|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2012/92
Karar Sayısı : 2013/31
Karar Günü : 28.2.2013
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN: Uşak
1. Sulh Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 8.6.1984 günlü, 233 sayılı Kamu İktisadi
Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 13. maddesinin (2)
numaralı bendinde yer alan “…temsil yetkisini gerektiğinde devretmek”
ibaresinin, Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri
sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Görülmekte
olan davada davalı kurumu temsil yetkisinin avukatlık sıfatını haiz olmayan
kurum personeline devredilmesi nedeniyle itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu kanaatine varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının
gerekçe bölümü şöyledir :
“Davacı (ve davacının aşamalardaki vefatından sonra
davacı mirasçıları) vekili dava dilekçesinde özetle davacıyla davalı
arasında araç kiralama konusunda 3 yıllık kira sözleşmesi imzalandığını,
ancak akaryakıt fiyat farkından doğan alacağın başlangıçta sözleşmenin 6.1 maddesi uyarınca davalı tarafından hesaplanarak
ödendiğini, bilahare davalının fiyat farkı hesaplamasını tek taraflı
değiştirdiğini ve şartnamenin 6.1.5 maddesine göre anılan alacağı
hesaplamaya başladığını, bu vaziyetin davacı aleyhine netice doğurduğunu
belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik
1.000.00TL akaryakıt fiyat farkının dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni
faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, husumet
itirazlarının bulunduğunu, fiyat farkı hesabında hukuka aykırılık
bulunmadığını davanın zamanaşımına uğradığını, sözleşmenin imzalanması
esnasında davacının fiyat farkına ilişkin ihtirazi
kayıt, koymadığını belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir.
Aşamalarda davalı tarafından 233 sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (KHK) 13/2 maddesi
uyarınca, Uşak PTT Başmüdürlüğü, Muhasebe Müdürü …,
Posta İşleme Müdürü … ile Personel ve İdari İşlerMüdürü vekili …’nın haklarında 1. Hukuk Müşaviri imzalı temsil selahiyetnameleri ibraz edilmiş ve iş bu selahiyetnamelere istinaden duruşmalara davalının
personeli olduğu anlaşılan anılan kişiler girerek savunma yapmışlardır.
2- ANAYASAYA AYKIRILIK :
Somut davada avukat sıfatını taşımayan şahsın
davalıyı temsilen mahkeme nezdinde işlem yapmasını ve duruşmalara
girmesini, beyanda bulunmasını, usuli işlemleri yapmasını temin eden
233 sayılı anılan KHK’nın 13/2 bendi Anayasanın
eşitlik ilkesine aykırıdır.
İptali istenen anılan KHK hükmü şöyledir. “13-
Genel müdürün görev ve yetikleri aşağıda gösterilmiştir: … 2. Teşebbüsü,
idare ve YARGI MERCİLERİNDEve üçüncü kişilere karşı temsil
etmek ve TEMSİL YETKİSİNİ GEREKTİĞİNDE DEVRETMEK,”
Buna karşılık Anayasanın kanun önünde eşitliği
düzenleyen hükmü şöyledir: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi
düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.. Hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.Devlet
organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
a-
Taraflar Açısından:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 73/1 maddesi
uyarınca “Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren
hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın
takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine,
yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu
işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi
kapsar.” Dolayısıyla
anılan KHK hükmü uyarınca PTT Genel Müdürünce (veya somut olayda olduğu
gibi onun yetkilendirdiği kişi veya kişilerce) görevlendirilen, iş bu
müdürlüğün personeli 6100 sayılı HMK 73/1 maddesindeki işlemlerin tamamını
anılan KİT için yapabilmektedir.
Buna karşılık anılan KHK kapsamına girmeyen ve
fakat davanın tarafı olan gerçek veya tüzel kişilerin 1136 sayılı Avukatlık
Kanununun 35/1 maddesinin “Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa
vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar
huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli
işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız barodayazılı
avukatlara aittir.” hükmü gereğince ancak Avukat sıfatlı vekil ile davada
temsil edilmesi imkânı mevcuttur.
Yani 233 sayılı KHK kapsamına giren tüzel kişi
kendisini genel müdürünün görevlendirdiği ve temsil yetkisi verdiği ve
fakat avukat sıfatı bulunmayan kişilerce (genellikle kendi personellerince)
temsil ettirebilmekte iken; bu KHK kapsamı haricindeki gerçek ve tüzel
kişiler bu imkandan yararlanamamaktadır. Bu durum davanın
tarafları açısından Anayasal eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır.
Anayasanın 2 nci
maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş;
10 uncu maddesinde de, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayırım gözetilmeksizin
yasa önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, zümreye ya da sınıfa ayrıcalık
tanınamayacağı vurgulanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında vurgulandığı
gibi kanun önünde eşitlik ilkesi, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
olacağı anlamına gelmemekle birlikte, yasaların uygulanmasında birbirinin
aynı durumda olanlar ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve
toplumların yaratılmasını engellemektedir. Anayasa ile eylemli değil
«hukuki eşitlik» amaçlanmaktadır. Anayasanın öngördüğü eşitlik ilkesinin
çiğnenmemesi için, aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumların
ayrı kurallara bağlı tutulması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, kişisel
durumları ve nitelikleri özdeş olanlar arasında konulan kurallarla değişik
uygulamaların yapılmaması gerekmektedir.
Somut olayda davanın mahiyeti itibarıyla veya başka
bir yönden tarafların kendilerini temsil ettirdikleri vekilleri açısından
taraflar arasında fark güdülmesini mucip ve Anayasa Mahkemesinin anılan
içtihadına göre makul bir sebep mevcut değildir. Tam tersine 233 sayılı KHK
kapsamındaki KİT’lerin kendilerini avukatla temsil ettirebilecek ekonomik imkanları bu KHK kapsamı haricindeki tüzel ve özellikle
gerçek kişilere nazaran gayet geniştir. Eş söyleyişle anılan KHK
kapsamındaki KİT’lerden çok daha dar ekonomik imkâna sahip gerçek veya
tüzel kişilerin kendilerini mahkeme önünde ancak avukatla temsil ettirmek imkanı mevcut iken; bunlardan çok daha geniş ekonomik
imkana sahip KİT’lerin avukat haricinde kişilerce de temsil edilmesini
makul gösteren hiçbir sebep yoktur. Bu yönden anılan KHK hükmü Anayasal
eşitliğe aykırıdır.
b- Taraf
Vekilleri Açısından:
Anılan KHK sadece davanın tarafları açısından değil
ve fakat taraf vekilleri açısından da Anayasal Eşitlik İlkesine açıkça
aykırı neticeler doğurmaktadır.
Bilindiği gibi avukatlar 1136 sayılı Avukatlık
Kanunu hükümleri uyarınca mesleklerini icra ederler. Anılan Kanunun 1.
maddesi uyarınca “Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat,
yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil
eder.” Yine aynı Kanununun 2. maddesi uyarınca da “Avukatlığın amacı;
hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve
anlaşmazlıkların adalet ve
hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak
uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi,
kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve
tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder.
Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile
kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta
şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde
yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak
kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri
incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekâletname
ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin
mahkemeden alınabilir.”
Yine anılan kanun ve ilgili yönetmeliklerle meslek
kuralları uyarınca avukatların mesleğe nasıl kabul edileceği, hangi işleri
yapamayacakları, hangi süreyle staj yapabilecekleri, baro üyelikleri,
baronun yapısı, avukatların hakları ve ödevleri, haklarındaki disiplin
işlemleri v.s. meslekle ilgili konular ayrıntılı biçimde düzenlenmiş ve
kurala bağlanmıştır.
Buna karşılık anılan KHK kapsamına giren KİT Genel
Müdürünün mahkeme nezdinde temsil yetkisi vererek görevlendireceği kişinin
avukat olması mecburiyeti bulunmadığından anılan kurallarla bağlı olması da
düşünülemez.
Yani anılan KHK kapsamındaki KİT’leri mahkeme
nezdinde temsil eden temsilcileri Avukatlık Kanunu ve ilgili mevzuat ile
getirilen kurallara tabi değil iken bu KHK kapsamı haricindeki taraf
vekiller, mecburen avukat sıfatını haiz olacaklarından, anılan kanun ve
ilgili mevzuat uyarınca sıkı kurallara tabi olarak çalışmak
mecburiyetindedirler. Dolayısıyla, KHK kapsamındaki KİT’lerin
mahkeme nezdindeki temsilcileri ile KHK
haricindeki gerçek ve tüzel kişilerin mahkeme nezdindeki
temsilcileri arasında, yukarıda gösterildiği şekilde ciddi farklılık
doğmasını mucip ve yine Anayasa Mahkemesinin Anayasal Eşitlik İlkesine
ilişkin yerleşik içtihadına göre makul bir farklılık mevcut değildir.
Tüm bu nedenlerle anılan KHK hükmünün itirazen iptali, maksadıyla Anayasa Mahkemesine
başvurulması gerekli görülmüştür.
NETİCE:
Belirtilen sebeplerle 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin 13/2 maddesinin “TEMSİL YETKİSİNİ GEREKTİĞİNDE
DEVRETMEK”şeklindeki hükmünün itirazen iptaline karar verilmesi rica olunur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
8.6.1984
günlü, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’nin itiraz konusu kuralın da yer aldığı 13. maddesi şöyledir:
“Teşebbüs Genel Müdürünün Görev ve
Yetkileri:
Madde 13- Genel
müdürün görev ve yetkileri aşağıda gösterilmiştir:
1.
Teşebbüsü; kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile yönetim kurulu
kararları doğrultusunda yönetmek,
2.
Teşebbüsü, idare ve yargı mercilerinde ve üçüncü kişilere karşı temsil
etmek ve temsil yetkisini gerektiğinde devretmek,
3.
Genel müdür yardımcıları, daire başkanları, müessese müdürleri veya benzer
görevlere alınacak personelin atanmalarını yönetim kuruluna teklif etmek,
4.
(Mülga: 15/3/1990 - KHK - 408/5 md.)
5.
Teşebbüs sermayesi ile diğer mali kaynakların, verimlilik ve karlılık
ilkelerine uygun bir düzen içinde kullanılmasını sağlamak,
6.
Kanunların verdiği diğer görevleri yapmak,
7.
Genel Müdür, sınırlarını açıkça belirlemek şartıyla yetkilerinden bir
kısmını astlarına devredebilir. Ancak; yetki devri Genel Müdürün
sorumluluğunu kaldırmaz.
B-
Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında, Anayasa’nın 10. maddesine
dayanılmıştır.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü
hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ,
Alparslan ALTAN,Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM,
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz
AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın
katılımlarıyla 20.9.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava
dilekçesi ve ekleri, Raportör Davut BÜLBÜL tarafından hazırlanan işin
esasına ilişkin rapor, dava konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, mahkemelerde tarafları asıl yerine ancak avukat sıfatını haiz
kimseler temsil edebildiği hâlde, 233 sayılı KHK’ye tabi kamu tüzel
kişilerine avukat olmayan personeli aracılığı ile de temsil edilebilme
yetkisi veren itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 10. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
233
sayılı KHK’nin 13. maddesinde teşebbüs genel müdürünün görev ve yetkileri
düzenlenmiştir. İtiraz konusu kuralda ise, teşebbüs genel müdürünün
teşebbüsü idare ve yargı mercilerinde ve üçüncü kişilere karşı temsil
edeceği, gerektiğinde temsil yetkisini devredeceği belirtilmiştir. Buna
uygun olarak kamu iktisadi teşebbüsleri, mahkemelerde müdürleri veya
yetkilendirdikleri personeli veya tevkil edecekleri avukatları tarafından
temsil olunurlar.
Teşebbüsün
temsili bakımından temsil yetkisi verilen personel ile vekilin durumu
farklıdır.Zira teşebbüsün müdürü
haiz olduğu yetkileri tüzel kişiliğe vücut veren statüden aldığı ve
hareketleri tüzel kişinin hareketi sayıldığı halde vekilin yetkisi vekâlet
akdi hükümleri ile sınırlıdır.
1136
sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesine göre, yargı mercilerinde asıl
yerine dava açmak, savunmak, iş takip etmek yetkisi kural olarak baro
levhasına kayıtlı avukatlara aittir. Ancak, aynı maddede hukuk ve ceza
muhakemeleri kanunları ile sair kanunlarda gösterilen hallerde avukat
olmayan kimselerin de asıl yerine mahkemelerde iş ve işlemler yapabileceği
belirtilmiştir. Temsile ilişkin genel kuralın istisnası niteliğinde olan
itiraz konusu kural, kamu iktisadi teşebbüsü genel müdürüne avukat sıfatını
haiz olmayan personeline de kurumu yargı mercileri önünde temsil yetkisi
verebileceğini düzenlemektedir.
Anayasa’nın
10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar
için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan
kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden
aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler,
kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Kamu
iktisadi teşebbüsleri, kurulması, organları, personel rejimi, görev ve
yetkileri, işleyiş ve amaçları ve sona ermeleri yasal veya idari işlemlerle
düzenlenen, sermayesinin tamamı
devlete ait iktisadi alanda kural olarak ticari esaslara göre faaliyet
gösteren veya tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek
üretip pazarlayan kamu tüzel kişileridir. Diğer değişle kamu
iktisadi teşebbüsleri, faaliyet gösterilen sektörde sermaye birikimi
sağlayarak kamu refahını artırma amacıyla var olan, özel hukuk kişileriyle
özel hukuk hükümlerine göre yaptığı iş ve işlemleriyle de endüstriyel ve
ticari kamu hizmeti veren kamu tüzel kişileridir. Ayrıca kamu iktisadi
teşebbüsleri, kamu tüzel kişisi olmaları nedeniyle kamu gücünü kullanma
ayrıcalığından yararlanırlar. Dolayısıyla kamu iktisadi teşebbüslerini özel
hukuk kişilerinden ayrı tutmak, ayrı düzenlemeye bağlı kılmak ya da genel
bir düzenlemenin kapsamı dışında bırakmak, onlara ayrıcalık tanımak
anlamında olmayıp hukuki statülerindeki farklılığın gereğidir.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir.
İtirazın reddi gerekir.
Bu
görüşe Serruh KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Celal
Mümtaz AKINCI katılmamıştır.
VI- SONUÇ
8.6.1984 günlü, 233 sayılı
Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 13. maddesinin
(2) numaralı bendinde yer alan “…temsil
yetkisini gerektiğinde devretmek” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve itirazın REDDİNE, Serruh KALELİ, Serdar
ÖZGÜLDÜR ile Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 28.2.2013 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
İptal istemine konu 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 13. maddesinin (2) numaralı bendindeki, Teşebbüs Genel
Müdürünün görev ve yetkileri arasında sayılan “…temsil yetkisini
gerektiğinde devretmek …” kuralı, anılan makam sahiplerine avukat olmayan
kişileri de yargı mercilerinde temsille görevlendirme yetkisi vermektedir.
Bu kuralın bir benzeri de, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ve özel
bütçeli idarelerde temsille ilgili olarak 569 sayılı KHK’de öngörülmüştür.
Yargı mercilerinde temsil konusu, dar yorumla yasakoyucunun takdir hakkı içerisinde
değerlendirilebilir. Ancak, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen “hukuk
devleti” ilkesi ile 36. maddesinde yer alan “adil yargılanma” ilkesi,
avukat sıfatını taşımayan kamu görevlilerinin davada temsille
yetkilendirmelerine engel teşkil etmektedir. Çünkü,
yargılama faaliyeti Anayasa’ca teminat altına alınan, hak ve özgürlüklerle
doğrudan bağlantılı bir olgu olup; salt mali, idari vb. gerekçeler öne
sürülerek kimi kamu kurum ve kuruluşlarına temsil bakımından istisna
tanınması, kanaatimizce belirtilen anayasal kuralların ihlâli anlamına
gelmektedir. Ülkemizde avukatlık mesleğinin geldiği konum ve bu mesleği
icra eden avukatların sayıca yeterliliği karşısında da, yasakoyucuyu
bu konuda zorlayan bir fiili ve hukuki durumun varlığından da söz edilemez.
“Hukuk devleti” ilkesi, Anayasadaki yargıyla ilgili diğer kurallarla
birlikte değerlendirildiğinde; adil bir yargılanma için hukuki anlamda
temsilin avukatlar dışında söz konusu edilmemesi gerektiği gerçeğini ortaya
koymaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2. ve 36.
maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan;
çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|