|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/27
Karar Sayısı: 2012/173
Karar Günü: 8.11.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Danıştay Onuncu Dairesi
İTİRAZIN KONUSU :1- 10.7.2003 günlü, 4925 sayılı Karayolu Taşıma
Kanunu’nun 35. maddesinin,
2- 18.5.2004 günlü, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile
Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 12. maddesinin birinci fıkrasının (t)
bendinin,
Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Karayolunda yurt içi eşya taşımacılığı yapmak üzere
tarafına K1 türü yetki belgesi verilmesi talebinin reddine dair işlemin
iptali istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı
olduğu kanısına varan Danıştay Onuncu Dairesi, iptalleri için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“…tarafından; davacının, karayolunda yurtiçi eşya
taşımacılığı yapmak üzere K1 türü yetki belgesi verilmesi istemli
başvurusunun reddine ilişkin 19.1.2006 tarih ve 3065 sayılı Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası işleminin iptali
istemiyle Ulaştırma Bakanlığı’na karşı açılan dava sonucunda; Afyonkarahisar İdare Mahkemesince, dava konusu işlemin
iptali yolunda verilen 23.8.2007 tarih ve E:2006/748, K:2007/478 sayılı kararının
temyizen incelenip bozulması istemi üzerine
oluşturulan dosya, Danıştay Onuncu ve Sekizinci Dairelerinden oluşan
müşterek kurulca, öncelikle dava konusu işlemin dayanağı olan 4925 sayılı
Karayolu Taşıma Kanunu’nun 35. maddesi ile 5174 sayılı Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 12. maddesinin 1.
fıkrasının (t) bendinin Anayasaya uygun olup olmadığı yönünden incelendi,
gereği görüşüldü:
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun “Yetki
devri” başlıklı 35. maddesinde, “Bakanlık, bu Kanun gereğince yerine
getirmekle yükümlü olduğu görev ve yetkilerinin tamamını veya bir kısmını
devredebilir. Devirle ilgili usul ve esaslar çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile
Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 12. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendinde
ise, “Mevzuatla bakanlıklara veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarına verilen
işlerin, bu Kanunda belirtilen kuruluş amaçları ve görev alanı çerçevesinde
odalara tevdii halinde bu işleri yürütmek”, odaların görevleri arasında
sayılmıştır.
Dava konusu işlem; 4925 sayılı Yasanın Ulaştırma
Bakanlığına verdiği yetkilerin, K1 türü yetki belgesiyle sınırlı olmak
kaydıyla, yukarıda aktarılan Yasa hükümlerine dayanılarak Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliğine (adı geçen Birlik tarafından da, ilgili Ticaret ve
Sanayi Odalarına) devredilmesi suretiyle tesis edilmiş olup; bu haliyle,
4925 sayılı Yasanın 35. maddesi ile 5174 sayılı Yasanın 12. maddesinin 1.
fıkrasının (t) bendinin bakılan davada uygulanacak kural olduğunda
duraksama bulunmamaktadır.
I- Yetki ve yetki devri kavramlarının İdare Hukuku
bakımından incelenmesi:
İdare Hukukunda “yetki”, idareye Anayasa ve
yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade eder ve idari işlemlerin en
temel öğesini oluşturur. Bir kamu düzeni sorunu olan yetki, yasa koyucu
tarafından hangi makam veya merciye verilmiş ise,
ancak o makam veya merci tarafından kullanılabilir. Bu bakımdan, yasanın
açık izni olmadıkça yetkili makam veya mercinin
yetkisini devretmesi olanaklı değildir. Aktarılan nitelikleri gereği, idare
hukukunda yetkisizlik kural, yetkili olmak istisnadır. Bu itibarla, yetki
hükümlerinin sınır ve çerçevesinin yasayla açıkça çizilmesi gerekir ve
genişletici yoruma tabi tutulamaz.
“Yetki devri” ise, yukarıda kısaca bahsedildiği
üzere, yasayla bir makama verilen karar alma yetkisinin, diğer bir makama
aktarılması olup; doktrin ve yargısal içtihatlarla, yetki unsurunun
nitelikleri dikkate alınarak geliştirilen bir takım koşul ve kurallara
tabidir. Buna göre, yetki devri:
1- Yasada açıkça öngörülmüş olmalıdır. (“yetki
devrinin yasallığı”)
Anayasanın 6. maddesindeki, kimsenin kaynağını
Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağı kuralı ve 123.
maddesindeki “idarenin yasallığı” ilkesi gereği, idare, Anayasa ve
yasalarla düzenlenen görev ve yetki sahası içinde faaliyette bulunmak
zorundadır. Bu kural ile birlikte, yetkinin kamu düzenine ilişkin olduğu da
gözetildiğinde, yetki devrinin yasada düzenlenmesi zorunludur. Bu zorunluluk,
yetkili organ veya makamın, dolayısıyla işlemin yetki unsuru yönünden
hukuka uygun olup olmadığının tespitine de olanak sağlamaktadır.
Özetle, yasada yetki devrine izin verilmeli ve
yetki devri yasaklanmamış olmalıdır.
2- Yazılı olmalıdır.
Yetki devri suretiyle, esasen yetkisiz olan bir
makam -idari işlemle- yetkili hale getirildiğinden, devir hususunun açıkça
(zımni devir mümkün değildir) ve yazılı olarak yapılması gerekmektedir. Bu
kural, yetkili makamın ve yetki devrinin kapsamının tespitini mümkün
kılmaktadır.
3- Hiyerarşik asta yapılmalıdır.
Yetki devri, karar alma yetkisinin devri olduğuna
ve idare hukukunda kararlar kamu görevlilerinin şahsı adına değil, bu kamu
görevlilerinin görev yaptığı kamu tüzel kişiliği adına alındığına göre, bir
kamu görevlisinin belli bir konuda sahip olduğu karar alma yetkisini, başka
bir kamu görevlisine devredebilmesi için, iki kamu görevlisinin de aynı
tüzel kişilik (hiyerarşi) içinde bulunması; yetkiyi devredenin hiyerarşik
üst konumunda olması gerekir. (Gözler,
Kemal: İdare Hukuku C.1, Bursa 2003, s.650)
4- Kısmi olmalıdır.
Hiyerarşik üst, yetkisinin yalnızca bir kısmını
devredebilir. Zira, tam yetki devri, bir idari
makamın bütün görevlerini devrettiği (kendini tasfiye ettiği) anlamına
gelir ki, bu durum gerek yetki devrinin istisnailiği, gerekse idarenin
yasallığı ilkesine aykırı düşer.
Nitekim,
yetki devrinin yukarıda değinilen unsurlarına, idare hukuku bakımından “code” niteliğindeki 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş
ve Görev Esasları Hakkında Kanun’un “Yetki devri” başlıklı 38. maddesinde
de aynen yer verilerek, “Bakan, müsteşar ve her kademedeki bakanlık ve
kuruluş yöneticileri, gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak açıkça
belirlemek şartıyla yetkilerinden bir kısmını astlarına devredebilir.” şeklinde
hüküm sevk edilmiştir.
II- Yasa kurallarının anlam ve içeriği:
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 35.
maddesinde, Ulaştırma Bakanlığına, bu Yasada öngörülen görev ve
yetkilerinin tamamını, sınır konulmaksızın, herhangi bir kişi/kuruluşa
devretme ve devirle ilgili usul-esasları bizzat çıkaracağı yönetmelikle
belirleme yetkisi verilmiştir.
5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile
Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 12. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendinde de,
bakanlıklara ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına yasa ya da diğer
mevzuatla verilen işlerin, çerçeve çizilmeksizin, ayrı bir tüzel kişiliğe
sahip olan odalara devredilmesi olanağı tanınmıştır.
Nitekim Ulaştırma Bakanlığı da, söz konusu
hükümlere istinaden, 25.2.2004 tarih ve 25384 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliğinin Ek 1. maddesinde getirdiği
düzenlemeyle, Karayolu Taşıma Kanunundan doğan yetkilerini, kamu
kurum/kuruluşları ve 5174 sayılı Yasa kapsamına giren Birlik ve Odalara
protokolle devredebileceğini öngörmüştür.
Aktarılan yasa hükümlerinin, idareye yasayla
verilen yetkilerin, gerek hiyerarşik ast haricindeki kişi ve kuruluşlara,
gerekse tamamının devrine izin vermesi, bu suretle yetki devrinin sınır ve
istisnalarının belirlenmemiş olması söz konusu düzenlemelerin Anayasaya
uygunluğunun irdelenmesini zorunlu kılmıştır.
III- Yasa kurallarının Anayasanın 7. maddesine
uygunluğu:
Anayasanın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk
Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu, bu yetkinin devredilemeyeceği
kuralına yer verilmiştir.
Egemenliğin sahibi olan Millet adına yetki kullanan
yasama organı, “yasama” erkinin aslî sahibidir. Böyle bir yetkiden kendi
iradesiyle bile vazgeçmesi söz konusu olamaz. Bu nedenle öğretide,
Anayasa’da yasama yetkisinin devredilemeyeceği yolunda bir kural olmasaydı
dahi, yasama yetkisinin devredilemeyeceği kabul edilmektedir. Çünkü kamu
hukukunda hiçbir Devlet organı, Anayasa ve yasalardan aldığı bir yetkiyi,
bu metinlerde açık bir izin olmadıkça başka bir Devlet organına devredemez.
(Yasama yetkisinin devredilmezliğinin mutlak bir ilke olmayışı, TBMM’nin
çıkaracağı yetki yasalarıyla Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmünde Kararname
çıkarma yetkisi verilmesi gibi, bizzat Anayasanın kendisinde istisnai
kurallar bulunması konumuzun dışındadır.)
Yasama organı, yasa yaparken konuyla ilgili bütün
olasılıkları göz önünde bulundurarak (kazuistik
biçimde) ayrıntılara ait kurallar koymak yetkisine sahip ise de; zamanın
gereklerine göre sık sık değişen önlemler
alınmasına veya alınan önlemlerin kaldırılmasına ve yerine göre yeniden
konulmasına gerek duyulan hallerde, yasama faaliyetinin yavaş işlemesi ve
günlük olayları izleyerek zamanında önlem almasının güçlüğü karşısında;
yasa koyucunun, konunun esaslı unsurlarını yasa ile belirledikten sonra,
uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin bulunan hususların düzenlenmesi için
yürütme organına yetki vermesinin, yasama yetkisinin devri niteliğinde
değerlendirilemeyeceği açıktır.
Bu durum öğretide, kural-işlem yetkisinin, ilke ve
genel olarak yalnız yasama organına ait olduğu; yürütme ve idarenin ise,
sadece türevsel, bağlı ve istisnai nitelikte düzenleme yetkisine sahip
olduğu şeklinde ifade edilmiştir. (Duran, Lütfi: İdare Hukuku Ders Notları,
İstanbul 1982. s.320)
Yasama yetkisi asli bir yetki olduğundan ve Türk
hukukunda yasayla düzenleme alanı konu itibariyle sınırlandırılmadığından
(yasama yetkisinin genelliği), yasama organı, dilediği alanı, kuşkusuz
Anayasa ilkelerine uygun olmak koşuluyla düzenleme yetkisini haizdir.
(Anayasa Mahkemesinin E:1985/2, K:1985/6 sayılı kararı; Özbudun,
Ergun: Türk Anayasa Hukuku, 4. Baskı, Ankara
1995, s.164-165)
Yasayla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız
kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi değil, bunların yasa metninde
kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma ise, düzenlenen alanda temel ilkelerin
konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak temel ilkeler
konulup çerçeve çizildikten sonra uzmanlık ve teknik konulara ilişkin
ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir.
Bu bakımdan yasama organının, “temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz geniş bir alanı yönetimin
düzenlemesine bırakmaması gerekir.” (Anayasa Mahkemesinin E:1993/5,
K:1993/25 sayılı kararı). Bir başka deyişle; yasama organı, sahibi olduğu
yasama yetkisinin asli, devredilemez niteliğiyle birlikte yürütme ve idarenin
türevsel, istisnai, sınırlı düzenleme yeteneğini dikkate almak suretiyle,
temel esaslarını kendisinin düzenlediği konularda yürütme ve idareye
konunun ayrıntılarını düzenleme yetkisi tanıyabilir.
Bu itibarla, yürütme organına düzenleme yetkisi
veren bir yasa kuralının Anayasanın 7. maddesine uygun olabilmesi için;
temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir
alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir.
Oysa 4925 sayılı Yasanın itiraza konu 35.
maddesinde, anılan Yasa ile Ulaştırma Bakanlığına verilen görevlerden,
tanınan yetkilerden hangilerinin kimlere, hangi koşullarla
devredilebileceği; 5174 sayılı Yasanın 12. maddesinin 1/t bendinde ise,
devredilebileceği öngörülen yetkilerin kaynaklandığı yasalar, bu yetkilerin
devre konu olabilecek kısımlar ve bu yetkiye sahip olan kurum-kuruluş ve
bakanlıklar belli edilmemiş, çerçevesi çizilmemiş; belirtilen konularda
düzenleme yapma yetkisi, herhangi bir temel ilke ve sınır konulmaksızın,
tümüyle Ulaştırma Bakanlığına (5174 sayılı Yasa bakımından bütün bakanlık
ve kamu kuruluşlarına) bırakılmıştır. Böylece, kamu düzenine ilişkin bulunan ve yasayla belirlenmesi
gereken “idarenin yetki alanı”nın düzenlenmesine
yönelik yasama yetkisi; yetki devrinin konusu, kapsamı ve devredilecek
makam/merci hakkında herhangi bir çerçeve çizilmemek suretiyle fiilen
idareye devredilmiştir.
Bu bağlamda, 5174 sayılı Yasanın 12. maddesinin 1.
fıkrasının (t) bendinde, “...bu Kanunda belirtilen kuruluş amaçları ve
görev alanı çerçevesinde...” odalara tevdi edilen işlerden söz edilmesi,
konunun yasal çerçevesinin çizilmiş, temel ilke ve sınırlarının yine yasa
ile konulmuş olduğu anlamına gelmemektedir. Zira, anılan
fıkradaki ifade, 5174 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra yasama
organınca çıkarılacak yeni yasalarda kamu kurum ve kuruluşları ile
bakanlıklara verilecek görev ve yetkilerin dahi, odalara tevdi edilebilecek
işler kapsamında yer almasına olanak tanıdığı gibi; esasen, devre konu
işlerin yasama yetkisinin devredilmezliği kuralına aykırı biçimde idare tarafından
belirlenmesine izin vermekte; böylelikle devredilecek yetkinin konu, kapsam
ve sınırlarını belirlemekten uzak bulunmaktadır.
Bu nedenle, 4925 sayılı Yasanın 35. maddesi ile
5174 sayılı Yasanın 12. maddesinin 1/t bendinin, yasama yetkisinin
devredilmezliğini öngören Anayasa’nın 7. maddesine aykırı olduğu sonucuna
varılmaktadır.
IV- Yasa kurallarının Anayasa'nın 123. maddesine
uygunluğu:
Anayasanın 8. maddesinde, yürütme yetkisi ve
görevinin, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara
uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği; 113. maddesinde,
Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatının
yasayla düzenleneceği; 123. maddesinde, idarenin, kuruluş ve görevleriyle
bir bütün olduğu ve yasayla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa, yürütme görev ve yetkisinin, yasalar
çerçevesinde yerine getirileceğini açıklamakla yetinmeyip; idare
kuruluşunun her bir öğesinin de yasayla düzenlenmesini emretmektedir. İdare
teşkilatı ile görev ve yetkilerinin yasayla düzenlenmesi öngörüldüğü gibi;
ajanlara, vergilere ve mallara ilişkin statülerin de yasal nitelikte olması
gerekmektedir. Bu bakımdan, idare onu yetkili kılan “Yasa”ya dayanarak
hizmette bulunabilir. Bu nedenledir ki, idare hukukunda yetkisizlik kural,
yetkili olmak istisnadır. Dolayısıyla, yetki devri de istisnai
niteliktedir.
Ancak idarenin yasallığı ilkesi, idari kuruluşun
tümü ve bütün ayrıntıları ile yasa koyucu tarafından düzenlenmesi
zorunluluğunu gerektirmeyip; sadece öğelerinin temel kurallarının ve
güvence hükümlerinin yasada yer almasını zorunlu kılar. Nitekim Anayasanın
113. maddesinde, Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri,
yetkileri ve teşkilatının yasayla düzenleneceği; 123. maddesinde, kamu
tüzel kişiliğinin, ancak yasayla veya yasanın verdiği açık yetkiye
dayanılarak kurulacağı belirtilmek suretiyle, idarenin kuruluşunda her
noktanın mutlaka yasa hükmüne bağlanmasını şart koşmamış ya da bu alanda
yürütme ve idarenin düzenleme yapmasını yasaklamamıştır. Bu itibarla, yasal
yetkiye dayanarak ve yasalar ile Anayasa çerçevesinde olmak kaydıyla,
yürütme ve idare de, kendi işleviyle ilgili alanda yeni ve ayrıntılı kurallar
koyabilirler. Böyle bir düzenlemenin “yasallık” ilkesine aykırı bir yönü
yoktur.
Diğer yandan, yasama erkinin aksine yürütme
erkinin, bir yetki olduğu kadar yükümlülüğü de içermesi nedeniyle,
idarenin, yasayla kendisine tevdi edilen görev ve yükümlülükleri tümüyle
devretmesi, diğer bir anlatımla kamu hizmetini ifadan vazgeçmesi mümkün
bulunmamaktadır. Aksi durumun, gerek yetki devrinin istisnailiği, gerekse
idarenin yasallığı ilkesine; dolayısıyla Anayasanın yukarıda anılan
hükümlerine aykırı düşeceği açıktır.
Nitekim,
Anayasa Mahkemesinin 27.4.1993 tarih ve E:1992/37, K:1993/18 sayılı
kararında da, öğretide kabul edildiği üzere, yetki devrinin “kısmi” olması
gerektiği ve “bazı önemli yetkilerin devir konusu yapılamayacağı” vurgulanarak,
Yasada biçimi ve sınırları belirli bir yetki devri öngörüldüğü gerekçesiyle
iptal isteminin reddine karar verilmiştir.
Karayolu Taşıma Kanunuyla, Ulaştırma Bakanlığına,
karayolu eşya ve yolcu taşımacılığı alanında faaliyette bulunacak
kişilerin, bu alanda faaliyette bulunma ve yetki belgesi alma koşullarının,
taban ve tavan ücretlerin (kamu düzeni ve güvenliği gözetilerek)
belirlenmesi ve bu kurallara uyulup uyulmadığının denetlenmesi;
uyulmadığının tespiti halinde ise, faaliyetin durdurulması, yetkinin iptali
ve idari para cezası verilmesi dahil yaptırım
uygulanması gibi birtakım kamusal yetkiler tanınmış; iptali istenilen
kurallar ise, Bakanlığın bu konuda haiz olduğu yetkilerini kısmen veya
tamamen, sınır ve kural getirmeksizin herhangi bir kuruluş/kişiye, bu arada
kamu tüzel kişiliğini haiz odalara, süreli veya süresiz olarak
devredebileceğini öngörmüştür.
Dolayısıyla, itiraza konu Yasa kurallarıyla,
Bakanlığın, karayolu taşımacılığı alanındaki bütün yetkilerinin, herhangi
bir sınırlama veya istisna konulmaksızın Bakanlık teşkilatı içinde yer
almayan, Bakanlık ile hiyerarşik ilişki içinde olmayan kişi ve kuruluşlara
devrine olanak sağlanmıştır. Bu nedenle, anılan kurallar, “yetki devri”
kurumunun kapsam ve mahiyetine açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi, idarenin
yasallığını düzenleyen Anayasanın 123. maddesine de aykırı düşmektedir.
Esasen, 5174 sayılı Yasa’nın ilgili bendinde geçen
“mevzuat” kelimesi dahi, başlı başına idarenin yasallığı ilkesine,
dolayısıyla Anayasa’nın 123. maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Zira, bilindiği üzere, “mevzuat” sözcüğü, normlar
hiyerarşisinde yasadan aşağıda yer alan tüzük, yönetmelik, genelge gibi
yürütme organının düzenleme yetkisi içerisinde bulunan düzenleyici
işlemleri de kapsamaktadır. Oysa idare, Anayasa ve yasalarla düzenlenen
görev ve yetki sahası içinde faaliyette bulunmak zorunda olup; idarenin,
dayanağını yasadan almaksızın, düzenleyici işlemlerden kaynaklanan bir
yetkiye sahip olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle, anılan Yasa kurallarının
Anayasanın 123. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle ve bir davaya bakmakta olan
mahkemenin, o dava sebebiyle uygulanacak yasa kuralının Anayasa’ya aykırı
olduğu kanısına götüren görüşünü açıklayan kararı ile Anayasa Mahkemesine
başvurulması gerektiğini düzenleyen 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesinin 2. fıkrası
gereğince, yukarıda açıklanan gerekçelerle; 4925 sayılı Karayolu Taşıma
Kanunu’nun 35. maddesi ile 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 12. maddesinin 1. fıkrasının (t)
bendinin; Anayasanın 7. ve 123. maddelerine aykırı olduğu kanısına
ulaşılması nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına; dosyada bulunan belgelerin
onaylı bir örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine
6.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1-10.7.2003 günlü, 4925 sayılı Karayolu Taşıma
Kanunu’nun itiraz konusu kural olan “Yetki
Devri” başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Madde
35- Bakanlık, bu Kanun gereğince yerine getirmekle yükümlü olduğu görev ve
yetkilerinin tamamını veya bir kısmını devredebilir. Devirle ilgili usul ve
esaslar çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
2-18.05.2004 günlü, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da
içeren “Odaların Görevleri”
başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“Madde
12 - Odaların görevleri şunlardır:
a) Meslek ahlâkını, disiplini ve
dayanışmayı korumak ve geliştirmek, ticaret ve sanayinin kamu yararına uygun
olarak gelişmesine çalışmak.
b)Ticaret
ve sanayiyi ilgilendiren bilgi ve haberleri derleyerek ilgililere
ulaştırmak, ilgili kanunlar çerçevesinde resmî makamlarca istenecek
bilgileri vermek ve özellikle üyelerinin mesleklerini icrada ihtiyaç
duyabilecekleri her çeşit bilgiyi, başvuruları durumunda kendilerine vermek
veya bunların elde edilmesini kolaylaştırmak, elektronik ticaret ve
internet ağları konusunda üyelerine yol gösterecek girişimlerde bulunmak,
bu konularda gerekli alt yapıyı kurmak ve işletmek.
c) Ticaret ve sanayiye ait her türlü
incelemeleri yapmak, bölgeleri içindeki iktisadî, ticarî ve sınaî
faaliyetlere ait endeks ve istatistikleri tutmak, başlıca maddelerin piyasa
fiyatlarını takip ve kaydetmek ve bunları uygun vasıtalarla yaymak.
d) 26 ncı
maddedeki belgeleri düzenlemek ve onaylamak.
e) Meslek faaliyetlerine ait
konularda resmî makamlara teklif, dilek ve başvurularda bulunmak;
üyelerinin tamamının veya bir kesiminin meslekî menfaati olduğu takdirde
meclis kararı ile bu üyeleri adına veya kendi adına dava açmak.
f) Çalışma alanları içindeki ticarî
ve sınaî örf, adet ve teamülleri tespit etmek, Bakanlığın onayına sunmak ve
ilân etmek.
g) Üyeleri tarafından uyulması
zorunlu meslekî karar almak.
h) Yurt içi ve yurt dışı fuar ve
sergilere katılmak.
ı) Gerektiğinde 507 sayılı Esnaf ve
Küçük Sanatkârlar Kanununun 125 inci maddesinde sayılan mal ve hizmetlerin
azamî fiyat tarifelerini, kendi üyeleri için, Bakanlıkça çıkarılacak
yönetmeliğe uygun olarak tespit etmek ve onaylamak.
j) Deniz ticaretinin kamu yararına,
millî ulaştırma ve deniz ticareti politikasına uygun şekilde gelişmesine çalışmak.
k) Millî
ve milletlerarası deniz ticaretine ait incelemeler yapmak ve bu konudaki
bilgileri sağlamak, Türkiye limanları arası ve yurt dışı navlun, acente
komisyonu ve ücretleri ile liman masrafları gibi bilgileri toplamak ve bunları
mümkün olan vasıtalarla en seri şekilde yaymak, dünya deniz ticaretindeki
en son gelişmeleri izlemek, istatistikler tutmak ve bunları ilgililere
duyurmak.
l) Deniz ticaretine ait ticarî örf,
teamül ve uygulamaları tespit ve ilân etmek, navlun anlaşmaları, konişmento ve benzeri evraka ait tip formları
hazırlamak.
m) Yabancı gemi sahip ve donatanları
ile denizcilikle ilgili müesseselere Türkiye limanlarının imkânları, çalışma
şekilleri, tarifeleri ve liman masrafları hakkında bilgi vermek ve onlardan
benzeri bilgileri sağlamak.
n) Deniz ticareti ile ilgili
milletlerarası kuruluşlara üye olmak ve delege bulundurmak.
o) İlgililerin talebi üzerine deniz
ticareti ile ilgili ihtilaflarda hakemlik yapmak.
p) Deniz acenteliği hizmet ücret
tarifelerini hazırlamak ve Bakanlığın onayına sunmak.
r) Sair mevzuatın verdiği görevlerle,
ilgili kanunlar çerçevesinde Birlik ve Bakanlıkça verilecek görevleri
yapmak.
s) Birliğin belirlediği standartlara
göre üye kayıtlarını tutmak ve üyelik aidatlarına ilişkin belgeleri
saklamak ve bunları Birliğe talep halinde bildirmek.
t)
Mevzuatla bakanlıklara veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarına verilen
işlerin, bu Kanunda belirtilen kuruluş amaçları ve görev alanı çerçevesinde
odalara tevdii halinde bu işleri yürütmek.
u) Üyelerinin ihtiyacı olan belgeleri
vermek ve bunlara ilişkin gerekli hizmetleri yapmak.
v) Yurt içi fuarlar konusunda
yapılacak müracaatları değerlendirip Birliğe teklifte bulunmak.
y) Üyeleri hakkındaki tüketici
şikâyetlerini incelemek ve kuruluş amaçları doğrultusunda diğer
faaliyetlerde bulunmak.
z) Ticaret ve sanayi odalarınca,
odalar ayrı olan illerde ise sanayi odalarınca sanayiciler için kapasite
raporları düzenlemek.
Odalar, bunlardan başka mevzuat
hükümleri çerçevesinde;
a) Ticaret mallarının niteliklerinin
belirlenmesine yönelik lâboratuvarlar kurmak veya
bunlara iştirak etmek, uluslararası kalibrasyon,
test ölçme lâboratuvarı kurmak veya iştirak
etmek, belgelendirme hizmetleri sunmak,
b) Milli
Eğitim Bakanlığının izin ve denetiminde ticaret, denizcilik ve sanayi ile
ilgili kursları açmak, açılan kurslara yardımda bulunmak, yurt içinde ve
dışında ihtiyaç duyulan alanlar için öğrenci okutmak ve stajyer bulundurmak;
meslekî ve teknik eğitim ve öğretimi geliştirme ve yönlendirme çalışmaları
yapmak, kendi üyelerinin işyerleriyle sınırlı olmak üzere, 3308 sayılı
Meslekî Eğitim Kanunu kapsamına alınmamış meslek dallarında bu uygulamaya
ilişkin belgeleri düzenlemek,
c) İlgililerin talebi halinde, ticarî
ve sınaî ihtilaflarda hakem olmak, tahkim kurulları oluşturmak,
d) Açılmış veya açılacak olan
sergiler, panayırlar, umumi mağazalar, depolar, müzeler ve kütüphanelere katılmak,
e) Yetkili
bakanlıkça uygun görülen alanlarda sanayi siteleri, endüstri bölgeleri,
organize sanayi bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, teknoparklar,
teknoloji merkezleri kurmak ve yönetmek; 3218 sayılı Serbest Bölgeler
Kanunu çerçevesinde serbest bölge kurucu ve işleticisi veya işleticisi
olmak, antrepo işletmek ve fuar alanları, kongre merkezleri ile ticaret
merkezleri kurmak, işletmek veya kurulmuş olanlara iştirak etmek,
Görevlerini de yaparlar.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen
Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 7. ve 123.
maddelerine dayanılmış, 128. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin
YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal
Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımıyla
30.3.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Canbulut ŞAŞMAZ tarafından hazırlanan işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 4925 Sayılı Kanun’un 35.
Maddesinin İncelenmesi
Başvuru kararında, yürütme organına düzenleme
yetkisi veren bir kanun kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi
için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş
bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerektiği, oysa itiraz
konusu kuralda 4925 sayılı Kanun ile Ulaştırma Bakanlığına verilen görevlerden
ve yetkilerden hangilerinin kimlere, hangi koşullarla devredilebileceği
konularında düzenleme yapma yetkisinin herhangi bir temel ilke ve sınır
konulmaksızın tümüyle Ulaştırma Bakanlığına bırakıldığı, diğer yandan
idarenin kanunla kendisine tevdi edilen görev ve yükümlülükleri tümüyle
devretmesinin, başka bir anlatımla kamu hizmetini ifadan vazgeçmesinin
mümkün olmadığı, aksi durumun gerek yetki devrinin istisnailiği gerekse
idarenin kanuniliği ilkesine aykırı olacağı belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle
itiraz konusu kural Anayasa’nın 128. maddesi yönünden de incelenmiştir.
İtiraz konusu kuralla, Bakanlığın 4925 sayılı Kanun
gereğince yerine getirmekle yükümlü olduğu görev ve yetkilerinin tamamını
veya bir kısmını devredebilmesine olanak tanınmış, devirle ilgili usul ve
esasların ise çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır. Kurala göre anılan Bakanlığın
devredebileceği görev ve yetkilerin ise genel olarak; taşımacılık, acentelik ve taşıma işleri
komisyonculuğu ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği yapacaklara yetki
belgesi vermek, gerektiğinde ücret tarifesinin taban ve tavan sınırları ile
karayolundan geçiş ücretlerini belirlemek, düzenli yolcu ve eşya
taşımalarında düzenlenen zaman tarifelerini onaylamak, Kanun’a aykırı
durumların varlığı halinde idari para cezası ile uyarma, geçici durdurma ve
iptal şeklinde idari müeyyideler uygulamaya ilişkin olduğu
görülmektedir.
Kanun koyucunun itiraz konusu kuralla, Bakanlığın
4925 sayılı Kanun gereği yerine getirmekle yükümlü olduğu görev ve
yetkilerinin tamamını veya bir kısmını devredilebilmesine imkân tanıyarak,
hizmette süratin ve verimliliğin arttırılmasını temin etmeyi, iş ve
işlemleri merkeziyetçilikten kurtarmayı amaçladığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Buna göre
Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına genel
ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir.
Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir.
Bu nedenle Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, kanunlarla düzenlenmemiş
bir alanda, kanun ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi
verilemez. Ayrıca yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun
kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin
düzenlemesine bırakmaması gerekir.
İtiraz konusu kuralda “Bakanlığın bu Kanun
gereğince yerine getirmekle yükümlü olduğu görev ve yetkiler”den bahsedilerek,
devredilebilecek görev ve yetkilerin hangileri olduğunun genel olarak
gösterilmekle yetinildiği, Bakanlığın Kanun’dan doğan görev ve yetkilerinin
hangilerini hangi makam veya merciye ne şekilde
ve ne süreyle devredebileceğine ilişkin temel ilkelerin, sınırların ve
kapsamının belirlenmediği, yürütme organının yetki devrine dair usul ve
esasları belirlemede tam yetkili hale geldiği, bunun da idarenin görevlerinde
belirsizlik, görevlendirme ve yetkilendirmede keyfilik gibi sonuçlara
götürebileceği anlaşılmaktadır. Bu
nedenle, itiraz konusu kuralla Bakanlığa verilen yetkinin, yasamaya
tanınmış ve devredilemez olan asli düzenleme yetkisinin devri niteliğini taşıdığı
açıktır.
Diğer taraftan Anayasa’nın 128. maddesinde ise
Devlet’in, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevlerinin memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle yürütüleceği, bu kapsama giren personelin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülüklerinin de kanunla
düzenleneceği öngörülmüştür. Anayasa’nın
128. maddesi anlamında bir kamu hizmetinden söz edilebilmesi için; söz
konusu hizmetin Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmeti olması, bu kamu
hizmetinin “genel idare esasları”na
göre yürütülmesi ile görevin “asli ve
sürekli” nitelikte olması gerekmektedir.
Geniş anlamda, Devlet ya da diğer kamu
tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında,
genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını ya da çıkarını
sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli
etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel
ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal
yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır.
İdare eliyle yürütülen hizmet ve
faaliyetlerden, genel idare esaslarına göre yürütülmesi zorunlu olmayan,
diğer bir değişle özel yönetim biçimi ile gerçekleştirilmeye elverişli
bulunanların, Devletin gözetimi ve denetimi altında, belli yasal usullerle
özel müteşebbislere yaptırılabilmesi ise olanaklıdır.
Kolluk faaliyeti içinde yer alan zorunlu denetim hizmeti,
idari para cezası ile uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklinde
idari müeyyideler uygulamaya ilişkin görev ve
faaliyetler genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu
hizmeti olup, idarenin asli ve sürekli görevlerindendir. Anayasa’nın 128.
maddesine göre, kolluk faaliyetleri arasında yer alan bu tür kamu
hizmetlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi
zorunludur.
Buna göre, itiraz konusu kural Bakanlığa, 4925
sayılı Kanun’da verilen görevlerin ve tanınan yetkilerin tamamını devretme
imkânı tanımakta olup, idarenin kolluk
faaliyetleri içinde yer alan ve mutlaka Devletin memurları ve diğer kamu
görevlileri aracılığıyla yürütülmesi zorunlu olan asli ve sürekli görevlerin
de gerçek ya da özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesine olanak tanıyan
kural, Anayasa’nın 128. maddesine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 7. ve 128.
maddelerine aykırı görülerek iptal
edildiğinden Anayasa’nın 123. maddesi yönünden
ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
B- 5174 Sayılı Kanun’un 12.
Maddesinin Birinci Fıkrasının (t) Bendinin İncelenmesi
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralda,
devredilebileceği öngörülen yetkilerin kaynaklandığı kanunların, bu
yetkilerin devre konu olabilecek kısımları ve bu yetkiye sahip olan
kurum-kuruluş ve bakanlıkların belli edilmediği, belirlenen konularda
düzenleme yapma yetkisinin herhangi bir temel ilke ve sınır konulmaksızın
tümüyle bütün bakanlık ve kamu kuruluşlarına bırakıldığı, böylece kamu
düzenine ilişkin bulunan ve kanunla belirlenmesi gereken idarenin yetki
alanının düzenlenmesine yönelik yasama yetkisinin, yetki devrinin konusu,
kapsamı ve devredilecek makam/merci hakkında herhangi bir çerçeve
çizilmemek suretiyle fiilen idareye devredildiği, itiraz konusu kuralda yer
alan “mevzuat” kelimesinin dahi
başlı başına idarenin kanuniliği ilkesine, dolayısıyla Anayasa’nın 123.
maddesine aykırılık teşkil ettiği, zira anılan kelimenin, normlar
hiyerarşisinde kanundan aşağıda yer alan tüzük, yönetmelik, genelge gibi
yürütme organının düzenleme yetkisi içerisinde bulunan düzenleyici
işlemleri de kapsadığı, oysa idarenin, Anayasa ve kanunlarla düzenlenen
görev ve yetki sahası içinde faaliyette bulunmak zorunda olduğu, idarenin,
dayanağını kanundan almaksızın, düzenleyici işlemlerden kaynaklanan bir
yetkiye sahip olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural, mevzuatla bakanlıklara veya
diğer kamu kurum ve kuruluşlarına verilen işlerin, 5174 sayılı Kanun’da
belirtilen kuruluş amaçları ve görev alanı çerçevesinde odalara tevdii
halinde bu işleri yürütmeyi odaların görevleri arasında saymıştır. Kural,
oda ve birliklerin kuruluş amaçları doğrultusunda yerine getirmekle yükümlü
oldukları görevlerin ve bu görevi yerine getirirken sahip oldukları
yetkinin alanını belirlemektedir.
Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında ise
“İdare, kuruluş ve görevleriyle bir
bütündür ve kanunla düzenlenir.” hükmü yer almaktadır. Bu maddede yer
alan düzenleme, idarenin kanuniliği ilkesine vücut vermektedir. İdarenin
kanuniliği ilkesi, idarenin ve organlarının görev ve yetkilerinin açık bir
biçimde kanunla düzenlenmesini gerekli kılar.
Öncelikle odaların temel amacı, avukatlık,
hekimlik, eczacılık, tacirlik gibi serbest meslekleri ifa edenlerin ortak
ihtiyaçlarını karşılamak, mesleği dışa karşı temsil etmek ve özellikle bu
mesleklerin iç disiplinini ve meslek ahlakını korumak olduğundan ve görev
alanları da kanunda açıkça öngörüldüğünden bu hususta bir belirsizlikten
bahsedilemez.
Öte yandan, itiraz konusu kural, odaların
görevlerine ilişkin genel bir düzenleme niteliğindedir. İlgili
kanunlarda, konuya ilişkin genel kuralların saptanması, hangi yetkinin
hangi makam ve merciye devredileceğinin belirlenmesi
ve bu şekilde konunun çerçevesi çizildikten sonra, günün gelişen koşul ve
durumlarına göre sık sık değişiklik yapılması
gereken teknik ve ihtisasa ilişkin alanda, bakanlıklara veya diğer kamu
kurum ve kuruluşlarına yüklenen görev ve tanınan yetkilerin odalara devri
hususunda bir hükme yer verilmesi yasama yetkisinin devri niteliğinde değildir.
Ayrıca yürütme organı, bir kanuna dayanmak ve ona
uygun olmak şartıyla Anayasamızda yer verilen tüzük ve yönetmelik dışında
da genel ve objektif düzenleyici hukuki tasarruflarda bulunabilir. İdarenin genel esasları ilgili kanunda çizilmiş olmak şartıyla
teknik ve ihtisasa ilişkin konularda mevzuat kavramına dâhil olan tüzük,
yönetmelik, genelge vb. düzenleyici tasarruflarla kamusal bir görev
yüklenmesi ve bu görevin oda ve birliklerin kuruluş amaçlarıyla ilgili
olması durumunda odalara devredilmesi yasama yetkisinin devri niteliğinde
olmadığı gibi bu durum idarenin kanuniliği ilkesine de aykırılık
oluşturmaz.
Sonuç olarak odalar, kamu tüzel kişiliğine sahip ve
kamu yararı amacına yönelik faaliyette bulunan kuruluşlardır. İdarenin
görev alanına giren konularda, kamu hizmetinin düzenli olarak işlemesini
sağlamak amacıyla, sınırları açıkça ilgili kanunda belirtilmiş olmak
şartıyla, idareye ait bir yetkinin odalara devredilmesinde Anayasa’ya
aykırılık bulunmayıp, itiraz konusu kural Anayasa’nın 7. ve 123.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE
GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının
Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde
Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 35.
maddesinin iptaline karar verilmesinin doğuracağı hukuksal boşluk, kamu
yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3)
numaralı fıkrası gereğince iptal kararının, Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun
görülmüştür.
VII- SONUÇ
1- 10.7.2003 günlü, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 35. maddesinin Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE,
2- 18.5.2004 günlü, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 12. maddesinin birinci fıkrasının (t)
bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
3- 4925 sayılı Kanun’un 35.
maddesinin iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu maddeye
ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
8.11.2012 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|