|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/93
Karar Sayısı: 2013/8
Karar Günü: 10.1.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : İstanbul 7. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun
9.12.2009 günlü, 5940 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 42.
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…yapının sahibine,” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Malik olunan taşınmazda ruhsat ve eklerine aykırı
değişiklik yapıldığından bahisle 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesi uyarınca
idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan
davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan
Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“İtiraz yolu ile Sayın Mahkemeniz huzuruna
getirilen ve iptali istenilen 3194 sayılı Yasa’nın 42/2.maddesinde yer
verilmiş olan “...yapının sahibine...” ibaresi uygulamada idareleri gerekli
inceleme yapmadan, ruhsata veya projeye aykırı yapıyı inşa eden ile mülk
sahibini ayırt etmeden işlem tesisinde keyfi tutuma sevk etmektedir.
İdareler “yapının sahibi” tespitini yaparken hem
mülk sahibi hem de mülk sahibinden ayrı olarak inşai
faaliyeti yapan kişiye ceza verilmesi yoluna gitmektedir.
Böylesi durumlarda suçlu olan da suçlu olmayan da
cezalandırılmaktadır.
Bu tablo, imar para cezaları tesis olunurken
yasanın belirsizliği sebebiyle suç ve cezada şahsilik ilkesinin ihlali
sonucunu doğurmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmüne
yer verilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “Hukuk
Devleti”nin temel ilkesinden biri de “belirliliktir.”
Bu ilke uyarınca yasal düzenlemelerin hem kişiler
hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek
şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması gerekmektedir.
Ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesi de oldukça önemlidir.
Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar
altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir
düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlemelidir.
“Öngörülebilirlik şartı” olarak nitelendirilen bu
ilkeye göre yasanın uygulamasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi ile
suçlunun doğru tespit edilip cezalandırılması keyfi ve öngöremeyecekleri
müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır.
Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla
birlikte, idareye güven duygusunu da pekiştirecektir.
Yasa koyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza
hukuku alanında hangi eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bu
eylemlerin kimler tarafından işlenmiş olduğunun tespitinde takdir yetkisine
sahip değildirler.
Cezaların şahsiliği ile yasallığı ve hukuksal
güvenlik ilkelerinin gereği olarak farklı ve keyfi uygulamalara neden
olmamak için imar hukukuna uygun geçerli tespit yapılıp bu tespit ile fiili
işleyenin ayırt edilmesi ile cezalandırılması yasada çok açık ve net olarak
belirtilmesi gerekmektedir.
Hukuk kuralları, yargının yorumuna ihtiyaç
göstermeyecek ve uygulayıcılar tarafından anlaşılabilecek şekilde açık ve
belirgin olmak, uygulayıcılara güvence vermek zorundadır.
Davacının sahibi olduğu yapıda bulunan dükkanı
01.04.2011 tarihinde pasta-fırın imalat işi için kira sözleşmesiyle kiraya
verdikten sonra davalı idareye yapılan ihbar sonucunda söz konusu
taşınmazda 20.06.2011 tarihinde yapılan kontrollerde ruhsat ve eklerine
aykırı olarak pasta-fırın imalat işi için gerekli olan kırmızı tuğladan
fırın imali ile fırın için metal borudan yapılan havalandırmanın yani
ruhsat ve projeye aykırılık fiilinin diğer bir deyişle suçun mülk sahibi
olan davacı tarafından değil de davacının kiracısı tarafından inşa edildiği
(yani suçun işlenildiği) tartışmasız ise de, davalı idarece 3194 sayılı
İmar Kanunu’nun 42/2. maddesindeki “ (...) ruhsat alınmaksızın veya
ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak
yapılan yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü
içinde idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere(...) idari para cezaları
uygulanır” hükmü uyarınca mülk sahibi olan davacıya, yapı sahibi olarak
değerlendirilerek suç isnadıyla idari para cezası verildiği
anlaşıldığından; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5940 sayılı Yasa ile değişik
42. maddesinin 2. fıkrasındaki “yapının sahibine,...”
ibaresi uygulamada mülk sahibi ile ruhsat veya projeye aykırı inşai faaliyette bulunanın yani suçu işleyenin tespit
edilmesinde karışıklık yaratmakta olduğundan, idare teknik elemanlarınca,
yapı sahibi ibaresinin ruhsat veya projeye aykırı inşai
faaliyeti yapmayan mülk sahiplerini de suçlu tespiti ile idari para cezası
verilmesi yoluna gidildiği bu durumun da Anayasanın 38. maddesindeki “Ceza
sorumluluğu şahsidir” hükmüne aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
5- SONUÇ
Yukarıda yer verilen gerekçeler veri alındığında
uyuşmazlıkta uygulanacak Kanun maddesi olan 3194 sayılı İmar Kanunu’nun
42/2. maddesindeki “... yapının sahibine,”
ibaresinin Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğu kanaatine varılarak
konunun incelenmesi için dosyadaki belgelerin onaylı örneklerinin yer
aldığı dosyanın bir örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na
gönderilmesine 26.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
3194 sayılı İmar Kanunu’nun itiraz konusu ibareyi
de içeren 42. maddesi şöyledir:
“Madde 42- (Değişik: 9/12/2009-5940/2
md.)
Bu maddede belirtilen ve imar
mevzuatına aykırılık teşkil eden fiil ve hallerin tespit edildiği tarihten
itibaren on iş günü içinde ilgili idare encümenince sorumlular hakkında,
üstlenilen her bir sorumluluk için ayrı ayrı
olarak bu maddede belirtilen idari müeyyideler uygulanır.
Ruhsat
alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar
mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının
sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye
bildirmeyen ilgili fenni mesullere yapının mülkiyet durumuna, bulunduğu
alanın özelliğine, durumuna, niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye ve çevreye
etkisine, can ve mal emniyetini tehdit edip etmediğine ve aykırılığın
büyüklüğüne göre, beşyüz Türk Lirasından az
olmamak üzere, aşağıdaki şekilde hesaplanan idari para cezaları uygulanır:
a) Bakanlıkça belirlenen yapı
sınıflarına ve gruplarına göre yapının inşaat alanı üzerinden hesaplanmak
üzere, mevzuata aykırılığın her bir metrekaresi için;
1) I. sınıf A grubu yapılara üç, B
grubu yapılara beş Türk Lirası,
2) II. sınıf A grubu yapılara sekiz,
B grubu yapılara onbir Türk Lirası,
3) III. sınıf A grubu yapılara onsekiz, B grubu yapılara yirmi Türk Lirası,
4) IV. sınıf A grubu yapılara yirmiüç, B grubu yapılara yirmibeş,
C grubu yapılara otuzbir Türk Lirası,
5) V. sınıf A grubu yapılara otuzsekiz, B grubu yapılara kırkaltı,
C grubu yapılara elliiki, D grubu yapılara altmışüç Türk Lirası,
idari para
cezası verilir. Bu miktarlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o
yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul
Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan
edilen yeniden değerleme oranında bir Türk Lirasının küsuru da dikkate
alınmak suretiyle artırılarak uygulanır.
b)
Mevzuata aykırılığı yapı inşaat alanı üzerinden hesaplanması mümkün
olmayan, yapının cephelerini ve diğer yapı elemanlarını değiştiren veya
yapı malzemesi için öngörülen gereklere aykırı bulunan uygulamalar için,
Bakanlıkça yayımlanan ve aykırılığa konu imalatın tespiti tarihinde
yürürlükte bulunan birim fiyat listesine göre ilgili idarece belirlenen
bedelin % 20’si kadar idari para cezası verilir.
c) (a) ve (b) bentlerine göre
cezalandırmayı gerektiren aykırılığa konu yapı;
1) Hisseli parselde diğer maliklerin
muvafakati alınmaksızın yapılmış ise cezanın % 30’u,
2) Kamuya veya başkasına ait bir
parselde yapılmış ise cezanın % 40’ı,
3) Uygulama imar planında veya
parselasyon planında “Kamu Tesisi Alanı veya Umumî Hizmet Alanı” olarak
belirlenmiş bir alanda yapılmış ise cezanın % 60’ı,
4) Mevcut haliyle veya öngörülen bir
afet tehlikesi karşısında can ve mal emniyetini tehdit ediyor ise cezanın %
100’ü,
5) Uygulama imar planı bulunan bir
alanda yapılmış ise cezanın % 20’si,
6) Yapılaşmaya yasaklanmış bir alanda
yapılmış ise cezanın % 80’i,
7) Özel kanunlar ile belirlenmiş özel
imar rejimine tabi bir alanda yapılmış ise cezanın % 50’si,
8) Ruhsatsız ise cezanın % 180’i,
9) Ruhsatı hükümsüz hale gelmesine
rağmen inşaatı sürdürülüyor ise cezanın % 50’si,
10) Yapı kullanma izin belgesi
alınmış olmakla birlikte, ruhsat alınmaksızın yeni inşaî
faaliyete konu ise cezanın % 100’ü,
11) İnşaî
faaliyetleri tamamlanmış ve kullanılmıyor ise cezanın % 10’u,
12) İnşaî
faaliyetleri tamamlanmış ve kullanılıyor ise cezanın % 20’si,
13) Çevre ve görüntü kirliliğine
sebebiyet veriyor ise cezanın % 20’si,
(a) ve (b) bentlerinde belirtilen
şekilde tespit edilen para cezalarının miktarına göre ayrı ayrı hesap edilerek ilave olunur. Para cezalarına konu
olan alanın hesaplanmasında, aykırılıktan etkilenen alan dikkate alınır.
18, 28,
32, 33, 34, 35, 36, 37, 40 ve 41 inci maddelerde belirtilen
mükellefiyetleri yerine getirmeyen veya bu maddelere aykırı davranan yapı
veya parsel sahibine, harita, plan, etüt ve proje müelliflerine, fenni
mesullere, yapı müteahhidine ve şantiye şefine, ilgisine göre ayrı ayrı olmak üzere ikibin Türk
Lirası, bu fiillerin çevre ve sağlık şartlarına aykırı olması halinde dörtbin Türk Lirası, can ve mal emniyetini tehdit
etmesi halinde altıbin Türk Lirası idari para
cezası verilir.
Yapıldığı
tarih itibarıyla plana ve mevzuata uygun olmakla beraber, mevcut haliyle
veya öngörülen bir afet tehlikesi karşısında can ve mal emniyetini tehdit
ettiği veya edeceği ilgili idare veya mahkeme kararı ile tespit olunan
yapılara, ilgili idarenin yazılı ikazına rağmen idarece tanınan süre içinde
takviyede bulunmayan veya bu yapıları 39 uncu madde uyarınca yıkmayan yapı
sahibine onbin Türk Lirası idari para cezası
verilir.
27 nci maddeye göre il özel idaresince belirlenmiş köy
yerleşme alanı sınırları içinde köyün nüfusuna kayıtlı olan ve köyde
sürekli oturanlar tarafından, projeleri il özel idaresince incelenerek fen,
sanat ve sağlık şartlarına uygun olmasına rağmen muhtarlık izni olmaksızın
konut ve zatî maksatlı tarım ve hayvancılık yapısı inşa edilmesi halinde
yapı sahibine üçyüz Türk Lirası idari para cezası
verilir. Bu yapılardaki diğer aykırılıklar ve ruhsata tabi
tarım ve hayvancılık maksatlı yapılardaki aykırılıklar için verilecek olan
idari para cezası, üçyüz Türk Lirasından az
olmamak üzere, ikinci fıkraya göre hesaplanan toplam ceza miktarının beşte
biri olarak uygulanır.
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiil
ve hallerin, yapının inşa edilmesi süreci içinde tekrarı halinde, idari
para cezaları bir kat artırılarak uygulanır.
Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil
olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004
tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm
olanlara faizsiz olarak iade edilir.
Yapının bu Kanuna, ilgili diğer
mevzuata, plana, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere uygun hale
getirilmesi için idarenin yazılı izni dahilinde
yapılan iş ve işlemler mühür bozma suçu teşkil etmez.
Müelliflerin, fenni mesul mimar ve
mühendislerin, yapı müteahhitlerinin, şantiye şefi
mimar ve mühendislerin, imar mevzuatına aykırı fiillerinden dolayı verilen
cezaları ve haklarındaki kesinleşmiş mahkeme kararları, kendi kayıtlarına
işlenmek ve ilgili mevzuata göre cezai işlem yapılmak üzere, üyesi
bulundukları meslek odasına ve Bakanlığa ilgili idarece bildirilir. Bu
kişiler, verilen ceza süresi içinde yeni bir iş üstlenemez.
Yapı müteahhidinin yetki belgesi;
a) Yapım işinin ruhsata ve ruhsat eki
etüt ve projelere aykırı olarak gerçekleştirilmesi ve 32 nci maddeye göre verilen süre içinde aykırılığın
giderilmemesi halinde beş yıl,
b) Yapım işinde ruhsat eki etüt ve
projelere aykırı olarak gerçekleştirilen imalatın can ve mal güvenliğini tehdit
etmesi halinde on yıl,
c) Bakanlıkça olumsuz kayıt
değerlendirmesi yapılan hallerde bir yıl,
süreyle
Bakanlıkça iptal edilir. Yapı müteahhidinin, yapım işlerinden doğan vergi
ve sigorta primi borçlarını ödememesi ve diğer sorumluluklarını yerine
getirmemesi hallerinde yetki belgesi bir yıldan az olmamak üzere Bakanlıkça
iptal edilir ve bunlara sorumluluklarını yerine getirinceye kadar yeni
yetki belgesi düzenlenmez. Yetki belgesi iptal edilen yapı müteahhidi yeni
yetki belgesi düzenleninceye kadar yeni iş üstlenemez, ancak mevcut
işlerini tamamlar. Yetki belgeli yapı müteahhidi olmaksızın başlanılan
yapının ruhsatı iptal edilir ve yapı mühürlenir.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 38.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM,
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz
AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın
katılımlarıyla 20.9.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
Raportör Erhan TUTAL tarafından hazırlanan rapor, itiraz konusu Yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu
ibarenin uygulamada idareleri gerekli inceleme yapmadan, ruhsata veya projeye
aykırı yapıyı inşa eden ile mülk sahibini ayırt etmeden işlem tesisinde
keyfi tutuma sevk ettiği, idarelerin yapının sahibi tespitini yaparken hem
mülk sahibine hem de inşai faaliyeti yapan kişiye
para cezası verdikleri, bu durumun suçlu olmayanın da cezalandırılmasına
sebebiyet verdiği, itiraz konusu ibarenin bu yönüyle hukuk devletinin ilkelerinden
olan belirlilik ilkesine aykırı olduğu, öte yandan suçlu olmayanın da
cezalandırılmasının Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “Ceza sorumluluğu şahsidir.” hükmüne
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz
konusu “yapının sahibine,”
ibaresi, ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere
veya imar mevzuatına aykırı olarak yapı yapma eyleminin karşılığı olarak
cezai müeyyide uygulanacak kişileri ifade etmektedir.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun,
insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
hukuk devletinin temel ilkelerinden birisi de “belirlilik”tir.
Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,
anlaşılır ve uygulanabilir olması gerekir. Belirlilik ilkesi, bireylerin
hukuksal güvenliğinin sağlanması bakımından da önem arz etmektedir.
Anayasa’nın “Suç ve cezalara ilişkin
esaslar” kenar başlıklı 38. maddesinin yedinci fıkrasında, “Ceza
sorumluluğu şahsidir.” hükmü yer almaktadır. Ceza sorumluluğunun
şahsiliği ceza hukukunun temel kurallarındandır. Cezaların şahsiliğinden
amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır.
Başka bir anlatımla bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu
tutulmamasıdır. Anayasa’nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında
bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen
ilkelere tabidir.
Kanun’un 42. maddesinin 2. fıkrası hükmü, ruhsat
alınmadan, ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapının
yapıldığı yönündeki idarenin tespiti üzerine fıkrada belirtilen kıstaslar
çerçevesinde yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığını altı iş
günü içinde idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere para cezası verilmesini
öngörmektedir.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. maddesinde yapı,
karada ve suda, sürekli ya da geçici, resmi ve özel, yerüstü ve yeraltı
inşaatı ile bunların eklerini, değişikliklerini, onarımlarını, sabit ve
hareketli tesislerini içine alan bir kavram olarak tanımlanmaktadır.
Görüldüğü üzere, ister sabit olsun, ister hareketli olsun sadece ana yapı
değil, ana yapıya ek olarak yapılan yapılar (ilaveler), ana yapı üzerinde
yapılan değişiklikler; onarımlar (tamirler) da yapı olarak kabul
edilmektedir. Dolayısıyla “yapının
sahibi” ibaresiyle, yukarıda sayılan inşai
faaliyetleri gerçekleştiren kişiler ifade edilmektedir. Başka bir deyişle “yapının sahibi” ibaresinden ister
yapının mülkiyetine sahip kişiler isterse kiracı, yapı malikinin yakını,
intifa hakkı sahibi gibi üçüncü kişiler olsun inşai
faaliyeti yapan kişiler anlaşılmaktadır.
Danıştay’ın istikrar kazanan içtihatlarında da
yapının sahibi ibaresinden, mevzuata aykırı yapıyı inşa eden kişinin
anlaşılacağı belirtilmiş olup, uygulamada idarelerce gerekli araştırma
yapılarak mevzuata aykırı inşai faaliyeti yapan
kişi tespit edilmeksizin doğrudan yapının mülkiyet sahibine para cezası
verilmesi, yasanın amacı ve anlamı ile bağdaşmayan bir sonuç doğurur.
Öte yandan, idarelerce gerekli araştırma yapılarak
mevzuata aykırı inşai faaliyeti yapan kişi tespit
edilerek idari yaptırımın bu kişiye uygulanması gerektiğinden bu anlamda
söz konusu ibare Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “Ceza sorumluluğu şahsidir.” hükmüne aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ibare
Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Muammer TOPAL bu görüşe
katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun
9.12.2009 günlü, 5940 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 42. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan “…yapının
sahibine,” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serruh
KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Zehra Ayla
PERKTAŞ ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 10.1.2013
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY
3194 sayılı İmar Kanunu’nun iptali istenen 42.
maddesinin “Ruhsat alınmaksızın veya ruhsata,
ruhsat eki etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan
yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde
idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere yapının mülkiyet durumuna,
bulunduğu alanın özelliğine, durumuna, niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye
ve çevreye etkisine, can ve mal emniyetini tehdit edip etmediğine ve aykırılığın
büyüklüğüne göre, beş yüz Türk Lirasından az olmamak üzere, aşağıdaki
şekilde hesaplanan idari para cezaları uygulanır:” şeklindeki ikinci
fıkrasında yer alan “YAPININ SAHİBİNE” ibaresinin itiraz yolu ile iptali
istenmiştir.
Maddenin, imar mevzuatına aykırılık teşkil eden
fiil ve halleri tespit edilen sorumluları hakkında idari müeyyide
uygulanmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
“Yapının sahibi” ibaresinin Türkçede mülkiyet hak
sahipliğini gösterdiği ya da anlaşılması gerektiğinde bir tartışma
bulunmadığı düşünülmektedir.
İdari yaptırım uygulanabilmesi için –ruhsat almayan
veya ruhsat eki projeye veya imar mevzuatına aykırılık varlığının tespitinde,
muhatap sayılan diğer sorumlulardan fenni mesul ya da müteahid
dışında kalan ve kuralda yer alan YAPI SAHİBİ denen kişinin mülkiyet hak
sahibi olmayan ya da kolaylıkla başkaca bir kişi olduğunu anlamaya da
olanak yoktur.
Nitekim,
Danıştay 6. Daire 2003/2761 E. , 2004/3361 K. Sayılı kararında durum
açıklanmaya çalışmış; Bu tür eylemlerde “yapı sahibi” kavramından yapı
malikinin değil mevzuata aykırı yapıyı inşa eden kişi anlaşılması gerektiği
ifade edilmeye çalışılmış ise de, uygulamada yapı sahibi kavramı ile tapu
kaydında kolayca ulaşılan mülkiyet hak sahiplerinin yapı sahibi olduğu
karinesi ile idari müeyyidelerin muhatap alındığının kabul gördüğü
anlaşılmaktadır.
Kuralda yer alan “yapı sahibi” ibaresi 42. maddenin
tatbikatı yönünden görüldüğü üzere sorunludur.
İhtilaf üzerine bir mahkemenin oluşturacağı yargı
kararı ile muhtemel belirsizliğin kaldırılacağı dolayısı ile “yapı sahibi” sujesinde sorun olmayacağı bakışı anayasal denetim
ilkelerine aykırı olacaktır. Yaptırım için yöneldiği,
suçu işleyeni, sorumluyu arayan idare yönünden sorumlu yapı sahibinin kim
olduğu gerçeğini bulmayı gereksiz bırakan ve bireyi hak etmediği durum ve
olaylarda mahkeme önünde hak aramaya götüren bu uygulama hukuk devletinin
haklara saygı gösterme, her alanda adaletli düzen kurma, bunu geliştirme,
hukuku tüm devlet organlarınca egemen kılma ilkeleri ile bağdaşmayacaktır.
Hukuk devletinde yasadan doğan sorumluluğunun eylem
ve olgu, hukuksal sonuç, hak sujesi yönlerinden
açık, belli, anlaşılabilir olması en temel ilkedir. Bu nedenlerledir ki
hukuksal güvenliğinin var olduğunun algılandığı otoritenin keyfilikten uzak
olduğunun düşünüldüğü ortamda bireyde davranışlarını hukuka uyarlayabilecek
ve kendine düşen ödevi yerine sorunsuz getirebilecek kamu düzeni ve hukuk
devleti ilkesinin yerleşmesine katkı ile gereksiz uyuşmazlıkların
oluşmasının önüne geçilmiş olabilecektir.
Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında “ceza
sorumluluğunun şahsi” olduğu söylenmektedir. Yani kişi işlemediği suç
nedeni ile cezalandırılmamalıdır ya da başkasının fiilinden sorumlu
tutulmamalıdır. Adli-idari ceza ayrımı yapılamayacağı cihetle iptali
istenen kuralın getirdiği cezada da cezanın kişisel ve kanuniliği ilkesinin
uygulanacağı açıktır.
İmar mevzuatına aykırı bir eylemin varlığının
tespiti halinde uygulanacak yaptırımın sorumlusuna yönelmek amaca ulaşmada
gerekli olduğu tartışmasızdır. Ancak, kuralda yer alan yorum ve anlam
tartışması yaratan “yapı sahibi” ibaresi idarenin keyfi uygulamasına sebep
olabilecek hak ihlali yaratabilecek, devlet sorumluluğunda hassasiyeti
ortadan kaldırabilecek nitelik taşıdığı, idarenin sorumlu olmayan mülk
sahibine de doğrudan yönelmesini önleyecek açıklık içermediğinden
Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırıdır.
Mahkememiz kararında yer aldığı biçimiyle “yapı
sahibinden” mevzuata aykırı inşai faliyette bulunan kişi ifade edildiğinin anlaşılması
gerektiği şeklindeki yorumu, red kararının
gerekçesinden ziyade yasa koyucunun iradesine müdahale niteliği taşır.
Kaldı ki, yargı kararlarının her an değişebilir
niteliği ve anayasal denetimde ölçü norm olamayacağı gerçeği gözden uzak
tutulamaz.
Anılan nedenler ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
KARŞIOY
GEREKÇESİ
İtirazın
konusu, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “İdari
Müeyyideler” başlıklı 42. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…yapının sahibine…” ibaresidir.
Kanun’un 42.
maddesinin ibarenin de yer aldığı ikinci fıkrasına göre, ruhsat
alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar
mevzuatına aykırı olarak yapı yapılması halinde yapının sahibine idari para cezası uygulanacaktır.
Kuralda yer
alan “…yapının sahibine…” sözcükleriyle
ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar
mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının malikinin kastedildiği, yoruma
ihtiyaç duyulmayacak şekilde açık ve duraksamasız olarak anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla yasa koyucunun, bu açık iradesinin yorum yoluyla başkalaştırılması
hukuken mümkün değildir. Esasen yasak bir fiile yaptırım öngören yasa
kurallarının yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde açık ve anlaşılır olması
hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir. Yaptırım içeren bir kuralda,
yorum ihtiyacının duyulması o kuralın belirsiz olduğunun açık bir
göstergesidir. Bu hal bile o kuralın Anayasa’ya aykırı olduğunun kabulü ve
iptali için yeterlidir.
Kural,
ruhsat alınmama veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar
mevzuatına aykırı davranma fiillerine bilerek ve isteyerek katılmayı
aramaksızın salt yapı maliki olmayı yaptırım uygulanması için yeterli
görmektedir. Başka
bir ifadeyle yapı
müteahhidinin ya da yapıda zilyet bulunan kişinin kuralda belirtilen yasak
fiilleri işlemesi halinde yapı malikinin (yapının sahibinin) bu fiillerin
işlenmesine iştiraki olmasa bile salt yapı maliki olmasını idari yaptırım
uygulanması için yeterli saymaktadır.
Anayasa’nın
“Suç ve cezalara ilişkin esaslar” kenar başlıklı 38. maddesinin yedinci
fıkrasında, “Ceza sorumluluğu şahsidir” hükmü yer almaktadır. Anayasa’nın
bu hükmü gereğince bir kişi, sadece kendisine ait kusurlu fiilinden sorumlu
tutulabilir. Bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmaması,
diğer bir ifadeyle başkasının fiilinden sorumlu tutulmaması Anayasa’nın 38.
maddesinin yedinci fıkrası gereğidir. Bu ilkeye göre, asli ve feri failden
başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları olanaklı değildir.
İtiraz
konusu ibarenin, kusurlu davranışını aramaksızın yapı sahibini salt yapının
malik olması nedeniyle cezalandırılmasını öngörmesi, ceza sorumluluğunun
şahsiliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle ibare Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır.
İptali
gerekir.
|
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
|
Üye
Mehmet
ERTEN
|
Üye
Muammer
TOPAL
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinin ikinci
fıkrasında, ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere
veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının, sahibine idari para
cezası uygulanması öngörülmüştür. Bu kurala dayanılarak, sorumluların
yaptırıma bağlı tutulabilmeleri için öncelikle suç ve cezaların şahsiliği
ilkesi uyarınca “yapının sahibi” deyiminin açıklığa kavuşturulması
gerekmektedir. Bu husus, hukuka aykırı fiili işleyen kişinin bulunarak
eyleminden sorumlu tutulması bakımından önem taşımaktadır. Ancak,
belirtilen deyimle mülk sahibinin mi; yoksa inşaatı yapan kişinin mi
kastedildiği anlaşılamamaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk
devletinin temel ilkelerinden biri de belirlilik ilkesidir. Buna göre,
hukuk devletinde kişilerin kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı
korunabilmeleri ve hukuk güvenliğinin sağlanabilmesi için yasaların hiçbir
kuşku ve duraksamaya olanak vermeyecek biçimde açık, net, anlaşılabilir ve
uygulanabilir olması gerekir. Böylece, hukuk devletinde kişilerin,
davranışlarının hukuki sonuçlarını öngörebilmeleri de sağlanmış olur.
İtiraz konusu “yapının sahibi” ibaresinin, yapının
malikiyle eş anlamlı olmasına karşın uygulamada, Danıştay İçtihatları ile
inşaatı yapan kişi olarak değerlendirilmesi kuralın, belirsizliğini ortadan
kaldırmaya yetmemektedir. İçtihatların değişmesi halinde buna bağlı olarak
kuralın anlamı da değişebileceğinden mahkeme içtihatlarının, yasaların
sağladığı güvenceyi içermesi olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle belirsizlik içeren itiraz
konusu kuralın, hukuk güvenliği ile suç ve cezaların şahsiliği ilkesini
ihlâl ettiği sonucuna varıldığından, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı
olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞIOY GEREKÇESİ
3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun
9.12.2009 günlü, 5940 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 42. maddesinin
ikinci fıkrasında “Ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve
projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine,
yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye bildirmeyen
ilgili fenni mesullere yapının mülkiyet durumuna, bulunduğu alanın
özelliğine, durumuna, niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye ve çevreye
etkisine, can ve mal emniyetini tehdit edip etmediğine ve aykırılığın
büyüklüğüne göre, beşyüz Türk Lirasından az
olmamak üzere, aşağıdaki şekilde hesaplanan idari para cezaları uygulanır.”
hükmü yer almıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre Devletin tüm
organları Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı olup, görev ve
yetkilerinin bu çerçevede konulan yasalarla belirlenmesi ve yürütme
organına bırakılan yetkilerin sınırlarının açıkça gösterilmesi
gerekmektedir. Öte yandan “hukuk devleti” ilkesi yürütme organının faaliyetlerinin
“belirlilik” dolayısıyla “hukuki güvenlik” ilkesi sonucunda “öngörülebilir
olmasını” gerektirmektedir.
Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında;
“Ceza sorumluluğu şahsidir.” denilmektedir. Buna göre, ceza hukukunda,
eylemle sonuç arasında bulunması gereken illiyet bağı, suçun oluşması için
aranan unsurlardan biridir.
İtiraza konu “yapının sahibine” ibaresinin
yer aldığı düzenlemede taşınmazda ruhsat ve eklerine aykırı değişiklik
yapılması halinde “yapının sahibi” sıfatıyla para cezası verileceği
öngörülmekte olup, mülkiyet hakkı ile suç arasında illiyet bağının ne
suretle oluştuğu belirtilmemiştir. Bu durumda, yapının sahibi ile yapıda
ruhsata aykırı değişiklik yapanın aynı kişi olmayabileceği gözetildiğinde,
eylemle yapı sahibi arasında bir illiyet bağı kurulmadan sadece “yapının
sahibi” olmak nedeniyle idari para cezası uygulanması cezaların şahsiliği
ilkesine aykırıdır.
Açıklanan nedenle 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar
Kanunu’nun, 9.12.2009 günlü, 5940 sayılı Kanun’la değişen 42. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan “... yapının
sahibine …” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu
ve iptali gerektiği düşüncesiyle verilen karara katılmıyorum.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|