|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/3
Karar
Sayısı: 2012/153
Karar
Günü: 18.10.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Danıştay Onüçüncü Daire
İTİRAZIN KONUSU : 16.12.2003 günlü, 5021 sayılı Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması ve Bankalar Kanunu Hükümlerine İstinaden Bankacılık
İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası
Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek Bazı İşlemler Hakkında Kanun’un
geçici 1. maddesinin (a) fıkrasının ikinci paragrafının “...Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma
sandık ve vakıflarına ait mevduat...” bölümünün, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi
istemidir.
I- OLAY
Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. Memur
ve Müstahdemleri Yardım ve Emekli Sandığı Vakfı, Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumu kararı ile bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izni
kaldırılan, yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na
devredilen Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nde
bulunan mevduatının ödenmesi için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna
başvurmuştur. Adı geçen Kurumca
bu talebe süresi içerisinde cevap verilmeyerek talebin zımnen reddi üzerine
davacı Vakıf tarafından red işleminin iptali
istemiyle açılan davanın temyiz incelemesinde, itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Danıştay Onüçüncü
Daire, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. Memur ve Müstahdemleri
Yardım ve Emekli Sandığı Vakfı vekili Av. ... tarafından, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat etme
izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi nezdinde bulunan
mevduat hesapları karşılığının ödenmesi için yapılan başvurunun zımnen
reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davayı reddeden İstanbul 5.
İdare Mahkemesi’nin 20.07.2007 tarih ve E:2005/374, K:2007/1816 sayılı
kararının temyizi üzerine oluşturulan dosya incelenerek gereği görüşüldü:
16.12.2003 tarih ve 5021 sayılı, Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması ve Bankalar Kanunu Hükümlerine İstinaden Bankacılık
İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası
Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek Bazı İşlemler Hakkında Kanun’un
geçici 1. maddesinde “1.- a) 4389 sayılı Bankalar
Kanununun 14 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 3.7.2003 tarihli ve 1085 sayılı Kararı ile
bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan Türkiye
İmar Bankası T.A.Ş. tarafından kabul edilen ticari kuruluşlar mevduatı ile
diğer kuruluşlar mevduatının sigortaya tâbi tasarruf mevduatı için
uygulanan faiz hesaplama yöntemi kullanılmak suretiyle belirlenecek
3.7.2003 tarihli tutarları Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair 4969 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca
mevduatların ödenmesinde izlenecek usul ve esaslara göre Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu aracılığıyla ödenir. Bu amaçla Hazine Müsteşarlığınca,
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna özel tertip Devlet iç borçlanma senedi
ihraç edilir.
Ancak, Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurulunca bankacılık işlemleri yapma ve mevduat
kabul etme izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin doğrudan ve dolaylı
olarak banka sermayesinde payı olan her türlü ortakları ile bunların ana,
baba, eş ve çocukları ile bankanın yönetim kurulu ve kredi komitesi başkan
ve üyeleri genel müdür ve yardımcıları, imzaları bankayı ilzam eden
memurları ile şube müdürleri veya bunlar adına hareket eden kişiler veya bu
fıkrada belirtilen kişilerin ayrı ayrı veya birlikte doğrudan veya dolaylı
olarak yönetim ve denetimine sahip oldukları kuruluşlara ait ticari
kuruluşlar ve diğer kuruluşlar mevduatı, Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin
personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve vakıflarına
ait mevduat ile muvazaalı olduğu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından
tespit edilen hesaplar için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunca herhangi bir
ödeme yapılmaz.
b) (a) fıkrası kapsamında yapılacak ödemeler
hakkında, 4969 sayılı Kanunun geçici 2 nci
maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümleri uygulanır.
Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. nezdinde ticari
kuruluşlar ve diğer kuruluşlar mevduatı bulunmamasına rağmen, sahte olarak
düzenlediği veya sahte olduğunu bildiği belgeleri ibraz ederek veya
ettirerek, kendisine veya bir başkasına ödeme yapılmasını talep eden
kişiler hakkında 4969 sayılı Kanunun geçici 2 nci
maddesinin (3) numaralı fıkrası hükümleri uygulanır.
c) Türk Ceza Kanunu ve diğer kanunlardan doğan
cezaî ve hukukî sorumluluklar
saklıdır.
d) Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. nezdinde bulunan
tasarruf, ticari kuruluşlar ve diğer kuruluşlar mevduatı ile ilgili olarak
hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin düzenlenecek belgeler her türlü
vergi, resim ve harçtan muaftır.
e) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu,
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nce, Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. hesaplarında yapılan
ve yapılacak incelemeler sonucunda; 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve 4969
sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca
Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. mudilerine yapılan ödemelerde ve/veya bu madde
uyarınca hak sahiplerine yapılan ödemelerde, mudi veya hak sahibinin
beyanının aksine bir durumun ve/veya ilgiliye fazladan veya haksız bir
ödeme yapıldığının tespiti halinde, ödenen meblağ, Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun hükümleri uyarınca ilgilisinden tahsil edilir. Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu tarafından mudi veya hak sahibi adına bir bankada
hesap açılmış olması halinde, açılan ve bloke edilen hesap, mudi veya hak
sahibinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu adına doğmuş veya doğabilecek
borcunun teminatı olarak başka bir işleme gerek olmaksızın, vade sonuna
kadar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu adına rehnedilmiş
sayılır.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna herhangi bir
sebeple borçlu olanların 4969 sayılı Kanunun geçici 2 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrası ve bu maddenin (a) fıkrası kapsamındaki
alacakları, öncelikle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna olan borçlarına
mahsup edilir. Bu hüküm, ödeme tarihinden önce kamu kurum ve kuruluşları
tarafından yapılacak yazılı bildirime istinaden diğer amme alacakları için
de uygulanır. 4969 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrası ve bu maddenin (a)
fıkrası çerçevesinde Bakanlar Kurulunca mudilere ve hak sahiplerine vadeli
ödeme yapılmasına karar verilmesi halinde, mudiler ve hak sahipleri adına
açılacak hesapların rehin, haciz, temlik ve benzeri hukukî ilişkilere konu
edilseler dahi vadelerinden önce hesap sahipleri veya hak iddia eden üçüncü
kişilere ödenmesi talep edilemez.
4969 sayılı Kanunun geçici 2 nci
maddesinin (3) numaralı fıkrası ile bu maddenin (b) fıkrasında belirtilen
hallerin tespiti halinde ilgili kişilere herhangi bir ödeme yapılmaz.
f) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
gerçekleştirilen fiiller nedeniyle, bu Kanun hükümlerine göre Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu tarafından ödeme yapılmasına veya yapılacak olmasına
sebebiyet veren kişiler ile bunların eş ve çocuklarına ait mal, hak ve
alacaklar hakkında da (b) fıkrası hükümleri uygulanır.” düzenlemesine yer
verilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri
arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren, hukuk
güvenliğini gerçekleştiren, Anayasa’ya aykırı tutum ve durumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu,
yasaların yalnız Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun
olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Muvazaalı olduğu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu
tarafından tesbit edilen hesaplar için Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu’nca herhangi bir ödeme yapılmayacağı, bu konuda
uyuşmazlık çıkması durumunda da konunun yargı organlarınca karara
bağlanacağı kuşkusuzdur.
Ancak, muvazaalı olup olmadığı ortaya konulmaksızın
Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin
kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve vakıflarına ait hesapların
sigorta fonunca ödenmeyeceğinin kurala bağlanması, hukuk devletinde
kuralların sonuçlarının öngörülebilir olmasını gerektiren hukuk güvenliği
ilkesi ile bağdaşmaz.
Öte yandan, Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen
yasa önünde eşitlik ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler
ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir.
Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı
tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan yararlanma
açısından Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin
personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve vakıflarına
ait hesaplar ile diğer hesap sahipleri arasında bir fark bulunmadığından,
bunlar arasında muvazaalı durumlar dışında ayırım yapılması eşitlik
ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle; dava konusu işleme dayanak
alınan kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu sonucuna
varılarak, Anayasa’nın 152., 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28.
maddesinin 2. fıkrası uyarınca, 5021 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin “Türkiye
İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurmuş
olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve vakıflarına ait mevduat” kısmının
iptali için, Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına 01.11.2010 tarihinde
oyçokluğu ile karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu
Yasa Kuralı
16.12.2003 günlü, 5021 sayılı Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması ve Bankalar Kanunu Hükümlerine İstinaden Bankacılık İşlemleri
Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk
Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek Bazı İşlemler Hakkında Kanun’un
itiraz konusu kuralı da içeren geçici 1. maddesinin (a) fıkrası şöyledir:
“GEÇİCİ MADDE 1- a) 4389 sayılı
Bankalar Kanununun 14 üncü maddesinin (3)
numaralı fıkrası uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun
3.7.2003 tarihli ve 1085 sayılı Kararı ile bankacılık işlemleri yapma ve
mevduat kabul etme izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. tarafından
kabul edilen ticari kuruluşlar mevduatı ile diğer kuruluşlar mevduatının
sigortaya tabi tasarruf mevduatı için uygulanan faiz hesaplama yöntemi
kullanılmak suretiyle belirlenecek 3.7.2003 tarihli tutarları Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 4969 sayılı Kanunun geçici 2 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca mevduatların ödenmesinde izlenecek
usul ve esaslara göre Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu aracılığıyla ödenir.
Bu amaçla Hazine Müsteşarlığınca, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna özel
tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilir.
Ancak,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunca bankacılık işlemleri yapma ve
mevduat kabul etme izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin doğrudan ve dolaylı olarak banka sermayesinde payı
olan her türlü ortakları ile bunların ana, baba, eş ve çocukları ile
bankanın yönetim kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri, genel müdür ve
yardımcıları, imzaları bankayı ilzam eden memurları ile şube müdürleri veya
bunlar adına hareket eden kişiler veya bu fıkrada belirtilen kişilerin ayrı
ayrı veya birlikte doğrudan veya dolaylı olarak
yönetim ve denetimine sahip oldukları kuruluşlara ait ticari kuruluşlar ve
diğer kuruluşlar mevduatı, Türkiye
İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurmuş
olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve vakıflarına ait mevduat ile
muvazaalı olduğu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından tespit edilen
hesaplar için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunca herhangi bir ödeme
yapılmaz.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Zehra Ayla
PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN ve Celal Mümtaz AKINCI’nın
katılımıyla 20.1.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler
yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin
incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO,
Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Murat ARSLAN
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, muvazaalı olup
olmadığı ortaya konulmaksızın Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma
sandık ve vakıflarına ait hesapların, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)
tarafından ödenmeyeceğinin kurala bağlanmasının, hukuk devletinde
kuralların sonuçlarının öngörülebilir olmasını gerektiren hukuk güvenliği
ilkesi ile bağdaşmadığı; TMSF’den yararlanma
açısından anılan Vakfa ait hesaplar ile diğer hesap sahipleri arasında bir
fark bulunmadığından, bunlar arasında muvazaalı durumlar dışında ayrım
yapılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5021 sayılı Kanun, bankacılık işlemleri yapma ve
mevduat kabul etme izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi
nezdindeki ticari kuruluşlar ve diğer kuruluşlar
mevduatı hesaplarında bulunan tutarların hak sahiplerine ödenmesinin esas
ve usullerini düzenlemektedir.
Bankalar Kanunu’na tabi bankalarda usulüne uygun
olarak açılan bireysel tasarruf mevduat hesapları dışında hiçbir bankacılık
işlemi (ticari kuruluşlar ve diğer kuruluşlar mevduatı ya da hisse senedi
işlemleri gibi) mevduat sigortası kapsamında değildir. Dolayısıyla, bu
hesaplar açılırken anılan mevduat sahiplerince, banka tarafından ödemelerin
yapılamaması riski üstlenilmiş olmaktadır. 5021 sayılı Kanun ise bu durumun
istisnasını düzenlemektedir.
Kanun’un itiraz konusu kuralı da
içeren geçici 1. maddesinin (a) bendinin ikinci fıkrasında, Türkiye İmar Bankası
T.A.Ş.’nin doğrudan ve dolaylı olarak banka
sermayesinde payı olan her türlü ortakları ile bunların ana, baba, eş ve
çocukları ile bankanın yönetim kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri,
genel müdür ve yardımcıları, imzaları bankayı ilzam eden memurları ile şube
müdürleri veya bunlar adına hareket eden kişiler veya bu fıkrada belirtilen
kişilerin ayrı ayrı veya birlikte doğrudan veya
dolaylı olarak yönetim ve denetimine sahip oldukları kuruluşlara ait ticari
kuruluşlar ve diğer kuruluşlar mevduatı, Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma
sandık ve vakıflarına ait mevduat ile muvazaalı olduğu TMSF tarafından
tespit edilen hesaplar için TMSF tarafından herhangi bir ödeme yapılmayacağı
hükme bağlanmıştır. Kanun
koyucu, burada sözü edilen ve Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin işleyişinde, yönetilmesinde ve tasarruflarında
fonksiyonu, yetkisi veya katkısı bulunan kişilerin işlemleri için özel bir
düzenleme yapmış ve bu kişileri kötü niyetli, yapılan işlemleri de bir nevi
muvazaalı işlem gibi kabul etmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, haklı bir nedene dayanmayan ayrım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi
kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin
ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı
kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Yukarıda belirtilen şekilde özel
düzenleme öngörülmesinin nedeninin, finans sektöründen kaynaklı üst üste
yaşanan ekonomik krizler sonrası kamuoyunda “banka hortumlamak” şeklinde kavramlaştırılmış olan ve krizlerin
tetikleyicisi olan fiillere karşı kamuoyunun duyarlılığına cevap vermek
olduğu, bu düzenleme ile amaçlananın “banka
yöneticileri”nin
eylem ve işlemlerinin toplumsal etkileri ve kamu düzeni üzerindeki
sonuçları gözetilerek özel bir hükümle daha ağır bir yaptırıma tabi
tutulmalarının sağlanması olduğu anlaşılmaktadır.
Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. Memur ve Müstahdemleri
Yardım ve Emekli Sandığı Vakfı, üyelerinin tamamını banka çalışanlarının
oluşturduğu ve sermayesinin % 50’sinin banka tarafından karşılandığı,
sosyal güvenlik kuruluşu niteliğinde bir sandıktır. Dolayısıyla, Vakıf ile
Banka arasında organik bir bağ kurulmuş olup Bankaya el konulma sürecinde
Vakıf yöneticilerinin bir kısmının aynı zamanda Bankanın da yöneticileri
arasında olduğu görülmektedir.
Haklı bir nedene dayanmaksızın, Devlet
güvencesinden yararlanılmasını önlemek ve Bankaya hakim
sermaye sahiplerinin ya da yöneticilerinin kendi kusurlarından kaynaklanan
hak taleplerini kapsam dışı bırakmak amacıyla böyle bir madde düzenlendiği
anlaşılmaktadır. Kamu yararı, bankalara duyulan güveni
artırmak suretiyle tasarrufları korumak, mali piyasalarda güven ve
istikrarı sağlamak ve somut olayda da kusuru olmaksızın oluşan
mağduriyetleri gidermek amacıyla getirilen mevduat sigortası sisteminin,
bankanın kötü yönetilmesinde ve mağduriyetlerin oluşmasında katkısı
olanlarca kullanılmasının önlenmesi Devletin, Anayasa’nın 5. maddesinde
belirtilen temel amaç ve görevlerine de uygundur.
İtiraz konusu kuralda bahsedilen Vakfın
sermayesinin % 50’si Banka tarafından karşılanmıştır ve yöneticileri aynı
zamanda Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin de üst
düzey yöneticileridir. Kanun koyucu, Banka yöneticilerinin işlemleri
nedeniyle Bankanın içinin boşaltıldığını ve mevduat sahiplerinin bu nedenle
mağdur olduğunu düşünerek bu düzenlemeyi yapmıştır. Düzenleme bu şekliyle
iyi niyetli hesap sahiplerini dikkate almış, güvence kapsamında olmamasına
rağmen Bankanın yöneticileri ve onların yönetiminde bulundukları vakıf
hesabı dışında tüm ticari ya da diğer kuruluş mevduatı sahiplerinin
hesaplarındaki tutarların ödenmesini öngörmüştür. Banka yöneticileri ile
kusurdan sorumlu olmayan diğer hesap sahipleri arasında ayırım yapılması
haklı bir nedene dayandığından eşitlik ilkesinin ihlal edildiğinden söz
edilemez. Kaldı ki,hukukun genel ilkeleri
gereğince de kimse kendi kusuruna dayanarak bir hak iddiasında bulunamaz ve
hukuk devletinde bir hakkın kötüye kullanılması koruma göremez.
Anılan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın
10. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 2.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Bu görüşe, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar
ÖZGÜLDÜR ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
16.12.2003 günlü, 5021 sayılı Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması ve Bankalar Kanunu Hükümlerine İstinaden Bankacılık
İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası
Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek Bazı İşlemler Hakkında Kanun’un
geçici 1. maddesinin (a) fıkrasının ikinci paragrafının “…Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma
sandık ve vakıflarına ait mevduat…” bölümünün Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar
ÖZGÜLDÜR ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 18.10.2012 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
16.12.2003 günlü, 5021 sayılı Yasa’nın Geçici 1.
maddesinin (a) fıkrasının ikinci paragrafında, Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma
sandık ve vakıflarına ait mevduat ile muvazaalı olduğu Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu (TMSF) tarafından tespit edilen hesaplar için TMSF’ca herhangi bir ödeme yapılmayacağı hükme bağlanmıştır.
Yasa koyucu tarafından, finansal piyasalardaki
güven ve istikrarın sağlanması, kredi sisteminin düzenli olarak
yürütülmesi, bu bağlamda tasarruf sahiplerinin bankacılık sektörüne
güveninin sarsılmaması amacıyla İmar Bankası nezdinde mevduat sigortası
kapsamında olmayan ticari kuruluşlar ve diğer kuruluşlar mevduat hesabı
sahiplerinin mağduriyetlerinin önlenmesi için geri ödemeyle ilgili 5021
sayılı Yasa çıkarılarak, İmar Bankasında ticari kuruluşlar ve diğer
kuruluşlar mevduat hesabı olan hak sahiplerine ödeme yapılması
öngörülmüştür. Bu düzenleme
uyarınca, muvazaalı olduğu tespit edilen hesaplar için TMSF’ca
herhangi bir ödeme yapılmayacağında, uyuşmazlık çıkması durumunda da
konunun yargı organlarınca açıklığa kavuşturulacağında duraksamaya yer
yoktur. Ancak, muvazaalı olup olmadığı araştırılmaksızın
bu yönde bir varsayıma dayanılarak Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurduğu munzam veya yardımlaşma sandık
ve vakıflarına ait hesapların sigorta fonunca ödenmeyeceğinin öngörülmesi,
adil bir hukuk düzeni kurup bunu sürdürmekle yükümlü olan hukuk devletinde
kişilerin hukuk güvenliğini sarsan hak ve adalet duygularını zedeleyen bir
sonuç doğurmaktadır.
Öte yandan, Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurduğu munzam veya yardımlaşma sandık
ve vakıflarına ait hesap sahipleri ile diğer hesap sahipleri arasında
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan yararlanma bakımından bir fark
bulunmamaktadır. Banka personelin muvazaa veya başka bir hukuka aykırılık
nedeniyle diğer hesap sahiplerinden farklı durumda bulundukları
kanıtlanamadığı sürece bunlar arasında ayırım yapılması, Anayasa’nın 10.
maddesinde belirtilen eşitlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Devletin kurduğu ve yasalara uygun olarak
sürdürülmesinden sorumlu olduğu hukuk düzenine güvenerek işlem yaptığı
kabul edilen iyi niyetli hesap sahiplerinin uğradıkları zararın tazmini
amacıyla bir çeşit atıfet olarak getirilmesi, itiraz konusu düzenlemede
hukuka aykırı biçimde ayırımlar yapılmasının haklı nedeni olamaz. Yasa
koyucu takdir yetkisi kapsamında bir zararın tazminini, farklı hukuki
gerekçelerle uygun bulmayabilir. Buna karşın, atıfet biçiminde de olsa
böyle bir yol öngörülüyor ise hukuk düzeni tarafından kabul görmüş hukuka
aykırılıklar dışında bireyler arasında ayırım yapılması eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle
çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞIOY
GEREKÇESİ
Kural, Türkiye
İmar Bankası T.A.Ş.’ti personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma
sandık ve vakıflarına ait karşılıksız Devlet iç borçlanma senetleri için, Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonunca herhangi bir ödeme yapılmayacağını hükme
bağlamaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde;
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun
huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,
Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.
Maddede belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, her alanda adil, güvenilir bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan,
yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin önemli unsurlarından olan hukukî
güvenlik ilkesi, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni
değil, yürürlükte bulunan mevzuatın süreceğine duyulan güveni de kapsar.
İtiraz konusu kural,
Türkiye İmar Bankası personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma
sandık ve vakıflarına ait Devlet iç borçlanma senetlerinin, bu sandık ve
vakıfların salt Türkiye İmar Bankası personeli tarafından kurulmuş olmasını
muvazaanın varlık nedeni saymakta ve söz konusu senetlerin muvazaaya dayalı
olarak edinildiğini kabul ederek, Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonunca herhangi bir ödeme yapılmayacağını
öngörmektedir.
Bir bankanın salt personeli olmak muvazaanın
varlığı için tek başına yeterli kanıt olmayacağı gibi, bir olayda
muvazaanın var olup olmadığının hukuki sonuç doğuracak şekilde ve kesin
olarak saptanabilmesi de yasama organın değil yargı organlarının işidir.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından
ediniliş biçiminde ciddi muvazaa şüphesi olduğu saptanan Devlet iç
borçlanma senetleri için ödeme yapılmayabilir, ancak, bu konuda dahi
çıkabilecek bir uyuşmazlığın yargı organları tarafından karara bağlanması
hukuk devleti olmanın gereğidir.
Öte yandan, Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu kararı
ile bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılarak, yönetim ve
denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na varlıklarıyla birlikte
devredilmiş olması dikkate alındığında, dava konusu kuraldaki hesap ya da
işlemlerin, mevduat sigortası kapsamında kalıp kalmamasının bir öneminin
olmadığı, hukuki güvenlik gereği mağdurlara yapılan ödemelerin de atıfet
olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
Yasa koyucu ihtiyaç duyduğu bir alanı düzenlerken,
Anayasa ve hukukun genel ilkelerine uymak ve keyfi olarak nitelendirilecek
düzenlemelerden kaçınmak durumundadır.
İtiraz konusu kuralın, muvazaanın varlığını peşinen
kabul edip buna göre uygulama yapılmasını sağlaması nedeniyle adil
olduğundan, dolayısıyla da Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez.
Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 2. maddesinde
yer alan hukuk devleti ilkesine aykırıdır. İptali gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
KARŞIOY
GEREKÇESİ
İtiraz başvurusuna konu olan 16.12.2003 günlü, 5021
sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (a) fıkrasının ikinci paragrafında “… Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma
sandık ve vakıflarına ait mevduat…” için Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonunca herhangi bir ödeme yapılmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Anılan geçici 1. madde metni incelendiğinde,
maddede sayılan tüm durumların yasakoyucu
tarafından “muvazaalı işlem” kabul edildiği ve bu meyanda İmar Bankası
Personelinin (çalışanlarının) üyesi olduğu munzam veya yardımlaşma sandık
ve vakıflarına ait mevduatın da bu kapsamda değerlendirildiği, bunun doğal
sonucu olarak, anılan banka çalışanlarının aylıklarından kesilen aidatlar
ile işveren bankanın yatırdığı karşılıklar toplamından oluşan mevduat
tutarının da “muvazaalı” sayılarak, bunların TMSF aktifine dahil edildiği anlaşılmaktadır.
İtiraz başvurusunda bulunan Mahkeme kararında da
işaret edildiği üzere, muvazaalı olup olmadığı ortaya konulmaksızın, anılan
banka personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve
vakıflarına ait hesapların TMSF’ca
ödenmeyeceğinin kurala bağlanması, hukuk devletinde kuralların sonuçlarının
öngörülebilir olmasını gerektiren hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmaz.
Ayrıca bu banka mevduat hesapları arasında ayrım yapılarak, sigorta kapsamındaki
mevduat sahiplerine ödeme yapılmasının öngörülmesi; dava konusu sandık ve
vakıf mevduat sahiplerinin bu birikimlerinin ise “muvazaalı” varsayılarak,
bunların sahipleri olan banka çalışanlarına hiçbir ödeme yapılmayarak, bu
hesaplara TMSF’ca el konulması Anayasa’nın
eşitlik ilkesine de aykırılık oluşturur.
Kaldı ki Anayasa Mahkemesi’nin 4.5.2005 günlü, E.
2004/4, K.2005/25 (R.G. 23.6.2005, Sayı:25854) kararında; aynı Bankanın Off-Shore (Kıyı Bankacılığı)
hesaplarındaki mevduatlara el konulmasını öngören 16.12.2003 günlü, 5021
sayılı Kanun’un ilgili hükmü iptal edilirken şu gerekçeye dayanılmıştır:
“…Mevduat sahiplerinin söz konusu mevduatlarının
Türkiye’deki muhatabı olduğu bankaya ödenip ödenmediğini takip etme
zorunluluğu yoktur. Kaldı ki muvazaalı olduğu Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonu tarafından tespit edilen hesaplar için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nca
herhangi bir ödeme yapılmayacağı, bu konuda uyuşmazlık çıkması durumunda da
konunun yargı organlarınca karara bağlanacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle, Mudinin bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul
etme izninin kaldırıldığı tarihten geriye doğru bir ay içinde karşılığı
ödenmeksizin aktarılan hesaplarının sigorta fonunca ödenmeyeceğinin kurala
bağlanması, hukuk devletinde kuralların sonuçlarının öngörülebilir olmasını
gerektiren hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmaz… Kıyı bankalarındaki
hesaplarında bankacılık işlemi yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan
bankaların yurt içi kayıtlarına karşılığı nakden ödenmeksizin aktarılan
mevduat sahipleriyle aynı bankanın diğer mevduat sahipleri arasında
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan yararlanma açısından bir fark
bulunmadığından, bunlar arasında muvazaalı durumlar dışında ayırım
yapılması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur. Açıklanan nedenlerle dava
konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir…”
Anayasa Mahkemesi’nce sonuçlandırılan benzer bir
ihtilafta; bankaların fona devrinden sonraki işlemler nedeniyle üçüncü
kişilerin iyi niyet iddiasında bulunmalarını yasaklayan 18.6.1999 günlü,
4389 sayılı Kanun’un 15. maddesinin (7) numaralı fıkrasının değişik (b)
bendinin ilgili ibaresi iptal edilirken, Anayasa Mahkemesi’nce şu gerekçe
ortaya konulmuştur:
“… İtiraz konusu kuralda, bankaların Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu’na devrinden sonra üçüncü kişilere yapılan satış,
devir ve temlik, sınırlı ayni hak tesisigibi
işlemler nedeniyle, söz konusu işlemlere taraf olan üçüncü kişilerin iyiniyet iddiasında bulunamayacakları belirtilmiştir…Kişinin, kendisini savunabilmesinin ya da
maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp
kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu, yargı mercileri önünde
haklılığını arayabilmesi ve davada ileri sürülen iddiaların ve delillerin
karşı tarafın iddia ve delilleriyle eşit imkânlarda araştırılması ve eşit
değerlemeye tâbi tutulmasıdır. …Kamu alacağının tahsilinin hızlandırılması
gibi soyut bir gerekçe, iyiniyete, ilişkin ispat
kuralını uygulanmamasının nedeni olmaz. Kuralda geçen tüm üçüncü kişilerin
işlemleri muvazaalı kabul edilerek, iyiniyetli
üçüncü kişilerin dava açma haklarının özü zedelenmekte, mahkemeye etkili
erişim ve savunma hakları engellenmekte, korunmasında kamu yararı bulunan iyiniyetli kimsenin, idare ve mahkeme yönünde iyiniyetli olduğunu iddia ve ispat etme hakkı elinden
alınmaktadır. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, üçüncü kişiler
yönünden Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir…” (Any. Mah. 20.1.2011 tarih ve
E. 2009/53, K.2011/19 sayılı kararı; RG. 14.4.2011, Sayı: 27905)
Konunun diğer bir cephesi, “Banka sandıklarının
işlem tarihi itibariyle özel bir statü teşkil ettiği ve SSK, Bağ-Kur ve
Emekli Sandığı dışında ayrı bir sosyal güvenlik kuruluşu teşkil ettikleri
gerçeğidir. Nitekim 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu’nun Geçici 20.
maddesiyle, bu sandıkların mensupları yeni sosyal güvenlik sistemine
intibak ettirilmişlerse de, bu sandıklar kapatılmamış ve mensuplarına ek
sosyal güvenlik sağlama fonksiyonlarına müdahale edilmemiştir. Oysa dava
konusu kural, adı geçen bankanın mensuplarının kurmuş olduğu Sandık ve
Vakfın tüm mevduatlarına el atma suretiyle, Anayasa’nın 60. maddesiyle
korunan sosyal güvenlik hakkının da ihlaline yol açmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, dava konusu kuralın
Anayasa’nın 2., 10. ve 60. maddelerine aykırı
olmak nedeniyle iptal gerektiği kanaatine ulaştığımdan; aksi yöndeki
çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY
YAZISI
16.12.2003 günlü, 5201 sayılı Kanun’un geçici 1.
maddesinin (a) fıkrasının ikinci paragrafında Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurulunca bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni
kaldırılan Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin
doğrudan veya dolaylı olarak banka sermayesinde payı olan her türlü
ortakları ile bunların yakınlarının ve Banka’nın yönetici ve imzaları ile
ilzam eden yetkililerinin yanı sıra, Banka personelinin kurmuş olduğu
munzam veya yardımlaşma sandık ve vakıflarına ait mevduat için herhangi bir
ödeme yapılmayacağı öngörülmüştür.
İptali istenen kural, düzenlemenin “…Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma
sandık ve vakıflarına ait mevduat…” bölümüdür.
Düzenleme genel olarak, Bankanın içine düşürüldüğü
durumla ilgili olarak Bankanın hakim sermaye
sahiplerinin ve yöneticilerinin kendi kusurlarından kaynaklanan hak
taleplerini Bankanın tasfiyesi sürecinde hak sahiplerine sağlanan korumanın
kapsamı dışında bırakmayı amaçlamıştır. Buna göre kuralla, belli kişi ve
grupların mülkiyet hakkı kapsamında olan alacak haklarına bir sınırlama
getirilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş, 13. maddesinde temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanması ilke ve esaslarına yer verilmiş, 35. maddesinde
ise mülkiyet hakkı düzenlenmiştir. Buna göre mülkiyet hakkı ancak kamu
yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilecek olup, öngörülebilecek sınırlamanın
mülkiyet hakkının özüne dokunmaması, demokratik toplum düzeninin
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması gerekmektedir.
İptali istenen kuralla, Türkiye İmar Bankası
personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve vakıflarına
ait mevduat için herhangi bir ödeme yapılmayacağı hükme bağlanmıştır. Her
ne kadar Banka personelinin kurduğu vakfın sermayesinin %50’si Banka
tarafından karşılanmış ise de geri kalan %50’nin muvazaalı bir işlem konusu
olup olmadığı araştırılmadan malvarlığının bu bölümünün de bloke edilmesi,
adil olmayan, ölçüsüz bir düzenlemedir. Kural gereğince mülkiyet haklarına
sınırlama getirilen sandık ve vakıflar ile bunların Banka yöneticisi veya
sermayedarı olmayan personelleri, Bankanın içine düşürüldüğü durumdan
sorumlu tutulamazlar. Bu nedenle bunlar hakkında da Bankayı zarara uğratan
sermayedar ve yetkililerin mevduatları için öngörülen önlemlerin
uygulanması, bu gruptaki kişilerin mülkiyet hakkını ağır biçimde ihlal
eden, ölçüsüzce bir müdahaledir. Kaldı ki Kanun’da, muvazaalı olan hesaplar
için ödeme yapılmayacağı esasen hükme bağlanmıştır. Bu nedenle kural,
amacın gerçekleştirilmesi için zorunlu da değildir.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 35.
maddelerine aykırıdır.
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|