|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı : 2013/21
Karar Sayısı : 2013/57
Karar Günü : 10.4.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN :
Ankara 8. İş Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 25.6.2001 günlü, 4688 sayılı Kamu Görevlileri
Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasının
(g) bendinin Anayasa’nın 10. ve 51. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek
iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Kurucu üyelerinin tamamı Millî Savunma Bakanlığı ve
Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında görev yapan sivil memur ve kamu
görevlilerinden oluşan Sendikanın faaliyetlerinin durdurulması istemiyle
açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasını
ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“…
Taraflar arasındaki
uyuşmazlık; Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre memur olarak çalışan ve
sivil memur olarak adlandırılan devlet memurlarının, 4688 sayılı Kamu
Görevlileri Sendikalar Kanunu hükümlerine göre sendika kurup
kuramayacakları, yasal engel hal var ise bu durumun Anayasa ve Anayasa’nın
90. maddesi gereğince uluslararası hukuk kaynakları açısından geçerli kabul
edilip edilmeyeceği, davalı sendika hukuki durumu noktalarında
toplanmaktadır.
Konuya ilişkin mevzuat
ve … kurucularının durumu; Konuya ilişkin Anayasa hükümleri incelendiğinde
de “Sendika Kurma Hakkı” başlıklı 51. maddesi “Çalışanlar ve işverenler,
üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini
korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst
kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme
haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten
ayrılmaya zorlanamaz. Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu
düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla
sınırlanabilir. Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil,
şart ve usuller kanunda gösterilir. (Mülga dördüncü fıkra: 7/5/2010-5982/5
md.) İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının
kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak
kanunla düzenlenir. Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve
işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına
aykırı olamaz”
4688 sayılı Kamu
Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesi “Kamu
görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerinin
korunması ve geliştirilmesi için oluşturdukları sendika ve konfederasyonların
kuruluşu, organları, yetkileri ve faaliyetleri ile sendika ve
konfederasyonlarda görev alacak kamu görevlilerinin hak ve sorumluluklarını
belirlemek ve toplu sözleşme yapılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.”
denilmektedir. Kapsamı düzenleyen 2. maddesi ise “Bu Kanun, Devletin veya
diğer kamu tüzel kişilerinin yürütmekle görevli oldukları kamu
hizmetlerinin görüldüğü genel, katma ve özel bütçeli idareler, il özel
idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı kuruluşlarda kamu iktisadî
teşebbüslerinde, özel kanunlarla veya özel kanunların verdiği yetkiye
dayanarak kurulan banka ve teşekküller ile bunlara bağlı kuruluşlarda ve
diğer kamu kurum veya kuruluşlarında işçi statüsü dışında çalışan kamu
görevlileri hakkında uygulanır.” kuruluş esaslarını belirleyen 4. maddesi
“Sendikalar hizmet kolu esasına göre, Türkiye çapında faaliyette bulunmak
amacıyla bir hizmet kolundaki kamu işyerlerinde çalışan kamu görevlileri
tarafından kurulur. Bir hizmet kolunda birden fazla sendika kurulabilir.
Meslek veya işyeri esasına göre sendika kurulamaz.” Sendikaların
kurulabileceği hizmet kollarını belirleyen 5. maddesi “Sendikaların
kurulabilecekleri hizmet kolları aşağıda belirtilmiştir :
1- Büro, bankacılık ve
sigortacılık hizmetleri.
2- Eğitim, öğretim ve
bilim hizmetleri.
3- Sağlık ve sosyal
hizmetler.
4- Yerel yönetim
hizmetleri.
5- Basın, yayın ve
iletişim hizmetleri.
6- Kültür ve sanat
hizmetleri.
7- Bayındırlık, inşaat
ve köy hizmetleri.
8- Ulaştırma hizmetleri.
9- Tarım ve ormancılık
hizmetleri.
10- Enerji, sanayi ve
madencilik hizmetleri.
11- Diyanet ve vakıf
hizmetleri.” olarak saymaktadır.
aynı Kanun’un kuruluş
şekliyle ilgili 6. maddesi “Sendika ve konfederasyonlar önceden izin
almaksızın serbestçe kurulurlar. Sendika kurucusu olabilmek için (...) (1)
kamu görevlisi olarak çalışmak yeterlidir.
(Değişik üçüncü fıkra:
4/4/2012-6289/4 md.) Sendikanın kurucuları; sendika tüzüğü ve kamu
görevlisi olduklarını gösterir belge ile sendikayı ilk genel kurula kadar
sevk ve idare edeceklerin isimlerini kuruluş dilekçelerinin ekinde sendika
merkezinin bulunacağı ilin valiliğine vermek zorundadırlar. (Değişik
dördüncü fıkra: 4/4/2012-6289/4 md.) Konfederasyon kurucuları,
konfederasyon tüzüğü ile sendikaların konfederasyon kurulmasına ilişkin
kurucular kurulu kararını ve konfederasyonu ilk genel kurula kadar sevk ve
idare edeceklerin isimlerini konfederasyon merkezinin bulunacağı ilin
valiliğine vermek zorundadırlar. Konfederasyonu ilk genel kurula sevk ve
idare edecekler, üyesi oldukları sendikaların zorunlu organlarına
seçilmemişlerse, kamu görevlisi olduklarını gösterir belgeyi eklemekle
yükümlüdürler.
Yukarıda anılan belge ve
tüzüklerin ilgili valiliğe verilmesi ile sendika veya konfederasyon tüzel
kişilik kazanır. (Değişik altıncı fıkra: 4/4/2012-6289/4 md.) Valilik,
tüzük ve belgelerin birer örneğini, onbeş işgünü içinde Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığına gönderir. Tüzüğün veya bu Maddede sayılan belgelerin
içerdikleri bilgilerin kanuna aykırılığının tespit edilmesi ya da bu
Kanunda öngörülen kuruluş koşullarının gerçekleşmediğinin anlaşılması
halinde, ilgili valilik eksikliklerin bir ay içinde tamamlanmasını ister.
Tamamlanmadığı takdirde sendika veya konfederasyonun faaliyetinin
durdurulması için ilgili valilik bir ay içinde iş mahkemesine başvurur. (1)
Mahkeme, kanuna aykırılığın veya eksikliğin giderilmesi için altmış günü
aşmayan bir süre verir. Verilen süre sonunda tüzük ve belgeler kanuna uygun
hale getirilmemişse, mahkeme sendika veya konfederasyonun kapatılmasına
karar verir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, sendika ve
konfederasyonlar için birer bilgi kaydı tutar.” Hükmünü
Sendika kurma ve üye
olma yasaklarını düzenleyen 15. maddesi ise “Bu Kanuna göre kurulan
sendikalara;
a) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ile
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde çalışan kamu görevlileri,
b) Yüksek yargı
organlarının başkan ve üyeleri, hakimler, savcılar ve bu meslekten
sayılanlar,
c) Bu Kanun kapsamında
bulunan kurum ve kuruluşların müsteşarları, başkanları, genel müdürleri,
daire başkanları ve bunların yardımcıları, yönetim kurulu üyeleri, merkez
teşkilatlarının denetim birimleri yöneticileri ve kurul başkanları, hukuk
müşavirleri, bölge, il ve ilçe teşkilatlarının en üst amirleri ile bunlara
eşit veya daha üst düzeyde olan kamu görevlileri, belediye başkanları ve
yardımcıları,
d) Yükseköğretim Kurulu
Başkan ve üyeleri ile Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri,
üniversite ve yüksek teknoloji enstitüsü rektörleri, fakülte dekanları,
enstitü ve yüksek okulların müdürleri ile bunların yardımcıları,
e) Mülki idare amirleri,
f) Silahlı Kuvvetler
mensupları,
g) Milli Savunma
Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında (Jandarma Genel
Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) çalışan sivil memurlar ve
kamu görevlileri,
h) Milli İstihbarat
Teşkilatı mensupları,
ı) Bu Kanun kapsamında
bulunan kurum ve kuruluşların merkezi denetim elemanları,
j) Emniyet hizmetleri
sınıfı ve emniyet teşkilatında çalışan diğer hizmet sınıflarına dahil
personel,
k) Ceza infaz
kurumlarında çalışan kamu görevlileri,
Üye olamazlar ve sendika
kuramazlar.” Şeklinde düzenlemelere yer verildiği görülmektedir.
Mevzuattaki hükümler
incelendiğinde, Ankara Valiliğine sunulan belgelerden …’in kurucularının
tamamının Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında
memur olarak çalışan ve sivil memur olarak adlandırılan devlet memurları
olduğu, kuruluş bildirimi yapılan …’in 4688 sayılı Kanun hükümlerine tabi
Kamu Görevlileri Sendikası olduğu hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Kanun’da, hangi kurum ve
kuruluşun hangi hizmet koluna gireceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.
Yönetmelikle düzenlenebileceğine ilişkin Kanun’un 5. maddesinin ikinci
fıkrası 6289 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile 11.04.2012 tarihinde
yürürlükten kaldırılmış, 41. madde esaslarına göre tanınan yetki kalmıştır.
Kanun’un 41. maddesine göre hazırlanan Yönetmelik düzenlemesinin “Kamu
Görevlileri Sendikaları Ve Toplu Sözleşme Kanunu Kapsamına Giren Kurum Ve
Kuruluşların Girdikleri Hizmet Kollarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik”
olduğu anlaşılmaktadır. Yönetmeliğin kapsamını düzenleyen 1. maddesinde ise
“25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu
Sözleşme Kanununun 5 inci maddesinde sayılan hizmet kollarına giren kamu
kurum ve kuruluşlarının belirlenmesi ile ilgili hususlar bu Yönetmelikte
düzenlenmiştir.” hükmü, dayanağı düzenleyen 2. maddesinde ise, “Bu
Yönetmelik 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme
Kanununun 5, 41 ve geçici 5 inci maddelerine göre hazırlanmıştır.” hükmü
bulunmaktadır. Yönetmelik ile Kanun dayanak maddeler açısından tam olarak
örtüşmemektedir. Ancak Kanun’un 41. maddesindeki yetki göz önüne
alındığında Yönetmeliğin hukuken geçerli olduğu kabul edilmelidir. Söz
konusu Yönetmelikte de Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı
Kuvvetlerindeki kadroları sayılmamıştır. Bu sayılmamanın, eksiklik veya
unutulmaktan değil, Kanun’un 15. maddesindeki sendika kurma ve üyelik
yasağından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Kanun’un (f) fıkrasındaki
“Silahlı Kuvvetler mensupları,” hükmü ile üniformalı olarak adlandırılan
subay, astsubay gibi asker olarak tanımlanan özel kanunlarla düzenlenen
personelin yasak kapsamına alındığı (g) fıkrasındaki “Milli Savunma
Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında (Jandarma Genel Komutanlığı
ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) çalışan sivil memurlar ve kamu
görevlileri,” hükmü …’in kurucularının da yer aldığı ve asker olarak
tanımlanmayan üniformasız personelin yasak kapsamına alındığı
anlaşılmaktadır. Kanun ve Yönetmeliğin mevcut düzenlemelerine göre …
kurucularının da tabi olduğu “Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı
Kuvvetleri kadrolarında (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik
Komutanlığı dahil) çalışan sivil memurlar ve kamu görevlileri”
kapsamındakilere ilişkin yasağın, gerek 51. ve 90. maddesindeki
düzenlemeler karşısındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekecektir.
…’nin kurulduğu hizmet
kolu; Söz konusu işlerin ayrı bir hizmet kolu olarak düzenlenmemiş olması,
15. maddedeki yasaklar kapsamında olmasından kaynaklanmakla birlikte, yasak
kapsamına alınmaması durumunda Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı
Kuvvetleri kadrolarında çalışan memurların 1 nolu “Büro, bankacılık ve
sigortacılık hizmetleri” hizmet koluna gireceği aşikardır.
Sivil Memurların statüsü
ve tabi olduğu hukuk açısından; TSK’da görevli Sivil Memurların “askeri
personel” olup olmadığını incelemek gerekmektedir. Öncelikle 4688 sayılı
Kanun düzenlemesinin 15. maddesinin (f) ve (g) fıkralarında ayrı sayılması
nedeniyle, söz konusu Kanun açısından da üniformalı ve üniformasız olarak
tanımlanan personelin ayrı değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
TSK’da görevli askeri personel olan Subay, Askeri Memur, Astsubay, Uzman
Erbaşlar ve Sözleşmeli Erler, 926 Sayılı TSK Personel Kanunu, Uzman Erbaş Kanunu
gibi özel kanunlara tabidir. 926 Sayılı TSK Personel Kanunu’nda tabi asker
statüsünde görev yapan “Askeri Memurlar” ifadesi bulunmakla birlikte, bu
personelin sivil memurlar olmayıp, üniformalı personel olarak görev yapan
ve geri hizmet (genellikle büro) görevlerinde çalışan personel olduğu
anlaşılmaktadır. Askeri şahıslar, 353 sayılı Askeri Mahkemelerin Kuruluşu
ve Yargılama Esası Kanunu gereğince 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanununa
tabidir ve yargılamaları da özel nitelikteki Askeri Mahkemelerde yapılmaktadır.
Asker kişilerin kim
olduğu da, 353 sayılı Kanun’un 10. maddesindeki “ASKER KİŞİLER: Bu Kanunun
uygulanmasında aşağıda yazılı olanlar asker kişi sayılırlar: A) (Değişik
bent: 29/06/2006-5530 S.K./2.mad) Muvazzaf askerler; subaylar, astsubaylar,
askerî öğrenciler, uzman jandarmalar, uzman erbaşlar, erbaş ve erler, B)
Yedek askerler (Askeri hizmette bulundukları sürece), C) Milli Savunma
Bakanlığı veya Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşlarında çalışan
sivil personel, D) Askeri işyerlerinde çalışan ve İş Kanununa tabi bulunan
işçiler, E) Rızası ile Türk Silahlı Kuvvetlerine katılanlar,” hükmü ile
belirlenmektedir. Ancak, Davalı tarafından Mahkemeye sunulan 21.09.2012
tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar ile Kanun’un (c)
fıkrasındaki sivil personele ilişkin hükümler iptal edilerek bu kişilerin
asker kişi tanımından çıkarılmasının gerektiği belirtilmiştir. 211 sayılı
TSK İç Hizmet Kanunu’nun Türk Silahlı Kuvvetlerini tanımlayan 1. maddesi de
“Madde 1- Türk Silahlı Kuvvetleri: Kara (Jandarma dahil), Deniz ve Hava
Kuvvetleri subay, askeri memur, astsubay, erbaş ve erleri ile askeri
öğrencilerden teşekkül eden ve seferde ihtiyatlarla ikmal edilen, kadro ve
kuruluşlarla teşkilatı gösterilen silahlı Devlet kuvvetidir.” hükmü ile de
TSK’nın oluşumunda sivil personel sayılmamıştır. Sivil personelin askeri
hizmet ile ilişkisini düzenleyen tek hüküm aynı Kanunun 115. maddesindeki
“Silahlı Kuvvetlerde çalışan sivil memur, müstahdem, müteferrik müstahdem
ve gündelikçi sivil personel bu kanunun askerlere tahmil ettiği sorumluluk
ve hizmetlerin ifası bakımından: a) Amir vazifesi alanlar; maiyetindeki
bütün askeri ve sivil personele hizmetin icabettirdiği emirleri verebilir.
Ceza vermek salahiyetleri yoktur. Maiyetin cezalandırılması icabeden hallerde
en yakın askeri amire müracaat edilir, b) Bütün sivil personel emrinde
çalıştıkları askeri amirlere karşı ast durumunda olup bu Kanunun 14 üncü
maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecburdurlar.
Hilafına hareket edenler askerlerin tabi olduğu cezai müeyyidelere tabi
olurlar” hükmüdür.
TSK’da söz konusu askeri
personel dışında iki farklı statüye tabi olarak sivil personel
çalıştırılmakta olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan biri 4857 sayılı İş
Kanunu’na tabi çalışan ve TSK’da “sivil işçi” olarak adlandırılan işçiler,
diğeri ise işçilerle birlikte hemen hemen aynı iş ve yerlerde görev yapan
(Elektrikçi, berber, aşçı, tekniker, teknisyen, mühendis, bilgisayar
işletmeni vb.) personelin ve subaylar ve astsubaylarla yan yana ve hatta
bazen benzer görevlerde çalışan 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi
ve TSK’da “Sivil Memur” ifadesi ile adlandırılan devlet memurları olduğu
anlaşılmaktadır. Bu görevlilerden, işçi ile benzer görevlerde çalışan
personelin maliyet açısından memur olarak çalıştırılan esasen işçinin
yaptığı iş ile farkı bulunmayan çalışanlar, bazen yetki dahi kullanabilen
ancak hiçbir zaman istihbarat, asayiş, askeri yetki ve görevi bulunmayan
kamu görevlileri olduğu anlaşılmaktadır. Bu personelin, hizmetin yürütümü
sırasında tabi olduğu 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve TSK İç Hizmet
Kanunu hükümlerine aykırılık halinde esasen uygulanacak hukuk 657 sayılı
Devlet Memurları’nın tabi olduğu hukuktur.
Davalı sendika ve
kurucularının 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun “Sendika
üyesi olamayacaklar” başlıklı 15. maddesi (g)fıkrası (...Millî Savunma Bakanlığı ile
Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil
Güvenlik Komutanlığı dahil) çalışan sivil memurlar ve kamu görevlileri kapsamında
yer aldığı ve davada uygulanması gereken madde olduğu, Anayasa
Mahkemesi’nin 01.12.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 20.09.2012
karar tarihli 2012/45 E., 2012/125 K. sayılı ilamı ile 25.10.1963 günlü,
353 sayılı Asken Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 10.
maddesinin 1. fıkrasının (C) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
iptaline karar verilerek MSB veya TSK kadro ve kuruluşlarında çalışan sivil
personelin asker kişilerden sayılması da iptal edildiği gözönüne alınarak
davalı tarafın Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülerek aşağıdaki
şekilde karar vermek gerekmiştir.
GEREĞİ
DÜŞÜNÜLDÜ:
4688 Sayılı Yasanın 15.
maddesinin (g) fıkrasının Anayasa’nın 10. ve 51. maddesine aykırılık
iddiası nedeni ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, 6216 sayılı Yasanın 40. ve Anayasa’nın 152/3. maddesi
gereği Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar (5 ay) davanın
geri bırakılmasına, dosyanın onaylı bir örneğinin Anayasa Mahkemesi’ne
gönderilmesine, gerekli masrafların davalı tarafça karşılanmasına, bu
nedenle duruşmanın 27.09.2013 günü saat 12:00’ye bırakılmasına karar
verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
25.6.2001 günlü, 4688
sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun itiraz
konusu kuralı da içeren 15. maddesi şöyledir:
“Madde
15- Bu Kanuna göre kurulan sendikalara;
a) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ile Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliğinde çalışan kamu görevlileri,
b) Yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri,
hâkimler, savcılar ve bu meslekten sayılanlar,
c) Bu Kanun kapsamında bulunan kurum ve
kuruluşların müsteşarları, başkanları, genel müdürleri, daire başkanları ve
bunların yardımcıları, yönetim kurulu üyeleri, merkez teşkilâtlarının
denetim birimleri yöneticileri ve kurul başkanları, hukuk müşavirleri,
bölge, il ve ilçe teşkilâtlarının en üst amirleri ile bunlara eşit veya
daha üst düzeyde olan kamu görevlileri, (…)belediye başkanları ve yardımcıları,
d) Yükseköğretim Kurulu Başkan ve üyeleri ile
Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri, üniversite ve yüksek
teknoloji enstitüsü rektörleri, fakülte dekanları, enstitü ve yüksek
okulların müdürleriile bunların
yardımcıları,
e) Mülkî idare amirleri,
f) Silahlı Kuvvetler mensupları,
g) Millî
Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında (Jandarma Genel
Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) çalışan sivil memurlar ve
kamu görevlileri,
h) Millî İstihbarat Teşkilâtı mensupları,
ı) Bu Kanun kapsamında bulunan kurum ve
kuruluşların merkezi denetim elemanları,
j) Emniyet hizmetleri sınıfı ve emniyet
teşkilâtında çalışan diğer hizmet sınıflarına dahil personel (…),
k) Ceza infaz kurumlarında çalışan kamu
görevlileri,
Üye olamazlar ve sendika kuramazlar.”
B- Dayanılan ve İlgili
Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında,
Anayasa’nın 10. ve 51. maddelerine dayanılmış, Anayasa’nın 13. maddesi ise
ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü
gereğince Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan
ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI,
Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla 28.2.2013
gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri,
Raportör Ayhan KILIÇ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, Millî Savunma
Bakanlığı veya Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşlarında çalışan
sivil personelin asker kişi sayılamayacağı, bu nedenle bunların
asker kişi gibi değerlendirilerek sendika kurma ve sendikaya üye
olmalarının yasaklanmasının, Anayasa’nın 10. ve 51. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine
göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 13. maddesi
yönünden de incelenmiştir.
Dava konusu kuralla, Millî
Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı
dâhil olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında çalışan sivil
memurlar ve kamu görevlilerinin sendika kurması ve sendikalara üye olması
yasaklanmıştır.
Anayasa’nın 51. maddesinin birinci fıkrasında, “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin
çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve
geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar
kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına
sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya
zorlanamaz.” denilmek suretiyle
işçi ve memur ayrımı yapılmaksızın tüm çalışanların sendika kurma ve
sendikaya üye olma hakkı anayasal güvenceye bağlanmıştır.
Sendika kurma hakkı mutlak
bir hak olmayıp Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca millî
güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel
ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerine
dayanılarak kanunla sınırlanabilir. Öte yandan anılan maddenin beşinci
fıkrasında, “İşçi niteliği taşımayan
kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları
gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.”
hükmüne yer verilerek, ikinci fıkradaki genel sınırlama sebepleri dışında
da bazı kamu görevlileri yönünden bu hakkın kapsamının daraltılması veya
sınırlandırılması ya da hakkın kullanımının yasaklanması mümkün
kılınmıştır. Bununla birlikte anılan fıkraya göre, kamu görevlilerinin
sendikal haklarına ilişkin olarak getirilen kısıtlamaların, gördükleri
hizmetin nitelikleriyle uyumlu olması gerekmektedir.
Silahlı kuvvetlerin ülke savunmasındaki önemi dikkate alındığında,
silah kullanımını gerektiren yurt savunma hizmetlerini fiilen yürüten
üniformalı askeri personel yönünden gerekli disiplinin sağlanması için
anayasal sınırlar içinde özel düzenlemeler yapılması kanun koyucunun
takdirindedir. Nitekim, 25.11.1992
günlü, 3847 sayılı Kanunla onaylanarak uygun bulunan ve ilke olarak tüm
çalışanların sendika kurma ve sendikaya üye olma özgürlüklerini güvenceye
bağlayan Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87
sayılı Sözleşme’nin 9. maddesiyle, Sözleşme’de öngörülen güvencelerin
silahlı kuvvetler ve polis mensuplarına ne ölçüde uygulanacağının ulusal
mevzuatla belirleneceği ifade edilerek silahlı kuvvetler ve kolluk
mensuplarının sendika kurma haklarıyla ilgili olarak taraf devletlere
takdir yetkisi tanınmıştır.
Buna karşılık, Anayasa Mahkemesinin 2.9.2012 günlü, E.2012/45, K.2012/125 sayılı kararında da
açıklandığı üzere, asker kişi sayılmayan ve silah kullanımını gerektirmeyen kimi
teknik ve lojistik hizmetleri yürüten sivil personel yönünden bu şekilde
bir disiplin anlayışını zorunlu kılan haklı bir neden bulunmamaktadır.
Sivil personelin sendika kurma hakkına sahip olması, askerliğin temelini
teşkil eden disiplini zaafa uğratan bir unsur olarak görülemez. Esasen
sivil personelin kuracağı sendikalarda sadece sivil personele yer
verileceğinden bunların, askeri kurumlardaki hiyerarşik yapıya etki etmesi
söz konusu değildir. Dolayısıyla sivil personelin amire ve emre mutlak
itaate dayanan disiplin anlayışı gerekçesiyle sendika kurma ve sendikalara
üye olma hakkından yoksun bırakılmasının, bir zorunluluktan kaynaklandığı
ve hizmetin niteliğine uygun düştüğü söylenemez. Nitekim, diğer demokratik
ülkelerin uygulamalarına bakıldığında, sivil personele yönelik mutlak bir
sendikalaşma yasağının bulunmadığı görülmektedir.
Öte yandan, Anayasa’nın 51.
maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sendika kurma ve
sendikalara üye olma hakkına yönelik müdahaleler, Anayasa’nın 13. maddesi
uyarınca, demokratik toplum düzeninin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Sendika hakkı, demokratik
toplumun temeli olan örgütlenme özgürlüğünün bir parçasıdır. Örgütlenme
özgürlüğü, bireylerin kendi menfaatlerini korumak için kolektif oluşumlar
meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğüdür. Bu özgürlük, bireylere
bir araya gelerek topluluk halinde siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik
amaçlarını gerçekleştirmelerine imkân sağlar. Sendika hakkı da,
çalışanların bireysel ve ortak çıkarlarını korumak amacıyla bir araya
gelerek örgütlenebilme serbestîsini gerektirmekte olup, bu niteliğiyle
örgütlenme özgürlüğünün bir parçası olarak görülmektedir.
Anayasa’nın 51. maddesinin
birinci fıkrasında, sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkı tüm
çalışanlar yönünden güvence altına alındığından Millî Savunma Bakanlığı ve
Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında çalışan sivil memurlar ve kamu
görevlilerinin sendika kurması ve sendikalara üye olmasını yasaklayan dava
konusu kuralın, sendika kurma hakkına müdahale niteliği taşıdığı açıktır. Ancak bu müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülü olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin
18.6.2009 günlü, E.2006/121, K.2009/90 sayılı kararında da vurguladığı
gibi, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, amaç ve araç
arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder.
Ölçülülük, aynı zamanda yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli
olmasını, amaç ve aracın ölçülü bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcı
önlemin demokratik toplum düzeni bakımından zorunluluk taşımasını da içeren
bir ilkedir.
İtiraz konusu kuralda,
Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında görev yapan
sivil personelin sendika kurmasının yasaklanmasının, askerliğin temeli
sayılan disiplinin ve askeri hiyerarşik düzenin korunması amacına dayandığı
anlaşılmaktadır. Ancak, asker kişi sayılmayan sivil personele yönelik
sendika kurma yasağı getirilmesinin, askeri disiplinin sağlanması ve
korunması amacına ulaşılabilmesi için zorunlu bir tedbir olduğu söylenemez.
Diğer bir ifadeyle, askeri disiplinin sağlanması amacı, sivil personelin,
demokratik toplumun temeli olarak görülen örgütlenme ve sendika kurma
özgürlüklerinin kısıtlanmasını zorunlu kılmamaktadır. Öte yandan, yurt savunmasında
doğrudan görev alan üniformalı askeri personel için geçerli olan askeri
disiplin gerekçesiyle sivil personelin sendika kurma hakkından yoksun
bırakılması, demokratik toplum gerekleriyle de bağdaşmamaktadır. Demokratik
toplum düzeni, sivil personelin çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve
özlük haklarının geliştirilmesi gibi bireysel ve ortak menfaatlerinin
korunmasına yönelik sendikal faaliyetlerde bulunmasını gerektirmektedir. Bu
nedenle, Millî Savunma Bakanlığı ve
Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında görev yapan sivil personelin sendika
kurmalarının yasaklanması, demokratik toplum düzeni açısından meşru ve ölçülü bir
müdahale niteliği taşımamaktadır.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Örgütlenme Hakkı”nı düzenleyen 11.
maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi uyarınca, kamu görevlilerinin
sendika kurma hakkına meşru kısıtlamaların getirilebileceğini ancak, bunun
için ikna edici ve zorlayıcı
gerekçelerin bulunması gerektiğini belirtmektedir (Demir ve Baykara/Türkiye kararı, Başvuru
No:34503/97, par.119-120).
Açıklanan nedenlerle,
itiraz konusu kural Anayasa’nın 13. ve 51. maddelerine aykırıdır. İptali
gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 10.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
25.6.2001 günlü, 4688 sayılı Kamu Görevlileri
Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasının
(g) bendinin Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, 10.4.2013
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
|
|
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|