|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı: 2012/133
Karar Sayısı
: 2013/33
Karar Günü :
28.2.2013
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU : 5.12.1951
günlü, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun;
1- 21.2.2001 günlü, 4630
sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine
İlişkin Kanun’un 25. maddesiyle değiştirilen 68. maddesinin birinci
fıkrasında yer alan “…üç kat
fazlasını isteyebilir.” ibaresinin,
2- 23.1.2008 günlü, 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla
Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un 141. maddesiyle değiştirilen 76. maddesinin ikinci fıkrasının “Belirtilen belge veya
listelerin sunulamaması tüm eser, fonogram, icra, film ve yayınların haksız
kullanılmakta olduğuna karine teşkil eder.”
biçimindeki son cümlesinin,
Anayasa’nın 2., 10.,
13. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar
verilmesi istemidir.
I- OLAY
İzinsiz icra edildiği
tespit edilen eserlerin rayiç bedelinin üç katının tazmin edilmesine ve
izinsiz icra edilen diğer eserlerin listesinin davalı tarafça dosyasına
ibraz edilmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada, itiraz konusu
kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine varan Mahkeme, iptalleri için
başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir :
“…İtiraza konu Fikir ve Sanat Eserleri
Kanununun 68/1 maddesinin ‘izinsiz kullanım halinde eser sahibi belirlenen
rayiç bedelin üç kat fazlasını tazminat olarak isteyebilir’ şeklindeki
metninde yer alan ‘üç kat fazlasını isteyebilir’ cümlesinin Anayasanın
‘Herkesin dil, ırk, cins ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun
önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa ayrıcalık tanınmayacağına’ ilişkin 10. maddesine
aykırı olduğu düşünülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa
Mahkemesinin içtihatlarına göre eşitlik: eşit durumlara eşit biçimde, eşit
olmayan durumlara ise farklı muamele edilmesidir. Bunun ihlali ise
ayrımcılık olarak kabul edilmektedir. Ancak zayıf durumda olan bazı insan
grup ve kategorilerinin ve bazı fiili eşitsizliklerin söz konusu olduğu
durumlarda eşitliği sağlamak için bazı avantaj sağlayıcı tedbirlerin
alınması kabul edilmektedir. Dolaysıyla da her farklı muamele değil makul
ve objektif haklılık taşımayan farklı muamele ayrımcılık sayılır. Farklı
muamele ile meşru bir amaç hedefleniyorsa ve amaç ile kullanılan vasıta
arasında makul bir orantılılık -ölçü- ilişkisi varsa ayrımcılık yoktur. O
halde bu tür düzenlemelerin makul ve objektif bir haklılığa cevap verme
gibi bir zorunluluğu vardır.
Anayasanın öngördüğü bu kriterler bağlamında bir
kesime ‘ayrıcalık’ tanıyan itiraza konu yasanın makul ve objektif haklılığı
bulunmamaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki gerek Fikir ve Sanat
Eserleri Kanununun (FSEK) 80. maddesinin sondan 3. fıkrası ve gerekse
Yargıtay’ın çok yerleşmiş içtihatlarına göre itiraza konu 68. maddenin 1.
fıkrası yalnızca Yasanın 2., 3., 4., 5. maddelerinde sayılan eser
sahiplerine değil eser sahibinde hakları devir alan tüm mali hak
sahiplerine ve komşu hak sahiplerine de uygulanmaktadır. Yine Yargıtay’ın
söz konusu Yasaya yorum getiren içtihatlarına göre: hakim davacının artış
talebiyle bağlı olup istenilen tutarın makul olup olmadığını kontrol edemez (Ek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Esas 2008/8996. Karar 2010/757
sayılı kararı ekli) Bu nedenle de uygulamada hemen tüm davalarda üst sınır
olan üç kat artış talep edilmekte ve üç kat aynen hüküm altına
alınmaktadır.
İşte hakime takdir yetkisi tanımayan bu mutlak
uygulanırlık nedeniyle gerek bu haktan yararlanan herkesin eşit durumda
olmaması ve gerekse çok büyük bölümü için bu tür pozitif ayrımcılığı haklı
gösteren anayasal koşulların söz konusu olmaması ve gerekse de ayrım
gözetmeksizin her türlü ihlale aynı yaptırımın ön görülmesi nedeniyle yasa
ile getirilen ayrıcalık (pozitif ayrımcılık) Anayasanın eşitlik ilkesine
aykırıdır.
Herşeyden önce bu yasadan yararlanan değişik kesim
ve kategoriler birbirlerine eşit durumda değildir. AB sürecine kadar telif
hakları denince sadece bilimsel veya edebi eserler, güzel sanatlar gibi
sınırlı bir kategori söz konusu iken AB uyum süreciyle birlikte kapsam
hızla genişledi. Özellikle 1980’1er de başlayan yeni bilgi teknolojileri
ile gelişen ve en çok katma değer yarattığı için günümüz dünya ekonomisinin
motorunu oluşturan başta bilgisayar programları olmak üzere veri tabanları,
numerik kreasyonlar, web tasarımları, video oyunları, mültimedya eserler,
moda endüstrisi, müzik endüstrisi, sinema endüstrisi, sanayinin her
kolundaki Ar-Ge çalışmaları sonucu oluşturulan teknolojik tasarımlar gibi
çağımız teknolojik inovasyonları bu yasa kapsamında korunduğundan iptali
istenilen yasadan tüm bu aktörler yararlandığı gibi bu endüstrilerin büyük
bölümü de dünya inovasyon ağına sahip çok uluslu şirketlerce
gerçekleştirilmektedir. Bazılarının bir devlet bütçesinden daha büyük
bütçeleri söz konusudur. Dolaysıyla da bu tür fikri mülkiyet ağırlıklı
olarak kültürel değil ekonomik boyutludur. Nitekim Türkiye’nin AB
adaylığında fikri haklar için fasıl açılması da bu hakların ilişkin olduğu
küresel ekonomik boyutu nedeniyledir. İşte İtiraz konusu yasa hem eşit
durumda olmayan farklı kategorilerdeki hak sahiplerinin tümü için aynı
pozitif ayrımcılığı getirdiği için hem de bu ayrımcılığa büyük bölümünün
gereksinimi olmadığı için Anayasanın öngördüğü anlamda ‘objektif ve makul’
değildir.
Örneğin bilgisayar programları konusunda dünya
lideri olan çok uluslu bir şirket ile mütevazi bir yazarın ne ekonomik ne
sosyal ne de başka yönlerden eşit olmadığı tartışma götürmediği gibi
korsanı meslek edinen bir davalının durumu ile alıntıda ölçüyü kaçıran bir
başka davalının durumları da asla aynı veya benzer değildir. Bu örneklerin
de gösterdiği üzere eşit durumda olmak bir yana Mars, Venüs kadar birbirine uzak farklı kesimlere yasal genelleme ile eşdeğer bir pozitif
ayrımcılık sağlanırken aynı şekilde ihlal eylemleri benzer olmayan tüm
davalılar da bunun negatif etkisine eşit şekilde maruz tutulmaktadır. İki
yönlü eşitsizlik getiren bu ağır sonuçlar salt caydırıcılık kaygısıyla açıklanamaz.
Zira sorumluluk hukukunda aslolan herkesin neden olduğu miktar kadar zararı
tazminle sorumlu olmasıdır. Tazminatın miktarı ise fiilin işleniş şekli,
ağırlığı, kusurun derecesi, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, karşı
tarafın ödeme gücü, iyi niyet, hâkimin vicdani kanaati gibi unsurlar
dikkate alınarak her somut durumun özelliklerine göre objektif olarak
belirlenir. İtiraza konu yasada bu prensipler göz ardı edilerek her davalı
peşinen üç kat tazminat ödemeye zorlandığından ‘yasa önünde eşitlik’ hakkı
davacı lehine keyfi olarak ihlal edilmiştir.
Telif hakları da sonuçta menkul ve gayrimenkul veya
marka, patent gibi diğer fikri mülkiyet gibi bir mülkiyettir. Bu haklara
adeta kutsiyet atfeden keyfi ayrıcalık tanınması taraf ülkelerin
çıkarlarını dengelemeye çalışan fikri mülkiyetin uluslararası korumasını
sağlayan küresel antlaşmalara da aykırıdır. Nitekim TRIPS’in hak
ihlallerinde tazminatı düzenleyen ilgili 45. maddesi: ‘fikri mülkiyet
hakkının ihlal edilmesi nedeniyle hak sahibinin uğradığı zararın telafi
edilmesine yetecek tazminatın ihlal eden kişi tarafından hak sahibine
ödenmesi’ şeklindedir. Bu madde ile tazminatın miktarı uğranılan zararla
sınırlı tutulmuştur. Bizzat uluslararası bu düzenleme
‘uğranılan zararın üç katı tazminat ödemesi’ni öngören itiraz konusu 68.
maddenin meşru ve makul bir dayanağının bulunmadığının açık kanıtıdır.
Aynı şekilde Türkiye’nin
taraf olduğu icracı sanatçılar fonogram yapımcıları ve yayın kuruluşlarının
korunmasına dair Roma Anlaşmasının 12. maddesine göre ‘ticari amaçla
yayınlanmış fonogramlar,radyo ve
televizyon yayınlarında veya umuma arz için kullanılmışsa kullanan
tarafından icracı sanatçılara veya fonogram yapımcılarına yahut da her
ikisine bir defaya
mahsus olmak üzere makul bir ücret ödenir.
Sözleşmenin Fransızca orijinal metninde ‘une
remuneration equitable et unique’ İngilizce orijinal metninde ise ‘a single
equitable remuneration’ ibareleri kullanılmış olup her iki dildeki bu
kullanımların Türkçe karşılığı ‘hakkaniyete uygun, makul ücret’ ifadesidir.
Bu sözleşme ile bu fonogramların televizyonlarda veya umuma arz için kullanımları
izne tabi olmaksızın kullanan tarafın karşı tarafa bir defaya mahsus olmak
üzere hakkaniyete uygun makul bir ücret
ödemesi öngörülmüştür. Buna yasal lisans denmektedir. Anlaşmanın
gerekçesinde bu hak sahiplerinin asıl gelirlerini fonogramların satışı
yoluyla zaten sağladıkları ve televizyondaki bu kullanımın ikincil kullanım
olduğu için hem hak sahiplerinin hem de yayıncıların menfaatlerini
dengelemek amacıyla makul ücrete dayalı bir çözüm bulunmuştur (traite de la
propriete litteraire et artistique, Andre Lucas,Henri- jacques Lucas.
P.843, 844)
Bu sistem 19 Kasım 1992
tarihli, 92/100 nolu AB konsey direktifinin 8.2 maddesinde aynı içerikte
düzenlenmiştir ‘DIRECTIVE 92/100/CEE DU CONSEIL du 19 november 1992 relative
au droitde locationet de pret et â certains droits voisins du droit
d’auteur dans le domaine de la propriete intellectuelle. ArticleS/ 2. Les Etats membres prcvoicnt un droit pour assurer
qu’une remunerationeguitable et unigue est verse’e par l’utilisateur
lorsqu’un phonogramme publie â des fıns de commerce, ou une reproduction de
ce phonogramme, est utilise pour une radiodiffusion par le moyen des ondes
radioelectriques ou pour une communication quelconque au publie,)
Fransız Fikri Mülkiyet Kanunun 214-1,4. bendinde de
aynı şekilde düzenlenmiştir. SACEM meslek birliği hak sahipleri adına
hakkaniyetli ve tek bir ücret üzerinde yayıncı kuruluşlarla sözleşmeler
yapmaktadır.
Ayrıca Avrupa birliğinde direktiflere uyum
zorunluluğu nedeniyle aynı hüküm tüm birlik ülkelerinde benzerdir. Roma
anlaşması ise uluslararası bir anlaşma olduğu için bu anlaşmaya taraf tüm
ülkelerde de durum aynıdır.
Bütün bu uluslararası mevzuat ile AB mevzuat ve
uygulamasında televizyonda fonogramların yayınlanmasında hakkaniyetli ücret
ve yine TRIPS anlaşmasıyla da diğer ihlallerde sadece uğranılan gerçek
zararın hüküm altına alınmasıyla yetinilmesi hiç bir argümana gerek
olmaksızın bu hükmün hem gereksiz hem de Anayasanın ölçülülük ilkesine
aykırı olduğunu kabule yeterlidir.
Zira Türkiye TRIPS ve ROMA anlaşmalarına taraf olup
Anayasanın 90. maddesi gereğince bu anlaşmaların yasalara önceliği
bulunmaktadır.
Kaldı ki fikri mülkiyet konusu tekel hakların zaten
rekabet ve ticaret serbestisini bozan pazar paylaşımına yol açıcı üstün
gücü vardır. Buna ilave imtiyazlar eklenmesine ihtiyacı yoktur. Yasanın 67,
68, 69, 71, 72, 73, 74, 76, 77, 80, 81, 82. maddeleri TRIPS’in fikri
mülkiyetin etkin koruma koşullarını düzenleyen 41 ve devamındaki hükümlerinden
çok çok daha ağırdır. Türkiye teknoloji transferi alan, yani fikri mülkiyet
konusu objeleri üreten değil satın alan, kiralayan ülke konumundadır.
Dolaysıyla da bu alandaki konumu zayıftır. Bu teknolojileri üretip transfer
eden ABD de, Avrupa birliğine üye ülkelerde ve TRIPS sözleşmesine taraf
diğer ülkelerde bu düzenlemenin söz konusu olmaması bile tek başına bu
ayrıcalığa gerek olmadığının en güçlü kanıtıdır. İnovasyon ülkesi Almanya,
Fransa, İngiltere’nin telif yasalarında buna benzer ağırlaştırıcı düzenleme
yoktur. Burada oldukça garip bir çelişki söz konusudur. Bu durum TRIPS
anlaşması ile fikri mülkiyet ile rekabet ve ticaret serbestisi arasında
kurulmak istenilen dengenin Türkiye’de doğru anlaşılmıyor olmasından
kaynaklanmaktadır. 1883 tarihli endüstriyel mülkiyetin uluslararası
korunmasına ilişkin PARİS sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerinin uluslararası
korumasına ilişkin BERN konvansiyonuna taraf ülkelerin fikri mülkiyet
korumasındaki menfaatleri eşdeğer olmadığı için nerdeyse son 40 yıldan beri
revize edilemediğinden bloke olmuş ve fikri mülkiyeti ticaret ve rekabet
serbestisi ile bir denge içinde tutma ihtiyacı ile modern ‘Ticaretle
Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması’ TRIPS kabul edilmiştir.
TRIPS’in gerekçesinde bu denge ‘uluslararası ticaretteki engelleri ve
bozuklukları azaltmak isteğiyle fikri mülkiyet haklarının korunmasında yeterliliği
ve etkinliği artırma ihtiyacını göz önüne alarak fikri mülkiyet haklarının
uygulanmasına ilişkin usul ve önlemlerin bizzat yasal ticaret
için bir engel oluşturmamasını sağlamak amacıyla’ ifadeleriyle
açıklanmıştır. Sözleşmenin 7, 8, 40, 65, 68v.s maddeleri ile fikri mülkiyet ile ticaret ve rekabet serbestisi
arasında denge sağlayıcı hükümler getirilmiştir. Aynı şekilde Avrupa
Birliği kurucu Roma anlaşmasının ticaret ve rekabet serbestisini, serbest
dolaşım, ayrımcılık olmamasına ilişkin eski 81, 82 yeni 85, 86, 30-34, 7 ve
36. maddeleri ile, AB nin ‘teknoloji transferine ilişkin direktifi’ ve
fikri mülkiyete ilişkin onlarca farklı AB direktiflerinin tümünde fikri
mülkiyetin ticaret ve rekabet serbestisine zarar vermesini ve hakim durumun
kötüye kullanımını önleyici emredici hükümler öngörülmüştür.
Türk Rekabet Kanunun pazar paylaşımını ve hakim
durumun kötüye kullanımını yasaklayan 4 ve 6. maddeleri de belirtilen
uluslararası düzenleme dikkate alınarak hazırlanmıştır. Bu hükümler telif
haklarını da kapsamaktadır.
Özetle bu yasa ile getirilen ‘pozitif
ayrımcılıktan’ yararlanan hak sahiplerinin çok büyük bölümü bu ayrımcılığı
hak edecek bir ekonomik veya sosyal zayıflık içinde olma bir yana dünya
pazarlarını domine etme gücüne sahip küresel şirketlerdir. Öyle ki bu gün
eksen kayması olarak açıklanan üretimin batıdan doğuya kayması, fikri
mülkiyet konusu inovasyonların sınır ötesi akışkanlığı nedeniyle mümkün
olabilmiştir (Ek 08/02/2011 tarihli Radikal Gazetesinde
“Fikri Mülkiyetin Küresel Ekonomik dönüşüme Etkisi başlıklı makale).
Fikri hak sahipleri arasında Anayasanın kastettiği pozitif ayrımcılığı hak
edenlerin sayısı oldukça küçük bir oran oluşturmaktadır. Dolaysıyla da zaten inovasyon ve tekel haklar nedeniyle güç
konsantrasyona sahipken dünyadaki başka hiçbir telif yasasında yer almayan
ve ortak uluslararası korumayı aşırı ölçüde aşan bu yasa güç
konsantrasyonuna daha da destek olmanın yanında ihlali bizzat özendirici
kılmaktadır.
Yine bu ağır hükümleri ‘caydırıcılıkla’ açıklamak
da mümkün değildi. Anlatılmaya çalışıldığı üzere telif hakları ekonomik
boyutu baskın olan ve diğer mülkiyetlere göre ayrıcalıklı korumayı
gerektiren bir niteliğe sahip değildir. Örneğin patent konusu herhangi bir
ilacın veya çağ atlatan bir buluşun asli işlevi rant sağlamaktan ibaret bir
müzik klibinden daha az korumayı hak ettiği düşünülemez. En hayati ilaçları
konu alan fikri mülkiyet konusu patentler için dahi böyle özel bir artırım
düşünülmemesi bile bu ayrıcalığın hukuki ve sosyal temelden yoksunluğunu
gösterir.
B- Yasa ile Anayasanın 13. maddesinin emrettiği
‘ölçülülük’ prensibi ihlal edilmiştir.
İtiraz konusu 68. madde ile Anayasanın ‘temel hak
ve hürriyetlerin özüne dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanacağı ve bu sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik
toplum düzenine ve laik cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağına
ilişkin 13. maddesinin emredici’ ‘ölçülülük’ prensibi de ihlal
edilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, insan hakları
uluslararası komisyonu ile Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre ölçülülük
testi uygulanırken kısıtlamanın orantılı olup olmadığı yani müdahalenin
pozitif ve negatif yönleri arasında bir denge bulunup bulunmadığı müdahalede
kullanılan vasıta yerine, meşru amaca ulaşmaya imkan veren ama aynı zamanda
hakkı daha az kısıtlayan bir ikame vasıta bulunup bulunmadığı ile
belirlenir . Meşru amaç ile kullanılan vasıta arasında makul bir
orantılılık varsa müdahale haklı kabul edilebilir.
İtiraza konu yasanın eşitliği bozan meşru amacı
‘fikri hakların ihlalinde caydırıcılığı’ sağlamaktır. Mevcut yasa bu
caydırıcılığı rayiç zararın üç katı tazminatla sağlamaya çalışmaktadır. Üç
kat tazminatın uluslararası anlaşma ile öngörülen tazminata göre çok
abartılı ve aşırı olduğu ve davacıyı keyfi olarak zenginleştirirken
tazminatın büyüklüğüyle orantılı olarak davalıyı yıkıma sürüklediği ve bu
sonucunda adalet duygusunu incittiği açıktır. Daha önce de değinildiği gibi
TRIPS’in hak ihlallerinde tazminatı düzenleyen ilgili 45. maddesi ile
tazminatın miktarı uğranılan zararla sınırlı tutulmuştur. Bizzat
uluslararası bu düzenleme ‘uğranılan zararın üç katı tazminat’ ödemesini
öngören itiraz konusu 68. maddenin ölçüsüzlüğünü gözler önüne sermektedir.
TRIPS ve Roma anlaşması ile 1992 tarihli AB konsey
direktifinin yukarıda içeriği verilen bağlayıcı hükümleri ile öngörülen
tazminat sistemlerine göre de yasanın ölçüsüz olduğu tartışmayı
gerektirmeyecek biçimde açıktır.
Peki hem caydırıcılığı sağlayan hem de en az ihlale
neden olan ikame bir çözümle caydırıcılığı sağlamak mümkün değil midir? Her
somut durumun özelliğine göre tekerrür olasılığı olan vakalarda veya özel
durumlarda tazminatı belli bir oran dahilinde artırmada hakime takdir
yetkisi tanıyan bir düzenleme ile bir yandan caydırıcılık sağlanırken diğer
yandan da davalının haklarının ihlali minimum düzeye indirgenmiş olacaktır.
İşte bu minimal ihlal imkanın varlığı temel hakka (yasa önünde eşitlik)
müdahalenin ölçüsüz olduğunun kanıtıdır.
C- Adil
dava hakkı da ihlal edilmektedir.
68. maddenin iptali istenilen hükmü Anayasanın
‘herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri
önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına
sahip olduğuna’ ilişkin 36. maddesini de ihlal edicidir.
Özellikle İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına (18
şubat 1997 Niderost - Huber 25 mayıs 1993, Kokinakise, phom Hoange 1992)
göre adil dava hakkı; bir davada ki taraflardan birini diğer tarafa karşı
net bir şekilde dezavantajlı duruma sokmayacak koşullarda makul şekilde
davasını mahkemeye açıklayabilme imkanı tanınması olarak tarif edilir. Buna
silahların eşitliği prensibi de denir. İtiraz konusu yasa nedeniyle davalı
taraf normal bir davada lehine değerlendirilebilecek savunma vasıtalarından
yoksun bırakılmakta ve davanın daha en başında fiilin işleniş şekli ne
olursa olsun peşinen üç kat gibi oldukça fahiş ilave bir tazminata mahkum
edilmekte ve adil dava hakkının bir parçası olan lehine olan hafifletici
nedenleri ileri sürebilme hakkından mahrum bırakılmaktadır. Bu koşullarda
sahip olduğu bu hafifletici delilerin varlığı tazminatın artırılmasına
etkisi olmayacaktır. Yine birbirinden farklı koşullarda gelişmiş her olaya
aynı ağırlıktaki yaptırımı uygulamaya zorlanan yargıcın delil ve vicdani
kanaatine göre karar verme hakkı da elinden alınmaktadır.
Bunu bir örnek üzerinde test etmek mümkündür.
FSEK’in 54. maddesine göre hak sahibi olmayan üçüncü şahıstan iyi niyetle
bir hakkı iktisap edenin iyi niyeti korunmaz, örneğin kendisini hak sahibi
olarak tanıtan birinden alınan senaryonun filme uyarlanmasından sonra
senaryonun gerçek sahibinin ortaya çıkıp tv kanalına dava açması durumunda
iyi niyetle senaryoyu alan kanal iyi niyetine rağmen üç kat tazminat
ödemekle yükümlü olacaktır. Bu örnekteki iyi niyetli davalı ile kitap
korsanlığını itiyat edinmiş korsancı yasanın hak sahibi lehine getirdiği
yaptırıma eşit şekilde maruz kalmaktadır.
D-
Anayasa’nın cumhuriyetin nitelikleri arasında saydığı ‘yasada yapılan
değişikliklerin toplumsal gerçeklerle uyumlu olması ve adalet kuralları
içermesine’ ilişkin 2. maddesine de aykırılık vardır.
Eser sahiplerinin haklarının ihlali halinde
uğradıkları zararın en çok üç kat fazlasını isteyebileceğine ilişkin FSEK
68/1 maddesiyle davanın taraflarından birine gerçekten hak etmediği fahiş
bir kazanç sağlanmaktadır. Bunun da adalet ve hakkaniyet hislerini rahatsız
edeceği tartışma götürmez. Örneğin gerçek tazminat bir milyon dolar olduğu
halde bunun sırf yasada öyle yazıyor diye üçle çarpıp sonrada toplama en
yüksek faiz yürüterek 4-5 milyon dolara ulaşan bir meblağ üzerinde
ödetilmesinin adalet duygularını inciteceği izah gerektirmez. Sonuçları
itibariyle ihlali özendirici içerik barındıran böyle bir yasanın adil
olduğu savunulamaz.
FSEK 76. maddeye ilişkin
Anayasaya aykırılık iddiası:
FSEK 76. maddesi son
paragrafında yer alan ‘belirtilen belge ve /veya listelerin sunulmaması tüm
eser, fonogram, icra, film, ve yayınların kullanılmakta olduğuna karine
teşkil eder’ şeklindeki düzenlemenin Anayasanın 10, 12/1, 13 ve 36.
maddelerine aykırı olduğu düşünülmektedir.
A- ‘herkesin iddiasını kanıtlamakla yükümlü
olduğuna’ ilişkin genel isbat kuralı hak sahipleri lehine ters çevrilirken
ölçülülük prensibini açıkça ihlal edici ağır yaptırım getirdiği için
Anayasanın daha önce tartışılan eşitlik ve ayrımcılığa ilişkin maddelerine
aykırı olduğu düşünülmektedir.
Yargıtay’ın bu maddeyle ilgili içtihadına göre herhangi bir
televizyon kanalında bir tek şarkının izinsiz kullanıldığının tesbiti
halinde kanal sahibinin tv programını sunamaması durumunda yalnız meslek
birliğinin repertuarındaki yerli tüm müzikleri değil yerli meslek
birliğinin BERN ve BARCELONA sözleşmeleri gereğince temsil ettiği dünyadaki
diğer tüm meslek birliği repertuarlarını da bir süreyle kullanmış sayılır. (Ek Yargıtay 11.
Hukuk Dairesi’nin Esas 2008/9820, Esas 2004/11439, Esas 2004/13432 nolu
kararları) Bu da aşağı yukarı dünya müziğinin en büyük
bölümüne tekabül etmektedir. Oysa fiiliyatta bırakın tematik kanalları bir
müzik kanalının bile bu kadar kapsamlı müziği kullanması maddeten mümkün
değildir. Üstelik bir yıllık tüm repertuar kullanım bedeli esas alınarak
tazminat miktarı tesbit edildikten sonra iptali talep edilen diğer 68.
madde gereğince bu miktar üç kat artırılıp toplama birkaç yıllık en yüksek
ticari faiz yürütülerek hüküm altına alınmaktadır. Bir şarkının bir haber
kanalında, bir tematik kanalda veya bir müzik kanalında yayınlanması
durumunda da aynı kural uygulanmaktadır. Yani izinsiz bir tek şarkının CNN,
HABER TÜRK, KANAL TÜRK, SHOW TV, SAMANYOLU, KANAL D, STAR gibi tematik veya
KRAL TV gibi bir müzik kanalında bir kez yayınlanması durumunda yasa aynı
koşullarla uygulanmaktadır. Oysa Tematik kanalların 24 saat
müzik yayını yapmaması nedeniyle müzik kanalıyla aynı ağırlıkta yaptırıma
tabi tutulması ölçülülük prensibine aykırıdır.
B- Yasa adil dava hakkını
özellikle de silahların eşitliği prensibini de ihlal etmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına
göre adil dava hakkı ‘bir davanın taraflarından birini diğeri karşısında
net bir şekilde dezavantajlı duruma düşürülmeyecek koşullarda makul şekilde
davasını savunacak imkanların tanınması olarak tarif edilir (18 şubat 1997
NİDEROST - HUBER,İsviçre- PHOM hoangc.france 25 eylül 1992).
Radyo Televizyon Üst Kurulu RTÜK kanalların bir yıllık
yayınlarını arşivlerinde muhafaza etmektedir. Dolaysıyla da izinsiz yayını
tesbit eden meslek birliğinin gerek mahkeme vasıtasıyla gerekse bizzat
RTÜK’e başvurarak ilgili kanalın bir yıllık programına ulaşma imkanı
vardır. Bu imkan yerine TV kanallarını arşivlerini yıllarca saklamaya
mecbur tutulması kanalları meslek birliği karşısında net şekilde
dezavantajlı duruma sokmaktadır. Bu durum adil yargılamanın bir parçası
olan ‘delillerin dürüstlüğü’ prensibine aykırıdır. Zira bu düzenleme ile
müzik kanalı olmayan normal bir kanalın bile neredeyse dünyadaki tüm
müzikleri bir yıl boyunca kullandığı yasal karineyle kabul edilmektedir ki
bunun dürüstçe olmadığı tartışma götürmez. Kaldı ki Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin 25 Mayıs 1993 tarihli KOKİNAKİSE kararında vurgulandığı üzere
yasal karinelerin dar yorumlanma prensibi de ihlal edilmektedir.
C- Ölçülülük ilkesi ihlal
edilmektedir:
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre ölçülülük
testi uygulanırken kısıtlamanın orantılı olup olmadığı yani müdahalenin
pozitif ve negatif yönleri arasında bir denge bulunup bulunmadığı
müdahalede kullanılan vasıta yerine, meşru amaca ulaşmaya imkan veren ama
aynı zamanda hakkı daha az kısıtlayan bir ikame vasıta bulunup bulunmadığı
ile belirlenir. Meşru amaç ile kullanılan vasıta arasında makul bir
orantılılık varsa müdahale haklı kabul edilebilir.
A, B
başlıkları altında örnekler üzerinde ortaya konulduğu üzere yasayla genel
ispat külfeti ters çevrilmekle yetinilmeyip karşı tarafın yasanın emrettiği
vasıtaları sunmamasının sonuçlarına da ağır ve ölçüsüz yaptırım bağlanmıştır.
Bir tek müzik yayını halinde yerli yabancı tüm
meslek birliklerinin repertuarı üzerinde bir yıllık sürekli kullanım yerine
kanalın niteliği, günlük programlarının genel içeriğini dikkate alan bu
konuda hakime de takdir hakkı da tanıyan dolaysıyla karşı tarafın anayasal
dava hakkını daha az kısıtlayan ikame bir çözüm mümkündür. O halde hedeflenen
meşru amaçla kullanılan vasıta arasında makul bir ölçü bulunmadığından
Anayasanın emrettiği ölçülülük prensibine de açıkça aykırılık söz
konusudur.
Anayasa’nın cumhuriyetin nitelikleri arasında
saydığı ‘yasada yapılan değişikliklerin toplumsal gerçeklerle uyumlu olması
ve adalet kuralları içermesine’ ilişkin 2. maddesine de aykırılık vardır.
Yasanın a, b, c bentlerinde belirtilen adalet
duygusunu incitici ağır yaptırım içermesi nedeniyle Anayasanın 2. maddesine
de aykırı olduğu düşünülmektedir.
KARAR
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5846 sayılı Yasanın 68. maddesinin 1. fıkrasının
devamında yer alan ‘rayiç zarar itibariyle uğradığı zararın en çok üç kat
fazlasını isteyebilir’ şeklindeki metnin ‘üç kat fazlasını isteyebilir’ bölümünün
Anayasanın 2, 10, 13 ve 36 maddelerine,1- Aynı
Yasanın 76. maddesi son paragrafında yer alan ‘belirtilen belge ve/veya
listelerin sunulmaması tüm eser, fonogram, icra, film ve yayınların
kullanılmakta olduğuna karine teşkil eder’ şeklindeki düzenlemenin
Anayasanın 10, 2, 13 ve 36 maddelerine aykırı olduğu düşünüldüğünden iptal
edilebilmesi için konunun itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülmesine,2- Kararın
aslı ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı suretinin karara eklenmesine,3- Anayasa
Mahkemesinin konu ile ilgili kararı vermesi için yasal sürenin beklenmesine,”
III- YASA
METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralları
5.12.1951 günlü, 5846 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer
aldığı 68. ve 76. maddeleri şöyledir:
“Madde 68- Eseri, icrayı, fonogramı
veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan,
işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü
işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni
alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği
bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en
çok üç kat fazlasını isteyebilir.
İzinsiz
çoğaltılan kopyalar satışa çıkarılmamışsa hak sahibi çoğaltılmış
kopyaların, çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri araçların imhasını
veya üretim maliyet fiyatını geçmeyecek uygun bir bedel karşılığında
kendisine verilmesini ya da sözleşme olması durumunda isteyebileceği
miktarın üç kat fazlasını talep edebilir. Bu husus, izinsiz çoğaltanın
hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İzinsiz çoğaltılan
kopyalar satışa çıkarılmışsa hak sahibi, tecavüz edenin elinde bulunan
nüshalar hakkında ikinci fıkradaki şıklardan birini kullanabilir.
İkinci ve üçüncü
fıkraların eser sahibinden başka hak sahiplerince uygulanabilmesi için eser
sahibinin bu Kanunun 52 nci maddesine uygun yazılı çoğaltma izni aranır.
Hak sahiplerinden
biri, ikinci ve üçüncü fıkralar uyarınca talepte bulunduklarında Ceza
Muhakemesi Kanununun el koymaya ilişkin hükümleri delil elde etmek amacı
dışında uygulanmaz.
Bedel talebinde
bulunan kişi, tecavüz edene karşı onunla bir sözleşme yapmış olması halinde
haiz olabileceği bütün hak ve yetkileri ileri sürebilir.”
Madde 76- (Değişik madde: 23/01/2008-5728 S.K./141.mad)Bu Kanunun düzenlediği hukukî ilişkilerden doğan
davalarda, dava konusunun miktarına ve Kanunda gösterilen cezaya
bakılmaksızın, görevli mahkeme Adalet Bakanlığı tarafından kurulacak
ihtisas mahkemeleridir. İhtisas mahkemeleri kurulup yargılama
faaliyetlerine başlayıncaya kadar, asliye hukuk ve asliye ceza
mahkemelerinden hangilerinin ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği ve
bu mahkemelerin yargı çevreleri Adalet Bakanlığının teklifi üzerine
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.
Bu Kanun kapsamında açılacak hukuk davalarında mahkeme,
davacının iddianın doğruluğu hakkında kuvvetli kanaat oluşturmaya yeter
miktar delil sunması hâlinde, korunmakta olan eserler, fonogramlar,
icralar, filmler ve yayınları kullananların, bu Kanunda öngörülen izin ve
yetkileri aldıklarına dair belgeleri veya tüm yararlanılan eser, fonogram,
icra, film ve yayınların listelerini sunmasını isteyebilir. Belirtilen belge veya
listelerin sunulamaması tüm eser, fonogram, icra, film ve yayınların haksız
kullanılmakta olduğuna karine teşkil eder.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa
Kuralları
Başvuru kararında,
Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 36. maddelerine dayanılmış, 138. maddesi ise
ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü
hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN,Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan
ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI,
Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla 22.11.2012
günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından
işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri,
Raportör Davut BÜLBÜL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,
dava konusu yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun’un 68.
Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan “…üç kat fazlasını isteyebilir.” İbaresinin
İncelenmesi
Başvuru kararında, zararın
belirlenmesinde hâkime takdir hakkı vermeyen “…üç kat fazlasını isteyebilir.” biçimindeki itiraz konusu
kuralınölçülü olmadığı, fikri
mülkiyet hakkı sahibi yararına pozitif ayrımcılık niteliğinde olduğu ve
toplumsal gerçeklerle örtüşmediği belirtilerek,
kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine
göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural Anayasa’nın 138. maddesi
yönünden de incelenmiştir.
5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu’nun itiraz konusu kuralın da yer aldığı 68. maddesinin
birinci fıkrası eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden
izin almadan kullanmanın hukuki sonuçlarına ilişkin düzenlemeler
içermektedir. Maddenin itiraz konusu ibareyi de içeren birinci fıkrasında mali hakları tecavüze uğrayan fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin
ihlal edilen hakları nedeniyle dava edebilecekleri miktara üst sınır
getirilmektedir.
İtiraz konusu kuralın
gerekçesinden, korsan mal ticaretinin
engellenmesi ve fikri mülkiyetin oluşturduğu ticari piyasada güven ortamının sağlanabilmesi amacıyla kuralın
yasalaştığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk
güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan,
işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir.
Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel,
objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk
devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde
kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet
ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Anayasa’nın 138. maddesinin
birinci fıkrasında, “Hâkimler
görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak
vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler” denilmiştir. Böylece
hâkimlerin görevlerini her türlü baskı ve etkiden uzak, Anayasa’ya, yasaya
ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre yerine getirebilmeleri
sağlanarak yargı yetkisini kullanmaları güvence altına alınmıştır.
Hâkim, anayasa, yasa,
tüzük, yönetmelik gibi her türlü yazılı pozitif hukuk kurallarıyla
bağlıdır. Bu bağlılık takdir hakkını kullanamayacağı anlamına gelmez. Bu
nedenle hâkim delillerin değerlendirilmesinde, yasaların yorumunda ve soyut
kuralların somut olaya uygulanmasında takdir yetkisini kullanır.
İtiraz konusu
kural, eser, icra, fonogram veya
yapımın izinsiz kullanılması halinde hak sahiplerinin dava yoluyla isteyebileceği bedele üst sınır getirmiştir. Kural,
hâkimin taleple bağlı olduğuna dair veya takdir yetkisine ilişkin olumsuz
bir düzenleme içermemektedir. Bu sınır içerisinde kalmak şartıyla hâkimin
dosya içeriği ve talebi de gözeterek takdir yetkisi kullanacağı açıktır.
Öte yandan dava edilen eser, icra,
fonogram veya yapımın bedelini belirleme görevi de
hâkime bırakıldığından hüküm altına alınacak bedelin belirlenmesinde
hâkimin takdir yetkisinin olmadığından söz edilemez.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 10.,
13. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
B- Kanun’un 76.
Maddesinin İkinci Fıkrasının “Belirtilen belge veya listelerin sunulamaması tüm eser,
fonogram, icra, film ve yayınların haksız kullanılmakta olduğuna karine
teşkil eder.” Biçimindeki Son Cümlesinin İncelenmesi
Başvuru kararında, itiraz
konusu kuralın ispat külfetini eser sahipleri lehine ters çevirmekle
ölçülülük prensibini ihlal ettiği, davanın taraflarından birini diğeri
karşısında dezavantajlı duruma düşürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı,
adalet ve eşitlik ilkelerine uygun olmadığı belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 36. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu’nun itiraz konusu kuralın da yer aldığı 76. maddesi bu
Kanun’da belirtilen hukuki ilişkilerden kaynaklanan davalarda görevli
mahkemeye ve bu mahkemelerde görülecek davalarda uygulanacak ispat usulüne
ilişkin düzenlemeler içermektedir. İtiraz konusu kural, korunmakta olan
eserler, fonogramlar, icralar, filmler ve yayınların haksız olarak
kullanıldığı hakkında kuvvetli kanaat oluşturmaya yeter delil sunulması
halinde, mahkemenin davalı taraftan gerekli izin ve yetkileri aldıklarına
dair belgeleri veya tüm yararlanılan eser, fonogram, icra, film ve
yayınların listelerini dosyasına ibraz etmesini isteyebileceğini, istenilen
belge veya listelerin sunulamamasının eser, fonogram,
icra, film ve yayınların haksız kullanıldığına karine teşkil edeceğini
düzenlemektedir.
Anayasa’nın “Hak
arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin, gerekli araç ve
yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı olarak
iddia ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir.
Karine, bilinen bir olaydan
belli olmayan bir diğer olay için hâkim ya da kanun tarafından çıkarılan
sonuçtur. Başka bir ifadeyle karine, bir olayın hukuki durumunun varlığı
veya yokluğu sonucunun çıkarılmasını sağlayan, adalet düşüncesinin etkin
bir şekilde işlemesine yarayan bir ispat usulüdür.
Fikri
mülkiyet haklarının ihlal edilmesindeki kolaylığı ve ihlal teşkil eden eylemlerin
denetimindeki zorluğu gözeten kanun koyucu, korsan mal ticaretiyle etkin
mücadele siyaseti kapsamında yasalaştırdığı itiraz konusu kural ile fikri
mülkiyet hakkı sahiplerine, bu hakkı ihlal edenler karşısında iddialarını
ispat kolaylığı sağlamıştır.
Hukuk
devletinde kanun koyucu, Anayasa’nın temel ilkelerine ve Anayasa’da
öngörülen güvencelere bağlı kalmak kaydıyla, ispat usullerinin belirlenmesi
konusunda takdir yetkisine sahiptir. Ancak belirlenen usul kurallarının,
Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen ‘adil yargılanma hakkı’nın
öngördüğü güvencelere aykırılık taşımaması gerekmektedir. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan silahların
eşitliği ilkesi ise, kişinin maruz kaldığı
haksızlık karşısında haklılığını ileri sürüp ispatlayabilmesini, yargı
mercileri önünde hakkını arayabilmesini ve davada ileri sürülen iddia ve
delillere karşı eşit imkânlarla cevap verebilmesini gerektirir.
Kanun koyucu
korsan mal ticareti ile etkin mücadele edebilmek amacıyla 5846 sayılı
Kanun’da bazı değişiklikler yapmıştır. Bu kapsamda yapılan değişikliklerden
olan itiraz konusu kural, davacının gerçekten hak sahipliğini
ispatladığı eserlere
ilişkin
olarak
tecavüzün varlığı
açısından
sübjektif ispat yükünü tersine çevirmektedir. Buna göre mahkemece, korunmakta olan eserler, fonogramlar, icralar,
filmler ve yayınları kullanmak için gereken izin ve yetkilerin alındığına
dair belgeleri veya tüm yararlanılan eser, fonogram, icra, film ve
yayınların listelerinin dosyasına ibraz edilmesi istendiği halde ibraz
etmeyen davalının artık eser, fonogram, icra, film ve
yayınları haksız olarak kullanmadığını kendisinin ispat etmesi
gerekmektedir. Fakat itiraz konusu kural, karinenin oluşması için
belirtilen bu şartlara rağmen, davalı tarafın sözü geçen karinenin aksini
ispat hakkını sınırlandırmış değildir.
Öte
yandan, Anayasa’nın
142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve
yargılama usulleri kanunla düzenlenir denilmektedir. Hukuk devletinde kanun
koyucu, haksız fiil ve sonuçları hakkında yasama yetkisini kullanırken,
Anayasa’nın ve hukukun temel ilkelerine bağlı kalmak kaydıyla usul
kurallarının belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. İtiraz
konusu kuralla da kanun koyucu fikri mülkiyet haklarının ihlalini caydırmaya
ve söz konusu hakları koruma altına almaya yönelik bir düzenleme yapmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 10. ve
13. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI-SONUÇ
5.12.1951 günlü, 5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu’nun;
A- 21.2.2001 günlü,
4630 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesine İlişkin Kanun’un 25. maddesiyle değiştirilen 68.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…üç kat fazlasını isteyebilir.” ibaresinin,
B- 23.1.2008 günlü, 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum
Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un 141. maddesiyle değiştirilen 76. maddesinin ikinci
fıkrasının “Belirtilen belge veya
listelerin sunulamaması tüm eser, fonogram, icra, film ve yayınların haksız
kullanılmakta olduğuna karine teşkil eder.” biçimindeki son cümlesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve itirazın REDDİNE, 28.2.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
|