|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı: 2011/134
Karar
Sayısı: 2012/83
Karar
Günü: 24.5.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR
:
1- Kocaeli 1. İş Mahkemesi(E.2011/134)
2- Söğüt Asliye Hukuk Mahkemesi(E.2012/26)
İTİRAZIN KONUSU : 12.1.2011 günlü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 109. maddesinin “Talep
konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise
kısmi dava açılamaz.” biçimindeki (2) numaralı fıkrasının
Anayasa’nın2.,
13., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Kıdem tazminatı, fazla mesai, ihbar tazminatı,
milli bayram ve yıllık ücretli izin alacağının tahsili talebine ilişkin
olarak açılan davalarda, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanaatine varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ
A- E.2011/134 Sayılı İtiraz Başvurusunun Gerekçe
Bölümü Şöyledir:
“Mahkememize açılan dava işçinin çalışmasından
kaynaklanan kıdem tazminatı, fazla mesai, ihbar tazminatı, yıllık izin
alacağı ve milli bayramlarda çalışma ücretine dayalı işçi alacağı
davasıdır.
Davacı dava dilekçesinde belirttiği işçilik
alacaklarını talep ederek, fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuştur.
HMK 107. maddede belirsiz alacaklarda asgari bir
miktar üzerinden kısmi dava açılabileceği bildirilmiştir.
HMK 109/2. maddesinde ise talep konusunun miktarı
taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belli ise kısmi dava açılamayacağı
hükmünü içermektedir.
Bu durumda davacının talep ettiği işçilik
alacaklarının belirsiz bir alacak mı yoksa belirlenebilir bir alacak mı
olduğu önem taşımaktadır.
Adalet Bakanlığınca düzenlenen HMK seminerinde
seminer veren öğretim görevlileri tarafından da belirtildiği üzere bir işçi
bir işyerinde ne kadar süre ile çalıştığını, ne kadar maaş aldığını, ne
zaman mesaiye kaldığını ve davalıdan talep edebileceği işçilik alacağının
ne kadar olduğunu açıkça bileceğinden işçilik alacakları belirlenebilir
alacaklardandır.
Bu nedenle davacı tarafından fazlaya ilişkin hakkı
saklı tutularak açılan işçilik alacaklarından doğan davalarda HMK 109/2.
madde gereğince kısmi davanın açılamama durumu söz konusu olup, derdest
davamızda HMK 109/2. maddesinin uygulanma ihtimali bulunmaktadır.
Yani HMK 109/2. madde gereğince davacı fazlaya
ilişkin hakkını saklı tutarak kısmi dava açamaz açılan bu davanın HMK
109/2. maddesi gereği “Usulden reddi” gerekmektedir. Ancak davaya uygulanma
ihtimali bulunan 6100 s. K (HMK) 109/2. madde TC. Anayasasının 36.
maddesine aykırıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesinde
“Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak sureti ile yargı mercileri
önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan
kaçamaz” hükmü düzenlenmiştir.
Keza Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.
maddesi;
1- Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle
ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar
konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve
açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda
verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal
güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel
hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya
davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği
bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava
süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak
sürdürülebilir.”
Hükmünü içermektedir.
Ayrıca davamıza konu olaya uygulanması muhtemel
olan 6100 sayılı Kanunun 109/2. maddesi aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi olarak bilinen İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına
İlişkin Sözleşmenin 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkına da
aykırıdır.
6100 s. K (HMK) 109/2. maddesi TC. Anayasasının 36.
maddesinde belirtilen “hak arama hürriyeti” ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 6. maddesinde belirtilen “Adil yargılanma ilkesine” aykırı
olduğundan Anayasamızın 152. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesine
başvurulmasına karar verilmiş olup;
Gereği takdirlerinize saygıyla arz olunur.”
B- E.2012/26 Sayılı İtiraz
Başvurusunun Gerekçe Bölümü Şöyledir:
“DAVA: Davacı vekili mahkememize verdiği 02.01.2012
havale tarihli dava dilekçesi ile taraflar arasında iş akdi yapıldığını ve
davacının 23.05.2006 tarihinde işçi olarak işe başladığını, davacının
ücretinin aylık 680,00.-TL olduğunu, davalı işverenin davacının ücretlerini
zamanında ve tam ödemediğini, ayrıca davacıya fazla mesai ücretlerinin de
ödenmediğini, bu nedenlerle davacının iş akdini haklı nedenle feshettiğini
belirterek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 4.000,00.-TL
net kıdem tazminatının ve 100,00.-TL net yıllık ücretli izin alacağının
fesih tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksekfaizi ile birlikte davalıdan
tahsilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili ise 03.02.2012 havale tarihli
dilekçesinde, davacının bildirim süresine uymadan iş akdini feshettiğini ve
fesih ile hakkın kötüye kullanıldığını belirterek davanın reddini talep
etmiştir.
İTİRAZ KONUSU NORM: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 109. maddesinin ikinci fıkrası, “Talep konusunun miktarı,
taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.”
hükmündedir.
İLGİLİ ANAYASA MADDELERİ: 2709 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun
huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,
Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”, 13. maddesi,
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın
ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik
toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine
aykırı olamaz.”, 36. maddesi, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”, 141/4. maddesi,
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının
görevidir.” hükümlerini içermektedir.
İLGİLİ ULUSLARARASI METİNLER: Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 6/1. maddesinde, “Herkes,gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai
alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,
yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının
makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme
hakkına sahiptir.” denilmektedir.
ANAYASA’YA
AYKIRILIK GEREKÇELERİ: 04/02/2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 12/01/2011 tarihli ve 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (H.M.K.), bu Kanunun 451. maddesine göre
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, Kanunun 450. maddesi ile de,
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
6100 sayılı H.M.K.’nun ikinci kısmının birinci
bölümünde 105.-113. maddeleri arasında dava çeşitleri, bu Kanunun 109.
maddesi ile de, kısmi dava düzenlenmiştir. Anılan madde ile,
talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda kısmi
dava açılabileceği, ancak talep konusu miktarının taraflar arasında
tartışmasız veya açıkça belirli olması durumunda kısmi dava açılamayacağı
hükme bağlanmıştır. Maddenin ikinci fıkrasının gerekçesinde, “Maddenin
ikinci fıkrasında talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız
ve açıkça belirli olması durumunda kısmi davanın açılamayacağı hüküm altına
alınmıştır. Bununla kısmi dava kurumunun amaç dışı kullanılmasının önüne
geçilmek istenmiş, yani sözü edilen hâlde davacının kısmi dava açmakta
hukuki yararının bulunmadığı kabul edilmiştir.” denilmiştir.
Görüldüğü üzere, 6100 sayılı H.M.K.’nun 109/2. maddesi ile, kısmi
dava açılması sınırlandırılmıştır. Yine bu Kanunun 107. maddesinde de,
belirsiz alacak davası düzenlenmiş, alacağın miktarı yahut değerinin tam ve
kesin olarak belirlenememesi veya bunun imkansızlaştığı
hallerde belirsiz alacak davası açılabileceği öngörülmüştür. Şartları
oluşmadan, doğrudan belirsiz alacak, tespit davası veya kısmi dava açılması
durumunda, hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar
verilecektir. H.M.K.’nun 114/1-h bendi uyarınca,
hukuki yarar dava şartıdır. H.M.K.’nun 115/2.
maddesinde de mahkemenin, dava şartı noksanlığını tespit ederse, davanın
usulden reddine karar vereceği; ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi
mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre vereceği; bu süre içinde dava
şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden
reddedeceği belirtilmiştir. Ayrıca, fazlaya ilişkin hak sonradan dava
konusu yapılamamaktadır.
Yasa tasarısı taslağının hazırlanışında görev yapan
öğretim üyelerinden Özekes, “Bugüne kadar fazlaya
ilişkin hakların saklı tutulması anlayışı terk edilmiş, böyle bir ifade
olmasa dahi daha sonra fazlaya ilişkin hakların dava edilmesi teorik olarak
mümkün kılınmıştır. Fakat, eğer alacak belirli
veya tarafça belirlenebilir ise, tarafın kısmi dava açma imkanı ortadan
kaldırılmıştır. Bu çerçevede, özellikle iş hukuku gibi alanlarda pilot
dava, ön dava gibi açılan davalar artık belirli ya da belirlenebilir
alacaklar bakımından mümkün değildir, açılırsa dava hukuki yarar yokluğundan
redde mahkumdur. Bu sebeple, davayı parçalara
ayırarak açma dönemi kural olarak bitmiştir.” demektedir (ÖZEKES, Muhammed,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Ne Getiriyor, Esas Dergisi, Sayı: 1, sayfa: 7-8).
Yine öğretide, kısmi dava açılması durumunda hukuki yararın bulunmadığından
bahisle davanın reddi gerektiği belirtilmekte, örnek olarak da işçi
alacakları davaları gösterilmektedir (PEKCANITEZ, Hakan/ATALAY,
Oğuz/ÖZEKES, Muhammed, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Yetkin Yayınları,
sayfa:316-320).
Öğretide bazı görüşler de, “...ülkemizde işçilik
alacakları ile ilgili davaların belirsiz alacak veya kısmi dava türünde
açılamayacağını ileri sürmek, adli sonuçlar doğurmayacağı gibi iş hukukuna hakim ilkelerden, işçinin korunması ilkesinin de
ihlaline yol açabilir.” yönündedir. (ÇİL, Şahin/KAR, Bektaş,
6100 sayılı HMK’ya Göre İş Yargısında Belirsiz
Alacak Davası ve Kısmi Dava, Yetkin Yayınları, sayfa 136).
Görüldüğü üzere yeni düzenleme, bazı belirsizlikler
getirmiştir ve adil olmayan sonuçlara yol açabilir;
1- Her şeyden önce, öğreti ve uygulamada, halen
hangi davaların kısmi dava olarak açılamayacağı tartışılmaktadır. Kanunun
kabul edildiği tarih dikkate alındığında, aradan geçen zamana rağmen henüz
hukukçuların dahi görüş birliğine varamadığı bir konuda, ülkemizde dava
açmak için avukat tutma zorunluluğu da bulunmadığına göre, vatandaşın hangi
davayı kısmi olarak açabileceği, hangisini açamayacağı konusunda tereddüde
düşeceği kuşkusuzdur.
Yine, değinildiği üzere kısmi davanın hangi
hallerde açılabileceği hususu her somut olaya göre değişmektedir. Halbuki bir hukuk devletinde her uyuşmazlığa uygulanacak
usul hükümlerinin çok açık ve belirli bir şekilde düzenlenmesi
gerekmektedir. Ayrıca, karşı tarafın verdiği bilgi veya
tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak
belirlenebilmesi veya talep konusunun miktarının, taraflar arasında
tartışmasız veya açıkça belirli olmasını dava tarihinde öğrenmesi mümkün
olmayan davacının belirli bir yönde dava açmanın olumsuz sonuçlarına (yargılama
giderleri, zamanaşımı gibi) katlanmak zorunda bırakılması hukuki güvenlik
ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Usul kurallarının karmaşık ve muğlak
olmaması; adil yargılanma ilkesi ve hukuk devleti ilkesinin gerekleridir.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Airey-İrlanda
davasının kararında (9 Ekim 1979, Seri A No. 32, s. 12-14, paragraf 24), AİHM’e üye Devletler’in
mahkemelere etkili erişim hakkını garanti etmesi gerektiğini belirtme
fırsatı bulmuştur. Bu davada AİHM, usul kurallarının karmaşık olması
nedeniyle AİHS’nin 6. madde’nin birinci
fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir. Ayrıca, Bellet-Fransa
davasının kararı (4 Aralık 1995, Seri A No. 333-B, paragraf 37-38) kan
nakli neticesinde enfeksiyon kapan hemofili hastalarıyla
ilgilidir. Mağdurlara tazminat fonundan tazminat ödenmesiyle dava açma
hakkından feragat edilmiş sayılıp sayılmayacağı konusunda taraflar
anlaşmaya varamamıştır. Paris İstinaf Mahkemesi davanın açılmasında fayda
tespit edemediğinden, davanın reddedildiğini bildirmiştir. AİHM şu beyanda
bulunmuştur: “Neticede, sistem, mevcut yolların kullanılması için gereken
usuller ve bunların eşzamanlı kullanımından kaynaklanan kısıtlamalar
konusunda yeterince açık olmadığı gibi, bir yanlış anlamayı önleyecek güvencelerle
de donatılmamıştır.
Davanın tüm koşullarına bakıldığında, Mahkeme
başvurucunun Paris İstinaf Mahkemesi önündeki dava sürecinde somut ve etkin
bir erişim hakkından faydalanamadığını tespit etmiştir. Dolayısıyla, 6.
madde’nin 1. fıkrası (madde 6-1) ihlal edilmiştir.”
2- Aynı hukuki ilişkiden doğan dava konusu
taleplerden bazılarının belirli, bazılarının belirsiz, bazılarının da kısmi
davaya konu olabilecek nitelikte bulunması durumunda, bunların ayrılarak
açılması da Anayasa’nın 141/4. maddesinde öngörülen usul ekonomisine
(davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması) de aykırıdır.
3- İtiraz konusu anılan madde ile,
hakkın kullanımının, zamanaşımı süresi içinde hak arayanın tercih ve kararına
bırakılmamış olması ve alacağın tamamı için dava açma zorunluluğu
getirilmesi hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı gibi temel hak ve
özgürlüklerin ve hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması sonucunu da
doğurmaktadır. Hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olmamak kaydıyla
davacı alacağının bir kısmını dava etmek hakkına sahip olmalıdır, esasen
kimi zaman bunda hukuki yararı da olabilir. Aksine bir düzenleme ile bu
hakkı tamamen sınırlamak AİHS’nin 6/1. maddesine
de aykırıdır.
4- Anılan maddenin gerekçesi olarak, eski Kanun
döneminde her bir dava için ayrı vekalet ücreti
almak amacıyla kısmi dava açıldığı gösterilmektedir
(PEKCANITEZ/ATALAY/ÖZEKES, adı geçen eser, sayfa 319-dipnot). Ancak bahsi
geçen örnek olayda açıkça hakkın kötüye kullanılması söz konusu olup, 4721
sayılı T.M.K.’nun 2. maddesine göre değerlendirme
yapılması ile sorun aşılabilmektedir. T.M.K.’nun
2. maddesi zaten başlı başına hakkın kötüye kullanılmasının
sınırlandırılması için getirilmiştir. Üstelik,
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde değişiklik yapılmak suretiyle belirtilen
sakıncanın önüne geçilmesi mümkün olup, nitekim tarifenin 12. maddesindeki
değere ilişkin davalarda vekalet ücretinin maktu vekalet ücretinden az
olamayacağı yönündeki düzenleme Danıştay’ca 2011 yılında iptal edilmiş ve
2012 yılına ait tarifede de, söz konusu sakıncayı aşacak şekilde düzenleme
yapılmıştır. Dolayısıyla öğretide itiraz konusu norma ilişkin olarak ileri
sürülen bu gerekçenin de bir dayanağı bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, kısmi dava açılmasının
sınırlandırılmasına ilişkin getirilen 6100 sayılı H.M.K.’nun 109/2. maddesi hükmünün; Anayasa’nın 2. maddesinde
düzenlenen hukuk devleti ilkesine, 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılamayacağı kuralına, 36. maddesinde düzenlenen
hak arama özgürlüğü kuralına ve 141. maddesinde öngörülen usul ekonomisi
ilkesine aykırılık teşkil ettiği kanaatiyle, itiraz konusu normun iptali
için Anayasa’nın 151. maddesine göre Anayasa Mahkemesine başvuruda
bulunması gerektiği sonucuna varılmıştır.
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklanan ve Yüksek
Mahkemece gözetilecek diğer nedenlerle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanununun 109. maddesinin ikinci fıkrasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın 2., 13. ve 36. ile 141. maddelerine
aykırı olduğunun TESPİT EDİLEREK İPTALİNE karar verilmesi Anayasa’nın 152.
maddesi uyarınca arz ve talep olunur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
12.1.2011 günlü, 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da içeren 109. maddesi
şöyledir:
“Kısmi
Dava
MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği
itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla
ileri sürülebilir.
(2) Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça
belirli ise kısmi dava açılamaz.
(3) Dava açılırken, talep konusunun
kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava
açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına
gelmez.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa’nın 2.,
13., 36. ve 141. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
A- E.2011/134 Sayılı Dosyanın İlk İnceleme
Kararı
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımıyla 4.1.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
B- E.2012/26 Sayılı Dosyanın İlk
İnceleme Kararı
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep
KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal
Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 30.3.2012 günü yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine Recep KÖMÜRCÜ ile Erdal TERCAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA
karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
12.1.2012 günlü, 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “Talep konusunun miktarı, taraflar
arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.”ibaresinin iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz
başvurusuna ilişkin E.2012/26 sayılı davanın, aralarındaki hukukî irtibat
nedeniyle E.2011/134 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının
kapatılarak incelemenin E.2011/134 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 30.3.2012
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri,Anayasa Mahkemesi Raportörü Şebnem
NEBİOĞLU ÖNER tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz
konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile
diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
Başvuru kararlarında, itiraz konusu
kural gereğince talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız
veya açıkça belirli olduğu durumlarda hukuki ilişkinin taraflarına kısmi
dava açma imkânı verilmeyerek, bu tür alacak hakkı sahiplerinin haklarını
mahkeme önünde savunma imkânından yoksun bırakıldıkları, ayrıca bir kısım
alacak iddialarının kısmi dava şeklinde öne sürülebilip bazılarının kısmi
davaya konu olamayacakları düzenlenerek, adil yargılanma hakkı ve usul
ekonomisi ilkesini zedeler şekilde usul kurallarında karmaşıklık
oluşturulduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 141.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralda, talep
konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise
kısmi dava açılamayacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemenin
gerekçesinde ise talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız
veya açıkça belirli olması durumunda kısmi dava açılamayacağının hüküm
altına alındığı, bununla kısmi dava kurumunun amaç dışı kullanılmasının
önüne geçilmek istendiği, yani sözü edilen halde davacının kısmi dava
açmakta hukuki yararının bulunmadığının kabul edildiği ifade edilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla
kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk politikasının belirlenmesinde
kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Anayasa’nın 142.
maddesinde, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişleri ve
yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiş olup, itiraz konusu
kural yargılama usulleri kapsamında ele alınacak bir düzenlemedir. Bu
nedenle kanun koyucu anayasal sınırlar içinde kalmak koşuluyla yargılama
usullerine ilişkin hususlarda takdir yetkisi kapsamında düzenlemeler
yapabilir. Ancak, kanunların, kamu yararının sağlanması amacına yönelik
olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini
gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun
hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan bu takdir yetkisini anayasal
sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde
tutarak kullanması gerekir.
İtiraz konusu düzenleme ile kanun koyucunun, talep
konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli
olması halinde kısmi dava açılamayacağı hükmüne yer vererek, bölünebilir
taleplere ilişkin dava hakkının kötüye kullanımının önüne geçmeyi, hukuki
uyuşmazlıkların bir an önce kesin hükme bağlanması suretiyle hukuksal
barışın korunmasını ve talep konusunun taraflar arasında tartışmasız ve
açıkça belirli olduğu alacak iddialarının kısım kısım
dermeyan edilmesi suretiyle dava sayısının artışını engelleyerek yargılama
faaliyetinin hızlandırılmasını amaçladığı anlaşılmaktadır. Özellikle
mahkemelerin iş yükü, hukuki uyuşmazlıkların karara bağlanmasında geçen
uzun sürelerin başka hak ihlallerine neden olması ve bu sorunun yalnızca
ülkemiz açısından geçerli olmayıp, birçok hukuk sistemi tarafından ortak
bir sorun olarak paylaşılması ve bu noktada hukuki uyuşmazlıkların çözümünü
hızlandıran usul hükümlerinin gerekliliği gözetildiğinde, talep konusunun
miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olması halinde
kısmi dava açılamayacağına ilişkin düzenleme kanun koyucunun takdir yetkisi
içinde kalmaktadır.
Anayasa’nın “hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli
araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı
olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Buna göre,
hak arama özgürlüğünün en önemli iki öğesini oluşturan iddia ve savunma
haklarının kısıtlanması, bu hakların noksansız kullanımının ve âdil
yargılanmanın engellenmesi Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık oluşturur.
Anayasa’nın 36. maddesine göre,
herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri
önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. “Meşru vasıta ve yollar” ibaresi,
hukuk düzenine uygun vasıta ve yollar anlamına gelmektedir. Anayasa’nın
142. maddesinde “Mahkemelerin
kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla
düzenlenir.” denilerek bu alanların Anayasa’ya uygun olarak
düzenlenmesi yasama organına bırakılmıştır.
Anayasa’nın 13. maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,
Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
denilmiştir.
Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki
ve değerde olup, aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından,
uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak olanaklı değildir. Bu nedenle,
kimi zaman zorunlu olarak birlikte uygulanan iki Anayasa kuralından biri,
diğerinin sınırını oluşturabilmektedir. Hak arama özgürlüğü Anayasa’nın 36.
maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede hak arama hürriyeti için herhangi
bir sınırlama nedeni öngörülmemiş ise de mahkemelerin kuruluşu, görev ve
yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini
öngören Anayasa’nın 142. ve davaların mümkün olan süratle
sonuçlandırılmasını ifade eden Anayasa’nın 141. maddelerinin, hak arama
hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır.
İtiraz konusu kural uyarınca,
niteliği itibariyle bölünebilir ancak belirli ve tartışmasız olan alacak
hakkı sahibine, hukuki uyuşmazlığa ve hukuki korunma ihtiyacına ilişkin
talebini, iddia ve delillerini yargı makamları önünde dava yoluyla ileri
sürme imkanı verilmiştir. Talep konusunun miktarının taraflar arasında
tartışmasız veya açıkça belirli olması halinde kısmi dava açılamayacağı
belirtilmiş olmakla, yargılama sürecinin hızlandırılması ve uyuşmazlıkların
kısa sürede sonuca bağlanmasını amaçladığı anlaşılan düzenlemenin hakkın
özüne dokunduğu ve hakkı anlamsız kılacak dereceye vardığı söylenemez.
Anayasa’nın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilmektedir. Bu hükümle usul ekonomisi ilkesine
işaret edilmiştir. Uyuşmazlıkların söz konusu ilkeye göre çözümlenmesinde
hem bireyin hem de kamunun yararı söz konusudur. Aynı hukuki ilişkiden
doğan ve talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya
açıkça belirli olduğu bir alacak hakkının kısımlara ayrılarak dava edilmesi
yerine tek bir dava konusu edilerek uyuşmazlığın kısa sürede çözümlenmesini
öngören itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı olmadığı
açıktır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu
kural, Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 141. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
VII- SONUÇ
12.1.2011 günlü, 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin “Talep konusunun miktarı,
taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.”
biçimindeki (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, 24.5.2012
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
|