|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2012/35
Karar Sayısı : 2012/203
Karar Günü : 27.12.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi
İTİRAZIN KONUSU :22.11.2001 günlü, 4721
sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 319. maddesinde yer alan “…ve her halde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl…” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 11., 13. ve 36.maddelerine aykırılığı ileri
sürülerek iptaline karar verilmesi
istemidir.
I- OLAY
Aile mahkemesince, evlat
edinme işleminin üzerinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 319.
maddesinde öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi gerekçe
gösterilerek reddedilen davanın temyiz incelemesini yapan ve itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Yargıtay İkinci
Hukuk Dairesi sözkonusu ibarenin iptali
için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“Davacı, evlat edinmeyi ve bu ilişkinin kaldırılması sebebini
öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde dava hakkını kullanmıştır.
Ancak evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl geçtiği için davası
reddedilmiştir. Evlatlık ilişkinin kaldırılmasına ilişkin dava hakkının
kullanılmasını, “evlat edinme işlemden itibaren beş yılla sınırlayan” Türk
Medeni Kanununun 319. maddesi hükmü, Anayasanın 2.,
11., 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. Şöyle ki;
Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin
nitelikleri sayılırken “...Türkiye Cumhuriyeti’nin, bir hukuk devleti”
olduğu belirtilmiş; 11. maddesi ise “Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme
ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan
temel hukuk kuralları olduğu, kanunların Anayasaya aykırı olamayacağını”,
36. maddesi, “herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahip bulunduğunu” hükme bağlamış, 13. maddesinde ise,
“temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın
ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı” belirtilmiştir.
Evlat edinme ile, evlat edinenle evlatlık
arasında doğal soybağına yakın bir soybağı ilişkisi kurulmaktadır.(TMK. m.
282/2) Bunun sonucu olarak evlat edinme ile, ana ve babaya ait hak ve
yükümlülükler evlat edinene geçmektedir. (TMK. m. 314) Türk Medeni Kanunu, evli bir kimsenin tek başına
evlat edinmesine, Kanunda sayılan belirli durumlarda izin vermiş, bunun
dışında evli bir kimsenin tek başına evlat edinmesinin mümkün olmadığını,
eşlerin ancak birlikte evlat edinebileceklerini hükme bağlamıştır. Kanunun
“eşler ancak birlikte evlat edinebilirler” (m.306/1) hükmü ile evli bir
kimsenin, birlikte evlat edinmenin imkansız olduğu
bazı durumlarda tek başına evlat edinmesine imkan veren 307. maddesinin
ikinci fıkrasının iptali isteği, Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla götürülmüş,
Yüksek Mahkeme, 9.7.2009 tarihli, 2004/38 esas, 2009/108 karar sayılı
kararıyla, bu hükümlerin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna vararak itiraz
başvurusunu reddetmiştir. Kanun, kurulmuş olan evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını
gerektiren sebepleri 317. ve 318. maddesinde göstermiştir. 318. madde
“evlat edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa,
Cumhuriyet savcısı veya her ilgilinin, evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını
isteyebileceğini...” hükme bağlamış, “noksanlıklar bu arada ortadan kalkmış
veya sadece usule ilişkin olup, ilişkinin kaldırılması evlatlığın
menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa bu yola gidilemeyeceğini”
öngörmüştür. Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilen somut olayda,
evli bir kimse, birlikte evlat edinmenin imkansız
olduğu Kanunda gösterilen belli durumlar bulunmadığı halde, tek başına evlat
edinmiştir. Başka bir ifade ile, Kanunun izin
vermediği bir evlatlık ilişkisi kurulmuştur. Kanun, 319. maddesinde dava
hakkının “evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden
başlayarak bir yıl ve her halde evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl
geçmekle düşeceğini” hükme bağlamıştır. Bu maddede öngörülen “ve her halde
evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkının düşeceğine”
ilişkin düzenlemenin altında yatan temel sebep, evlat edinme ile kurulan soybağı ilişkisi üzerindeki çekişmeyi bitirmek ve bu
ilişkinin her zaman dava ile ortadan kaldırılabilmesi imkanını
vermemek suretiyle ilişkiye istikrar kazandırmaktır. Kuşkusuz kanun
koyucunun bu amacı, Kanunun izin verdiği bir evlatlık ilişkisi kurulmuş ise
anlaşılabilir. Ortada Kanunun kesin biçimde yasakladığı bir evlatlık
ilişkisi söz konusu ise, bu ilişkinin kaldırılmasını dava etme hakkının,
işlem tarihinden itibaren beş yılla sınırlandırılması, kanuna aykırı bir
ilişkiyi ilelebet sürdürmek anlamına gelir ki, yasa koyucunun bunu
arzulamadığı açıktır. O nedenle, madde metnindeki “ve her halde evlat edinme
işleminin üzerinden beş yıl” ifadesi Anayasanın 2. maddesindeki “hukuk
devleti” ilkesiyle bağdaşmaz.
Öte yandan, Anayasanın 13. maddesi, temel hak ve hürriyetlerin,
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceğini, ... bu sınırlamaların, … ölçülülük ilkesine aykırı
olamayacağını” hükmebağlamıştır. Hukuk devletinin bir gereği olan “ölçülülük”
ilkesi yasa koyucu için bağlayıcıdır. Bu ilke, Anayasa Mahkemesinin çeşitli
kararlarında vurgulandığı gibi “elverişlilik”, “gereklilik” ve
“orantılılık” ilkelerini içerir. “Elverişlilik”, getirilen kuralın
ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik”, getirilen
kuralın, ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve
“orantılılık” ise, getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında
olması gereken ölçüyü ifade eder. (Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 tarihli
2010/71 esas, 2011/143 karar sayılı kararı.) Ölçülülük ilkesi nedeniyle
Devlet, sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri
arasında adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür. İtiraz konusu kural, “dava
hakkını” ölçüsüz şekilde sınırladığından Anayasanın 13. maddesine ve
Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını ve diğer kuruluş
ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” şeklindeki 11. maddesine
aykırı bir düzenlemedir. Anayasaya göre “herkes, meşru vasıta ve yollardan
yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Bu hak, Anayasa’da
herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmamıştır. İtiraz konusu kural, kişinin
dava açma hakkını ölçüsüz bir şekilde sınırlandırmakta ve hakkın özüne
dokunmaktadır. Somut olayda davacının, eşi sağ iken böyle bir dava açmakta
korunmaya değer bir hukuki yararı bulunmadığından (Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 7.12.1955 tarihli ve 11/24 sayılı
kararı.) o ancak eşinin ölümünden sonra bu hakkını kullanabilecektir. Böyle
bir halde, evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl geçmiş ise, başka bir
ifade ile, olayda olduğu gibi eşi, evlat edinme
işleminin üzerinden beş yıl geçtikten sonra ölmüş ise, işlem üzerinden beş
yıl geçmiş olduğu için davacı hiçbir zaman dava açamayacak demektir. O
nedenle sözü edilen kuralın, “hak arama özgürlüğünün” özüne dokunduğundan
Anayasanın 36. maddesine de aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Öte yandan; Anayasa Mahkemesi; kocanın soybağının
reddi davası açma hakkını “her halde doğumdan başlayarak beş yılla”
sınırlayan Türk Medeni Kanununun 289. maddesinin birinci fıkrasındaki
“...her halde doğumdan başlayarak beş yıl. .” ibaresini, 25.6.2009 tarihli,
2008/30 esas, 2009/96 karar sayılı kararıyla Anayasaya aykırı bulmuş ve
iptal etmiştir (R.G. 7.10.2009 gün ve 27369 sayı.) Babalık
davasında da, çocuğun dava hakkını ergin olduğu tarihten itibaren bir
yıllık hak düşürücü süreye bağlayan Türk Medeni Kanununun 303. maddesinin
ikinci fıkrasındaki “...hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte
işlemeye başlar...” hükmünü, 27.11.2011 tarihli, 2010/71 esas, 2011/143
karar sayılı kararıyla yine Anayasaya aykırı görerek iptal etmiş, bu hükmün
iptali nedeniyle aynı maddenin ikinci fıkrasının kalan bölümünün de
uygulanma olanağı kalmadığından iptaline karar vermiştir. (R.G.
7.2.2012 gün, 28197 sayı) Bu kararlarda ortaya konulan iptal gerekçeleri,
evlat edinenle evlatlık arasındaki soybağı tesis
eden “evlat edinme işleminin kaldırılması davası” için de geçerli olmak
gerekir.
KARAR: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
1- Davada uygulanacak kural niteliğinde
olan Türk Medeni Kanununun 319. maddesinde yer alan “...ve her halde evlat
edinme işleminin üzerinden beş yıl...” şeklindeki düzenlemenin; Anayasanın
2, 11, 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu kanaatine varıldığından, sözü
edilen hükmün iptali için, Anayasanın 152’nci ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 40’ncı maddesi
gereğince Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulmasına,
2- Temyiz incelemesi bakımından, Anayasa Mahkemesine itiraz
başvurusunun bekletici mesele sayılmasına, Anayasanın 152/3. ve 6216 sayılı
Kanunun 40/5. maddesi gereğince, davanın temyiz incelemesinin, işbu
başvurunun Anayasa Mahkemesinin kaydına giriş tarihinden itibaren beş ay
süreyle bekletilmesine,
3- Gerekçeli başvuru kararının aslının, dava dosyası içindeki
belgelerin aslına uygunluğu onaylı örneklerinin dizi listesine bağlanarak
Anayasa Mahkemesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunu’nun itiraz konusu kuralın da yer aldığı 319. maddesi şöyledir:
“Hak düşürücü süre
Madde 319- Dava hakkı, evlâtlık ilişkisinin
kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl ve her hâlde evlât edinme işleminin
üzerinden beş yıl geçmekle düşer.”
B- Dayanılan
Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2.,
11., 13.ve 36. maddelerinedayanılmıştır.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi gereğince Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra
Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla 18.4.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatma BABAYİĞİT
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında,
itiraz konusu kural ile Kanun’un kesin biçimde yasakladığı bir evlatlık
ilişkisinin kaldırılmasını dava etme hakkının, işlem tarihinden itibaren
beş yılla sınırlandırılmasının Kanun’a aykırı bir ilişkiyi ilelebet
sürdürmek anlamına geleceği; bu durumun hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmayacağı gibi dava hakkını ölçüsüz şekilde sınırladığı ve hak arama
özgürlüğünün özüne dokunduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın2., 11.,
13.ve 36. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un itiraz
konusu kuralın da yer aldığı 319. maddesi uyarınca, evlatlık ilişkisinin
kaldırılmasına ilişkin dava hakkı, ilişkinin kaldırılmasını gerektiren
sebebin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde evlat edinme işleminin
üzerinden beş yıl geçmekle düşmektedir. Beş yıllık süre, evlat edinme
kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlamaktadır.
Evlatlık ilişkisinin
kaldırılması için öngörülen süreler, hak düşürücü süre olduğundan, hâkim
tarafından yargılamanın her aşamasında kendiliğinden nazara alınacaktır. Bu
nedenle Kanun’da öngörülen süre geçmiş ise dava, hak düşürücü sürenin geçirilmesi
nedeniyle reddedilecektir.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına
egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine
açık olan devlettir.
Kanunların kamu
yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar
içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın
gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine
tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve
kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Anayasa’nın 36. maddesinde,
hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel
unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Bu hak, hukuki bir
uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne
taşınması hakkını da kapsar. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama
özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte,
bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu
söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın
doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca,
hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş
olsa da, Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu
hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına
ve kullanımına ilişkin düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından
kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen
kurallar olduğu açıktır. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde
yer alan güvencelere aykırı olamaz.
Anayasa’nın 13. maddesine
göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum
düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı
olamayacağı gibi, hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Hak
arama özgürlüğü demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri
olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altına
alınmalıdır. Diğer taraftan, hukuki işlem ve kuralların sürekli dava
tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar
ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın 41. maddesinde,
Türk toplumunun temeli olarak tanımlanan aile ve çocukların yüksek
çıkarının korunması için tedbirler alınması devlete verilmiş bir ödevdir.
Çocuğun korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı
olmadıkça biyolojik anne ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve
sürdürme hakkına sahip olduğu düşünüldüğünde, bu hakkı ve işlevselliğini
koruyan hak arama özgürlüğünü zedeleyecek nitelikteki kuralın, gözetilmesi
gereken birey ve kamu yararı arasındaki adil dengeyi koruduğu
söylenemeyecektir.
İtiraz konusu kuralda,
evlatlık ilişkisinin kaldırılması davasının belli sürelerle
sınırlandırılmasındaki amacın, çocuğun ve ailenin devamlı olarak dava
tehdidi altında bulundurulmasını engelleyerek evlat edinme ilişkisine
istikrar kazandırmak, aileyi ve çocuğu korumak, ailenin ve toplumun
huzurunun bozulmasını önlemek olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Kanun’da
kişinin kusuru olmaksızın, onu, vaktinde dava açmaktan alıkoyan haklı
nedenlerin varlığından dolayı evlat edinme işleminin ortadan kaldırılması
davasının süresinde açılamaması durumu için herhangi bir düzenleme
öngörülmemiştir. Kanun’a göre evlat edinme kararının kesinleştiği tarihten
itibaren beş yıllık süre geçtikten sonra, gecikmeyi haklı kılan bir neden
olsa bile evlat edinme işleminin kaldırılmasına ilişkin dava, süre yönünden
reddedilecektir. Haklı nedenlerle evlatlık ilişkisinin
kaldırılması ile ilgili sebebi, evlat edinme kararının kesinleştiği
tarihten itibaren beş yıllık süre dolduktan sonra öğrenen kişinin, durumu
geç öğrenmesine yol açan haklı nedenin varlığı değerlendirilmeden dava
hakkını beş yıllık hak düşürücü süreye bağlayan itiraz konusu kural ile
kişinin dava açma hakkı ölçüsüz bir şekilde sınırlanmakta ve hak arama
hürriyetinin özü zedelenmektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2., 13. ve 36. maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 11. maddesi ile ilgisi
görülmemiştir.
Mehmet ERTEN bu görüşe farklı gerekçeyle
katılmıştır.
VI- İPTAL
KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 319. maddesinde yer alan “…ve her halde evlât edinme işleminin üzerinden
5 yıl…” ibaresinin iptal edilmesi
nedeniyle, doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince
iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay
sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII- SONUÇ
1- 22.11.2001 günlü,4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 319.
maddesinde yer alan “…ve her hâlde
evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE,
2-4721
sayılı Kanun’un 319. maddesinde yer alan “…ve her hâlde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl…”
ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince İPTAL
HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
27.12.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
FARKLI GEREKÇE
İtiraz konusu
kuralda, evlatlık ilişkisinin kaldırılmasıyla ilgili dava hakkının evlat
edinme işleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği öngörülmektedir.
Kuralda öngörülen hak
düşürücü nitelikteki dava açma süresi, yargılama şartına ilişkin olup, bu
süreyi belirleme yetkisi, Anayasa’da belirlenen temel hukuk kurallarına
bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri gözetilmek
koşuluyla yasa koyucuya aittir.
Yasa koyucu, evlatlık
ilişkisinin kaldırılmasıyla ilgili dava açma süresini düzenlerken hukuk
devleti olmanın gereği olan adaletli, hakkaniyete uygun ve ölçülü olma
ilkelerini de gözetmek durumundadır. Bu nedenle Devlet, sınırlamadan
beklediği kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlüklerinin koruması için
gereken adil ve hassas dengeyi sağlamak ve buna göre düzenleme yapmak
yükümlülüğündedir. Anayasa’da düzenlenen kişinin maddi ve
manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile Devlet’in herkesin maddi ve
manevi varlığını geliştirmesi için gerekli şartları hazırlama görevi
dikkate alındığında, evlat edinenin, evlatlığın, evlatlık işlemi
ilgililerinin ve bu gibilerin evlat edinme işleminden doğan her türdeki
haklardan yararlanmak gibi kişiliklerine bağlı temel haklarının bulunduğu
ve bu haklarının korunması gerektiği açıktır.
İtiraz konusu kural ile evlatlık
ilişkisinin kaldırılmasıyla ilgili dava hakkının,evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl
geçmekle düşeceği yolunda getirilen
sınırlandırmanın, evlat edinmeyle ortaya çıkacak ihtilafların bir an önce
ortadan kaldırılarak evlatlık ile evlat edinen arasındaki soy bağını
korumaya, kişilerin sürekli olarak dava tehdidi altında kalmalarını
önlemeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Yasa koyucu bir taraftan kişilerin soy
bağının korunmasına ve uzun süre dava tehdidi altında bulundurulmalarının
önlenmesine ilişkin gerekliliği gözetirken, diğer taraftan da hak arama
özgürlüklerinin zarar görmemesi için gerekli önlemleri almak
yükümlülüğündedir. Bunun için, takdir yetkisi kullanılarak belirlenecek
sürenin ilgililer açısından makul, adil ve kabul edilebilir bir süre olarak
belirlemesine ihtiyaç bulunmaktadır.
Kuralda öngörülen beş yıllık dava açma süresinin, küçük yaşta
evlat edinilenlerin dava hakkını kullanmak için aranan yaşa gelinceye kadar
sona erecek ya da kullanılamaz şekilde kısalacak olması, diğer ilgililer
yönünden ise bu süre içinde evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin
varlığının öğrenilebilmesinin güçlük arz etmesi, sürenin hak düşürücü
nitelikte olması ve geçirilmesinden sonra evlatlık ilişkisinin kaldırılmasıyla ilgili sebebin varlığına rağmen
dava açma imkânının ortadan kalkması birlikte
dikkate alındığında bu sürenin yetersiz,
ölçüsüz ve kabul edilemez olduğu değerlendirilmektedir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın adaletli ve
ölçülü olma ilkelerine, kişileri maddi ve manevi varlığını geliştirme ve
hak arama hürriyetine ilişkin hükümlerine aykırıdır. İptali gerekir.
|