|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/108
Karar Sayısı : 2013/64
Karar Günü : 22.5.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
:Şirvan Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :31.8.1956
günlü, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun, 5.11.2003 günlü, 4999 sayılı Orman
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen
11. maddesinin birinci fıkrasının “Bu
müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak
düşürücü süredir.” biçimindeki üçüncü ve dördüncü cümlelerinin
Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine
karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Maliye Hazinesine karşı açılan
tapu iptali ve tescil davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı
olduğu iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Dava kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra
açılan tapu iptali ve tecili davasıdır. Davacı zilyetlikle kadastro tespiti
sırasında orman parseli içerisinde bırakılan taşınmaz üzerinde hak iddia
etmektedir. 102 ada 1 parsel numaralı orman parselinin kadastrosu askı
ilanına çıkarılarak 04/07/2008 tarihinde
kesinleşmiştir. Orman kadastrosu işlemi genel kadastro sırasında
yapıldığından kadastro kanunu gereğince yapılan çalışmalar 1 ay boyunca
askı ilanında tutulmuş ve tutanaklar kesinleşmiştir.
6831 sayılı Orman Kanununun 11. maddesi gereğince
hak sahibi olduğunun iddia eden kişiler askı ilan süresi içerisinde
sınırlamaya itiraz edebilecek, itiraz olmaması halinde komisyon kararları
kesinleşecektir. Bu sürenin hak düşürücü süre mahiyetinde olduğu, tapu
sahibi kişilerin on yıllık süre içerisinde dava açma haklarının olduğu da
aynı maddede ifade edilmiştir.
Dava sürecinde alman bilirkişi raporlarıyla da
bağlantılı olarak taşınmazın orman olmayan yerlerden olduğu kanaatine
varılmış, davacı vekilinin itirazları da değerlendirilerek konu incelenmiş
ve Orman Kanunun 11. maddesindeki “ Bu müddet içinde itiraz olmaz ise
komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir.” hükmünün
Anayasaya aykırı olduğu vicdanı kanaatine varılmıştır. Şöyle ki;
Anayasanın 13. maddesi “ Temel hak ve hürriyetler,
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumun düzeninin
ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”
Anayasa’nın 35. maddesi “Herkes, mülkiyet ve miras
haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz” şeklindedir.
Keşif sonrası alınan orman bilirkişi raporundaki
taşınmazın özellikle memleket haritasında ve hava fotoğrafında açıklık
alanda kaldığına dair yorumlar çerçevesinde konuya yaklaşmak önemlidir.
Çünkü kadimden beri orman sayılan yerlerden tapuyla bile toprak kazanmak
mümkün değildir. Bu bağlamda herhangi bir davada (ve özellikle bu davada)
kadastro işleminin kesinleşmesinden sonra tapuyla hak iddia edebilmek
mümkünken davacının kadimden beri zilyetliğinde olan ve devletin bölgede
kadastro işlemi yapmaması sebebiyle tapusu bulunmayan zilyedin hak düşürücü
sürenin geçmesi sebebiyle hak iddia edebilmesi mümkün olmamaktadır. Bölgede
kadastro işlemlerinin ihale yoluyla yapılması, kadastro teknisyenlerinin
işleri hızlı bir şekilde bitirebilmek için çoğu zaman özensiz davranması,
hatta eski tapuları tam olarak uygulamaması sebebiyle mülkiyet hakkının özü
zarar görebilmektedir. Ayrıca askı ilanlarının köyde yapılması günümüz
şartlarında kadastro sonuçlarının tam olarak öğrenilebilmesini
engellemektedir. Çünkü hak sahibi kişilerin çoğu artık köylerde oturmamaktadır.
Bu nedenle 1 aylık askı süresi içinde çoğu zaman hak sahibi
kişiler kadastroişlemlerinden haberdar olamamakta, bunun
sonucunda tutanaklar kesinleştiğinde kadimden beri zilyetlikle arazilerini
kullanan şahıslar ellerinde herhangi bir tapu olmadığı için orman
kadastrosuna karşı herhangi bir hak iddia edememekte ve açtığı davalar hak
düşürücü süre sebebi ile reddedilmektedir. Askı ilanı süresinde köyde
oturan şahıslar ise durumdan haberdar olarak kadastro mahkemesinde dava
açarak hak iddia edebilmektedir. Bu nedenlerle kadimden beri zilyetlikle
bir taşınmazı sahiplenen kişilerin mülkiyet hakkı askı ilanının köyde
yapılması ve 1 aylık süreyle sınırlandırılması gibi teknik teferruatlarla
sınırlandırılmakta, ayrıca bu 1 aylık sürenin hak düşürücü süre olduğu
belirtilerek mülkiyet hakkının özüne dokunulmakta, mülkiyet haklarının özü
vatandaşların bilemeyeceği ve günümüz şartlarında ulaşamayacağı
sınırlamalarla zedelenmektedir.
Anayasanın 11. maddesinde temel hak ve
hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın sınırlandırılabileceği belirtilmektedir.
Orman kanununun ilgili maddesi mülkiyet hakkının özüne dokunmaktadır. Şöyle
ki; keşif esnasında orman bilirkişi marifetiyle ziraat alanında kaldığı
belirlenen arazilerin sırf askı ilan süresi geçirildiği ve bu sürenin hak
düşürücü süre mahiyetinde olması nedeniyle zilyetlerin hak iddiası
dinlenmemekte, taşınmaz memleket haritası ve hava fotoğrafında ziraat
alanında kalsa bile hak düşürücü sürenin geçirildiği için taşınmaz orman
alanında kalmaktadır. Hak düşürücü sürenin ormanlar açısından herhangi bir
faydasının olmadığı, diğer hazine arazileri yönünden zilyetlikle kazanma
açısından böyle bir sınırlama yokken orman sınırlarında dikkatsizlik sonucu
bırakılmış ziraat alanlarının zilyetlikle iktisap edilememesi, hak düşürücü
sürenin bu durumu engellemesi açıkça eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi
mülkiyetin özüne müdahale mahiyetindedir. Kanun koyucu özel durumları göz
önüne alarak yanlışlıkla orman sınırlarında bırakılan ziraat alanlarıyla
alakalı herhangi bir istisna getirmemiş ve toptancı bir yaklaşımda
bulunmuştur.
Anayasanın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkın
sahip olduğu, bu hakkın kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği
belirtilmiştir. Ormanlık alanların korunması tabii ki kamu yararı
kavramının sınırları dahilindedir. Ancak birçok
dava dosyasında (ve bu dosyada olduğu gibi) ziraat alanı olarak görünen
taşınmazların orman sınırları dahilinde
bırakıldığı görülmektedir. Ziraat alanlarının - orman içi açıklık
mahiyetinde olması durumu hariç - orman sınırları dahilinde
tutulmasının kamu yararı açısından herhangi bir öneminin olmadığı, bu
kısımların zilyetlikle kazanılabilmesinin mümkün olması gerektiği izahtan
varestedir. Bu bağlamda zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğu yani
mülkiyet karinesi olduğu halde hak düşürücü süre marifetiyle, ormanlık
alanda bırakılmış ziraat alanlarının mülkiyetinin kazanılamaması mülkiyet
hakkının açık ihlali niteliğinde olduğu gibi bu sınırlamada herhangi bir
toplum yararı da yoktur.
Bu açıklamalar doğrultusunda Anayasaya aykırı olduğu
düşünülen hükmün iptali için Anayasa’nın 152. maddesi gereğince başvuru
yoluna gidilmiştir.
NETİCEİ TALEP :
6831 sayılı Orman Kanunu 11. maddesindeki “bu
müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşir, bu süre hak
düşürücü süredir” hükmünün Anayasanın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu
düşünüldüğünden iptal edilmesine karar verilmesini talep ederim.”
III- YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
31.8.1956 günlü, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun,
5.11.2003 günlü, 4999 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen ve itiraz
konusu kuralı da içeren 11. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Madde 11- (Değişik: 5/11/2003-4999/6 md.) Orman kadastro komisyonlarınca
düzenlenen tutanakların askı suretiyle ilânı, ilgililere şahsen yapılan
tebliğ hükmündedir. Tutanak, harita ve kararlara karşı
askı tarihinden itibaren bir ay içinde kadastro mahkemelerine, kadastro
mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye
müracaatla sınırlamaya ve 2 nci maddeye göre
orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman
Genel Müdürlüğü ve hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler itiraz edebilir. Bu müddet içinde itiraz olmaz ise
komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak,
tapulu gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on yıllık süre içerisinde dava
açma hakları mahfuzdur.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 13. ve 35.
maddelerine dayanılmış, 36. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü
hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ,
Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla 11.10.2012 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı
ve ekleri, Raportör Hakan ATASOY
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları
ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve
Kapsamı
Kanun’un 11. maddesinin
birinci fıkrasının itiraz konusu üçüncü cümlesinde, orman kadastro
komisyonlarınca düzenlenen tutanaklara karşı maddede belirtilen bir aylık
süre içinde itiraz olmaz ise komisyon kararlarının kesinleşeceği, aynı
maddenin dördüncü cümlesinde ise bu sürenin hak düşürücü süre olduğu hükme
bağlanmıştır.
Hak arama yolunu kısıtlayan
hak düşürücü süre, hakkı ortadan kaldırıcı, yok edici işleve sahip
olduğundan, süre geçtikten sonra hakkın varlığından söz edilemez. Hak
düşürücü süre ile kanunun belirlediği sürede dava açılmaması hâlinde hakkın
sona ereceği ve bu nedenle de hâkimin süreyi kendiliğinden göz önünde
bulunduracağı açıktır.
Kanun’un
11. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu üçüncü cümlesinde “bu müddet” denilerek, sürenin
miktarı ve başlangıcı konusunda 11. maddenin birinci fıkrasının itiraza
konu olmayan diğer kısımlarına atıfta bulunulması; fıkranın son cümlesinde
ise hak düşürücü olduğu belirtilen sürenin geçirilmesi hâlinde, tapulu
gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on yıllık süre içinde dava açma
haklarının mahfuz olduğunun, aksi ifadeyle, tapusuz gayrimenkul
sahiplerinin dava açma haklarının bulunmadığının belirtilmesi nedeniyle,
itiraz konusu kuralın düzenlendiği cümleler yanında, ayrıca ilgili
oldukları diğer yasa kuralları ile birlikte değerlendirilmesi
gerekmektedir.
Kanun’un
9. maddesinin ikinci fıkrasına göre, orman kadastro tutanakları,
sınırlandırılan ormanların işletme şeklini, ihtiva ettikleri ağaç
türlerini, mülkiyet ve diğer ayni hakları, sınırda bulunan taşınmaz
malların cinsini, maliklerinin ve işgal edenlerin ad ve soyadını,
gösterilen veya verilen belgelerin tarih, numara ve nitelikleri ile
ilgililer tarafından yapılan itirazları kapsayacak şekilde düzenlenen
belgelerdir.
Kanun’un
10. maddesinin birinci fıkrasında, kadastro tutanak suretlerinin haritaları
ile birlikte orman kadastro komisyonlarınca ilgili köy, belde veya
mahallelerde uygun yerlere asılmak suretiyle ilan edileceği; 11. maddesinin
birinci fıkrasının birinci cümlesinde, bu tutanakların askı suretiyle
ilanının, ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmünde olduğu; ikinci
cümlesinde ise tutanak, harita ve kararlara karşı itiraz süresinin askı
tarihinden itibaren başlaması öngörülmüştür. Dolayısıyla, itiraz konusu üçüncü cümlede yer alan
müddet, orman kadastro tutanaklarının askı suretiyle ilanı ile başlamakta
ve bu ilan, ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmünde olmaktadır.
7201 sayılı Tebligat
Kanunu’nun 1. maddesinde, “Kazaî merciler, 10/12/2003
tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I)
sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II)
sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler, (III) sayılı cetvelde yer
alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, (IV) sayılı cetvelde yer alan
sosyal güvenlik kurumları ile il özel idareleri, belediyeler, köy hükmî
şahsiyetleri, barolar ve noterler tarafından yapılacak elektronik ortam da
dâhil tüm tebligat, bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı
Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılır.” denilerek, kamu kurum
ve kuruluşlarının tebligatlarını 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre
yapmaları gerektiği belirtilmiş, Kanun’un devam eden maddelerinde
tebligatların hangi usullerle yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre, 6831
sayılı Kanun’un 11. maddesinde öngörülen askı suretiyle ilanın, 7201 sayılı
Kanun’da belirtilen tebligat usulleri arasında yer almadığı görülmektedir.
Öte
yandan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesinin birinci
fıkrasında, “Tapu kütüğünde kayıtlı
olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve
malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir
parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline
karar verilmesini isteyebilir” denilerek, kişilerin olağanüstü
kazandırıcı zamanaşımıyla tapu kütüğüne kayıtlı olmayan bir gayrimenkul
üzerinde mülkiyet hakkına sahip olabilecekleri ve bu haklarını tapu
kütüğüne kaydettirebilecekleri hükme bağlanmıştır. 6831 sayılı Kanun’un 11.
maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde, “Ancak, tapulu gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on yıllık süre
içerisinde dava açma hakları mahfuzdur.” denildiğinden, cümlenin aksi
ifadesinden, maddede belirtilen bir aylık süre içinde dava açmayan tapusuz
gayrimenkul sahiplerinin, tapulu gayrimenkul sahiplerinden farklı olarak,
on yıllık süre içerisinde dava açma haklarının bulunmadığı sonucuna
ulaşılmaktadır. Bu durumda,
itiraz konusu kuralda yer alan bir aylık hak düşürücü süre, tapulu
gayrimenkullerde orman kadastro tutanaklarına itiraz süresi olup, sürenin
geçirilmesi sadece bu tutanakların kesinleşmesine yol açarken; tapusuz
gayrimenkullerde mülkiyet hakkından doğan dava hakkının ortadan kalkmasına
sebep olmakta ve mülkiyet hakkına dayalı dava açma süresi hâline
gelmektedir.
Daha önce
altı ay olan süreyi bir aya indiren 19.4.2012 günlü, 6292 sayılı Orman
Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları
Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım
Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un 13. maddesinin gerekçesinde, bu
sürenin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yapılan kadastro çalışmalarında
olduğu gibi bir aya indirilerek, hem Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile
ortak hareket imkânının artırılmasının hem de çalışmaların
hızlandırılmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Ancak, 3402 sayılı Kadastro
Kanunu’nun 12. maddesinde, 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava
açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitlerin
kesinleşeceği belirtilmekle birlikte, “Bu
tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait
tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra,
kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava
açılamaz” denilerek, hem tapulu hem de tapusuz gayrimenkul sahiplerine
dava açma hakkı tanındığından, buradaki otuz günlük süre, 6831 sayılı
Kanun’un 11. maddesinde yer alan süreden farklı olarak, sadece kadastro
tutanaklarının kesinleşmesine yol açmaktadır.
B- Anayasa’ya Aykırılık
Sorunu
Başvuru
kararında, kişilerin kadimden beri zilyetliklerinde bulunan taşınmazları
iktisap koşulları oluşmasına rağmen Devletin bölgede kadastro çalışması
yapmaması nedeniyle tapu siciline kaydettiremedikleri, kadastro işlemlerinin
hızlı ve özensiz yapılmasının yanı sıra, askı ilanlarının sadece köyde
yapılması nedeniyle köyde ikamet etmeyen hak sahiplerinin kadastro
işlemlerinden haberdar olmadıkları ve Kanun’da belirtilen bir aylık süre
içinde kadastro işlemlerine itiraz etme imkânı bulamadıkları, bunun
sonucunda da mülkiyet haklarının tapuya dayanmaması nedeniyle 10 yıllık
süre içinde dava açamadıkları, bu nedenle itiraz konusu kuralın mülkiyet
hakkının özüne dokunduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 13. ve 35.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine
göre, itiraz konusu kural ilgisi nedeniyle, Anayasa’nın 36. maddesi
yönünden de incelenmiştir.
Kişiye başkasının hakkına
zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi
olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf
olanağı veren mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak
olarak güvence altına alınmış ve bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve
kanunla sınırlama getirilebileceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü
güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri
mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim
hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir
mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Anayasa’nın 36.
maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni
öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması
mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni
öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları
bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir
sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasa’nın başka maddelerinde
yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün
olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir
kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan
sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu
açıktır. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan
güvencelere aykırı olamaz.
Anayasa’nın 13. maddesine
göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum
düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı
olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en
geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve
özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz hale getiren
sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve özgürlüklere getirilen
sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya
karşı öngörülen kanun yolları gibi güvenceler hep demokratik toplum düzeni kavramı
içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnai
olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin
gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla
sınırlandırılabilirler. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere
getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden
fazla olması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne
olursa olsun, kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle
yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde
zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir.
Hak arama özgürlüğü
demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olup tüm
bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altına alınmalıdır.
Diğer taraftan, hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında
bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar ve hukuki
güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ile hukuki
istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir denge gözetilmelidir.
Dava konusu kuralla getirilen süre sınırlamasının, kamu düzeniyle ilgili
olan kadastro işlemlerinin hızlandırılmasını ve düzenli bir tapu sicilinin
oluşmasını amaçladığı anlaşılmaktadır. Orman kadastro tutanaklarının her an
dava tehdidi altında bulunması, tutanakların kesinleşmesine engel olarak
kamu hizmetinin aksamasına neden olacağından, açılacak davalar için bir
süre sınırlaması getirilmesinde kamu yararı bulunmaktadır.
Tutanakların askı suretiyle
ilan edilerek başlayan ve ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmünde olduğu
kabul edilen bir aylık hak düşürücü süre, tapusuz gayrimenkul sahiplerinin
kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açma hakkını ortadan
kaldırdığından, kişilerin mülkiyet haklarının sona ermesine sebep
olmaktadır. Bu niteliği ile itiraz konusu kural, kişisel yarar ile kamu
yararı arasındaki dengeyi bozarak, hak arama özgürlüğünün ve mülkiyet
hakkının ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına, hakkın özüne dokunarak
kullanılamaz hale gelmesine yol açacak niteliktedir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 10.3.2009 günlü,
“Rimer ve
diğerleri/Türkiye” kararında, Kanun’da orman kadastro komisyonlarınca
düzenlenen tutanaklara karşı dava açmak için öngörülen sürenin ancak ilgili
şahsın etkin ve yeterli bir şekilde bilgi sahibi olmasından sonra
başlayabileceği, bu tutanakların köy kahvesinde ilan edilmesinin doğru ve
gerektiği şekilde tebliğ için yeterli olmadığı, tabiat ve ormanların, daha
genel anlamda çevrenin korunması amacıyla mülkiyet hakkı gibi bazı temel
haklara müdahalede bulunulabileceği ancak mülkün gerçek değerine göre makul
kabul edilebilecek bir tazminat ödemeden mülkiyetten mahrum bırakmanın 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi bakımından aşırı zarar
oluşturduğu, dolayısıyla, mülk sahiplerine hiçbir tazminat ödenmemesinin,
kamu yararı ile temel insan haklarının korunması arasında oluşturulması
gereken doğru dengeyi başvuranlar aleyhine bozduğu sonucuna varmıştır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.
VI- İPTAL
KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî
Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa
Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
31.8.1956 günlü, 6831
sayılı Orman Kanunu’nun, 5.11.2003 günlü, 4999 sayılı Kanun’un 6.
maddesiyle değiştirilen 11. maddesinin birinci fıkrasının “Bu müddet içinde itiraz olmaz ise
komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü
süredir” biçimindeki üçüncü ve dördüncü
cümlelerinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk, kamu
yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince bu bende ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII-
SONUÇ
31.8.1956 günlü, 6831 sayılı
Orman Kanunu’nun, 5.11.2003 günlü, 4999 sayılı Orman Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 11. maddesinin birinci
fıkrasının “Bu müddet içinde itiraz
olmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak
düşürücü süredir.”biçimindeki üçüncü ve dördüncü cümlelerinin
Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, iptal hükümlerinin,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30.3.2011 günlü, 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, 22.5.2013
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
|
|
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|
|
|
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
Üye
M. Emin KUZ
|
|
|
|
|
|