|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2012/6
Karar Sayısı : 2012/131
Karar Günü : 27.9.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Danıştay Onüçüncü Dairesi
İTİRAZIN KONUSU : 20.2.2001 günlü, 4628 sayılı Elektrik Piyasası
Kanunu’nun geçici 14. maddesinin birinci fıkrasına, 13.2.2011 günlü, 6111
sayılı Kanun’un 204. maddesi ile eklenen (f) bendinin “…veya gerektiğinde yetkilendirilecek denetim şirketlerine
yaptırılması sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin
usul ve esaslar, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” bölümünün Anayasa’nın
128. maddesine aykırılığı savıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına
karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
13.5.2011 günlü, 27933 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği’nin
iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan davada, Yönetmelik’in
dayanağı olarak gösterilen itiraz konusu kuralın, Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Danıştay Onüçüncü Dairesi, iptali içinbaşvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ)
tarafından çıkartılarak 13.05.2011 tarih ve 27933 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan “Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği”nin iptali ile dava
konusu Yönetmeliğin dayanağını oluşturan 4628 sayılı Elektrik Piyasası
Kanunu’nun, 25.02.2011 tarih ve 27846 sayılı Mükerrer Resmî Gazete’de
yayımlanan 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 204.
maddesiyle eklenen Geçici 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin
Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve
yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davaya ait dosya, 2575 sayılı
Danıştay Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca birlikte toplanan Danıştay
Onüçüncü ve Onuncu Dairelerince incelendi:
Dava
Konusu Olay, İptali İstenilen Yönetmelik ve Yasa Kurallarına İlişkin
Açıklamalar:
2709 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın “Anayasaya Aykırılığın Diğer Mahkemelerde İleri
Sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin birinci fıkrasında: “Bir davaya
bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde
kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin
ileri sürdüğü aykırılıkiddiasının
ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vereceği
karara kadar davayı geri bırakır.” hükmü yer almaktadır.
6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya
aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde; “Bir
davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya kanun
hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu
kanısına varırsa; iptali istenen kuralların Anayasa’nın hangi maddelerine
aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslını, başvuru
kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğini, dava dilekçesi, iddianame veya
davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerini,
dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesi’ne gönderir.” kuralı yer
almıştır.
18.12.1953 tarih ve 6200
sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilât ve Vazifeleri Hakkında
Kanun’un 2. maddesinde, DSİ’nin görev ve yetkileri sayma suretiyle
belirtilerek, bunların;
“a) Taşkın sular ve sellere
karşı koruyucu tesisler meydana getirmek,
b) Sulama tesislerini
kurmak, sulama sahalarında mevcut parsellerin tamamını veya aksamını
gösterir harita ve plânları yapmak veya yaptırmak ve icabı halinde
kadastrosunu yaptırmak,
c) Bataklıkları kurutmak,
d) a, b, c fıkralarındaki
faaliyetlerle ilgili olmak şartıyla sudan ve zaruret halinde yardımcı diğer
kaynaklardan enerji istihsal etmek,
e) Şehir ve kasabaların içme
su ve kanalizasyon projelerini tetkik, tasdik ve murakabe etmek, köy içme
suları için teknik organizasyon ve murakabeyi sağlamak ve bu iş için
Bayındırlık Müdürlükleri emrinde çalışacak lüzumlu bilgiye sahip elemanları
yetiştirmek,
f) Akarsularda ıslahat
yapmak ve icabedenleri seyrüsefere elverişli hale getirmek,
g) Yukarıdaki fıkralarda
yazılı tesislerin (Çalıştırma, bakım ve onarım dahil) işletmelerini
sağlamak,
h) Yukarıdaki fıkralarda
yazılı işlerle ilgili olmak üzere rasat, tecrübe, istatistik, araştırma ve
her türlü istikşaf işlerini yapmak ve ezcümle toprağın cins ve karakterini,
yetiştirilecek mahsul nevilerini ve elde edilecek ziraî, iktisadî faydaları
ve verimlilik derecelerini tespit etmek ve bu mevzularda gerekirse ilgili
vekâlet ve müesseselerden faydalanmak, amenajman plânları hazırlamak ve
bunları, temin edecekleri fayda ve ele alınmalarındaki zaruretlere göre
seçmek, sıralamak ve Vekâlete teklif etmek,
i) Yukarıdaki fıkralarda
yazılı işlerin her türlü etüt ve projelerini yapmak veya yaptırmak
(Bunlardan d fıkrasında yazılı işlerde Elektrik İşleri Etüt İdaresi ile
işbirliği yapar),
j) Tesislerin yapılması
hususunda her türlü malî imkânları araştırmak ve icabı halinde ortaklıklar
kurulmasını Vekâlete teklif etmek ve Maliye Vekâletinin muvafakat ve
kefâleti ve İcra Vekilleri Heyeti kararı ile uzun vadeli iç ve dış
istikrazlar yapmak,
k) Umum Müdürlüğün yaptığı veya
devraldığı tesislerden işletmelerini bizzat deruhte etmediklerinin işlemelerini
sağlamak üzere işletmeler kurmak ya doğrudan doğruya veyahut da işletmeler
marifetiyle ortaklıklar teşkil etmek ve lüzumu halinde tesisleri hakiki ve
hükmîce şahıslara devretmek üzere Vekâlete teklifte bulunmak,
l) Hükümet daireleriyle
Hükümete bağlı müesseseler ve diğer hükmî ve hâkikî şahıslar tarafından
yapılıp amme menfaati bulunan ve Umum Müdürlüğün vazifesi ile ilgili işlere
ait proje ve keşif evrakını tetkik ve tasdik etmek, inşaatın yapılmasının
proje ve fenni icaplara uygunluğunu murakabe etmek ve bu işlerin etüt ve
projelerini uygun gördüğü bir ücret mukabilinde yapmak veya yaptırmak,
m) Umum Müdürlüğün
yukarıdaki fıkralarda yazılı çalışmalarının yürümesine ve gelişmesine
muktazi garaj ve atölyeleri, makine ve malzeme ambar ve depolarını, idare
binalarını, servis ve akaryakıt tesislerini, laboratuvarları, deneme
istasyonlarını, işletme ve koruma emniyetlerini sağlayacak bina ve
lojmanlarla telefon şebekelerini, radyo verici istasyonlarını, Umum
Müdürlüğün vazifelerinin verimli yönetimine yarayacak diğer tesisleri
yapmak veya yaptırmak, teçhiz etmek, kiralamak ve bakımlarını temin etmek,
n) Umum Müdürlüğün vazifesi
içinde bulunan işlerin yapılmasına lüzumlu arazi ve gayrimenkulleri kanunlarına
göre muvakkat olarak işgal etmek veya istimlak etmek veya satın almak
o) Umum Müdürlüğün çalışma
konusuna giren işleri yapmaya lüzumlu malzeme, makine, teçhizat ve
taşıtları seçmek, sağlamak, çalıştırmak ve icabında kira mukabili vermek ve
bunlar için gerekli tamir atölyeleri ile tesisleri kurmak ve işletmek”
olduğu belirtilmiştir.
Gerçek veya tüzel kişiler
tarafından, yeraltı ve yerüstü sularından faydalanmak ve bunların
zararlarını önlemek amacıyla yapılacak her türlü su yapılarının inşası
sırasında yatırımların hızlandırılması, taşkın, deprem gibi doğal
felaketlerden sonra meydana gelebilecek ülke kaynaklarının israfının
önlenmesi, çevre ile uyumlu uygulama projelerinin ve yapım aşamasındaki
teknik denetimlerinin yapılması ve bu denetimi yapacak firmalara verilecek
izin belgeleri ile çalıştıracakları yetkili elemanların niteliklerine
ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla, 6200 sayılı Kanun’un 2.
maddesine dayanılarak, 15.08.2009 tarih ve 27320 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanıp yürürlüğe giren Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği
çıkarılmıştır.
Anılan Yönetmeliğin iptali
istemiyle Danıştay Onuncu Dairesi nezdinde açılan davalar sonucunda adı
geçen Daire tarafından; 6200 sayılı Kanun’un 2. maddesinden bahisle DSİ’nin
görevleri arasında sayılan, su yapılarının etüd ve projelerinin uygun bir
ücret karşılığında gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerine yaptırılması
düzenlenmişken, inşaatların proje ve fenni icaplara uygunluğunu denetleme
yetkisinin sadece DSİ’ye verildiği, bu denetimin idarece gerçek veya özel
hukuk tüzel kişilerine yaptırılmasına ilişkin bir hükmün maddede yer
almadığı ve DSİ’nin görev ve yetkilerini düzenleyen 6200 sayılı Kanun’un 2.
maddesinde, su yapılarının inşası sırasında yapılacak denetime ilişkin
olarak DSİ’ye verilen yetkinin devrini düzenleyen bir hükmün de
bulunmadığının açık olduğu, idarelerin yasayla kendilerine verilen görev ve
yetkileri devredebilmeleri için yasada buna ilişkin bir düzenleme yapılması
gerektiğinden, yasal dayanağı olmadan yönetmelikle DSİ’ye ait olan denetim
yetkisinin gerçek kişilere veya özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesinde
hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle 15.08.2009 tarih ve 27320 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği’nin yürütülmesinin
durdurulmasına karar verilmişti. (Danıştay OnuncuDairesi’nin 11.01.2011 tarih ve
E.2010/2183 sayılı, 11.01.2011 tarih ve E.2010/1494sayılı ve 28.02.2011 tarih ve
E.2010/2365 sayılı kararları).
Bu kararlardan sonra 6111
sayılı Kanun’un 204. maddesiyle 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun
Geçici 14. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (f) bendi ile “20.02.2001
tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Su Kullanım Hakkı
Anlaşması çerçevesinde elektrik enerjisi üretmek maksadıyla yapılacak olan
üretim tesislerinin su yapısıyla ilgili kısımları ile gerçek ve tüzel
kişiler tarafından inşa edilecek suyla ilgili yapıların inşasının inceleme
ve denetimi, masrafları ilgililerine ait olmak üzere DSİ tarafından yapılır
veya gerektiğinde yetkilendirilecek denetim şirketlerine yaptırılması
sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar,
ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ tarafından çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir.” hükmü getirilmiştir.
4628 sayılı Kanun’un Geçici
14. maddesindeki bu düzenleme uyarınca DSİ tarafından, Su Yapıları Denetim
Hizmetleri Yönetmeliği çıkartılarak 13.05.2011 tarih ve 27933 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanması üzerine, davacı tarafından, Yönetmeliğin dayanağı
yasa kuralının Anayasa’nın 128. ve 168. maddesine aykırı olduğu
iddialarıyla, anılan Yönetmeliğin iptali ve yürütülmesinin durdurulması
istemiyle bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İptali istenilen
Yönetmeliğin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının,
gerçek veya tüzel kişiler tarafından, yeraltı ve yerüstü sularından
faydalanmak ve bunların zararlarını önlemek amacıyla yapılacak her türlü su
yapılarının inşası esnasında yatırımların hızlandırılması, taşkın, deprem
gibi doğal felaketlerden sonra meydana gelebilecek ülke kaynaklarının
israfının önlenmesi, çevre ile uyumlu uygulama projelerinin ve yapım
aşamasındaki teknik denetimlerinin yapılması ve bu denetimi yapacak
firmalara verilecek izin belgeleri ile çalıştıracakları yetkili elemanların
niteliklerine ilişkin usul ve esasları belirlemek olduğu kuralına yer
verildikten sonra; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, Yönetmeliğin,
20.02.2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Su Kullanım
Hakkı Anlaşması çerçevesinde elektrik enerjisi üretmek maksadıyla yapılacak
olan üretim tesislerinin su yapısıyla ilgili kısımları ile gerçek veya
tüzel kişiler tarafından inşa edilecek suyla ilgili yapıların proje onayı,
yapım aşamasındaki inceleme ve denetiminin DSİ tarafından yapılması veya
gerektiğinde DSİ tarafından yetkilendirilecek denetim firmalarına yaptırılması
ve bu işlerde çalışacak denetim elemanlarının niteliklerinin belirlenmesi,
verilecek yetki belgesi ile ilgili işlemlerin yapılması, yetkilendirilmiş
denetim firmaları ve bu firmalarda çalışan denetim elemanlarının görev ve
sorumlulukları ile su yapıları denetim hizmet sözleşmesinin düzenlenmesi ve
hizmet bedellerinin ödenmesine ilişkin hususları kapsadığı
belirtilmiş,“Dayanak” başlıklı 3.
maddesinde ise, Yönetmeliğin, 18.12.1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su
İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilât ve Vazifeleri Hakkında Kanun’un 2. maddesi
ile 20.02.2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun Geçici
14. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendine dayanılarak hazırlandığı
hükmü yer almıştır.
Değinilen düzenlemeler ile
15.08.2009 tarih ve 27320 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
giren Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliğinin yürütülmesinin
durdurulması hakkında verilen yargı kararları ve açıklamalar dikkate
alındığında, 4628 sayılı Kanun’un Geçici 14. maddesinin birinci fıkrasının
(f) bendinde yer alan “...veya gerektiğinde yetkilendirilecek denetim
şirketlerine yaptırılması sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya
ilişkin usul ve esaslar, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklindeki kural
uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak kural niteliğindedir.
İptali İstenilen Yasa Hükmü
4628 sayılı Kanun’un Geçici
14. maddesinin birinci fıkrasına, 6111 sayılı Kanun ile eklenen (f)
bendinde yer alan “...veya gerektiğinde yetkilendirilecek denetim
şirketlerine yaptırılması sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya
ilişkin usul ve esaslar, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklindeki tümcenin
Anayasa’nın 128. maddesine aykırılığı iddiasıyla başvurulmaktadır.
Yasa Hükmünün Anayasa’nın 128. maddesi Yönünden
Anayasa’ya Aykırılığı
4628 sayılı Elektrik
Piyasası Kanunu’nun Geçici 14. maddesinin birinci fıkrasının, 6111 sayılı
Kanun’un 204. maddesiyle eklenen (f) bendinde, 6200 sayılı Kanun ve bu
Kanun ile DSİ’ye verilen 4628 sayılı Kanun ve su kullanım hakkı anlaşmaları
çerçevesinde elektrik enerjisi üretmek maksadıyla yapılacak olan üretim
tesislerinin su yapısıyla ilgili kısımları ile gerçek ve tüzel kişiler
tarafından inşa edilecek suyla ilgili yapıların inşasının incelenmesi ve
denetimi yetkisinin, DSİ tarafından gerektiğinde yetkilendirilecek denetim
şirketlerine devri öngörülmekte ve denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya
ilişkin usul ve esasların, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde,
Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.
Hukuk devleti, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlamakta ve bu bağlamda yasa
koyucu sosyal yaşamı düzenlemek için kamu yararı amacı ile kimi kurallar
koyabilmektedir. Zaman içinde değişen toplumsal gereksinmeleri karşılamak,
kişi ve toplum yararının zorunlu kıldığı düzenlemeleri yapmak, toplumdaki
değişikliklere koşut olarak bu yönde alınan önlemleri güçlendiren,
geliştiren, etkilerini daha çok artıran ya da tam tersine bunları
hafifleten veya tümüyle ortadan kaldıran işlemlerde bulunmak, yasa
koyucunun görevleri arasında bulunmaktadır.
Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür...”
denilmektedir.
Geniş anlamda, Devlet ya da
diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri
altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını ya da
çıkarını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve
düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel
ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal
yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır.
Gerçek veya tüzel kişiler
tarafından, yeraltı ve yerüstü sularından faydalanmak ve bunların
zararlarını önlemek amacıyla yapılacak her türlü su yapılarının proje
onayı, taşkın, deprem gibi doğal felaketlerden sonra meydana gelebilecek
ülke kaynaklarının israfının önlenmesi, çevre ile uyumlu uygulama
projelerinin ve yapım aşamasındakiteknik inceleme ve denetimlerinin proje ve fenni icaplara uygunluk
yönünden yapılması işlemlerinin kamu hizmeti niteliği taşıdığı kuşkusuzdur.
İptali istenilen kural ile
DSİ’nin bu konuda haiz olduğu yetkileri gerekli gördüğü hallerde özel hukuk
tüzel kişisi niteliğindeki yetkilendirilecek denetim şirketlerine
devredebileceğinin öngörüldüğü, DSİ’nin kuralda belirtilen yetkileri
devretmesi halinde de denetim ve gözetim görevinin devam edeceği açıktır.
İptali istenilen kural ile
DSİ’nin; özel hukuk tüzel kişisi niteliğindeki yetkilendirilecek denetim
şirketlerine devredebileceği yetkilerinden olan denetleme görev ve yetkisi;
idarenin kolluk etkinlikleri içinde yer alan, genel idare esaslarına göre
yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olup, idarenin asli ve sürekli
görevlerindendir. Anayasa’nın 128. maddesine göre de, kolluk faaliyetleri
arasında yer alması nedeniyle denetleme yetkisinin memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle yürütülmesi zorunlu olduğundan, idarenin haiz olduğu
inceleme ve denetim yetkisinin bu konuda çıkartılacak Yönetmeliğe göre
yetkilendirilecek özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesi veya onlarla
paylaşması ise olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle, 4628
sayılı Kanun’un Geçici 14. maddesinin birinci fıkrasına, 6111 sayılı Kanun
ile eklenen (f) bendinde yer alan “...veya gerektiğinde yetkilendirilecek
denetim şirketlerine yaptırılması sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili
uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak
kaydıyla DSİ tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklindeki
düzenlemenin Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasına aykırı olduğu kanısına
ulaşılması nedeniyle itiraz yoluyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne
başvurulmasına, bu kuralın Anayasa’ya aykırılığı ve uygulanması durumunda
giderilmesi güç ve olanaksız zararlar doğabileceği gözetilerek yürürlüğünün
durdurulmasının istenilmesine, dosyada bulunan belgelerin onaylı bir
örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine, üyeler E.
Celalettin Özkan ve Ali Kazan’ın gerekçede karşı oylarıyla, 31.10.2011 tarihinde
oyçokluğuyla karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
20.2.2001
günlü, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 14. maddesinin
birinci fıkrasına, 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Kanun’un 204. maddesi ile
eklenen ve itiraz konusu bölümü de içeren (f) bendi şöyledir:
“20/2/2001
tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Su Kullanım Hakkı
Anlaşması çerçevesinde elektrik enerjisi üretmek maksadıyla yapılacak olan
üretim tesislerinin su yapısıyla ilgili kısımları ile gerçek ve tüzel
kişiler tarafından inşa edilecek suyla ilgili yapıların inşasının inceleme
ve denetimi, masrafları
ilgililerine ait olmak üzere DSİ tarafından yapılır veya gerektiğinde yetkilendirilecek denetim şirketlerine
yaptırılması sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin
usul ve esaslar, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
B-
Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 128.
maddesine dayanılmış, 2. ve 7. maddeleri ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ,Serruh KALELİ,
Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin
YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal
TERCAN’ın katılımıyla yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin
esas incelemesi aşamasında karara bağlanmasına, 26.1.2012 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri,
Anayasa Mahkemesi Raportörü Bahadır YALÇINÖZ tarafından hazırlanan işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, yapılan kanuni değişiklik ile Devlet Su İşleri (DSİ) Genel
Müdürlüğünün su yapıları üzerindeki inceleme ve denetleme görev ve
yetkisinin yetkilendirilecek denetim şirketlerine devredilebileceğinin
öngörüldüğü, inceleme ve denetlemenin idarenin kolluk etkinlikleri
içerisinde yer alan, asli ve sürekli görevleri arasında bulunan ve genel
idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olduğundan memur
veya diğer kamu görevlilerince yürütülmesinin zorunlu olduğu, idarenin haiz
olduğu inceleme ve denetim yetkisinin bu konuda çıkarılacak yönetmeliğe
göre yetkilendirilecek özel hukuk tüzel kişiliklerine devredilmesinin veya
onlarla paylaşılmasının olanaklı bulunmadığı belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 128. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle
kural Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
DSİ,
6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (l) bendi uyarınca, su yapıları ile etüd ve
proje işlerini kendisi yapabildiği gibi aynı zamanda ücreti karşılığında da
yaptırma imkânına sahiptir. Ancak DSİ, su yapıları ile ilgili olarak yapının
projeye uygun olup olmadığı, fenni icaplara uygun bir şekilde yapılıp
yapılmadığı konusunda tek yetkili kurum iken 4628 sayılı Elektrik Piyasası
Kanunu’nun geçici 14. maddesinin birinci fıkrasına eklenen ve başvurunun
konusunu oluşturan (f) bendiyle elektrik enerjisi
üretmek için yapılacak olan üretim tesislerinin su yapısıyla ilgili
kısımları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından inşa edilecek suyla ilgili
yapıların inşasının incelenmesi ve denetlenmesinin
yetkilendirilecek denetim şirketlerine de yaptırılabileceği kurala
bağlanmıştır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve
esasların ise ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ tarafından
çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk
Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”
denilmiştir. Buna göre, yasa ile yürütme organına genel ve sınırları
belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilebilmesi olanaklı değildir.
Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir.
Yasa ile yetkilendirme Anayasa’nın öngördüğü biçimde yasa ile düzenleme
anlamını taşımamaktadır. Temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi
çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralı ile
sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yönetimin düzenlemesine bırakılması,
Anayasa’nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur.
Anayasa’nın 128. maddesinde ise “Devletin,
kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare
esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür.” denilmiştir.
Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri
tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak
gereksinimleri karşılamak, kamu yararını ya da çıkarını sağlamak için
yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak
tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince,
doğrudan idarenin kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine
göre yürütülmesi asıl ve olağandır.
Elektrik enerjisi üretmek
için yapılacak olan üretim tesislerinin su yapısıyla ilgili kısımları ile
gerçek ve tüzel kişiler tarafından inşa edilecek suyla ilgili yapıların
inşasının incelenmesi ve denetlenmesi işlemlerinin kamu hizmeti niteliği
taşıdığı kuşkusuzdur. Nitekim itiraz konusu kuralda bu inceleme ve
denetlemenin DSİ tarafından yapılacağı veya gerektiğinde DSİ tarafından
yetkilendirilecek denetim şirketlerine yaptırılabileceği belirtilmiştir.
Denetim şirketlerine yaptırılacak
denetimde, bu şirketlerin yetkilerinin sınırları, söz konusu denetim
sonuçlarının DSİ yönünden bağlayıcılık taşıyıp taşımadığı ve bu aşamada
DSİ’nin denetim yetkisinin ayrıca devam edip etmediği, inceleme ve
denetimlerde denetlenen şirket ile denetleyen şirketin yükümlülüklerini tam
olarak yerine getirmediğinin ya da usulsüzlük yapıldığının tespiti halinde
uygulanacak yaptırım ve sonuçları, denetimin tekrarlanabilirliği
hususlarında dava konusu kuralda bir açıklık bulunmamakta, denetim
şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esasların bakanlıkların
görüşü alınmak kaydıyla DSİ tarafından çıkarılacak yönetmelikle
düzenleneceğinin belirtilmesi ile yetinilmektedir.
Denetim şirketlerinin yetkileri ve
nitelikleri ile bu şirketlerce yapılacak denetimin usul ve esaslarına
ilişkin temel ilkeler belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme
organına düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği
ilkesine aykırılık oluşturur.
Diğer taraftan, Anayasa’nın 2.
maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre,
yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve
uygulanabilir olması gereklidir.
Denetim şirketlerince yapılacak
denetimin usul ve esaslarına ilişkin temel ilkelerin belirlenmemesi, itiraz
konusu kuralın belirsizliğine de yol açmakta ve bu belirsizlik, Anayasa’nın
2. maddesine aykırılık oluşturduğu gibi dava konusu kural yönünden
Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görüleceğini öngören Anayasa’nın 128. maddesi yönünden yapılacak
denetime de engel oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu
kural, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Hicabi DURSUN bu görüşe katılmamıştır.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
20.2.2001 günlü, 4628 sayılı Elektrik Piyasası
Kanunu’nun geçici 14. maddesinin birinci fıkrasına, 13.2.2011 günlü, 6111
sayılı Kanun’un 204. maddesi ile eklenen (f) bendinin “… veya gerektiğinde yetkilendirilecek denetim şirketlerine
yaptırılması sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin
usul ve esaslar, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” bölümüne ilişkin iptal
hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu bölümün yürürlüğün
durdurulması isteminin REDDİNE, 27.9.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VII-
İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında,“Kanun, kanun
hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların
hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi İptal hükmünün
yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî
Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte,
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural
tekrarlanmaktadır.
4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 14.
maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan ibarenin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu
yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesi uygun görülmüştür.
VIII-
SONUÇ
1- 20.2.2001 günlü, 4628
sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 14. maddesinin birinci
fıkrasına, 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Kanun’un 204. maddesi ile eklenen
(f) bendinin “… veya gerektiğinde yetkilendirilecek denetim şirketlerine
yaptırılması sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin
usul ve esaslar, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” bölümünün Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2-4628
sayılı Kanun’un geçici 14. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (f)
bendinin “… veya gerektiğinde yetkilendirilecek denetim şirketlerine
yaptırılması sağlanır. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin
usul ve esaslar, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ tarafından
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” bölümünün iptal edilmesi nedeniyle,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ
GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE,OYBİRLİĞİYLE,
27.9.2012 gününde karar
verildi.
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
KARŞIOY YAZISI
20.2.2001 günlü, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanun’un geçici
14. maddesinin birinci fıkrasına, 13.02.2011 günlü, 6111 sayılı Kanun’un
204. maddesi ile eklenen (f) bendinin“…veya
gerektiğinde yetkilendirilecek denetim şirketlerine yaptırılması sağlanır.
Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, ilgili
bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla DSİ tarafından çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir.” bölümünün Anayasa’nın 7. ve 10. maddelerine aykırı olduğuna karar
verilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararında, 4628 sayılı Kanunun geçici
14. maddesinin birinci fıkrasına eklenen itiraz konusu kuralın elektrik
enerjisi üretmek amacıyla yapılacak olan üretim tesislerinin su yapısı ile
ilgili kısımları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından inşa edilecek suyla
ilgili yapıların inşasının incelenmesi ve denetlenmesinin yetkilendirilecek
denetim şirketlerine de yaptırılmasına; denetim şirketleri ile ilgili
uygulamaya ilişkin usul ve esasların ilgili bakanlıkların görüşü alınmak
suretiyle DSİ tarafından çıkartılacak yönetmelikle düzenlenmesine ilişkin
bölümünü Anayasa’ya aykırı görmüştür. Mahkeme’nin çoğunluk görüşüne göre
yasama organı, denetim şirketlerinin yetkileri ve yetkilerinin nitelikleri
ile bu şirketlerce yapılacak denetimin usul ve esaslarına ilişkin temel
ilkeleri belirlemek zorundadır. Mahkeme, çerçevesi kanun ile çizilmeden
yürütme organına yetki verilmesini Anayasa’nın 7. maddesinde yer
alan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı bulmuştur.
1982
Anayasası’nın 47. maddesinin son fıkrasında 13.8.1999 tarihli ve 4446
sayılı Kanun’un 1. maddesi ile yapılan değişiklikle “Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri
tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk
sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya
devredilebileceği kanunla belirlenir.” hükmü getirilmiştir. Bu hükme
göre idarenin üstlendiği yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk
sözleşmesi ile gerçek ve tüzel kişilere yaptırılabileceği veya
devredilebileceği kanunla düzenlenmek zorundadır.
Dava konusu kuralda, elektrik enerjisi
üretmek amacıyla yapılacak olan üretim tesislerinin su yapısı ile ilgili
kısımları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından inşa edilecek suyla ilgili
yapıların inşasının incelenmesi ve denetlenmesi faaliyetlerinin
denetim şirketlerine gördürülebileceği düzenlenmiştir. Bunun dışında kalan
işler ise idarece üstlenilecek ve yürütülecektir. Bu nedenle dava konusu kuralda, idarenin üstlendiği yatırım
ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmesi ile gerçek ve tüzel
kişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceğinin yer almadığı ve bu
sebeple de Anayasa’nın 47. maddesine aykırı olduğu ileri sürülemez.
Öte
yandan Anayasa’da kamu hizmeti olarak yürütülmesi zorunlu tutulan
hizmetlerin mutlaka devlet veya diğer idari birimlerce bizzat
yürütüleceğini söylemek de pozitif hukuk açısından mümkün görünmemektedir.
Örneğin ulusal güvenlik, kamu düzeninin sağlanması ve adalet hizmetlerinin
sağlanması Anayasa hükümlerine göre zorunlu olarak kamu hizmeti sayılmakla
birlikte bu hizmetlerin mutlaka devlet tarafından bizzat yerine
getirileceği anlamına gelmemektedir. Aksi düşünce bazı ulusal güvenlik
hizmetlerinin köy korucuları eliyle yürütülmesini, bazı kamu düzeninin
sağlanmasına ilişkin hizmetlerin özel güvenlik kuruluşlarınca ve adalet
hizmetlerinin tahkim usulü ile özel kişilere de gördürülüyor olmasını
açıklayamayacaktır.
Anayasa’nın
47., 70. ve 128. maddelerinde yer alan kamu hizmeti ibarelerinin; iş,
uğraş, faaliyet veya kamu kurum ve kuruluşları gibi farklı anlamlara
geldiği bilinmektedir. Gerçekte de bugüne kadar kamu hizmetinin esaslı bir
tanımı yapılamamıştır. D. Truchet’in deyimi ile “Hiç kimse kamu hizmetinin tartışılmaz bir tanımını yapamamıştır.
Yasama, bunu kendisine tasa edinmemiş, yargı yapmak istememiş, öğreti ise
başaramamıştır.” İtiraz konusu kuralın ilk cümlesinde ki “…veya gerektiğinde yetkilendirilecek
denetim şirketlerine yaptırılması sağlanır.” ibaresinde öngörülen
istisnai, belki gerekmeyeceği için hiç yaptırılmayacak bir denetimin kamu
hizmetlerinin taşıması gereken süreklilik ve düzenlilik özelliklerini
taşımadığı da açıktır. İtiraza konu düzenleme bu yönüyle de kamu hizmeti
tanımına girmemektedir.
Anayasa’nın
128. maddesinin birinci fıkrası ise yasa koyucunun kamu hizmeti olarak
belirlediği hizmetlerin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve
diğer kamu görevlileri eliyle görüleceğini düzenlemektedir. Genel idare
esaslarına göre yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli görevlerden
kasıt, icrai yetki kullanımını gerektiren ve yönetilenler üzerinden hukuki
sonuç doğuran işlem ve eylemlerdir. Bir faaliyetin önceden belirlenmiş standartlara
uygunluk derecesini araştırmak ve sonuçlarını ilgi duyanlara bildirmek
amacıyla tarafsızca kanıt toplayan ve kanıtları değerlendiren sistematik
bir süreç olan denetimin icrai bir işlem ve karar niteliğinin bulunmadığı,
asıl icrai işlemin denetim sonucunda yetkili makamlarca alınacak cezai,
hukuki ve idari tedbirler olacağı tartışılmaması gereken bir husustur. Bu
nedenle de denetim faaliyetinin özel kişilere yaptırılmasının Anayasa’nın
128. maddesine aykırı olduğu iddia edilemez.
Ayrıca
dava konusu, elektrik üretmek amacıyla kurulacak
üretim tesislerinin su yapısı ile ilgili kısımları ve gerçek veya tüzel
kişiler tarafından inşa edilecek suyla ilgili yapıların inşasının
incelenmesi ve denetlenmesinin DSİ tarafından yetkilendirilecek denetim
şirketlerine yaptırılmasına ilişkin kuralda DSİ’nin sahip olduğu , “denetim
yetkisinin devri” değil, bir kamu hizmetinin özel şirketlere gördürülmesi
söz konusudur. Kural, “denetim yetkisinin devrini” kapsamaması nedeniyle
ortada denetim yetkisinin devri yönünden iptali gerekli kılan bir Anayasal
neden bulunmamaktadır.
Anayasa’nın
47. maddesinin dördüncü fıkrası yasa koyucuya kamu hizmetlerini özel hukuk
rejimine tabi tutarak özel kişilere gördürme konusunda açık bir takdir
yetkisi vermektedir. Nitekim dava konusu kural ile 4628
sayılı Kanun kapsamında kurulacak elektrik üretim tesislerinin su yapısı
ile ilgili kısımları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından inşa edilecek
suyla ilgili yapıların inşasının incelenmesi ve denetlenmesinin DSİ
tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerine yaptırılmasına olanak
verilmiş, Anayasa Mahkemesi de böyle bir hizmet alımını Anayasa’ya aykırı
bulmamıştır. Mahkeme dava konusu kuralın, yasama organının denetim
şirketlerinin yetkileri ile denetimle yetkilendirilmelerine ve bu
şirketlerce yapılacak denetimin usul ve esaslarına ilişkin temel ilkeleri
belirlememesi nedeni ile iptal etmiştir. Ancak yasama organının denetim
şirketlerinin yetkileri ile denetimle yetkilendirilmelerine ve bu
şirketlerce yapılacak denetimin usul ve esaslarına ilişkin temel ilkeleri
belirlemesi zorunluluğunun Anayasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Yasa
koyucu, Anayasa’nın 47. maddesinin dördüncü fıkrasına uygun olarak dava
konusu kuralda yer alan inceleme ve denetleme
işlerinin DSİ tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmet
satın almak suretiyle, bu şirketlere yaptırılmasını uygun görmüştür.
Böylece bu hizmetin özel kişilere özel hukuk hükümlerine göre gördürülmesine
olanak verilmiştir. Yasa koyucunun denetim şirketlerinin hukuksal yapılarını,
gördürülecek işe göre bu şirketlere verilecek yetkilerinin kapsam ve
niteliğini ve yine yaptırılacak işe göre bu şirketlerce yapılacak denetimin
usul ve esaslarının belirlenmesini yürütme organına bırakması, yasama
organının takdir yetkisi kapsamındadır.
Öte yandan kuralda yer alan işleri yapacak şirketler,
şirketler hukukuna tabi oldukları gibi, bu nitelikteki sözleşmeler de
yürürlükteki hukuk kurallarına tabidir. İdare ile şirket arasında yapılacak
sözleşmelerin hazırlanmasında 4628 sayılı Kanunun tüm hükümlerine riayet
edilmesi de yasal bir zorunluluktur. Başka bir deyişle özel hukuk sözleşmesi
ile denetim işini gördürecek olan DSİ’nin, o hizmetin özelliği gereği
çıkabilecek tüm sorunları ve bu bağlamda tek taraflı değişiklik ve fesih
konularını önceden belirleyip sözleşmeyi 5346 sayılı Kanun’a, 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu’na, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na, 4735 sayılı Kamu
İhaleleri Sözleşme Kanunu’na ve diğer ilgili kanunlara uygun hazırlaması
zaten bir zorunluluktur.
Nitekim 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun Danışmanlık
hizmetleri başlıklı 48. maddesinde; ÇED raporunun
hazırlanması, etüt ve proje, harita ve kadastro, plân, imar uygulama,
tasarım, teknik şartname hazırlanması, denetim gibi teknik, malî, hukuki
veya benzeri alanlarda niteliği itibariyle kapsamlı ve karmaşık olan, özel
uzmanlık ve deneyim gerektiren danışmanlık hizmetlerinin hizmet
sunucularından alınabileceği, danışmanlık hizmet ihalelerinin 4734 sayılı
Kanun hükümlerine göre yapılacağı, yine 4735 sayılı Kanunun 32. maddesine
göre; danışmanlık hizmetlerinde; uygulama yanlışlığı, denetim eksikliği,
işlerin yürürlükteki mevzuata uygun olarak yapılmaması, meslek ahlakına
uygun davranılmaması, bilgi ve deneyimin idarenin yararına kullanılmaması
ve benzeri nedenlerle meydana gelen zarar ve ziyandan hizmet sunucusunun
doğrudan, sorumlu olacağı belirtilmektedir. Görüldüğü üzere denetim
şirketlerinin yetkileri, denetimle yetkilendirilmeleri, bunların yapacağı
denetimin kapsamı, bu şirketlerce yapılacak denetimin usul ve esasları,
denetime ilişkin temel ilkeler 4734 ve 4735 sayılı kanunlarında, bu
kanunlarda öngörülen idari ve teknik şartnamelerde belirlenmiş ve itiraz konusu kuralda çıkarılması öngörülen
yönetmelikle belirlenmesi hedeflenmiştir. DSİ ile denetim şirketleri
arasındaki sözleşmelerde bu mevzuat hükümleri yanında diğer mevzuat
hükümlerinin de gözetilmesi zorunludur. Bu itibarla DSİ ile denetim
şirketleri arasında imzalanacak anlaşmaların yasal çerçevesinin
çizilmediğini söylemek de mümkün değildir. Anılan yasal düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net ve anlaşılabilir düzenlemeler olduğu
görülmektedir. Dolayısı ile dava konusu kuralda Anayasa’nın 2. maddesinde
yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesine
bir aykırılık gözükmemektedir.
Anılan gerekçelerle çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
|