|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2010/41
Karar Sayısı:
2012/19
Karar Günü:
9.2.2012
İPTAL DAVASINI
AÇAN : Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri
Hakkı Suha OKAY,Kemal KILIÇDAROĞLU ile Kemal ANADOL
İPTAL
DAVASININ KONUSU : 25.2.2010 günlü, 5953 sayılı Arsa
Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un;
1-
3. maddesiyle 2.3.1984 günlü, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’na eklenen Ek
14. maddenin,
2-
4. maddesiyle değiştirilen 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun Geçici 4.
maddesinin,
Anayasa’nın
2., 10., 13., 36., 40. ve 138. maddelerine
aykırılığının ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına
karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemini içeren
28.4.2010 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“II. GEREKÇE
1) 25.02.2010
Tarihli ve 5953 Sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3 üncü Maddesi ile
02.03.1984 Tarihli ve 2985 Sayılı Kanuna Eklenen Ek Madde 14’ün Anayasaya
Aykırılığı
02.03.1984
tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanununa 06.06.2003 tarihli ve 4864
sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile eklenen Geçici 4 üncü maddede,
“28.03.2001
tarihli ve 2001/2202 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, Tasfiye Halinde
Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut İdaresi
Başkanlığına devredilen varlıklarla ilgili iş ve işlemlere ilişkin hak ve
yükümlülükler; 14.12.2001 tarihinden önceki dönem için Bankaya, bu tarihten
sonraki dönem için Başkanlığa aittir”
hükmüne yer verilmişti. Bu hüküm uyarınca, Tasfiye Halinde
Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut İdaresi
Başkanlığına devredilen varlıklarla ilgili iş ve işlemlere ilişkin hak ve
yükümlülükler de; 14.12.2001 tarihinden önceki dönem için Bankaya, bu
tarihten sonraki dönem için Toplu Konut İdaresi Başkanlığına aitti.
İptali istenilen düzenlemede, “28.03.2001 tarihli ve 2001/2202
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak
Bankası Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığına
devredilen varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış
akitlerden doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığından
ve ortaklıklarından hiçbir hak ve alacak talebinde bulunulamaz.”
denilmek suretiyle sorumluluk iş ve işlemlere bağlı olmaktan çıkarılıp,
akitlerin tarihine göre belirlenir hale getirilerek, devire konu varlıklar
üzerinde hak sahibi olanların akitten doğan haklarını aramaları
engellenmektedir.
TOKİ
devraldığı varlıklar üzerinde söz konusu devirden önce yapılmış akitleri
bizzat kendisi uygulayarak işlemler yapmış, bu işlemlerden gelir elde etmiş
ve alacakları sahiplenmiş iken; akit tarihi devir tarihinden önce gerekçesiyle
akitten doğan sorumluluklarından azade kılınması hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmaz.
Anayasanın
“Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde “Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya
bakmaktan kaçınamaz.”, maddenin
gerekçesinde de “Maddenin birinci fıkrasında hak arama hakkının ilk şartı
olan yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve
hürriyeti hüküm altına alınmış ve bunun tabi sonucu olarak da kişinin yargı
mercileri önünde iddia, savunma ve adil ve hakkaniyete uygun yargılanma
hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Hak arama
özgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmakla birlikte
bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme
uğraşının uygar yoludur. Uluslararası hukuk kaynaklarında özgün yeri
bulunan hak arama özgürlüğü, değişik alanlardaki özellikleriyle İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 6-12. maddelerinde de düzenlenmiştir. İnsan
varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmek amacıyla hukuksal
olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardan yararlanma
hakkını içeren hak arama özgürlüğü, hukuk devletinin başlıca ölçütlerinden,
çağdaş demokrasinin gereklerinden ve vazgeçilmez koşullarından biridir.
İptali
istenilen kural ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredilen
varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış
akitlerden doğan yükümlülüklerin ortadan kaldırılmasının, söz konusu
varlıklara ilişkin olarak üçüncü kişilerin edindikleri hakların da ortadan
kaldırılması anlamını taşıdığı kuşkusuzdur. Nitekim söz konusu varlıklarla
ilgili hak sahibi olanlar, bu varlıkları devralan ancak anılan kural ile
yükümlülüğü kaldırılan Toplu Konut İdaresi Başkanlığından haklarını
isteyemeyecekler, diğer bir anlatımla İdare aleyhine dava açıp, takipte
bulunamayacaklardır.
Bu durumda,
iptali istenen kuralın Anayasanın 36 ncı
maddesinde ifade edilen “Hak arama hürriyeti”ni,
Anayasanın 13 üncü maddesine aykırı olarak ölçüsüzce sınırlandırdığı çok
açıktır.
Anayasanın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk devleti
olduğu belirtilmiştir. Cumhuriyetin nitelikleri arasında
sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel
hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Hukukumuzda da
temel hukuk ilkelerine uygun olarak sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa - Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul
edilmiştir. Bu ilkelere göre sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen
uygulanmalıdır. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’na devredilen varlıklarla
ilgili devirden önce yapılmış akitlerden doğan yükümlülüklerin
ortadan kaldırılması, bu açıdan da Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı düşmektedir.
Öte yandan, bu
düzenlemeyle TOKİ aleyhinde açılmış bulunan ve halen devam eden davalar ile
icra takipleri için de TOKİ’nin her türlü sorumluluğu
ortadan kaldırılmaktadır. Bu durum Anayasanın 138 inci maddesinin dördüncü
fıkrasındaki, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme
kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını
hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
hükmüne de açıkça aykırıdır.
Anayasanın 10
uncu maddesinde, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir.
Hiçbir kişiye,
aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet
organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. “ hükmü yer almaktadır.
Böyle olunca eşit konumdaki kişiler arasında cereyan eden dava ve
takiplerde taraflar hangi hak ve yetkilere sahipse Anayasanın özellikle 10
uncu maddesi gereği TOKİ’nin de aynı hak ve
yetkiye sahip olması tartışmasız bir anayasal zorunluluktur.
Bu haklarını
kullanırken ve özellikle hak ararken kanun önünde herkes eşittir ve hiç
kimseye bu konuda ayrıcalık tanınamaz, özellikle devlet organları ve idare
eşitlik ilkesine uymak ve uygulamak zorundadır.
Anayasamızın
40 ıncı maddesi hükmü Temel Hak Ve Hürriyetlerin
Korunması başlıklı olup,
“Anayasa ile tanınmış
hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden
başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet,
işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere
başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, resmî
görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu
uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu
olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”
Hükmünü içermektedir.
Buna göre
devlet tüm işlemlerinde kendisine karşı başvurulacak kanun yollarını ve
mercilerini belirtmek zorunda olduğu gibi, devlet görevlilerinin
verecekleri tüm zararları da tazmin etmekle yükümlüdür.
Hak arama
hürriyeti temel hak ve hürriyetlerin kapsamı içerisinde olup söz konusu
düzenleme ile bu hakkın kullanımı zedelenmektedir. Yasal zeminde olan hak
ve alacakların tahsili de belirsizliğe itilmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 25.02.2010 tarihli ve 5953 sayılı Arsa Üretimi
ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 3 üncü maddesi ile 02.03.1984 tarihli ve 2985
sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 14, Anayasanın 2 nci,
10 uncu, 13 üncü, 36 ncı, 40 ıncı
ve 138 nci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
2) 25.02.2010
Tarihli ve 5953 Sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 4 üncü Maddesi ile
Değiştirilen 02.03.1984 Tarihli ve 2985 Sayılı Kanunun Geçici Madde 4’ün
Anayasaya Aykırılığı
25.02.2010 tarihli ve 5953 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi ile
değiştirilen 2985 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesinde, Yasa’nın 3 üncü
maddesi ile 02.03.1984 tarihli ve 2985 sayılı Kanuna eklenen ek 14 üncü
madde hükmünün; Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi
tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredilen varlıklardan ve bu
varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden doğan yükümlülükler
nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığına ve ortaklıklarına karşı yargı
mercilerinde açılmış veya husumet yöneltilmiş devam eden davalar ile icra
takiplerinde de uygulanacağı ve söz konusu dava ve takiplerin buna göre
sonuçlandırılacağı hükme bağlanmıştır.
Bu nedenle,
iptali istenen Geçici 4 üncü madde hükmü de, yukarıda (1) numaralı başlık
altında belirtilen nedenlerle, Anayasanın 2 nci,
10 uncu, 13 üncü, 36 ncı, 40 ıncı
ve 138 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Temel hak ve
özgürlüklerden olan hak arama hürriyetinin özünü ölçüsüzce sınırlandıran ve
Anayasaya açıkça aykırı olan bir düzenlemenin uygulanması halinde, sonradan
giderilmesi olanaksız zararlara yol açacağı çok açıktır.
Öte yandan,
Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması,
hukuk devleti sayılmanın da gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin,
bir hukuk devletinde sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken
hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü
ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence
altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti
yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
Söz konusu
hükümlerin uygulanması halinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığına ve hatta
ortaklarına karşı yargı mercilerinde açılmış veya husumet yöneltilmiş devam
eden davalar ile icra takipleri için büyük bir belirsizlik ortaya çıkacak
ve hatta hak kayıplarına sebebiyet verecektir. Ekonomik anlamda gerçek ve
tüzel kişi tarafların önceden öngöremeyecekleri büyük kayıplarına sebebiyet
verebilecektir.
Anayasanın
hükümlerine açıkça aykırılık taşıdığı muhakkak olan bu düzenlemenin
uygulamaya geçmesi durumunda ise telafisi imkansız
zararlar doğacaktır.
Bu zarar ve
durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali
istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de
durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
IV. SONUÇ VE
İSTEM
Yukarıda
açıklanan gerekçelerle, 25.02.2010 tarihli ve 5953 sayılı Arsa Üretimi ve
Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun;
1) 3 üncü
maddesi ile 02.03.1984 tarihli ve 2985 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde
14’ün, Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 13 üncü, 36 ncı, 40 ıncı ve 138 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
2) 4 üncü
maddesi ile değiştirilen 02.03.1984 tarihli ve 2985 sayılı Kanunun Geçici
Madde 4’ün, Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 13 üncü,
36 ncı, 40 ıncı ve 138
inci maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine, Anayasaya açıkça aykırı olmaları ve uygulanmaları
halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için,
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II-
YASA METİNLERİ
A-
İptali İstenen Yasa Kuralları
25.2.2010
günlü, 5953 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali istenen
hükümleri de içeren 3. ve 4. maddeleri şöyledir:
“Madde 3- 2/3/1984
tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanununa aşağıdaki ek maddeler
eklenmiştir.
‘EK
Madde 14- 28/3/2001 tarihli ve 2001/2202 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredilen
varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden
doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığından ve
ortaklıklarından hiçbir hak ve alacak talebinde bulunulamaz.
EK Madde
15- Ekli listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983
tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin eki (III) sayılı cetvelin Toplu Konut İdaresi Başkanlığına
ilişkin bölümüne eklenmiştir.’
Madde
4- 2985 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
‘Geçici Madde 4-
Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut
İdaresi Başkanlığına devredilen varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili
devirden önce yapılmış akitlerden doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut
İdaresi Başkanlığına ve ortaklıklarına karşı yargı mercilerinde açılmış
veya husumet yöneltilmiş devam eden davalar ile icra takipleri ek 14 üncü
madde hükmü uygulanarak sonuçlandırılır.’”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 10., 13., 36., 40.
ve 138. maddelerine dayanılmıştır.
III-
İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh
KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Engin YILDIRIM ve Nuri NECİPOĞLU’nun
katılımlarıyla 13.5.2010 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma
talebinin esas incelemeyle birlikte yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
IV-
ESASIN İNCELENMESİ
Dava
dilekçesi ve ekleri, Anayasa Mahkemesi Raportörü Selami ER tarafından
hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralları,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava
dilekçesinde, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının (TOKİ) devraldığı
varlıklarla ilgili önceki dönemde yapılmış akitleri kendisinin uygulayarak
işlem yaptığı, gelir elde ettiği ve alacakları sahiplendiği halde iptali
istenen düzenlemelerle borçtan sorumlu olmamasının hukuk devletiyle
bağdaşmadığı, bunun üçüncü kişilerin edindikleri hakların kaldırılması
anlamına geldiği, devralınan varlıklarla ilgili anılan kurallarla TOKİ’den hak sahiplerinin TOKİ aleyhine dava
açamamaları ve takip yapamamaları nedeniyle hak arama hürriyetinin
ölçüsüzce sınırlandırıldığı, Geçici 4. maddeyle bahsedilen hükmün TOKİ
aleyhine açılmış ve devam eden dava ve icra takiplerine de uygulanmasının
yasama ve yürütmenin mahkeme kararlarına uymak zorunluluğunu içeren Anayasa
kuralına da aykırı olduğu, devam eden davalarla ilgili tarafların eşit
haklara sahip olması gerektiği, oysa düzenlemeyle TOKİ’ye
ayrıcalık tanınarak Anayasa’daki eşitlik ilkesinin de ihlal edildiği
belirtilerek kuralların, Anayasa’nın2., 10., 13., 36., 40. ve 138. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2985
sayılı Kanun’un ek 14. maddesiyle TOKİ’ye Tasfiye
Halinde Türkiye Emlak Bankası A.Ş.’den (Emlak Bankası) bedeli karşılığı
devredilen varlıklardan ve bu varlıklar ilgili devir öncesi dönemde
yapılmış akitlerden (sözleşmeler) doğan yükümlülükler nedeniyle TOKİ ve
ortaklarından hak ve alacak talebinde bulunulamayacağı ve geçici 4.
maddesiyle devir öncesi işlemlerle ilgili devam eden dava ve icra
takiplerinin de ek 14. madde uygulanarak sonuçlandırılacağı
öngörülmüştür.
Anayasa’nın
2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu
belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda
adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı
sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın
“Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına
sahiptir.” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme
ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı
güvence altına alınmıştır. Maddeyle
güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel
hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden
gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden birisidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı
tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur.
Türk
hukuk sisteminde, bir varlığı devralanın üçüncü kişilere karşı sorumluluğu,
varlık üzerinde üçüncü kişiler lehine tescil veya şerhin varlığı veya
varlığın külli halefiyetle devralınması durumunda
geçerlidir.
Türk
hukuk sistemi, modern hukuk sistemlerine ve hukukun kabul edilen evrensel
ilkelerine paralel olarak malvarlığı haklarından ayni nitelikli olanların
tescil edilerek herkese karşı ileri sürülebileceğini, sözleşmeye bağlı
hakların ise tescil edilmeksizin yalnızca sözleşmenin taraflarına karşı
ileri sürülebileceğini kabul etmektedir. Karma nitelikli haklarda ise
tescil şartı ile devralanın sorumluluğu kabul edilmektedir. Zira tescil ile
üçüncü kişilerin varlığa şerh edilmiş haklardan haberdar olabileceği göz
önünde bulundurulmaktadır.
Hukukumuzda
taşınmaz üzerinde kurulacak sınırlı ayni haklar kanunla veya tapu kütüğüne
tescil ile kazanılabilmekte; taşınır rehini ve işletme rehini gibi diğer
varlıklar üzerinde kurulacak ayni haklar ile satış vaadi, ön alım, arsa
payı karşılığı inşaat gibi diğer ayni haklar da yine tescil ile kurulmakta
ve varlığı devralan üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmektedir.
Sözleşmeye
bağlı hakların üçüncü kişilere karşı ileri sürülememesi, sözleşmelerin
sadece sözleşmenin taraflarını bağlaması, diğer bir ifadeyle borç ilişkisinin
nispi niteliğinin bir gereğidir. Dolayısıyla sözleşmeler kural olarak
tarafları bağladığından tescil edilmeksizin sözleşmeye konu varlığı
devralan üçüncü kişiye karşı ileri sürülemezler.
Külli
halefiyet, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 179.
maddesinde düzenlenmiştir. Külli halefiyetin
varlığı için devreden ile devralan arasında yapılan bir anlaşma ile bir
işletmenin aktif ve pasif unsurlarıyla birlikte devredilmesi gerekmektedir.
4684
sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun ile tasfiyesi öngörülen Emlak Bankasının bankacılık ile ilgili
olmayan varlıkları, bu konuda faaliyet gösteren iştiraklerindeki hisse
payları, ticari taşınmazları ve ihtiyaç fazlası taşınmazları bilânço değeri
üzerinden bedeli karşılığı 2001/2202 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve
14.12.2001 günlü protokol ile TOKİ’ye
devredilmiştir. Dolayısıyla TOKİ’nin Emlak Bankasından varlık devralması satış
benzeri bir işlemle gerçekleştirilmiştir. Satış ilişkisinde alıcının
satılanı devralması ile satıcıya cüzi halef olması sözkonusu
olmakta; satıcının satılanla ilgili borçları alıcıya geçmemekte; ancak
satılan varlık üzerinde tescil veya şerh edilmiş haklardan kaynaklanan
yükümlülükler devirle birlikte alıcıya geçmekte ve alıcının bu
yükümlülüklerinden sorumluluğu hukuken kabul edilmektedir.
Bu
durumda dava konusu kurallarda yer alan; Emlak Bankası tarafından TOKİ’ye devredilen varlıklar ve varlıklarla ilgili
devirden önce yapılmış sözleşmelerdendoğan yükümlülükler nedeniyle
TOKİve ortaklarından hak ve alacak
talebinde bulunulamayacağını ve devam eden dava ve icra takiplerinin bu
hükme göre sonuçlandırılacağını öngören hükümler hukuk sistemimizin kabul
ettiği genel ilkelerle uyumludur. Zira dava konusu kurallar, sözleşme
hukukunun genel ilkeleri arasında yer alan sözleşmelerin taraflarını
bağlayacağı ve üçüncü kişileri bağlamayacağı, tescil veya şerh edilmemiş
hakların üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği ilkelerinin ve
dolayısıyla hukuk sistemimizde yer alan bu ilkelerle ile ilgili hükümlerin
teyidi anlamına gelmektedir.
Hak
arama hürriyetinin ihlal edilmesi için önce ihlal edildiği iddia edilen
konuda bir hakkın hukuk sistemi tarafından korunması gerekir. Malvarlığı
kaynaklı borç/alacak ilişkilerinde, sözleşmenin tarafı olanların tarafı olmayanlardan
sözleşmeye dayalı olarak tescil edilmeyen bir hak talep etmesi söz konusu
değildir.
Genel
bir hukuk ilkesini ve hukuk sistemimizde bu ilke ile ilgili var olan Türk
Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu’ndaki hükümleri teyit eden düzenleme,
Anayasa’da yer alan hak arama hürriyetini ihlal eden bir düzenleme olarak
değerlendirilemez.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Erdal TERCAN
bu görüşe katılmamışlardır.
Dava
konusu kuralların, Anayasa’nın 10., 13., 40. ve
138. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
25.2.2010 günlü, 5953 sayılı Arsa Üretimi ve
Değerlendirilmesi Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un;
1- 3. maddesiyle 2.3.1984 günlü, 2985 sayılı Toplu
Konut Kanunu’na eklenen Ek 14. maddeye,
2- 4. maddesiyle değiştirilen 2985 sayılı
Kanun’un Geçici 4. maddesine,
yönelik iptal istemi,
9.2.2012 günlü, E. 2010/41, K. 2012/19 sayılı kararla reddedildiğinden, bu
maddelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE, 9.2.2012
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
25.2.2010 günlü, 5953 sayılı Arsa Üretimi ve
Değerlendirilmesi Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un;
1- 3. maddesiyle
2.3.1984 günlü, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’na eklenen Ek 14. maddenin,
2- 4.
maddesiyle değiştirilen 2985 sayılı Kanun’un Geçici 4. maddesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla
PERKTAŞ ile Erdal TERCAN’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 9.2.2012
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
2985 sayılı
Toplu Konut Kanunu’na 25.2.2010 günlü 5953 sayılı Yasa ile eklenen Ek Madde
14’de “28/3/2001 tarihli ve 2001/2202 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığına (TOKİ)
devredilen varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış
akitlerden doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığından
ve ortaklıklarından hiçbir hak ve alacak talebinde bulunulamaz.”; 2985
sayılı Kanun’un 5953 sayılı Yasa ile değiştirilen Geçici 4. Maddesi’nde de
“Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi tarafından Toplu
Konut İdaresi Başkanlığına devredilen varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili
devirden önce yapılmış akitlerden doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut
İdaresi Başkanlığına ve ortaklıklarına karşı yargı mercilerinde açılmış veya
husumet yöneltilmiş devam eden davalar ile icra takipleri ek 14 üncü madde
hükmü uygulanarak sonuçlandırılır.” denilmektedir. Buna göre, Toplu Konut
İdaresi ve ortaklıklarına karşı belirtilen kuralların kapsamına giren hak
ve alacak talebinde bulunulmayacağı gibi bunlara ilişkin devam eden davalar
ve icra takipleri de sona erdirilecektir. Bu durumun, Anayasa’ya aykırılık
oluşturduğu savıyla açılan iptal davası, kurallara getirilen farklı yorum
doğrultusunda reddedilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri en geniş biçimiyle tanıyıp güçlendiren, her alanda adil bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, tüm
eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı tutulan devlettir.
Kişilere hukuk
güvenliğinin sağlanması, hukuk devletinin, temel hak ve özgürlüklerin en
geniş biçimiyle tanınıp, korunabilmesi için üstlendiği sorumluluğun
gereğidir. Demokratik bir toplumda hukuk güvenliği, hukuk normlarının
öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven
duyabilmesini, devletin de bu güven duygusunu zedeleyici yasal düzenlemeler
yapmamasını zorunlu kılar. Bu doğrultuda yasalar, kazanılmış hakları saklı
tutmak ve hukuk güvenliğini sarsmamak koşuluyla ancak, geleceğe yönelik
öngörülebilir kurallar içerebilir. Geriye dönük düzenlemelerle kişilerin
haklarının, hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi gözetilmeden kısıtlanması
hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Ayrıca hukuk devletinin, varlık nedeni
olan hukukun üstünlüğünün gerçekleştirilmesi, hukuk kurallarının hiçbir
ayırım yapılmaksızın yönetenler ve yönetilenler üzerinde aynı derecede
etkili ve egemen olması ve herkese hak arama özgürlüğü kapsamında adil
yargılanma hakkının tanınması ile olanaklı hale gelebilir.
Kişilerin,
yürürlükte bulunan mevzuata göre ilgililerden hak talebinde bulunmalarına
veya dava açmalarına ya da açılmış olan davalarına, iptali istenilen yasa
kuralları ile müdahale edilmesi, hukukun üstünlüğü, hukuk güvenliği ve hak
arama özgürlüğü ile bağdaşmadığı gibi, yargı fonksiyonunun, yasama erki
tarafından gaspı sonucunu doğurduğundan, kuvvetler ayrılığı ilkesiyle de
bağdaşmamaktadır.
Öte yandan,
anayasaya uygunluk denetiminde yorumlu ret kararı, iptali istenilen
kuralın, içeriğinin belirsiz olması nedeniyle farklı yorumları olanaklı
kılması halinde başvurulabilecek bir yöntem olup, duraksamaya yol açmayacak
kadar açık ve anlaşılabilir olan kurala farklı bir anlam ve içerik
kazandırılması amacıyla kullanılamaz. Çünkü bu durumda, uyuşmazlık konusu
kuralın yorumlanması değil, yasa koyucunun öngörmediği biçimde yeniden
düzenlenmesi söz konusu olur ki, bunun da Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkisi
içinde bulunduğu kabul edilemez.
Dava konusu
kurallarda belirtilen Türkiye Emlâk Bankası Anonim Şirketi tarafından Toplu
Konut İdaresi Başkanlığına devredilen varlıkların, tanışır ve taşınmaz tüm
mal varlığını ve bunlara ilişkin her türlü hak ve alacağı ifade ettiği
açıktır. Bu durumda alacaklıların tapuya şerh verilmek suretiyle sahip
oldukları ayni haklar gibi bazı haklarının, herkese, bu bağlamda Toplu
Konut İdaresi Başkanlığı ve ortaklılarına karşı da ileri sürülebileceğine
ilişkin yorum, iptali istenilen maddelerin belirli olan içerikleri ve yasa
koyucunun amacı da gözetildiğinde, yeni kural koyma niteliğindedir.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kuralların Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı
olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY GEREKÇESİ
İptalleri
istenilen Ek Madde 14’de, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim
Şirketi’nin Toplu Konut İdaresi’ne devrettiği varlıklardan devir öncesi
dönemde doğan ayni nitelikli haklar ile bu varlıklarla ilgili sözleşmelerden
yine devir öncesi dönemde doğan alacak niteliğindeki hakların, Toplu Konut
İdaresi ve ortaklarından talep edilemeyeceği, Geçici Madde 4’de ise
bahsedilen haklarla ilgili devam eden davaların ve icra takiplerinin bu
kurala göre sonuçlandırılacağı öngörülmektedir
Söz konusu
kuralların amacının, hukuk sistemimizde var olan Medeni Kanun, Borçlar
Kanunu ve İcra İflas Kanunu gibi kanunlara dayanılarak Toplu Konut İdaresi
ve ortaklarına karşı açılması mümkün olan davaların açılmasını, açılmış
olan davaların yürütülmesini ve elde edilen hakların infaz edilmesini
önlemek olduğu açıktır. Bu nedenle iptali istenilen kurallara başka bir
anlam yüklemek mümkün bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 2.
maddesinde öngörülen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın
36. maddesinde ise, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı
organları önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkının
bulunduğu belirtilmektedir. Bu kural, temel hak ve özgürlüklerden gereken
şekilde yararlanılmasının ve bunların korunmasının en etkili
güvencelerinden biridir.
Tasfiye
Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi’nden devraldığı varlıklardan
kaynaklanan hakların, Toplu Konut İdaresi ve ortaklarından dava yolu ile
talep edilememesine ve devam eden davalar ile icra takiplerinin de bu
hükümler uyarınca sonuçlandırılmasına ilişkin kurallar, hak sahiplerinin,
Toplu Konut İdaresi ve ortaklarına karşı Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve
İcra İflas Kanunu gibi kanunlara dayanarak açabilecekleri davaların
açılmasını, açılmış olanların devam ettirilmesini ve elde edilen (icra
takip aşamasına getirilen) hakların da infaz edilmesini önlemek suretiyle
hak arama hürriyetini ve kazanılmış hakları ortadan kaldırmaktadır.
Öte yandan,
Tasfiye Halinde Emlak Bankası Anonim Şirketi’nin Türkiye Toplu Konut
İdaresi’ne yaptığı devirden dolayı malvarlığında meydana gelen azalma ve
Toplu Konut İdaresi’nden hak talebinde bulunma yasağı nedeniyle hak
sahiplerinin, Tasfiye Halinde Emlak Bankası Anonim Şirketi’nden elde
edebilecekleri haklar da riske sokularak, hak arama hürriyeti
zayıflatılmaktadır.
Bu nedenle
kurallar, Anayasa’da yer alan hak arama hürriyetini ve hukuk devleti ilkelerinden
olan kazanılmış hak kavramını ortadan kaldırmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletine ve 36.
maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırı olan kuralların iptali
gerektiğinden, çoğunluk görüşüne katılmadık.
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
KARŞIOY
YAZISI
25.2.2010 günlü, 5953 sayılı Kanun’la 2985 sayılı
Toplu Konut Kanunu’na eklenen Ek 14. maddede, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak
Bankası tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredilen varlıklardan
ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden doğan
yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığından ve ortaklarından
hiçbir hak ve alacak talebinde bulunulamayacağı, Kanun’un değiştirilen
Geçici 4. maddesiyle de, devredilen varlıklardan ve devirden önce yapılmış
akitlerden doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığına
ve ortaklarına karşı yargı mercilerinde açılmış veya husumet yöneltilmiş davalar
ile icra takiplerinin Ek 14. madde uygulanarak sonuçlandırılması
öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti, 36.
maddesinde hak arama hürriyeti düzenlenmiştir. Malvarlığı kaynaklı bir
talebin haklı olup olmadığının saptanması, bağımsız yargı organlarının
yetkisine giren bir husus olup, somut olaylarda sözleşmeye dayalı bir
hakkın sözleşmenin tarafı olmayan veya tarafı olmaktan çıkmış kişilerden
istenip istenemeyeceğinin belirlenmesi ancak hak arama hürriyetinin
kullanılmasıyla mümkün olabilir. Başka bir ifadeyle, hukuk devletinde yasa
koyucunun, hukuk sisteminin genel ilkeleri karşısında dava yoluyla bir
hakkın aranmasının yararı olmayacağı gerekçesiyle hak arama hürriyetinin
özünü zedeleyen, kullanılmaz hale getiren bir düzenleme yapması mümkün
değildir. Yasa kuralının çıktığı tarihte açılmış veya husumet yöneltilmiş
dava ve icra takiplerinin de sonuçlandırılmaksızın, yasa gereği zorunlu
olarak reddedilmesi hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Kuralların Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırılık
nedeniyle iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞI
GÖRÜŞ
25.2.2010 tarihli ve 5953 sayılı Arsa Üretimi ve
Değerlendirilmesi Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un 3. maddesiyle 2.3.1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut
Kanunu’na eklenen Ek 14. maddenin ve4. maddesi ile değiştirilen yine
Toplu Konut Kanunu’nun Geçici 4. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu
gerekçesiyle iptali istenmiştir.
5953 sayılı Arsa Üretimi ve
Değerlendirilmesi Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un iptali talep edilen maddeleri şöyledir:
“Ek
Madde 14- 28/3/2001 tarihli ve 2001/2202 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığına (TOKİ)
devredilen varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış
akitlerden doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığından
ve ortaklıklarından hiçbir hak ve alacak talebinde bulunulamaz.”
“Geçici Madde 4- Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredilen
varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden
doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığına ve
ortaklıklarına karşı yargı mercilerinde açılmış veya husumet yöneltilmiş
devam eden davalar ile icra takipleri ek 14 üncü madde hükmü uygulanarak
sonuçlandırılır.”
İptal konusu maddelerin gerekçelerinin
ilgili bölümleri ise şu şekildedir:
“Madde
3- Madde ile; 2985 sayılı Toplu Konut Kanununa iki
ek madde eklenmiştir. Ek 14 üncü maddede; Tasfiye Halinde Türkiye Emlak
Bankası Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığına yapılan
devirlerle ilgili düzenlemeye yer verilmiştir. 28.3.2001
tarihli ve 2001/2202 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Tasfiye Halinde
Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinin bankacılık faaliyetleri dışında
kalan mal varlıkları ve bu konuda faaliyet gösteren iştiraklerindeki hisse
payları ve ticari gayrimenkulleri ile ihtiyaç fazlası gayrimenkullerinin
bilânço değeri üzerinden olmak üzere bedeli mukabilinde, Toplu Konut
İdaresi Başkanlığına devredilmesi düzenlenmiştir.
Bilahare 4684 sayılı Kanun ile
Bankanın tasfiyesi öngörülmüştür. Tasfiyeden amaç, Bankanın kanuni
takipteki alacaklarının tahsili ile gayrimenkul faaliyetlerinden doğan
borçların ödenmesi ve alacakların tahsilini müteakip hissedarlara dağıtım
yapılarak Bankanın tüzel kişiliğinin sona erdirilmesidir. Bu nedenle devir
konusu varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce Banka tarafından
yapılmış akitlerden doğan yükümlülüklerin de Banka tarafından yapılmış
işlemlerden doğduğu nazara alınarak Bankanın tasfiyesi çerçevesinde
karşılanması gerekmektedir. Zira tasfiye halindeki Bankanın mevcut işlevi
alacak tahsili ve borç ödemesinden ibarettir, bu işlemler bitirildiğinde de
tüzel kişiliği sona erecektir. Bu çerçevede maddede, Toplu Konut İdaresi
Başkanlığının ve ortaklıklarının devraldığı varlıklar ve bu varlıklara dair
devirden önce yapılmış akitlerle ilgili yükümlülüklerden sorumlu olmaması
hüküm altına alınmıştır.
Madde 4- Madde ile;
2985 sayılı Toplu Konut Kanununun geçici 4 üncü maddesi değiştirilerek,
Toplu Konut idaresi Başkanlığının ve ortaklıklarının Tasfiye Halinde
Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinden devraldığı varlıklar ve bu
varlıklara dair devirden önce yapılmış akitlerle ilgili borçlardan sorumlu
olmamasına ilişkin getirilen hükmün, devir tarihinden sonra açılmış dava ve
icra takiplerinde veya devir tarihinden önce Banka aleyhine açılmış olup
devir tarihinden sonra dava ihbarı ve sair suretle Toplu Konut İdaresi
Başkanlığına ve ortaklıklarına husumet yöneltilmek suretiyle sürdürülen
dava ve icra takiplerinde de uygulanması öngörülmüştür.”
Mahkememiz çoğunluğu tarafından, sözleşmenin
sadece taraflarını bağlayacağı, üçüncü kişileri bağlamayacağı, tescil veya
şerh edilmemiş hakların üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği,
dolayısıyla bu şekildeki hakların TOKİ’ye ve
ortaklıklarına karşı ileri sürülebileceği gerekçeleriyle, iptali istenen
her iki hükümde Anayasaya aykırı görülmemiştir.
İptali talep edilen kuralların gerekçeleri
dikkate alındığında, söz konusu maddelerin, Bakanlar Kurulu kararı ile
tasfiye haline giren Türkiye Emlak Bankasının bankacılık faaliyetleri
dışında kalan malvarlığının, ticari gayrimenkulleri ile ihtiyaç fazlasıgayrimenkullerinin,
bilanço değeri üzerinden bedeli mukabilinde devredilmesi kabul
edilmiş,ancak TOKİ’ye
ve ortaklıklarına devredilen malvarlığı ile ilgili olarak, devirden önce
gerçekleşen yükümlülüklerin TOKİ’yeve ortaklıklarına geçmemesi, tasfiye
halindeki banka nezdinde kalarak tasfiyesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Devredilen malvarlığı ile ilgili olarak açılmış dava, yapılmış icra takibi
varsa bunlar da, Geçici Madde 4 gereğince, Ek madde 14’te belirtilen esas
çerçevesinde sonuçlandırılacak, TOKİ’ye ve
ortaklıklarına karşı devam etmemesi sağlanacaktır.
Öncelikle Ek madde 14’te geçen “…devredilen varlıklardan ve bu
varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden doğan yükümlülükler”
ifadesinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.Burada geçen “varlık” kavramı ile
kastedilen, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi tarafından
TOKİ’ye ve ortaklıklarına devredilen, iştiraklerindeki
hisse payları, gayrimenkulleri ile ihtiyaç fazlası gayrimenkullerdir.
Devredilen bu malvarlığı, aktifi ve pasifi ile bir bütün olarak devredilmemiş,
sadece bedeli karşılığında aktifi ile devredilmek istenmiş, TOKİ ve
ortaklıkları, devraldığıbu malvarlığından kaynaklanan yükümlülüklerle sorumlu
kılınmak istenmemiştir. Nitekim, hükmün gerekçesinde
yer alan, “Bu çerçevede maddede,
Toplu Konut İdaresi Başkanlığının ve ortaklıklarının devraldığı varlıklar
ve bu varlıklara dair devirden önce yapılmış akitlerle ilgili
yükümlülüklerden sorumlu olmaması hüküm altına alınmıştır” ifadesi bu
sonucu açıkça teyit etmektedir. O nedenle de, hükümde herhangi bir sınırlama
yapılmaksızın, “…devredilen
varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden
doğan yükümlülükler” denilerek herhangi bir istisnaya yahut yoruma
meydan bırakılmamıştır. Bu açıdan, devredilen varlıklar üzerindeki devirden
önce gerçekleşmiş üçüncü kişilereait gerek ayni, gerek şahsi tescil
veya şerh edilmiş olsalar dahi,tüm
haklar hükmün kapsamı içinde kabul edilmelidir.
Bilindiği gibi borçlar, kanundan, mahkeme
kararından, sözleşmeden, haksız fiilden vb. doğabilir. Bu açıdan
bakıldığında, devredilen varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden
önce yapılan akitlerden doğan yükümlülükler, TOKİ’yeve ortaklıklarına karşı ileri
sürülemeyecek diğerlerinin ise ileri sürülmesi mümkün olacaktır.
Malvarlığına ilişkin haklar, genel olarak
ayni haklar ve şahsi haklar olarak ikiye ayrılmaktadır. Şahsi haklardan,
Medeni Kanun m. 1009’da öngörülen şahsi hakların tapu siciline şerh
verdirilmesi kabul edilmiştir. Buşekilde tapu siciline şerh verilen
şahsi haklar da, tıpkı ayni haklar gibi, eşyaya bağlı borç haline gelmekte
ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmektedir. Buna karşılık, şerh
edilmemiş şahsi haklar üçüncü kişilere karşı ileri sürülememekte, sadece
ilgili tarafları örneğin sözleşmeyi imzalayantarafları bağlamaktadır. Eğer,
sözleşme konusu şey, örneğin kiralanan taşınmaz kiralayan tarafından üçüncü
bir kişiye devredilirse, kiralayanın kira konusu taşınmazı kullanma hakkı
sona ermekte, üçüncü kişiye karşı ileri sürülememektedir; böyle bir durumda
kiracının,kiralayandan tazminat
istemesi mümkün olabilmektedir. Buna karşılık, kira tapu siciline şerh
verilmişse, kiracı hakkınıtaşınmazı devralan üçüncü kişiye
karşı da ileri sürebilmektedir.
Bu açıdan söz konusu hükmü incelediğimizde,
devirden önce doğmuş olan yükümlülükler açısından, TOKİ’ye
ve ortaklıklarına devredilen varlıklarla ilgili olarak, eğer eşyaya bağlı
borç haline gelmiş, ayni veya tapu siciline şerh verilmiş şahsihaklar
varsa, bunlar devirle sona ermeyeceğinden, devralan TOKİ’ye
ve ortaklıklarına karşı ileri sürülebilmelidir. Buna karşılık, devredilen
varlıklarla ilgili olarak Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinin
şahsi yükümlülüğü varsa, bunlar, ilgili malvarlığının devriyle birlikte,
üçüncü kişiye yani TOKİ’ye ve ortaklıklarına
geçmez,bunların sorumlusu Emlak
Bankası olarak kalmakta devam etmelidir. Ancak, ilgili malvarlığı üçüncü
bir kişiye devredildiğinden, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketibu
yükümlülüğü aynen ifa edemiyorsa, tazminat sorumluluğu söz konusu olabilir.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde, iptali istenilen hükümde, ayni hak,
şahsi hak, herhangi bir sınırlama yapılmadan, “…devredilen
varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden
doğan yükümlülükler”in TOKİ’ye
ve ortaklıklarına geçmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu durum, madde
gerekçesinde de tereddüde yer bırakmayacak şekilde ifade edilmiştir. Bu
şekilde, devredilen varlıklar üzerinde, devirden önce üçüncü kişiler lehine
doğmuş (mülkiyet dışındaki diğer) ayni ve tapu siciline şerh verilen şahsi
hakların, devralanTOKİ’ye ve ortaklıklarına karşı
ileri sürülmesinin kanunla engellenmesi, hak sahiplerinin Anayasa m. 35 ile
koruma altına alınan mülkiyet hakkının ihlâli sonucunu doğurmaktadır.
Bir an için, üçüncü
kişilerin devirden önce iktisap ettiği ayni ve tapu siciline şerh verilen
şahsi hakların zaten tapu sicilinden anlaşılabileceği, devralanın bunlarla
yüklü olarak ilgili taşınmazları devraldığı, o nedenle bunların TOKİ’ye ve ortaklıklarına karşı ileri sürülebileceğinin
tabîi olduğu, o nedenle hükmün devredilen
varlıklar ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden doğan
(şerh verilmemiş) şahsi hakları kapsadığı, bunların TOKİ’ye
ve ortaklıklarına karşı ileri sürülmesinin engellenmek istendiği
düşünülebilir. Ancak
yukarıda belirtildiği üzere, tapu siciline şerh verilmemiş şahsi haklar
zaten devirden sonra, TOKİ’ye ve ortaklıklarına
karşı ileri sürülemez, devreden borçlu Tasfiye Halinde Türkiye Emlak
Bankası Anonim Şirketine karşı ileri sürülebilir. O nedenle, devirden sonra
TOKİ’ye ve ortaklıklarına karşı zaten ileri
sürülemeyen şahsi hakların, ileri sürülmesinin engellenmesi için tekrar bir
hüküm getirmek anlamsız olur.
İptali talep edilen diğer hüküm, Geçici
Madde 4 açısındankonu incelendiğinde, Ek madde 14’teki düzenlemenin esas
alınarak, devredilen varlıklardanve
bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden doğanyükümlülüklerden kaynaklanan
uyuşmazlıklar ve yapılan takiplerin durumu düzenlenmiş ve şöyle
denilmiştir. “Geçici
Madde 4 - Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi tarafından
Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredilen varlıklardan ve bu varlıklarla
ilgili devirden önce yapılmış akitlerden doğan yükümlülükler nedeniyle
Toplu Konut İdaresi Başkanlığına ve ortaklıklarına karşı yargı mercilerinde
açılmış veya husumet yöneltilmiş devam eden davalar ile icra takipleri ek
14 üncü madde hükmü uygulanarak sonuçlandırılır.”
Görüldüğü gibi
hükümle, hükmün gerekçesinde de belirtildiği üzere, EK madde 14’de
getirilen esasın, “devir tarihinden sonra açılmış dava ve icra takiplerinde
veya devir tarihinden önce Banka aleyhine açılmış olup devir tarihinden
sonra dava ihbarı ve sair suretle Toplu Konut İdaresi Başkanlığına ve
ortaklıklarına husumet yöneltilmek suretiyle sürdürülen dava ve icra takiplerinde
de uygulanması” öngörülmüştür. Böylece,EK madde 14 ile TOKİ’ye ve ortaklıklarına
karşı ileri sürülmesiengellenen haklara ilişkin olarak, bu kez dava ve takiplerin
de TOKİ’ye ve ortaklarına karşı devam ettirilmesi
engellenerek, TOKİ ve ortaklıkları söz konusu dava ve takiplerden de kurtarılmak
istenmiştir.
EK madde 14 açısından yukarıda belirtilen
gerekçelere paralel olarak, burada da TOKİ’ye ve
ortaklıklarına karşı ileri sürülebilen ayni haklar ve tapu siciline şerh
verilmiş şahsi haklar nedeniyle TOKİ’ye ve
ortaklıklarına karşı artık yeni dava açılamayacağı, takip yapılamayacağı;
eğer daha öncedava açılmış, takip yapılmış ise,bunların da Tasfiye Halinde Emlak
Bankasına yöneltilmesi gerekeceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Üçüncü kişilerin elde ettikleri ayni haklar
ve şerh verilmiş şahsi haklar nedeniyle, dava açmaları veya takip yapmaları
gerektiğinde, bunu TOKİ’ye ve ortaklıklarına yöneltmeleri
gerekiyorsa, örneğin ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte olduğu
gibi, TOKİ’ye ve ortaklıklarına yöneltmeleri söz
konusu hüküm ile engellendiğinden, hak arama özgürlüğü sınırlanmış
olmaktadır. Bu durumun da,hak arama
özgürlüğünü düzenleyen Anayasanın 36. maddesine aykırılık teşkil ettiği
açıktır. Keza, örneğin devredilen bir taşınmaz üzerinde 3. kişi lehine
ipotek varsa,ipoteğin paraya
çevrilmesi yolu ile takip, ipoteğin ayni hak niteliğinde olması nedeniyle
taşınmaza ve taşınmazın sahibine yöneltilmek zorundadır. Oysa sözkonusu hüküm nedeniyle ipotekli taşınmazı devralan TOKİ’ye ve ortaklıklarına karşı takip yapılamayacaktır.
Bu durum, ayni hakkın niteliğine aykırı olduğu, o nedenle hukuk devleti
ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, hak sahibinin ayni hakkını etkisiz hale
getirdiğinden mülkiyethakkına da aykırıdır.
Daha önce TOKİ’ye
ve ortaklıklarına karşıaçılmış davaların, yapılmış takiplerin bundan sonra Tasfiye
Halinde Emlak Bankasına yöneltilmesi gerekeceğinden, bu durum yine hak
arama özgürlüğünü kısıtlama anlamına geleceği gibi, dava veya takipte
alacaklı üçüncü kişi lehine doğmuş bir takım hakların, örneğin haciz
vb.sona ermesine deneden olabilir. O nedenle, Anayasa m. 2
gereğince, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan hukuki istikrarın, bir
takım kazanılmış hakların korunması gereğinin de ihlâli sonucu ortaya
çıkabilir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, 25.2.2010
günlü ve 5953 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun İle
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;
- 3. maddesi ile 2.3.1984 günlü ve 2985
sayılı Toplu Konut Kanununa eklenen Ek 14. maddenin,
- 4. maddesi ile değiştirilen 2.3.1984 günlü
ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun Geçici 4. maddesinin,
Anayasa’nın 2., 35.
ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde olduğumdan,
çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
|