|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/44
Karar Sayısı: 2012/99
Karar Günü: 21.6.2012
İPTAL
DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet
Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri M.
Akif HAMZAÇEBİ ile Muharrem İNCE
İPTAL DAVASININ KONUSU : 15.2.2011 günlü, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un:
1- 7. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,
2- 8. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının;
a-(i)
bendinde yer alan “… haber niteliği dışında …” ibaresinin,
b-
(n) bendinin,
3- 18. maddesinin
(3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “… üç gün içinde …” ibaresinin,
4- 19. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının (f) bendinin birinci cümlesinde yer alan “… yüzde
ellisini …” ibaresinin,
5- 26. maddesinin;
a- (4) numaralı fıkrasında yer alan “… en az bir
yıl …” ibaresinin,
b- (8) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer
alan “… tek
bir verici tesis ve işletim şirketince …” ibaresinin,
6- 36. maddesinin
(3) numaralı fıkrasının (f), (g) ve (ğ) bentlerinin,
7- 37. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının (u) bendinin,
8- 38. maddesinin
(4) numaralı fıkrasının,
9- 39. maddesinin
(6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “… Başbakan veya görevlendireceği bakan tarafından …” ibaresinin,
10- 43. maddesinin;
a- (6) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,
b- (9) ve (10) numaralı fıkralarında yer alan “… Başkan tarafından …” ibarelerinin,
11- 45. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında yer alan “… ilgili Bakanlığa …” ibaresinin,
12- Geçici 1. maddesinin;
a- (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “… diğerleri Başkan tarafından üç ay içinde
Üst Kurulda durumlarına uygun kadrolara atanırlar”
bölümünün,
b-
(5) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin,
Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 5., 7., 14., 28., 32., 48.,
90., 128., 133. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine
ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN
GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“…
II.
GEREKÇE
1) 6112 Sayılı Yasanın 7 nci
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
7 nci maddenin (1) numaralı fıkrasının ilk tümcesinde,
savaşlar, terör amaçlı saldırılar, doğal afetler ve benzeri olağanüstü
durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında da ifade ve haber alma
özgürlüğünün esas olduğu, yayın hizmetlerinin önceden denetlenemeyeceği ve
yargı kararları saklı kalmak kaydıyla durdurulamayacağı belirtildikten
sonra ikinci fıkrasında, “ancak, millî güvenliğin açıkça gerekli kıldığı
hâllerde yahut kamu düzeninin ciddî şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel
olduğu durumlarda, Başbakan veya görevlendireceği bakan geçici yayın yasağı
getirebilir” denilmiştir.
Maddenin başlığı olağanüstü
dönemlerde yayınlar olmakla birlikte, madde içeriğinden, Anayasanın
“olağanüstü haller”in düzenlendiği 119 – 120 nci maddelerinin kapsandığı anlaşılamamakta, olağanüstü
durumlar belirsizlik içermektedir. Bu belirsizliğe karşın birinci tümcede,
yayın hizmetlerinin önceden denetlenemeyeceği ve yargı kararları saklı
kalmak kaydıyla yayınların durdurulamayacağı belirtilerek basın ve yayın
özgürlüğü korunmuştur.
Fıkranın ikinci tümcesinde ise
“millî güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hâllerde yahut kamu düzeninin
ciddî şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda” ifadesi
kullanılmak suretiyle soyut ve belirsiz düzenleme yapılmıştır. Millî
güvenlik ve kamu düzeni Anayasanın 28 inci ve bu maddenin göndermesiyle 26 ncı maddelerinde sınırlama nedeni olarak gösterilmekle
birlikte, Anayasa maddelerinde gösterilen sınırlama nedenlerinin yasada yinelenmesi
Anayasanın 13 üncü maddesi kapsamında yeterli değildir. Yasayla
sınırlamanın “yasallık ilkesine” uygun olarak açık, net, belirgin ve somut
olması yasa uygulayıcılarının, yorumcularının ve denetleyicilerinin
keyfiliğine ve sınırsız takdirine bırakılmaması gerekir.
Tümcede gösterilen sınırlama
nedenlerinin Anayasanın ilgili maddelerinde belirtildiğinin ileri sürülmesi
durumumda ise sınırlamanın, yine yasallık ilkesine bağlı olarak belirli,
öngörülebilir ve ölçülü olması zorunludur. Ölçülülük denetiminin
yapılabilmesi, belirliliğe ve öngörülebilirliğe bağlıdır. Belirsiz olan
kuralların ölçülülük denetimi de yapılamaz. Dava konusu ikinci tümcede,
“geçici yayın yasağı getirebilir” denilmiş, ancak, geçiciliğinin çerçevesi
çizilmemiştir. Geçici yasağın süresi, ne kadar süreceği, ne zaman sona
ereceği belli edilmemiş; yetki, yasağı koyacak merciin takdirine
bırakılmıştır.
“Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı
olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların
idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda
kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Yasa kuralı, ilgili
kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar
doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde
düzenlenmelidir. Öngörülebilirlik şartı olarak nitelendirilen bu ilkeye
göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri
keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla
yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte
idarede istikrarı da sağlar.” (AYMK., 17.04.2008
günlü, E.2005/5, K.2008/93).
Dava konusu tümcenin
belirsizliğiyle Anayasanın 2 nci maddesindeki
hukuk devleti ilkesi ihlal edilmiştir.
Öte yandan, Anayasanın 133 üncü
maddesinde, radyo ve televizyon faaliyetleri için özel düzenleme yapılmış,
“radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek” anayasal
güvence altına alınmıştır. Düzenleme ve denetleme görev ve yetkisi, yürütme
organından koparılarak, demokratik bir oluşumla “Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu”na (RTÜK) verilmiştir. RTÜK, üyeleri TBMM Genel Kurulu tarafından
seçilen, demokratik ve anayasal bir kuruldur. Parlamentonun özgür iradesi
ve çoğunluk oyu ile oluşan Kurul, karar alma süreçlerinde de aynı
demokratik yapı içinde çalışacak, böylece, radyo ve televizyon
faaliyetlerinin düzenleme ve denetlemesi de aynı demokratik yapının
güvencesi altında olacaktır. RTÜK’yi oluşturan
üyelerin, aday gösterilme ve seçilme süreçlerinde Başbakan ve Bakanlar
Kurulu ile diğer deyişle yürütme organı ile bağlantıları bulunmadığı gibi,
Kurulun, kuruluşu, görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim
usulleri ve görev süreleri yasal düzenlemeye bırakılmıştır. Bu anlamda, RTÜK’nin yürütme organı ile hiyerarşik bağlantısı da
bulunmamaktadır.
Temel hak ve özgürlükler içinde
yer alan basın ve yayın hakkı, Anayasanın 14 üncü maddesinin koruması altında
olup, Anayasa hükümlerinden hiç biri, Devlete veya kişilere, Anayasayla
tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada
belirlenenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir
faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Kaynağını Anayasadan alan ve özel
olarak düzenlenen bir yapılanma içinde, geçici yayın yasağı getirebilme
yetkisinin, anayasal güvence altındaki RTÜK yerine “Başbakan veya
görevlendireceği bakan”a verilmesi Anayasanın 14 üncü ve 133 üncü maddeleri
karşısında da olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 7 nci maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ikinci tümcesi
Anayasanın 2 nci, 14 üncü ve 133 üncü maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
2) 6112 Sayılı
Yasanın 8 inci Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (i) Bendinde Yer Alan, “… haber
niteliği dışında …” Sözcüklerinin ve (n) Bendinin Anayasaya Aykırılığı
8 inci maddede yayın
hizmeti ilkeleri sıralanmış, medya hizmet sağlayıcılarının, yayın
hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla bu fıkrada yer alan ilkelere
uygun olarak sunacağı belirtilmiştir.
a) 8 inci maddenin (1) numaralı
fıkrasının (i) bendinde, suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç
kimsenin suçlu ilân edilemeyeceği veya suçluymuş gibi gösterilemeyeceği;
yayınların yargıya intikal eden konularda yargılama süresince, haber niteliği dışında yargılama
sürecini ve tarafsızlığını etkiler nitelikte olamayacağı belirtilmiştir.
Yürürlükten kaldırılan 3984 sayılı
Yasanın 5 inci maddesinin (k) bendinde yer alan benzer nitelikli hükme
“haber niteliği dışında” sözcükleri eklenerek, yargıya intikal eden
konularda yargılama süresince haber niteliği taşıyan yayınların yapılabileceği
öngörülmüştür. Böylece, haber niteliği gerekçesiyle yayın yapılabilecek,
yapılacak yayınların yargılama sürecini ve tarafsızlığını etkiler nitelikte
olup olmadığı ise yayından sonraki değerlendirmelere bırakılacaktır. Bu
etkilemenin niteliği, etkileme olup olmadığı belirsizdir. Kaos ve karmaşa
yaratacak bu durum adaletsizliklere de neden olabilecektir. Yasada, haber
niteliğiyle ilgili somut ölçütler de bulunmadığından ayrık durumlar da
ortaya çıkabilecektir.
Anayasanın 138 inci maddesinde,
hiçbir organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında
mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat
veremeyeceği, genelge gönderilemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı
belirtilmiştir. Haber niteliği gerekçesiyle yapılacak yayınların bu kapsamda
olup olmadığı, yasa hükmünün belirli ve öngörülebilir olmasıyla
olanaklıdır.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 8 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde yer
alan, “… haber
niteliği dışında …” sözcükleri Anayasanın 2 nci ve 138 inci maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
b) 8 inci maddenin (n) bendinde,
yayın hizmetleri “müstehcen olamaz” denilmiştir.
Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa
Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesinde, müstehcenlik yer almamıştır. Sözleşmenin
7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde,
yayınların uygunsuz (indecent) olmaması ve
pornografi (pornography) içermemesi
öngörülmüştür. Pornografiye, hiçbir program ya da yayın türünde, haber,
eser, sanat teması ya da sanatsal öğe olarak başvurulamaz. Cinsel dürtüleri
ve zaman zaman da sapkın yolları tetikleyen
pornografi ile “ölçüsü belirleyemeyen”, yaşa ve ortama göre farklı
algılamalar gösterebilen müstehcen yayınları karıştırmamak gerekir.
Dava konusu sözcüklerle, dramatik
örgü içerisinde, konu bütünlüğü, sanatsal kaygı ve eleştirel mesaj gibi “kabul
edilebilir” amaçlarla yapılmış olan yayınlar, müstehcenlik iddiasıyla ilke
ihlali olarak değerlendirilebilecektir ki, bu durum sübjektif
değerlendirmelerle birçok yayının ilke ihlaline maruz kalmasına, böylece de
basına, yayına ve sanata karşı, keyfi “sansürcülüğe” neden olabilecektir.
Müstehcenlik, kişiden kişiye, kültürden kültüre değişen soyut bir
kavramdır. Bu soyutluk, yayınların müstehcen olup olmadığına karar verecek
kişiler ya da Kurul için de söz konusudur. Karar vericilerin, hangi
izleyici kitlesini esas alarak karar verecekleri belli olmadıkça da bu
belirsizlik artarak devam edecektir. Aynı belirsizlik, Türkiye dışında
hazırlanan program ya da eserlerde daha açık olarak kendisini gösterecek,
bu eserlerin Türkiye’de yayımlanmasında, bütünlüğünün kaybına neden olacak
müdahalelerin yolunu açabilecektir.
Kaldı ki, eserlerin bütünlüğünün bozulması yerine, yayınların uyarı
işaretleriyle birlikte yayımlanması ve yayın saatlerinin planlanması
olanaklıdır ve Yasa bu konudaki önlemleri de içermektedir. Müstehcen olduğu
iddia edilen yayınlardan korunması gereken çocuk ve gençlerin korunma
gereksinmelerinin karşılanmasının yolları mevcuttur.
Edebi ve sanatsal eserler, Ceza hukukunda da, çocuklara ulaşılması
engellenmek koşuluyla, koruma altına alınmış, sansüre karşı korunmuştur.
Müstehcen sözcüğünün soyut, belirsiz ve öngörülemezliği, yayınların
müstehcen olup olmadığını belirleyecek kişilerin ya da Kurulun takdir
hakkını da etkileyecek ve keyfiliklere neden olacaktır. Oysa,
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk
devleti, yukarıda 2/a sırasında da açıklandığı gibi “belirlilik” ve
“öngörülebilirlik” ilkeleriyle anlam kazanır.
Öte yandan, temel hak ve özgürlükler arasında olan bilim ve sanat
özgürlüğü, basın özgürlüğü ile süreli ve süresiz yayın hakkı, aynı zamanda
Anayasanın 90 ıncı maddesinin son fıkrasına 5170
sayılı Yasayla eklenen ek tümceyle “milletlerarası andlaşmalar”ın
koruması altındadır. Müstehcen sözcüğü bu yönüyle de Avrupa
Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesine aykırılık oluşturacaktır.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 8 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (n) bendi Anayasanın 2 nci
ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
3) 6112 Sayılı
Yasanın 18 inci Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci Tümcesinde Yer
Alan, “ … üç
gün içinde …” Sözcüklerinin Anayasaya Aykırılığı
18
inci maddede, düzeltme ve cevap hakkı
düzenlenmiş, gerçek ve tüzel kişilerin, kendileri hakkında şeref ve
haysiyetlerini ihlâl edici veya gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde,
yayın tarihinden itibaren altmış gün içinde, üçüncü kişilerin hukuken
korunan menfaatlerine aykırı olmamak ve suç unsuru içermemek kaydıyla,
düzeltme ve cevap yazısını ilgili medya hizmet sağlayıcıya göndereceği,
medya hizmet sağlayıcıların, hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, yazıyı
aldığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde, cevap ve düzeltmeye konu
yayının yapıldığı saatte ve programda, izleyiciler tarafından kolaylıkla
takip edilebilecek ve açıkça anlaşılabilecek biçimde düzeltme ve cevabı
yayınlayacağı öngörülmüştür.
Düzeltme ve cevabın birinci
fıkrada belirtilen süre içinde yayınlanmaması hâlinde bu sürenin
bitiminden; birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayınlanması hâlinde
düzeltme ve cevabın yayınlandığı tarihten itibaren on gün içinde ilgili
kişi, mahkemeden cevap ve düzeltmenin birinci fıkra hükümlerine uygun
olarak yayınlanmasına karar verilmesini isteyebilecektir. Yetkili ve
görevli mahkeme, başvuru sahibinin ikamet ettiği yerdeki sulh ceza mahkemesi,
başvuru sahibinin yurt dışında ikamet etmesi hâlinde Ankara Sulh Ceza
Mahkemesi olarak gösterilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasında
ise sulh ceza hâkiminin, istemi üç
gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlayacağı, bu karara karşı
tebliğden itibaren yedi gün içinde yetkili asliye ceza mahkemesine itiraz
edilebileceği belirtilmiştir.
Böylece, mahkemeden
cevap ve düzeltmenin birinci fıkra hükümlerine uygun olarak yayınlanmasına
karar verilmesinin istenmesi halinde, sulh ceza hâkimine, üç gün süre verilmiştir.
Düzeltme ve cevap hakkı,
Anayasanın 32 nci maddesinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, düzeltme ve cevap hakkının “kanun” ile
düzenlenmesi öngörülmüştür. İkinci fıkrada ise düzeltme ve cevabın yayımlanmaması
hali özel olarak düzenlenmiş, yayımlanmanın gerekip gerekmeyeceği “hakim”e bırakılmıştır. Anayasa koyucu, hakim kararının süresini de, konunun özelliği nedeniyle
özel olarak düzenleme gereği duymuş ve hakimin, ilgilinin müracaat
tarihinden itibaren “en geç yedi gün” içerisinde karar vermesini
öngörmüştür. Hakim, yedi güne kadar her an karar
verebilecek, ancak karar süresi yedi günü geçemeyecektir. Yasa koyucunun,
Anayasanın hakime tanıdığı bu süreyi kısaltarak
yasayla üç güne indirmesi Anayasanın 32 nci
maddesinin bağlayıcı hükmüne aykırılık oluşturacaktır.
Yasa koyucunun, Anayasanın 32 nci maddesinin hakime tanıdığı
yedi günlük süreyi kısaltarak üç güne indirmesi, hakime Anayasa ile verilen
hakkı kullanamaması sonucunu doğuracaktır ki, bu hüküm, Anayasanın 138 inci
maddesindeki, hiçbir organ, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve
hakimlere emir ve talimat veremez hükmüne de aykırıdır.
Hukuk
devletinin olmazsa olmaz koşulu olan bağımsız yargı gücü, günümüzde temel
hak ve özgürlüklerin olduğu kadar kamusal düzenin korunmasının da güvencesidir.
Yargının bağımsızlığının amacı ise bireylere her türlü etki, baskı,
yönlendirme ve kuşkudan uzak kalınarak adaletin dağıtılacağı güven ve
inancı vermektir. Bu bağlamda, Anayasanın 138 inci maddesinde düzenlenen
objektif bağımsızlık da yargılama çalışmalarında hâkimlerin hiçbir etki
altında kalmamaları gereğine dayanmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 18 inci maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci
tümcesinde yer alan “… üç gün içinde …” sözcükleri
Anayasanın 32 nci
ve 138 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
4) 6112 Sayılı
Yasanın 19 uncu Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (f) Bendinin Birinci
Tümcesinde Yer Alan “… yüzde ellisini …” Sözcüklerinin Anayasaya Aykırılığı
19 uncu maddede, özel medya hizmet
sağlayıcı kuruluşların şirket yapıları ve hisse oranlarıyla ilgili uymaları
gereken hususlar düzenlenmiş, yayın lisansının, münhasıran radyo,
televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmeti sunmak amacıyla Türk Ticaret
Kanunu hükümlerine göre kurulmuş anonim şirketlere verilmesi öngörülmüştür.
Aynı şirket ancak bir radyo, bir televizyon ve bir isteğe bağlı yayın
hizmeti sunabilecektir.
19 uncu maddenin (1) numaralı
fıkrasının (f) bendinin birinci tümcesinde, “bir medya hizmet sağlayıcı kuruluşta
doğrudan toplam yabancı sermaye payı, ödenmiş sermayenin yüzde ellisini
geçemez” denilmek suretiyle, bir medya hizmet sağlayıcı kuruluşta doğrudan
toplam yabancı sermaye payının ödenmiş sermayenin yüzde ellisine kadar
çıkabileceği öngörülmüştür.
Aynı bent uyarınca, yabancı bir
gerçek veya tüzel kişi en fazla iki medya hizmet sağlayıcı kuruluşa
doğrudan ortak olabilecektir. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların ortağı
olan şirketlere yabancı gerçek veya tüzel kişilerin iştirak ederek yayın
kuruluşlarına dolaylı ortak olmaları da olanaklıdır. Böylece yabancı
sermaye payının yüzde elliyi de aşması söz konusu olacaktır. Ancak (f)
bendiyle, bu durumda yayıncı kuruluşların yönetim kurulu başkanı, başkan
vekili ile yönetim kurulu çoğunluğu ve genel müdürünün Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı olması ve ayrıca yayıncı kuruluş genel kurullarında oy
çoğunluğunun Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetini haiz gerçek veya tüzel
kişilerde bulunması zorunlu kılınmıştır. Şirket ana sözleşmelerinde bu
hususları sağlayan düzenlemeler açıkça belirtilecektir.
Radyo ve televizyon yayınları, temel hak ve özgürlüklerin
gerçekleştirilmesi ve korunmasına olduğu kadar, ulusal yapının, ulusal
siyasetin ve daha da önemlisi ulusal egemenliğin ayrılmaz bir parçasıdır.
Basın özgürlüğü ve süreli ve süresiz yayın hakkı Anayasanın temel haklar ve
ödevler bölümünde 28 inci ve 29 uncu maddelerinde yer alırken, 133 üncü
maddede radyo ve televizyonların kuruluşları özel olarak düzenlenmiştir.
Radyo ve televizyonların faaliyetlerinin düzenlenmesi ve denetlenmesi için
demokratik yöntemlerle oluşacak bir Üst Kurul öngörülmüş ve Üst Kurulun
oluşumu da yasama yetkisini Türk ulusu adına kullanan yasama organına,
TBMM’ye bırakılmıştır. Bu anayasal düzenleme tek başına radyo ve televizyon
yayınlarının ulusal egemenlik yönünden önemini ortaya koymaktadır. Radyo ve
televizyon kuruluşlarında tarihi süreç içinde devlet tekeli kaldırılmasına
karşın, devlet gözetiminden vazgeçilmemiş, bu gözetim de devlet içinde,
demokratiklik ve bağımsızlık ilkelerine uygun olarak TBMM’ye bırakılmıştır.
133 üncü maddede 1993 yılında yapılan değişikliğin gerekçesinde de
belirtildiği gibi, “bütün radyo ve televizyon istasyonlarının Anayasanın
temel ilkesine, millet ve ülkenin birlik ve bütünlüğüne, bölünmezliğine
genel ahlaka aykırı yayın yapamayacakları temel ve tabiî
ilkeler olarak düşünülmüş”tür.
Anayasanın sözü ve ruhu, radyo ve televizyon kuruluşlarını, piyasa
kuruluşları olarak algılamamış, radyo ve televizyon hizmetlerini, özel
kuruluşlar tarafından yerine getirilse bile “kamu hizmeti” olarak görerek
devlet gözetimi altında tutmuştur. 133 üncü madde, radyo ve televizyon
istasyonlarının kurulması ve işletilmesini “kanunla düzenlenecek şartlar
çerçevesinde” serbest bırakırken, aynı zamanda Anayasanın bağlayıcılığı ve
üstünlüğünü de kabul etmiş, bu alanda bir istisna da öngörmemiştir.
Anayasanın
Başlangıç’ının beşinci paragrafında, hiçbir faaliyetin “Türk milli
menfaatlerinin” karşısında koruma göremeyeceği, 5 inci maddesinde de “Türk
Milletinin bağımsızlığını” ve “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu” sağlamanın, “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk
devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri” kaldırmanın Devletin temel amaç ve görevleri
arasında olduğu belirtilmiştir.
Anayasanın 2 nci maddesinde de, “... toplumun huzuru, millî
dayanışma ve adalet anlayışı ... içinde insan haklarına saygılı...” olunacağına yer
verilerek toplumun çıkarları da koruma altına alınmıştır.
Anayasanın
Başlangıç’ının beşinci paragrafı, 2 nci ve 5 inci
maddeleri, 133 üncü maddeyle birlikte değerlendirildiğinde, bir ülkedeki radyo ve televizyon sahibi kişilerin, o
ülkenin ulusal, kültürel ve sosyal sistemine büyük ölçüde etkide
bulunabilecekleri ve yabancıların çok miktarda radyo ve televizyon
kuruluşlarına sahip olmalarının bulundukları devletin egemenliği üzerinde
olumsuz etki yaratabileceği düşüncesi, yabancıların medya hizmet sağlayıcı
kuruluşta sermaye paylarına sınırlama getirilmesini gerekli kılmaktadır. Ulusun malı olan frekansların
kullanımındaki temel prensip de budur. Yabancı sermaye payının yüzde elliye
çıkarılması, haksız rekabete yol açacak, ulusal çıkarları
zedeleyebilecektir. Yabancı sermayenin, yöneticilikte yer almasa da girdiği
ortamda kendi kural ve çıkarlarını savunacağı bilinmektedir.
Radyo ve
televizyon kuruluşlarında ulusal koruma, uluslararası alanda da
karşılaşılan bir durumdur. Bu konuda esnek olduğu ileri sürülen Avrupa
Birliği (AB) üyesi ülkelerde de AB üyesi ülkelerle sınırlı bir korumaya
gidilmiştir. ABD’de de radyo ve televizyon yayıncılığında yabancı sermaye
payında sınırlama bulunmaktadır. ABD’de bu oran kişilerde yüzde 20’yi
yabancıların sahip olduğu şirketlerde yüzde 25’i geçmemektedir. Radyo ve
televizyon alanında yabancı sermayesinde “karşılıklılık” ilkesinin esas
alındığı durumlarda pay sınırının yükselebildiği görülmektedir. Dava konusu
sözcüklerin yer aldığı fıkrada “karşılıklılık ilkesi” de yasal güvence
altına alınmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 19 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinin
birinci tümcesinde yer alan “… yüzde ellisini …” sözcükleri Anayasanın Başlangıç’ı ile 2 nci, 5 inci ve
133 üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
5) 6112 Sayılı
Yasanın 26 ncı Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasında
Yer Alan, “… en
az bir yıl …” Sözcüklerinin ve (8) Numaralı Fıkrasının Birinci
Tümcesinde Yer Alan, “… tek bir verici tesisi ve işletim şirketince …” Sözcüklerinin
Anayasaya Aykırılığı
26 ncı maddede frekans
planlaması ve tahsisi düzenlenmiştir.
a) Maddenin (4) numaralı
fıkrasında, sıralama ihalesine, radyo ve televizyon yayın şirketi olarak
kurulan, radyo ve televizyon yayıncılık alanında en az bir yıl faaliyette
bulunan, ihale şartnamesinde belirtilen ön şartları yerine getiren ve Üst
Kuruldan ihaleye girmek için yeterlilik belgesi alan medya hizmet sağlayıcı
kuruluşların katılabileceği belirtilmiştir.
Fıkraya göre, RTÜK, televizyon
kanal ve radyo frekans planlamasını yaptıktan sonra gerçekleştireceği sıralama
ihalesine katılacak medya hizmet sağlayıcılarının “en az bir yıl”
faaliyette bulunması koşulu aranacaktır. Ancak, birçok medya hizmet
sağlayıcı, daha önceki hukuksal düzenlemelerde eksiklik olduğu, frekans
planlaması yapılamadığı için yayın dünyasına girememiştir. Diğer anlatımla,
kimi medya hizmet sağlayıcılarının yayın dünyasına girememesi, gerekli
şartları yerine getirememekten değil, ilgili Kurumun gerekli şartları
yerine getirememesinden kaynaklanmıştır.
Fıkrada, en az bir yıl koşulu
getirilerek, yayıncılık dünyasında önceki yasadan ve uygulamadan
kaynaklanan, frekans tahsisindeki belirsizliğe rağmen yayıncılık faaliyeti
yürüten kuruluşlara ayrıcalık tanınmıştır. Ancak, yayıncılık alanında
faaliyetin belirsizliği nedeniyle “en az bir yıl faaliyet” de belirsizdir.
Faaliyetin ne olduğu açık değildir. Yayının fiilen yapılması ile yapmayı öngören
şirketin kurulmuş olması aynı şeyler olmamakla birlikte, en az bir yıl
sözcükleri kullanılmıştır. İhaleye yayıncılık alanına girmek isteyen ve
koşulları uyan bütün kuruluşların eşit olarak girmesi gerekir.
Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi de gereklidir.
Anayasanın 48 inci
maddesinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine
sahip olduğu belirtilirken çalışma özgürlüğü için bir sınırlama nedeni
öngörülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 26 ncı maddesinin (4) numaralı
fıkrasında yer alan “… en az bir yıl …” sözcükleri Anayasanın 2 nci ve 48 inci maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
b) 26 ncı maddenin (8) numaralı fıkrasında,
özel
medya hizmet sağlayıcı kuruluşların, Üst Kurulca kendilerine tahsis edilen
televizyon kanalı, multipleks kapasitesi ile
radyo frekanslarından yapacakları yayınlarını, tek bir verici tesis ve işletim şirketince kurulan ve işletilen
radyo ve televizyon verici tesislerinden yapmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Düzenlemeyle, bütün radyo ve televizyon yayınlarının tek bir şirket eliyle
kurulacak ve yönetilecek bir verici tesisinden yapılması öngörülmektedir.
Tek bir verici tesis ve işletme
şirketi, ekonomik ve işletmecilik açısından etkin ve verimli olarak
değerlendirilebilir. Ancak, Yasada söz konusu şirketin belirlenmesi için
herhangi düzenleme öngörülmemiştir. Şartlar, RTÜK tarafından belirlenecek
ve bu şartlara uygun tek bir verici tesis ve işletim şirketine yayın iletim
yetkisi verilecektir. Bu tür işi yapmak üzere girişimde bulunacak
şirketlerin kurulmasına ve bunların rekabet ortamı içinde çalışmasına izin
verilmemektedir. Ülkede yayın yapan ve yapacak olan yüzlerce yayın
kuruluşunun sadece Üst Kurul tarafından belirlenecek koşullarla, yine Üst
Kurul tarafından tercih edilecek tek bir şirketin belirleyeceği kurallara
uymasının istenilmesi, hukuk devletine uygun olmayan, haksızlık ve
eşitsizlik yaratacak düzenlemedir.
Ayrıca, şirkete, kuralları ihlal
etmesi ya da yayıncılar arasında ayrım yapması gibi son derece önemli
konularda sadece para cezası verilebilecektir.
İletişim özgürlüğünün en önemli
aracı, yayındır. Anayasanın 28 inci maddesinde, Devletin basın ve haber alma
özgürlüklerini sağlayacak önlemleri alacağı belirtilmiştir. Radyo ve
televizyon yayınlarında özgürlüğün olmazsa olmaz koşulu, izleyicilere
ulaşabilmedir. Türkiye’de pek çok yayın kuruluşunun büyük maliyetlerle
kendi vericilerini kurmalarının temel nedeni budur. Ancak, sorunları
çözmenin yolu, Devlet aracılığıyla bir şirketi tercih edip tekel
oluşturulması değildir. Anayasa Devlete, tekel oluşturup bir şirketi tercih
etme değil, basın ve haber alma özgürlüklerini sağlayacak tedbiri alma
görevi vermiştir.
Anayasanın 48 inci
maddesinde de herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine
sahip olduğu belirtilmiş, çalışma özgürlüğü için bir sınırlama nedeni
öngörülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 26 ncı maddesinin (8) numaralı
fıkrasının birinci tümcesinde yer alan, “…
tek bir verici tesisi ve işletim şirketince …”
sözcükleri Anayasanın 2 nci, 28 inci ve 48 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
6) 6112 Sayılı
Yasanın 36 ncı Maddesinin (3) Numaralı
Fıkrasının, (f), (g) ve (ğ) Bentlerinin Anayasaya Aykırılığı
36 ncı maddede, “Üst Kurul
Başkanı ve Başkan Vekili” seçimi, görev ve yetkileri düzenlenmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasında sayılan, Başkanın görev ve yetkileri
arasında (f), (g) ve (ğ) bentlerinde;
f)
Üst Kurulun faaliyet gösterdiği alanda strateji, politikalar ve ilgili
mevzuat ile Üst Kurul ve personelin performans ölçütleri hakkında çalışma
ve değerlendirme yapmak.
g)
Üst Kurulun diğer kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek ve Üst Kurulu temsil
etmek.
ğ)
Üst Kurul tarafından atanması öngörülenler dışındaki Üst Kurul personelini
atamak.
Görevleri de sayılmıştır.
Anayasanın 133 üncü maddesinde,
demokratik esasa dayalı bir “Kurul” sistemi öngörülmüştür. Anayasada, kimi
anayasal kurul ve kuruluşlarda olduğu gibi, Kurul içinde bir başkanlık
sisteminden söz edilmemiştir. Eşgüdümü sağlamak amacıyla Kurul içinde,
başkan, başkanvekili gibi, seçimli iç görevlendirmelerin yasa koyucu
tarafından yapılması mümkün olmakla birlikte, Başkana yasayla verilen görev
ve yetkilerin, Anayasanın öngördüğü demokratik oluşumu ve kurul
güvencesini, Kurul yetkilerini ihlal etmemesi gerekir. Öte yandan, işbölümü
ve eşgüdümün gerektirdiği başkanlık müessesesinin, Kurulun, anayasal
konumu, görev yetkileri alanında hiyerarşik yapı göstermemesi gerekir. Aksi
halde, yasa koyucu, anayasa koyucunun önüne geçmiş olur.
Üst Kurulun, Parlamentodaki
temsili yapıya koşut demokratik yapısı, karar alma, görev ve yetki kullanma
süreçlerinde de işletilmek zorundadır. Kaynağını Anayasadan alan bu sistem,
yasayla değiştirilemez; görev, yetki ve temsilde her bir üye eşdeğer
konumdadır.
Kurulun bu eşit yapısını bozan,
Kurula ait yetkileri Başkana veren, böylece Kurul yetki ve faaliyetlerini
kısıtlayan hükümler Anayasanın 133 üncü maddesine aykırılık oluşturur.
Dava
konusu (f) bendinde, Üst Kurulun faaliyet gösterdiği alanda strateji,
politikalar ve ilgili mevzuat ile Üst Kurul ve personelin performans
ölçütleri hakkında çalışma ve değerlendirme yapmak; (g) bendinde, Üst
Kurulun diğer kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek ve Üst Kurulu temsil
etmek, (ğ) bendinde Üst Kurul tarafından atanması öngörülenler dışındaki
Üst Kurul personelini atamak görevleri, Başkanın Üst Kurulun yerine geçtiği
görevlerdir.
Üst Kurul için birincil öneme
sahip çalışma ve değerlendirmelerin Başkan tarafından yapılması, Üst Kurul
yetkisinin sürekli olarak ve Üst Kurulun iradesi dışında Başkana verilmesi
anlamına gelir. Üst Kurulun görev ve yetkileri göz önünde
bulundurulduğunda, diğer kuruluşlarla ilişki ve temsil de, Başkanın Üst
Kurulu “protokol” anlamında temsilin ötesinde, bir genel yetkiyi işaret
etmektedir.
Öte
yandan, Anayasada, Üst Kurul tarafından yapılacak atamalarla ilgili
düzenleme bulunmamakla, Üst Kurulun kuruluşu, görev ve yetkileri,
üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve görev süreleri yasaya
bırakılmakla birlikte, yasa koyucunun, kimi personelin atamalarını Üst
Kurula bırakıp, kimi personelin atamalarını Başkana bırakması, Kurul olarak
çalışma sistemi ve Kurulun anayasal konumuyla uyuşmadığı gibi Başkanı da
tek yetkili hale getirir. Kurul
çalışmalarında, karar mercii, ancak Kurul iradesiyle değiştirilebilir ki,
bu durumda dahi Kurul devre dışı bırakılamaz.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 36 ncı maddesinin (3) numaralı
fıkrasının, (f), (g) ve (ğ) bentleri
Anayasanın 133 üncü maddesine aykırı olup, iptalleri gerekmektedir.
7) 6112 Sayılı
Yasanın 37 nci Maddesinin (u) Bendinin Anayasaya
Aykırılığı
37 nci
maddede, Üst Kurulun görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Maddenin (u)
bendinde, “Kurul üyeleri ile Kurum personelinin uyacakları meslekî ve etik
ilkeleri belirlemek” görev ve yetkisi de sayılmıştır.
Meslekî ve etik ilkeler, RTÜK’nin anayasal ve demokratik işlevine göre önemli
olmakla birlikte, aynı zamanda, temel hak ve özgürlüklerle, hukuk güvenliği
ile yakından ilgilidir. Bu ilkelerin Üst Kurul tarafından
belirlenmesi, Kurul sistemiyle uyumsuz gözükmemekle birlikte, iki temel
sorun kendisini göstermektedir: Bunlardan biri, Kurulun değişken yapısı
nedeniyle, belirlenen mesleki ve etik ilkeler üzerinde sıklıkla
oynanabilmesi, diğeri ise Kurulun toplantı ve karar yeter sayısı göz önünde
bulundurulduğunda (9 üyeden oluşan Kurul, 6112 sayılı Yasanın 40 ıncı maddesine göre, en az beş üyenin hazır bulunması
ile toplanabilmekte ve en az beş üyenin aynı yöndeki oyuyla karar alabilmektedir)
mesleki ve etik ilkelerin, çoğunluk kararıyla azınlık üzerinde, bir tür
baskı ve disiplin uygulamasıdır. Bu durum, hukuk devletinin
öngörülebilirlik ilkesinin de zedelenmesine neden olur.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, tüm devlet
organlarının eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, yönetilenlere güçlü,
etkin ve kapsamlı biçimde hukuksal güvencenin sağlandığı, temel hak ve
özgürlüklerin güvence altına alındığı, hukukun evrensel kurallarına saygı
gösterildiği ve adaletli bir hukuk düzeninin gerçekleştirildiği devlettir.
Yasaların kamu yararına dayanması gereği kuşkusuz hukuk devletinin temel
değerlerinden birini oluşturmaktadır. Hukuk devletinde hukuk güvenliğinin
sağlanabilmesi için yasa koyucunun öngörülebilir düzenlemeler getirmesi de
asıldır.
Anayasanın 14 üncü maddesinde de,
Anayasa hükümlerinden hiç birinin, Devlete veya kişilere, Anayasayla
tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada
belirlenenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir
faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamayacağı
belirtilmiştir. Anayasanın öngördüğü demokratik hukuk devleti, herkesin
hakkını eşit olarak korur ve çoğunluğun azınlık üzerinde eşitsizliği bozucu
etkisine izin vermez. Özerk statüye
sahip kamu kuruluşları oluşturulmasının amacı, kuşkusuz söz konusu
kuruluşları genel idare içinde ayrıcalıklı veya dokunulmaz kılmak değil,
onların özellik gösteren işlevlerini çoğulcu demokrasi anlayışı içinde ve
daha iyi biçimde yerine getirmelerini sağlamaktır.
Öte yandan, yasa koyucu, mesleki
ve etik ilkeleri, Kurulun özelliği ve niteliğine göre belirlemek yerine, bu
ilkeleri belirleme görev ve yetkisini olduğu gibi Üst Kurul’a
bırakılmıştır.
Anayasanın 7 nci maddesinde yasama yetkisinin Türk Milleti adına
Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği
öngörülmüştür. Buna göre, Anayasada yasayla düzenlenmesi öngörülen konularda
yürütme organına ya da Anayasada yürütme görevi verilen karar organlarına
genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı
değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir
yetkidir. Bu nedenle, Anayasada öngörülen ayrık durumlar dışında, yasalarla
düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma ve
yasayla konulan kuralları değiştirme yetkisi verilemez. Yasal düzenlemeler
ancak yasa koyucu tarafından kaldırılabilir ya da değiştirilebilir.
Yasayla
düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz
edilmesi değil, bunların yasa metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma
ise düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş
olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin
ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 37 nci maddesinin (u) bendi Anayasanın 2 nci,
7 nci ve 14 üncü maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
8) 6112 Sayılı
Yasanın 38 inci Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
“Yasaklar ve denetim” başlıklı 38
inci maddenin (4) numaralı fıkrasında, “Üst Kurul üyeleri ve Kurum personeli,
Kurumla ilgili gizlilik taşıyan bilgileri ve medya hizmet sağlayıcı
kuruluşlara ve yayın hizmeti yapan gerçek ve tüzel kişilere ait her türlü
sırları, görevlerinden ayrılmış olsalar bile açıklayamaz, kendilerinin veya
başkalarının menfaatine kullanamaz” denilmiştir.
Fıkradaki, “gizlilik taşıyan
bilgiler” ve “her türlü sırlar” belirsiz ve soyut kavramlardır. Kamu kurum
ve kuruluşlarının “gizli” damgası taşıyan bilgi ve belgeleri genel
hükümlerle kural altına alınmış ve uygulama birliği sağlanmıştır. Bu genel
düzenlemeler dışında, (4) numaralı fıkradaki, gizlilik taşıyan bilgilerin
ve sırların kimler tarafından, nasıl belirleneceği belli edilmemiştir.
Sübjektif değerlendirmeler, farklı bilgilerin farklı kişiler tarafından
gizlilik ve sır değerlendirmesini ortaya çıkarabilecektir. Hukuk devleti,
bu tür belirsizlikleri ve kişiye göre değerlendirmeleri kabul etmez. Kaldı
ki, radyo ve televizyon hizmetleri, niteliği gereği zaten sır olarak da
değerlendirilemez. Üst Kurul’un görev ve yetkileri de Anayasa ve Yasa ile
belirlenmiştir. Kurul üyeleri ve Kurum personeli, yasa koyucu tarafından
verilen görev ve yetkileri yerine getirirken, objektif olmak zorundadır.
Gizlilik ve sırrın sübjektif ölçütlerle belirlenmesi, bu objektifliği
zedeler.
Fıkranın düzenleniş şeklinden,
görev ve yetki alanına giren hangi konuların, hangi işlem sürecinde gizli
ve sır olacağı da anlaşılamamaktadır.
Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı
olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların
idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda
kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Yasa kuralı, ilgili
kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar
doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde
düzenlenmelidir. Öngörülebilirlik şartı olarak nitelendirilen bu ilkeye
göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri
keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla
yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte
idarede istikrarı da sağlar.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 38 inci maddesinin (4) numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
9) 6112 Sayılı
Yasanın 39 uncu Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının Birinci Tümcesinde Yer
Alan, “… Başbakan veya
görevlendireceği bakan tarafından …” Sözcüklerinin Anayasaya Aykırılığı
Üst Kurul
üyelerinin teminatı ile malî ve sosyal haklarının düzenlendiği 39 uncu
maddenin (6) numaralı fıkrasında, Üst Kurul üyelerinin görevleriyle
bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmaların
02.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanuna göre yapılacağı belirtildikten sonra, Üst
Kurul üyeleri hakkında soruşturma izni, “Başbakan veya görevlendireceği
bakan tarafından” verilir denilmiştir.
Anayasanın 133 üncü maddesinde,
radyo ve televizyon faaliyetleri için özel düzenleme yapılmış, “radyo ve televizyon
faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek” anayasal güvence altına
alınmıştır. Düzenleme ve denetleme görev ve yetkisi, yürütme organından ve
idarenin klasik yapısından koparılarak, demokratik bir oluşumla “Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu”na verilmiştir. RTÜK, üyeleri TBMM Genel Kurulu
tarafından seçilen, demokratik ve anayasal bir kuruldur. Parlamentonun
özgür iradesi ve çoğunluk oyu ile oluşan Kurul, karar alma süreçlerinde de
aynı demokratik yapı içinde çalışacak, böylece, radyo ve televizyon
faaliyetlerinin düzenleme ve denetlemesi de aynı demokratik yapının güvencesi
altında olacaktır. RTÜK’yi oluşturan üyelerin,
aday gösterilme ve seçilme süreçlerinde Başbakan ve Bakanlar Kurulu ile
diğer deyişle yürütme organı ile bağlantıları bulunmadığı gibi, Kurulun,
kuruluşu, görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve
görev süreleri yasal düzenlemeye bırakılmıştır. Bu anlamda, yürütme organı
ile hiyerarşik bağlantısı da bulunmamaktadır. Anayasanın Üst Kurul için
öngördüğü güvencenin, Kurul üyelerinin soruşturmaları için öngörmediği
düşünülemez. Üst Kurul’a ilişkin düzenlemenin Anayasanın Yürütme bölümünde
yer alması, Üst Kurul üyelerinin Başbakan veya bir bakana hiyerarşik olarak
bağlılığını gerektirmez. Yasa koyucunun aksine düzenlemesi, özel bir
düzenleme niteliğinde olan 133 üncü maddeye aykırılık oluşturur.
Kaynağını Anayasadan alan ve özel
olarak düzenlenen bir yapılanma içinde, TBMM tarafından seçilen RTÜK
üyelerinin soruşturma yetkisinin, “Başbakan veya görevlendireceği bakan
tarafından” verilmesi Anayasanın 133 üncü maddesi karşısında olanaklı
değildir.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 39 uncu maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci
tümcesinde yer alan, “… Başbakan veya
görevlendireceği bakan tarafından …” sözcükleri Anayasanın 133 üncü maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
10) 6112 Sayılı
Yasanın 43 üncü Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının İkinci Tümcesinin
Anayasaya Aykırılığı
Üst Kurulun teşkilâtı, personeli
ve kadrolarının düzenlendiği 43 üncü maddenin (6) numaralı fıkrasında, Üst
Kurul personelinin, kadro karşılığı sözleşmeli statüde istihdam edileceği,
ücret ve malî haklar dışında her türlü hak ve yükümlülükler yönünden 657
sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olacağı belirtilmiştir. Fıkranın
ikinci tümcesinde ise personelin ücretleri ile diğer malî hakları
toplamının, Üst Kurul üyeleri için yapılan ödemelerin toplamını geçmemek
üzere kurum içi hiyerarşi de gözetilerek Bakanlar Kurulunca belirlenen
esaslar çerçevesinde Üst Kurul tarafından tespit edileceği öngörülmüştür.
Kuralda, ücret ve mali haklar için üst sınır belirlendiği halde, alt sınır
belirlenmemiştir.
Anayasanın
2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin “hukuk
devleti” olduğu belirtilmiş, 128 inci maddesinde de “Devletin, kamu
iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve
sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işleri kanunla düzenlenir. Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve
esasları, kanunla özel olarak düzenlenir” denilmiştir.
Anayasa
Mahkemesinin, 12.06.2008 günlü, E.2004/55, K.2008/118 sayılı kararında da
belirtildiği gibi, “Radyo ve televizyon kuruluşlarına yayın izni ve lisans
vermek, yayınların bu yasa ve milletlerarası andlaşmalara
uygunluğu açısından izlenerek denetimlerini yapmak, yasaya aykırı ve tahsis
şartlarına uymayan yayınlar için yaptırım uygulanmasına karar vermek, bu
alandaki çalışma ve faaliyetlerle ilgili düzenlemeleri hazırlamak gibi
temel işlevler üstlenen Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, idarenin bütünlüğü
içersinde yer alan, kamu tüzel kişiliğini haiz, radyo ve televizyon
yayınları alanında kamu hukuku ilke ve düzenlemelerine bağlı kalarak kamu
yararı amacıyla işlemler yapan, genel idare esaslarına göre faaliyet
gösteren, bu nedenle icra ettiği hizmet sürekli ve asli nitelikte olan bir
kuruldur.”
Radyo ve Televizyon
Üst Kurulu yasayla kendisine verilen kamu hizmeti niteliğindeki sürekli
görev ve hizmetleri, uzmanlık esasına göre çalışan ana hizmet ve yardımcı
hizmet birimlerince yerine getirir. Bu nedenle personel, Anayasanın 128
inci maddesinde sözü edilen genel idare esaslarına göre asli ve sürekli
nitelik taşıyan kamu hizmetlerini yerine getiren personeldir.
Anayasanın
128 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki görevleri yürüten bütün
personelin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülüklerinin yasayla düzenlenmesi gerekir.
Üst
Kurul personeli, ücret ve malî haklar dışında her
türlü hak ve yükümlülükler yönünden 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa
tabi tutulmuş,ücretleri
ile diğer malî hakları toplamının, üst sınırı, Üst Kurul üyeleri için
yapılan ödemelerin toplamı olarak Yasada gösterilmiş, ancak alt sınır
gösterilmemiştir. Böylece, ücret ve malî hakların alt sınırı yönünden
yasallık ilkesine uyulmamış, alt sınır idarenin takdirine bırakılmıştır.
Esasların Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmesi de yasallık ilkesinin
yerine getirildiği anlamına gelmez.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 43 üncü maddesinin (6) numaralı fıkrasının ikinci tümcesi Anayasanın 2 nci
ve 128 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
11) 6112 Sayılı
Yasanın 43 üncü Maddesinin (9) ve (10) Numaralı Fıkralarında Yer Alan “… Başkan tarafından …”
Sözcüklerinin Anayasaya Aykırılığı
43 üncü maddenin (9) numaralı
fıkrasına göre, Başkan yardımcıları, I. Hukuk Müşaviri ve daire başkanları
Başkanın teklifi üzerine Kurul kararıyla atanırken, diğer personel Başkan tarafından atanacaktır. (10)
numaralı fıkrada ise Üst Kurul personelinin görevleriyle bağlantılı olarak
işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmaların, 4483 sayılı
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanuna göre
yapılacağı belirtildikten sonra bunlar hakkında soruşturma izninin Başkan tarafından verilmesi
öngörülmüştür.
Anayasanın 133 üncü maddesinde,
radyo ve televizyon faaliyetleri için özel düzenleme yapılmış, “radyo ve televizyon
faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek” anayasal güvence altına
alınmıştır. Düzenleme ve denetleme görev ve yetkisi, yürütme organından
koparılarak, demokratik bir oluşumla “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu”na
verilmiştir. RTÜK, üyeleri TBMM Genel Kurulu tarafından seçilen, demokratik
ve anayasal bir kuruldur. Parlamentonun özgür iradesi ve çoğunluk oyu ile
oluşan Kurul, karar alma süreçlerinde de aynı demokratik yapı içinde
çalışacak, böylece, radyo ve televizyon faaliyetlerinin düzenleme ve
denetlemesi de aynı demokratik yapının güvencesi altında olacaktır.
Üst Kurulun, kuruluşu, görev ve
yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve görev süreleri yasal
düzenlemeye bırakılmıştır. Görüldüğü gibi, Anayasanın 133 üncü maddesinde
özel düzenleme yapılırken, hep “Üst Kurul” esas alınmıştır. Diğer bir
deyişle, “radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek”
işinin Kurul esasına dayanılarak çalışması öngörülmüştür.
Kamu personelinin atanma ve
soruşturmaları, temel hak ve özgürlükler içinde yer alan haklardır. Bu
haklar Anayasanın 14 üncü maddesinin koruması altında olup, Anayasa
hükümlerinden hiç biri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak
ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirlenenden daha geniş
şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün
kılacak şekilde yorumlanamaz.
Kaynağını Anayasadan alan ve özel
olarak düzenlenen bir yapılanma içinde Kurul sistemi esasına göre çalışması
gereken ve anayasal güvence altında olan RTÜK yerine, yasayla da olsa
“Başkan”a yetki verilmesi Anayasanın 14 üncü ve 133 üncü maddeleri
karşısında olanaklı değildir. Başkana verilen yetki, Anayasanın 133 üncü
maddesinde öngörülmeyen ve Üst Kurulun karar alma yetkisini devreden bir
yetkidir.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 43 üncü maddesinin (9) ve (10) numaralı fıkralarında yer
alan “… Başkan tarafından …”
sözcükleri Anayasanın 14 üncü ve
133 üncü maddelerine aykırı olup, iptalleri gerekmektedir.
12) 6112 Sayılı
Yasanın 45 inci Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “… ilgili
Bakanlığa …” Sözcüklerinin Anayasaya Aykırılığı
45 inci maddede, “Türkiye Radyo –
Televizyon Kurumunun yükümlülüğü” gösterilmiştir. Buna göre, 6112 sayılı
Yasanın 8 inci maddesinde belirtilen yayın ilkeleri ile bu Kanunun yayın
hizmetlerinde ticarî iletişimi düzenleyen hükümleri, Türkiye Radyo –
Televizyon Kurumu yayınları hakkında da uygulanacaktır.
45 inci maddenin (2) sayılı
fıkrasında ise söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde,
Türkiye Radyo – Televizyon Kurumunun ihlâlin niteliği açıkça belirtilerek
Üst Kurulca uyarılacağı ve yükümlülüğün gereğinin yerine getirilmesinin ilgili Bakanlığa bildirileceği
öngörülmüştür.
Anayasanın 133 üncü maddesinde
öngörülen RTÜK’nin, radyo ve televizyon faaliyetlerinin düzenlenmesi ve
denetlenmesi görev ve yetkisi içinde, “yayınların denetlenmesi”, yayınların
izlenmesi, değerlendirilmesi ve ihlalin oluşup oluşmadığına, oluştuysa
hangi ihlalin yapıldığına ve bu ihlale karşı hangi yaptırımın
uygulanacağına dair karar verilmesi süreçleriyle gerçekleşir.
(2)
sayılı fıkrada, değerlendirme ve denetim sonrası alınacak kararın yaptırım
kısmı, Üst Kurulun uhdesinden çıkarılmakta, ilgili Bakanlığa verilmektedir.
Bu düzenleme, RTÜK’nin anayasal varlığı ve
işlevini yerine getirememesi, yetkilerinin devredilerek sınırlandırılması
anlamına gelir.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın 45 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “… ilgili Bakanlığa
…” sözcükleri Anayasanın 133
üncü maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
13) 6112 Sayılı
Yasanın Geçici 1 inci Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İkinci Tümcesinin “… diğerleri Başkan tarafından üç ay içinde
Üst Kurulda durumlarına uygun kadrolara atanırlar”
Bölümünün ve (5) Numaralı Fıkrasının
Birinci Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
Geçici 1 inci maddede, Üst Kurul
üyeleri ve personele dair geçiş hükümleri düzenlenmiştir.
(3) numaralı fıkrada, bu Kanunla
yapılan yeni düzenlemeler nedeniyle kadro ve görev unvanı değişmeyenlerden
bu Kanunda öngörülen eğitim şartlarını taşıyanların başka bir işleme gerek
kalmaksızın durumlarına uygun aynı unvanlı kadrolara atanmış sayılacağı
belirtilmiştir. Fıkranın ikinci tümcesinde de, kadro ve
görev unvanları değişen yahut kaldırılan veya anılan kadrolar için aranan
eğitim şartlarını taşımayan personelden; Teftiş Kurulu Başkanı, Genel
Sekreter, Daire Başkanı ve Bölge Müdürü kadrolarında bulunanların Üst Kurul
Müşaviri kadrolarına, Başmüfettiş ve bölge müdür yardımcısı kadrolarında
bulunanların uzman denetçi kadrolarına, başka bir işleme ve tebligata gerek
kalmaksızın bu Kanunun yayımı tarihinde atanmış sayılması; diğerlerinin
Başkan tarafından üç ay içinde Üst Kurulda durumlarına uygun kadrolara
atanması öngörülmüştür.
(5) numaralı fıkrada ise, “Üst
Kurul müşaviri ve uzman denetçi kadrosunda bulunanlar, Üst Kurulda Başkan
tarafından uygun görülen birim ve işlerde görevlendirilirler” denilmiştir.
(3) numaralı fıkranın ikinci
tümcesinin “… diğerleri
Başkan tarafından üç ay içinde Üst Kurulda durumlarına uygun kadrolara
atanırlar” bölümü ile (5) numaralı
fıkrasının birinci tümcesinde, RTÜK başkanına geniş ve takdire dayalı yetki
verilmiştir. “Durumlarına uygun kadro” sözcükleri ile “uygun gördüğü birim
ve işlerde görevlendirme” sözcükleri belirsizdir. Başkanın bu yetkileri
hangi ölçütlere göre kullanılacağı gösterilmemiş, yasayla güvence altına
alınmamıştır.
Anayasanın
2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin “hukuk
devleti” olduğu belirtilmiş, 128 inci maddesinde de “Devletin, kamu
iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve
sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işleri kanunla düzenlenir. Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve
esasları, kanunla özel olarak düzenlenir” denilmiştir. Kanunla
düzenlemenin temel ilkelerinden biri “belirliliktir”.
Öte
yandan,
kaynağını Anayasadan alan ve özel olarak düzenlenen bir yapılanma içinde
Kurul sistemi esasına göre çalışması gereken ve anayasal güvence altında
olan RTÜK yerine, yasayla da olsa “Başkan”a yetki verilmesi Anayasanın 133
üncü maddesi karşısında olanaklı değildir. Başkana verilen yetki,
Anayasanın 133 üncü maddesinde öngörülmeyen ve Üst Kurulun karar alma
yetkisini devreden bir yetkidir.
Açıklanan nedenlerle, 6112
sayılı Yasanın geçici 1 inci maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci
tümcesinin “… diğerleri
Başkan tarafından üç ay içinde Üst Kurulda durumlarına uygun kadrolara
atanırlar” bölümü ile (5) numaralı
fıkrasının birinci tümcesinin Anayasanın
2 nci, 128 inci ve 133 üncü maddelerine aykırı
olup, iptalleri gerekmektedir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Hukuk devletine
aykırı olan, temel hak ve özgürlükleri ölçüsüzce sınırlandıran ve Anayasaya
açıkça aykırı olan bir düzenlemenin uygulanması halinde, sonradan
giderilmesi olanaksız zararlara yol açacağı çok açıktır.
Öte yandan, anayasal
düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti
sayılmanın da gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk
devletinde sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun
üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin
sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında
sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden
giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
6112 sayılı Yasanın
yukarıda Anayasaya aykırılığı ileri sürülen madde ve hükümlerinin
uygulanması halinde; hem radyo ve televizyon yayınları ve şirketleri hem de
RTÜK personeli temel hak ihlallerine uğrayarak, RTÜK ve üyeleri de Anayasa
ile özel olarak düzenlenen hükme aykırı faaliyet göstererek, sonradan
öngörülemeyecek ve giderilemeyecek büyük kayıplara sebebiyet verilebilecek,
böylece telafisi imkansız zararlar doğacaktır.
Bu zarar ve
durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan söz
konusu madde ve hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda
açıklanan gerekçelerle,15.02.2011 tarihli ve 6112 sayılı “Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun”un;
1. 7 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci
tümcesinin,
2. 8 inci maddesinin
(1) numaralı fıkrasının (i) bendinde yer alan, “… haber niteliği dışında …”
sözcüklerinin ve (n) bendinin,
3. 18 inci
maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci tümcesinde yer alan, “ … üç gün
içinde …” sözcüklerinin,
4. 19 uncu
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinin birinci tümcesinde yer
alan, “… yüzde
ellisini …” sözcüklerinin,
5. 26 ncı maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan, “… en az bir
yıl …” sözcüklerinin ve (8) numaralı fıkrasının birinci tümcesinde yer
alan, “… tek
bir verici tesisi ve işletim şirketince …” sözcüklerinin,
6. 36 ncı maddesinin (3) numaralı fıkrasının, (f), (g) ve (ğ)
bentlerinin,
7. 37 nci maddesinin (u) bendinin,
8. 38 inci
maddesinin (4) numaralı fıkrasının,
9. 39 uncu
maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci tümcesinde yer alan, “… Başbakan veya görevlendireceği bakan
tarafından …” sözcüklerinin,
10. 43 üncü
maddesinin (6) numaralı fıkrasının ikinci tümcesinin,
11. 43 üncü
maddesinin (9) ve (10) numaralı fıkralarında yer alan, “… Başkan tarafından …” sözcüklerinin,
12. 45 inci
maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan, “… ilgili Bakanlığa …” sözcüklerinin,
13. Geçici 1 inci
maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci tümcesinin “… diğerleri Başkan tarafından üç ay içinde
Üst Kurulda durumlarına uygun kadrolara atanırlar”
bölümünün ve (5) numaralı fıkrasının
birinci tümcesinin,
Anayasanın
Başlangıç’ı ile 2 nci, 5 inci, 7 nci, 14 üncü, 28 inci, 32 nci,
48 inci, 90 ıncı, 128 inci, 133 üncü ve 138 inci
maddelerine aykırı olduklarından iptallerine, Anayasaya açıkça aykırı
olmaları ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve
durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA
METİNLERİ
A- İptali
İstenilen Yasa Kuralları
15.2.2011 günlü, 6112 sayılı Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un dava konusu
kuralların da yer aldığı maddelerişöyledir:
“MADDE
7-
(1) Savaşlar, terör amaçlı saldırılar, doğal afetler ve benzeri olağanüstü
durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında da ifade ve haber alma
özgürlüğü esas olup, yayın hizmetleri önceden denetlenemez ve yargı
kararları saklı kalmak kaydıyla durdurulamaz. Ancak, millî güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hâllerde yahut kamu
düzeninin ciddî şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda,
Başbakan veya görevlendireceği bakan geçici yayın yasağı getirebilir.
MADDE
8- (1)
Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk
anlayışıyla bu fıkrada yer alan ilkelere uygun olarak sunarlar. Yayın
hizmetleri;
a)
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı
olamaz.
b)
Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin
ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz.
c)
Hukukun üstünlüğü, adalet ve tarafsızlık esasına aykırı olamaz.
ç)
İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı
olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü,
aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.
d)
Terörü övemez ve teşvik edemez, terör örgütlerini güçlü veya haklı gösteremez,
terör örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerini yansıtıcı nitelikte
olamaz. Terör eylemini, faillerini ve mağdurlarını terörün amaçlarına
hizmet eder şekilde sunamaz.
e)
Irk, renk, dil, din, tabiiyet, cinsiyet, özürlülük, siyasî ve felsefî
düşünce, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapan ve bireyleri
aşağılayan yayınları içeremez ve teşvik edemez.
f)
Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması
ilkesine aykırı olamaz.
g)
Suç işlemeyi, suçluyu ve suç örgütlerini övücü, suç tekniklerini öğretici
nitelikte olamaz.
ğ)
Çocuklara, güçsüzlere ve özürlülere karşı istismar içeremez ve şiddeti
teşvik edemez.
h)
Alkol, tütün ürünleri ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapıcı madde kullanımı
ile kumar oynamayı özendirici nitelikte olamaz.
ı)
Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda
özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın
meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya
doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı
ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve
müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile
ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının
belirtilmesi zorunludur.
i)
Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimse suçlu ilân edilemez
veya suçluymuş gibi gösterilemez; yargıya intikal eden konularda yargılama
süresince, haber niteliği dışında
yargılama sürecini ve tarafsızlığını etkiler nitelikte olamaz.
j)
Haksız çıkarlara hizmet eden ve haksız rekabete yol açan unsurlar içeremez.
k)
Siyasî partiler ve demokratik gruplar ile ilgili tek yönlü veya taraf tutar
nitelikte olamaz.
l)
Genel sağlığa, çevrenin ve hayvanların korunmasına zarar verecek davranışları
teşvik edemez.
m)
Türkçenin, özellikleri ve kuralları bozulmadan doğru, güzel ve anlaşılır
şekilde kullanılmasını sağlamak zorundadır; dilin düzeysiz, kaba ve argo
kullanımına yer verilemez.
n)
Müstehcen olamaz.
o)
Kişi veya kuruluşların cevap ve düzeltme hakkına saygılı olmak zorundadır.
ö)
Bilgi iletişim araçları yoluyla yarışma veya lotarya içeremez, dinleyici ve
seyircilere ikramiye verilemez veya ikramiye verilmesine aracılık edemez.
p)
Medya hizmet sağlayıcı tarafından yapılan veya yaptırılan anket ve kamuoyu
yoklamalarının, hazırlık aşamasından sonuçların ilânına kadar noter
nezaretinde gerçekleştirilmesi zorunludur.
r)
Kişileri fal veya batıl inançlar yoluyla istismar edemez.
s)
Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları
teşvik eden ve kadını istismar eden programlar içeremez.
ş)
Şiddeti özendirici veya kanıksatıcı olamaz.
MADDE
18- (1)
Gerçek ve tüzel kişiler, kendileri hakkında şeref ve haysiyetlerini ihlâl
edici veya gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde, yayın tarihinden
itibaren altmış gün içinde, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine
aykırı olmamak ve suç unsuru içermemek kaydıyla, düzeltme ve cevap yazısını
ilgili medya hizmet sağlayıcıya gönderir. Medya hizmet sağlayıcılar, hiçbir
düzeltme ve ekleme yapmaksızın, yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç yedi
gün içinde, cevap ve düzeltmeye konu yayının yapıldığı saatte ve programda,
izleyiciler tarafından kolaylıkla takip edilebilecek ve açıkça
anlaşılabilecek biçimde düzeltme ve cevabı yayınlar. Düzeltme ve cevap
hakkı doğuran programın yayından kaldırıldığı veya yayınına ara verildiği
durumlarda, düzeltme ve cevap hakkı, yedi günlük süre içinde anılan
programın yayın saatinde kullandırılır. Düzeltme ve cevapta, buna neden
olan yayın belirtilir.
(2)
Düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirtilen süre içinde yayınlanmaması
hâlinde bu sürenin bitiminden; birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde
yayınlanması hâlinde düzeltme ve cevabın yayınlandığı tarihten itibaren on
gün içinde ilgili kişi, mahkemeden cevap ve düzeltmenin birinci fıkra
hükümlerine uygun olarak yayınlanmasına karar verilmesini isteyebilir.
Yetkili ve görevli mahkeme; başvuru sahibinin ikamet ettiği yerdeki sulh
ceza mahkemesi, başvuru sahibinin yurt dışında ikamet etmesi hâlinde Ankara
Sulh Ceza Mahkemesidir.
(3)
Sulh ceza hâkimi, istemi üç gün
içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı tebliğden itibaren
yedi gün içinde yetkili asliye ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Asliye
ceza mahkemesi itirazı üç iş günü içinde inceleyerek kesin karara bağlar.
(4)
Hâkim tarafından düzeltme ve cevabın yayınlanmasına karar verilmesi
hâlinde, birinci fıkradaki yedi günlük süre, sulh ceza hâkiminin kararına
itiraz edilmemişse kararın kesinleştiği tarihten; itiraz edilmişse asliye
ceza mahkemesi kararının tebliği tarihinden itibaren başlar.
(5)
Düzeltme ve cevap hakkına sahip olan kişinin bu hakkı kullanmadan ölmesi
hâlinde, bu hak mirasçılarından biri tarafından kullanılabilir. Bu durumda,
ölümün altmış günlük düzeltme ve cevap hakkı süresi içinde gerçekleşmiş
olması kaydıyla, kalan düzeltme ve cevap hakkı süresine otuz gün ilâve
edilir.
(6)
Gerçek ve tüzel kişilerin kişilik haklarını ihlâl eden yayın hizmetlerinden
doğan maddi ve manevi zarardan dolayı, medya hizmet sağlayıcı kuruluş ile birlikte
programın yapımcısı müştereken ve müteselsilen
sorumludur.
(7)
İlgili kişi birinci fıkrada belirtilen cevap ve düzeltme hakkını, aynı
süreler içinde doğrudan sulh ceza mahkemesinden isteyebilir.
MADDE
19- (1)
Özel medya hizmet sağlayıcı kuruluşların şirket yapıları ve hisse oranları
ile ilgili uymaları gereken hususlar şunlardır:
a)
Yayın lisansı, münhasıran radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmeti
sunmak amacıyla Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş anonim
şirketlere verilir. Aynı şirket ancak bir radyo, bir televizyon ve bir
isteğe bağlı yayın hizmeti sunabilir. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar,
yayın lisansının verilmesinden sonra da ana sözleşmelerine bu maddedeki
esaslara aykırı hükümler koyamazlar. Ana sözleşme değişiklikleri bir ay
içinde Üst Kurula bildirilir.
b)
Siyasî partiler, sendikalar, meslek kuruluşları, kooperatifler, birlikler,
dernekler, vakıflar, mahallî idareler ve bunlar tarafından kurulan veya
bunların doğrudan veya dolaylı ortak oldukları şirketler ile sermaye piyasası
kurumları ve bunlara doğrudan veya dolaylı ortak olan gerçek ve tüzel
kişilere yayın lisansı verilemez. Bu kuruluşlar, medya hizmet sağlayıcı
kuruluşlara doğrudan veya dolaylı ortak olamaz.
c)
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların hisseleri nama yazılı olmak zorundadır.
Herhangi bir kişi lehine intifa senedi ihdas edilemez.
ç)
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar, 28/7/1981
tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat
çerçevesinde sermaye piyasası araçlarını ihraç ve halka arz edebilirler. Bu
durumda mevzuat gereği Sermaye Piyasası Kurulunda kayda alınmadan önce Üst
Kurulun onayının alınması zorunludur. Halka açık hisselerde nama yazılı
olma şartı aranmaz.
d)
Bir gerçek veya tüzel kişi doğrudan veya dolaylı olarak en fazla dört
karasal yayın lisansına sahip medya hizmet sağlayıcı kuruluşa ortak
olabilir. Ancak, birden çok medya hizmet sağlayıcıya ortaklıkta bir gerçek
veya tüzel kişinin doğrudan veya dolaylı hisse sahibi olduğu medya hizmet
sağlayıcı kuruluşların yıllık toplam ticarî iletişim geliri, sektörün
toplam ticarî iletişim gelirinin yüzde otuzunu geçemez. Toplam ticarî
iletişim geliri bu oranı aşan gerçek veya tüzel kişiler, Üst Kurul
tarafından verilen doksan günlük süre içinde bu oranın altına inecek
şekilde medya hizmet sağlayıcı kuruluşlardaki hisselerini devreder. Verilen
süre içinde Üst Kurul kararının gereğini yerine getirmeyen gerçek veya
tüzel kişi hakkında, kararın gereğini yerine getirmediği her ay için Üst
Kurulca dörtyüzbin Türk Lirası idarî para cezası
uygulanır. Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Üst Kurul
tarafından belirlenir.
e)
Gerçek kişiler için eşler ile üçüncü derece dâhil olmak üzere üçüncü
dereceye kadar kan ve kayın hısımlara ait hisseler de aynı kişiye aitmiş
gibi değerlendirilir.
f)
Bir medya hizmet sağlayıcı kuruluşta doğrudan toplam yabancı sermaye payı,
ödenmiş sermayenin yüzde ellisini geçemez. Yabancı bir gerçek
veya tüzel kişi en fazla iki medya hizmet sağlayıcı kuruluşa doğrudan ortak
olabilir. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların ortağı olan
şirketlere yabancı gerçek veya tüzel kişilerin iştirak ederek yayın
kuruluşlarına dolaylı ortak olmaları hâlinde, yayıncı kuruluşların yönetim
kurulu başkanı, başkan vekili ile yönetim kurulu çoğunluğu ve genel
müdürünün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması ve ayrıca yayıncı kuruluş
genel kurullarında oy çoğunluğunun Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetini haiz
gerçek veya tüzel kişilerde bulunması zorunludur. Şirket ana
sözleşmelerinde bu hususları sağlayan düzenlemeler açıkça belirtilir.
g)
Yerli veya yabancı hissedarlar hiçbir şekilde imtiyazlı hisse senedine
sahip olamaz.
MADDE
26- (1)
Üst Kurul, millî frekans planında karasal radyo ve televizyon yayınları
için 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik
Haberleşme Kanununun 36 ncı maddesine göre Üst
Kurula tahsis edilen frekans bantları çerçevesinde televizyon kanal ve
radyo frekans planlamalarını yapar veya yaptırır. Frekans planlarında
ulusal, bölgesel ve yerel karasal yayın ağlarının sayıları ve türleri ile
sayısal yayınlar için multipleks sayıları belirlenir.
(2)
Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu, karasal ortamdan gerçekleştireceği yayın
hizmetlerinin sayısını ve kapsama alanlarını Üst Kurula bildirir. Bu
taleplerin hangi oranda karşılanacağına frekans planları çerçevesinde Üst
Kurulca karar verilir. Karasal televizyon ve karasal radyo yayınları için
uygun görülen kanal ve frekanslar ile karasal sayısal yayınlar için bir multipleksten az olmamak üzere uygun görülen sayıda multipleks kapasitesi, Türkiye Radyo-televizyon
Kurumuna tahsis edilir. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna tahsis edilen
frekans ve multipleks kapasitesi ile en az dört
karasal televizyon ve dört karasal radyo yayını yapılır. Tahsis tarihinden
itibaren iki yıl içinde kullanılmayan veya kullanımına son verilen kanal,
frekans ve multipleks Üst Kurul tarafından
yeniden değerlendirilir. Tahsisten sonra, Türkiye Radyo-Televizyon
Kurumunun ilave karasal yayın ihtiyacının ortaya çıkması hâlinde, kapasite
imkânları ölçüsünde bu husus da yukarıdaki çerçevede değerlendirilir.
(3)
Kamu kurum ve kuruluşlarının ikaz, duyuru ve eğitim maksadıyla karasal
radyo veya televizyon yayını yapma talebinde bulunmaları halinde; bu
talepler yapılacak protokol çerçevesinde Türkiye Radyo – Televizyon Kurumundan
hizmet alınarak karşılanır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte
kanunlarında radyo ve televizyon yayını yapabileceklerine ilişkin hüküm
bulunan kamu kurum ve kuruluşlarından Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu tarafından
herhangi bir ücret alınmaz. Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu haricindeki
kamu kurum ve kuruluşlarına kanal, frekans veya multipleks
kapasitesi tahsisi yapılmaz.
(4)
Sıralama ihalesine, radyo ve televizyon yayın şirketi olarak kurulan, radyo
ve televizyon yayıncılık alanında en
az bir yıl faaliyette bulunan, ihale şartnamesinde belirtilen ön şartları
yerine getiren ve Üst Kuruldan ihaleye girmek için yeterlilik belgesi alan
medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar katılabilir.
(5)
Karasal radyo yayınları için frekans planları esas alınarak yapılacak
sıralama ihalesi sonucuna göre medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara radyo
frekansı veya multipleks kapasitesi tahsis
edilir. Sayısal televizyon frekans planı esas alınarak yapılacak sıralama
ihalesi sonucuna göre medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara multipleks kapasitesi tahsis edilir. Yapılan tahsiste
sunulacak yayın hizmetinin kapsama alanı, yayın türü ve kapasitenin yer
alacağı multipleks belirtilir. Karasal yayın
lisansı alan kuruluşlar en geç iki yıl içinde kendilerine tahsis edilen
kanal, multipleks kapasitesi veya frekansların
tümünden yayına geçmek zorundadır.
(6)
Karasal ortamdan yapılacak radyo ve televizyon yayın hizmeti için tahsis
edilmiş kanal, multipleks kapasitesi ve radyo
frekansları için kamu ve özel medya hizmet sağlayıcı kuruluşlardan yıllık
kullanım ücreti alınır. Yıllık kullanım ücreti, söz konusu yayının nüfusa
bağlı kapsama alanı, türü, verici gücü, frekansın bulunduğu bant ve yayının
yapıldığı yerleşim biriminin ekonomik gelişmişlik seviyesi gibi nesnel
kıstaslar esas alınarak Üst Kurul tarafından belirlenir.
(7)
Multipleks kapasitesi tahsis edilerek karasal
yayın lisansı verilen medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar tarafından karasal
ortamdan sunulacak radyo veya televizyon yayın hizmetleri, multipleks işletmecisi tarafından iletilir. Aynı multipleks içinde yer alan medya hizmet sağlayıcı
kuruluşlar, bir multipleks işletmecisi üzerinde
anlaşarak yayınlarını iletirler.
(8)
Özel medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar, Üst Kurulca kendilerine tahsis
edilen televizyon kanalı, multipleks kapasitesi
ile radyo frekanslarından yapacakları yayınlarını, tek bir verici tesis ve işletim şirketince kurulan ve işletilen radyo ve televizyon verici
tesislerinden yapmak zorundadır. Ulusal karasal yayın lisansına sahip
kuruluşlarca ortak kurulan verici tesis ve işletim şirketinin uyması
gereken şartlar Üst Kurulca belirlenir ve şartları yerine getiren tek bir
verici tesis ve işletim şirketine yayın iletim yetkisi verilir. Bu verici
tesis ve işletim şirketine ortak olacakların hisse oranı yüzde onu geçemez.
Verici tesislerinden yararlanma usul ve esasları ile yıllık kira bedelleri,
verici tesis ve işletim şirketinin görüşü alındıktan sonra Üst Kurulun
onayıyla yürürlüğe konulur. Verici tesis ve işletim şirketi, Üst Kuruldan
karasal yayın lisansı almış tüm kuruluşlara tarafsızlık ve hakkaniyet
ölçülerinde, makul ve ayrımcılık içermeyecek koşullarda hizmet vermek
zorundadır. Kurulmasına izin verilen radyo ve televizyon verici
tesislerinin, bu Kanunda ve işletme izninde öngörülen amaçlar için
kullanılıp kullanılmadığı Üst Kurul tarafından denetlenir. Verici tesis ve
işletim şirketinin izin şartlarını ihlâl etmesi ve Üst Kurulca yapılan
uyarıya rağmen aykırılığın giderilmemesi durumunda şirket, ihlalin
giderilmediği her ay için yüzbin Türk Lirasından üçyüzbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile
cezalandırılır.
(9)
Frekans planlarının uygulanmasına, karasal sayısal yayına geçiş ve sıralama
ihalesine ilişkin usul ve esaslar Üst Kurul tarafından çıkarılacak
yönetmelikle belirlenir.
MADDE
36- (1)
Üst Kurul üyeleri, seçim sonuçlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihten
itibaren onbeş gün içinde toplanarak kendi
aralarından bir Başkan ve bir Başkan Vekili seçer. Başkan ve Başkan
Vekilinin görev süreleri iki yıldır. Başkan Vekilliğine seçilen Üst Kurul
üyelerinin Başkan Vekilliği görev süresi, Başkanın görevde bulunduğu
süreyle sınırlıdır. Herhangi bir şekilde Başkan veya Başkan Vekilinin
üyeliği sona erer veya Başkan veya Başkan Vekilliği boşalırsa, Üst Kurul
ilk toplantısında Başkan ve/veya Başkan Vekili için seçim yapar.
(2)
Üst Kurul, Başkan tarafından; Başkanın bulunmadığı hâllerde Başkan Vekili
tarafından yönetilir ve temsil edilir. Başkan ve Başkan Vekilliğinin aynı
anda boşalması durumunda en yaşlı üye Üst Kurula başkanlık eder.
(3)
Başkanın görev ve yetkileri şunlardır:
a)
Üst Kurul toplantılarının gündemini, gün ve saatini belirlemek,
toplantıları idare etmek, gündeme alınmayan başvurular hakkında gerekli
işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin olarak Üst Kurula bilgi vermek.
b)
Üst Kurul kararlarının yayımlanmasını veya tebliğini sağlamak, bu
kararların gereğinin yerine getirilmesini temin etmek ve uygulanmasını
izlemek.
c)
Hizmet birimlerinden gelen önerilere son şeklini vererek Üst Kurula sunmak.
ç)
Üst Kurulun belirlediği stratejilere, amaç ve hedeflere uygun olarak, Üst
Kurulun yıllık bütçesi ile malî tablolarını hazırlamak.
d)
Üst Kurul ile hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve düzenli
bir biçimde çalışmasının en üst düzeyde organizasyonu ve koordinasyonunu
sağlamak, hizmet birimleri arasında çıkabilecek görev ve yetki sorunlarını
çözmek.
e)
Yıllık faaliyet raporlarını hazırlamak, amaç ve hedeflere, performans
ölçütlerine göre faaliyetlerin değerlendirmesini yaptırmak ve bunları Üst
Kurula sunmak.
f)
Üst Kurulun faaliyet gösterdiği alanda strateji, politikalar ve ilgili
mevzuat ile Üst Kurul ve personelin performans ölçütleri hakkında çalışma
ve değerlendirme yapmak.
g)
Üst Kurulun diğer kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek ve Üst Kurulu temsil
etmek.
ğ)
Üst Kurul tarafından atanması öngörülenler dışındaki Üst Kurul personelini
atamak.
h)
Başkan adına imzaya yetkili personelin görev ve yetki alanını belirlemek.
ı)
İdarî konulardaki diğer görevleri yerine getirmek.
(4)
Başkan, Üst Kurula ilişkin olmayan görev ve yetkilerinden bir bölümünü,
sınırlarını açıkça belirlemek ve yazılı olmak kaydıyla, alt kademelere
devredebilir.
MADDE
37-
(1) Üst Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:
a)
Yayın hizmetleri alanında ifade ve haber alma özgürlüğünün, düşünce
çeşitliliğinin, Rekabet Kurumunun görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla
rekabet ortamının ve çoğulculuğun güvence altına alınması, yoğunlaşmanın
önlenmesi ve kamu menfaatinin korunması amacıyla gerekli tedbirleri almak.
b)
Millî frekans planında karasal radyo ve televizyon yayınları için 5809
sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu hükümlerine göre Üst Kurula tahsis
edilen frekans bantları çerçevesinde televizyon kanal ve radyo frekans
planlamalarını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak.
c)
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların yayın lisansı talebinde bulunabilmeleri
için gerekli idarî, malî ve teknik şartları belirlemek ve bu kuruluşlardan
şartları sağlayanlara yayın lisansı vermek, denetlemek ve gerektiğinde
iptal etmek.
ç)
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun görev ve yetkileri saklı kalmak
kaydıyla, platform, multipleks, altyapı
işletmecileri ile verici tesis ve işletim şirketinin radyo, televizyon ve
isteğe bağlı yayın hizmetlerinin iletimi faaliyetlerine ilişkin uymaları
gereken idarî, malî ve teknik şartları belirlemek, bunlara yayın iletim
yetkisi vermek ve gerektiğinde iptal etmek.
d)
Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmeti sağlayıcı kuruluşlardan
alınacak yayın lisans ücretleri, karasal ortamdan sunulacak yayın
hizmetleri için yıllık televizyon kanal, multipleks
kapasitesi ve radyo frekansı kullanım ücretleri ile platform, multipleks, altyapı işletmecileri ve verici tesis ve
işletim şirketinden alınacak yayın iletim yetkilendirme ücretini
belirlemek.
e)
Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yerleşik medya hizmet sağlayıcılarının
yayın hizmetlerini, bu Kanun hükümlerine ve Türkiye Cumhuriyetinin taraf
olduğu uluslararası andlaşmalara uygunluğu
açısından izlemek ve denetlemek.
f)
Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yerleşik olmayan, ancak Türkiye
Cumhuriyeti yargı yetkisi altında bulunan medya hizmet sağlayıcılarının
yayın hizmetlerinin bu Kanun hükümlerine ve Türkiye Cumhuriyetinin taraf
olduğu uluslararası andlaşmalara uygunluğunu
gözetmek, gerekli hâllerde diğer devletlerin yetkili kurum ve
kuruluşlarıyla işbirliği yapmak.
g)
Yayın hizmetlerinin izlenmesi ve denetlenmesi için gerekli izleme ve kayıt
sistemlerini, gerekli hâllerde yayıncı kuruluş stüdyolarına da cihaz
yerleştirerek kurmak.
ğ)
Medya hizmet sağlayıcılarının yayın hizmetlerinde yer verecekleri koruyucu
sembol sistemi ile ilgili usul ve esasları belirlemek.
h)
Medya hizmet sağlayıcılarının sunduğu yayın hizmetlerinde ve platform, multipleks, altyapı işletmecileri ile verici tesis ve
işletim şirketinin sunduğu hizmetlerde bu Kanuna ve ilgili diğer mevzuata
aykırılık tespit edilmesi veya yayın lisansı şartlarına uyulmaması hâlinde
gerekli müeyyideleri uygulamak.
ı)
Yayın hizmetlerine ilişkin kamuoyu araştırmaları yapmak veya yaptırmak ve
bu araştırmaların sonuçlarını ilgili taraflar ve kamuoyuyla paylaşmak.
i)
Yayın hizmetlerinin izlenme ve dinlenme oranı ölçümlerinin yapılmasına ve
denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile bu usul ve esaslara uymayan
şirket ve kuruluşlara uygulanacak müeyyideleri belirlemek.
j)
5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri saklı
kalmak kaydıyla ve bireysel amaçlı iletişim yöntemleri hariç, teknolojik
gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan yeni yayın iletim yöntemleri de dâhil
olmak üzere yayın hizmetleri ile ilgili düzenlemeler yapmak ve deneme
yayını izni vermek.
k)
Yayın hizmetleri ile ilgili gelişmeleri takip etmek, sektöre ilişkin genel
stratejileri, ortak denetim, özdenetim ve ortak düzenleme mekanizmalarını
belirlemek; yayın hizmetlerinin ülkemizde gelişmesini sağlayacak çalışma ve
teşviklerde bulunmak; medya hizmet sağlayıcılarının çalışanlarına yönelik
eğitim ve sertifika programları düzenlemek ve sertifika vermek.
l)
Yayın hizmetleri alanında hazırlanan mevzuat taslakları hakkında görüş
bildirmek.
m)
Görev alanına giren konularla ilgili ikincil düzenlemeleri yapmak.
n)
Dışişleri Bakanlığının ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun görev
ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla, yayın hizmetleri ile ilgili
uluslararası hukuk tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar nezdinde ülkemizi
temsil etmek; medya hizmet sağlayıcılarının üye olmadığı uluslararası hukuk
tüzel kişiliğine sahip olmayan uluslararası kuruluşlarda temsil görevini
yerine getirmek ve bu bent gereğince düzenlenen ve uluslararası andlaşma niteliği bulunmayan belgeleri ilgili bakanlık
ve kurumların görüşlerini de alarak usulüne göre imzalamak.
o)
Üst Kurulun stratejik planını hazırlamak, performans ölçütlerini, amaç ve
hedeflerini, hizmet kalite standartlarını belirlemek, insan kaynakları ve
çalışma politikalarını oluşturmak.
ö)
Özürlülerin ve yaşlıların yayın hizmetlerine ve yeni teknolojilere
erişimini kolaylaştırmak amacıyla gerekli tedbirlerin alınmasını teşvik
etmek.
p)
Taşınmaz alımı, satımı, kiralanması ve tahsisi konularını karara bağlamak.
r)
Medya okuryazarlığının toplumun tüm kesimlerini içerecek şekilde
yaygınlaştırılması amacıyla, başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere diğer
kamu kurumları ile işbirliği yapmak.
s)
Medya hizmet sağlayıcılardan görevleri kapsamında her türlü bilgi, belge ve
kayıtları almak, medya hizmet sağlayıcıları yerinde denetlemek ve lisans
şartlarına uymayan cihazları mühürleyerek kapatmak.
ş)
Gerekli hâllerde geçici veya belli bir ihtisas gerektiren nitelikteki işler
için hizmet satın almak.
t)
Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu üyeliği
için adayları belirlemek.
u)
Kurul üyeleri ile Kurum personelinin uyacakları meslekî ve etik ilkeleri
belirlemek.
ü)
Üst Kurulun ana stratejisi ile amaç ve hedeflerine uygun olarak hazırlanan
bütçesini görüşmek ve karara bağlamak.
v)
Seferberlik ve savaş ilânı hallerinde görev ve yükümlülükleri yerine
getirmek için ihtiyaç duyulan hususları, Milli Savunma Bakanlığı ile
koordineli olarak çıkarılacak bir yönetmelikle belirleyerek yayıncı
kuruluşlara bildirmek ve bunları denetlemek.
y)
Mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.
MADDE 38-
(1) Üst Kurul üyeleri ile üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve
kayın hısımları, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri saklı
kalmak kaydıyla, yayın hizmetleri alanında Üst Kurulun görev ve yetki
alanına giren konularda herhangi bir taahhüt işine giremez, medya hizmet
sağlayıcı kuruluşlarda veya bu kuruluşların doğrudan veya dolaylı ortaklık
bağı bulunan şirketlerde ortak veya yönetici olamazlar.
(2)
Üst Kurul üyeleri, aslî görevlerini aksatmayan bilimsel amaçlı eser
hazırlama, ders ve konferans verme, jüri ve komisyon üyeliği yapma hariç,
resmî veya özel nitelikte hiçbir görev alamaz, özel veya kamu medya hizmet
sağlayıcılarının görev ve yetki alanına giren konularda doğrudan veya
dolaylı olarak taraf olamaz ve bu konularda hiçbir maddî menfaat sağlayamaz
ve siyasî partiye üye olamaz. Faaliyet
alanı sosyal yardım ve eğitimle ilgili olan dernekler ve vakıflarda
yürütülen görevler ve kooperatif ortaklıkları bu hükmün dışındadır.
(3)
Üst Kurul üyeleri, göreve başlamadan önce mâliki
oldukları, Hazine Müsteşarlığı tarafından çıkarılan borçlanmaya ilişkin
menkul kıymetler dışındaki, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara ve yayın
hizmeti yapan tüzel kişilere veya bunların iştiraklerine ait her türlü
hisselerini ya da menkul kıymetlerini üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci
dereceye kadar kayın hısımları dışındakilere, görev sürelerinin
başlamasından itibaren otuz gün içinde satmak veya devretmek suretiyle
elden çıkarmak zorundadır.
(4)
Üst Kurul üyeleri ve Kurum personeli, Kurumla ilgili gizlilik taşıyan
bilgileri ve medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara ve yayın hizmeti yapan
gerçek ve tüzel kişilere ait her türlü sırları, görevlerinden ayrılmış
olsalar bile açıklayamaz, kendilerinin veya başkalarının menfaatine
kullanamaz.
(5)
Üst Kurul üyeleri, kendileri veya üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar
kan ve kayın hısımlarıyla ilgili konularda müzakere ve oylamaya
katılamazlar. Bu durum karar metninde ayrıca belirtilir.
(6)
Bu maddede belirtilen esaslara aykırı davranan Üst Kurul üyeleri
görevlerinden çekilmiş sayılır. Bu husus Üst Kurul tarafından resen veya
yapılacak müracaatın değerlendirilmesi sonucunda karara bağlanır ve gereği
için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirilir.
MADDE
39-
(1) Üst Kurul üyelerine Başbakanlık Müsteşarı için belirlenen her türlü
ödemeler dâhil malî haklar tutarında aylık ücret ödenir. Başbakanlık
Müsteşarına ödenenlerden, vergi ve diğer yasal kesintilere tabi olmayanlar
bu Kanuna göre de vergi ve diğer kesintilere tabi olmaz. 14/7/1965
tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer mevzuat uyarınca en
yüksek Devlet memurunun yararlanmış olduğu sosyal hak ve yardımlardan, Üst
Kurul üyeleri de aynı usul ve esaslar çerçevesinde aynen yararlanırlar.
(2)
Kamu görevlileri, Üst Kurul üyeliğinde bulundukları görev süresince
kurumlarından ücretsiz izinli sayılır ve bu görevde geçirdikleri süreler
mesleklerinde geçmiş gibi değerlendirilerek mümtazen
terfi etmiş sayılırlar.
(3)
Üst Kurul üyeleri, üyelikleri süresince Kuruldaki görevlerinden ve
seçilerek geldikleri görevlerinden alınamaz.
(4)
Üst Kurul üyeliklerine seçilenler 31/5/2006
tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
sigortalı sayılır. Üst Kurul Başkan ve üyelerinin sigorta primine esas
kazanç tutarları, Başkan ve üyeler için bakanlık müsteşarı esas alınarak
belirlenir. Bu görevleri sırasında 5510 sayılı Kanunun
geçici 4 üncü maddesi kapsamına girenlerin bu görevde geçen süreleri makam
tazminatı ile temsil tazminatı ödenmesi gereken süre olarak değerlendirilir
ve emeklilik yönünden Başkan ve üyeler bakanlık müsteşarı için belirlenmiş
olan ek gösterge, makam tazminatı ile temsil tazminatından aynı usul ve
esaslara göre yararlandırılır.
(5)
Sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birinden emekli aylığı almakta
olanlardan Üst Kurul üyeliklerine seçilenlerin, istekleri hâlinde emekli
aylıkları kesilir ve sigorta primleri 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında ödenir. Bu şekilde emekli
aylıklarını kestirmek suretiyle yeniden sigorta primi ödeyenlerin görev
sürelerinin bitiminde emekli aylıkları genel hükümlere göre yeniden
belirlenir.
(6)
Üst Kurul üyelerinin görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia
edilen suçlara ilişkin soruşturmalar 2/12/1999
tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması
Hakkında Kanuna göre yapılır ve bunlar hakkında soruşturma izni Başbakan veya görevlendireceği bakan
tarafından verilir. 19/10/2005 tarihli ve 5411
sayılı Bankacılık Kanununun 104 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkraları Üst Kurul üyeleri hakkında da uygulanır.
(7)
Üst Kurul üyeleri, her yıl ocak ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına mal bildiriminde bulunurlar.”
MADDE
43-
(1) Üst Kurulun hizmet birimleri; daire başkanlıkları şeklinde
teşkilâtlanmış ana hizmet ve destek hizmet birimleri ile danışma hizmet
biriminden oluşur.
(2)
Ana hizmet birimleri; İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı, İzin ve
Tahsisler Dairesi Başkanlığı, Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanlığı,
Kamuoyu, Yayın Araştırmaları ve Ölçme Dairesi Başkanlığı, Strateji Geliştirme
Dairesi Başkanlığıdır. Destek hizmet birimleri; İnsan Kaynakları ve Eğitim
Dairesi Başkanlığı, Bilgi Teknolojileri Dairesi Başkanlığı ile İdarî ve
Malî İşler Dairesi Başkanlığıdır. Danışma hizmet birimi Hukuk
Müşavirliğidir. Başkana bağlı olarak Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
kurulur. İhtiyaç duyulması halinde sayısı beşi geçmemek üzere yayıncılık
faaliyetlerinin yoğun olduğu bölge merkezlerinde Üst Kurul kararıyla
temsilcilik açılabilir.
(3)
Başkana görevlerinde yardımcı olmak üzere iki başkan yardımcısı atanır.
Başkan yardımcılarının en az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmaları,
Devlet memuriyetinde oniki yıllık meslekî
tecrübeye ve Devlet memuriyeti için aranan koşullara sahip olmaları
şarttır.
(4)
Hukuk, yayıncılık, yönetim ve finans ile iletişim teknolojileri alanlarında
ihtiyaca göre sayıları beşi geçmemek üzere başkanlık müşaviri
görevlendirilebilir.
(5)
Bu Kanun ile Üst Kurula verilen görevlerin gerektirdiği aslî ve sürekli
görev ve hizmetler, Üst Kurul uzmanları ile Üst Kurul uzman
yardımcılarından oluşan meslek personeli ve idarî personel eliyle
yürütülür. Üst Kurul kadrolarına atanacakların, 657 sayılı Kanunun 48 inci
maddesinde belirtilen şartları taşımaları gerekir. Söz konusu kadrolara
yapılacak atamalara ilişkin diğer hususlar Üst Kurul tarafından çıkarılacak
yönetmelikle belirlenir.
(6)
Üst Kurul personeli, kadro karşılığı sözleşmeli statüde istihdam edilir,
ücret ve malî haklar dışında her türlü hak ve yükümlülükler yönünden 657
sayılı Devlet Memurları Kanununa tabidir. Personelin ücretleri ile diğer malî hakları toplamı, Üst Kurul
üyeleri için yapılan ödemelerin toplamını geçmemek üzere kurum içi
hiyerarşi de gözetilerek Bakanlar Kurulunca belirlenen esaslar çerçevesinde
Üst Kurul tarafından tespit edilir.
(7)
Üst Kurul uzman yardımcılığına atanabilmek için; beşinci fıkrada belirtilen
şartları taşımak, türleri Üst Kurulca belirlenen en az dört yıllık
yükseköğretim kurumlarından mezun olmak, Kamu Personeli Seçme Sınavından
Üst Kurul tarafından belirlenen puan türlerinden asgarî puanı almış olmak,
Kamu Personeli Seçme Sınavında yabancı dil bölümündeki sorulardan en az
yüzde altmışına doğru cevap vermiş olmak veya Kamu Personeli Yabancı Dil
Bilgisi Seviye Tespit Sınavından asgarî (D) düzeyinde ya da dil yeterliği
bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan
başka bir belgeye sahip olmak, yapılacak sınavda başarılı olmak, sınavın
yapıldığı yılın ocak ayının ilk gününde otuz yaşını doldurmamış olmak
gerekir. Üst Kurul uzman yardımcılığına atananlar, en az üç yıl çalışmak,
her yıl olumlu sicil almak ve istihdam edildikleri birimlerce belirlenecek
konularda hazırlayacakları uzmanlık tezinin, oluşturulacak tez jürisi
tarafından kabul edilmesi ve Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit
Sınavından asgarî (C) düzeyinde veya dil yeterliği bakımından buna denkliği
kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye sahip
olmaları kaydıyla yapılacak yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar. Süresi
içinde tezlerini sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere tezlerini
sunmaları veya yeni bir tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilave
süre verilir. Yeterlik sınavında başarılı olanların uzman kadrolarına
atamaları yapılır. Sınavda başarılı olamayanlar veya sınava girmeye hak
kazandığı hâlde geçerli mazereti nedeniyle sınav hakkını kullanamayanlara,
bir yıl içinde ikinci kez sınav hakkı verilir. Verilen ilave süre içinde
tezlerini sunmayanlar, ikinci defa hazırladıkları tezleri kabul
edilmeyenler, yabancı dil yeterlik şartını yerine getirmeyenler ile ikinci
sınavda da başarı gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar, uzman
yardımcısı unvanını kaybederler ve Üst Kurulda durumlarına uygun kadrolara
atanırlar. Uzman yardımcılığından Üst Kurul uzmanlığına atananlara bir defaya
mahsus olmak üzere bir derece yükseltilmesi uygulanır.
(8)
Üst Kurulun Üst Kurul uzman ve uzman yardımcılarının mesleğe alınmaları,
yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavları,
çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar Üst Kurul tarafından
yönetmelikle belirlenir.
(9)
Başkan yardımcıları, I. Hukuk Müşaviri ve daire başkanları Başkanın teklifi
üzerine Kurul kararıyla, diğer personel Başkan tarafından atanır.
(10)
Üst Kurul personelinin görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia
edilen suçlara ilişkin soruşturmalar, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanuna göre yapılır ve bunlar hakkında
soruşturma izni Başkan tarafından
verilir.
(11)
Üst Kurul personeli sosyal güvenlik açısından 5510 sayılı Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılır.
(12)
Emeklilik bakımından; başkan yardımcıları bakanlık genel müdürü, daire
başkanları bakanlık genel müdür yardımcısı, I. Hukuk Müşaviri bakanlık I.
Hukuk Müşaviri, Üst Kurul uzmanları Başbakanlık uzmanı, Başkanlık müşaviri
Üst Kurul müşaviri, uzman denetçi bakanlık müşaviri ile denk kabul edilir.
Diğer unvanlardaki personele 657 sayılı Kanundaki eşdeğer kadrolara ilişkin
hükümler uygulanır.
(13)
Üst Kurulun kadroları ekli (I) sayılı cetvelde gösterilmiştir. Anılan
cetveldeki toplam kadro sayısı geçilmemek ve anılan cetvelde yer alan kadro
unvanları ile 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı
Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde
yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla, dolu kadrolarda derece
değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece değişiklikleri Üst
Kurul kararıyla yapılır.”
MADDE
45-
(1) 8 inci maddede belirtilen yayın ilkeleri ile bu Kanunun yayın
hizmetlerinde ticarî iletişimi düzenleyen hükümleri, Türkiye Radyo –
Televizyon Kurumu yayınları hakkında da uygulanır.
(2)
Söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde, Türkiye Radyo –
Televizyon Kurumu ihlâlin niteliği açıkça belirtilerek Üst Kurulca uyarılır
ve yükümlülüğün gereğinin yerine getirilmesi ilgili Bakanlığa bildirilir.
GEÇİCİ
MADDE 1- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce Üst Kurul üyeliğine seçilen ve bu görevleri devam etmekte
olanlardan halen 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına
girmeksizin sigorta primi ödemekte olanlar, 5510 sayılı Kanunun kamu
personeli için uygulanmaya başlandığı 15/10/2008
tarihinden daha önceki bir tarihi geçmemek kaydıyla, Üst Kurul üyesi olarak
göreve başladıkları tarihi takip eden ay başından itibaren geçen hizmet
süreleri itibarıyla 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı kabul edilirler. Bu süreye ait
emekli keseneği veya sigorta primi çalışan payı farkları kendileri
tarafından, kurum karşılığı veya sigorta primi işveren payı farkları Üst
Kurul tarafından ödenir. Sigortalı hizmet sürelerinin birleştirilerek aylık
bağlanmasında, ilgisine göre mülga 24/5/1983
tarihli ve 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen
Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun veya 5510 sayılı Kanun hükümleri
uygulanır. Sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi
birinden emekli aylığı almakta iken Üst Kurul üyeliğine seçilen ve halen
görevde olanların, istekleri halinde emekli aylıkları kesilir ve sigorta
primleri 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında ödenir ve bunların emekli aylıklarının yeniden bağlanarak emekli
aylığı tutarlarının belirlenmesinde genel hükümlere göre işlem yapılır.
(2)
Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihte Üst Kurul üyesi olanların üyelikleri,
üyelerin üçte birinin iki yılda bir yenilenmesi saklı kalmak kaydıyla,
görev sürelerinin sonuna kadar devam eder.
(3)
Bu Kanunla yapılan yeni düzenlemeler nedeniyle kadro ve görev unvanı
değişmeyenlerden bu Kanunda öngörülen eğitim şartlarını taşıyanlar başka
bir işleme gerek kalmaksızın durumlarına uygun aynı unvanlı kadrolara
atanmış sayılır. Kadro ve görev unvanları değişen yahut
kaldırılan veya anılan kadrolar için aranan eğitim şartlarını taşımayan
personelden; Teftiş Kurulu Başkanı, Genel Sekreter, Daire Başkanı ve Bölge
Müdürü kadrolarında bulunanlar Üst Kurul Müşaviri kadrolarına, Başmüfettiş
ve bölge müdür yardımcısı kadrolarında bulunanlar uzman denetçi
kadrolarına, başka bir işleme ve tebligata gerek kalmaksızın bu Kanunun
yayımı tarihinde atanmış sayılır; diğerleri Başkan tarafından üç ay
içinde Üst Kurulda durumlarına uygun kadrolara atanırlar. Bunlar
atama işlemi yapılıncaya kadar Başkan tarafından ihtiyaç duyulan işlerde
görevlendirilebilirler. Bunlar, yeni bir kadroya atanıncaya kadar, eski
kadrolarına ait ücret ve diğer mali haklarını almaya devam ederler. Söz konusu personelin, atandıkları yeni kadroların aylık, ek
gösterge, sözleşme ücreti, bir aya isabet eden ikramiye, her türlü zam ve
tazminatlar (fazla çalışma ücreti hariç) diğer malî hakları toplam net
tutarının, atandıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en
son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, sözleşme ücreti, bir aya isabet eden
ikramiye, her türlü zam ve tazminatlar (fazla çalışma ücreti hariç) diğer
malî hakları toplam net tutarından az olması hâlinde, aradaki fark,
atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece, herhangi bir vergi ve kesintiye
tabi tutulmaksızın ve farklılık giderilinceye kadar kendilerine tazminat
olarak ödenir.
(4)
Bu Kanunun yayımı tarihinden sonra 43 üncü maddenin altıncı fıkrasına göre
Üst Kurul kadrolarında bulunan personel için belirlenecek ücretler ile
diğer malî haklar toplamının, bu Kanunun yayımı tarihinden önceki en son
ayda Üst Kurul kadroları için belirlenmiş olan aylık, ek gösterge, sözleşme
ücreti, bir aya isabet eden ikramiye, her türlü zam ve tazminatlar ile
fazla çalışma ücreti hariç diğer malî haklar toplamı net tutarından daha az
olması hâlinde, aradaki fark söz konusu personele, kadrolarında kaldıkları
sürece, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ve farklılık
giderilinceye kadar tazminat olarak ödenir.
(5)
Üst Kurul müşaviri ve uzman denetçi
kadrosunda bulunanlar, Üst Kurulda Başkan tarafından uygun görülen birim ve
işlerde görevlendirilirler. Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren Üst
Kurulda yeni Üst Kurul müşaviri ve uzman denetçi ataması yapılmaz ve bu
kadrolarda herhangi bir şekilde boşalma olması hâlinde, anılan kadrolar
herhangi bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.
(6)
Üst Kurul uzmanı ve Üst Kurul uzman yardımcısı kadrolarından teknik
hizmetler sınıfında bulunanların hizmet sınıfı, genel idare hizmetleri
olarak değiştirilmiştir.
(7)
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Üst Kurulda görev yapmakta olan
personel, bu Kanunun yayımı tarihinden önce yararlanmakta olduğu ek
göstergelerden kazanılmış hak olarak yararlanmaya devam eder.
(8)
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Üst Kurulda görev yapan personelden;
a)
Fakülte veya dört yıllık yüksekokul mezunu olan,
b)
Üst Kurulda beş yıllık hizmet süresini tamamlayan,
c)
Son üç yıllık sicil not ortalaması seksen ve üzerinde olan,
d)
Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az (D)
düzeyinde puanı olan veya Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavından
en az 60 puanı olan veya dil yeterliği bakımından buna denk kabul edilen ve
uluslararası geçerliliği bulunan bir belgeye sahip olan,
e)
Hazırlayacakları tez, bu Kanunun 43 üncü maddesinin yedinci fıkrasına göre
kabul edilen veya doktora yapan ve Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren en geç üç yıl içinde aynı fıkraya göre yapılacak yeterlik
sınavında başarılı olanlar,
Üst
Kurul uzmanlığı kadrosuna atanabilirler.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 7., 14., 28., 32., 48., 90., 128., 133. ve 138.
maddelerine dayanılmış, 124., 166. ve 168.maddeleri ise ilgili görülmüştür.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN,
Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,
Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine ve yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında
karara bağlanmasına 18.5.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Erhan TUTAL
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa
kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun’un 7. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, maddenin başlığının “olağanüstü dönemlerde yayınlar”
olmasına rağmen kuralda yer alan “olağanüstü
durumlar” ibaresi ile “milli
güvenliğin açıkça gerekli kıldığı haller” ve “kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu
durumlar” ibarelerinin soyut ve belirsiz olduğu, geçici yayın yasağının
çerçevesinin çizilmediği, dava konusu kuralın belirsizliği nedeniyle
Anayasa’nın 2. maddesinin ihlal edildiği, ayrıca geçici yayın yasağı
getirebilme yetkisinin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yerine
Başbakan veya görevlendireceği bir bakana verilmesinin Anayasa’nın 14. ve
133. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı 7.
maddesinde, savaş, terör amaçlı saldırı, doğal afet ve benzeri olağanüstü
durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında da ifade ve haber alma
özgürlüğünün esas olduğu, yayın hizmetlerinin önceden denetlenemeyeceği ve
yargı kararları saklı kalmak kaydıyla durdurulamayacağı ancak, milli
güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde yahut kamu düzeninin ciddi
şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda, Başbakan veya
görevlendireceği bakan tarafından geçici yayın yasağı getirilebileceği
kurala bağlanmıştır.
Kanun’un 1. maddesinde, Kanun’un amacının, “…ifade
ve haber alma özgürlüğünün sağlanması” olduğu belirtilmiştir.
Kanun’un 7. maddesinin gerekçesinde konuyla ilgili
olarak, kriz zamanlarında da ifade ve haber alma özgürlüğünün esas olduğu,
yayınların önceden denetlenemeyeceği ve yargı kararları saklı kalmak
kaydıyla durdurulamayacağı, Anayasa’nın 26. maddesinde, ifade özgürlüğünün
milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri
ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların
önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce
belirlenmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret ve haklarının,
özel ve aile hayatlarının yahut meslek sırlarının korunması veya yargılama
görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla
sınırlanabileceğinin ve haber ve düşünceleri yayma araçlarının
kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümlerin, bunların yayımını
engellememek kaydıyla düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlaması
sayılamayacağının belirtildiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10.
maddesinde de ifade özgürlüğünün mutlak değil sınırlı bir hak olarak
düzenlendiği ve ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu
emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin
önlenmesi gibi nedenlerle bu özgürlüğün sınırlanabileceğinin belirtilmesinin
kamu otoritelerinin bu hakka kanunlar çerçevesinde müdahalede
bulunabileceği anlamına geldiği, bu nedenlerle de belirli durumlarda
Başbakana veya görevlendireceği bakana geçici yayın yasağı getirme
yetkisinin verildiği ve bu yetkinin yargı denetimine tabi olduğu
belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti, her türlü işlem ve eylemi hukuka uygun, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek
sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devleti ilkesi, yürütme organının
faaliyetlerinin yönetilenlerce belli ölçüde öngörülebilir olmasını, herkesin
bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesini, ekonomik ve sosyal
yaşamlarındaki tutum ve davranışlarını buna göre düzene sokabilmesini
gerektirir. Zira hukuk devletinin gereği olan belirlilik ve hukuki güvenlik
ilkesi, idarenin keyfi hareket etmesini engeller. Bunu gerçekleştirmenin
başlıca yolu ise kural konulmasını gerektiren durumlarda bunların genel,
soyut ve anlaşılabilir olmasını sağlamaktır. Bu bakımdan,kanun koyucunun bir konuyu ayrıntılı
şekilde düzenleme yetkisi bulunmakta ise de, temel esasların ve çerçevenin
belirlenmesi koşuluyla, diğer ayrıntıların kanunda düzenlenmemesi hukuk
güvenliği ve belirlilik ilkelerine aykırılık oluşturmaz.
Kuralda yer alan “olağanüstü durumlar”, “milli
güvenliğin açıkça gerekli kıldığı haller” ve “kamu düzeninin ciddi şekilde
bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlar” ibarelerinin içerik ve
kapsamının kanun koyucu tarafından önceden tek tek
belirlenmesi mümkün değildir. Söz konusu ibarelere doktrin, uygulama ve
yargı kararlarıyla zaman içerisinde anlam kazandırılarak ibarelerin genel
çerçevesi belirlenmiş ve içeriği somutlaştırılmıştır. Bu nedenle dava
konusu kural ile geçici yayın yasağı getirilebilmesi için gerekli durum ve
şartların temel esasları ve çerçevesi belirlenmiş olduğundan, dava konusu
kuralın hukuk güvenliği ve belirlilik ilkelerine aykırı bir yönü yoktur.
Dava konusu kuralda, “olağanüstü durumlar”, “milli
güvenliğin açıkça gerekli kıldığı haller” ve “kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu
durumlar” hızlı ve seri karar alınmayı gerektiren bir özellik arz
etmesi nedeniyle geçici yayın yasağı getirme yetkisi, Kurul yerine ilişkili
olduğu için Başbakan veya görevlendireceği bir bakana verilmesi kanun
koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.
Yasaklama kararında yer alan sebep, kapsam ve
ölçütlerin de yargı denetimine tabi olacağı açıktır. Bununla birlikte, dava
konusu kuralla geçici yayın yasağı getirme tedbirine başvurulması durumunda
bunun kapsam, sınır ve ölçütlerinin açık ve somut bir biçimde yasaklama
kararında, yargı denetimine olanak verecek şekilde belirlenmesi
gerekmektedir. Aksi halde Kanun'un amaçladığı “istisna” hali ortadan kalkacaktır. Ayrıca, maddede yer verilen
kriz zamanlarının sona ermesi halinde de geçici yayın yasağın kendiliğinden
ortadan kalkacağı tabiidir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.
Dava konusu kuralın, Anayasa’nın 14. ve 133.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
B- Kanun’un 8. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
(i) Bendinde Yer Alan “…haber
niteliği dışında…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, getirilen kuralla haber niteliği
gerekçesiyle yayın yapılmasına olanak sağlanmasına karşın yapılacak
yayınların yargılama sürecini ve tarafsızlığını etkiler nitelikte olup
olmadığının yayından sonraki değerlendirmelere bırakıldığı, etkilemenin
niteliğinin ve etkileme olup olmadığının belirsiz olduğu, haber niteliği
ibaresi ile ilgili somut ölçütler bulunmadığı belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı “Yayın hizmeti ilkeleri” başlıklı 8.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde, yayınların, yargı
organlarına intikal eden konularda yargılama süresince, haber niteliği
dışında yargılama sürecini ve tarafsızlığını etkiler nitelikte olamayacağı
kurala bağlanmıştır. Böylece dava konusu kural ile yargı organlarına
intikal eden konularda sadece haber verme amacıyla yayın yapılmasına imkân
sağlanmıştır.
Kamuoyu adına görev
yapan basında, kanunlara uygun olarak, haber alma ve haber verme gibi her
türlü konunun konuşulup irdelenmesi doğaldır. Bu çerçevede, dava konusu
kural ile yayınların, yargıya intikal eden konularda yargılama süresince,
haber niteliği dışında yargılama sürecini ve tarafsızlığını etkiler
nitelikte olamayacağı öngörülerek bir yandan yargı bağımsızlığı ve
tarafsızlığının güçlendirilmesi, diğer yandan basının haber alma ve verme
hakkının güvence altına alınması amaçlanmıştır. Nelerin “haber niteliği” taşıdığının kanun
koyucu tarafından önceden belirlenmesine olanak bulunmadığı gibi yapılacak
yayınların haber niteliği taşıyıp taşımadığının da öncelikle RTÜK,
sonrasında ise yargı denetimine tabi olduğu açıktır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu kuralın, Anayasa’nın 138.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
C- Kanun’un 8. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
(n) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralda yer alan müstehcenlik
kavramının kişiden kişiye değişen soyut bir kavram olduğu ve belirsizlik
içerdiği, söz konusu belirsizliğin keyfi uygulamalara neden olacağı, ayrıca
kuralın Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesi’ne ve Anayasa’nın 2. ve
90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, yayınların, müstehcen olamayacağı
belirtilmiştir.
Doktrinde müstehcenlik kavramıyla ilgili birçok
tanıma yer verilmektedir. Müstehcenlik kavramının herkesin ortak olarak
kabul edebileceği bir tanımının yapılması olanaklı olmayıp, yapılan
tanımlarda, “şehvet hissine yönelik”,
“şehvet hissini tahrik”, “ar ve haya
duygusunu tahrik eden” gibi ortak olarak kullanılan bazı unsurları
bulunduğu anlaşılmaktadır.
Gerek mukayeseli hukukta gerekse milli
hukukumuzda müstehcenlik ile ilgili getirilen hükümlerde korunmak istenen
başlıca hukuki menfaat, toplumun “ar
ve haya duyguları”dır. Başka bir değişle “genel ahlak”tır. Anayasa
Mahkemesi’nin pek çok kararında belirtildiği üzere genel ahlak, belli bir
zamanda, toplumun büyük bir çoğunluğunca benimsenmiş bulunan ahlak
kurallarıyla ilgili hareketleri gösteren ve kolayca anlaşılan bir anlam
taşımaktadır.
Sürekli değişen toplumsal yapı
karşısında müstehcen yayınların neler olduğunun önceden kanun koyucu tarafından
belirlenmesindeki güçlük göz ardı edilemez. Bununla birlikte “müstehcenlik” kavramına zaman içinde
doktrin, uygulama ve yargı kararlarıyla içerik ve anlam kazandırıldığı da
bir gerçektir. Bu nedenle, dava konusu kuralın belirsizliğinden söz
edilemez.
Öte yandan, Türkiye’nin de imzaladığı Avrupa Sınır Ötesi
Televizyon Sözleşmesi’nde, televizyon programlarının genel ahlak kuralları
ve edebe aykırı olmaması, saldırgan davranışları ve şiddet eylemlerini
kışkırtmaması, pornografi içermemesine dair ilkeler bulunmaktadır. Anılan
Sözleşme’nin “Yayıncının
Sorumlulukları” başlıklı bölümünde yer alan 7. maddesi, “program hizmetleri edebe aykırı
olmayacak ve pornografi içermeyecektir.” şeklindedir. Bu nedenle dava
konusu kural, Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesi ile de uyum
içerisindedir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. ve 90. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
D- Kanun’un 18. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının
Birinci Cümlesinde Yer Alan “…üç gün
içinde…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, getirilen üç
günlük sürenin Anayasa’nın 32. maddesinde yer alan yedi günlük süreyi kısalttığı
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 32. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un “Düzeltme
ve cevap hakkı” başlıklı 18. maddesinin dava konusu kuralın da yer
aldığı (3) numaralı fıkrasında, düzeltme ve cevap hakkının kullanılması
için mahkemeye başvurulması halinde sulh ceza hakiminin
talebi duruşma yapmaksızın üç gün içinde karara bağlayacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 32. maddesinde “Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması
veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde
tanınır ve kanunla düzenlenir. Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa,
yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından ilgilinin müracaat
tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir.”
denilmiştir. Maddenin gerekçesinde ise “…maddenin
2. fıkrasına, düzeltme ve cevap yayınlanmadığı takdirde yayınlanmasına
gerek olup olmadığının Hâkim tarafından en geç 7 gün içinde karar verilmesi
hükmü getirilmek suretiyle düzeltme ve cevap hakkının kullanılmasının
sürüncemede kalmaması öngörülmüştür” denilmek suretiyle buradaki amacın
söz konusu hakkın kullanımının sürüncemede kalmasının önlenmesi olduğu
ortaya konulmuştur.
Anayasal bir hak olan düzeltme ve cevap hakkının
sürüncemede kalmaması için Anayasa’da belirlenen en geç yedi günlük karar
verme süresi azami süredir. Bir başka ifadeyle Anayasa’da yer alan “en geç” ifadesinden de anlaşılacağı
gibi, kanun koyucuya yedi günlük süreyi geçmeyecek bir süre belirlemede
takdir yetkisi verildiği açıktır. Dolayısıyla, dava konusu kuralda
belirtilen süre, bir hakkın kısıtlanması olarak değerlendirilemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
32. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 138. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
E- Kanun’un 19. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
(f) Bendinin Birinci Cümlesinde Yer Alan “…yüzde ellisini…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yabancıların çok miktarda radyo
ve televizyon kuruluşlarına sahip olmalarının, bulundukları devletin
egemenliği üzerinde olumsuz etki yaratabileceği düşüncesi ile yabancıların
medya hizmet sağlayıcı kuruluşta sermaye paylarına sınırlama getirilmesini
gerekli kıldığı, yabancı sermaye payının yüzde elliye çıkarılmasının haksız
rekabete yol açacağı ve ulusal çıkarları zedeleyebileceği, karşılıklılık
ilkesinin yasal güvence altına alınmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5. ve 133. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, bir medya hizmet sağlayıcı
kuruluşta doğrudan toplam yabancı sermaye payının, ödenmiş sermayenin yüzde
ellisini geçemeyeceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesinde, “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk
Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini,
Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk
devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” denilmiştir.
Anayasa’nın 133. maddesinde ise “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak
ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir. Radyo ve
televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu dokuz üyeden oluşur. Üyeler, siyasi parti
gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı
olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti grubuna düşen üye
sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca
seçilir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kuruluşu, görev ve yetkileri,
üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve görev süreleri kanunla
düzenlenir. Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve
televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber
ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.”
denilmiştir.
Demokratik ülkelerde, dünyadaki ekonomik gelişmelere
paralel olarak, girişim özgürlüğünü yasaklamak yerine haksız rekabeti
önleyici denetim sistemlerinin geliştirilmesi yaygınlaştırılmıştır.
4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun
3/a maddesine göre, uluslararası anlaşmalar ve özel kanun hükümleri aksini
öngörmedikçe, Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım yapılması serbesttir ve
yabancı yatırımcılar yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabi tutulurlar.
Kanun’un 19. maddesindeki, yabancıların, bir medya
hizmet sağlayıcı kuruluşa iştirak etmelerine ve yayıncılık faaliyetinde
bulunmalarına izin veren hükümde yer alan yabancı sermaye payının “yüzde elli” ile sınırlandırılması
yasamanın genelliği ilkesinin bir sonucudur. Başka bir deyişle bir oran
koyma ve söz konusu oranın miktarını belirlemede takdir yetkisi kanun
koyucuya aittir.
Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayıncılık
faaliyetlerinin yerli yabancı ayrımı olmaksızın 4054 sayılı Rekabet
Kanunu’ndaki sınırlamalara tabi olduğu, yayıncılık yapan şirketlerin
rekabeti engelleyecek şekilde tekelleşmeleri ve piyasaya hakim
durum oluşturarak bunu kötüye kullanmaları yasaklanmıştır. Bu konudaki denetimlerin Rekabet Kurulu tarafından yapılacağı,
6112 sayılı Kanun’un yayın izni, lisans verilmesi gibi sınırlayıcı
hükümleri ve buna bağlı çıkartılan yönetmelikler ile diğer düzenleyici
işlemlerin, lisans sahibi bulunan doğrudan ve dolaylı yabancı sermaye
payları için de uygulanacağı göz önünde bulundurulduğunda yasama yetkisinin
genelliği kapsamında dava konusu kuralla getirilen sınırlamada Anayasa’ya
aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, 2., 5. ve 133. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile ilgisi
görülmemiştir.
F- Kanun’un 26. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasında
Yer Alan “…en az bir yıl…”
İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, sıralama
ihalesine, radyo ve televizyon yayın şirketi olarak kurulan, radyo ve
televizyon yayıncılık alanında en az bir yıl faaliyette bulunma koşulu
getirilerek halen yayıncılık faaliyeti yürüten kuruluşlara ayrıcalık
tanındığı, “en az bir yıl”
ibaresinin belirsiz olduğu, sıralama ihalesine yayıncılık alanına girmek
isteyen bütün kuruluşların eşit olarak katılması gerektiği, herkesin
dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu ve çalışma
özgürlüğü için bir sınırlama nedeni öngörülmediği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı 26.
maddesinin (4) numaralı fıkrasında, RTÜK tarafından kanal ve radyo frekans
planlaması yapıldıktan sonra gerçekleştirilecek sıralama ihalesine
katılacak medya hizmet sağlayıcı kuruluşların yayıncılık alanında en az bir
yıl faaliyette bulunmaları gerektiği kurala bağlanmıştır.
Anayasa’nın168.
maddesinde, “Tabiî
servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların
aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir
süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî
servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle
ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun
açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken
şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve
müeyyideler kanunda gösterilir.”kuralı yer almaktadır.
Radyo ve televizyon yayınları, yeryüzünün atmosfer
tabakası aracılığıyla yapılan iletişimle gerçekleştirilmektedir. Devletin
tam ve münhasır egemenlik hakkına sahip olduğu hava sahasının, özellikleri
itibariyle tabii bir servet niteliği taşıdığı ve Anayasa’nın 168. maddesi
kapsamında Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunduğu açıktır.
Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında da
belirtildiği üzere, Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan yerlerin özel
mülkiyete konu olması mümkün değildir. Devletin, özel sektöre ancak belirli
sürelerle yapacağı tahsisler karşılığında işletme izni ve hakkı vermesi söz
konusu olup, bu iznin kime ve hangi şartlarla verileceğini belirleme
yetkisi kanun koyucuya aittir.
Mülga 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş
ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un yürürlüğe girdiği 1994 yılından bu
yana frekans ihalesi çeşitli nedenlerle yapılamamıştır. Dava konusu kuralın
da yer aldığı madde gerekçesinde konuyla ilgili olarak, “…kıt kaynak olan frekansların daha
etkin kullanılması amaçlanmıştır…” denilmektedir. Bu doğrultuda hem
daha önceden kurulmuş ve yayın hayatına başlamış yayın kuruluşlarının
sektörde uzun süredir faaliyette bulunmaları hem de kıt kaynakların
bulunduğu bu alanda tecrübeli yayıncıların faaliyette bulunmalarını
sağlamaya ve kamu yararının gerçekleştirilmesine yönelik olduğu anlaşılan
söz konusu hükmün Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Anayasa’nın “Çalışma
ve Sözleşme Hürriyeti” başlıklı 48. maddesinde,”Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine
sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüslerin
milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik
ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” madde gerekçesinde ise “Hürriyet temeline dayalı
bir toplumda irade serbestliği çerçevesinde ferdin sözleşme yapma, meslek
seçme ve çalışma hürriyetlerinin garanti altına alınması tabiîdir. Ancak, bu hürriyetler, kamu yararı amacı ile
ve kanunla sınırlanabilir. (…) Devlet, kamu yararı olan hallerde ve mili
ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlarla özel teşebbüs özgürlüğüne
sınırlamalar getirebilir…” denilmiştir.
Çalışma özgürlüğü, herkesin dilediği mesleği
seçmede özgür olduğunu ve hiç kimsenin zorla çalıştırılamayacağını ifade
etmektedir. Birey bu özgürlüğünü kullanarak dilediği alanı ve işi
seçebilir. Çalışma hakkı ise bireyin özgür iradesiyle seçtiği mesleği veya
işi icra etmesi, devletin de çalışmak isteyenlere iş temin etmek için
gereken tedbirleri alması olarak tanımlanabilir.
Dava konusu “…en
az bir yıl…” ibaresi ile sıralama ihalesine katılacak kuruluşların bu
alanda tecrübeli olmaları şartının aranması suretiyle kıt kaynak olan
frekansların kullanımında en yüksek fayda ve verimin alınmasının
hedeflenmesi ve dolayısıyla kamu yararının sağlanması amaçlanmakta olup,
çalışma ve sözleşme yapma özgürlüğüne aykırı bir durum bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
G- Kanun’un 26. Maddesinin (8) Numaralı Fıkrasının
Birinci Cümlesinde Yer Alan “…tek bir
verici tesis ve işletim şirketince…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, tek bir verici tesis ve işletim
şirketinin ekonomik ve işletmecilik açısından etkin ve verimli olabileceği
ancak, söz konusu şirketin belirlenmesi için kanunda herhangi bir düzenleme
öngörülmediği, şartların RTÜK tarafından belirlenerek tek bir şirkete yetki
verilmesinin haksızlık ve eşitsizlik yaratacağı belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2., 28. ve 48. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı 26.
maddesinin (8) numaralı fıkrasında, özel medya hizmet sağlayıcı
kuruluşların yapacakları yayınları tek bir verici tesis ve işletim şirketince
kurulan verici tesislerinden yapacakları, karasal yayın lisansına sahip
kuruluşlarca ortaklaşa kurulacak verici tesis ve işletim şirketinin uyması
gereken şartların RTÜK tarafından belirleneceği, birlikte kurulacak şirkete
ortak olacakların hisse oranının yüzde onu geçemeyeceği, verici tesislerden
yararlanma ve ilgili diğer hususların şirketin görüşü alındıktan sonra RTÜK
onayıyla yürürlüğe gireceği, şirketin, yayın lisansına sahip bütün
kuruluşlara tarafsızlık ve hakkaniyet ölçülerinde ayrımcılık içermeyecek
şekilde hizmet vermek zorunda olduğu, verici tesislerinin denetiminin RTÜK
tarafından yapılacağı, izin şartlarının ihlali halinde para cezasına
hükmolunacağı belirtilmiştir. Madde
gerekçesinde konuyla ilgili olarak, “…Verici
tesisleri yayıncılar tarafından kurulacak tek bir verici tesis ve işletim
şirketince inşa edilecektir. Bu sayede mevcut verici tesislerinin
oluşturduğu görüntü kirliliği önlenecek ve şehirlerin sembolü niteliğinde
verici kulelerinin tesisine imkân tanınacaktır.” denilmiştir.
Anayasa’nın 166. maddesinde, ekonomik, sosyal ve
kültürel kalkınmayı, özellikle sanayinin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli
ve uyumlu biçimde, hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve
değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını plânlamak bu
amaçla gerekli teşkilâtı kurmak devlete görev olarak verilmiş, plânda millî
tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde
dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirlerin
öngörüleceği; yatırımlarda toplum yararları ve gereklerinin gözetileceği;
kaynakların verimli şekilde kullanılmasının hedef alınacağı belirtilmiştir.
Tek bir verici tesis ve işletim şirketi tarafından
kurulacak vericinin, frekans plânlarının uygulama maliyetinin düşürülmesi,
istasyon ve yayın güvenliğinin daha kolay sağlanması, işletme, personel ve
yedek malzemeden tasarruf edilebilmesi gibi nedenlerleekonomik ve işletmecilik açısından
daha etkin ve verimli olacağı, Kanun’un 26. maddesinin (8) numaralı
fıkrasında belirtildiği gibi söz konusu şirketin karasal yayın lisansına
sahip kuruluşlarca ortaklaşa kurulacağı, yayın lisansına sahip bütün
kuruluşlara tarafsızlık ve hakkaniyet ölçülerinde ayrımcılık içermeyecek
şekilde hizmet vermek zorunda olduğu açıktır.
Düzenlemenin, madde gerekçesinde de belirtildiği
gibi mevcut verici tesislerinin oluşturduğu görüntü kirliliğinin önlenmesi
ile Anayasa’nın 166. maddesine uygun olarak kamu kaynaklarının daha verimli
kullanılması amacıyla getirildiği anlaşıldığından dava konusu kural
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 28. ve 48. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
H- Kanun’un 36. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (f), (g) ve
(ğ) Bentlerinin İncelenmesi
1- Fıkranın (f) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa’da RTÜK içinde bir
başkanlık sisteminden söz edilmediği, Kurul’un faaliyet alanı ile ilgili
çalışma ve değerlendirmenin Başkan tarafından yapılmasının Kurul’un
yetkisinin Başkan'a verilmesi anlamına geldiği, Başkan'a verilen yetkilerin
Kurul’un yetki ve faaliyetlerini kısıtladığı belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 133. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Radyo ve televizyon kuruluşlarına yayın izni ve
lisans vermek, yayınların kanun ve milletlerarası andlaşmalara
uygunluğu açısından izlenerek denetimlerini yapmak, kanuna aykırı ve tahsis
şartlarına uymayan yayınlar için yaptırım uygulanmasına karar vermek,
bu alandaki çalışma ve faaliyetlerle ilgili düzenlemeleri hazırlamak gibi
temel işlevler üstlenen RTÜK, idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan, kamu
tüzel kişiliğini haiz, radyo ve televizyon yayınları alanında kamu hukuku
ilke ve düzenlemelerine bağlı kalarak kamu yararı amacıyla işlemler yapan
bir kuruldur.
6112 sayılı Kanun’un 34. maddesine göre, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu, Anayasa’nın 133. maddesinin 2. fıkrası uyarınca
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce seçilen dokuz üyeden oluşur. 6112 sayılı
Kanun’un 35. maddesine göre görev süreleri altı yıl olan
Kurul üyelerinin üçte biri iki yılda bir yenilenir. Kanun’un 36.
maddesine göre, Üst Kurul üyeleri, kendi aralarından bir başkan ve bir
başkan vekili seçer. Başkanlık süresi iki yıldır.
Dava konusu kuralda, Üst
Kurul'un faaliyet gösterdiği alanda strateji, politikalar ve ilgili mevzuat
ile Üst Kurul ve personelin performans ölçütleri hakkında çalışma ve
değerlendirme yapmakgörev ve
yetkisi Başkan'a verilmiştir. Kurum'un düzenli, verimli ve eş güdüm
içerisinde çalışmasını sağlamayı amaçlayan bu yetki, Kurum'u temsil eden ve
başkanlık yapan kişiye tanınan idari nitelikli bir yetki olup, Üst Kurul
yetkilerinin Başkan’a devri anlamına gelmeyeceği gibi Kurul’un yetkilerinin
sınırlandırılması sonucunu da doğurmaz.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
133. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
2- Fıkranın (g) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Üst Kurul’un görev ve yetkileri
göz önünde bulundurulduğunda, diğer kuruluşlarla ilişki ve temsilin
Başkan’ın Üst Kurul’u protokol anlamında temsilinin ötesinde genel bir
yetkiyi işaret ettiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 133. maddesine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Üst Kurul’un diğer
kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek ve Üst Kurulu temsil etmek görevinin
başkana ait olduğu belirtilmiştir.
Temsil, genel olarak “adına hareket etme” anlamına
gelmektedir. Ülkemizdeki idari yapı incelendiğinde de görüleceği üzere
sayısız birçok kurum ve kuruluşun temsili görevi o kurum veya kuruluşun
başkanına verilmiştir. İdari hiyerarşinin sonucu olarak idari nitelikte bir
yetki olan temsil görevinin o kurum veya kuruluşun başkanınca yerine
getirilmesi doğal olduğundan, dava
konusu kuralda Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
133. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
3- Fıkranın (ğ) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kimi personelin atamalarının üst
kurula bırakılıp kimi personel atamalarının Başkan'a bırakılmasının kurul
olarak çalışma düzeni ve Kurul için Anayasa’da öngörülen sistemle
uyuşmadığı, bu durumun başkanı tek yetkili hale getireceği belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 133. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Üst Kurul tarafından atanması
öngörülenler dışındaki Üst Kurul personelinin atama işleminin Başkan
tarafından yapılacağı belirtilmiştir. Kanun’un 43. maddesinin 9. fıkrasına
göre, başkan yardımcıları, 1. hukuk müşaviri ile daire başkanlarının
Başkan’ın teklifi ile Üst Kurul tarafından atanacağı kurala bağlanmıştır.
Dava konusu kuralla Başkan’a verilen atama yetkisi
idari nitelikte bir yetki olup, başkan yardımcıları, 1. hukuk müşaviri ile
daire başkanları dışındaki Üst Kurul personelini kapsamaktadır. RTÜK’ün
idari teşkilatlanmasında başkanlık, Kurum’un sıralı en üst karar merciidir.
Bu nedenle Üst Kurul’un düzenli ve eşgüdüm içerisinde çalışmasını sağlamaya
yönelik idari nitelikteki atama yetkisinin kanun koyucunun takdiri
doğrultusunda Başkan’a verilmesi Anayasa’da yer alan memurlara ve kamu
görevlilerine sağlanan güvenceleri ihlal eder nitelikte değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
133. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
I- Kanun’un 37. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (u) Bendinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, mesleki ilkelerin Kurul
tarafından belirlenmesinin çoğunluğun azınlık üzerinde baskısına neden
olacağı, bu ilkelerin kanun koyucu tarafından belirlenmesi gerektiği
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 7. ve 14.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Kurul üyeleri ile Kurum
personelinin uyacakları mesleki ve etik ilkelerin belirlenmesi hususu, Üst
Kurul'un görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Anayasa’nın 7. maddesinde,
yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait
olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 124.
maddesinde de, “Başbakanlık,
bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren
kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı
olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Hangi yönetmeliklerin Resmî
Gazetede yayımlanacağı kanunda belirtilir.” denilmiştir.
Kamu
görevlilerinin genel olarak uyacakları meslekî ve etik ilke ve kuralları
belirlemek, bunların uygulanmasını gözetmek, kamu görevlilerinin
görevlerini eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak
yapmalarını sağlamak ve etik davranışları yerleştirmek amacıyla, 5176
sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunla “Kamu
Görevlileri Etik Kurulu” kurulmuştur. Anılan Kanun'un 1. maddenin ikinci fıkrasında ise
Kanun'un, Üst Kurul çalışanları ile üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli kapsayacağı belirtilmiştir.
Özel olarak da, 6112 sayılı Kanun’un 34. maddesine
göre idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız bir kamu tüzel kişisi olan
RTÜK’ün, özel durumu nedeniyle Anayasa’nın 124. maddesince verilen yetki
çerçevesinde ve 5176 sayılı Kanun’da öngörülen hükümleri dikkate almak
suretiyle kendi kurumunda uygulayacağı mesleki ve etik kuralları tespit
etmesi doğaldır. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 7.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 14. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
J- Kanun’un 38. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralda yer alan ‘gizlilik taşıyan bilgiler’ ve ‘her türlü sırlar’ ifadelerinin
belirsiz ve soyut olduğu, görev ve yetki alanına giren hangi konuların
gizli ve sır olduğunun anlaşılamadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun ile RTÜK’ün
tarafsızlığının sağlanabilmesi için birtakım tedbirler alınmıştır. Kanun’un 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Üst Kurul
üyeleri ile bunların yakın akrabalarının, yayın hizmetleri alanında Üst
Kurul’un görev ve yetki alanına giren konularda herhangi bir taahhüt işine
giremeyeceği, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda veya bu kuruluşların
doğrudan veya dolaylı ortaklık bağı bulunan şirketlerde ortak veya yönetici
olamayacakları; (2) numaralı fıkrasında, Üst Kurul üyelerinin, resmî veya
özel nitelikte hiçbir görev alamayacağı, özel veya kamu medya hizmet
sağlayıcılarının görev ve yetki alanına giren konularda doğrudan veya
dolaylı olarak taraf olamayacağı ve bu konularda hiçbir maddî menfaat
sağlayamayacakları, üyelerin siyasî partiye üye olamayacakları; (3)
numaralı fıkrasında, Üst Kurul üyelerinin, göreve başlamadan önce maliki
oldukları, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara ve yayın hizmeti yapan tüzel
kişilere veya bunların iştiraklerine ait her türlü hisselerini ya da menkul
kıymetlerini üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci dereceye kadar kayın
hısımları dışındakilere, görev sürelerinin başlamasından itibaren otuz gün
içinde satması veya devretmesi zorunluluğunun getirildiği ve dava konusu
kuralda ise Üst Kurul üyeleri ve kurum personelinin, kurumla ilgili
gizlilik taşıyan bilgileri ve medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara ve yayın
hizmeti yapan gerçek ve tüzel kişilere ait sırları, görevlerinden
ayrılsalar dahi açıklama ve bu bilgileri kendileri veya başkaları menfaatine
kullanmalarının yasak olduğu belirtilmiştir.
“Gizlilik
taşıyan bilgi” ve “her türlü sır”
kavramlarının kapsamının ve neleri içerdiğinin
önceden kanun koyucu tarafından belirlenerek kanun metninde tek tek sayılması mümkün olmadığı gibi anılan ibarelerin
RTÜK'ün kanunla düzenlenmiş görev ve yetkileri kapsamında olan konuları
içerdiği açıktır. Bu nedenle dava konusu kuralın belirsiz ve soyut
olduğundan söz edilemez.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
K- Kanun’un 39. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının Birinci
Cümlesinde Yer Alan “…Başbakan veya
Görevlendireceği Bakan Tarafından…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, RTÜK’ün anayasal bir kurum
olarak özerk ve bağımsız olduğu, yürütme organı ile hiyerarşik bir bağının
bulunmadığı, Anayasa’nın Üst Kurul için öngördüğü güvencelerin üyeler için
de geçerli olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 133. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 39.
maddesinin dava konusu kuralın da yer
aldığı (6) numaralı fıkrasında, Üst Kurul üyelerinin görevleriyle
bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmaların
4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında
Kanun’a göre yapılacağı ve bunlar hakkında soruşturma izninin, “Başbakan veya görevlendireceği bakan
tarafından” verileceği kurala bağlanmıştır.
Anayasa’nın 133. maddesinde, radyo ve televizyon
yayıncılığı faaliyetleri için özel düzenlemeler yapılmış, bu faaliyetlerin
düzenlenmesi ve denetlenmesi için RTÜK kurulmuştur.RTÜK’ün düzenlediği ve denetlediği alanın
ekonomik ve toplumsal yaşam için hassasiyeti ile kamu kaynaklarını
kullanması ve kamu adına karar alma yetki ve sorumluluğu göz önüne
alındığında mutlak anlamda bağımsızlığından söz edilemez.
Merkezi idarenin hiyerarşisi içerisinde yer almasa
da 6112 sayılı Kanun’un 34. maddesinin dördüncü fıkrasında RTÜK’ün Hükümet
ile ilişkilerinin nasıl yürütüleceği gösterilmek suretiyle merkezi idare
ile ilişki kurulmuştur. Bu bağlamda, kamu kurumu niteliğindeki RTÜK merkezi
idareden ayrı düşünülemeyeceğinden, Başbakanlık veya bir bakanlıkla
ilişkilendirilerek soruşturma izni verme yetkisinin Başbakan veya
görevlendireceği bir bakana verilmesinin Üst Kurul’un özerklik ve
bağımsızlığını zedelediği ya da merkezi idarenin hiyerarşisine tabi
kılındığı söylenemez. Öte yandan, getirilen izin mekanizması üyelerin
lehine bir düzenleme olup, Kurul üyeleri açısından koruyucu mahiyettedir.
Bu nedenle, RTÜK üyeleri hakkında soruşturma izni
verme yetkisinin, Kurul’un merkezi idare ile ilişkisi nedeniyle Başbakan
veya görevlendireceği bir bakana verilmesinde Anayasa’nın 133. maddesine
aykırılık bulunmamaktadır. İptal isteminin reddi gerekir.
L- Kanun’un 43. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının İkinci
Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, RTÜK personeline ödenecek ücret
ve sağlanacak mali haklara ilişkin üst sınır belirlenmesine karşın alt
sınırın belirlenmediği ve bu yönüyle yasallık ilkesine uyulmadığı
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, RTÜK personelinin ücretleri
ile diğer mali haklarının toplamının, RTÜK üyeleri için yapılan ödemelerin
toplamını geçmemek üzere kurum içi hiyerarşi de gözetilmek suretiyle
Bakanlar Kurulu’nca belirlenen esaslar çerçevesinde RTÜK tarafından tespit
edileceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Devletin, kamu
iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işleri kanunla düzenlenir. Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu
sözleşme hükümleri saklıdır. Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul
ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.” denilmiştir.
Dava konusu
kural, RTÜK personelinin ücret ve mali haklarına ilişkin düzenlemeler
getirmektedir. İptali istenilen cümlenin yer aldığı fıkranın birinci
cümlesine göre, Üst Kurul personelinin kadro karşılığı sözleşmeli statüde
istihdam edildiği ve ücret ve mali haklar dışında her türlü hak ve
yükümlülükleri yönünden 657 sayılı Kanun’a tabi oldukları belirtilmiştir.
Kadro karşılığı sözleşmeli personel
statüsü, personelin 657 sayılı Kanun ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü
Hakkında KHK çerçevesinde ihdas edilmiş bir “memur” kadrosuna sahip olduğu ancak, aynı zamanda sözleşme ile
çalıştırıldığı bir sözleşmeli personel statüsü alt istihdam biçimidir.
Genel olarak kadro karşılığı çalıştırılan sözleşmeli personel hakkında çalışma esaslarını düzenleyen Bakanlar Kurulu
kararı ve sözleşme
hükümlerinde belirtilen hususlar dışında 657 sayılı Kanun hükümleri
uygulanmaktadır.
Kadro karşılığı sözleşmeli personel
çalıştırmayla ilgili hüküm bulunan teşkilat kanunlarında, hangi unvanların
kadro karşılığı sözleşmeli çalıştırılacağı unvan bazında sayılmıştır. Bu
kadrolar, 657 sayılı Kanun kapsamında bulunan memuriyetlerden olup bu kadrolara
atanacak olanların nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri söz konusu kanun
ile belirlenmiştir. Sözleşme ücreti, teşkilat kanunlarındaki hükümler
çerçevesinde Bakanlar Kurulu kararı ile tespit edilmektedir. Sözleşme
ücretinin gerek belirlenmesi ve gerekse artışı Bakanlar Kurulu Kararı ile
gerçekleştirilmektedir. Bakanlar Kurulu kararlarında genellikle sözleşmeli
personele ödenecek ücretlerin alt ve üst sınırları belirlenmekte ve belirlenen
bu limitler dâhilinde kalınmak kaydıyla ilgili personel ile yetkili merci
arasında sözleşme imzalanmaktadır.
Kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen
alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini
ifade etmektedir. Bu niteliği taşıyan bir düzenleme ile uzmanlık gerektiren
ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi konusunda yürütme
organına yetki verilmesi, kanunla düzenleme ilkesine aykırılık oluşturmaz.
Dava konusu kural ile kanun koyucu, Üst
Kurul personelinin ücretleri ile diğer mali hakları toplamının, üyeler için
yapılan ödemelerin toplamını geçmeyecek şekilde Bakanlar Kurulu’nca
belirlenen esaslar çerçevesinde RTÜK tarafından belirlenmesini
düzenlemiştir. Ücretler ile mali haklar toplamına ilişkin taban oranın
belirtilmemesi, tavan oranının altında yapılacak ödemelerde takdir hakkının
kullanılmasına imkan sağlamak amacıyla olduğu
açıktır.
Dava konusu
kuralla, RTÜK personeline ödenecek ücretlerle diğer mali haklarınödenmesine olanak tanınmasında ve kurum içi
hiyerarşi de gözetilmek suretiyle Bakanlar Kurulu’nca belirlenen esaslar
çerçevesinde tespit yetkisinin RTÜK’e bırakılmasında “kanunla düzenleme ilkesi”ne aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. ve 128. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
M- Kanun’un 43. Maddesinin (9) ve (10) Numaralı Fıkralarında Yer
Alan “…Başkan tarafından…”
İbarelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, personel atama ile söz konusu
personele ilişkin soruşturma izni verme yetkisinin Başkan’a verilmesinin
Üst Kurul’un karar alma yetkisinin devri anlamına geldiği belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 14. ve 133. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kurallarla, RTÜK başkan yardımcıları,
1. hukuk müşaviri ve daire başkanları haricindeki personelin Başkan
tarafından atanacağı ve personelin görevleriyle ilgili işledikleri ileri
sürülen suçlarına ilişkin soruşturma izninin Başkan tarafından verileceği
öngörülmüştür.
Kuruluş, görev ve yetkiler, üyelerinin nitelikleri,
seçim usulleri ve görev sürelerine ilişkin düzenleme yetkisi veren
Anayasa’nın 133. maddesi doğrultusunda Üst Kurul’un ve Başkan’ın görev ve
yetkileri Kanun’da ayrı ayrı düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 128. maddesinin
ikinci fıkrasında, “Memurların
ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri,
hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri
kanunla düzenlenir” denilmiştir.
Anayasa’nın bu hükmü, memurların ve diğer kamu görevlilerinin anayasal ve
yasal güvence altına alınması amacını taşımaktadır. Dava konusu kurallarla
getirilen düzenlemeler memurların atanmaları ve soruşturma izinleriyle
ilgili olup, bu hususların kanunla düzenlenmesi Anayasa’nın 128. maddesi
ile uyum içerisindedir.
Atamaya ilişkin dava konusu kuralda, Başkan
yardımcıları, 1. hukuk müşaviri ve daire başkanlarının Başkan’ın teklifi
üzerine kurul kararıyla, diğer personelin ise Başkan tarafından atanacağı
belirtilmiş olup, RTÜK’ün idari teşkilatlanmasında Başkan, Kurum'un idari
yapısında en üst karar merciidir. Bu nedenle kanun koyucunun bu konudaki
takdiri Anayasa’nın 128. maddesinde memurlara ve kamu görevlilerine
sağlanan güvenceleri ihlal eder nitelikte görülmemiştir.
Kanun’da, Üst Kurul’un ve Üst Kurul
Başkanı’nın görev ve yetkilerinin ayrı ayrı
sayılması suretiyle kurum içi yönetimi ile sektör yönetimi ayrımı kriteri
benimsenerek, kurum içi yönetimine ilişkin olan kurumun organizasyonu,
personelin seçimi, görevlendirmesi ve her türlü yönetimi, kuruma ilişkin
idari konularda Başkan’a yetki verilmiş, kurul üyelerinin ise sektörün regülasyonuna ilişkin kararlar alabileceği hükme
bağlanmıştır. Başka bir deyişle, kurumun yönetimine ilişkin karar alma
yetkisi Başkan’a,asıl görev alanına
ilişkin karar alma yetkisi ise Kurul’a verilmiştir. Dava konusu kurallarla,
idari nitelikteki atama ve soruşturma izni verme yetkisinin Başkan’a
verilmesi, Kurul’un karar alma yetkisinin devri olarak değerlendirilemez.
Kaldı ki Başkan’a tanınan bu yetkinin yargı denetimine tabi olduğu da
açıktır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu
kurallar Anayasa’nın 133. maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin
reddi gerekir.
Kuralların,
Anayasa’nın 14. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
N- Kanun’un 45. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…ilgili Bakanlığa…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralla RTÜK’e ait
olan yaptırım kararı verme yetkisinin Bakanlığa devredilerek Üst Kurul’un
yetkilerinin sınırlandırıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 133.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun Yükümlülüğü” başlıklı 45.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Kanun’un 8. maddesinde yer alan yayın
ilkeleri ile yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinin
Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’nun (TRT) yayınları hakkında da
uygulanacağı; dava konusu kuralın da yer aldığı
(2) numaralı fıkrasında ise anılan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi
halinde TRT’nin ihlalin niteliğinin açıkça belirtilmesi suretiyle
uyarılacağı ve yükümlülüğün gereğinin yerine getirilmesinin ilgili
Bakanlığa bildirileceği düzenlenmiştir.
TRT, kamu
tarafından finanse edilen ve Anayasal statüye sahip bir yayın kuruluşu
olup, yükümlülükleri nedeniyle diğer radyo ve televizyon kuruluşlarından
farklı bir konumdadır. Dava konusu kuralda, kamusal yayın yapmakta olan
TRT'nin, Kanun’da yer alan yayın ilkeleri yönünden denetime tabi tutulacağı
ve maddede belirtildiği üzere yükümlülüklere aykırılık halinde ihlalin
gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle uyarılacağı belirtilmiştir. Bununla
birlikte yaptırım kararının gereğinin yerine getirilmesi için kararın
RTÜK’ün ilişkili olduğu bakanlığa bildirilmesi kabul edilmiştir. Söz konusu
bildirim, yaptırım kararının gereğinin yerine getirilmesi amacıyla
yapılmaktadır. Dolayısıyla, RTÜK’e ait olan bir yetkinin devri ya da
sınırlandırılması söz konusu değildir.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 133. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
O- Kanun’un
Geçici 1. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…diğerleri başkan tarafından üç ay
içinde üst kurulda durumlarına uygun kadrolara atanırlar.” Bölümü İle
(5) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesininİncelenmesi
Dava
dilekçesinde, atama ve görevlendirme hususunda Başkan'a geniş ve takdire
dayalı yetki verildiği, kurallarda yer alan “durumlarına uygun kadro” ve “uygun gördüğü
birim ve işlerde görevlendirme” ibarelerinin belirsiz olduğu, bu
yetkilerin hangi ölçütlere göre kullanılacağının kanunla güvence altına
alınması gerektiği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2., 128. ve 133.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un
geçici 1. maddesinin dava konusu kuralın da yer aldığı (3) numaralı
fıkrasında, yeniden yapılandırılan bir kurumun daha önceki kadrolarında
görev yapanların yeni kadrolara aktarımına ilişkin kurallar öngörülmüştür.
Buna göre, Kanunla yapılan düzenlemeler neticesinde kadro ve görev unvanı
değişmeyenlerin durumlarına uygun aynı unvanlı kadroya atanmış
sayılacakları, kadro ve görev unvanı değişen ya da kaldırılan veyahut da aranılan
şartları taşımayan bir kısım personelin müşavir, bir kısım personelin ise
uzman denetçi kadrolarına Kanun’un yayımı ile birlikte atanmış sayılacağı,
fıkrada açıkça kadro ve görev unvanları yazılmayan bir kısım personelin de
Üst Kurul Başkanı tarafından üç ay içinde durumlarına uygun kadrolara
atanacakları belirtilmiştir.
Kanun'un
geçici 1. maddesinin dava konusu kuralın da yer aldığı (5) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde ise üst kurul müşaviri ve uzman denetçi
kadrosunda bulunanların Üst Kurul Başkanı tarafından uygun görülen birim ve
işlerde görevlendirileceği kurala bağlanmıştır.
Anayasa’nın
128. maddesinin ikinci fıkrasında, memurların ve diğer kamu görevlilerinin
niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, haklarının ve
yükümlülüklerinin, aylık ve ödeneklerinin ve diğer özlük işlerinin kanunla
düzenleneceği öngörülmüştür.
Buna göre, bir kamu kurum veya kuruluşundaki
kadronun kaldırılıp kaldırılmayacağına, yani kadronun varlığını
sürdürmesinde kamu yararının bulunup bulunmadığına, bu konuda kamu
hizmetinin gereğinin ne olduğunun tespitine karar verme yetkisi, kamu
görevlileri açısından özlük haklarının gözetilmesi koşuluyla, kadronun ait
olduğu kamu kurum veya kuruluşunun hukuksal niteliğine bağlı olarak,
kuruluşların kanun ile yetkilendirilmiş organlarına ya da kanun koyucuya
aittir. Dolayısıyla kamu kurum
ve kuruluşlarında istihdam edilen memurların, yeniden yapılanma veya
rotasyon gibi durumlarda kanunun verdiği yetkiye dayalı olarak
mükteseplerine uygun başka bir göreve atanmaları Anayasa’ya aykırılık
oluşturmaz.
Öte yandan, dava konusu kuraldaki “durumlarına
uygun” ifadesi ile devlet memurlarının eski sınıflarındaki derecelerine
uygun, diğer bir deyimle buna eşit veya daha üst derecedeki yeni bir
kadroya atanmalarının zorunlu kılındığı anlaşıldığından bir hak kaybı söz
konusu değildir.
Ayrıca, Kanun’un 43. maddenin (9) ve (10) numaralı
fıkralarının incelendiği bölümde belirtilen
gerekçeler, dava konusu kurallar yönünden de geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu
kurallar Anayasa’nın 2., 128. ve 133. maddesine
aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ
15.2.2011 günlü, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun’un:
1- 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ikincicümlesine,
2- 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(i) bendinde yer alan “… haber niteliği dışında …” ibaresi ile (n) bendine,
3- 18. maddesinin (3) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “… üç gün
içinde …” ibaresine,
4- 19. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(f) bendinin birinci cümlesinde yer alan “… yüzde ellisini
…” ibaresine,
5- 26. maddesinin(4) numaralı fıkrasında yer alan “… en az bir yıl …” ibaresi ile (8)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “… tek bir verici tesis ve işletim
şirketince …” ibaresine,
6- 36. maddesinin (3) numaralı fıkrasının
(f), (g) ve (ğ) bentlerine,
7- 37. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(u) bendine,
8- 38. maddesinin(4) numaralı fıkrasına,
9- 39. maddesinin (6) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “…
Başbakan veya görevlendireceği bakan tarafından …” ibaresine,
10- 43. maddesinin (6) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesi ile (9) ve (10) numaralı fıkralarında yer alan “… Başkan tarafından …” ibarelerine,
11- 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında
yer alan “… ilgili
Bakanlığa …” ibaresine,
12- Geçici 1. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinin “… diğerleri Başkan tarafından üç ay içinde Üst Kurulda
durumlarına uygun kadrolara atanırlar.” bölümü ile (5) numaralı
fıkrasının birinci cümlesine,
yönelik iptal istemleri, 21.6.2012 günlü,
E.2011/44, K.2012/99 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkra, bent,
cümle, bölüm ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE, 21.6.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
15.2.2011 günlü, 6112
sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un:
A- 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ikincicümlesinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
1- (i) bendinde yer alan “… haber
niteliği dışında …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (n) bendinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
C- 18. maddesinin (3) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “… üç gün
içinde …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 19. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(f) bendinin birinci cümlesinde yer alan “… yüzde ellisini
…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 26. maddesinin;
1 - (4) numaralı fıkrasında yer alan “… en az bir
yıl …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (8) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan “… tek bir verici tesis ve işletim şirketince …”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- 36. maddesinin (3) numaralı fıkrasının
(f), (g) ve (ğ) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G- 37. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(u) bendinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
H- 38. maddesinin(4) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 39. maddesinin (6) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “…
Başbakan veya görevlendireceği bakan tarafından …” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
J- 43. maddesinin;
1- (6) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (9) ve (10) numaralı fıkralarında yer
alan “… Başkan tarafından …” ibarelerinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
K- 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında
yer alan “… ilgili
Bakanlığa …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
L- Geçici 1. maddesinin;
1- (3) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinin “… diğerleri
Başkan tarafından üç ay içinde Üst Kurulda durumlarına uygun kadrolara
atanırlar.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (5) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
21.6.2012 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
15.2.2011 günlü, 6112 sayılı Radyo ve
Televizyonların Kuruluşu ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un “Olağanüstü
dönemlerde yayınlar”ı, düzenleyen 7. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının ilk tümcesinde, “Savaşlar, terör amaçlı saldırılar,
doğal afetler ve benzeri olağanüstü durumların ortaya çıkardığı kriz
zamanlarında da ifade ve haber alma özgürlüğü esas olup, yayın hizmetleri
önceden denetlenemez ve yargı kararları saklı kalmak kaydıyla durdurulamaz”;
dava konusu ikinci tümcesinde ise “Ancak, millî güvenliğin açıkça gerekli
kıldığı hallerde yahut kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle
muhtemel olduğu durumlarda, Başbakan veya görevlendireceği bakan geçici
yayın yasağı getirebilir” denilmiştir. Böylece ilk tümce ile tanınan ifade ve haber alma
özgürlüğü ikinci tümce ile getirilen yayın yasağı ile sınırlandırılmıştır.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca, temel hak ve
özgürlükler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna demokratik toplum düzeninin
ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Anayasa’nın 26. maddesinde düzenlenen düşünceyi
açıklama ve yayma özgürlüğüne kitle iletişim araçlarının etkili bir
kullanım alanı sağladığı kuşkusuzdur. Bu nedenle kitle iletişim
araçlarından yararlanma özgürlüğünün, bu alandaki teknolojik gelişmeler de
gözetildiğinde ifade özgürlüğünün bir yansıma biçimi olan basın özgürlüğünü
de kapsayacak bir üst kavram haline geldiği görülmektedir.
Anayasa’nın basın özgürlüğüne ilişkin 28.
maddesinin ikinci fıkrasında, basın özgürlüğünün sınırlanmasında Anayasa’nın
26. ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş, 26. maddenin
konuya ilişkin ikinci fıkrasında ise aralarında “milli güvenlik” ve “kamu
düzeni” kavramlarının da bulunduğu sınırlama nedenlerine yer verilmiştir.
Dava konusu kuralda, milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı veya kamu
düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlar
sınırlama nedenleri olarak kabul edilmiş, ancak bu nedenlerin, ne zaman
gerçekleşmiş sayılacağına ilişkin hiçbir somut açıklamaya yer verilmeyerek
yayın durdurmanın nerede başlayıp nerede biteceği konusunda belirsizlik
yaratılmıştır. Ayrıca, yayın yasağının, bir süreye de bağlanmamış olması,
bu belirsizliğin artmasına yol açmış, Anayasa’nın 13. maddesi yönünden
yapılması gereken denetimi olanaksız hale getirerek ifade ve haber alma
özgürlüğünün özüne dokunulmasına neden olmuştur.
Demokratik bir toplumda, hak ve özgürlüklerin
güvenceye alınabilmesi için bunlara getirilen sınırlamaların, belirli,
öngörülebilir ve ölçülü olması gerekir. Hukuk devletinin göstergelerinden
birini oluşturan yargı denetiminin objektif ve adil koşullarda
gerçekleşebilmesi de yasalarda gerekli açıklığın ve ölçünün bulunmasına
bağlıdır. Takdire dayanan denetimlerin yerindeliğe yol açması olasılığı göz
ardı edilemeyeceğinden yasa ile getirilmeyen ölçütler özgürlüklerin
güvencesini oluşturamaz.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralın Anayasa’nın
13., 26. ve 28. maddelerine aykırı olduğu ve
iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY
YAZISI
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ilk cümlesinde “Savaşlar, terör
amaçlı saldırılar, doğal afetler ve benzeri olağanüstü durumların ortaya
çıkardığı kriz zamanlarında da ifade ve haber alma özgürlüğü esas olup,
yayın hizmetleri önceden denetlenemez ve yargı kararları saklı kalmak
kaydıyla durdurulamaz” denilmiş, iptal istemine konu ikinci cümlesinde
ise “Ancak, milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde yahut kamu
düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda,
Başbakan veya görevlendireceği bakan geçici yayın yasağı getirebilir”
kuralına yer verilmiştir.
İptal istemi Anayasa’nın 2. ve 14. maddelerine
dayandırılmıştır. Ancak 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (3) numaralı fıkrasına
göre Mahkemenin, Kanunların, Kanun Hükmünde Kararnamelerin ve TBMM
İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı hususunda ileri sürülen gerekçelere
dayanma zorunluluğu yoktur. Mahkeme, taleple bağlı kalmak şartıyla başka
gerekçeyle de Anayasa’ya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle iptal
istemine konu kuralın ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 22. ve 26. maddeleri
yönünden incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş, 13.
maddesinde temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Anayasa’nın haberleşme hürriyetini
düzenleyen 22. maddesi şöyledir:
“Herkes, haberleşme hürriyetine
sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Milli güvenlik, kamu düzeni, suç
işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı
olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı
olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve
gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört
saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat
içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum
ve kuruluşları kanunda belirtilir.”
Anayasa’nın, düşünceyi açıklama ve
yayma hürriyetine ilişkin 26. maddesi şu şekildedir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz,
yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve
yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet
resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek
serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya
benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel
değildir.
Bu
hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği,
Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez
bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması,
Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması,
başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut
kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin
gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma
araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını
engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin
sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma
hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla
düzenlenir.”
Yukarıda nakledilen Anayasa maddelerinden açıkça
görüleceği gibi, haberleşme özgürlüğü yargı güvencesi altındadır.
Televizyon yayıncılığını da kapsayan haber veya fikir almak ya da vermek
hürriyetinin sınırlanması da, nihai olarak yargı denetimine tabi olup,
idarece yapılacak engellemelerde Anayasa’nın 13. maddesindeki ilkelerin
geçerli olacağı anlaşılmaktadır.
İptali istenen kuralın 26. maddedeki düşünceyi
açıklama ve yayma hürriyetiyle ilgili olduğu,dolayısıyla hakim
kararı olmadıkça engellenemeyecek olan 22. maddedeki haberleşme
özgürlüğünün kapsamı dışında imiş gibi değerlendirilebileceği bir an için
akla gelebilir ise de, Anayasa’nın sözü ve ruhu karşısında böyle bir
anlayış geçerli olamaz. Şöyle ki:
Anayasa kuralları arasında üstünlük sıralaması
olmayıp, anayasa kuralları bir bütün halinde, temel hak ve özgürlükleri
koruma anlayışı içinde birbirini tamamlayıcı şekilde yorumlanmalıdırlar.
22. maddede güvence altına alınan haberleşme
özgürlüğü, öncelikle klasik anlamda mektup ve telefon haberleşmesini
içermekte ise de bununla sınırlı değildir. Gelişen teknoloji ve bunun
sağladığı daha geniş özgürlük alanı içerisinde, haberleşme özgürlüğünün
sadece mektup göndermek veya telefon görüşmesi yapmak şeklinde anlaşılması,
çağın icaplarına aykırı olur. Bugün gelişen teknolojiler
kişiye cep telefonu, dizüstü bilgisayar veya tablet bilgisayar kullanımı
yoluyla sadece özel muhaberatını yapmak değil, her türlü yazılı ve görsel
medyayı izlemek, haber ve görüşlere interaktif
olarak katılarak kendini ifade etmek, kısacası haberleşme hürriyeti
kapsamında meşru olarak kullanabileceği her türlü haberleşme araçlarıyla “haber veya fikir almak ya da vermek”
hakkını kullanmak olanağını vermektedir.
Günümüzde, elektronik ortamın bilgi,
fikir ve haber alma amaçlı kullanımı sonucunda haberleşme hürriyeti ile
düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti birbirinden ayrılamayacak şekle iç
içe geçmiş bulunmaktadır. Kişinin özel bilgilerini de vermek suretiyle
internet sunucusuyla yaptığı anlaşma gereğince bilgisayarından veya
telefonundan izlediği televizyon yayınları o kişinin Anayasa’nın 22.
maddesinde güvence altına alınmış olan özel haberleşmesi hükmündedir.
Anayasa’nın 26. maddesindeki hürriyetin sadece
televizyon yayıncısının hürriyetini değil, o yayını izleyen kişinin de
hürriyetini güvence altına aldığı açıktır. Maddede, yayın yoluyla düşünceyi
açıklama hürriyetinin “resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya
fikir almayı” da kapsadığı belirtilmiştir. Bu nedenle yayıncıya yapılacak her müdahale, o yayının, yani 26. maddede
güvence altına alınan hürriyetten “haber veya fikrin alıcısı” olarak
yararlanan kişinin de temel bir hakkına müdahale anlamına gelir. Kişi bu
hürriyetini Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme
özgürlüğü kapsamında kullandığı müddetçe, gönderilen haber veya bilgiye
yapılan müdahale, 22. maddedeki hürriyete de yapılmış bir müdahale
niteliğindedir.
Kural, hakim kararı olmaksızın,
İdarenin başı olan Başbakana veya görevlendireceği bakana geçici yayın yasağı
koymak suretiyle kişilerin haberleşme özgürlüğüne müdahale etmek yetkisini
verdiğinden, Anayasa’nın 22. ve 26. maddelerindeki hürriyetleri haleldar
edici niteliktedir.
Kuralda geçici yayın yasağının ne şekilde ortadan
kalkacağı belirtilmemiştir. Geçici yayın yasağının süre içermemesi ve
yasağa neden olarak kabul edilen olguların sona ermesinden sonra dahi
yasağın kendiliğinden ortadan kalkmayacak olması, hukuk devletinde bulunması
gereken ölçülülük ve öngörülebilirlik kıstaslarına da uymamaktadır.
Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2., 22. ve 26. maddelerine aykırı olan kuralın iptali
gerektiği düşüncesindeyim.
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|