|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/68
Karar Sayısı: 2012/182
Karar Günü: 22.11.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Kestel İcra Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun
134. maddesinin 9.11.1988 günlü, 3494 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle
değiştirilen ikinci fıkrasının “Talebin
reddine karar verilmesi halinde tetkik mercii davacıyı feshi istenilen
ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder.”
biçimindeki dördüncü cümlesinin, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu
ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Davacı tarafından açılan ihalenin feshi davasında,
itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme,
iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“Davacı….
ile Davalı …. arasında mahkememizde görülmekte olan İhalenin Feshi
davasının 2011 tarihli celsesinde İcra ve İflas Kanunu’nun “İhalenin
neticesi ve feshi” başlıklı 134. maddenin 2. fıkrasında ihalenin feshi
talebinin reddine karar verilmesi halinde davacının feshi istenilen ihale
bedelinin %10’u oranında para cezasına mahkum edeceğine dair kanun hükmünün
Anayasaya aykırı olduğunu düşündüğümüzden Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
152. maddesi gereğince Yüksek Mahkemenize itiraz başvurusunda bulunulmasına
ve 5 ay süre ile mahkemenizce verilecek kararın beklenilmesine karar
verilmiştir.
İlgili
İcra dosyası olan Kestel İcra Müdürlüğünün 2011/1255 talimat sayılı dava
dosyasında ihale ile satılan Bursa ili Kestel ilçesi… Köyü’nde bulunan 104
ada 15 parsel ve 104 ada 19 parsel sayılı taşınmazların ihalesinin feshini
talep etmekte olup, taşınmazlardan 104 ada 19 parsel 250.000 TL bedel ile,
104 ada 15 parsel ise 500.000 TL bedelle 31.02.2012 tarihinde ihale
edilmiş; davacı vekili bu ihalenin usulüne uygun olmadığından feshini talep
etmiştir.
Anayasaya
aykırılık düşüncemizi ana hatları ile şu şekilde açıklamaktayız:
İcra
ve İflas Kanunu’nun ‘İhalenin Neticesi ve Feshi’ başlıklı 134. maddesinin
2. fıkrasında ‘İhalenin feshini, Borçlar Kanununun 226 ıncı maddesinde
yazılı sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu,
tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler
yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikayet yolu
ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler. İlgililerin
ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç
ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir. İhalenin feshi talebi üzerine
icra mahkemesi talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar ve
taraflar gelmeseler bile icap eden kararı verir. Talebin reddine karar
verilmesi halinde icra mahkemesi davacıyı feshi istenilen ihale bedelinin
yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Ancak işin esasına
girilmemesi nedeniyle talebin reddi halinde para cezasına hükmolunamaz’
denilmektedir.
İcra
İflas Mevzuatına göre haciz veya ipotek gibi sebeplerle menkul veya
gayrimenkul veya hakların satışının yapıldığı ihalelerin usulüne uygun bir
şekilde yapılması devletin yükümlülüğü altındadır. İhalenin gerektiği
şeffaflıkta ve açıklıkta ve kurallara uygun olarak yapılmaması halinde
ilgili olan kişiler şikayet yolu ile İcra mahkemesinden ihalenin feshini isteyebilmek
hakkına sahip iseler de bu hakkın kullanılmasına İİK’nun 134. maddenin 2.
fıkrasında ihalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi halinde
şikayetçinin feshi istenilen ihale bedelinin %10’u oranında para cezasına
mahkum edeceğine dair hükmü önemli bir engel teşkil etmektedir. Hukukta hak
ile ispat ayrı kavramlardır. Esasında doğru olan bir hususun ispat
edilememesi her zaman mümkündür. İİK’nun bu maddesinde şikayeti red edilen
başvuru sahiplerine kötü niyetli olup olmaması, sırf icra sürecini uzatmak
amacı ile yapılıp yapılmamasına göre hakime değerlendirme ve takdir hakkı
tanınmaksızın ihalenin %10’u nispetinde ceza verilmesini öngörülmektedir.
Bu oran oldukça yüksek bir oran olup, şikayetin reddi halinde hükmedilecek
ceza ihale miktarına göre dosyamızda olduğu gibi yüksek miktarları
bulabilmektedir.
Anayasamızın
devletin temel niteliklerini belirleyen 2. maddesinde devletimizin insan
haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğu açıklanmaktadır. Devletimiz
insan haklarına riayet etmek konusunda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine de
taraf olmuştur. Taraf olunan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesindeki haklara
uygun düzenlemeler yapmak hem bu sözleşmeye taraf olmanın bir gereği, hem
de Anayasamızın 2. maddesinin bir gereğidir.
İnsan
Hakları Avrupa Sözleşmesine göre adil yargılanma ve etkili başvuru hakkı
temel insan hakları arasındadır ve bu haklara uygun kanuni düzenleme ve
mekanizmaların getirilmesi hukuk devleti olmanın bir gereğidir.
Bu
madde hükmü adeta ceza kanununda tarif edilmeyen ceza kanunundaki genel
ilkelere aykırı bir suç türünü düzenlemektedir.
Uygulamada
da bunun bir para cezası mı olarak tahsil edileceği yoksa bir kamu alacağı
mı olarak tahsil edileceğinde tereddüt bulunmaktadır.
Kanunun
bu hükmü adil yargılanma ve etkili başvuru hakkını özünden zedelemekte olup
hukuk devleti olmanın gereğine aykırı sonuçlar doğurmaktadır.
Sonuç
olarak İİK’nun ‘İhalenin neticesi ve feshi’ başlıklı 134. maddenin 2.
fıkrasında ihalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi halinde
davacının feshi istenilen ihale bedelinin %10’u oranında para cezasına
mahkum edeceğine dair kanun hükmünün hak aramayı düşünen kişilerin başvuru
yapmasını engelleyici ve başvurup da ispat edemeyen kişileri genel ceza
hukuku ilkelerine aykırı cezalandırıcı bir hüküm olup, Anayasamızın
devletin niteliklerini açıklayan 2. maddesine aykırı olması sebebi ile
iptaline karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
9.6.1932 günlü,2004
sayılı İcra İflas Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da içeren “İhalenin
Neticesi ve Feshi”
başlıklı 134. maddesi şöyledir:
“Madde 134- (Değişik: 18/2/1965 -
538/63 md.)
İcra dairesi tarafından taşınmaz kendisine ihale
edilen alıcı o taşınmazın mülkiyetini iktisap etmiş olur. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/38
md.) İhale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde
muhafaza ve idare edileceği icra dairesi tarafından kararlaştırılır.
(Değişik: 9/11/1988 -
3494/22 md.) İhalenin feshini,
Borçlar Kanununun 226 ncı maddesinde yazılı
sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış isteyen
alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle
ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla tetkik
merciinden şikayet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler.
İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki
yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir. İhalenin
feshi talebi üzerine tetkik mercii talep tarihinden itibaren yirmi gün
içinde duruşma yapar ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı verir. Talebin reddine karar verilmesi halinde
tetkik mercii davacıyı feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında
para cezasına mahkum eder. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/38
md.) Ancak işin esasına girilmemesi nedeniyle talebin reddi hâlinde
para cezasına hükmolunamaz.
(Ek fıkra: 21/2/2007-5582/4 md.) 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A
maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan konut finansmanından kaynaklanan
alacaklar ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının rehinle temin edilmiş
alacaklarının takibinde, ikinci fıkrada yer alan oran yüzde yirmi olarak
uygulanır.
(Ek fıkra: 17/7/2003-4949/38 md.) İhalenin feshine ilişkin şikâyet görevsiz veya
yetkisiz tetkik mercii veya mahkemeye yapılırsa, tetkik mercii veya mahkeme
evrak üzerinde inceleme yaparak başvuru tarihinden itibaren en geç on gün
içinde görevsizlik veya yetkisizlik kararı verir. Bu kararlar kesindir.
(Ek fıkra: 17/7/2003-4949/38 md.) Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağına mahsuben
iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile,
satış bedelini derhâl veya 130 uncu maddeye göre verilen süre içinde nakden
ödemek zorundadırlar. İcra müdürü, ödenen ihale bedeli ile ilgili olarak,
ihalenin feshine yönelik şikâyet sonucunda verilecek karar kesinleşinceye
kadar para bankalarda nemalandırılır. İhalenin feshine ilişkin şikâyetin
kabulüne veya reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine, ihale bedeli
nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödenir.
İhale kesinleşmedikçe ihale bedeli alacaklılara
ödenmez.
Satış ilanı tebliğ edilmemiş veya satılan malın
esaslı vasıflarındaki hataya veya ihalede fesada bilahare vakıf olunmuşsa şikayet müddeti ıttıla tarihinden başlar. şu kadar ki, bu müddet ihaleden itibaren bir seneyi
geçemez.
İhalenin feshini şikayet
yolu ile talep eden ilgili, vakı yolsuzluk
neticesinde kendi menfaatlerinin muhtel olduğunu
ispata mecburdur.
Tescil için tapu idaresine yapılacak tebligat, şikayet için muayyen müddetin geçmesinden veya şikayet
edilmişse şikayeti neticelendiren kararın kesinleşmesinden sonra yapılır.
(Mülga son fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.)”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. maddesine
dayanılmış, 36. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer
TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla 5.7.2012
günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından,
işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri,
Raportör Mustafa ÇAL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, takip hukukuna göre ihalelerin usulüne uygun bir şekilde ve
gerektiği şeffaflıkta, açıklıkta ve kurallara uygun olarak yapılmasının
Devletin yükümlülüğü altında olduğu, yapılmaması halinde ilgililerin
şikâyet yolu ile icra mahkemesinden ihalenin feshini isteme hakkına sahip
olsalar da bu hakkın kullanılmasına itiraz konusu kuralın önemli bir engel
teşkil ettiği, kuralda, şikâyeti reddedilen başvuru sahiplerinin kötü
niyetli olup olmadığı, sırf icra sürecini uzatmak amacıyla dava açıp açmadıklarının
takdiri ve değerlendirilmesi hususunda hâkime imkân tanınmadığı ayrıca,
kuralda belirtilen para cezası oranının çok yüksek olduğu, kuralın hak
aramayı düşünen kişilerin başvuru yapmasını engelleyici ve dava açıp
davasını ispat edemeyen kişiler açısından da genel ceza hukuku ilkelerine
aykırı olarak cezalandırıcı bir hüküm niteliğinde olduğu belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine
göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural Anayasa’nın 36. maddesi yönünden
de incelenmiştir.
2004 sayılı Kanun’un “İhalenin
Neticesi ve Feshi” başlıklı 134. maddesinde, ihalenin feshi davalarının
(şikâyetlerinin) yargılama usulleri düzenlenmiştir. Maddenin ikinci
fıkrasında, kötü niyetle yapılan ihalenin feshi taleplerini önlemek
amacıyla 3494 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve talebin reddine karar
verilmesi halinde icra mahkemesinin davacıyı, feshi istenilen ihale
bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edeceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36.
maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına
sahiptir.” denilerek yargı mercilerine davacı ve davalı olarak
başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil
yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı
kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya
işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını
giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu, yargı mercileri önünde dava
hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı
tanınması hak arama özgürlüğünün bir gereğidir.
Takip hukukuna özgü bir yaptırımın düzenlendiği
itiraz konusu kuralla, gereksiz ve dayanaksız başvurular önlenerek ihalenin kesinleşmesinin
sürüncemede bırakılmasının engellenmesi, ihale sürecinin en kısa süre
içerisinde gerçekleştirilmesi ve bu sayede kamusal bir işlem olan ihaleye
olan güvenin korunması ve artmasının sağlanması amaçlanmıştır. İtiraz
konusu kural ile ihalenin feshi davasının reddi durumunda para cezası
koşulu bulunmakla birlikte kamusal bir işlem niteliğinde olan ihale süreci yargı denetimi kapsamındadır. Satış isteyen
alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle
ihaleye iştirak edenler, şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi
gün içinde ihalenin süreci hakkında yargı yoluna başvurabileceği gibi her
türlü nedene dayanarak ihalenin feshini isteyebilme olanağına sahiptir.
Ayrıca, kuralla ihale ilgililerinin, icra mahkemeleri önünde davacı veya
davalı olarak sahip oldukları anayasal hakları zedelenmemiş; bir takip
hukuku tasarrufu olan ihaleye karşı
yargı yolu kapatılmamış; mahkemelerin, bu işlemlerle ilgili açılmış olan
davaları inceleyerek gerekli kararları vermeleri engellenmemiştir.
Dolayısıyla, itiraz konusu kuralın hak arama özgürlüğünü engelleyen bir
yönü bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devletinin önemli ilkelerinden birisi de
ölçülülük ilkesidir. Buna göre, hak ve özgürlüklerin kullanım alanına
ilişkin kuralların hakkaniyete uygun, dengeli ve ölçülü bir şekilde
düzenlenmesi gerekmektedir.
İtiraz konusu kural ile
ihalenin feshi davasının reddedilmesi durumunda hükmedilecek olan para
cezası, ihalelerin parasal büyüklükleri ve haksız açılan ihalenin feshi davasıyla ihalenin kesinleşmesinin
engellenmesi neticesinde doğacak zarar miktarının somut olaya göre değişeceği göz önünde tutularak nispi
olarak belirlenmiştir. Düzenlemenin amacının, ihalenin
feshi davasını açacakları iyi niyetli, esas saiki
hak arama amacı olan, haklı nedenleri olan davaların açılmasına sevk etmek,
bununla birlikte ihale sürecinin hızlı ve etkili biçimde gerçekleşmesini
temin etmek olduğu anlaşıldığından, ihalenin feshi davasının reddedilmesi
durumunda para cezasına hükmedilmesinin ve bu para cezasının da nispi bir
oran olarak belirlenmesinin amaç ve araç arasında makul ve uygun bir ilişki
kurduğu ve düzenlemenin amacına ulaşmaya elverişli olduğu görülmekle,
kuralın ölçüsüzce düzenlendiği söylenemeyeceğinden söz konusu düzenlemede hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön
bulunmamaktadır.
Ayrıca, 4949 sayılı Kanun ile itiraz
konusu kuralın yer aldığı maddenin ikinci fıkrasına “Ancak işin esasına
girilmemesi nedeniyle talebin reddi hâlinde para cezasına hükmolunamaz.” cümlesi eklenerek ihalenin feshi
talebinin işin esasına girilmeden husumet,
sıfat yokluğu, süreaşımı, feragat gibi nedenlerle reddedilmesi
halinde davacı aleyhine yüzde onluk para cezasının hükmedilmesinin
engellenmesi ve ihaleye fesat karıştırılmasına dair
iddiaların ayrıca suç teşkil etmeleri nedeniyle de icra mahkemelerince bu
iddiaların resen araştırılacak olması karşısında itiraz konusu kuralın,
hak arama özgürlüğünü kısıtlamadığı ve takip hukukuna ilişkin kanun
koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan bir düzenlemeden ibaret olduğu
açıktır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Engin YILDIRIM,
Celal Mümtaz AKINCI ile Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanunu’nun 134. maddesinin, 9.11.1988 günlü, 3494 sayılı İcra ve İflas
Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının “Talebin reddine karar verilmesi halinde tetkik mercii davacıyı
feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkûm
eder.” biçimindeki dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Engin YILDIRIM, Celal
Mümtaz AKINCI ve Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 22.11.2012 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanunu’nun 134. maddesinin, 9.11.1988 günlü, 3494 sayılı Kanun’la
değiştirilen ikinci fıkrasında, ihalenin feshinin, kimler tarafından
istenebileceği, bunun usul ve esasları ile tetkik mercii tarafından karara
bağlanması düzenlenmiş, iptali istenilen tümcede de talebin reddine karar
verilmesi halinde tetkik merciinin, davacıyı feshi istenilen ihale
bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkum
edeceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
insan haklarına dayanan, hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kuran, yargı denetime açık, bu bağlamda
hak arama özgürlüğünü güvenceye alan devlettir.
Hukuk devletinde kişilerin herhangi bir eylemleri
nedeniyle yaptırıma bağlı tutulmaları, ancak bu eylemlerinin hukuka aykırı
olduğunun saptanması halinde mümkündür. Başka bir anlatımla bireylerin
hatalı ve kusurlu sayılabilecek davranışlarına bağlanamadığı sürece
cezalandırılmaları, adaleti sağlamakla yükümlü hukuk devletinde kabul
edilebilir bir durum değildir.
Öte yandan, özellikle ihale bedelinin yüksek olması
halinde yüzde on oranının kişilerin yargı mercilerine başvurarak
iddialarını kanıtlamaktan vazgeçmelerine yol açacak kadar yüksek olması ve
herhangi bir kademelendirme veya üst sınır da getirilmemesi karşısında,
iptali istenen kuralın, hak arama özgürlüğünün kullanılmasını hukuk devleti
anlayışıyla bağdaşmayacak biçimde engellediği sonucuna varılmaktadır.
İtiraz konusu düzenlemenin kamu yararı düşüncesiyle getirilmesinin, kuralın
Anayasa’ya uygunluğunun kabulü için yeterli sayılamayacağı, her halde “kamu
yararı”nın gerekçe gösterilmesinin, hukuka
aykırılıkların meşrulaştırmasına hizmet etmeyeceği, aksine bu kavramın değer
yitirmesine neden olacağı açıktır. Kamu yararı ile kişinin hak ve
özgürlükleri arasında adil bir dengenin kurulamadığı kamu yararının ağırlık
kazanarak temel haklardan daha belirleyici olduğu durumlarda, insan
haklarına dayanan demokrasiden söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle Kural’ın Anayasa’nın 2 ve 36.
maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞIOY
GEREKÇESİ
İcra ve İflas Kanunu’nun “İhalenin feshi ve neticesi” başlıklı 134. maddesinin ikinci
fıkrasının itiraza konu kuralında yer aldığı birinci cümlesinde “İhalenin
feshini, Borçlar Kanununun 226 ncı maddesinde
yazılı sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış
isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek
suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla
icra mahkemesinden şikayet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün
içinde isteyebilirler. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden
muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul
edilir. İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesitalep tarihinden
itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar ve taraflar gelmeseler bile icap
eden kararı verir. Talebin reddine
karar verilmesi halinde icra mahkemesidavacıyı
feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder.”
denilmektedir.
İtiraz konusu kural, ihalenin feshi
talebinin reddedilmesi halinde feshi talep eden davacıya feshi istenilen
ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezası verileceğini öngörmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti;
devletin, tüm eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olmasını, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurarak sürdürmesini, Anayasa’ya aykırı
durumlardan kaçınmasını zorunlu kılmaktadır.
Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan hak arama
hürriyeti ile herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkı güvence altına alınmaktadır.
Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülen kural, ihalenin feshini talep edenin, bu talebinin başka
bir neden gözetmeksizin, ya da hiç bir ayırım öngörmeden salt talebin reddedilmiş olmasını para cezası verilmesi için
yeterli görmektedir. Yasa koyucunun, iyi niyetli kişilerin bir hakka
ulaşmalarını engelleyecek ya da o hakka ulaşmak için başvuruda bulunmaktan
çekinmelerine neden olacak düzenleme yapmaktan kaçınması gerekir. İtiraz
konusu kural, ihalenin feshi talebi hangi amaçla yapılmış olursa olsun
reddedilmesini yaptırım uygulamak için yeterli görmekte ve böylece ihalenin
gecikmesine neden olacak müdahaleleri önlemek istemektedir. Yargı
mercilerine intikal eden taleplerin kimilerinin kabul, kimilerinin de
reddedileceği tabiidir. Yasa koyucu, söz konusu kuralı hangi kamu yararı
için getirmiş olursa olsun, Anayasa’da öngörülen adil hukuk düzenini ve
yine Anayasa’da güvence altına alınan hak arama hürriyetini gözetmek
durumundadır.
Kural, iyi niyetle ihalenin feshini
talep edecek kişileri korumadığı gibi onların hakka ulaşmalarını da engelleyici
niteliktedir.
Açıklanan nedenlerle hukuk devletine
ve hak arama hürriyetine aykırı olan kuralın iptali gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
KARŞIOY
GEREKÇESİ
İcra ve İflas Kanunu’nun 134. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan iptali istenen kural şu şekildedir: “Talebin reddine
karar verilmesi halinde tetkik mercii davacıyı feshi istenilen ihale
bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder.”
İtiraz konusu kuralın ihaleye itirazları azaltmak
suretiyle takibin hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasını sağlamaya yönelik
olduğu açıktır. Ancak, ihale sürecini düzenleyen bir kuralın korumaya
çalıştığı tek hukuki yarar, alacaklının alacağına süratle kavuşması olamaz.
Nitekim, itiraz konusu kuralı da içeren 3494
sayılı Kanun’un genel gerekçesinde düzenlemenin amaçlarından biri olarak
“günümüzün değişen sosyal ve ekonomik şartları nedeniyle alacaklı ile borçlunun
zıt menfaatlerinin bağdaştırılması” gösterilmiştir.
Esasen, İcra ve İflas Kanunu’nun 134. maddesinin
ikinci fıkrası bir bütün halinde değerlendirildiğinde takibin süratle
sonuçlandırılması için gerekli düzenlemelerin zaten yapıldığı
görülmektedir. Fıkrada, öncelikle ihalenin feshini isteyebilecekler,
ihaleye konu gayrimenkul ve satışla ilgili kişilerle sınırlandırılmıştır.
İkincisi ve daha önemlisi, itiraz konusu kuraldan önceki cümlede, ihalenin
feshi talebinin tetkik mercii tarafından duruşma yapılmak suretiyle,
taraflar gelmeseler bile, yirmi gün içinde sonuçlandırılacağı
belirtilmektedir. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, bu hükümle
“ihalenin feshi talebinin çok kısa sürede karara bağlanabilmesi ve takibin
süratle sonuçlandırılması mümkün hale gelmektedir”.
Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyetinin bir
hukuk devleti olduğunu belirtmektedir. Hukuk devletinde, ceza niteliğinde
bir yaptırım ancak bu yaptırımı gerektiren suç, kabahat, kusur, ihmal,
hakkı kötüye kullanma gibi hukuka aykırı bir fiilin bulunması durumunda söz
konusu olabilir. Bu durumda dahi, hukuka aykırı fiil ile öngörülen
yaptırımın orantılı olması gerekir.
İtiraz konusu kuralda, para cezasına mahkumiyet için davacının kötü niyetli olması, dava
hakkını kötüye kullanması gibi hiçbir şart öngörülmemiştir. Dahası, bu
konuda hakimin hiçbir şekilde takdir yetkisi
yoktur. Bu haliyle kural, bir anlamda talebi ve talebe esas olan iddiayı ispat
edememe durumunu cezalandırmaktadır. İyi niyetli bir talebin reddinin başlı
başına para cezasına mahkumiyeti doğurması hukuk
devleti anlayışıyla bağdaşmaz.
Öte yandan, hukuk devletinin en önemli
güvencelerinden biri, haksızlığa uğradığını düşünen kişilerin bağımsız
mahkemeler önünde davacı olarak hak arama hürriyetine sahip olmalarıdır.
Anayasa’nın 36. maddesine göre, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Mahkemeye erişim
hakkı, hak arama hürriyetinin en önemli unsurlarındandır.
Alacaklı ile borçlunun zıt menfaatlerini
bağdaştırmaya yönelik bir kuralın, takibin süratle sonuçlandırılması
yanında, ihalenin hukuka uygun olarak gerçekleşmesini sağlaması ve bu
yöndeki itirazları engellememesi beklenir. Halbuki,
itiraz konusu kural, para cezasını ihalenin feshine dair talebin reddinin
zorunlu sonucu olarak görmek suretiyle, borçlunun şu ya da bu nedenle
ihalenin feshini istemesini fiilen engellemekte, en iyi ihtimalle
zorlaştırmaktadır.
Kural uyarınca, tamamen iyi niyetli bir şekilde
ihalenin hukuka aykırı yapıldığına inanan ve elindeki bulguların ispat için
yeterli olduğunu düşünen davacı, talebin reddi üzerine ihale bedelinin yüzde
onu gibi azımsanamayacak bir para cezasına mahkum
edilecektir. İhale bedelinin yüzde onunu ödeme gücüne sahip olmayan, keza
dava açıp hakkını aramak isteyen kişilerden, cezayı ödemeyi göze
alamayanlar fiilen ihalenin feshini talep edemeyeceklerdir. Bunun hak arama
hürriyetini kimi durumlarda kullanılamaz hale getirdiği izahtan varestedir.
Bu gerekçelerle, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın
2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle, çoğunluğun red yönündeki görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
|
Üye
|
Üye
|
|
Engin
YILDIRIM
|
Celal
Mümtaz
|
AKINCI
Zühtü ARSLAN
|
|