|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/4
Karar Sayısı: 2012/154
Karar Günü: 18.10.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Danıştay Onüçüncü Daire
İTİRAZIN KONUSU : 24.5.2007 günlü, 5667 sayılı Bankacılık İşlemleri
Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk
Anonim Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan
Tutarların Ödenmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
yer alan “…imzaları bankayı ilzam eden memurları ile şube müdürleri…”
ibaresinin, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek
iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.
Sakarya Şubesi Müdürü, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu kararı ile
bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan, yönetim ve denetimi
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’ye
karşılığında Devlet iç borçlanma senedi bulunmamasına rağmen Devlet iç
borçlanma senedi alımı amacıyla yatırdığı tutarın ödenmesi için Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonuna başvurmuştur. Adı geçen Kurumca talebin reddi üzerine davacı tarafından red işleminin iptali istemiyle açılan davanın temyiz
incelemesinde, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Danıştay Onüçüncü Daire, iptali için
başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“… ve … vekilleri Av. … ve Av. … tarafından, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul
etme izni kaldırılarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen Türkiye
İmar Bankası T.A.Ş.’ ye, karşılığında Devlet iç borçlanma senedi
bulunmamasına rağmen Devlet iç borçlanma senedi alımı amacıyla yatırdıkları
tutarın ödenmesi konusunda yapılan başvurunun, 24.05.2007 tarih ve 5667
sayılı Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan
Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi
Satışı Adı Altında Toplanan Tutarların Ödenmesi Hakkında Kanun uyarınca
reddine ilişkin 01.11.2007 tarih ve 9498 sayılı işlemin iptali ile yatırılan
24.056-TL.’nin faiziyle birlikte ödenmesine karar
verilmesi istemiyle açılan davayı reddeden İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nin
04.12.2008 tarih ve E:2008/638, K:2008/2129 sayılı kararının temyizi
üzerine oluşturulan dosya incelenerek gereği görüşüldü:
5667 sayılı Kanunun 3. maddesinde “(1) Hak sahibi
olmadığı anlaşılanlara, Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketinin
bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı
tarihten sonra karşılıksız Devlet iç borçlanma senedi aldığı tespit edilenlere,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunca bankacılık işlemleri yapma ve
mevduat kabul etme izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi
ortakları ile bunların ana, baba, eş ve çocukları ile bankanın yönetim
kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri genel müdür ve yardımcıları,
imzaları bankayı ilzam eden memurları ile şube müdürleri veya bunlar adına
hareket eden kişilerce alınan veya bu kişilerin ayrı ayrı
veya birlikte doğrudan veya dolaylı olarak yönetim ve denetimine sahip
oldukları kuruluşlarca alınan, Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketinin
personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve vakıflarca
alınan karşılıksız Devlet iç borçlanma senetlerine ilişkin olarak Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonunca herhangi bir ödeme yapılmaz” hükmüne yer
verilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri
arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren, hukuk
güvenliğini gerçekleştiren, Anayasa’ya aykırı tutum ve durumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu,
yasaların yalnız Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun
olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Muvazaalı olduğu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından
tesbit edilen hesaplar için Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonu’nca herhangi bir ödeme yapılmayacağı, bu konuda uyuşmazlık çıkması
durumunda da konunun yargı organlarınca karara bağlanacağı kuşkusuzdur.
Ancak, muvazaalı olup olmadığı
ortaya konulmaksızın mudilere ait hesapların sigorta fonunca ödenmeyeceğinin
kurala bağlanması, hukuk devletinde kuralların sonuçlarının öngörülebilir
olmasını gerektiren hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmaz.
Öte yandan, Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen
yasa önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler
ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir.
Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı
tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan yararlanma
açısından banka çalışanları ile diğer hesap sahipleri bir fark
bulunmadığından, bunlar arasında muvazaalı durumlar dışında ayırım
yapılması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle; dava konusu işleme dayanak
alınan kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu sonucuna
varılarak, Anayasa’nın 152., 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28.
maddesinin 2. fıkrası uyarınca, 5667 sayılı Kanunun 3. maddesinin 1.
fıkrasındaki “imzaları bankayı ilzam eden memurları ile şube müdürleri”
kısmının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına, 01.11.2010
tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
24.5.2007 günlü, 5667 sayılı Bankacılık İşlemleri
Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk
Anonim Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan
Tutarların Ödenmesi Hakkında Kanun’un itiraz konusu kuralı da içeren 3.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“MADDE 3- (1) Hak sahibi olmadığı
anlaşılanlara, Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketinin bankacılık
işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı tarihten sonra
karşılıksız Devlet iç borçlanma senedi aldığı tespit edilenlere, Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurulunca bankacılık işlemleri yapma ve mevduat
kabul etme izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi
ortakları ile bunların ana, baba, eş ve çocukları ile bankanın yönetim
kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri, genel müdür ve yardımcıları, imzaları bankayı ilzam eden memurları
ile şube müdürleri veya bunlar adına hareket eden kişilerce alınan veya
bu kişilerin ayrı ayrı veya birlikte doğrudan
veya dolaylı olarak yönetim ve denetimine sahip oldukları kuruluşlarca
alınan, Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketinin personelinin kurmuş
olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve vakıflarca alınan karşılıksız
Devlet iç borçlanma senetlerine ilişkin olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonunca herhangi bir ödeme yapılmaz.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Zehra Ayla
PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN ve Celal Mümtaz AKINCI’nın
katılımıyla 20.1.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler
yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin
incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO,
Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Murat ARSLAN
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Genel
Açıklamalar
4.1.1985 tarihli karar ile Sermaye Piyasası Kurulu
(SPK) tarafından Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’ye, borsa üyelik belgesi
verilmiş, SPK’nın 25.10.1990 günlü, 50/183 sayılı
kararı ile de borsa üyelik ve aracılık faaliyetlerinde bulunma yetkisi
kaldırılmıştır. Bu karar, 22.11.1990’da Hazine ve Dış Ticaret
Müsteşarlığına bildirilmiştir.
2002 yılının Ekim ayından itibaren, anılan Banka,
sistematik şekilde önemli miktarda açığa Devlet İç Borçlanma Senedi(DİBS) satış işlemi gerçekleştirmiştir. Banka
yönetim ve denetiminin Fona geçmesinden sonra Bankanın yetkisiz ve kayıt
dışı hazine bonosu satışı yapmış olduğu tespit edilmiştir. Yetkisiz satış
ile ilgili olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından suç
duyurusunda bulunulmuştur.
TMSF’nin el koymadan sonra yaptığı incelemeler üzerine; SPK
tarafından 1990 yılında aracılık faaliyetleri durdurulan ve aracı kuruluş
niteliğini kaybeden Bankanın, Sermaye Piyasası Kanunu’na aykırı bir şekilde
Hazine bonosu ve Devlet tahvili alım satımı yaptığı, Hazine bonosu ve devlet
tahvili alım satım işlemlerine yoğun olarak başladığı 21.10.2002 tarihinden
itibaren sistematik bir şekilde satışını yaptığı DİBS’in
önemli bir kısmını portföyünden düşmediği, emanet
hesaplarına geçmediği, bu tutarları İMKB’ye bildirmediği, bir başka ifade
ile müşteriler adına yapılan bu işlemlerin önemli bir kısmını açığa
gerçekleştirdiği, gerçek anlamda satışını yaptığı Hazine bonosu ve Devlet
tahvillerinin ise 3.7.2003 tarihi itibarıyla mevcut olmadığı, 30.6.2003
tarihi itibarıyla DİBS portföyünün Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının
(TCMB) açıkladığı fiyatlar üzerinden 15 bin TL’lik düzeye kadar düşmüş
olmasına rağmen, 30.6.2003 ila 3.7.2003 tarihleri arasında bu tutarların
çok üzerinde bono ve tahvil satışını gerçekleştirdiği hususları tespit
edilmiştir.
İşlem hacminin, muavin kayıtları
silmede kullanılan bir yazılım programıyla saklandığı, işlemlere ilişkin
tüm fiş ve belgelerin Bankanın Genel Müdürlüğüne gönderildiği, şubelerde
hiç bir fiş veya belge tutulmadığı, şubelerden gönderilen fişlerin çok az
bir kısmının Genel Müdürlük yetkililerince imzalandığı, imzalı fişlerin “emanet menkul değerler” hesabına
yansıtıldığı, bu suretle resmi kayıtlara geçirilen tutarların İMKB’ye
tescil ettirildiği tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, Türkiye İmar Bankası T.A.Ş., açığa satış mahiyetinde olmayan gerçek anlamda
müşterilere satışını yaptığı Devlet tahvillerini ve Hazine bonolarını ise
Bankanın Fona devri öncesinde müşteri talimatı olmadan elden çıkarmış ve
3.7.2003 tarihi itibariyle İMKB’ye tescil ettirilen, yani gerçek anlamda
satışı yapılan DİBS’lerin de Bankada olmadığı
ortaya çıkmıştır.
Bankaya el konulduktan sonra TMSF tarafından
önceleri bu tutarların TMSF’nin garanti
kapsamında olmadığından bahisle hak sahiplerine ödeme yapılmamış ancak,
daha sonra söz konusu iç borçlanma senedi alan yatırımcılar tarafından çok
sayıda dava açılması üzerine mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla 5667
sayılı Kanunla ödenmesine karar verilmiştir.
B-
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, muvazaalı olup
olmadığı ortaya konulmaksızın mudilere ait hesapların sigorta fonunca
ödenmeyeceğinin kurala bağlanmasının, hukuk devletinde kuralların
sonuçlarının öngörülebilir olmasını gerektiren hukuk güvenliği ilkesi ile
bağdaşmadığı, TMSF’den yararlanma açısından banka
çalışanları ile diğer hesap sahipleri arasında bir fark bulunmadığından,
bunlar arasında muvazaalı durumlar dışında ayırım yapılmasının eşitlik
ilkesine aykırı olduğu, bu nedenle imzaları bankayı ilzam eden
memurları ile şube müdürlerince alınan karşılıksız DİBS’lere
ilişkin olarak TMSF tarafından herhangi bir ödeme yapılmayacağı hükmünü
içeren kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5667 sayılı Kanun, bankacılık işlemleri yapma ve
mevduat kabul etme izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’ce DİBS satışı adı altında toplanan tutarların hak
sahiplerine ödenmesinin esas ve usullerini düzenlemektedir.
Bankalar Kanunu’na tabi bankalarda usulüne uygun
olarak açılan bireysel tasarruf mevduat hesapları dışında hiçbir bankacılık
işlemi (ticari kuruluşlar ve diğer kuruluşlar mevduatı ya da hisse senedi
işlemleri gibi) mevduat sigortası kapsamında değildir. Dolayısıyla, bu
hisse senetleri alınırken anılan hisse senedi sahiplerince, banka tarafından
ödemelerin yapılmaması riski üstlenilmiş olmaktadır. 5667 sayılı Kanun ise
bu durumun istisnasını düzenlemektedir.
Kanun’un itiraz konusu kuralı da
içeren 3. maddesinde ise hak sahibi olmadığı anlaşılanlara,
Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin bankacılık işlemleri
yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı tarihten sonra karşılıksız
DİBS aldığı tespit edilenlere, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulunca bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni
kaldırılan Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. ortakları ile bunların ana,
baba, eş ve çocukları ile bankanın yönetim kurulu ve kredi komitesi
başkan ve üyeleri, genel müdür ve yardımcıları, imzaları bankayı
ilzam eden memurları ile şube müdürleri veya bunlar adına hareket
eden kişilerce alınan veya bu kişilerin ayrı ayrı
veya birlikte doğrudan veya dolaylı olarak yönetim ve denetimine
sahip oldukları kuruluşlarca alınan, Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.
personelinin kurmuş olduğu munzam veya yardımlaşma sandık ve
vakıflarca alınan karşılıksız DİBS’lere
ilişkin olarak TMSF tarafından herhangi bir ödeme yapılmayacağı hükme
bağlanmıştır. Kanun koyucu,
burada sözü edilen ve Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin
işleyişinde, yönetilmesinde ve tasarruflarında fonksiyonu, yetkisi veya
katkısı bulunan kişilerin işlemleri için özel bir düzenleme yapmış ve bu
kişileri kötü niyetli, yapılan işlemleri de bir nevi muvazaalı işlem gibi
kabul etmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, haklı bir nedene dayanmayan ayrım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi
kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin
ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı
kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Yukarıda belirtilen şekilde özel
düzenleme öngörülmesinin nedeninin, finans sektöründen kaynaklı üst üste
yaşanan ekonomik krizler sonrası kamuoyunda “banka hortumlamak” şeklinde kavramlaştırılmış olan ve krizlerin
tetikleyicisi olan fiillere karşı kamuoyunun duyarlılığına cevap vermek
olduğu, bu düzenleme ile amaçlananın “banka
yöneticileri”nin
eylem ve işlemlerinin toplumsal etkileri ve kamu düzeni üzerindeki
sonuçları gözetilerek özel bir hükümle daha ağır bir yaptırıma tâbi
tutulmalarının sağlanması olduğu anlaşılmaktadır.
Haklı bir nedene dayanmaksızın, Devlet
güvencesinden yararlanılmasını önlemek ve Bankaya hakim
sermaye sahiplerinin ya da yöneticilerinin kendi kusurlarından kaynaklanan
hak taleplerini kapsam dışı bırakmak amacıyla böyle bir madde düzenlendiği
anlaşılmaktadır. Kamu yararı, bankalara duyulan güveni
artırmak suretiyle tasarrufları korumak, mali piyasalarda güven ve
istikrarı sağlamak ve somut olayda da kusuru olmaksızın oluşan
mağduriyetleri gidermek amacıyla getirilen mevduat sigortası sisteminin,
bankanın kötü yönetilmesinde ve mağduriyetlerin oluşmasında katkısı
olanlarca kullanılmasının önlenmesi Devletin, Anayasa’nın 5. maddesinde
belirtilen temel amaç ve görevlerine de uygundur.
Hisse senedi satışları bizzat şubeler aracılığıyla
yapılmakta dolayısıyla şube müdürlerinin de birinci derecede sorumluluğu
bulunmaktadır. Hukukun genel ilkeleri gereğince de kimse kendi kusuruna
dayanarak bir hak iddiasında bulunamaz ve hukuk devletinde bir hakkın
kötüye kullanılması koruma göremez. Kanun koyucu, banka yöneticilerinin
işlemleri nedeniyle bankanın içinin boşaltıldığını ve mevduat sahiplerinin
bu nedenle mağdur olduğunu gözeterek bu düzenlemeyi yapmıştır. Düzenleme bu
şekliyle iyi niyetli hesap sahiplerini dikkate almış, güvence kapsamında
olmamasına rağmen Bankanın yöneticileri dışında tüm DİBS alıcılarının sahip
oldukları senet tutarlarının ödenmesini öngörmüştür. Banka yöneticileri ile
diğer hesap sahipleri arasında muvazaa, kötü niyet ya da kendi kusurlarıyla
zararın oluşması durumunda ayırım yapılması haklı bir nedene dayandığından
eşitlik ilkesinin ihlal edildiğinden söz edilemez.
Bu nedenle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 10.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 2. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
Bu görüşe, Fulya KANTARCIOĞLU ile Mehmet ERTEN
katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
24.5.2007 günlü, 5667 sayılı Bankacılık İşlemleri
Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk
Anonim Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan
Tutarların Ödenmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
yer alan “…imzaları bankayı ilzam
eden memurları ile şube müdürleri…” ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ile
Mehmet ERTEN’in karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 18.10.2012 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
Esas:
2011/3, Karar: 2012/153 sayılı karardaki karşıoy
gerekçesinde belirtilen gerekçe doğrultusunda, itiraz konusu kuralın iptali
gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞIOY GEREKÇESİ
Kural, Türkiye
İmar Bankası T.A.Ş.’tini imzalarıyla ilzam eden memurları ile şube
müdürlerine ait Devlet iç borçlanma senetleri için, Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonunca herhangi bir ödeme yapılmayacağını hükme bağlamaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde;
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun
huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,
Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.
Maddede belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, her alanda adil, güvenilir bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan,
yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin önemli unsurlarından olan hukukî
güvenlik ilkesi, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni
değil, yürürlükte bulunan mevzuatın süreceğine duyulan güveni de kapsar.
İtiraz konusu kural,
Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’tini imzalarıyla ilzam eden memurları ile şube
müdürlerine ait Devlet iç borçlanma senetlerinin, salt Türkiye İmar Bankası’nın
imza yetkili memuru ya da şube müdürü olmalarını muvazaanın varlık nedeni
saymakta ve söz konusu senetlerin muvazaaya dayalı olarak edinildiğini
kabul ederek Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonunca herhangi bir ödeme yapılmayacağını öngörmektedir.
Bir bankanın salt imza yetkili memuru ya da şube müdürü olmak muvazaanın
varlığı için tek başına yeterli kanıt olmayacağı gibi, bir olayda
muvazaanın var olup olmadığının hukuki sonuç doğuracak şekilde ve kesin
olarak saptanabilmesi de yasama organın değil yargı organlarının işidir.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından
ediniliş biçiminde ciddi muvazaa şüphesi olduğu saptanan Devlet iç
borçlanma senetleri için ödeme yapılmayabilir, ancak, bu konuda dahi
çıkabilecek bir uyuşmazlığın yargı organları tarafından karara bağlanması
hukuk devleti olmanın gereğidir.
Öte yandan, Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu kararı
ile bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılarak, yönetim ve
denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na varlıklarıyla birlikte
devredilmiş olması dikkate alındığında, dava konusu kuraldaki hesap ya da
işlemlerin, mevduat sigortası kapsamında kalıp kalmamasının bir öneminin
olmadığı, hukuki güvenlik gereği mağdurlara yapılan ödemelerin de atıfet
olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
Yasa koyucu ihtiyaç duyduğu bir alanı düzenlerken,
Anayasa ve hukukun genel ilkelerine uymak ve keyfi olarak nitelendirilecek
düzenlemelerden kaçınmak durumundadır.
İtiraz konusu kuralın, muvazaanın varlığını peşinen
kabul edip buna göre uygulama yapılmasını sağlaması nedeniyle adil
olduğundan, dolayısıyla da Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez.
Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 2. maddesinde
yer alan hukuk devleti ilkesine aykırıdır. İptali gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
|