|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2013/4
Karar Sayısı:
2013/35
Karar Günü:
28.2.2013
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN : İspir Kadastro Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU :26.1.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 29.
maddesinin birinci fıkrasının “Taraflardan
hiçbiri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz.” biçimindeki ikinci
cümlesinin Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline
karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Taşınmazın kadastro çalışmaları sonucunda Hazine
adına tespit edilmesine karşı açılan davada, itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Dosyanın incelenmesinden davacı …’in 16.08.2007 tarihli
dava dilekçesiyle mahkememize başvurduğu, ilk duruşmanın 30.11.2007
tarihinde yapıldığı, ne davacı Yasin Sezer’in ne de davalılardan herhangi
birinin ne ilk duruşmaya ne de 04.10.2012 tarihine kadar yapılan 24
duruşmanın hiçbirine katılmadıkları anlaşılmıştır. Mahkememizce kadastro
yargılamalarının usulünü düzenleyen 3402 sayılı Yasanın 29. maddesinde
düzenlenen “Tarafların hiçbiri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz” hükmü
uygulanmış ve dosya kapsamından anlaşılabilecek tüm bilgi ve belgeler ilgili
kurumlardan toplanmış, masrafı re’sen suçüstü ödeneğinden karşılanarak
davalılar davaya dahil edilmiş, çeşitli ara
sorunlar herhangi bir talep olmadan çözümlenmiş hatta dava dilekçesinde
annesinin tek çocuğu olduğu bu nedenle taşınmazın adına kayıt edilmesi
gerektiği yönündeki beyanı da araştırılmış, bu beyanın araştırılması
sırasında davacının anne adının başka bir isim olduğu ve tek mirasçı
olmadığı gibi hususlar ortaya çıkmış, yukarıda anılan hüküm uyarınca bu ve
benzeri noktalarda ayrıntılı yazışma ve müzekkerelerle mahkememiz yaklaşık
6 yıl dosyayı karara bağlamaya çalışmıştır.
Bu süreçte ne davacı ne de davalılar sürecin
kısaltılması yönünde hiçbir çaba sarfetmemişlerdir. Bir hukuk davası
olmasına rağmen ve hatta belki de davacı davasından vazgeçmiş olmasına
rağmen mahkememizce dosya HMK’da öngörülen işlemden kaldırılma prosedürüne tabi tutulamamış, ilgili kanun maddesi
sebebiyle yargılama araç değil amaç haline gelmiştir.
Hiç kuşkusuz bu durum davalıların aleyhine olmuş,
dava konusu taşınmazın kadastro tutanağına “davalıdır” şerhi düşülmüş ve
davalıların taşınmazla ilgili tapu kaydı temini imkansız
hale gelmiştir.
Yukarıda kısaca özetlenen durum Anayasamızın 36.
maddesinde 03.10.2001 gün, 4709/14 S. Kanun ile ek ibare olarak ifadesini
bulan “Adil Yargılanma” ilkesine aykırılık oluşturmuş, sadece mahkememizin
bu dosyasında değil ülke genelindeki Kadastro yargılamalarının uzamasının
başlıca sebebi olmuştur. Öyleki duruşmaların bir an önce tamamlanması
amacıyla getirilen 29. madde belki de yasama tarihinde ender görülecek
ölçüde amacının aksi sonuçlara sebep olmuş, taraflarca takip edilmeme
sebebiyle Kadastro mahkemelerini kendi kendine dosyalarla uğraşan
mahkemeler haline getirmiştir.
Bu maddenin Anayasa’ya aykırılığı sebebiyle
kaldırılması halinde yasama organınca hiçbir düzenleme yapılmasa dahi
kadastro kanununda ayrıca açıklık bulunmayan hallerde 6100 sayılı HMK
hükümleri uygulanacağından ve tamamen aynı nitelikte olan ve Asliye Hukuk
Mahkemelerinde görülen tapu iptal ve tescil davaları gibi bir iki yıllık
süreler içerisinde dosya karara bağlanacağından Adil Yargılanma yönünde
pozitif katkı sağlanacağı kuşkusuzdur.
Bu konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
aşağıda yazılı şekildeki kararına rastlamak mümkündür:
“Başvurucu” yani mahkemelerimizdeki
nitelendirilmesiyle “davacı” yargılamada sürati sağlamak için kendi üzerine
düşeni yaptığını kanıtlamak zorundadır. (Monet-Fransa’ya karşı, 27.10.1993
tarihli kararı)
Tüm bu sebeplerle 3402 sayılı Yasanın 29.
maddesindeki “Tarafların hiçbiri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz”
hükmünün Anayasanın 36. maddesinde belirtilen Adil yargılanma ilkesine
aykırılık teşkil ettiği düşünüldüğünden mahkememizce Anayasa aykırılık
iddiasında bulunulmasına karar verilmiştir.”
III-
YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
26.1.1987 günlü, 3402
sayılı Kadastro Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da içeren 29. maddesi
şöyledir:
“Madde 29- Kadastro mahkemesinde gelmeyen
tarafın yokluğunda duruşma yapılır. Taraflardan
hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim,
toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi
karara bağlar.
Bir mirasçı diğerlerinin muvafakatı olmadan dava
açabilir ve yalnız başına davaya devam edebilir. Mirasçılarının tayin
edilememesi sebebiyle ölü olduğu belirtilerek kayıt sahibi adına tespiti
yapılan taşınmaz mallar hakkında, ölünün ismi açıklanarak mirasçıları
denilmek suretiyle mirasçılar aleyhinde dava açılabilir. Dava sırasında davalının
davadan önce öldüğünün anlaşılması halinde davaya mirasçıları aleyhine
devam edilir.
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyan
hallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
B-
Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında, Anayasa’nın 36. maddesine dayanılmış, 141. ve 142. maddeleri ise
ilgili görülmüştür.
IV-
İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü gereğince Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN,
Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan
ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI,
Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla 31.1.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
V-
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru
kararı ve ekleri, Raportör Ayhan KILIÇ tarafından hazırlanan işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, kadastro mahkemelerinde
dosyanın işlemden kaldırılmasını yasaklayan düzenlemenin, davacıların
davalarını takip etme niyetinde olmadığı durumlarda yargılamanın
sürüncemede kalmasına yol açtığı ve bu suretle davalıların adil yargılanma
haklarının ihlal edildiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 36. maddesine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43.
maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 141. ve
142. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
12.1.2011 günlü, 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, hukuk mahkemelerinde uygulanacak
yargılama usullerini düzenlemektedir. Anılan Kanun’un 150. maddesi uyarınca
usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan tarafların, duruşmaya gelmemeleri
durumunda üç ay süreyle dosyanın işlemden kaldırılması, üç ayın sonunda
yenilenmemesi halinde ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi
öngörülmektedir.
3402 sayılı Kanun ile özel
yetkili bir asliye hukuk mahkemesi olarak kurulan ve kadastro süresiyle
sınırlı olarak kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait
uyuşmazlıkları çözümlemekle görevli kılınan kadastro mahkemelerinde de
kural olarak 6100 sayılı Kanun uygulanmaktadır. Bununla birlikte 3402
sayılı Kanun’da kadastro mahkemelerindeki yargılamalara ilişkin özel
hükümler de yer almaktadır. 3402 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralı da
içeren 29. maddesi, kadastro mahkemelerinde uygulanacak özel hükümlerden
bazılarını düzenlemektedir. Anılan maddenin birinci fıkrasının birinci
cümlesinde, usulüne uygun olarak duruşma tebligatı gönderilen tarafların
duruşmaya gelmemeleri durumunda yargılamanın tarafların yokluğunda
yapılacağı belirtilmiş, itiraz konusu ikinci cümlesinde ise tarafların
hiçbirinin gelmemesi durumunda dosyanın işlemden kaldırılmayacağı hükme
bağlanmıştır. Buna göre, kadastro mahkemelerinde 6100 sayılı Kanun’un 150.
maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılması ve sonrasında da davanın
açılmamış sayılmasına karar verilmesi mümkün değildir.
Anayasanın 142. maddesinde,
“Mahkemelerin kuruluşu, görev ve
yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmüne
yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucu,
Anayasa’nın temel ilkelerine ve Anayasa’da öngörülen güvence kurallarına
bağlı kalmak koşuluyla, yargılama usullerinin belirlenmesi konusunda takdir
yetkisine sahiptir. Bu bağlamda getirilen usul kurallarının, Anayasa’nın
36. maddesinde düzenlenen “adil
yargılanma hakkı”nın öngördüğü güvencelere aykırılık taşımaması
bir zorunluluktur.
Yargılamada taraflara
belirli usuli güvenceler sağlayan adil yargılanma hakkının önemli
unsurlarından biri de, “makul sürede
yargılanma” ilkesidir. Anayasa’nın 141. maddesinde, “Davaların en az
giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir.” denilmek
suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça
ifade edilmiştir. Bu ilke gereğince Devlet, yargılamaların gereksiz yere
uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda
hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün, yargılamaların makul süre
içerisinde bitirilmesini olanaklı kılacak şekilde düzenlenmesi ve davaların
nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi,
mahkemelerin nicelik ve nitelik bakımından yeterli miktarda insan kaynağı,
araç ve gereçlerle donatılması makul sürede yargılanma ilkesinin bir
gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin ve öngörülen
çarelerin, yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete
uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği de
tartışmasızdır. Bu ilkelere uygun olmak kaydıyla yargılama yöntemini
belirlemek kanun koyucunun takdirindedir.
Kadastro
mahkemelerinde görülen davanın konusu,
ülkedeki taşınmaz malların sınırlarının arazi ve harita üzerinde
belirtilerek hukuki durumlarının tespit edilmesi ve bu suretle Türk Medeni
Kanunu’nun öngördüğü tapu sicilinin kurulması amacıyla kamu otoritelerince
yürütülen kadastro faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıklardır. Kadastro
mahkemelerinin kuruluş amacı,
kadastro tespitlerine ilişkin bu uyuşmazlıkları süratli bir şekilde
sonuçlandırmak ve mülkiyet durumunu kesinleştirmektir. Bu suretle Türk
Medeni Kanunu’nun öngördüğü tapu sicilinin oluşturulmasının hızlandırılması
hedeflenmektedir.
Kadastro
mahkemesinde görülen davaların büyük bir çoğunluğunu, kadastro idaresinin kamu gücüne dayanarak yaptığı
kadastro tespitine karşı 30 günlük askı ilan süresi içinde açılan davalar oluşturmaktadır. Bununla
birlikte, mahallî hukuk mahkemelerinde görülmekte olan kadastro ile
ilgili ve henüz kesinleşmemiş bulunan taşınmaz mala ilişkin davalar ile kadastro komisyonları
tarafından resen kadastro mahkemesine gönderilen uyuşmazlıklara ilişkin
davalar da kadastro mahkemesinde görülmektedir. Mahallî hukuk
mahkemelerinden kadastro mahkemesine devredilen dava ve işler ile kadastro
komisyonları tarafından resen kadastro mahkemesine gönderilen
uyuşmazlıklarda taşınmazın maliki
kadastro idaresince değil, doğrudan kadastro mahkemesince saptanmaktadır.
Bu gibi durumlarda kadastro mahkemesinin usuli bir kararla davayı
sonuçlandırması mümkün olmayıp, uyuşmazlığın esasını inceleyerek taşınmazın
malikini tespit eden bir karar vermesi zorunludur.
6100 sayılı Kanun’un 150.
maddesinde düzenlenen “dosyanın
işlemden kaldırılması”, hukuk davalarında, tarafları ve özellikle
davacıyı, davasını takip etmede özenli davranmaya zorlamak ve tarafların
davalarını takibe niyetli olmadığı durumlarda yargılamanın sürüncemede
kalmasını ve gereksiz yere uzamasını engellemek amacıyla kabul edilen bir
usul hukuku müessesesidir. Bu anlamda, 6100 sayılı Kanun’un 150. maddesinde
yer alan düzenlemenin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamaya
yönelik oluşturulmuş etkin bir çare olduğu söylenebilir.
Ancak, kadastro
mahkemelerinin yukarıda belirtilen amacı ve görevleri dikkate alındığında
bu hükmün, kadastro mahkemelerinde görülen bazı uyuşmazlıklar yönünden
uygulanmasının uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Zira
kadastro yargılamasında dosyanın işlemden kaldırılmasının ve sonrasında da
davanın açılmamış sayılmasının olanaklı kılınması, taşınmaz malikinin
doğrudan kadastro mahkemesince tespit edilmesini gerektiren mahallî hukuk mahkemelerinden
kadastro mahkemesine devredilen dava ve işler ile kadastro komisyonları
tarafından resen kadastro mahkemesine gönderilen uyuşmazlıklarda, taşınmaz
malikinin tespit edilememesine ve belirsizliğin devam etmesine neden
olacaktır. Kamu düzenini sarsıcı nitelikte mağduriyetlere yol açacak
olan bu durumun, kamu yararı amacıyla bağdaşmadığı açıktır.
Öte
yandan kadastro idaresince yapılan bir tespite dayanan ve otuz günlük askı
ilan süresi içinde açılan davalarda, davanın açılmamış sayılması kararı
verilmesi durumunda idarece yapılan tescilin kesinleşeceği ve tespit gibi
tescil yapılacağı tartışmasız ise de 3402 sayılı Kanun’un 12. maddesinin
üçüncü fıkrası uyarınca aynı davanın, tutanağın kesinleştiği tarihten itibaren
on yıl içinde tekrar açılması mümkündür. Mahkemenin uyuşmazlığı esastan çözerek kesin hüküm
teşkil eden bir karar vermesi durumunda ise aynı davanın bir daha açılması
mümkün olmayacak ve bu durumda Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü tapu sicil
sisteminin oluşturulması hızlanmış olacaktır.Bu bakımdan otuz günlük askı ilan süresi
içinde açılan davalarda da kadastro mahkemesinin esastan kesin hüküm teşkil
eden bir karar vermesinde kamu yararı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Tüm bu hususlar
gözetildiğinde, kanun koyucunun itiraz konusu kuralla, kadastro
mahkemelerinde dosyanın işlemden kaldırılmasını yasaklamasının, kadastro
mahkemesince işin esasına girilerek taşınmazın sınırlarını ve malikini
tespit eden bir karar verilmesini sağlamaya yönelik bir tedbir olduğu ve
tek başına bu yasağın, adil yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı
sonucuna ulaşılmaktadır. Kaldı ki,kanun koyucu, bir yandan işin esasına ilişkin karar verilmesini
sağlamak amacıyla dosyanın işlemden kaldırılması yasağı öngörürken, diğer
yandan kadastro hâkimini resen araştırma yetkisiyle donatmak ve ayrıca
tarafların yokluğunda yargılama yapılması zorunluluğu getirmek suretiyle
kadastro yargılamasının makul bir süre içerisinde bitirilmesini sağlamaya
yönelik tedbirler almıştır.
Açıklanan nedenlerle,
itiraz konusu kural Anayasa’nın 36., 141. ve 142.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
VI-
SONUÇ
21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun
29. maddesinin birinci fıkrasının “Taraflardan
hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz.” biçimindeki ikinci
cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,28.2.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
|