|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/77
Karar Sayısı : 2013/66
Karar Günü : 22.5.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Kilis 2. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
203. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…veya yetkili
makamların emri uyarınca…” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine
aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Elektrik sayacının mühürlerini kırmak suretiyle
kaçak elektrik kullandığı ileri sürülen sanık hakkında açılan kamu
davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan
Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“TCK 203. maddesinde “Kanun veya yetkili makamların
emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını
sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket
eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile
cezalandırılır.” hükmü amirdir.
Yasal düzenlemeye göre mühür bozma suçunun oluşumu
için mührün kanunen veya yetkili makamın emrince konulmuş olması
gereklidir.
Yasada bulunan “yetkili makamların emri” ibaresi
Anayasanın 38. maddesine aykırıdır. Çünkü yasada hangi yetkili makamın,
hangi şartlarda, nerelerde, nasıl, hangi amaçla mühürleme yapabileceğinin
belirtilmesi gerekirken bu hususlar belirtilmeksizin salt yetkili makamın
emri şeklindeki düzenleme kanunilik ilkesine aykırıdır.
Anayasa Mahkemesi 1993/5 Esas, 1993/25 Karar sayılı
gerekçeli kararında “Anayasanın 38. maddesine göre hangi eylemlerin suç
sayılacağı ancak yasayla öngörülebilir. Anayasa’nın 7. ve 87. maddeleri
gereğince yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olup bu yetki
devredilemez. Anayasadaki açıklık karşısında yürütmenin suç oluşturabilmesi
olanaklı değildir. Anayasa’nın 91. maddesinde TBMM’nce Bakanlar Kurulu’na
kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin verilebileceği öngörülmekte ve
KHK ile düzenlenemeyecek konular sayılmaktadır. “Anayasa’nın suç ve
cezalara ilişkin esaslar” başlığını taşıyan 38. maddesi, kanun hükmünde
kararnamelerle düzenlenemeyecek yasak alan kapsamına girmektedir. Yürütme
organının KHK ile suç oluşturmasına Anayasa’da izin verilmez iken düzenleme
olanakları ve biçimleri KHK’lere göre çok daha kolay olan ve hukuk
kuralları hiyerarşisinde daha sonra gelen idari düzenlemelerle kimi
eylemlerin suç sayılması açıklanan Anayasa kurallarına aykırı düşer.
Dayanağını Anayasa’nın 38. maddesinin oluşturduğu
ve Türk Ceza Yasası’nın 1. maddesinde yer alan, “Kanunsuz suç ve ceza
olmaz” ilkesinin esası, yasa tarafından, suçun, yani ne gibi eylemlerin
yasaklandığının hiçbir şüpheye ver verilmeyecek biçimde belirtilmesinden ve
buna göre cezanın yasayla belirlenmesinden ibarettir. Kişinin, yasak
eylemleri ve bunların cezalarını önceden bilmesi gerekir. Bu durum, kişinin
temel hak ve özgürlüklerinin güvencesidir. Bu nedenle de Anayasa’nın
kişinin temel hak ve ödevlerine ilişkin bulunan ikinci bölümünde bu
güvenceye yer verilmiştir.
Tüm bunlar suç ve cezaların yalnızca yasayla
konulup kaldırılmasının yeterli olmadığı, konulan kuralın açık, anlaşılır
ve sınırlarının belirli olması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Yasayı
bilmemenin özür sayılmayacağı bir ceza hukuku ilkesi olduğuna göre yasanın
herkesçe anlaşılacak ölçüde açık olması da bunun doğal sonucudur. Nitekim, Türk Ceza Yasası’nın 1. maddesinde kanunun
sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez denilerek bu
husus vurgulanmıştır.
Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa
kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yönetimin
düzenlenmesine bırakmaması gerekir. Temel kuralları koymadan, ölçüsünü
belirlemeden ve sınırı çizmeden yürütmeye düzenleme yetkisi veren kural,
Anayasa’nın 7. maddesine aykırı düşer.” hususlarını belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesi 2000/5 Esas, 2003/65 Karar sayılı
kararında “Suç ve cezaların yasayla belirlenmesi, çağdaş ceza hukukunun
temel ilkelerinden biridir. Günümüzde bu ilkeye uluslararası hukukta ve
insan hakları belgelerinde de yer verilmektedir. İlkenin esası, kişilerin
yasak eylemleri ve bunlar karşılığında verilecek cezaları önceden
bilmelerini sağlamak düşüncesine dayanmaktadır. Suç ve cezaların yalnızca
yasayla konulup kaldırılması da yeterli olmayıp kuralların kuşkuya yer
vermeyecek biçimde açık ve sınırlarının da belli olması gerekir. Bu
bağlamda cezanın yasallığı ilkesi, bir suça uygulanacak yaptırım
türlerinin, ölçülerinin hangi sınırlar içinde uygulanacağının, nelerin
hangi ölçüde hafifletici veya ağırlaştırıcı neden olacağının da yasa koyucu
tarafından kurala bağlanmasını gerekli kılar.
Toplu kaçakçılık suçlarında
“hapis cezası ile birlikte para cezası” ya da sadece “para cezası’’
verilebilmesinin koşullarından olan mal veya eşyanın “gümrüklenmiş piyasa
değerinin otuz milyon (31.316.000.000) lirayı geçmemesine ilişkin itiraz
konusu kuralda yer alan otuz milyonluk miktarı, Hazine ve Dış Ticaret
Müsteşarlığı tarafından yayımlanan ‘Toptan Eşya Fiyatları Yıllık
İndeks’indeki artışlar oranında yükseltme yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilmiştir.
Bununla yasakoyucunun ülkedeki enflasyonu dikkate aldığı
kuşkusuzdur. Ancak, burada önemli olan husus, Bakanlar Kurulu’na verilen bu
yetkinin ne zaman kullanılacağının belli olmamasıdır. Söz konusu düzenleme
ile “Toptan Eşya Fiyatları Yıllık İndeks”indeki artış oranına paralel
olarak belli aralıklarla bu miktarı yükseltme zorunluluğu
getirilmediğinden, Bakanlar Kurulu, istediği zaman artırma yetkisini
kullanabilecektir. Böylece cezada belirsizliğe yol açılmış olacaktır”
şeklinde iptal gerekçesini belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 1995/28 Esas ve 1996/2 karar
sayılı kararı da aynı ilkeleri tekrarlayan gerekçeler içermektedir.
TCK 203. maddesinde bulunan yetkili
makamların emri uyarınca ibaresi Anayasa Mahkemesinin yukarıda özetlerini
verdiğimiz kararlarında da belirtildiği üzere mühürleme yetkisinin “temel
ilkelerinin konması, çerçevesinin çizilmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir
alanı yönetimin düzenlenmesine bırakılmaması gerekirken, bu yapılmayarak
yürütmeye geniş bir düzenleme alanı bırakılması nedeniyle” düzenlemeyi
ANAYASANIN 38. maddesine aykırı hale getirmiştir.
Yukarıda izah edilen nedenlerle TCK 203. maddesinde
bulunan “veya yetkili makamların emri” uyarınca ibaresinin Anayasanın 2. ve
38. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptaline karar verilmesini arz
olunur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
itiraz konusu ibareyi de içeren “Mühür bozma” başlıklı 203.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Madde 203- (1) Kanun veya yetkili
makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen
korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına
aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para
cezası ile cezalandırılır.”
B- Dayanılan Anayasa
Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 38.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü hükümleri gereğince Serruh KALELİ,
Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla 12.9.2012 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hasan Mutlu
ALTUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, kuralda yer alan “yetkili
makam” ibaresinin belirsiz olması nedeniyle idari makamlara çerçevesi
belli olmayan, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanda düzenleme yapma imkânı
sağlandığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un itiraz konusu ibarenin
de yer aldığı 203. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, kanun veya yetkili makamların
emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını
sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket
eden kişinin, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile
cezalandırılacağı öngörülmüştür. Kanun
veya yetkili makamların emri dışında mühürleme işlemi yapılması durumunda,
203. maddede düzenlenen suç oluşmayacaktır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, “Kimse,
...kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” denilerek
“suçun kanuniliği”, üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine
geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilerek, “cezanın
kanuniliği” ilkesi getirilmiştir. Anayasa’da öngörülen suçta ve cezada
kanunilik ilkesi, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öne
çıktığı günümüzde, ceza hukukunun da temel ilkelerinden birini
oluşturmaktadır. Anayasa’nın 38. maddesine paralel olarak 5237 sayılı
Kanun’un 2. maddesinde yer alan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi
uyarınca, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların
hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık,
anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak
eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve
özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Bu ilke, aynı
zamanda temel hak ve özgürlükleri en geniş biçimiyle gerçekleştirip güvence
altına almakla yükümlü olan hukuk devletinin esas aldığı değerlerden olup,
uluslararası hukukta ve insan hakları belgelerinde de özel bir yere ve
öneme sahip bulunmaktadır.
Ceza yaptırımına bağlanan fiilin kanunun “açıkça”
suç sayması şartına bağlanması nedeniyle, suç ve cezalara dair
düzenlemelerin şekli bakımdan kanun biçiminde çıkarılması yeterli olmayıp, bunların
içerik bakımından da belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli olmaları
gerekir. Bu açıdan kanunun metni, bireylerin hangi somut eylem ve olguya
hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve
kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde düzenlenmelidir. Bu
nedenle belirli bir kesinlik içinde kanunda hangi eylemin hangi hukuksal
yaptırıma bağlandığının bireyler tarafından bilinmesi ve eylemlerin
sonuçlarının öngörülebilmesi gerekir.
Mühür, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca
bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için
konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca
yapılmaktadır. Kanunlarda, “bir şeyin
saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için” mühür
konulması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle
konulan mühür söz konusu olmaktadır. Bunun yanında idari organlar kanunlarla,
bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler.
Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, “bir şeyin saklanmasını
veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için” mühür konulması emrini
verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi dayanağını yine
kanundan almaktadır.
İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar,
kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. Bir
başka ifadeyle, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını
sağlamak için kanunla yetkili kılınan makam, bu yetkisini “mühürleme”
yapmak suretiyle kullanmaktadır. Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi
makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden
belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür
konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin
düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmez.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
VI- SONUÇ
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
203. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…veya yetkili makamların emri uyarınca…” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 22.5.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
Üye
M. Emin KUZ
|
|