toplum düzeninin ve “bir yaşam biçimi” olan demokrasinin tüm
kurum ve kurallarıyla işletilmesinin adaletli bir hukuk düzeni ve hukuk
güvenliği içinde gerçekleşmesini, aynı zamanda da devlete duyulan güveni
içerir.
Ortada, KHK’lerle düzenlemelere
gidilmesi yönünde, “önemli, zorunlu ve ivedi durum” yok ve yasama organının
ve dolayısıyla yürütme organının yenilenmesine karar verilmiş iken, hem
mevcut Bakanlar Kurulunu hem de seçimden sonra kurulacak Bakanlar Kurulunu
kapsayacak ve aynı zamanda da gelecek yasama organını ipotek altına alacak
şekilde, Bakanlar Kuruluna 6 ay süreyle, KHK çıkarma yetkisi verilmesi,
Anayasanın demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı gibi yasama
yetkisinin devri anlamına da gelmektedir. 6 aylık sürenin uzunca bir
bölümü, henüz kurulu olmayan ve ne zaman kurularak göreve başlayacağı belli
olmayan bir Bakanlar Kurulunu kapsamaktadır ki burada da, hukuk devletinin
“belirlilik” ve “öngörülebilirlik” ilkeleriyle birlikte, KHK’lere ilişkin
“önemli, zorunlu ve ivedi durum” ilkesinin ihlali söz konusudur.
6223 sayılı Yetki Yasasının “Amaç ve
kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde,
“Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden
belirlenerek;” denildikten sonra;
(1) numaralı alt bendinde, mevcut
bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına,
anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik
ilişkilerine; (2) numaralı alt bendinde, mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların
mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet
birimi olarak yeniden düzenlenmesine; (3) numaralı alt bendinde, mevcut
bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki,
teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında
teşkilatlanma esaslarına; (b) bendinde ise, kamu kurum ve kuruluşlarında
istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu
görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma,
nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve
emekliye sevk edilme usul ve esaslarına; “ilişkin konularda düzenlemelerde
bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi
vermektir.” gibi belirsiz ve sınırsız ifadelere yer verilerek Yetki Yasasının
amacı ortaya konmak istenmiştir.
Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında
ise, Yetki Yasasının kapsamına ilişkin olarak, “Bu Kanuna göre çıkarılacak
kanun hükmünde kararnameler;” denilip,
(a) bendinde, “Kamu hizmetlerinin
bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine ilişkin olarak;”
ifadesinden sonra, 19 alt bent halinde 19 yasa ve KHK sayılmış ve (20)
numaralı alt bendinde, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev,
yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar,
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine ilişkin
hükümlerinde,” denilerek adeta tüm kamu kurum ve kuruluşları kapsama
alınmak istenmiş;
(b) bendinde ise, “Kamu kurum ve
kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile
diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi,
yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına
ilişkin olarak;” denildikten sonra 6 alt bent halinde 5 yasa ve 1 KHK
sayılmış ve (7) numaralı alt bendinde ise, “Diğer kanun ve kanun hükmünde
kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu
görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme,
görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin
hükümlerinde” ifadesiyle de neredeyse tüm kamu personeli hakkında Bakanlar
Kuruluna her türlü düzenlemede bulunma yetkisi verilmesi hedeflenmiştir.
Oysa yetki yasalarının, Anayasanın
belirlediği ögeleri belli bir içeriğe kavuşturarak somutlaştırması ve verilen
yetkiyi hiçbir tartışmaya yol açmayacak açıklıkta belirleyerek Bakanlar
Kurulu’na çerçeveyi çizmesi ve niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü
çalışmayı gerektiren düzenlemeleri kapsamaması gerekmektedir.
Çünkü, Yetki Yasası’nda Bakanlar Kurulu’na
verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve “ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç,
bu yetki ile Bakanlar Kurulu’nun neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa
kavuşturulmasıdır. Ancak, 6223 sayılı Yetki Yasasının, amacı, kapsamı ve
ilkeleri de konusu gibi geniş içerikli, her yöne çekilebilecek, yuvarlak ve
genel anlatımlarla gösterilerek, her okuyanın değişik şekillerde
yorumlamasına açık hale getirilmiştir. Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam
ve ilkeler yönünden belirgin duruma getirilmesi, başka bir anlatımla
somutlaştırılması, yürürlüğe konulacak KHK’lerin yetki yasası kapsamı
içinde kalıp kalmadıklarının, 91 inci maddede belirlenen yasak alana girip
girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir durum için düzenlenip
düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden gereklidir.
Herhangi bir yetki yasasının
Anayasaya aykırı olmaması için Anayasadaki öge ve ölçütlere, Anayasa Mahkemesi
kararları ile getirilen yorumlara uygun olması gerekir. Anayasa Mahkemesi
kararlarının bağlayıcılığı ilkesi kararlarda açıklanan gerekçelerin göz
önünde bulundurulmasını zorunlu kılar.
Bakanlar Kurulu tarafından 6223
sayılı Yetki Yasasına dayanılarak bu güne kadar;
- 632 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 4 üncü Maddesinin (B) Fıkrası ile 4924 sayılı Kanun Uyarınca Sözleşmeli
Personel Pozisyonlarında Çalıştırılanların Memur Kadrolarına Atanması
Amacıyla Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair KHK,
- 633 sayılı Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 634 sayılı Avrupa Birliği
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 635 sayılı Bilim, Sanayi ve
Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 636 sayılı Çevre, Orman ve
Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK;
- 637 sayılı Ekonomi Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 638 sayılı Gençlik ve Spor
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 639 sayılı Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 640 sayılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 641 sayılı Kalkınma Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 642 sayılı Doğu Anadolu Projesi
Bölge Kalkınma İdaresi ile Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi
Başkanlıklarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 643 sayılı 3046 Sayılı Kanun ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
KHK,
- 644 sayılı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
-645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,
- 646 sayılı Vergi Denetim Kurulu
Başkanlığının Kurulması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair KHK,
- 647 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair KHK,
- 648 sayılı Çevre ve Şehircilik
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
KHK,
- 649 sayılı Avrupa Birliği
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
KHK,
650 sayılı Adalet Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair KHK,
- 651 sayılı Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
KHK,
Olmak üzere 20 adet KHK
çıkarılmıştır. Yazılı ve görsel medyada yer alan haberlerden Bakanlar
Kurulunun hızını alamadığı ve dolayısıyla bunlara yenilerini ekleyeceği
anlaşılmaktadır.
Öyle ki, yukarıdaki KHK’lerin
içeriğine girmeden isimlerinden de anlaşılacağı üzere, KHK’lerden bazıları
daha bir ay yürürlükte kalmadan değişikliğe uğramıştır. Bu durum göz önüne
alındığında, TBMM’nin Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verebilmesi
için, “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” gibi üç Anayasal koşulun
birlikte bulunması şartının gerçekleşmesi şöyle dursun, Bakanlar Kurulunun
yönetmelikle kurallaştırmanın dahi asgari gerekleri olan araştırma,
inceleme, ihtiyaçları tespit etme ve giderme yollarını belirleme gibi ciddi
hiçbir hazırlığının olmadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, niteliği
itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren yasal düzenlemelerin
KHK’lere konu oluşturamayacağının en açık, belirgin ve tartışmasız
göstergesidir.
Bakanlar Kurulunun ülkemize yaşattığı
kelimenin tam anlamıyla bir tür “yap-boz oyunu”dur. Yap-boz oyunu
olmadığını kimse ileri süremez. Ancak, yap-boz oyunları, okul öncesi
çocukların eğlenerek öğrenmesini sağlamak için geliştirilen oyunlardır.
Yap-boz oyunları ile okul öncesi çocukların, anlamsız parçaları zihinsel
çaba göstererek anlamlı bütünlere dönüştürmeleri ve dolayısıyla
zihinlerinde kurguladıkları bütüne ulaşabilmeleri için de her defasında
yeniden deneyerek düşünme ve çözüm yolları üretme yetilerini geliştirmeleri
amaçlanmaktadır.
Bakanlar Kurulu ise, 6223 sayılı
Yasayla aldığı yetkiye dayanarak, yap-boz oyununu Türkiye’nin hukuk sistemi
üzerinde oynamaktadır. Uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren
alanlarda hiçbir hazırlığa dayalı olmadan kural koymakta, daha koyduğu kuralı
uygulama ve sonuçlarını izleme ve değerlendirme aşamalarına geçmeden değiştirmekte;
durmamakta, değiştirdiğini de değiştirmektedir. Hiçbir hukuksal
öngörülebilirlik olmadığı için de değiştirdiği değişikliği değiştirdiğinin
üzerinde yarın başka bir değişikliğe gitmeyeceği de belirsizliğini
korumaktadır.
Bakanlar Kurulunun hukuksal
öngörülebilirliği ortadan kaldırması ve hukuksal belirsizlik yaratarak
hukuk devleti ilkesine aykırı uygulamalar içine girmesini sağlayan ise,
Anayasanın 7 nci maddesiyle Türk Milleti adına TBMM’ye verilen devredilemez
nitelikteki yasama yetkisini kullanıyor olmaktan kaynaklanmaktadır.
Parlamento, Fransızca “parler”,
İtalyanca “parlare” yani “konuşmak” mastarlarından türetilmiş bir sözcüktür
ve “konuşulan yer” anlamına gelmektedir. Demokrasilerde yasalar, uzun
süreli ve çok yönlü araştırma, inceleme ve değerlendirmelere dayalı olarak
ihtiyaçları ve çözüm yollarını tespitten sonra parlamentoların komisyon ve
alt komisyonları ile genel kurulunda konuşularak, tartışılarak ve ilgili
kurum ve kuruluşlar ile etkilenen toplumsal kesimlerin ve bunların
temsilcisi örgütlerin görüşleri alınıp üzerinde asgari mutabakat sağlanmaya
çalışılarak yasalaşmaktadır.
Kaldı ki, Anayasa yasama yetkisini
Türk Milleti adına TBMM’ye vermiş ve bu yetkiye -Anayasanın 91 inci
maddesindeki ayrık ve spesifik durum hariç- devredilmezlik atfetmiştir.
Anayasanın öngördüğü “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” gibi üç
koşulun birlikte bulunması şartının gerçekleşmediği alanlarda 6223 sayılı
Yasayla Bakanlar Kuruluna konu ve kapsamı sınırsızlık ve belirsiz bir
düzenleme yetkisi verilmesi ve Bakanlar Kurulunun da bu yetkiyi “yap-boz
oyunu” oynar gibi kullanması, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan
parlamenter demokratik sisteme karşı girişilmiş örtülü bir yürütme organı
darbesidir. Bu örtülü darbenin siyasal iktidarın yasama organındaki sayısal
üstünlüğüne dayalı olarak yasama organının bilgisi ve ilgisi dahilinde
yapılıyor olması, yapılanın Anayasanın özü ve sözüyle bağdaşmayan siyasal
bir darbe olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Bunun en açık, bariz ve doğrudan
örneklerine Yüce Mahkemeye açılan iptal davalarında yer verilmişti. 651
sayılı KHK de bunlardan birini oluşturmaktadır. 22.08.2011 tarihli ve 651
sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnameyle;
- 03.06.2011 tarihli ve 639 sayılı
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamede,
- 17.07.1963 tarihli ve 278 sayılı
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda,
- 14.07.1965 tarihli ve 657 sayılı
Devlet Memurları Kanununda;
- 27.07.1967 tarihli ve 926 sayılı Türk
Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda,
- 20.02.2008 tarihli ve 5737 sayılı
Vakıflar Kanununda,
- 08.06.1984 tarihli ve 231 sayılı
Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,
- 08.06.1984 tarihli ve 217 sayılı
Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamede,
- 13.08.1993 tarihli ve 497 sayılı
Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,
değişiklikler yapılmıştır.
Yukarıda sıralanan 8 adet yasa ve
yasa gücünde kararnameden, 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 278 sayılı Türkiye
Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun, 926
sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 5737 sayılı Vakıflar
Kanunu, 231 sayılı Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve 497 sayılı Türkiye
Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname olmak
üzere 6 adedinin, 6223 sayılı Yetki Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1
inci maddesinin kapsama ilişkin (2) numaralı fıkrasında 19 alt bent halinde
tek tek sayılan yasa ve yasa gücünde kararnameler arasında sayılmadığı açıktır.
Öte yandan, yukarıda yer verilen 6
adet yasa ve yasa gücünde kararname, 6223 sayılı Yetki Yasasının 1 inci
maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde 6 alt bent halinde sayılan
6 adet yasa ve yasa gücünde kararname içinde, 926 sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanunu hariç beş adedinin sayılmadığı ve (7) numaralı
alt bendinde de, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar,
işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil,
görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk
edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde” denildiğinden, 5 adet yasa
ve yasa gücünde kararnamede yapılan değişiklikler, maddedeki esaslar
çerçevesinde sayılamayacağından, yukarıda sıralanan 6 adet yasa ve yasa
gücünde kararnameden 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu
hariç diğer beş adedinin 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmadığı
yeterince açık bir husustur.
Bakanlar Kurulunun 6223 sayılı Yetki
Yasasının kapsamında olmayan alanlarda ilkeleriyle uyuşmayan hukuksal
tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde bulunması, Anayasanın
Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci ve 91 inci maddelerindeki
kurallarla bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere 6223
sayılı Yetki Yasası iptal edildiğinde 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname,
yasal dayanaktan yoksun kalacağı ve bakanlar Kurulu 6223 sayılı Yetki
Yasasının kapsamında olmayan yasa ve yasa gücünde kararnamelerde
ilkeleriyle uyuşmayan hukuksal tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde
bulunması sonucu, 651 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararnamenin 1 inci, 2 nci, 3 üncü, 4 üncü, 5 inci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 9
uncu, 10 uncu, 11 inci, 12 nci, 13 üncü, 18 inci, 19 uncu, 20 nci, 21 inci,
22 nci, 23 üncü, 24 üncü, 25 inci, 26 ncı, 27 nci, 28 inci, 29 uncu, 30
uncu, 31 inci, 32 nci, 33 üncü, 34 üncü, 35 inci, 36 ncı, 37 nci, 38 inci,
39 uncu, 40 ıncı (14 üncü, 15 inci, 16 ncı ve 17 nci maddelerini kapsamamak
üzere) ve 41 inci maddeleri ile eki (1) Sayılı Liste ve (2) Sayılı Listesi;
Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 87 nci ve 91 inci
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
2) 651 Sayılı Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 üncü Maddesiyle 03.06.2011 Tarihli ve 639
Sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 21 inci Maddesine Eklenen (2) Numaralı
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
651 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 4 üncü maddesiyle 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 21 inci
maddesine eklenen (2) numaralı fıkrasıyla, Bakanlık Müşavirlerinin, Bakanın
uygun göreceği merkez veya taşra teşkilatına ait birimlerde çalıştırılabileceği
hüküm altına alınmaktadır.
03.06.2011 tarihli ve 639 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(a) bendi ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığında Müsteşar, Müsteşar
Yardımcısı, Koruma ve Kontrol Genel Müdürü, Teşkilatlanma ve Destekleme
Genel Müdürü, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürü, Tarımsal Araştırmalar
Genel Müdürü, Personel Genel Müdürü, Teftiş Kurulu Başkanı, Strateji
Geliştirme Başkanı, I. Hukuk Müşaviri, Bakanlık Müşaviri, Genel Müdür Yardımcısı,
Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanı, İdari ve Mali
İşler Dairesi Başkanı, Yayın Dairesi Başkanı, Daire Başkanı, Basın ve
Halkla İlişkiler Müşaviri, İl Müdürü kadrolarında bulunanların görevleri
hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona erdirilmiş ve bunlar KHK’ye ekli (2)
sayılı listede ihdas edilen Bakanlık Müşaviri kadrolarına atanmışlar; CHP
ise söz konusu yasayla görevden almaların iptali ve yürürlüğünün
durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesine dava açmıştı.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun
kariyer ve liyakat ilkelerine ve atanmalarındaki usule göre Tarım
Bakanlığının il müdürü ve üzeri daire başkan yardımcısı, daire başkanı,
genel müdür yardımcısı, genel müdür, müsteşar yardımcısı, müsteşar gibi
hiyerarşik kadro görev unvanlarına atanan kamu görevlilerinin
atanmalarındaki usulün aksine tamamının Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile bir
günde görevlerinden alınarak ihdas edilen Bakanlık Müşavirliği kadrolarına
atanmalarındaki hukuksuzluğa ek olarak şimdi de Bakanın uygun göreceği
merkez veya taşra teşkilatına ait birimlerde çalıştırılabileceği hükmünün
getirilmesi, yürütme organının haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlikte
sınır tanımadığını ortaya koymaktadır.
3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve
Görev esasları Hakkında Kanunun 27 nci maddesinde, bakanlıklarda, özel önem
ve öncelik taşıyan konularda bakanlık makamına yardımcı olmak üzere özel
yeteneği olanlardan bakanlık müşaviri atanabileceği ve bakanlık
müşavirlerinin bakanlık makamına bağlı olduğu hükmüne yer verilmiş ve aynı
hüküm 639 sayılı KHK’nin 21 inci maddesinde benzer ifadelerle
yinelenmiştir.
657 sayılı Kanunda ise, memuriyet
kadroları; kadro unvanı, görev unvanı, hizmet sınıfı ve mesleki kariyerlerine
göre sınıflandırılmış; 33 üncü maddesinde kadrosuz memur
çalıştırılamayacağı; 39 uncu maddesinde, 657 sayılı Kanuna tabi kurumlarda
sınıflar dışında memurluk kadroları ihdas edilemeyeceği; 45 inci maddesinde
ise hiçbir memurun sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin
altında bir derecenin görevinde çalıştırılamayacağı kurallarına yer
verilmiştir.
Hukuksuz bir biçimde, Bakanlık
Müşavirliği kadrolarına atanmış bulunanların, Bakanlığın merkez ve taşra
teşkilatındaki hizmet sınıfları ile meslek kariyerlerinden unvanlı veya
unvansız hangi kadrolara ait hangi görevleri yürüteceği de belirtilmeden,
Bakanın uygun göreceği gibi sınırsız bir yetki kapsamında, Bakanın uygun
göreceği birimlerde çalıştırılabileceği gibi belirsiz bir görevlendirmeye
tabi tutulmaları, Anayasa ve İdare Hukukunun genel ilkeleri bir yana
mantıkla da bağdaşmamaktadır.
Bakana tanınan söz konusu yetki
bağlamında Tarım Bakanlığı Müsteşarı iken, 639 sayılı KHK ile Bakanlık
Müşavirliğine atanan ziraat mühendisi kariyerli kamu görevlisi, örneğin,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Konya İl Müdürlüğünün herhangi bir
ilçesinde yürütülen “süne ile mücadele” programında çalıştırılabilecektir.
Yasa koyucu, Anayasanın 128 inci
maddesi uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük işlerini kanunla düzenlerken, Anayasanın 11 inci
maddesi gereğince, Anayasanın diğer hükümlerine de uygun hareket etmek
zorundadır.
Böyle bir düzenlemede Anayasanın
gözetilmesi gereken hükümlerinden birisi de, 2 nci maddesi ve bu maddede
yer alan hukuk devleti ilkesidir.
Anayasanın 2 nci maddesinde Türkiye
Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk
devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan devlettir.
Sosyal
hukuk devleti, toplum ve çalışma yaşamında adalete ve eşitliğe dayalı bir
hukuk düzeni kurmak; kazanılmış hakları korumak durumundadır. Hukukta
kazanılmış hakların korunması, hukuki güvenliğin kanıtı, uygunluğun
ölçüsüdür.
Hukuk devletinin temel unsurları
arasında “kazanılmış haklara saygı” yer almaktadır. Bu nedenle 128 inci
maddenin ikinci fıkrası uyarınca yapılacak tüm düzenlemelerin, memurların
ve kamu görevlilerinin kazanılmış haklarını koruması gerekir. Aksine
düzenleme, Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 651
sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 4
üncü maddesiyle 03.06.2011 tarihli ve 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 21
inci maddesine eklenen (2) numaralı fıkrası, Anayasanın 2 nci ve 128 inci
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
3) 651 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 8 inci Maddesiyle Değiştirilen 17.07.1963 Tarihli ve 278
Sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında
Kanunun 4 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinin (2) Numaralı Alt
Bendinin Birinci Cümlesindeki “… ve/veya özel sektörde …” İbaresinin
Anayasaya Aykırılığı
651 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 8 inci maddesiyle değiştirilen 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve
Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde, Bilim Kurulunun
altı üyesinin, lisans öğreniminden sonra kamu kurum ve kuruluşlarında
ve/veya özel sektörde en az on yıl deneyim sahibi olmuş, mesleğinde temayüz
etmiş ve üstün nitelikli hizmetleriyle tanınmış kişiler arasından
belirleneceği; bu üyelerin ikisinin Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği,
dördünün ise Bakanlık tarafından her bir boş kontenjan sayısının iki katı
önerilen aday arasından, Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından
seçileceği hükme bağlanmaktadır.
651 sayılı KHK, 6 Nisan 2011 günlü,
6223 sayılı Yetki Yasası’na dayanılarak Bakanlar Kurulu’nca kabul
edilmiştir. 6223 sayılı Yetki Yasası, 3 Mayıs 2011 günlü Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anamuhalefet Partisi (CHP) TBMM Grubu
tarafından, bu Yetki Yasası’nın iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle
Anayasa Mahkemesi’ne dava açılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, dayandığı yetki
yasası Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen KHK’leri, haklarında dava açılması
durumunda, içeriğine girmeden, salt yetki yasaları iptal edildiği için,
iptal etmiştir.
Bu itibarla, 6223 sayılı Yetki Yasası
iptal edildiğinde 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin iptali istenen
hükmü yasal dayanaktan yoksun kalacağından, 651 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 8 inci maddesiyle değiştirilen 17.07.1963 tarihli ve 278
sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt
bendinin birinci cümlesindeki “… ve/veya özel sektörde …” ibaresi, Dava
Dilekçemizin “Gerekçeler” bölümünün 1 inci maddesinde belirtilen
gerekçelerle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 87 nci ve 91
inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
Öte yandan, 17.07.1963 tarihli ve 278
sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında
Kanun, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında bulunmamaktadır.
Dava Dilekçesinin “Gerekçeler”
bölümünün 1 inci maddesinde ayrıntılarıyla açıklandığı üzere, Bakanlar Kurulunun
6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan alanlarda ilkeleriyle
uyuşmayan, “ivedi”, “zorunlu” ve “önemli” önlemler içermeyen hukuksal
tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde bulunması, Anayasanın Başlangıcının
dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerindeki
kurallara bu açıdan da aykırılık oluşturmaktadır.
Anayasanın 128 inci maddesinin
birinci fıkrasında, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve
diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi kuralı yer almaktadır.
Bilim Kuruluna, 278 sayılı Kanunun 4
üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, TÜBİTAK’ın çalışma ilke,
program ve politikaları ile önceliklerini belirlemek; araştırma merkezleri,
enstitüler, bilim parkı, bilim merkezi, müze ve benzeri diğer birimler ile
Başkanlık birimlerini kurmak, kaldırmak ve Kurum organizasyon şemasını
onaylamak; Kurumun personel kadroları, ücret cetvelleri ile personel
performans değerlendirme kriterlerini, bu değerlendirmeler kapsamında
yapılacak ödemeleri ile iş tanımlarını ve göreve karşılık gelen
pozisyonları Başkanlığın önerisi üzerine görüşerek karara bağlamak;
Başkanın teklifi üzerine, merkez başkanlarını ve Başkanlığa doğrudan bağlı
enstitü müdürlerini atamak; Kurumun yıllık çalışma programı ve bütçe
teklifini onaylamak; Kuruma ve proje yönetimine ilişkin yönetmelikleri ve
esasları hazırlatmak, değiştirmek, kaldırmak veya onaylamak; Kurumun yurt
içinde ve yurt dışındaki ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara
mevzuat hükümleri çerçevesinde üye olması için karar almak; Kuruma taşınmaz
alınması veya Kurum taşınmazlarının satılmasına karar vermek; Kurumun görevlerini
yerine getirmesi için yürüteceği faaliyetler sırasında, yapacağı ücret,
telif, işlenme ücreti, huzur hakkı ve benzeri ödemelerin tutar veya üst
limitlerini belirlemek; Kurum ile diğer kamu kurum, kuruluş, gerçek ve
tüzel kişiler arasında çıkan ihtilafların hukuki anlaşma veya sözleşme
değişikliği ile neticelendirilmesinde karar vermek; tutarı beşbin Yeni Türk
Lirasına kadar (beşbin Yeni Türk Lirası dahil) olmak üzere, maddi veya
hukuki nedenlerle kovuşturulmasında, yüksek mahkeme ve mercilerde incelenmesini
istemekte yarar bulunmayan açılacak veya açılmış olan dava, icra ve benzeri
takiplerden vazgeçmeye, bir hakkın tanınmasına, menfaatin terkinine, uygun
ödemeye karar vermek gibi genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken
asli ve sürekli görevler verilmiştir.
Söz konusu görevlerin, Anayasanın 128
inci maddesinin birinci fıkrasına göre memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülmesi gerekeceğinde kuşku bulunmamaktadır. Genel idare
esaslarına göre yürütülmesi gereken kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevlerin, hiç Devlet memurluğu yapmamış ve hiçbir kamu deneyimi
olmayan, lisans öğreniminden sonra özel sektörde en az on yıl deneyim
sahibi olmuş, mesleğinde temayüz etmiş ve üstün nitelikli hizmetleriyle
tanınmış kişiler arasından belirlenecek olması, Anayasanın 128 inci
maddesinin birinci fıkrasındaki bağlayıcı kurallarla bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 651
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesiyle değiştirilen
17.07.1963 tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma
Kurumu Kurulması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinin (2) numaralı alt bendinin birinci cümlesindeki “… ve/veya özel sektörde
…” ibaresi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 87 nci, 91 inci
ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
4) 651 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 11 inci Maddesiyle 278 Sayılı Kanuna Eklenen Geçici 11 inci
Maddesi ile 40 ıncı Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
651 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
11 inci maddesiyle 278 sayılı Kanuna eklenen geçici 11 inci maddesinde, 651
sayılı KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihte, TÜBİTAK Başkanı, Başkan
Yardımcıları ve Genel Sekreterin görevinin, 651 sayılı KHK’nin yürürlüğe
girdiği tarihte sona ereceği; Başkan Yardımcıları ve Genel Sekreterin
yerine atama yapılıncaya kadar bunların görevlerine devam edecekleri
belirtilmekte; 40 ıncı maddesinde ise 651 sayılı KHK’nin yayımı tarihinde
yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmaktadır.
TÜBİTAK Başkanı, 278 sayılı Kanunun 5
inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Bilim Kurulu tarafından belirlenen
iki başkan adayının Başbakana sunulması ve Başbakanın iki adaydan birini
seçerek Başkan olarak atanmak üzere Cumhurbaşkanına arzı ve Cumhurbaşkanı
tarafından Başkan olarak atanması şeklinde işleyen bir sürecin sonunda aynı
maddenin dördüncü fıkrasına göre dört yıllık bir süre için; Başkan
Yardımcıları, 5 inci maddenin yedinci fıkrasına göre TÜBİTAK Başkanının
önerisi üzerine Başbakanın ataması suretiyle dört yıllık bir süre için;
Genel Sekreter ise, aynı maddenin sekizinci fıkrasına göre TÜBİTAK
Başkanının teklifi ve Bilim Kurulunun kararıyla atanmıştır.
651 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle
278 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde yapılan değişikliklerle, Başkanın
atanmasında Bilim Kurulunun devre dışı bırakılarak müşterek kararla
atanması ve görev süresinin üç yıla düşürülmesi, Başkan Yardımcılarının
Başkanın önerisi, Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından; Genel
Sekreterin ise Başkanın teklifi üzerine Bakan tarafından atanması ve görev
sürelerinin üç yıl ile sınırlandırılmasına yönelik hükümlerin, bu görevlere
yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere göre farklı usullerle ve farklı
görev süreleriyle seçilen görev başındaki Başkan, Başkan Yardımcıları ve
Genel Sekreteri bağlamaması gerekir.
Bir yasa kuralının, yürürlüğe girdiği
tarihten sonraki hukuki eylem ve işlemleri kapsaması ve kamu görevlilerinin
atanmalarındaki usule göre görevlerine son verilmesi, hukukun genel
prensiplerindendir.
Anayasanın 2 nci maddesinde Cumhuriyetin
temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan,
bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun
olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların
üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın
bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde
yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de
uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Yasalar kamu yararı ve kamu düzeninin
gerektirdiği kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük
tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere
çıkarılırlar. Geçmiş, yeni çıkarılan bir yasanın etki olanı dışında kalır.
Sonradan yürürlüğe giren yasaların geçmiş ve kesin nitelik kazanmış
hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
Anayasa Mahkemesinin 30.09.2005 günlü
ve E.2005/78, K.2005/59 sayılı Kararında belirtildiği üzere, hukuk
güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda yasaların geleceğe yönelik
öngörülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar içermesi
de, Hukukun üstünlüğünü temel alan hukuk devletinin vazgeçilmez koşulları
arasında yer almaktadır. Bu nedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın
korunabilmesi için kural olarak yasalar, yürürlüğe girdikleri tarihten
sonraki olaylara uygulanırlar. Bazı durumlarda, adaletin sağlanması, temel
hakların korunması gibi nedenlerden kaynaklanan zorunluluklar dışında
yasaların geçmişe yürümesi söz konusu değildir.
Hukukta kazanılmış hakların
korunması, kamu kesiminde olsun, özel kesimde olsun, hukuki güvenliğin
kanıtı, uygunluğun ölçüsüdür. Olmadık bir nedenle kazanılmış hakların
çiğnenmesi, Anayasal düzeyde haklı bulunamaz.
Yürürlüğe önceden konulmuş kurallara
uygun biçimde TÜBİTAK Başkanlığı, Başkan Yardımcılığı ve Genel Sekreterliği
görevlerine atanan kişilerin, daha görev süreleri dolmadan atanmalarındaki
usule aykırı biçimde yasal düzenlemeyle görevlerinden alınmaları, kişilerin
hukuk güvenliğini ortadan kaldırdığı gibi kazanılmış haklarının da gasp
edilmesi anlamına gelmekte ve bu yanıyla iptali istenen düzenlemeler
Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, 651 sayılı KHK, 6 Nisan
2011 günlü, 6223 sayılı Yetki Yasası’na dayanılarak Bakanlar Kurulu’nca
kabul edilmiştir. 6223 sayılı Yetki Yasası, 3 Mayıs 2011 günlü Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anamuhalefet Partisi (CHP) TBMM Grubu
tarafından, bu Yetki Yasası’nın iptali ve yürürlüğünün durdurulması
istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, dayandığı yetki
yasası Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen KHK’leri, haklarında dava
açılması durumunda, içeriğine girmeden, salt yetki yasaları iptal edildiği
için, iptal etmiştir.
Bu itibarla, 6223 sayılı Yetki Yasası
iptal edildiğinde 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin iptali istenen
hükmü yasal dayanaktan yoksun kalacağından, 651 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 11 inci maddesiyle 278 sayılı Kanuna eklenen geçici 11 inci
maddesi ile 40 ıncı maddesi, Dava Dilekçemizin “Gerekçeler” bölümünün 1/a
maddesinde belirtilen gerekçelerle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı,
7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
Ayrıca, 17.07.1963 tarihli ve 278
sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında
Kanun, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında bulunmamaktadır.
Dava Dilekçesinin “Gerekçeler”
bölümünün 1/b maddesinde ayrıntılarıyla açıklandığı üzere, Bakanlar Kurulunun
6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan alanlarda ilkeleriyle
uyuşmayan, “ivedi”, “zorunlu” ve “önemli” önlemler içermeyen hukuksal
tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde bulunması, Anayasanın Başlangıcının
dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerindeki
kurallara bu açıdan da aykırılık oluşturmaktadır.
651 sayılı KHK’nin yürürlüğe ilişkin
40 ıncı maddesi de aynı gerekçelerle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6
ncı, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 651
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesiyle 278 sayılı Kanuna
eklenen geçici 11 inci maddesi ile 40 ıncı maddesi, Anayasanın Başlangıcı
ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan
iptalleri gerekir.
5) 651 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 31 inci Maddesiyle Değiştirilen 13.08.1993 Tarihli ve 497 Sayılı
Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin 3 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının, “Asli ve Asosye üye
sayısı, her birinden yüzelli olmak üzere toplam üçyüzdür.” Şeklindeki
İkinci Cümlesi ile 32 nci Maddesiyle Değiştirilen 5 inci Maddesinin Birinci
Fıkrasındaki, “Aslî ve Asosye üyelerin, üçte biri Bakanlar Kurulu, üçte
biri Yükseköğretim Kurulu ve üçte biri Aslî üyeler tarafından seçilir.”
Cümlesi ile Üçüncü Fıkrasındaki “Aslî üyelik altmışyedi yaşına kadar
sürer.” Cümlesinin; 33 üncü Maddesiyle Değiştirilen 7 nci Maddesinin
Birinci Fıkrasının “Akademi Genel Kurulu, Asli ve Asosye üyelerden oluşur.”
Şeklindeki Birinci Cümlesinin; 37 nci Maddesiyle Değiştirilen 11 inci
Maddesinin Birinci Fıkrasının, “Akademi Başkanı, Asli üyeler arasından
müşterek kararla üç yıl atanır. Aynı kişi iki dönemden fazla Başkanlığa
atanamaz.” Şeklindeki Birinci ve İkinci Cümleleri ile 38 inci Maddesiyle
497 Sayılı KHK’ye Eklenen Çeçici 3 üncü Maddesi ve Geçici 4 üncü Maddesi
ile 40 ıncı Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
497 sayılı KHK’de yapılan
değişikliklerin Anayasaya aykırılığı değerlendirilmeden önce, yapılan
değişikliklerin ne anlama geldiğini daha anlaşılabilir kılmak için Dünyanın
belli başlı ülkelerindeki Bilim Akademilerini genel olarak incelemek
yerinde olacaktır.
Bilim Akademileri
Bilim Akademileri, bilimde özellikle
de botanik, coğrafya, astronomi, fizik ve matematik disiplinlerinde ortaya
çıkan büyük keşif ve buluşlara dayalı olarak Evrenin algılanması ve yorumlanmasındaki
yeni düşüncelerin ve işleyiş yasalarına ilişkin teorilerin gündelik yaşama
girerek toplumu etkilemeye başladığı 17 nci yüzyılın başlarında kurulmaya
başlanmıştır. İlk örneğinin 1603 yılında Roma’da kurulan “Accademia dei
Lincei” olduğu kabul edilmektedir.
Bilim Akademilerinin kuruluş amacı,
bilimsel çalışmalar yapan bilim insanlarını, akademiye üye seçerek ödüllendirmek;
bilim insanlarının yaptıkları bilimsel çalışmalara artı değer katmak,
bilimsel araştırmayı ve başarıyı ödüllendirmek, bilimin topluma
yaygınlaşmasını sağlamak, bilim insanları arasında iletişim, etkileşim
kanalları yaratarak dayanışmayı güçlendirmek olmuştur.
Bilimin doğasından kaynaklanan,
soran, sorgulayan, var olan doğrularla yetinmeyip yeni doğrular peşinde
koşan kuşkucu yaklaşımı ve özgürlükçü yapısı, Bilim Akademilerinin
Devletten özerk yapılar olarak ortaya çıkmasına yol açmıştır. Akademi
üyelerinin, bilime katkılarının uluslararası başarı ölçütlerine göre
değerlendirilerek Akademi üyeleri tarafından seçilmeleri, Bilim Akademilerinin
ortak özelliğidir. Bu uygulamanın arkasında, bilimsel liyakatın ve
başarının, alanının en yetkin bilim insanları tarafından
değerlendirilebileceği ve denetimin de kendi içinde sağlanacağı gibi nesnel
bir gerçeklik yatmaktadır.
Burada belli başlı Bilim Akademisi,
özerkliğin en önemli göstergesi olan Akademiye üye seçimi açısından kısaca
incelenecektir.
The Royal Society (İngiltere)
Dünyanın en eski Akademileri arasında
yer alan The Royal Society, 1660 yılında kurulmuştur. Royal Society’nin
1500 civarında üyesi vardır ve bunların yaklaşık 80’ni Nobel Ödülü
sahibidir. Akademiye yeni üyeler, mevcut Akademi üyeleri tarafından
bilimsel liyakat kriterine göre seçilir ve üyelik ömür boyu sürer.
Bir bilim insanının aday olabilmesi
için, iki Royal Society üyesi tarafından aday gösterilmesi gerekir. Ayrıca,
Royal Society Başkanı, Üniversite Rektörlükleri ile Araştırma Konseyi
Başkanlıklarına çağrıda bulunarak aday önerilerini alır. Bu öneriler
Akademi Başkanı ve Üyeleri tarafından değerlendirilir ve uygun görülenler
yine aynı şekilde iki üye tarafından önerilerek adaylık süreci başlatılır.
Bir bilim insanı için adaylık işlemi
iki üye tarafından imzalanmış olan adaylık belgesinin 30 Eylül’e kadar
Royal Society’ye sunulmasıyla başlar. Bu belge adaylık gerekçesini içerir
ve seçim gününe kadar bütün üyelere açıktır. Ardından ayrıntılı ve akademik
mükemmeliyete duyarlı bir süreç başlar. Adaylıklar Royal Society içindeki
komisyonlara dağılır. Her komisyon uzmanlık alanı içindeki her adayın
kapsamlı bir özgeçmişi, yayın listesi, akademik başarılarının dökümü ve en
önemli bulunan 20 bilimsel çalışmasının kopyelerini içeren dosyasını
inceler. Bu incelemelerde konunun uzmanı olan hakemlerden de görüşler
alınır. Hakemlerin Royal Society üyesi olması gerekli değildir. Her
komisyon (sectional committee) sonuçta kendi uzmanlık alanına giren adaylar
arasından kısa bir liste oluşturur.
Bu değerlendirmeler daha sonra Konsey
tarafından ele alınır. ( 2007 yılında bu şekilde toplam 635 aday ele
alınmıştır.) 100 kadar üyenin, 21 konsey üyesinin ve yüzlerce hakemin
değerlendirmeleriyle, Royal Society Konseyi son listeyi oluşturur ve
onaylar. Bu son listede 44 asli üye adayı ve 8 yabancı üye adayı (foreign
member) vardır.
Konsey tarafından Nisan ayı
toplantısında onaylanan son liste bir oy pusulası halinde tüm üyelere
iletilir. Adaylar, Mayıs ayında yapılan Royal Society Genel Kurulu’nda
oylanır. Adaylara sadece Genel Kurula katılan üyeler oy verebilir ve bir
adayın seçilebilmesi için Genel Kurula katılan üyelerin üçte ikisinin oyunu
almış olması gerekir.
Bir yıl aday gösterilmiş fakat
seçilememiş olan her aday 7 yıl boyunca değerlendirilmeye tabi tutulur. Bu
yedi yıllık süre içerisinde seçilememiş olan bir aday üç yıllık bir bekleme
süresi sonunda tekrar aday gösterilebilir.
Royal Society Başkanı ve 21 üyeden
oluşan Konsey de üyeler tarafından seçilmektedir.
National Academy of Sciences (Amerika
Birleşik Devletleri)
National Academy of Sciences 1863
yılında kurulmuştur. Akademinin yaklaşık 2200 üyesi vardır ve üyelerin 200
kadarı Nobel Ödülü sahibidir.
Yeni üyeler, mevcut üyeler tarafından
bilimsel liyakat kriteri esas alınarak seçilir. Üye seçimi her yıl bir kez
yapılır ve bir yılda en fazla 72 yeni asli üye seçilebilir. Akademi üyeliği
ömür boyu sürmektedir.
Bir bilim insanının aday olabilmesi
için, bir Akademi Üyesi tarafından aday gösterilmesi şarttır. Akademi üyesi
aday gösterdiği bilimci için kapsamlı bir dosya hazırlayarak Akdemiye
sunar. Bu dosyada adayın özgeçmişi, adaylık gerekçesi ve eserleri arasından
en seçkin görülen 12 yayının listesi bulunur.
Bu şekilde oluşan adaylık dosyaları
Akademi içerisinde yoğun bir inceleme ve eleme sürecine girer. Üyeler
arasında değişik evrelerde yapılan sıralama ve müzakereler sonunda o yıl
aday gösterilenler arasından, tercih sıralı, 72 kişilik bir liste
oluşturulur. Bu liste her yıl Nisan ayı sonlarında yapılan Akademi Genel
Kurulunda topluca oya sunulur. Son listenin topluca oya sunulması
adettendir fakat her Akademi üyesinin listedeki herhangi bir adayın ayrıca
oylanmasını talep etme hakkı vardır. Bu talep çok ender durumda ortaya
çıkmaktadır.
O yıl aday gösterilmiş fakat
seçilememiş adaylar bir sonraki yıl tekrar değerlendirilmeye alınır.
National Academy of Sciences, Akademi
Başkanı dahil 17 kişiden oluşan bir Akademi Konseyi tarafından yönetilir.
Başkan dahil tüm Konsey üyeleri Akademi Genel Kurulu tarafından seçilir
(National Academy of Sciences’ın üyeliğe ilişkin, “Election to the National
Academy of Sciences: Pathways to membership” isimli dokümanının orijinal
metni ve konuyla doğrudan ilişkili 2-9 ncu paragraflarının Türkçe çevirisi,
Dava Dilekçemiz ekinde sunulmaktadır).
Hollanda Kraliyet Akademisi (KNAW)
Kökü 1800’lere kadar uzanan bu kurum
1938 yılında Ulusal Akademi hüviyetini kazanmış özerk bir yapıdır. Yaklaşık
500 asli üyesi vardır. Akademi üyeliği hayat boyu sürmekte; fakat 65 yaşını
dolduran üyeler “emekli üye” statüsüne geçmektedir.
Bu kurumda 2011 yılından sonra yılda
16 yeni asli üyenin Akademi üyeleri tarafından atanması kararı alınmıştır.
Üye seçim kriteri sadece bilimsel liyakattır ve seçim sürecinde Akademi
dışından hakem görüşlerine de başvurulmaktadır. Yeni üyeler Akademi
üyelerince seçilmektedir fakat aday göstermek için Akademi üyesi olma şartı
aranmamaktadır.
Arjantin Ulusal Akademisi
(ANCFN-Academia Nacional de Ciencias Exactas, Físicasy Naturales)
Latin Amerika’nın en eski bilim
kurumlarından biridir. 1926 yılında Arjantin Hükümeti tarafından yasal olarak
özerk bir kurum hüviyetine kavuşturulmuştur. Asli üyelik dışında şeref
üyeliği, muhabir üyelik, emekli üyelik kategorileri mevcuttur.
Akdemilerarası Panel (IAP) kayıtlarına göre, bu Akademinin 33 asli, 8 şeref
ve 2 emekli üyesi bulunmaktadır. Yasasına gore asli üye sayısının üst
sınırı 40’dır.
Yeni aday gösterilmesi ve üye seçimi
yetkileri Akademi’ye aittir. Yeni üyeler Akademi Genel Kurulunda mevcut
asli üyeler tarafından seçilmektedir. Seçim kriteri bilimsel mükemmeliyetin
yanısıra yüksek düzeyde onurlu bir kişilik sahibi olmaktır. Akademi üyeliği
ömür boyu sürmektedir.
Japon Bilim Konseyi (SCJ; Science
Council of Japan)
Japon Bilim Konseyi SCJ yasal olarak
Başbakanlığa bağlı, fakat işleyişi hükümetten bağımsız ve dünyadaki Japon
Bilim insanlarını temsil eden özerk bir kurum olarak 1949 yılında
kurulmuştur. SCJ asli ve asosiye üyelerden oluşmaktadır.
Akdemilerarası Panel (IAP)
kayıtlarına göre, SCJ’nin 210 asli üyesi vardır. Asli üyeliğe aday
olabilmek için asli veya asosiye üyeler tarafından önerilmek gerekmektedir.
Öneriler, SCJ içerisindeki bir Aday Komisyonu tarafından
değerlendirilmektedir. Aday Komisyonu sonuçta bir aday listesi hazırlamakta
ve bu liste SCJ Genel Kuruluna sunulmaktadır. SCJ’nin en üst karar organı
Genel Kurulu’dur ve yılda iki kez, Nisan ve Ekim aylarında toplanmaktadır.
SCJ Genel Kurulu tarafından uygun bulunan adaylar bir liste halinde
Başbakan’a sunulmakta ve asli üyeler Başbakan tarafından atanmaktadır.
SCJ’nin 2000 civarında da asosye
üyesi vardır. Asosye üyeliğe aday olabilmek için de asli veya asosye üyeler
tarafından önerilmek gerekmektedir. Öneriler yine SCJ içerisindeki Aday
Komisyonu tarafından değerlendirilmekte ve sonuçta bir asosye aday listesi
oluşturulmaktadır. Bu liste SCJ Yönetim Kurulu tarafından ele alınmakta ve
uygun görülen adaylar SCJ Başkanı tarafından asosye üye olarak
atanmaktadır.
Türkiye Bilimler Akademisi
Türkiye Bilimler Akademisi,
uluslararası saygınlığa sahip Fizik Profesörü ve 49 ncu Cumhuriyet
Hükümetinin Başbakan Yardımcısı (Rahmetli) Erdal İnönü’nün girişimleri
sonucunda, 13.08.1993 tarihli ve 497 sayılı KHK ile kurulmuştur.
Türkiye Bilimler Akademisinin
kuruluşundan önce Dünya uygulamaları incelenmiş ve Akademinin Dünyadaki
diğer örnekleri gibi bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip olmasına önem
verilmiştir. KHK yasalaşmadan önce bilim insanlarının ve siyasi partilerin
görüşlerine başvurularak toplumsal ve siyasal mutabakat içinde
yasalaşmasına özen gösterilmiştir.
Nitekim, 497 sayılı KHK’nin
dayanağını oluşturan 24.06.1993 tarihli ve 3911 sayılı Yetki Yasasının
iptali istemiyle Anamuhalefet (Anavatan) Partisi TBMM Grubu Adına Grup
Başkanı A. Mesut Yılmaz tarafından Anayasa Mahkemesine 09.07.1993 tarihinde
açılan iptal davası, Anayasa Mahkemesinin 16.09.1993 günlü ve E.1996/26,
K.1993/28 sayılı iptal Kararı ile sonuçlanmıştır. Bu iptal kararı üzerine
497 sayılı KHK’nin iptali için dava açılması durumunda iptal edilmesi
mutlak olmasına ve 497 sayılı KHK 02.09.1993 tarih ve 21686 sayılı Resmi
Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiğinden, söz konusu karardan sonra
iptal davası açılması için daha 46 gün süre bulunmasına rağmen, toplumsal
ve siyasal mutabakatla yasalaşan 497 sayılı KHK için Anayasa Mahkemesine
iptal davası açılmamıştır.
Bilim Akademilerinin Ortak
Özellikleri
Bir kurumun “Bilim Akademi”si
niteliği taşıyabilmesi için Uluslararası Akademi Birlikleri arasında genel
kabul gören ölçütler şöyle sıralanabilir:
Akademiler hükümetlerden, sınai veya
mesleki kuruluşlardan bağımsız olmalıdır. Akademiler genellikle bu kurumların
bazılarından veya tümünden maddi destek alır, fakat bu desteklerin
Akademinin özerkliğini zedelemeyecek bir biçimde verilmesi gerekir.
Akademiler “aşağıdan yukarıya”,
demokratik bir biçimde yönetilir. En üst karar mercii Akademi Genel Kurulu’dur
ve yetkinin kaynağı akademi üyeliğidir.
Yeni üyeler akademik mükemmeliyet
ölçütlerine göre mevcut Akademi üyeleri tarafından seçilir. Asli üye sayısına
bir üst sınır konabilir veya bu sayı bir çoğalma oranına göre artabilir.
Akademi üyeleri, yeni üye seçiminde
“uzman görüşüne” (peer review) dayanarak karara varır. Temel soru, adayın
bilime ne kattığıdır. Bu değerlendirmelerde adayın ürettiklerinin niteliği
yanında, üretkenliği, buluşlarının yarattığı dürtü (impact) niceliksel
olarak da incelenir. Adayın yayın sayısı, atıf sayısı, h-faktörü gibi
sayısal metriklere de bakılır. Fakat seçim sadece sayısal verilere
dayanılarak yapılmaz. Asıl ölçü adayın bilime ne kattığıdır. Akademi
içinden veya dışından gelen uzman (hakem) görüşler de muhakkak hesaba
katılır. Sonuçta her üye, adayın bilimsel katkılarının Akademi üyeliği için
yeterli olup olmadığı hakkında kendi vicdanında bir karara varır ve oyunu
kullanır.
Anayasaya Aykırılık Sorunu
497 sayılı KHK’nin 3 üncü maddesinin
birinci fıkrasındaki, “Asli üye sayısı üniversitelerde mevcut kadrolarda
fiilen görev yapan T.C. uyruklu profesör sayısının yüzde ikisini, asosye
üye sayısı ise asli üye sayısının üç katını geçemez.” hükmü, 651 sayılı KHK’nin
31 inci maddesiyle, “Aslî ve Asosye üye sayısı, her birinden yüzelli olmak
üzere toplam üçyüzdür.” şeklinde;
5 inci maddesindeki, “Asli, Asosye ve
Şeref üyesi olabilmek için diğer bir asli üye tarafından Akademi Konseyi’ne
yazılı olarak başvurulmak suretiyle aday gösterilir. Bu adaylığın, diğer
iki genel kurul üyesi tarafından yazılı olarak desteklenmesi gerekir.
Adaylık, Akademi Konseyi tarafından kabul gördükten sonra Genel Kurul’un
onayına sunulur.
Asli üyelik yetmiş yaşına kadar
sürer. Yaş haddi nedeniyle asli üyelik statüsü sona eren üyeler, otomatik
olarak Şeref üyesi olurlar. Asosye üyeler üç yıl için seçilirler. Asosye
üyelik süresi toplam en çok dokuz yıldır.” hükmü, 651 sayılı KHK’nin 32 nci
maddesiyle, “Aslî ve Asosye üyelerin, üçte biri Bakanlar Kurulu, üçte biri
Yükseköğretim Kurulu ve üçte biri Aslî üyeler tarafından seçilir.
Aslî üyeler tarafından seçilecek
Aslî, Asosye ve Şeref üyeleri için; bir Aslî üye tarafından Akademi
Konseyine yazılı olarak başvurulması ve aday gösterilen kişinin, aday
gösteren üye dışında iki Genel Kurul üyesi tarafından da yazılı olarak
desteklenmesi gerekir. Adaylık, Akademi Konseyi tarafından kabul gördükten
sonra Genel Kurulun onayına sunulur.
Aslî üyelik altmışyedi yaşına kadar
sürer. Yaş haddi nedeniyle Aslî üyelik statüsü sona eren üyeler, otomatik
olarak Şeref üyesi olurlar. Asosye üyeler üç yıl için seçilirler. Asosye
üyelik süresi toplam en çok dokuz yıldır.” biçiminde;
7 nci maddesindeki, “Akademi Genel
Kurul’u, Akademi üyelerinden oluşur.” şeklindeki hüküm, 651 sayılı KHK’nin
33 üncü maddesiyle, “Akademi Genel Kurulu, Asli ve Asosye üyelerden
oluşur.” şeklinde;
11 inci maddesindeki, “Akademi
Başkanı, 4 yıl için asli üyeler arasından Akademi Genel Kurulu’nca seçilir
ve Başbakan’ın onayı ile atanır. Aynı kişi iki dönemden fazla Başkanlığa
seçilemez. Akademi Başkanı, Akademi’nin amaçları doğrultusunda faaliyet
göstermesinden sorumludur. Başkan, Akademi’nin ita amiridir.” şeklinde yer
alan hüküm, 651 sayılı KHK’nin 37 nci maddesiyle, “Akademi Başkanı, Aslî
üyeler arasından müşterek kararla üç yıl için atanır. Aynı kişi iki
dönemden fazla Başkanlığa atanamaz.” şeklinde;
değiştirilmiş;
497 sayılı KHK’ye 651 sayılı KHK’nin
38 inci maddesiyle eklenen;
Geçici 3 üncü maddede, “Bu Kanun
Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Başkan ve
Akademi Konseyi asıl ve yedek üyelerinin görevi,
a) Seçilmiş oldukları tarih itibarıyla
görev sürelerinin üç yılı aşması hâlinde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
yürürlüğe girdiği tarihte,
b) Seçilmiş oldukları tarih
itibarıyla görev sürelerinin üç yılı aşmaması hâlinde, üç yıllık sürenin
dolduğu tarihte,
sona erer. Başkan ve Akademi Konseyi
üyeleri, yeni Başkan ve Akademi Konseyi üyeleri atanıncaya kadar görevine
devam eder.”
denilirken;
Geçici 4 üncü maddede ise, “Asli
üyeler tarafından seçilecek Asli üye sayısı 3 üncü maddenin birinci fıkrasında
yer alan sayıya ininceye kadar anılan kontenjandan üye seçimi yapılmaz.”
denilmiştir.
Yapılan bu değişikliklerle, Türkiye’deki
üniversitelerin mevcut kadrolarında fiilen görev yapan profesörlerin yüzde
ikisine endekslenmiş değişken asli üye sayısı, 150 asli üye ile
sınırlandırılır ve asli üye sayısının üç katına endekslenmiş asosye üye
sayısı ise yine 150 asosye üye ile sabitlenirken; TÜBA’nın, 82 asli, 17
asosye ve 40 şeref olmak üzere toplam 139 olan mevcut üye sayısı şeref
üyeleri hariç 150’şerden 300 üyeye çıkarılmış; asli, asosye ve şeref
üyelerinin tamamı TÜBA Genel Kurulu tarafından seçilirken, 50 asli ve 50
asosye üyenin Bakanlar Kurulu; 50 asli ve 50 asosye üyenin YÖK, 50 asli ve
50 asosye üye ile şeref üyelerinin ise asli üyeler tarafından seçilmesi
öngörülmüş; asli üyelikte 70 olan yaş sınırı, 67’ye çekilerek mevcut asli
üyelerin önemli bir kısmının şeref üyesi olmaları sağlanmış; Akademi Genel
Kurulu, şeref, asli ve asosye üyelerin tamamından oluşurken, asli ve asosye
üyelerden oluşur hale getirilmiş; asli üyeler tarafından seçilecek asli üye
sayısı 50’ye düşene kadar asli üye kontenjanından asli üye seçilememesi
kuralı getirilerek asli üyeler tarafından seçilecek asli ve asosye üyelerin
Bakanlar Kurulunun seçtiği 50, YÖK’ün seçtiği 50 ve mevcut asli üyelerden
ise en fazla 49 asli üye tarafından seçilmesi öngörülerek siyaset kurumu
asli üyelikte mutlak bir egemenlik sağlamış; şeref, asli ve asosye
üyelerden oluşan Akademi genel Kurulunca seçilen ve Başbakanca atanan
Akademi Başkanının üçlü kararname ile atanması öngörülmüştür.
497 sayılı KHK’nin “Amaç” başlıklı 1
inci maddesinde, “Türkiye’de tüm bilim alanlarındaki araştırmaları, bilimci
kişiliğini ve araştırıcılığı özendirmek ve bu alanlarda emeği geçenleri
onurlandırmak; gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmek; Türkiye’deki
bilimcilerin ve araştırıcıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve
korunmasına çalışmak; bilim ve araştırma standardlarının uluslararası
düzeye çıkarılmasına yardım etmek amacıyla, Başbakan’a bağlı tüzel
kişiliğe, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip Türkiye Bilimler
Akademisi (kısa adı TÜBA) kurulmuştur.
Başbakan bu Akademi’nin yönetimiyle
ilgili yetkilerini gerekli gördüğünde bir bakan eliyle kullanabilir.
Akademi, bu Kanun Hükmünde Kararname’de
belirtilmeyen hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir.” denilerek,
Akademinin tüzel kişiliği ile bilimsel, idari ve mali özerkliğine özel bir
vurgu yapılmıştır.
Öte yandan, Akademinin görevlerinin
düzenlendiği 2 nci maddesinde ise, Türkiye Bilimler Akademisinin görevleri,
“a) Bilimsel konularda ve bilimsel
önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık yapmak,
b) Toplumda bilimsel yaklaşım ve
düşüncenin yayılmasını sağlamak,
c) Hükümete, Türk bilimcileri ve
araştırıcılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri, gelirleri ve bu tür
faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve ayrıcalıklara ilişkin mevzuat
değişiklikleri önermek,
d) Bilimin öneminin ülke kamuoyunca
takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim adamlığını özendirmek için ödüller
vermek,
e) Yukarıda belirtilen amaçların
gerçekleştirilmesi ve görevlerin yerine getirilebilmesi ile ilgili her
türlü faaliyette bulunmak.”
şeklinde sıralanmıştır.
Bakanlar Kurulu ise, 22.08.2011
tarihli ve 651 sayılı ( R.G. 27 Ağustos 2011/28038) KHK ile Hükümete, “Türk
bilimcileri ve araştırıcılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri,
gelirleri ve bu tür faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve
ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermek,” görevleri de bulunan
TÜBA’dan görüş dahi sormadan TÜBA’nın bilimsel ve yönetsel özerkliğine son
vermiştir.
Bundan böyle, “Türkiye’de tüm bilim
alanlarındaki araştırmaları, bilimci kişiliğini ve araştırıcılığı özendirmek
ve bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırmak; gençleri bilim ve araştırma
alanına yöneltmek; Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırıcıların toplumsal
statülerinin yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak; bilim ve araştırma
standardlarının uluslararası düzeye çıkarılmasına yardım etmek amacıyla”
kurulan TÜBA’nın 150 asli ve 150 asosye üyesinden 50’şerini siyaset kurumu doğrudan,
50’şerini ise, yürütme organı tarafından şekillendirilen ve yükseköğretime
ilişkin yönetsel görevleri bulunan YÖK aracılığıyla dolaylı olarak seçecek;
Akademi Başkanını doğrudan siyaset kurumu atayacaktır.
Bilim insanlarını akademi üyeliği ile
bundan böyle bilimin duayenleri değil, siyaset kurumu onurlandıracaktır.
Türkiye özelinde imkansız olmasına
rağmen, seçimlerde hiçbir siyasal amaç gütmemeyi ve salt nesnel verilerden
hareket etmeyi temel ilke edinen siyasal iktidarlar dahi, seçimlerinin
nesnelliğini nicel kriterlere dayandırmak zorunda kalacaklardır.
Ancak, bilim insanlarının
üretimlerinin değerlendirilmesi sadece sayısal kriterlerle ölçülemez. En
basitinden, yayın ve atıf sayıları dahi bilim disiplinleri arasında
farklılıklar gösterir. Örneğin felsefe, tarih ve sosyal bilimlerin birçok
alanı ile matematik ve teorik fizik daha az yayın ve atıf alınan
alanlardır. Buna karşılık klinik tıp, kimya, deneysel fizik ve
mühendisliğin birçok dallarında, yani daha çok uygulamalı alanlarda yayın
ve atıf sayıları yüksektir. Rutin uygulamaları rapor eden yayınlarla çok
atıf almak mümkündür. Bazen çok kişinin katkısı ile yapılan çalışmalar yüzlerce
yazarlı makalelerle duyurulur ve bu ekipteki herkes ufak katkılar
karşılığında çok sayıda atıf alırlar. Dolayısıyla yüksek h-indekslerine
ulaşılabilir. Bununla birlikte, çok az ama çok değerli yayınları olan bilim
insanları da vardır. Oysa, asıl olan niceliğin değil, niteliğin
değerlendirilmesidir. Bir bilim insanı dünya bilimine hangi yeni fikirleri
katmıştır? Bilimsel değerlendirmelerin esas çıkış noktası budur.
Sayısal indekslerle, mekanik
ölçütlerle aslında bilime ciddi bir fikri katkısı olmayan kişiler akademiye
seçilebilirler ve bilim dünyamızı ve gençlerimizin araştırmacı ve
akademisyen olarak yetişmelerini yönlendirme konumuna gelebilirler. Buna
karşın, kendi köşesinde çalışan, bilime çok da değerli katkıları olan bilim
insanları atıfları az olduğu için Akademi dışında kalabilirler. Yayın ve
atıf sayılarının yüksek olması çoğu zaman gerçek değerle de örtüşebilir.
Ama gerçek bilimsel değerin terazisi sayılardan ibaret değildir. Sayılar
eksik ve şaşırtabilen bir terazidir.
Bilimsel değerlendirmeleri o alanda
uzman bilim insanları, kişinin yazılarını, makalelerini okuyarak, bilerek
yapabilirler. Atıfları az olan ama eserleri ve bilime katkıları değerli
olan bilim insanlarını, hem ülkemizde hem de bütün dünyadaki meslekdaşları
bilirler. Akademilerin kendi üyelerini kendilerinin seçmesi, işte bu yüzden
ciddi akademiler için akademi olmanın tek kıstasıdır.
Bir fizikçinin, bir tarihçinin, bir
sosyologun, bir biyologun ne yaptığını, ne yenilik getirdiğini bilime hangi
katkıyı sağladığını, ancak ayni disiplindeki bilim insanları aralarında
konuşarak, tartışarak, bilgi alışverişinde bulunarak değerlendirebilirler.
Dünya Akademileri ve TÜBA çoğu zaman seçimlerinde doğru kararlar
vermişlerdir. Bununla birlikte Akademiler de seçimlerinde yanlış kararlar
verebilirler. Akademilerin yanlış tercihte bulunmaları, istisnaidir; tolere
edilebilir; siyaset kurumunun akademi üyesi seçmesi ise, başından yanlış
bir tercihtir ve doğru kararı mumla aranır.
Sayısal kriterlerin ötesinde, bilim
insanlarının eserlerini okumaya, analiz etmeye ve dünya bilimine katkısını
değerlendirmeye dayanan bir seçimi, Bakanlar Kurulunun yapması nasıl mümkün
olabilir? Bütün bilim disiplinlerine ayrı ayrı vukuf ve ihtisas hangi
Bakanlar Kurulunda veya emrindeki bürokraside olabilir? YÖK üyeliğine
yükseköğretimi yönetmek ve yönlendirmek gibi yönetsel ve siyasal görevler
yürütmek üzere seçilen YÖK üyelerinin akademisyen olmaları, ilgili
oldukları bilim disiplinine bütün yönleriyle egemen olduklarını göstermez.
Öyle olsa gelmiş geçmiş bütün YÖK üyelerinin TÜBA üyesi olmaları gerekir.
TÜBA üyesi YÖK üyesi var mıdır veya olmuş mudur diye sormak gerekir. Çünkü,
seçilme kriterleri farklıdır. Her ikisinin de liyakata dayandığı ileri
sürülebilirse de YÖK üyeliğinin yönetsel liyakate, TÜBA üyeliğinin ise
bilimsel liyakate dayandığını kim inkar edebilir. Akademi üyeleri
disiplinlerinin en seçkin, ideale yaklaşmayı amaç edinen bir örnek grubu
olmalıdır. Akademi üyeleri, hiyerarşik bir yapıya sahip yönetsel görevli
YÖK ile veya tüm üniversite öğretim üyelerinin katıldığı bir seçimle, ‘demokratik’
şekilde de seçilebilirler. Bu seçim demokratik olabilir; ama seçim liyakata
dayanmaz. Çünkü bu bir liyakat değerlendirmesi değil, merkezci veya
popülist, ama bilimsel liyakatten farklı kriterlere dayalı bir seçim olur.
Her halükârda, niyet ne olursa olsun, böyle bir seçim, herhalde adayların
eserlerini okumaya, analiz etmeye ve bilim dünyasına katkısını değerlendirmeye
dayanmayacaktır. Akademilerin seçimlerinde nadiren yanlışlar olabilir,
doğaldır. Oysa bilimsel çalışmaları okuyup değerlendirme imkanları olmayan
kişi ve kurumların yapacağı seçimler çoğu zaman yanlış olacaktır.
Siyaset kurumu ilkeli olabilir.
Ancak, Bakanlar Kuruluna seçmenlerden, bürokrasiden, iş dünyasından talep
ve telkinler gelmesi siyaset kurumunun doğasından kaynaklanır ve siyaset
kurumu buralardan beslenir; kendini bu türden taleplerle yeniden üretir. Bu
böyledir; böyle olması da olağandır. Bundan böyle, Bakanlar Kuruluna
kendilerinin veya destek olduklarının seçilmesi için, kabarık sayısal
verilerle dolu dosyalarla, ben neden seçilmiyorum mağduriyetini yücelten
söylemlerle gelenler olacaktır. Seçmen tercihlerine ve taleplerine bağlı
siyaset kurumu ne kadar ilkeli olursa olsun istemese dahi bu taleplere
duyarsız kalamayacaktır.
Bırakınız çağdaş demokrasileri,
Musolini İtalya’sı dışında Hitler Almanya’sı, Stalin Sovyetler’i, Franco İspanya’sı
ve günümüzün İran’ı dahil otoriter rejimler dahi Akademi üyesi seçmeye
kalkışmamışlardır. Bunun böyle olduğu ortada ve tüm bilim dünyası
tarafından bilinirken; bundan böyle TUBA üyeliğine Bakanlar Kurulu veya YÖK
tarafından seçilenler, Türk ve yabancı meslektaşlarına Akademi üyesi
meslekdaşları tarafından değil de siyaset kurumu tarafından seçildiklerini
nasıl açıklayabileceklerdir? Kendini bilime, bilimde farklılaşmaya,
araştırmaya, buluşa adamış bir bilim insanını, disiplini içindeki
meslektaşları arasında bundan daha küçük düşürücü bir eylem olabilir mi?
Onurlandırmak için var olan TÜBA
üyeliğinin onursuzlaştırma aracına dönüştürülmesi ve Türkiye’nin Musolini
İtalya’sı ile örtüştürülmesi Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk
devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Anayasanın 2 nci maddesinde
Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların
üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın
bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde
yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de
uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Hukukun evrensel ilkeleri, Bilim
Akademisi üye ve başkanlarının, Akademi üyeleri tarafından seçildiğini,
Musolini İtalya’sı tarihte kaldığından istisnasız bir biçimde ortaya
koymaktadır. Tüm Dünyada Bilim Akademileri, kendi üyelerini bilimde üstün
başarı ve liyakat ölçütüne göre kendileri seçer ve tüm kararlarını özerklik
içinde alırlarken; Bakanlar Kurulunun 651 sayılı KHK ile TÜBA’nın bilimsel
ve yönetsel özerkliğine son vermesine, Dünya bilim çevreleri ile Bilim
Akademilerinin ayağa kalkarak, bir yandan TÜBA’yı destek mesajlarına
boğmasının; diğer yandan da Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakanı mesaj ve
mektup yağmuruna tutmalarının gerisinde hukukun evrensel ilkelerine karşı
girişilen bir uygulamaya karşı gösterilen evrensel tepki yatmaktadır.
Hukukun evrensel ilkelerinin hatırlatıldığı mesaj ve mektuplara Türkiye
Bilimler Akademisinin internet (http://www.tuba.gov.tr) adresinden ulaşılabilir.
Bu bağlamda, 651 sayılı KHK’nin
iptali istenen düzenlemeleri Anayasanın 2 nci maddesine aykırıdır.
Öte yandan, 497 sayılı KHK’nin “Amaç”
başlıklı 1 inci maddesinde, Türkiye Bilimler Akademisinin “tüzel kişiliğe,
bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip” olduğu belirtilmiştir.
Anayasanın 27 nci maddesinde,
herkesin bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve
bu alanlarda her türlü araştırma yapma hakkından; 127 nci maddesinde,
mahalli idarelerin kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları,
gene kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan
kamutüzelkişileri olduklarından; 130 uncu maddesinde, üniversitelerin kamu
tüzel kişiliğinden ve bilimsel özerkliğinden; 133 üncü maddesinde, Devletçe
kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kuruluşlarının ve
haber ajanslarının özerkliğinden; 135 inci maddesinde, kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, kanunla kurulan ve
organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı
gözetimi altında gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleri olduklarından söz
edilmektedir.
Anayasa Mahkemesi 29.06.1992 günlü ve
E.1991/21, K.1992/42 sayılı Kararında üniversitelerin bilimsel özerkliği
konusunda, “Bilimsel özerklik, kuruluştan işleyişe değin, bilimin
gerektirdiği özgürlük ortamının tüm çalışmalarla yönetimde bir yaşam biçimi
olarak sağlanmasıdır. Devletin gözetim ve denetim hakkı, yürütmenin
üniversitede söz sahibi olması, çalışmalara el atıp bunları yönlendirip
yönetmesi biçiminde algılanamaz. Üniversiteler, en üst düzeydeki bilim
kuruluşlarıdır. Özgür toplumun bilim alanındaki simgeleridir. Yönetim
yapısı ve biçimi, üniversitenin niteliğini açıklar. Bilgi edinme, bilgi
üretme ve insan yetiştirme amacının ortaya çıkardığı yapının araştırma,
deneyim ve tüm çabalarla gerçeği bulma ereğine özgün bir kurum olduğu göz
ardı edilemez. Özetlenen bu özellikleriyle üniversite, bilimi yaşama katan,
usun öncülüğünü, düşüncenin aydınlığını somutlaştıran kurumlardır.
Varlığının temeli kendi toplumu olmakla birlikte, amaç ve işlevinin
gerektirdiği atılımlar ve devingenlikle onun önünde yürürler. Kurumlaşmış
gelenek ve ilkeleriyle toplumun itici gücüdürler. Anayasa gerekleriyle
uyumsuz bir üniversite yapısına geçerlik tanınamaz. Üniversitede devlet
yönetimindeki sıralama türünde bir yönetim biçimi, düşünce üretimine, özgür
düşünce ve özgür çalışmaya elverişli bir ortama engeldir.” görüşlerine yer
vermiştir.
Yüksek Mahkeme, kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarının özerkliği konusunda ise, 06.11.2008
günlü ve E.2007/66, K.2008/157 sayılı Kararında, “Demokrasi, Anayasanın
Başlangıç kısmıyla 2 nci ve 5 inci maddelerinde, devletin korumakla ve özen
göstermekle yükümlü olduğu ilkeler arasında yer almakta, özgürlükçü
niteliğinin erdemi ve değeri de, hukuk devletinin çağdaşlaşmasına katkısı
nedeniyle büyük önem kazanmaktadır. Demokrasiler, temel hak ve
özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.
Demokrasinin en önemli ilkelerinden biri de hukuk devleti ve hukuk
güvenliğidir.
Meslek kuruluşlarına, üyelerinin
nitelik ve niceliği, ürettikleri iş ve hizmetlerin toplumun temel
ihtiyaçlarına yönelik olması ve ülke genelinde yaygınlığı, çoğulcu
demokratik gelişim ortamında etkili bir sivil toplum örgütü rolünde
bulunmaları, örgütlülüğün üyelere getirdiği yararlar ile toplum
çıkarlarının uygun düzeylerde dengelenebilmesi ve demokratik toplum
kültürünün kamu düzeninde olumsuzluk yaratmadan derinleştirilebilmesi
nedenleriyle, kamusal nitelik kazandırılarak, Anayasada yer verilmiştir.
Demokrasi, siyasal mekanizma dışında,
aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Bir meslek örgütüne üyelik, işlevsiz olur
ve biçimsel üyelikten öteye geçemezse, demokratik bir örgütlenmeden de söz
edilemez. Bu tür işlevsiz örgütlenmeler, kuramsal ve somut olarak var
olmalarına karşın, gerçek anlamda varlıkları tartışmalı ve etkisiz hale
gelir. Kamu hukuku kurallarına göre yönetilmesi anayasal güvence altında
bulunan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının işlev ve etkileri
de hukukun koruması altındadır. Meslek kuruluşlarının etkinliği,
sorumluluğu ve yükümlülüğü, belirli bir düzen ve disiplin içinde faaliyette
bulunması, görevlerinin boyut ve kapsamına bağlıdır. İşlevsizliği ve biçimsel
örgütlenmeyi aşmanın yolu, mesleğin tüm alanlarında ve meslekle ilgili
işlemlerde, ilgili meslek kuruluşuyla organik bağlantının, meslek
kuruluşunun kimlik ya da belgesinin esas alınması, diğer bir deyişle, meslekle
ilgili faaliyetlerle meslek kuruluşu arasındaki olgusal bağın
koparılmamasıdır.” demiştir.
Anayasa Mahkemesi yerel yönetimlerin
özerkliğine ilişkin olarak ise birçok kararında, “Özerklik kişi ve kuruluşların
kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli
yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kurumların
dış etkilere karşı korunmasını ifade eder. Kamu kuruluşlarına özerklik
tanınmasının nedeni faaliyetlerini hizmetin gereklerine ve kamu yararına
uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almaktır.
Anayasada merkezi yönetim - yerel
yönetim ayrımının yapılması, yerel yönetimlerin organlarının seçimle göreve
gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması, kararlarını kendi
organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgü bütçelerinin
bulunması gibi yetki ve ayrıcalıklar tanınmış olması, bu idarelerin
özerkliklerinin somutlaşmış halidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli
kararlarında da, Anayasanın 127 nci maddesi uyarınca yerel yönetimlerin
idari ve mali özerkliklerinin bulunduğu vurgulanmıştır.
İl özel idaresi ve köyün, idari ve
mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişiliği oldukları kuşkusuzdur. İdari
özerklik icrai karar alma yetkisini de içermektedir. Merkezi idarenin bu
kuruluşlar üzerindeki vesayet yetkisi yerindelik ve hukukilik
denetimleriyle sınırlı olup vesayet, yerinden yönetim kuruluşları yerine
geçerek icrai karar alma yetkisini içermez.” yorumunda bulunmuştur.
Anayasanın yukarıda yer verilen
hükümleri ile Anayasa Mahkemesinin bu hükümlere getirdiği yorumlar çerçevesinde,
özerklik, bir grup, örgüt, kurum ya da kişinin kendi kendini yönetmesi ya
da kendi faaliyetlerini dış yönlendirme ya da müdahale olmaksızın
düzenleyebilmesidir (Türk Dil Kurumu). Bilimsel özerklik, kuruluştan
işleyişe değin, bilimin gerektirdiği özgürlük ortamının tüm çalışmalarla
yönetimde bir yaşam biçimi olarak sağlanması; kurumsallaşmış gelenek ve
ilkeleriyle toplumun itici gücüdür. İdari özerklik, özerk kuruluşların
karar organlarını seçimle iş basına getirebilmelerini, kendi organları
aracılığı ile serbestçe karar alabilmelerini, işlerini dışarıdan herhangi
bir müdahale olmaksızın kendi organları aracılığıyla yerine
getirebilmelerini ve tüzel kişilik sahibi olmalarını ifade eder. Özerk bir
idarenin serbestçe karar alabilen organlara sahip olması idari özerklik
için yeterli değildir. İdari özerklikten söz edilebilmesi için, karar
organlarını da kendisinin seçimle oluşturması gerekir. Mali özerklik ise,
özerk kuruluşların merkezi yönetime bağımlı olmadan kendilerine verilen
görev ve sorumlulukları yerine getirebilmelerini, ayrı mal varlığına ve
gelir kaynaklarına sahip olabilmelerini ve kanunların belirlediği sınırlar
içerisinde kendi organlarının kararlarına dayanarak harcama yapabilmelerini
öngörür.
Bu durumda, 497 sayılı KHK’nin 1 inci
maddesindeki, “Türkiye’de tüm bilim alanlarındaki araştırmaları, bilimci
kişiliğini ve araştırıcılığı özendirmek ve bu alanlarda emeği geçenleri
onurlandırmak; gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmek; Türkiye’deki
bilimcilerin ve araştırıcıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve
korunmasına çalışmak; bilim ve araştırma standartlarının uluslararası
düzeye çıkarılmasına yardım etmek” amacıyla; 2 nci maddesindeki, bilimsel
konularda ve bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve
danışmanlık yapmak; toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını
sağlamak; hükümete, Türk bilimcileri ve araştırıcılarının toplumsal
statüleri, yaşam düzeyleri, gelirleri ve bu tür faaliyetlerin gereği olan
özel kolaylık ve ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermek;
bilimin öneminin ülke kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim
adamlığını özendirmek için ödüller vermek görevleri verilen Türkiye Bilimle
Akademisinin, üniversiteler kadrolarında fiilen görev yapan profesör
sayısının yüzde ikisine endekslenen asli üye sayısının 150 asli üyeyle,
asli üye sayısının üç katıyla sınırlanan asosye üye sayısının ise 150
asosye üyeyle sabitlenmesi; tamamı TÜBA üyeleri tarafından seçilen Asli ve
Asosye üyelerin üçte birinin Bakanlar Kurulu, üçte birinin Yükseköğretim
Kurulu ve kalan üçte birinin de TÜBA Asli üyeleri tarafından seçilmesi;
TÜBA tarafından seçilecek Asli üye sayısı 50’ye düşünceye kadar TÜBA
kontenjanından Asli üye seçilemeyecek olması; Akademi Genel Kurulu Asli,
Asosye ve Şeref üyelerinden oluşurken; Asli ve Asosye üyelerle
sınırlandırılması; 4 yıl süre için Akademi Genel Kurulu tarafından seçilen
ve Başbakan tarafından atanan Akademi Başkanının, Bakan, Başbakan ve
Cumhurbaşkanı tarafından üç yıl süreyle müşterek kararla atanması; yetmiş
olan Asli üyelik yaşının 67’ye düşürülerek, Asli üyelerin Şeref üyesi
olmalarının sağlanması; 651 sayılı KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihte Başkan
ve Akademi Konseyinden, üç yılını dolduranların KHK’nin yürürlüğe girdiği
tarihte diğerlerinin üç yılını doldurdukları tarihte görevlerinin sona
erecek olması; Türkiye Bilimler Akademisinin bilimsel, idari ve mali
özerkliğiyle bağdaşmadığı gibi Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olmanın
yanında Anayasanın 27 nci maddesindeki bilim ve sanat özgürlüğü ile 127
nci, 130 uncu, 133 üncü ve 135 inci maddelerindeki özerklik ilkeleriyle örtüşmemektedir.
Öte yandan, 497 sayılı KHK’nin 1 inci
maddesinde Türkiye Bilimler Akademisinin kuruluşu, “Türkiye’de tüm bilim
alanlarındaki araştırmaları, bilimci kişiliğini ve araştırıcılığı
özendirmek ve bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırmak; gençleri bilim ve
araştırma alanına yöneltmek; Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırıcıların
toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak; bilim ve
araştırma standartlarının uluslararası düzeye çıkarılmasına yardım etmek”
amacına dayandırılıp, 2 nci maddesinde bilimsel konularda ve bilimsel
önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık yapmak;
toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamak; hükümete,
Türk bilimcileri ve araştırıcılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri,
gelirleri ve bu tür faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve
ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermek; bilimin öneminin ülke
kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim adamlığını özendirmek için
ödüller vermek görevleri verildiğine ve Anayasanın 135 inci maddesinde de
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, “belli bir mesleğe mensup
olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini
kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak gelişmesini sağlamak,
meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde
dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını
korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından
kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen
kamu tüzelkişileri” olduğuna göre, Türkiye Bilimler Akademisi bir tür kamu
kurumu niteliğinde meslek kuruluşudur. Çünkü, kuruluş amacı ve görevleri
ile idari ve mali özerkliği kamu kurumu meslek kuruluşları ile
örtüşmektedir.
Bu bağlamda, tüm Dünyada bilim
akademileri tanım itibarı ile kendi üyelerini bilimde üstün başarı
kıstasına göre kendileri seçerler ve kamu kurumu meslek kuruluşlarında
olduğu gibi tüm kararlarını özyönetimle alırlar. Akademi üyeliği sırf
onursal bir aidiyettir. Akademiler kamu kurumu meslek kuruluşlarında olduğu
gibi üyelerine üyelik faaliyetleri ve bilimsel etkinlikleri için çok
kısıtlı bazı destekler sağlayabilirler ama akademi üyeliği parasal desteğe
değil, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında olduğu üzere
aidiyete ilişkin dayanışmaya dayanır. Akademi, bilimsel araştırmaların
yapıldığı yer değildir, üyeler araştırmalarını kendi üniversite ya da
çalıştıkları araştırma merkezlerinde yürütürler.
Bu ortak özellikler gözetildiğinde
651 sayılı KHK ile TÜBA’nın bilimsel, idari ve mali özerkliğine son veren
iptali istenen düzenlemeler, Anayasanın 2 nci maddesi yanında, 135 inci
maddesine de doğrudan aykırılık oluşturmaktadır.
497 sayılı KHK’nin 5 inci maddesine
göre Akademi Genel Kurulu tarafından Asli üyeliğe 70 yaşına kadar seçilen
Akademi Üyelerinin Asli üyelik yaşı 651 sayılı KHK’nin 32 nci maddesiyle 67
yaşına düşürülmekte ve 497 sayılı KHK’ye 651 sayılı KHK’nin 38 inci
maddesiyle eklenen geçici 3 üncü maddesinde;
“Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Başkan ve Akademi Konseyi asıl ve
yedek üyelerinin görevi,
a) Seçilmiş oldukları tarih itibarıyla
görev sürelerinin üç yılı aşması hâlinde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
yürürlüğe girdiği tarihte,
b) Seçilmiş oldukları tarih
itibarıyla görev sürelerinin üç yılı aşmaması hâlinde, üç yıllık sürenin
dolduğu tarihte,
sona erer. Başkan ve Akademi Konseyi
üyeleri, yeni Başkan ve Akademi Konseyi üyeleri atanıncaya kadar görevine
devam eder.” denilirken; geçici 4 üncü maddede ise, “Asli üyeler tarafından
seçilecek Asli üye sayısı 3 üncü maddenin birinci fıkrasında yer alan
sayıya ininceye kadar anılan kontenjandan üye seçimi yapılmaz.”
denilmektedir.
Akademi asli üyeleri ile Akademi
Başkanı ve Akademi Konseyi üyeleri, seçimin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan
yasa hükümlerine göre, Akademi Genel Kurulu tarafından 70 yaşına kadar
Akademi Asli üyeliğine, dört yıl süre ile de Akademi Başkanlığı ve Akademi
Konyesi üyeliğine seçilmişlerdir. Asli üyelik yaşının 67’ye, Başkan ve
Konsey üyeliği süresinin de 3 yıla düşürülmesi, 70 yaşına kadar Akademi
Asli üyeliğine ve 4 yıl süreyle Akademi Başkanlığı ve Konsey üyeliğine
seçilmiş olanların hukuki durumunu etkilememelidir. Hukuk devleti bunu
gerektirir.
Bir yasa kuralının, yürürlüğe girdiği
tarihten sonraki hukuki eylem ve işlemleri kapsaması ve kamu görevlilerinin
atanmalarındaki usule göre görevlerine son verilmesi, hukukun genel
prensiplerindendir.
Anayasanın 2 nci maddesinde
Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların
üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın
bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde
yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de
uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Yasalar kamu yararı ve kamu düzeninin
gerektirdiği kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük
tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere
çıkarılırlar. Geçmiş, yeni çıkarılan bir yasanın etki olanı dışında kalır.
Sonradan yürürlüğe giren yasaların geçmiş ve kesin nitelik kazanmış
hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
Anayasa Mahkemesinin 30.09.2005 günlü
ve E.2005/78, K.2005/59 sayılı Kararında belirtildiği üzere, hukuk
güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda yasaların geleceğe yönelik
öngörülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar içermesi
de, Hukukun üstünlüğünü temel alan hukuk devletinin vazgeçilmez koşulları
arasında yer almaktadır. Bu nedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın
korunabilmesi için kural olarak yasalar, yürürlüğe girdikleri tarihten
sonraki olaylara uygulanırlar. Bazı durumlarda, adaletin sağlanması, temel
hakların korunması gibi nedenlerden kaynaklanan zorunluluklar dışında
yasaların geçmişe yürümesi söz konusu değildir.
Hukukta kazanılmış hakların
korunması, kamu kesiminde olsun, özel kesimde olsun, hukuki güvenliğin kanıtı,
uygunluğun ölçüsüdür. Olmadık bir nedenle kazanılmış hakların çiğnenmesi,
Anayasal düzeyde haklı bulunamaz.
Yürürlüğe önceden konulmuş kurallara
uygun biçimde Türkiye Bilimler Akademisi asli üyeliği, Akademi Başkanlığı
ve Konsey üyeliğine seçilen kişilerin görev süreleri dolmadan
seçimlerindeki usule aykırı biçimde yasal düzenlemeyle görevlerinden
alınmaları, kişilerin hukuk güvenliğini ortadan kaldırdığı gibi kazanılmış
haklarının da gasp edilmesi anlamına gelmekte ve bu yanıyla iptali istenen
düzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, 651 sayılı KHK, 6 Nisan
2011 günlü, 6223 sayılı Yetki Yasası’na dayanılarak Bakanlar Kurulu’nca
kabul edilmiştir. 6223 sayılı Yetki Yasası, 3 Mayıs 2011 günlü Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anamuhalefet Partisi (CHP) TBMM Grubu
tarafından, bu Yetki Yasası’nın iptali ve yürürlüğünün durdurulması
istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, dayandığı yetki
yasası Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen KHK’leri, haklarında dava
açılması durumunda, içeriğine girmeden, salt yetki yasaları iptal edildiği
için, iptal etmiştir.
Bu itibarla, 6223 sayılı Yetki Yasası
iptal edildiğinde 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin iptali istenen
hükümleri yasal dayanaktan yoksun kalacağından, 651 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 31 inci maddesiyle değiştirilen 13.08.1993 tarihli ve 497
sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının, “Asli ve Asosye üye
sayısı, her birinden yüzelli olmak üzere toplam üçyüzdür.” şeklindeki
ikinci cümlesi ile 32 nci maddesiyle değiştirilen 5 inci maddesinin birinci
fıkrasındaki, “Aslî ve Asosye üyelerin, üçte biri Bakanlar Kurulu, üçte
biri Yükseköğretim Kurulu ve üçte biri Aslî üyeler tarafından seçilir.”
cümlesi ile üçüncü fıkrasındaki “Aslî üyelik altmışyedi yaşına kadar
sürer.” cümlesi; 33 üncü maddesiyle değiştirilen 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının “Akademi Genel Kurulu, Asli ve Asosye üyelerden oluşur.”
şeklindeki birinci cümlesi; 37 nci maddesiyle değiştirilen 11 inci
maddesinin birinci fıkrasının, “Akademi Başkanı, Asli üyeler arasından
müşterek kararla üç yıl atanır. Aynı kişi iki dönemden fazla Başkanlığa
atanamaz.” şeklindeki birinci ve ikinci cümleleri ile 38 inci maddesiyle
497 sayılı KHK’ye eklenen geçici 3 üncü maddesi ve geçici 4 üncü maddesi
ile 40 ıncı maddesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 87 nci
ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
Ayrıca, 13.08.1993 tarihli ve 497
sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında bulunmamaktadır.
Dava Dilekçesinin “Gerekçeler”
bölümünün 1 inci maddesinde ayrıntılarıyla açıklandığı üzere, Bakanlar Kurulunun
6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan alanlarda ilkeleriyle
uyuşmayan, “ivedi”, “zorunlu” ve “önemli” önlemler içermeyen hukuksal
tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde bulunması, Anayasanın Başlangıcının
dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerindeki
kurallara bu açıdan da aykırılık oluşturmaktadır.
Yürülüğe ilişkin 40 ıncı maddeside
aynı gerekçelerle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 27 nci, 87
nci, 91 inci, 127 nci, 130 uncu, 133 üncü ve 135 inci maddelerine
aykırıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere, 651
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 31 inci maddesiyle değiştirilen
13.08.1993 tarihli ve 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının,
“Asli ve Asosye üye sayısı, her birinden yüzelli olmak üzere toplam
üçyüzdür.” şeklindeki ikinci cümlesi; 32 nci maddesiyle değiştirilen 5 inci
maddesinin birinci fıkrasındaki, “Aslî ve Asosye üyelerin, üçte biri
Bakanlar Kurulu, üçte biri Yükseköğretim Kurulu ve üçte biri Aslî üyeler
tarafından seçilir.” cümlesi ile üçüncü fıkrasındaki “Aslî üyelik
altmışyedi yaşına kadar sürer.” cümlesi; 33 üncü maddesiyle değiştirilen 7
nci maddesinin birinci fıkrasının “Akademi Genel Kurulu, Asli ve Asosye
üyelerden oluşur.” şeklindeki birinci cümlesi; 37 nci maddesiyle
değiştirilen 11 inci maddesinin birinci fıkrasının, “Akademi Başkanı, Asli
üyeler arasından müşterek kararla üç yıl atanır. Aynı kişi iki dönemden
fazla Başkanlığa atanamaz.” şeklindeki birinci ve ikinci cümleleri ve 38
inci maddesiyle 497 sayılı KHK’ye eklenen geçici 3 üncü maddesi ve geçici 4
üncü maddesi ile 40 ıncı maddesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7
nci, 27 nci, 87 nci, 91 inci, 127 nci, 130 uncu, 133 üncü ve 135 inci
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
III. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN GEREKÇESİ
1) 6223 sayılı Yetki Yasasının iptali
ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Yüce Mahkemenizde Anamuhalefet
Partisi (CHP) olarak dava açmış olduğumuzdan, 6223 sayılı Yetki Yasanının
yürürlüğünün durdurulmasına veya iptaline karar verilmesi durumunda 651
sayılı KHK yasal dayanaktan yoksun kalacağı; 651 sayılı KHK ile yapılan
düzenlemelerin 6223 sayılı Yetki Kanununun kapsamında olmaması ve
Anayasanın öngördüğü “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” şartlarını
taşımaması nedenleriyle 651 sayılı KHK’nin iptali istenen hükümleri için
yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi gerekeceği
değerlendirilmektedir.
2) 639 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin geçici 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile
Tarım ve Köyişleri Bakanlığında il müdürü ve üstü kadrolarında görev yapan
kamu personelinin hukuka aykırı bir şekilde yasayla görevlerinden alınarak
Bakanlık Müşavirliği kadrolarına atanmasına ek olarak 651 sayılı KHK ile
Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatındaki hizmet sınıfları ile meslek
kariyerlerinden unvanlı veya unvansız hangi kadrolara ait hangi görevleri
yürüteceği de belirtilmeden, Bakanın uygun göreceği gibi sınırsız bir yetki
kapsamında, Bakanın uygun göreceği birimlerde çalıştırılabileceği gibi
belirsiz bir görevlendirmeye tabi tutulmaları, Anayasanın 2 nci ve 128 inci
maddelerine aykırı olmanın yanında söz konusu kadrolarda bulunanların
ileride telafisi olmayan zararlara uğramasına yol açacaktır.
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumu Bilim Kurulunun altı üyesinin, lisans öğreniminden sonra
özel sektörde en az on yıl deneyim sahibi olmuş kişiler arasından
belirlenecek olması, Anayasanın 128 inci maddesine aykırı olmanın yanında;
278 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile Bilim
Kuruluna verilen görevler bağlamında, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumunu bağlayıcı kararların ehil olmayan ellerde alınması
üzerinden Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun ileride
telafisi olmayan zararlara uğramasına neden olacaktır.
TÜBİTAK Başkanı, Başkan Yardımcıları
ve Genel Sekreterin görevlerine atanmalarındaki usulle bağdaşmayan ve
Anayasanın 2 nci maddesine aykırılık oluşturan bir şekilde son verilmesi
söz konusu kişilerin zararına yol açmıştır. Görevlerinden yasayla
alındıkları için yasal merciler nezdinde hak arama hürriyetleri de
kısıtlandığından zararlarının tazminine gidememektedirler. Hukuka aykırı ve
kişilerin zararına olan bu durumun düzeltilmesi hukuk devleti olmanın
gereğidir.
Türkiye Bilimler Akademisinin
bilimsel, idari ve mali özerkliğine son verilmesi, Bilim Akademisinden
beklenen yararların gerçekleşmemesine ve Türkiye’nin bilim arenasından
dışlanmasına yol açacaktır. Bu olumsuzlukların telafisinin mümkün olmadığı
ve geçen her zamanın Türkiye’nin geleceğinden çaldığı ortadadır.
Öte yandan, Anayasal düzenin hukuka
aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa sürede arındırılması, hukuk devleti
sayılmanın en önemli gerekleri arasında sayılmaktadır. Anayasaya
aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü
ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir düzende,
kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin
zedelenmesi hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara
yol açacaktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını
önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümlerin
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek
Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
27.08.2011 tarihli ve 28038 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanan, 22.08.2011 tarihli ve 651 sayılı “Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin;
1) 1 inci, 2 nci, 3 üncü, 4 üncü, 5
inci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 10 uncu, 11 inci, 12 nci, 13 üncü, 18
inci, 19 uncu, 20 nci, 21 inci, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü, 25 inci, 26 ncı,
27 nci, 28 inci, 29 uncu, 30 uncu, 31 inci, 32 nci, 33 üncü, 34 üncü, 35
inci, 36 ncı, 37 nci, 38 inci, 39 uncu, 40 ıncı (14 üncü, 15 inci, 16 ncı
ve 17 nci maddelerini kapsamamak üzere) ve 41 inci maddeleri ile eki (1)
Sayılı Liste ve (2) Sayılı Liste, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7
nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine;
2) 4 üncü maddesiyle 03.06.2011
tarihli ve 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 21 inci maddesine eklenen (2) numaralı
fıkrası, Anayasanın 2 nci ve 128 inci maddelerine;
3) 8 inci maddesiyle değiştirilen
17.07.1963 tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
Kurulması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinin (2) numaralı alt bendinin birinci cümlesindeki “… ve/veya özel
sektörde …” ibaresi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 87 nci,
91 inci ve 128 inci maddelerine;
4) 11 inci maddesiyle 278 sayılı
Kanuna eklenen geçici 11 inci maddesi ve 40 ıncı maddesi, Anayasanın Başlangıcı
ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine;
5) 31 inci maddesiyle değiştirilen
13.08.1993 tarihli ve 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının,
“Asli ve Asosye üye sayısı, her birinden yüzelli olmak üzere toplam
üçyüzdür.” şeklindeki ikinci cümlesi; 32 nci maddesiyle değiştirilen 5 inci
maddesinin birinci fıkrasındaki, “Aslî ve Asosye üyelerin, üçte biri
Bakanlar Kurulu, üçte biri Yükseköğretim Kurulu ve üçte biri Aslî üyeler
tarafından seçilir.” cümlesi ile üçüncü fıkrasındaki “Aslî üyelik
altmışyedi yaşına kadar sürer.” cümlesi; 33 üncü maddesiyle değiştirilen 7
nci maddesinin birinci fıkrasının “Akademi Genel Kurulu, Asli ve Asosye
üyelerden oluşur.” şeklindeki birinci cümlesi; 37 nci maddesiyle
değiştirilen 11 inci maddesinin birinci fıkrasının, “Akademi Başkanı, Asli
üyeler arasından müşterek kararla üç yıl atanır. Aynı kişi iki dönemden
fazla Başkanlığa atanamaz.” şeklindeki birinci ve ikinci cümleleri ile 38
inci maddesiyle 497 sayılı KHK’ye eklenen geçici 3 üncü maddesi ve geçici 4
üncü maddesi ile 40 ıncı maddesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7
nci, 27 nci, 87 nci, 91 inci, 127 nci, 130 uncu, 133 üncü ve 135 inci
maddelerine;
aykırı olduklarından iptallerine ve
uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar
olacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen
Kanun Hükmünde Kararname Kuralları
22.8.2011 günlü, 651 sayılı Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin, iptali istenen kuralları, eki(1) ve (2) sayılı listeleri şöyledir:
MADDE 1-
3/6/2011 tarihli ve 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesinin
birinci fıkrasına (i) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler
eklenmiş ve mevcut bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.
“j)
Eğitim, Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı.
k)
Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı.”
MADDE 2- 639
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının
(f) ve (k) bentleri, 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (ç)
bentleri ile 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan
“yayın hizmetlerini yürütmek,” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 3- 639
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 18 inci maddesinden sonra gelmek üzere
aşağıdaki maddeler eklenmiştir.
“Eğitim,
Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı
MADDE
18/A- (1) Eğitim, Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanlığının görevleri
şunlardır:
a)
Bakanlığın görev alanına giren konularda görsel, işitsel ve yazılı
dokümanların basım ve yayımını yapmak veya yaptırmak.
b)
Eğitim amacıyla Bakanlığın görev alanıyla ilgili her türlü bilgi ve belgeyi
toplamak, değerlendirmek, yayımlamak, film, slayt, fotoğraf ve benzeri
belgeleri hazırlamak veya hazırlatmak, bu konulara ilişkin arşiv, dokümantasyon
ve kütüphane hizmetlerini yürütmek.
c)
Bakanlığın görev alanına giren konularda her türlü eğitim faaliyetini
yapmak veya yaptırmak.
ç)
Bakanlığın görev alanına giren alanlarda yapılacak yayınlar hakkında ilgili
kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlarla işbirliği yapmak.
d)
Çiftçi eğitimi, tarımsal yayım ve danışmanlık hizmetlerini yürütmek.
e)
Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.
Bilgi
İşlem Dairesi Başkanlığı
MADDE
18/B- (1) Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a)
Bakanlık projelerinin Bakanlık bilişim altyapısına uygun olarak
tasarlanmasını ve uygulanmasını sağlamak, teknolojik gelişmeleri takip
etmek, bilgi güvenliği ve güvenilirliği konusunun gerektirdiği önlemleri
almak, politikaları ve ilkeleri belirlemek, kamu bilişim standartlarına
uygun çözümler üretmek.
b)
Bakanlığın bilgi işlem hizmetlerini yürütmek.
c)
Bakanlığın internet sayfaları, elektronik imza ve elektronik belge
uygulamaları ile ilgili teknik çalışmaları yapmak.
ç)
Bakanlık hizmetleriyle ilgili bilgileri toplamak ve ilgili birimlerle
işbirliği içinde veri tabanları oluşturmak.
d)
Bakanlığın mevcut bilişim altyapısının kurulumu, bakımı, ikmali,
geliştirilmesi ve güncellenmesi ile ilgili işleri yürütmek, haberleşme
güvenliğini sağlamak ve bu konularda görev üstlenen personelin bilgi
teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak düzenli şekilde hizmet içi
eğitim almalarını sağlamak.
e)
Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.”
MADDE 4- 639
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 21 inci maddesine aşağıdaki fıkra
eklenmiştir.
“(2)
Bakanlık Müşavirleri, Bakanın uygun göreceği merkez veya taşra teşkilatına
ait birimlerde çalıştırılabilir.”
MADDE 5- 639
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin “Hizmet
Birimleri” başlıklı sütununa 12 nci sıradan sonra gelmek üzere aşağıdaki
sıralar eklenmiş ve mevcut sıralar buna göre teselsül ettirilmiştir.
“13)
Eğitim, Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı
14)
Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı”
MADDE 6-
17/7/1963 tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma
Kurumu Kurulması Hakkında Kanunun 1 inci maddesine aşağıdaki fıkra
eklenmiştir.
“Bu
Kanunun uygulanmasında;
a)
Bakanlık: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığını,
b)
Bakan: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanını,
c)
Başkan: Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanını,
ifade
eder.”
MADDE 7- 278
sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan
“ülke ekonomisine” ibaresinden sonra gelmek üzere “, sınaî” ibaresi
eklenmiştir.
MADDE 8- 278
sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci paragrafı, aynı
fıkranın (a), (b) ve (c) bentleri ile (d) bendinin (4) numaralı alt bendi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Bilim
Kurulu, ondört üye ile Başkan ve iki Başkan Yardımcısı dâhil onyedi üyeden
oluşur. Bilim Kurulu, Kurumun en üst karar organıdır. Başkan, Kurumun ve
Bilim Kurulunun Başkanıdır. Bilim Kurulunun toplantı ve karar yeter sayısı
dokuzdur. Bilim Kurulu üyelerinin seçim usûlü, seçim süreci, görev süresi
ile Bilim Kurulunun görev ve yetkileri aşağıda gösterilmiştir.
a)
Üyelerin seçimi:
1)
Bilim Kurulunun sekiz üyesi, bilimsel ve teknolojik alanlarda eser,
araştırma ve buluşlarıyla temayüz etmiş ve/veya araştırma ve teknoloji
yönetimi konusunda yetkinliği bulunan, bilimsel ve teknolojik sistem, kurum
ve birimleri başarı ile kurmuş ve/veya yönetmiş olanlar arasından
belirlenir. Bu üyelerin; mühendislik ve teknik bilimler alanından bir, fen
bilimleri veya sağlık bilimleri alanından bir, sosyal ve beşerî bilimler
alanından bir olmak üzere üçü Yükseköğretim Kurulu Genel Kurulu tarafından;
mühendislik ve teknik bilimler alanından bir, fen bilimleri veya sağlık
bilimleri alanından bir, sosyal ve beşerî bilimler alanından bir olmak
üzere üçü Bilim Kurulu tarafından; mühendislik ve teknik bilimler alanından
bir, fen bilimleri veya sağlık bilimleri alanından bir olmak üzere ikisi
TÜBA tarafından her bir alan için boş kontenjan sayısının iki katı önerilen
aday arasından Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından seçilir.
2)
Bilim Kurulunun altı üyesi, lisans öğreniminden sonra kamu kurum ve
kuruluşlarında ve/veya özel sektörde en az on yıl deneyim sahibi olmuş,
mesleğinde temayüz etmiş ve üstün nitelikli hizmetleriyle tanınmış kişiler
arasından belirlenir. Bu üyelerin ikisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği,
dördü Bakanlık tarafından her bir boş kontenjan sayısının iki katı önerilen
aday arasından, Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından seçilir.
3)
Başkanın ve Başkan Yardımcılarının, Bilim Kurulu üyeleri arasından
seçilmesi hâlinde, boşalan Bilim Kurulu üyeliği için aynı kontenjandan (1)
veya (2) numaralı alt bentlerde belirlenen usûle göre yeni üye seçilir.
Herhangi bir sebeple boşalan üyelikler için de aynı usûle göre yeni üye
seçilir.
b)
Seçim süreci:
1)
Bilim Kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolmasına en geç iki ay kala,
herhangi bir sebeple üyeliğin boşalması hâlinde ise boşalma tarihinden
itibaren en geç iki ay içinde yeni üyelerin seçilmesi gerekir. Boşalan veya
boşalacak üyeliğin (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine göre Yükseköğretim
Kurulu veya Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kontenjanına ait olması
hâlinde, Bakanlık anılan kurumlardan otuz gün içinde boşalan veya boşalacak
olan üyelik için belirleyecekleri adayların sunulmasını ister. Üye
adaylarının Bilim Kurulu veya TÜBA tarafından belirlenmesinin gerektiği
hâllerde, boşalan veya boşalacak olan üyelik için otuz gün içinde Bilim
Kurulu veya TÜBA üye adaylarını belirleyerek Başbakana önerilmek üzere
Bakana sunar. Başbakan, boş olan her bir üyelik için önerilen iki aday arasından
birini Bilim Kurulu üyesi olarak seçer.
2)
Yükseköğretim Kurulu, TÜBA veya Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
tarafından süresi içinde herhangi bir sebeple uygun nitelik veya sayıda
aday gösterilmemesi durumunda Bakanlık, Bilim Kurulundan on gün içinde bu
kontenjanlar için öngörülen nitelikleri taşıyan kişiler arasından üye
adaylarının belirlenmesini ister. Bilim Kurulu tarafından süresi içinde bu
kontenjanlara uygun nitelik veya sayıda aday gösterilmediği takdirde, Bakan
re’sen söz konusu her bir boş üyelik için bu kontenjanlar için öngörülen
nitelikleri taşıyan ikişer aday belirleyerek Başbakana sunar.
3)
Bilim Kurulu tarafından kendi kontenjanları için süresi içinde herhangi bir
sebeple uygun nitelik veya sayıda aday gösterilmemesi durumunda, Bakan re’sen
söz konusu her bir boş üyelik için öngörülen nitelikleri taşıyan ikişer
aday belirleyerek Başbakana sunar.
c)
Görev süresi:
1)
Bilim Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Üyeler en çok iki dönem
için bu göreve seçilebilir. Başkan ve Başkan Yardımcılarının bu görevleri
sona erdiğinde Bilim Kurulu üyelikleri de sona erer.
2)
Bilim Kurulunun olağan toplantılarına yıl içinde toplam dört defa veya üst
üste üç defa katılmayan üyelerin üyelikleri, Bilim Kurulu kararıyla
düşürülür. Bu üyelerden boşalan üyeliklere bu maddede belirtilen usûllere
göre seçim yapılır. Bu suretle seçilen üyelerin görev süresi de üç yıldır.”
“4)
Başkanın teklifi üzerine, merkez başkanlarını ve Başkanlığa doğrudan bağlı
enstitü müdürlerini atamak.”
MADDE 9- 278 sayılı
Kanunun 5 inci maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci,
sekizinci ve dokuzuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, altıncı
fıkrasına aşağıdaki bent ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Başkanlık;
Başkan ve dört Başkan Yardımcısı ile Genel Sekreterden oluşur.
Başkan,
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde
belirtilen nitelikleri taşıyanlar arasından müşterek kararla atanır.
Başkanın
atama sürecine, Başkanın görev süresinin dolmasına en geç iki ay kala
başlanır. Başkanlığın herhangi bir sebeple boşalması hâlinde, boşalma
tarihinden itibaren en geç iki ay içinde atama süreci tamamlanır.
Başkanın
görev süresi üç yıldır. Bir kişi en çok iki dönem için Başkanlığa
atanabilir.
Başkanın
geçici olarak görevde bulunmadığı hâllerde, görevlendireceği bir Başkan
Yardımcısı Başkanlığa vekâlet eder. Başkanlık görevinde boşalma olması
hâlinde yeni Başkan atanıncaya kadar, Bilim Kurulu üyesi olan bir Başkan
Yardımcısı, Bilim Kurulu Başkan Vekili ve Kurum Başkan Vekili olarak görev
yapmak üzere Bakan tarafından görevlendirilir.”
“Başkan
Yardımcıları Başkana yardımcı olmak üzere, 4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a) bendinin (1) veya (2) numaralı alt bentlerinde belirtilen
niteliklere sahip kişiler veya Bilim Kurulu üyeleri arasından, Başkanın önerisi
ve Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından atanır. Başbakan, Başkan
Yardımcılarından ikisini Bilim Kurulu Üyesi olarak seçer. Başkan
Yardımcıları, Başkan tarafından verilen görevleri yapmakla yükümlüdür.
Genel
Sekreter, Kurumun idarî ve malî işleri ile diğer destek hizmetlerinin
yürütülmesiyle görevli olmak üzere, memuriyete atanabilme genel şartlarına
sahip, en az dört yıllık lisans eğitimi veren yükseköğretim kurumlarından
veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt
dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmuş ve en az on yıl kamu
görevi yapmış kişiler arasından Başkanın teklifi üzerine Bakan tarafından
atanır.”
“i)
Araştırma merkezi başkanının teklifi üzerine, araştırma merkezine bağlı
enstitü müdürlerini atamak.”
“Başkan
Yardımcıları ile Genel Sekreter, Başkanın görev süresi ile sınırlı olmak
üzere görev yapar. Ancak, bunlar Başkan Yardımcılıklarına ve Genel
Sekreterliğe yeni atama yapılıncaya kadar görevlerine devam eder.
Başkanın
ve Başkan Yardımcılarının Bilim Kurulu üyeleri arasından atanması
durumunda, Bilim Kurulu üyeliğinde geçen süre, görev sürelerinin tespitinde
dikkate alınmaz.”
MADDE 10- 278
sayılı Kanunun 22 nci maddesinde yer alan “her türlü kamu idare ve
kurumlarından” ibaresi “kamu kurum ve kuruluşları ile vakıf yükseköğretim
kurumları dâhil, tüm yükseköğretim kurumlarından”, “her türlü kamu idare ve
kurumları” ibaresi “kurum ve kuruluşlar” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 11- 278
sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
“GEÇİCİ
MADDE 11- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte görevde
bulunan Başkanın görevi, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği
tarihte sona erer.
Bu
Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan
Başkan Yardımcıları ile Genel Sekreterin görevi, bu Kanun Hükmünde
Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer. Bunlar, Başkan Yardımcılıklarına
ve Genel Sekreterliğe yeni atama yapılıncaya kadar görevlerine devam eder.
GEÇİCİ
MADDE 12- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren en geç onbeş gün içinde, bu Kanun Hükmünde Kararname ile 4 üncü
maddeye göre yeni oluşturulan veya üye sayısı artırılan Bilim Kurulu
kontenjanları için 4 üncü ve 5 inci madde hükümlerine göre Bilim Kurulu
üyeleri seçilir. Bilim Kurulu üye sayısı 4 üncü maddenin birinci fıkrasının
birinci paragrafında belirtilen sayıya düşünceye kadar, Bilim Kurulunun
toplantı ve karar yeter sayısı, toplantı tarihindeki üye tam sayısının salt
çoğunluğudur.”
MADDE 12-
14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;
a) 36
ncı maddesinin “ORTAK HÜKÜMLER” başlıklı bölümünün (A) fıkrasının (11)
numaralı bendine “Savunma Sanayii Uzman Yardımcıları,” ibaresinden sonra gelmek
üzere “Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcıları,” ibaresi ve “Savunma
Sanayii Uzmanlığına,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Basın ve Enformasyon
Uzmanlığına,” ibaresi,
b) 152
nci maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A- ÖZEL HİZMET TAZMİNATI” bölümünün
(i) bendine “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Uzmanları” ibaresinden sonra gelmek
üzere “, Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresi,
c) Eki
(I) sayılı ek gösterge cetvelinin “I- GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI”
bölümünün (h) bendine “Savunma Sanayii Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek
üzere “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresi,
eklenmiştir.
MADDE 13-
27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun
geçici 32 nci maddesinin son fıkrasına üçüncü cümlesinden sonra gelmek
üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“190
sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında yer almayan kamu kurum ve
kuruluşlarında çalışanlardan isteyenlerin kurumlarınca atanması durumunda
ise kurumun statüsüne uygun olarak atama yapılan sayı kadar araştırmacı
unvanlı kadro başka bir işleme gerek kalmaksızın kurumun kadrolarına
eklenir.”
…
MADDE 18- 8/6/1984
tarihli ve 231 sayılı Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Devlet Bakanı” ibaresi “Başbakan
Yardımcısı”, 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Devlet
Bakanının” ibaresi “Başbakan Yardımcısının” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 19- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin birinci fıkrasına
aşağıdaki bent eklenmiştir.
“d)
Tercüme Dairesi Başkanlığı.”
MADDE 20- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 10 uncu maddesinden sonra gelmek üzere
aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Tercüme
Dairesi Başkanlığı:
MADDE
10/A- Tercüme Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a)
Başbakanlık ve gerektiğinde bakanlıkların tercüme taleplerini doğrudan ya
da hizmet alımı yoluyla karşılamak,
b)
Hükümet faaliyetlerinin ve yapılan hizmetlerin dış kamuoyuna duyurulması
için hazırlanan metinlerin talep edilen dillerde çevirisini yapmak,
c)
Türkiye’nin tanıtılması amacıyla ihtiyaç duyulan dillerde yayınlar
hazırlamak,
d)
Genel Müdürlükçe verilecek benzeri görevleri yapmak.”
MADDE 21- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının
mülga (b) bendi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
“b)
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı.”
MADDE 22- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin mülga 13 üncü maddesi başlığı ile
birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
“Strateji
Geliştirme Dairesi Başkanlığı:
MADDE 13-
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) 5018
sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436
sayılı Kanunun 15 inci maddesi ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve
malî hizmetler birimlerine verilen görevleri yerine getirmek,
b)
Genel Müdürlükçe verilecek benzeri görevleri yapmak.”
MADDE 23- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının
(a) ve (b) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“a)
İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığı,
b)
Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,”
MADDE 24- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 inci maddesinin başlığı “İnsan
Kaynakları Dairesi Başkanlığı” ve birinci fıkrasında yer alan “Personel
Şubesi Müdürlüğünün” ibaresi “İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığının”
şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 25- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesinin başlığı “Destek
Hizmetleri Dairesi Başkanlığı” ve birinci fıkrasında yer alan “İdari ve
Mali İşler Müdürlüğünün” ibaresi “Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığının”
şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 26- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 23 üncü maddesinin üçüncü fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Yurtdışı
teşkilatı kadrolarına yapılacak atamalara ilişkin usul ve esaslar Genel
Müdürlükçe hazırlanan yönetmelikle belirlenir. Yurtdışı teşkilatına
atanacak personel, Genel Müdürün başkanlığında, Genel Müdür Yardımcıları
ile Genel Müdürün görevlendireceği bir Daire Başkanı ve İnsan Kaynakları
Dairesi Başkanından oluşan Yurt Dışı Sürekli Görev Personel Seçim
Komisyonunca yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara uygun olarak seçilir.
Yurtdışı teşkilatı kadrolarına gerektiğinde 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 59 uncu maddesine göre atama yapılabilir. Ancak bu şekilde
atanmış olmak, kamu kurum ve kuruluşlarında herhangi bir pozisyon, kadro
veya statüde çalışma açısından kazanılmış hak teşkil etmez.”
MADDE 27- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına
“daire başkanı” ibaresinden sonra gelmek üzere “, basın ve enformasyon
uzmanı, mütercim, basın ve enformasyon uzman yardımcısı” ibaresi
eklenmiştir.
MADDE 28- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.
“Geçici
görevlendirme ve çalışma grupları:
EK
MADDE 2- 8/6/1984 tarihli ve 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde sayılan
kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar kurumlarının muvafakatiyle aylık,
ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve
yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Genel Müdürlükte
görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilen personelin Genel Müdürlükte
geçen hizmet süreleri mesleki kıdemlerinden sayılır. Bunların terfileri
başkaca bir işleme gerek kalmaksızın kurumlarınca yapılır.
Genel
Müdürlük, görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışmalarda bulunmak
üzere diğer bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları, sivil
toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların
katılımı ile çalışma grupları oluşturabilir.
Basın
ve Enformasyon Uzmanlığı
EK
MADDE 3- Genel Müdürlük, görev alanına giren konularda çalıştırılmak üzere
Basın ve Enformasyon Uzmanı ile Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcısı
istihdam edebilir.
Basın
ve Enformasyon Uzman Yardımcılığına atanabilmek için 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak
aşağıdaki şartlar aranır:
a)
Hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iletişim, işletme ve
iktisat fakülteleri ve en az dört yıllık eğitim veren yükseköğretim
kurumlarının mütercim-tercümanlık bölümleri ile yönetmelikle belirlenen
diğer fakülte ve bölümlerden veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu
tarafından kabul edilen yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun
olmak.
b)
Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak.
Basın
ve Enformasyon Uzman Yardımcılığına atananlar, en az üç yıl çalışmak ve
istihdam edildikleri birimlerce belirlenen konularda hazırlayacakları
uzmanlık tezinin, oluşturulacak tez jürisi tarafından kabul edilmesi kaydıyla,
yapılacak yeterlik sınavına girmeye hak kazanır. Süresi içinde tezlerini
sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere tezlerini sunmaları veya yeni bir
tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilave süre verilir. Yeterlik
sınavında başarılı olanların uzman kadrolarına atanabilmeleri, Kamu
Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından asgarî (C) düzeyinde
veya dil yeterliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası
geçerliliği bulunan başka bir belgeye yeterlik sınavından itibaren en geç
iki yıl içinde sahip olma şartına bağlıdır. Sınavda başarılı olamayanlar
veya sınava girmeye hak kazandığı halde geçerli mazereti olmaksızın sınav
hakkını kullanmayanlara, bir yıl içinde ikinci kez sınav hakkı verilir.
Verilen ilave süre içinde tezlerini sunmayan veya ikinci defa
hazırladıkları tezleri de kabul edilmeyenler, ikinci sınavda da başarı
gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar ile süresi içinde yabancı
dil yeterliği şartını yerine getirmeyenler, Basın ve Enformasyon Uzman
Yardımcısı unvanını kaybeder ve Genel Müdürlükte durumlarına uygun
kadrolara atanır.
Basın
ve Enformasyon Uzmanı ile Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcılarının
mesleğe alınma, eğitim, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavına
ilişkin usul ve esaslar ile diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.”
MADDE 29- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
“Basın
ve Enformasyon Uzmanlığına atanma
GEÇİCİ
MADDE 9- Mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek
içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun 36 ncı maddesinin “ORTAK HÜKÜMLER” başlıklı bölümünün
(A) fıkrasının (11) numaralı bendinde belirtilen kadrolara atanmış olanlar
ile en az doktora diplomasına sahip öğretim elemanları, kırk yaşından gün
almamış olmak ve Basın ve Enformasyon Uzmanı olabilmek için öngörülen
yabancı dil şartını taşımak kaydıyla, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı
tarihinden itibaren bir yıl içinde Genel Müdürlüğün bağlı olduğu Bakan
tarafından Basın ve Enformasyon Uzmanı olarak atanabilir. Bu şekilde atanacakların
sayısı otuzu geçemez.
Kadro
değişiklikleri
GEÇİCİ
MADDE 10- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren bir yıl süreyle 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu
maddesindeki sınırlamalara bağlı olmaksızın bu Kanun Hükmünde Kararname ile
Genel Müdürlük için ihdas edilen kadrolarda derece değişikliği yapmaya
Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Mevcut
personel
GEÇİCİ
MADDE 11- Genel Müdürlüğe ait olup, bu Kanun Hükmünde Kararname ile iptal
edilen kadrolarda bulunanlar, başka bir işleme gerek kalmaksızın Şube
Müdürü kadrosuna atanmış sayılır.”
MADDE 30- 231
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvelin “Ana Hiz. Birimleri”
başlıklı sütununa “4. Tercüme Dairesi Başkanlığı” sırası eklenmiş, “Danışma
Bir.” başlıklı sütununun mülga 2 nci sırası “2. Strateji Geliştirme Dairesi
Başkanlığı” şeklinde yeniden düzenlenmiş ve “Yardımcı Birimler” başlıklı
sütununun 1 inci ve 2 nci sıraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“1.
İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığı
2.
Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı”
MADDE 31-
13/8/1993 tarihli ve 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının
ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Aslî
ve Asosye üye sayısı, her birinden yüzelli olmak üzere toplam üçyüzdür.”
MADDE 32- 497
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
“MADDE
5- Aslî ve Asosye üyelerin, üçte biri Bakanlar Kurulu, üçte biri
Yükseköğretim Kurulu ve üçte biri Aslî üyeler tarafından seçilir.
Aslî
üyeler tarafından seçilecek Aslî, Asosye ve Şeref üyeleri için; bir Aslî
üye tarafından Akademi Konseyine yazılı olarak başvurulması ve aday
gösterilen kişinin, aday gösteren üye dışında iki Genel Kurul üyesi
tarafından da yazılı olarak desteklenmesi gerekir. Adaylık, Akademi Konseyi
tarafından kabul gördükten sonra Genel Kurulun onayına sunulur.
Aslî
üyelik altmışyedi yaşına kadar sürer. Yaş haddi nedeniyle Aslî üyelik
statüsü sona eren üyeler, otomatik olarak Şeref üyesi olurlar. Asosye
üyeler üç yıl için seçilirler. Asosye üyelik süresi toplam en çok dokuz
yıldır.”
MADDE 33- 497
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının
birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Akademi
Genel Kurulu, Aslî ve Asosye üyelerden oluşur.”
MADDE 34- 497
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler
eklenmiştir.
“b)
Aslî üyeler tarafından önerilecek üyelikleri karara bağlamak,”
“d)
Akademi Konseyinin temel bilimler alanında enstitü kurulmasına veya
kaldırılmasına ilişkin önerilerini karara bağlamak.
e)
TÜBİTAK Bilim Kurulu için önerilecek adayları belirlemek.”
MADDE 35- 497
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
“MADDE
9- Akademi Konseyi, Genel Kurulca üç yıl için seçilen on Aslî üye ile
Akademi Başkanından oluşur. Aslî üyelerle birlikte aynı usûle göre aynı
sayıda yedek üyeler de seçilir. Görev süreleri dolan üyeler en fazla bir
dönem daha yeniden seçilebilir. Konsey üyeliğinin herhangi bir sebeple
boşalması hâlinde boşalan üyeliğe, kalan süreyi tamamlamak üzere yedek üye
davet edilir.”
MADDE 36- 497
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına
aşağıdaki bentler eklenmiş, aynı fıkranın (b) bendi yürürlükten
kaldırılmıştır.
“e)
Temel bilimler alanında enstitü kurulmasını veya kaldırılmasını önermek,
f)
Kurulmasına karar verilen enstitülerin malî yönden desteklenmesine karar
vermek.”
MADDE 37- 497
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının
birinci ve ikinci cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Akademi
Başkanı, Aslî üyeler arasından müşterek kararla üç yıl için atanır. Aynı
kişi iki dönemden fazla Başkanlığa atanamaz.”
MADDE 38- 497
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
“GEÇİCİ
MADDE 3- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte görevde
bulunan Başkan ve Akademi Konseyi asıl ve yedek üyelerinin görevi,
a)
Seçilmiş oldukları tarih itibarıyla görev sürelerinin üç yılı aşması
hâlinde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte,
b)
Seçilmiş oldukları tarih itibarıyla görev sürelerinin üç yılı aşmaması
hâlinde, üç yıllık sürenin dolduğu tarihte,
sona
erer. Başkan ve Akademi Konseyi üyeleri, yeni Başkan ve Akademi Konseyi
üyeleri atanıncaya kadar görevine devam eder.
GEÇİCİ
MADDE 4- Aslî üyeler tarafından seçilecek Aslî üye sayısı 3 üncü maddenin
birinci fıkrasında yer alan sayıya ininceye kadar anılan kontenjandan üye
seçimi yapılmaz.”
MADDE 39- Ekli
(1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin ilgili bölümlerine eklenmiş ve ekli
(2) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin ilgili bölümlerinden çıkarılmıştır.
MADDE 40- Bu
Kanun Hükmünde Kararname yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 41- Bu
Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.”
(1) SAYILI LİSTE
KURUMU: GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI
TEŞKİLATI
: MERKEZ
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Eğitim, Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Bilgi
İşlem Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Daire
Başkanı
|
1
|
4
|
4
|
|
|
TOPLAM
|
|
6
|
6
|
KURUMU: BASIN YAYIN VE ENFORMASYON GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Tercüme Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İnsan Kaynakları
Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Destek Hizmetleri
Dairesi Başkanı
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
Mütercim
|
7
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Mütercim
|
8
|
20
|
20
|
|
GİH
|
Mütercim
|
9
|
20
|
20
|
|
GİH
|
Basın ve Enformasyon Uzmanı
|
5
|
20
|
20
|
|
GİH
|
Basın ve Enformasyon Uzmanı
|
6
|
40
|
40
|
|
GİH
|
Basın ve Enformasyon Uzmanı
|
7
|
40
|
40
|
|
GİH
|
Basın ve Enformasyon
Uzman
Yardımcısı
|
8
|
50
|
50
|
|
GİH
|
Basın ve Enformasyon
Uzman
Yardımcısı
|
9
|
50
|
50
|
|
|
TOPLAM
|
|
253
|
253
|
KURUMU: BASIN YAYIN VE ENFORMASYON GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
TEŞKİLATI: TAŞRA
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
İl Müdürü
|
1
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Şube Müdürü
|
2
|
5
|
5
|
|
GİH
|
Şube Müdürü
|
3
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Mütercim
|
8
|
5
|
5
|
|
GİH
|
Mütercim
|
9
|
5
|
5
|
|
GİH
|
Memur
|
8
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Memur
|
9
|
10
|
10
|
|
GİH
|
Memur
|
10
|
10
|
10
|
|
|
TOPLAM
|
|
65
|
65
|
KURUMU: BASIN YAYIN VE ENFORMASYON GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
TEŞKİLATI : YURTDIŞI
İHDAS
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Basın Müşaviri
|
1
|
13
|
13
|
|
GİH
|
Ataşe
|
1
|
5
|
5
|
|
|
TOPLAM
|
|
18
|
18
|
(2) SAYILI
LİSTE
KURUMU: BASIN YAYIN VE ENFORMASYON GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
TEŞKİLATI: MERKEZ
İPTAL
EDİLEN KADROLARIN
|
Sınıfı
|
Unvanı
|
Derecesi
|
Serbest
Kadro Adedi
|
Toplam
|
|
GİH
|
Personel Şubesi Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
GİH
|
İdari ve Mali İşler
Şubesi Müdürü
|
1
|
1
|
1
|
|
|
TOPLAM
|
|
2
|
2
|
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile
2., 6., 7., 27., 87., 91., 127., 128., 130., 133. ve 135.maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla
PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU,
Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla
17.11.2011 günü yapılan ilk inceleme toplantısında,
1- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine,
2- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme
aşamasında karara bağlanmasına,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV-ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Durdu ÖZER
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen Kanun
Hükmünde Kararname kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun Hükmünde Kararname’nin Yargısal Denetimi
Hakkında Genel Açıklama
Anayasa’nın
91. maddesinde düzenlenen kanun hükmünde kararnameler, işlevsel yönden
yasama işlemi niteliğinde olduğundan yargısal denetimlerinin yapılması
görev ve yetkisi Anayasa’nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesine verilmiştir.
Yargısal denetimde kanun hükmünde kararnamenin, öncelikle yetki kanununa
sonra da Anayasa’ya uygunluğu sorunlarının çözümlenmesi gerekir. Her ne
kadar, Anayasa’nın 148. maddesinde kanun hükmünde kararnamelerin yetki
kanunlarına uygunluğunun denetlenmesinden değil, yalnızca Anayasa’ya biçim
ve esas bakımlarından uygunluğunun denetlenmesinden söz edilmekte ise de
Anayasa’ya uygunluk denetiminin içerisine öncelikle kanun hükmünde
kararnamenin yetki kanununa uygunluğunun denetimi de girer. Çünkü Anayasa’da,
Bakanlar Kuruluna ancak yetki kanununda belirtilen sınırlar içerisinde
kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmesi öngörülmüştür. Yetkinin
dışına çıkılması, kanun hükmünde kararnameyi Anayasa’ya aykırı duruma
getirir.
Dayanaklarını
doğrudan doğruya Anayasa’dan alan olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnamelerinden farklı olarak, olağan dönemlerdeki kanun hükmünde
kararnamelerin bir yetki kanununa dayanması zorunludur. Bu nedenle, kanun
hükmünde kararnameler ile dayandıkları yetki kanunu arasında çok sıkı bir
bağ vardır. Kanun hükmünde kararnamenin yetki kanunu ile olan bağı, kanun
hükmünde kararnameyi aynen ya da değiştirerek kabul eden kanun ile kesilir.
Kanun hükmünde kararnamenin Anayasa’ya uygun bir yetki kanununa dayanması,
geçerliliğinin ön koşuludur. Bir yetki kanununa dayanmadan çıkartılan veya
dayandığı yetki kanunu iptal edilen kanun hükmünde kararnamelerin içeriği
Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile bunların Anayasa’ya uygunluğundan söz
edilemez.
Kanun
hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya uygunluk denetimi, kanunların
denetiminden farklıdır. Anayasa’nın 11. maddesinde, “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” denilmektedir. Bu nedenle
kanunların denetiminde, onların yalnızca Anayasa kurallarına uygun olup
olmadıkları saptanır. Kanun hükmünde kararnameler ise konu, amaç, kapsam ve
ilkeleri yönünden hem dayandıkları yetki kanununa hem de Anayasa’ya uygun
olmak zorundadırlar.
Anayasa’da
kimi konuların kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi yasaklanmaktadır.
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın
ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi
hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve
ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği
belirtilmiştir. Bu kural gereğince, Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Bakanlar Kurulu”na ancak kanun
hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış alana girmeyen konularda
kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir.
Anayasa’nın
herhangi bir maddesinde kanunla düzenleneceği öngörülen bir konunun,
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler
ile ilgili olmadıkça ya da Anayasa’nın 163. maddesinde olduğu gibi kanun
hükmünde kararname çıkarılamayacağı açıkça belirtilmedikçe kanun hükmünde
kararname ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz.
B- Kanun Hükmünde Kararname’nin (14., 15., 16. ve 17. Maddeleri Hariç) Tümünün 6223 Sayılı Yetki
Kanunu’nun İptal Edilmesi Halinde Dayanaksız Kalacağı İddiası Yönünden
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, KHK’nin dayanağı olan 6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Yetki
Kanunu’nun Anayasaya aykırı olduğu ve iptali gerekeceği, iptal edilmesi
halinde ise KHK’nin dayanaktan yoksun kalacağı belirtilerek KHK’nin, 14.,
15., 16. ve 17. maddeleri hariç, tümünün Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6.
ve 91. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 gün ve E.2011/60,
K.2011/147 sayılı kararı ile 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun Anayasa’ya
aykırılığı iddiasına dayalı iptal isteminin reddine karar verildiğinden KHK’nin
(14., 15., 16. ve 17. maddeleri hariç) tümüne yönelik Anayasa’ya aykırılık
iddiası dayanaksız kalmıştır. İptal isteminin reddi gerekir.
C- İptal Başvurusundan Sonra Yapılan Yasal Değişikliklerin
Dava Konusu Kurallara Etkisi
651 sayılı KHK’nin;
27. maddesiyle değiştirilen, 231 sayılı Basın Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin ek 1. maddesinin birinci fıkrasına “daire başkanı” ibaresinden sonra
gelmek üzere eklenen “basın ve
enformasyon uzmanı, mütercim, basın ve enformasyon uzman yardımcısı”
ibaresi, 11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının
Düzenlenmesi Amacıyla
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle
yürürlükten kaldırıldığından,
32. maddesiyle değiştirilen 13.8.1993 günlü, 497
sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’nin 5. maddesinin birinci fıkrası, 11.10.2011 günlü, 662 sayılı
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 94. maddesinin (a)
fıkrası ile değiştirildiğinden,
33. maddesiyle değiştirilen, 497 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi,
662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 94. maddesinin (b) fıkrası ile
değiştirildiğinden,
37. maddesiyle değiştirilen, 497 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci
cümleleri, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 94. maddesinin (c)
fıkrası ile değiştirildiğinden,
bu fıkra, cümle ve ibarelere ilişkin
konusu kalmayan iptal istemleri hakkında karar
verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
D-Kanun Hükmünde Kararname’nin (14., 15., 16. ve 17.
Maddeleri Hariç) Tüm Maddeleri ve Eki(1) ve (2) Sayılı Listelerin 6223 Sayılı
Yetki Kanunu Kapsamında Olup Olmadığının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, KHK’nin ayrı ayrı tüm
maddelerinin ve eki (1) ve (2) sayılı listelerin 6223 sayılı Yetki Kanunu
kapsamında olmadığı ve acil, ivedi, önemli ve zorunlu konuları
düzenlemediği belirtilerek Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 8., 87.
ve 91. maddelerine aykırı oldukları ileri sürülmüştür.
6223 sayılı Yetki Kanunu’nun amaç ve kapsamını
düzenleyen 1. maddesinde Kanun’un amacı, kamu hizmetlerinin düzenli,
süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak
olarak belirlenmiş ve yetkinin kapsamı iki başlık altında tespit
edilmiştir. Yetkinin kapsamına kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki
dağılımının yeniden belirlenmesi girmektedir. Bu çerçevede gerekli
görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların
birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının
yeniden belirlenmesi için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir. Bu amaçla;
1- Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya
kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı,
ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,
2- Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların
bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut,
birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak
yeniden düzenlenmesine,
3- Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni
kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine,
taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,
ilişkin kanun hükmünde kararname
çıkarılabilecektir.
Ayrıca kamu
kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli
personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme,
seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve
esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler
yapılması için kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde yapılan
inceleme sonucunda; KHK’nin, hakkında
karar verilmesine yer olmadığına karar verilenler dışında kalan
kurallarının 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun kapsamında olduğu
anlaşıldığından bu maddelere, fıkralara, bentlere, bölümlere ve listelere
ilişkin iptal isteminin reddi gerekir.
E- Kanun Hükmünde Kararname’nin (14., 15., 16. ve 17. maddeleri Hariç) Tüm
Maddelerinin Anayasa’nın 91. Maddesi Yönünden İncelenmesi
Dava dilekçesinde, KHK’nin 14., 15., 16. ve 17.
maddeleri hariç diğer tüm maddelerinin ve eki (1) ve (2) sayılı listelerin
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında kanun hükmünde kararnameyle
düzenlenmesi yasaklanmış alanlara ilişkin düzenleme içerdiği, bu nedenle
Anayasa’nın 91. maddesine aykırı oldukları ileri sürülmüştür.
1- KHK’nin
28. Maddesiyle 231
Sayılı KHK’ye
Eklenen Ek Madde 3’ün Birinci Fıkrası Dışında Kalan Bölümünün İncelenmesi
KHK’nin
28. maddesiyle 231 sayılı KHK’ye eklenen Ek Madde 3’ün birinci fıkrasıyla,
Genel Müdürlüğün görev alanına giren konularda çalıştırılmak üzere Basın ve
Enformasyon Uzmanı ile Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcısı istihdam
edilebileceği ifade edilmiş; ikinci fıkrasında, Basın ve Enformasyon Uzman
Yardımcılığı kadrosuna atanabilme koşulları düzenlenmiş; üçüncü fıkrasında,
Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcılığından Basın ve Enformasyon Uzmanlığına
geçiş koşulları belirlenmiş; dördüncü fıkrasında ise Basın ve Enformasyon Uzmanı ile Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcılarının mesleğe alınmaları,
yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile
diğer hususların yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür.
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında, “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı
kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer
alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan
siyasî haklar ve ödevler”in kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı”
başlıklı 70. maddesinin birinci fıkrasında, her Türk’ün, kamu hizmetlerine
girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında hizmete
alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım
gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, Anayasa’nın 70. maddesinde
düzenlenen ve “Siyasi Haklar ve
Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan kamu hizmetlerine girme
hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması
mümkün değildir.
Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcılığı ve Basın ve
Enformasyon Uzmanlığı kadrolarına giriş koşullarının belirlenmesi, yukarıda
açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 70. maddesine göre kamu hizmetine girme
hakkına ilişkin bir düzenleme olduğundan maddenin birinci fıkrası dışında
kalan bölümleri, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır.
İptalleri gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Burhan ÜSTÜN farklı
gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.
Alparslan ALTAN, Recep KÖMÜRCÜ, Engin YILDIRIM,
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu
görüşe katılmamışlardır.
2- KHK’nin Diğer Kurallarının İncelenmesi
KHK’nin 28. maddesiyle 231 sayılı KHK’ye eklenen Ek
Madde 3’ün birinci fıkrası ile ayrıca hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilenler dışında
kalan diğer kurallarında, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası
uyarınca kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi yasaklanmış alanlara
ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşıldığından bu
maddelere, fıkralara, bentlere, bölümlere ve listelere ilişkin iptal
isteminin reddi gerekir.
F- Kanun Hükmünde Kararname’nin İçerik Yönünden İncelenmesi
1- KHK’nin 8. Maddesiyle Değiştirilen 278 Sayılı Kanun’un 4.
Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinin (2) Numaralı Alt Bendinin
Birinci Cümlesindeki “…ve/veya özel
sektörde…” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, TÜBİTAK Bilim Kuruluna verilen görevlerin, Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasına
göre memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi gereken asli ve
sürekli görevlerden olduğu, Kurul üyelerinin hiç devlet memurluğu yapmamış
ve hiçbir kamu deneyimi olmayan kişiler arasından seçileceği belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 87. ve 128. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin 8.
maddesiyle, 278 sayılı Kanun’un, TÜBİTAK Bilim Kurulu üyelerinin seçimini
düzenleyen 4. maddesinde değişiklik yapılmıştır. Ondört üye, bir başkan ve
iki başkan yardımcısından oluşan Bilim Kurulunun, dava konusu kural ile
altı üyesinin, lisans öğreniminden sonra kamu kurum ve kuruluşlarında
ve/veya özel sektörde en az on yıl deneyim sahibi olmuş, mesleğinde temayüz
etmiş ve üstün nitelikli hizmetleriyle tanınmış kişiler arasından seçilmesi
öngörülmüştür.
Anayasa’nın 128. maddesinin birinci
fıkrasında, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür....” denilmektedir. Buna göre, kamu hukuku kuralları uyarınca
yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerden asli ve sürekli
nitelik taşıyanların, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi
zorunludur.
Dava konusu
kural, kurumun en üst karar organı olan ve icrai karar alma yetkisi ile
donatılan TÜBİTAK Bilim Kurulu üyelerinden altısının özel sektörde
çalışanlar arasından seçilmesini öngörmektedir. Seçilen bu üyelerin, göreve
başladıktan sonra kamu görevlisi statüsünde olduklarında tereddüt
bulunmamaktadır. Anayasa’nın 128. maddesinde, genel idare esaslarına göre
yürütülmekle yükümlü olunan hizmetlerin gerektirdiği asli ve sürekli
görevlerin, kamu görevlileri eliyle görülmesi gereği belirtilmiş olup, bu
kişilerin söz konusu görevler öncesinde kamu görevlisi statüsünde
bulunmaları zorunlu kılınmamıştır. Bir başka deyişle, belirtilen görevlerin
kamu görevlisi statüsünde bulunan kişilerce yerine getirilmesi gerekli ve
yeterlidir. Bu göreve atanacak kişilerin taşıması gereken koşulların
belirlenmesi ise kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 128. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya
KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın,
Anayasa’nın 2., 6., 7. ve 87.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2- KHK’nin 11. Maddesiyle 278 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici
Madde 11’in İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, yürürlükteki kurallara
uygun biçimde TÜBİTAK Başkanlığı, Başkan Yardımcılığı ve Genel Sekreterliği
görevlerine atanan kişilerin görev süreleri dolmadan atanmalarındaki usule
aykırı biçimde görevlerinden alınmalarına ilişkin kuralın, bu kişilerin
hukuk güvenliğini ortadan kaldırdığı gibi kazanılmış haklarını da ihlal
ettiği belirtilerek, Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 6., 7. ve 87. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmektedir.
Dava konusu
kural, TÜBİTAK Başkanı ile başkan yardımcıları ve Genel Sekreterinin
görevlerinin bu KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihte sona ereceğini, ayrıca
başkan yardımcılıklarına ve Genel Sekreterliğe yeni atamalar yapılıncaya
kadar bu kişilerin görevlerine devam edeceklerini öngörmektedir.
278 sayılı
Kanun’la kurulan TÜBİTAK, tüzel kişiliğe, idari ve mali özerkliğe sahip,
Başbakanlıkla irtibatı zaman içerisinde “bağlı
kuruluştan”, “ilgili kuruluşa”
dönüşmüş; pozitif ve sosyal bilimler alanında araştırma geliştirme yapmak,
bunları desteklemek, özendirmek ve koordine etmek şeklinde özetlenebilecek
kimi görevleri üstlenmiş bulunan bir kamu kurumudur. 635 sayılı KHK ile TÜBİTAK, Başbakanlığın ilgili kuruluşu olmaktan
çıkarılmış, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ilgili kuruluşu haline
getirilmiştir.
TÜBİTAK Başkanı, 278 sayılı Kanunun 5. maddesinin
ikinci fıkrasına göre, Bilim Kurulu tarafından belirlenen iki başkan
adayının Başbakana sunulması ve Başbakanın iki adaydan birini seçerek
Başkan olarak atanmak üzere Cumhurbaşkanına arzı ve Cumhurbaşkanı
tarafından Başkan olarak atanması şeklinde işleyen bir sürecin sonunda aynı
maddenin dördüncü fıkrasına göre dört yıllık bir süre için; Başkan
Yardımcıları, 5. maddenin yedinci fıkrasına göre TÜBİTAK Başkanının önerisi
üzerine Başbakanın ataması suretiyle dört yıllık bir süre için; Genel
Sekreter ise, aynı maddenin sekizinci fıkrasına göre TÜBİTAK Başkanının
teklifi ve Bilim Kurulunun kararıyla atanmışlardır.
Anayasa’nın
2. maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemleri hukuka
uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdürmekle kendini yükümlü sayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına
dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu Anayasa’nın ve
temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Kişilere hukuk
güvenliğinin sağlanması da hukuk devletinin ön koşullarındandır.
Bir görevi belirli bir süre yürütmek için seçilen
kişilerin, hukuki
statülerinde herhangi bir değişiklik olmaksızın, hukuki güvenliklerini
ihlal edecek biçimde görevlerine son verilmesi sonucunu doğuracak yasama
tasarrufunda bulunulması hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali
gerekir.
Haşim KILIÇ,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz
AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
Kural,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın
6., 7. ve 87. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
3- KHK’nin 38. Maddesiyle, 497 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye
Eklenen Geçici Madde 3’ün İncelenmesi
Dava dilekçesinde
mevcut kurallara uygun biçimde Türkiye
Bilimler Akademisi (TÜBA) asli üyeliğine, Akademi Başkanlığı ve Konsey
üyeliğine seçilen kişilerin görev süreleri dolmadan seçimlerindeki usule
aykırı biçimde yasal düzenlemeyle görevlerinden alınmalarının, bu kişilerin
hukuk güvenliğini ortadan kaldırdığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 6., 7. ve 87. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu
kural, Akademi Başkanı ile Akademi Konseyi asıl ve yedek üyelerinden bu
görevi 3 yıldan fazla süre yapanların görevlerinin bu KHK’nin yürürlüğe
girdiği tarihte; görev süresi 3 yılı aşmayanların görevlerinin ise 3 yıllık
sürenin dolduğu tarihte sona ereceğini öngörmektedir.
497 sayılı
KHK’nin 1. maddesine göre TÜBA; tüm bilim alanlarındaki araştırmaları,
bilimci kişiliğini ve araştırıcılığı özendirmek ve bu alanlarda emeği
geçenleri onurlandırmak; gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmek;
Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırıcıların toplumsal statülerinin
yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak; bilim ve araştırma standartlarının
uluslararası düzeye çıkarılmasına yardım etmek amacıyla kurulan, Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanı’na bağlı, tüzel kişiliğe, bilimsel, idari ve
mali özerkliğe sahip bir kuruluştur.
Akademi asli üyeleri ile Akademi Başkanı ve Akademi
Konseyi üyeleri, seçimin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan kanun
hükümlerine göre, Akademi Genel Kurulu tarafından 70 yaşına kadar Akademi
asli üyeliğine, dört yıl süre ile de Akademi Başkanlığı ve Akademi Konseyi
üyeliğine seçilmişlerdir.
70 yaşına kadar Akademi asli üyeliğine ve 4 yıl
süreyle Akademi Başkanlığı ve konsey üyeliğine seçilmiş mevcut üyelerin; Akademi asli üyelik yaşının
67’ye, Başkan ve konsey üyelerinin görev sürelerinin 3 yıla
düşürülüp, hukuki güvenliklerini
ihlal edecek biçimde bu süreleri dolduranların görevlerine son
verilmesi sonucunu
doğuracak yasama tasarrufunda bulunulması nedeniyle dava konusu kural, KHK’nin 11. maddesiyle 278
sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin iptaline ilişkin gerekçelerle Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali
gerekir.
Haşim KILIÇ,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz
AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
Kural,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın
6., 7. ve 87. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
4- KHK’nin 4. Maddesiyle, 639 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin
21. Maddesine Eklenen (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, bakan müşavirlerinin kurum içinde ihtiyaç duyulan hizmetlerde
görevlendirilmelerine olanak tanıyan düzenlemenin, kazanılmış hakların
ihlali sonucunu doğurduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 128.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3046 sayılı
Kanun’un 27. maddesinin birinci fıkrasında, bakanlıklarda, özel önem ve
öncelik taşıyan konularda bakanlık makamına yardımcı olmak üzere özel
yeteneği olanlardan bakanlık müşavirleri bulunabileceği; ikinci fıkrasında
bakanlık müşavirlerinin bakanlık makamına bağlı oldukları; üçüncü
fıkrasında ise bakanlık müşavirlerinin gerekli olup olmadığı ve sayısının,
otuzu geçmeyecek şekilde kuruluş kanunlarında gösterileceği hükme
bağlanmıştır. 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 21. maddesinin
birinci fıkrasında ise Bakanlıkta önem ve öncelik taşıyan konularda Bakan’a
yardımcı olmak üzere otuz bakanlık müşaviri atanabileceği belirtilmiştir.
Dava konusu
kuralla, bakanlık müşavirlerinin özel önem ve öncelik taşıyan konularda
Bakan’a yardımcı olmak dışında, Bakan tarafından uygun görülen merkez ve
taşra teşkilatına ait birimlerde çalıştırılmalarına imkân tanınmıştır.
Anayasa’nın
2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biri,
kazanılmış haklara saygı gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk güvenliği
ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan,
tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine
dönüşmüş haktır.
Çerçevesi
kanunla belirlenmek kaydıyla kamu görevlilerinin çalışma koşullarının ve
görevlerinin değiştirilmesi her zaman mümkündür. Bu nedenle bir memuriyet
kadrosuna bağlanan görevlerde değişiklik yapılması, o kadroda görev yapan
memurların kazanılmış haklarının ihlali olarak değerlendirilemez. Diğer bir
ifadeyle kamu görevlileri, atandıkları tarih itibarıyla mevzuatta öngörülen
görevlerle sınırlı olarak çalıştırılabilecekleri yolunda bir kazanılmış
hakka sahip değildirler. Dava konusu kuralla, Bakanlık müşavirlerinin
çalışma koşullarında ve görevlerinde değişiklik yapılmış olup bu kişilerin
bulundukları statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden
kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir
düzenleme öngörülmediğinden kazanılmış hakların ihlalinden söz edilemez.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya
KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın,
Anayasa’nın 128. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
5- KHK’nin 31. Maddesiyle Değiştirilen 497 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 3. Maddesinin Birinci Fıkrasının, “Aslî ve Asosye üye sayısı, her birinden
yüzelli olmak üzere toplam üçyüzdür.” Biçimindeki İkinci Cümlesi ile
32. Maddesiyle Değiştirilen 497 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5.
Maddesinin Üçüncü Fıkrasının, “Aslî
üyelik altmışyedi yaşına kadar sürer.”Biçimindeki Birinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, dava konusu kuralların kamu yararı amacı gözetilmeden
çıkarılmış olduğu, bu kurallarla TÜBA’nın özerkliğinin
zedelendiği, merkezî idareye bağımlı kılındığı ve bu durumun idari ve
bilimsel özerkliğiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 27., 87., 127., 130., 133. ve 135. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
497 sayılı
KHK’nin 3. maddesinin birinci fıkrasında, Akademide “asli”, “asosye” ve “şeref” olmak üzere üç tür üye
bulunduğu belirtilmiştir. Anılan maddenin önceki haline göre TÜBA’nın asli
üye sayısı T.C. uyruklu profesör sayısının yüzde ikisi, asosye üye sayısı
ise asli üye sayısının en fazla üç katı olması öngörülmüştür. Dava konusu
kuralla, TÜBA’nın üye sayısı üçyüz ile sınırlandırılmış ve bunların
yüzellisinin asli, yüzellisinin de asosye üyelerden oluşacağı hükme
bağlanmıştır.
KHK’nin 32.
maddesiyle değiştirilen 497 sayılı KHK’nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasının
iptali istenilen bölümüyle, önceki düzenlemede 70 olan asli üyelik yaş
sınırı 67’ye indirilmiştir.
Kurumların
özerkliğinin unsurlarının neler olduğu yönünden Anayasa’da açık bir kural
bulunmadığı gibi, ilgili kanunlarda da her duruma uyan genel ve tek bir
özerklik tanımlamasının olmadığı görülmektedir. Özerk kamu kurumlarının
statüsü kanunlarda gösterilmektedir. Dolayısıyla kamu kurumlarının kuruluş
ve işleyişlerinin düzenlenmesi ve gerektiğinde bu kurumların varlığına son
verilmesi hususunda kanun koyucunun yetki sahibi olduğu açıktır.
TÜBA, bir hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşu olup
statüsü Anayasa’da değil, 497 sayılı KHK’de düzenlenmiştir. KHK’de, TÜBA’nın idari, mali ve bilimsel özerkliğe sahip, Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı bir kuruluş olduğu ifade
edilmektedir. TÜBA’nın teşkilatının düzenlenmesi bağlamında kanun koyucuyu
sınırlandıran anayasal bir kural bulunmamaktadır. Bu itibarla, TÜBA’nın
özerkliğinin hangi unsurları içereceği, vesayet makamına hangi yetkilerin
tanınacağı, TÜBA üyelerinin sayısı ile hangi yaşa kadar görevde kalacakları
gibi hususların belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.
Dava
dilekçesinde, TÜBA gibi kurumların, özerk yapıda olmaları
nedeniyle kendi yöneticilerini bizzat kendilerinin seçme/belirleme
yetkisine sahip olmaları gerektiği de ileri sürülmüştür. Ancak, Anayasa’da
aksine bir hüküm bulunmadıkça özerk kurumların karar ya da yönetim
organlarının kendileri tarafından seçilmesi zorunlu değildir. Bu itibarla,
özerk bir kurumun karar organını oluşturan üyelerin bir bölümünün siyasal
organlar tarafından seçilmesinin özerklikle bağdaşmayacağı ileri sürülemez.
Aksi halde, bağımsız idari otoriteler dâhil hiçbir kamu kurumunun özerk
olmadığının kabul edilmesi gerekir.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya
KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın,
Anayasa’nın 6., 7., 27., 87., 127., 130., 133. ve 135. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
6- KHK’nin 38. Maddesiyle 497 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye
Eklenen Geçici Madde 4’ün İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, bir yasa kuralının, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki hukuki
eylem ve işlemleri kapsamasının ve kamu görevlilerinin atanmalarındaki
usule göre görevlerine son verilmesinin, hukukun genel prensiplerinden
olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 87. ve
91. maddelerineaykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava
konusu kuralla, TÜBA’nın aslî üyeler tarafından seçilecek aslî üye sayısı 3.
maddenin birinci fıkrasında yer alan sayıya ininceye kadar anılan
kontenjandan üye seçiminin yapılmaması öngörülmektedir.
497 sayılı KHK’nin 3. maddesinde, TÜBA’nın
aslî ve asosye üye sayısının her birinden yüz elli olmak üzere toplam üç
yüz olduğu, 5. maddesinde ise TÜBA’da görev yapacak aslî ve asosye üyelerin
üçte birinin TÜBİTAK Bilim Kurulu, üçte birinin Yükseköğretim Kurulu ve
üçte birinin de aslî üyeler tarafından seçileceği belirtilmiştir. Buna
göre, TÜBA aslî üyeleri tarafından seçilecek olan aslî üye sayısı elli
olduğundan, mevcut aslî üye sayısının ellinin altına inene kadar aslî
üyelerce herhangi bir seçim yapılmayacaktır.
TÜBA’nın üye
sayısının düşürülmesini öngören kurallar, bir önceki başlıkta incelenmiş ve
Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır. Dava konusu kural, TÜBA’nın aslî
üyelerince seçilecek aslî üye sayısının elliye düşürülmesinin bir sonucu
olarak, aslî üyeler tarafından seçilen üyelerin sayısı fiilen elliye
ininceye kadar yeni üye seçilmemesi yeni sistemin gereği olup kuralın hukuk
devleti ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya
KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın,
Anayasa’nın 6., 7. ve 87. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
7- KHK’nin 40. Maddesinin İncelenmesi
Başvuru
dilekçesinde kuralın, Anayasanın Başlangıcı ile 2., 6., 7., 27., 87., 127.,
130., 133. ve 135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
KHK’nin 40.
maddesi yürürlük maddesidir. Yürürlük maddesi, kanuni düzenlemelerin ne
zaman yürürlüğe gireceğini göstermekte ve yapım tekniği açısından her yasal
düzenlemede bulunmakta, yazılmamış olması kanuni düzenlemelerin geçerliliğini
de etkilememektedir. İptal istemine konu kuralın, KHK’nin yayımı tarihinde
yürürlüğe gireceğini öngörmekte olup anayasal ilkelere aykırılık
oluşturmadığı açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, iptal isteminin reddi gerekir.
Fulya
KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
22.8.2011
günlü, 651 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname’nin:
A)6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Kamu
Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak
Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu
Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu’nun iptal edilmesi halinde
dayanaksız hale geleceği yönünden ileri sürülen iptal istemi, 8.11.2012
günlü, E. 2011/115, K. 2012/177 sayılı kararla reddedildiğinden, Kararname’nin
tümünün yürürlüğünün durdurulması isteminin REDDİNE,
B)1- Kapsam yönünden;
a-1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10.,
11., 12., 13., 18., 19., 20., 21., 22., 23., 24., 25., 26. maddelerine, 28.
maddesiyle 8.6.1984 günlü, 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen
Ek Madde 3’ün birinci fıkrasına, 29., 30., 31. maddelerine, 32. maddesiyle
değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin ikinci
ve üçüncü fıkralarına, 34., 35., 36., 38., 39., 40. ve 41. maddeleri
ileeki (1) ve (2) sayılı listelere
yönelik iptal istemleri, 8.11.2012 günlü, E. 2011/115,K. 2012/177 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara ve listelere ilişkin yürürlüğün
durdurulması isteminin REDDİNE,
b-aa- 27. maddesiyle 231 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin ek 1. maddesinin birinci fıkrasına “daire başkanı” ibaresinden sonra
gelmek üzere eklenen“,basın ve enformasyon uzmanı, mütercim,
basın ve enformasyon uzman yardımcısı” ibaresi,
bb- 32.
maddesiyle değiştirilen 13.8.1993 günlü, 497 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 5. maddesinin birinci fıkrası,
cc- 33.
maddesiyle değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7.
maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi,
dd- 37.
maddesiyle değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11.
maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri,
hakkında,
8.11.2012 günlü, E. 2011/115, K. 2012/177 sayılı kararla karar verilmesine
yer olmadığına karar verildiğinden, bu fıkraya, cümlelere ve ibareye
ilişkin yürürlüğün durdurulması istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER
OLMADIĞINA,
2- Anayasa’nın
91. maddesinin birinci fıkrası yönünden;
a- 1., 2.,
3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 18., 19., 20., 21., 22.,
23., 24., 25., 26. maddelerine, 28. maddesiyle 231 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’ye eklenen Ek Madde 3’ün birinci fıkrasına, 29., 30., 31.
maddelerine, 32. maddesiyle değiştirilen 13.8.1993 günlü, 497 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına, 34.,
35., 36., 38., 39., 40. ve 41. maddeleri ile eki (1) ve (2) sayılı
listelere yönelik iptal istemleri, 8.11.2012 günlü, E. 2011/115,K. 2012/177 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu maddelere ve listelere ilişkin yürürlüğün durdurulması
isteminin REDDİNE,
b- 28.
maddesiyle 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Ek Madde 3’ün
birinci fıkrası dışında kalan bölümüne ilişkin iptal hükmünün yürürlüğe
girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu bölümün YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE,
C) İçeriği
itibariyle Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen;
1- a- 11.
maddesiyle, 17.7.1963 günlü, 278 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’e,
b- 38.
maddesiyle 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen GeçiciMadde 3’e,
ilişkin iptal
hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu maddelerin
YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
2- 4.
maddesiyle 3.6.2011 günlü, 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 21.
maddesine eklenen (2) numaralı fıkraya,
3- 8.
maddesiyle değiştirilen 278 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinin birinci cümlesindeki “…ve/veya özel sektörde…” ibaresine,
4- 31.
maddesiyle değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3.
maddesinin birinci fıkrasının, “Aslî
ve Asosye üye sayısı, her birinden yüzelli olmak üzere toplam üçyüzdür.”
biçimindeki ikinci cümlesine,
5- 32.
maddesiyle değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5.
maddesinin üçüncü fıkrasının, “Aslî
üyelik altmışyedi yaşına kadar sürer.” biçimindeki birinci cümleye,
6- 38.
maddesiyle 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen GeçiciMadde 4’e,
7- 40.
maddesine,
yönelik iptal
istemleri, 8.11.2012 günlü, E. 2011/115,K. 2012/177 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkraya,
cümlelere ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
8.11.2012
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII- İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin
28. maddesiyle 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Ek 3.
maddenin birinci fıkrası dışında kalan bölümünün, 11. maddesiyle 278 sayılı
Kanun’a eklenen Geçici 11. maddenin, 38. maddesiyle 497 sayılı KHK’ya
eklenen Geçici 3. maddenin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal
boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince bu maddelere ilişkin iptal hükmünün, kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi
uygun görülmüştür.
VIII- SONUÇ
22.8.2011
günlü, 651 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin:
A)
6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli
Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının
Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki
Kanunu’na yönelik iptal istemi, 27.10.2011 günlü, E. 2011/60, K. 2011/147
sayılı kararla reddedildiğinden, Kararname’nin tümüne yönelik iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B)
1- a- 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 18., 19.,
20., 21., 22., 23., 24., 25., 26. maddeleri, 28. maddesiyle 8.6.1984 günlü,
231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Ek Madde 3’ün birinci
fıkrası, 29., 30., 31. maddeleri, 32. maddesiyle değiştirilen 497 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, 34.,
35., 36., 38., 39., 40. ve 41. maddeleri ile eki (1) ve (2) sayılı
listeleri, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olduğundan Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve bu maddelere, fıkralara ve listelere ilişkin iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- 27. maddesiyle, 231 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin ek 1. maddesinin birinci fıkrasına “daire başkanı”
ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “,
basın ve enformasyon uzmanı, mütercim, basın ve enformasyon uzman
yardımcısı” ibaresi, 11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan
bu maddeye ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
OYBİRLİĞİYLE,
c- 32. maddesiyle değiştirilen 13.8.1993 günlü, 497
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin birinci fıkrası,
11.10.2011 günlü, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 94. maddesinin
(a) fıkrası ile değiştirildiğinden, konusu kalmayan bu fıkraya ilişkin
iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
d- 33. maddesiyle değiştirilen 497 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi,
662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 94. maddesinin (b) fıkrası ile
değiştirildiğinden, konusu kalmayan 33. maddeye ilişkin iptal istemi
hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
e-
37. maddesiyle değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11.
maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri, 662 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 94. maddesinin (c) fıkrası ile değiştirildiğinden,
konusu kalmayan 37. maddeye ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE
YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
2-
a- 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 18., 19., 20.,
21., 22., 23., 24., 25., 26. maddelerine, 28. maddesiyle 231 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’ye eklenen Ek Madde 3’ün birinci fıkrasına, 29., 30.,
31. maddelerine, 32. maddesiyle değiştirilen 13.8.1993 günlü, 497 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına,
34., 35., 36., 38., 39., 40. ve 41. maddeleri ile eki (1) ve (2) sayılı
listelerin Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya
aykırı olmadığına bu maddelere ve listelere ilişkin iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b-
28. maddesiyle 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Ek Madde 3’ün
birinci fıkrası dışında kalan bölümünün Anayasa’nın 91. maddesinin birinci
fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Alparslan ALTAN,
Recep KÖMÜRCÜ, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz
AKINCI ile Muammer TOPAL’ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c-
28. maddesiyle 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Ek Madde 3’ün
birinci fıkrası dışında kalan bölümünün iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince bu bölüme ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ
GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
C)
İçeriği itibariyle Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen;
1-
8. maddesiyle değiştirilen 278 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinin birinci cümlesindeki “…ve/veya özel sektörde…”
ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2-a- 11. maddesiyle, 17.7.1963 günlü, 278
sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in,
b- 38.
maddesiyle 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen GeçiciMadde 3’ün,
Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM,
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3-a-11. maddesiyle278 sayılı
Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in,
b- 38.
maddesiyle 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen GeçiciMadde 3’ün,
iptal
edilmeleri nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216
sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu maddelere
ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- a- 4.
maddesiyle, 3.6.2011 günlü, 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 21.
maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın,
b- 31.
maddesiyle değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3.
maddesinin birinci fıkrasının, “Aslî
ve Asosye üye sayısı, her birinden yüzelli olmak üzere toplam üçyüzdür.”
biçimindeki ikinci cümlesinin,
c- 32.
maddesiyle değiştirilen 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5.
maddesinin üçüncü fıkrasının, “Aslî
üyelik altmışyedi yaşına kadar sürer.” biçimindeki birinci cümlesinin,
d- 38.
maddesiyle 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen GeçiciMadde 4’ün,
e- 40.
maddesinin,
Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU’nun
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 8.11.2012 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
KARŞI OY GEREKÇESİ
İptal davasının konusu 22.8.2011 günlü, 651 Sayılı
Kanun Hükmündeki Kararname’nin;
1- 11. maddesiyle 278 sayılı Kanun’a eklenen geçici
11. maddesine göre, TÜBİTAK başkanı ile başkan yardımcıları ve genel
sekreterinin görevlerinin kuralın yürürlüğe girdiği tarihte sona ereceğini,
ayrıca başkan yardımcılıklarına ve genel sekreterliğe yeni atamalar
yapılıncaya kadar bu kişilerin görevlerine devam edeceklerini hükme bağlamıştır.
2- 38. maddesiyle 497 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’ye eklenen geçici 3. maddeye göre, TÜBA başkan ve akademi konseyi
asıl ve yedek üyelerinden, 3 yıldan fazla bir süre bu görevi yapanların
görev sürelerinin biteceğini, görev süresi 3 yılı aşmayanların ise görev
sürelerinin 3 yıllık sürenin dolması halinde biteceğini öngörmektedir.
651 sayılı KHK’nin temel ve nihai amacı kurallarda
sözü edilen kurumlardaki görevlilerin görevlerine son vermek değil, bu
kurumların yapılarında değişiklik yapmaktır. İptali istenen kurallar, 651
sayılı KHK ile düzenlenen kurumların yapılarının değiştirilmesi ile oluşan
hukuki ve fiili durumun ortaya çıkardığı bir sonuçtur.
Kamu hukukunda genel anlamda kamu görevlilerinin
statüsü ile ilgili sorunlar kazanılmış hak teşkil etmez. Yeni kanunlar aksi
öngörülmemiş ise, devam eden durumlara da derhal uygulanır.
Bir kamu görevlisinin görev süresi, bu kişinin
iradesi ve isteği dışında kanun koyucu tarafından kısaltılabilir veya
uzatılabilir. Kanun aksini öngörmemiş ise derhal etki ilkesi uyarınca, yeni
düzenleme, bu makama daha önce atanmış olan kamu görevlilerine derhal
uygulanır.
Kurallarda sayılan görevliler gibi statü hukukuna
göre yürütülen görevlere atanmanın usulleri, bu görevlerin kapsamı ve
süresi ile ilgili yeni düzenlemeler ve değişiklikler yapılması konusunda
kanun koyucunun takdir hakkı bulunmaktadır.
Kamu kurumlarının kuruluşunda ve kaldırılışında
takdir yetkisi bütünüyle yasama organı veya kanunla yetki verilmiş olan
idari makama ait olduğuna göre, yasama organı kanunla kurduğu bir kamu
kurumunu istediği her zaman, her sebeple yine kanunla kaldırabileceği gibi
kuruluş ve işleyiş kurallarını da değiştirebilir. Kanun koyucunun bir kamu
kurumunu bütünüyle kaldırma yetkisi olduğuna göre, bu kurumda görev yapan
kişilerin görevlerinin kapsamını, bu görevlere atanmaya ilişkin usul ve
esasları belirlemeye, görev sürelerinde değişiklik yapmaya öncelikle
yetkilidir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralların
Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan; aksi yöndeki çoğunluk
görüşüne katılmıyoruz. 22.07.2013
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Muammer TOPAL
|
KARŞIOY YAZISI
22.8.2011 günlü, 651
sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 28.
maddesiyle 231 sayılı KHK’ye eklenen Ek Madde 3’ün ikinci, üçüncü ve
dördüncü fıkraları çoğunluk kararıyla Anayasa’nın 70. ve 91.
maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
651 sayılı KHK’nin 28.
maddesiyle 231 sayılı KHK’ye eklenen Ek Madde 3’ün birinci
fıkrasıyla, Genel Müdürlüğün
görev alanına giren konularda çalıştırılmak üzere Basın ve Enformasyon
Uzmanı ile Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcısı istihdam
edilebileceği ifade edilmiş; ikinci fıkrasında, Basın ve
Enformasyon Uzman Yardımcılığı kadrosuna atanabilme koşulları düzenlenmiş;
üçüncü fıkrasında, Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcılığından Basın ve
Enformasyon Uzmanlığına geçiş koşulları belirlenmiş; dördüncü fıkrasında
ise Basın ve Enformasyon Uzmanı ile Basın ve Enformasyon Uzman
Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez
hazırlama ve yeterlik sınavı ile diğer hususların yönetmelikle
düzenlenmesi öngörülmüştür.
6223 sayılı Yetki Kanun’unun 1. maddesinin birinci
fıkrasının (a-3) bendinde, kanunun amaçlarından birinin kamu hizmetlerinin
bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek, mevcut bakanlıklar
ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve
kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma
esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek olduğu belirtilmiş
ve aynı Kanun’un 2. fıkrasında da ilgili kanun ve kanun hükmünde
kararnamelerde değişiklik yapılabileceği belirtilmiştir.
Basın Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğünün görev alanına giren konularda çalıştırılmak
üzere Basın ve Enformasyon
Uzmanı ile Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcısı kadrolarının ihdas edilmesi, teşkilat ve kadroların belirlenmesine ilişkin bir
husus olduğundan Yetki Kanunu’na aykırılık bulunmamaktadır.
Kamu görevlilerinin kadrolarının ve bu kadrolara atanacak
kişilerde bulunması gereken niteliklerin de kanunla düzenlenmesi
gerekmektedir. Ancak, kamu görevlisi olarak atanacak kişilerle ilgili tüm
ayrıntıların sadece yasayla düzenlenmesi gerektiği ve bu konuda idarî
düzenlemeler yapılmasının Anayasa’nın 128’inci maddesinin ikinci fıkrasına
aykırı düşeceği iddiası yerinde değildir. Anayasa’nın bir maddesinin
yasayla düzenleneceğini öngördüğü bir konunun, Anayasa’nın 91. maddesinin
birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile doğrudan ilgili
olmadıkça, ya da KHK ile düzenlenemeyeceği Anayasa’da özel olarak
belirtilmedikçe KHK ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırı değildir.
Anayasa’nın 70. maddesine göre, “her Türk kamu hizmetine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada
görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez”. Maddede Türkiye Cumhuriyeti Devletine
vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin görevin gerektirdiği nitelikler
dışında, dil, din, mezhep, renk, siyasi düşünce, cinsiyet ve benzeri ayırım
gözetilmeksizin kamu hizmetlerine girme hakkına sahip bulundukları
belirtilmiştir. Böylece “kamu hizmetlerine girme
hakkı”
siyasi hak ve ödevler kapsamında, vatandaşlık bağına bağlı olarak
kullanılabilecek bir hak olarak düzenlenmiştir. Düzenlemenin temel hakka
ilişkin niteliği bundan ibarettir. Yoksa, bunun dışında kamu görevlerine
giriş, atanma, görev değişikliğine ilişkin tüm düzenleme ve uygulamaların
temel hakkın düzenlenmesi ve 91. madde anlamında yasak alan kapsamında
görülmesi yerinde değildir.
Anayasa’nın 91. maddesinin
birinci fıkrasında, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci
bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü
bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Anayasanın belirtilen bölümlerinde birçok
temel hak ve özgürlük düzenlenmiş bulunmaktadır. Sözkonusu temel hak ve
özgürlüklerin kapsama alanları ve ilgili oldukları hususlar geniş bir
biçimde yorumlandığında KHK’lerle yapılacak tüm düzenlemelerin bu hak ve
özgürlüklerle bağlantılarının bulunduğu ileri sürülebilecektir. Böyle bir
yorumdan hareket edilmesi halinde yasak alan kapsamı oldukça genişleyecek
ve KHK ile düzenlenebilecek alan kalmayacaktır. Nitekim Anayasa
Mahkemesinin, 6.1.1987 günlü, E:1986/15 ve K:1987/1 sayılı kararında,
dolaylı biçimde kişi hak ve özgürlüklerini ilgilendirmeyecek bir düzenleme
düşünmenin oldukça güç olduğu, bu nedenle de dolaylı bir ilginin varlığına
dayanılarak sonuca gitmenin isabetli sayılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre,
yasak alanın kapsamının, temel hak ve özgürlüklerle doğrudan ilgili
düzenlemeleri kapsayacak, dolaylı olarak ilgili düzenlemeleri ise kapsam
dışında bırakacak şekilde belirlenmesi gerekir. Anayasa’nın 91’inci maddesi
kapsamına giren alanlarda düzenleme yapılmış olmasından söz edilebilmesi
için 91’inci maddede belirtilen hak ve alanlarla ilgili doğrudan bir
düzenleme yapılmış olması gerekir.
Anayasa
Mahkemesi de, 16.5.1989 günlü, E:1989/4 ve K:1989/24 sayılı kararında,
3.11.1988 günlü, 347 sayılı “233 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname”nin Genel Müdür olarak atanabilmek için, “yükseköğrenim görmüş olmak,
dört yılı kamuda, altı yılı özel sektörde geçmek şartıyla en az on yıl
hizmeti bulunmak, kamu hizmeti bulunmayanlarda ise özel sektörde asgari
onbeş yıl çalışmış olmak, Genel müdürlük görevini yerine getirebilecek
yetenek, bilgi ve tecrübeye sahip olmak" şartlarını getiren 1.
maddesine yönelik iptal istemini Anayasa’nın 123. ve 128. maddelerinin, 91.
maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin çizdiği sınır dışında
kaldığı gerekçesiyle reddetmiştir.
İptaline karar verilen kurallarda Yetki Kanunu
kapsamında Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bünyesinde ilk defa Basın ve Enformasyon
Uzmanı ile Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcısı kadroları oluşturulduğundan,
zorunlu olarak bu kadrolara girişin koşulları da düzenlenmiştir. Bu nedenle
anılan kuralların Anayasa’nın 91. maddesinde belirtilen yasak alana ilişkin
düzenlemeler içerdiğinden söz etmek mümkün değildir.
Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kurallara
yönelik iptal isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle
kuralın iptaline yönelik çoğunluk görüşüne katılmadık.
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Muammer TOPAL
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
22.8.2011 günlü, 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
(KHK)’nin Anayasa’nın bazı maddelerine aykırı bulunarak iptaline karar
verilen kurallarının öncelikle idarenin KHK’ler konusundaki yetkisinin
sınırlı olup, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşmayacak
biçimde geniş bir düzenleme yetkisi kullanamayacağına ilişkin 2011/113 esas
sayılı karardaki karşıoy gerekçesi doğrultusunda farklı gerekçe ile
iptaline karar verilmesi, iptal isteminin reddedildiği kuralların ise aynı
gerekçeyle iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCOĞLU
DEĞİŞİK GEREKÇE
6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1.
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler,
sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği
arttırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi,
yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına”
ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere, Bakanlar Kurulu’na Kanun
Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi verilmektedir. 651 sayılı KHK’nin iptali
istenen 28. maddesi memuriyet statüsüne alınmaya ilişkin bir düzenleme
niteliğindedir. Oysa, yukarıda ifade edildiği üzere, 6223 sayılı Yetki
Kanunu’nun belirtilen hükmü salt “istihdam edilen” kamu görevlileri
bakımından bir düzenleme yapılabilmesi konusunda yetki vermektedir. Diğer
bir deyişle, iptali istenen düzenleme Yetki Kanunu kapsamı dışında kalmakta
ve bu mahiyeti itibariyle de Anayasa’nın 91. maddesine aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenle, anılan maddenin iptaline bu
gerekçeyle katılıyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
KARŞIOY YAZISI
Kanun’un
8. maddesiyle değiştirilen 278 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde, Bilim Kurulunun altı üyesinin
kamu kurum ve kuruluşlarında ve/veya özel sektörde en az on yıl deneyim
kazanmış kişiler arasından belirleneceği öngörülmüştür. İptal istemi “… ve/veya özel sektörde…” ibaresine
ilişkindir.
Kuralla,
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK) en üst karar
organı olan Bilim Kuruluna özel sektörden üye alınması öngörülmektedir.
Anayasa’nın
128. maddesinde devletin, kamu iktisadi teşekkülleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve
diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, bunların niteliklerinin,
atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hakları ve yükümlülüklerinin, aylık
ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği
belirtilmiştir. Anayasa’nın 7. maddesine göre yasama yetkisi TBMM’ne ait
olup bu yetki devredilemez.
Anayasa
Mahkemesinin müstakar içtihatlarında, bir konunun kanunla düzenlenmesinin
ne anlama geldiği belirtilmiştir. Buna göre kanunla düzenleme, o konunun
sadece kanun metninde yer alması anlamına gelmeyip, konunun genel
ilkelerinin ve çerçevesinin yasa koyucu tarafından belirlenmesi, sınırları
belirlenmemiş geniş bir alanın idarenin takdirine bırakılmaması gerekir.
İptali istenen kural, sadece özel sektörde belli bir süre çalışmanın yanı
sıra, “mesleğinde temayüz etmek” ve “üstün nitelikli hizmetleriyle
tanınmak” gibi iki ölçüt daha getirmiş ise de bu ölçütler idareye (Bakanın
teklifi üzerine Başbakana) sınırları iyi belirlenmemiş çok geniş bir takdir
alanı bıraktığından Anayasa’nın öngördüğü anlamda yasa ile düzenleme
sayılamaz.
Kural bu
nedenle Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırıdır.
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|