|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/80
Karar Sayısı: 2013/16
Karar Günü: 17.1.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR :
1- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/80)
2- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/81)
3- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/82)
4- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/83)
5- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/84)
6- Askeri Yargıtay 2. Dairesi (E.
2012/109)
7- Askeri Yargıtay 2. Dairesi
(E. 2012/110)
8- Askeri Yargıtay 2. Dairesi(E.
2012/111)
9- Askeri Yargıtay 2. Dairesi(E.
2012/112)
10- Askeri Yargıtay 2. Dairesi(E.
2010/113)
11- KKK 1. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi(E.
2012/114)
12- Askeri Yargıtay 2. Dairesi(E.
2012/115)
13- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/119)
14- Askeri Yargıtay 2. Dairesi(E.
2012/120)
15- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2010/121)
16- Askeri Yargıtay 4. Dairesi (E.
2012/122)
17- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/123)
18- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/124)
19- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/125)
20- Askeri Yargıtay 3. Dairesi(E.
2010/131)
21- Askeri Yargıtay 3. Dairesi (E.
2012/138)
22- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/139)
23- Askeri Yargıtay 3. Dairesi(E.
2012/140)
24- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2012/141)
25- Askeri Yargıtay 4. Dairesi(E.
2010/142)
26- Askeri Yargıtay 3. Dairesi (E.
2012/144)
27- KKK 6. Mknz. P. Tüm.
K.lığı Askeri Mahkemesi(E.
2012/148)
28- Askeri Yargıtay 2. Dairesi(E.
2012/150)
29- Askeri Yargıtay 2. Dairesi(E.
2012/151)
30- Askeri Yargıtay Daireler Kurulu(E.
2010/152)
31- Askeri Yargıtay 2. Dairesi (E.
2012/153)
32- Askeri Yargıtay 3. Dairesi(E.
2012/154)
33- Askeri Yargıtay 4. Dairesi (E.
2013/3)
34- Askeri Yargıtay 1. Dairesi(E.
2013/8)
İTİRAZLARIN KONUSU : 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri
Ceza Kanunu’nun;
1- 47. maddesinin birinci
fıkrasının 22.3.2000 günlü, 4551 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle
değiştirilen (A) bendinin birinci ve ikinci cümlelerinin,
2- 31.3.2005 günlü, 5329 sayılı
Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının “Sırf askerî
suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar
hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile…” bölümünün,
3- 26.2.2008 günlü, 5739 sayılı
Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ek 10. maddesinin,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Bakılmakta olan davalarda, itiraz
konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri
için başvurmuşlardır.
II- İTİRAZLARIN
GEREKÇESİ
İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerin başvuru
kararlarında özetle; 1632 sayılı Askeri Ceza
Kanunu’nun 47. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendiyle anılan Kanun’un
üçüncü babının 4. faslında düzenlenen suçlar nedeniyle hükmolunacak
cezalara ilişkin erteleme, tedbir ya da para cezasına çevrilme yasağı ile 3., 5. ve 8. fasıllarda düzenlenen suçlara ilişkin
erteleme yasağının, ek 8. maddenin ikinci fıkrası ile sırf askeri suçlar
ile anılan Kanun’un üçüncü babının dördüncü faslında düzenlenen suçlar
nedeniyle hükmolunacak cezalar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımların uygulanamamasının, ek 10.
maddenin ikinci fıkrasıyla da 1632 sayılı Kanun’da düzenlenen tüm suçlarla
ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin (5)
ila (14) numaralı fıkraları arasında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına dair kuralların uygulanamamasının aynı hukuki durumda bulunan
kişiler arasında eşitsizlik yarattığı; mahkemelerce suça etki eden
faktörlerin yeterince değerlendirilip failin ve fiilin özellikleri dikkate
alınarak hükmolunacak cezanın şahsileştirebilmesi imkânını ortadan
kaldırdığı ve ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil ettiği belirtilerek,
itiraz konusu kuralların Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun
itiraz konusu kuralları da içeren maddeleri şöyledir:
1- “Cezaların tecili ve
hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine uygulanabilecek ceza ve tedbirler
Madde 47- (Değişik: 13/5/1940
- 3823/1 md.) Türk Ceza Kanununun birinci kitabının müstakil faslında
yazılı olan cezaların tecili hakkındaki kaideler aşağıdaki hükümler nazara
alınmak şartiyle askeri şahıslar hakkında da
tatbik olunur.
A) (Değişik : 22/3/2000 - 4551/12 md.) Askeri mahkemelerden
Askeri Ceza Kanununun Üçüncü Babının Dördüncü Fasılında
yazılı suçlardan dolayı verilen cezalar tecil edilemez ve para cezasına
veya tedbirlerden birine de çevrilemez. Aynı Kanunun Üçüncü Babının Üçüncü
Faslı ile 84 üncü maddesi hariç olmak üzere 5 inci ve 130 uncu maddesi
hariç olmak üzere sekizinci fasıllarında yazılı suçlardan dolayı verilen
cezalar tecil edilemez. Ancak fiili işlediği zaman onsekiz yaşını
doldurmamış çocuklarla, hüküm zamanında yetmiş yaşına girmiş olanların mahkum oldukları bir seneden az hapis cezaları tecil
olunabilir.
B) Türk Ceza Kanunu mucibince bir
kabahat fiilinden dolayı mahkum olan ve cezası
tecil edilen kimse bir sene içinde ve yine mezkür
kanuna tevfikan hapis cezası ile mahkum olan ve cezası tecil edilen bir
kimse beş sene içinde; askeri bir suçtan dolayı hapis veya daha ağır bir
cezaya mahkum olur ve bu askeri cürüm Türk Ceza Kanunu mucibince cezayi mucip fiillerden bulunmazsa, ikinci mahkumiyet
evvelki cezanın teciline mani olmaz.
C) Evvelki mahkumiyet askeri bir suç için verilmiş bir ceza olur ve
bu askeri suç Türk Ceza Kanunu mucibince cezayi mucib bir fiil bulunmazsa ikinci fiilden dolayı Türk
Ceza Kanunu mucibince verilecek cezanın teciline birinci fiil mani olamaz.”
2- “Ek Madde 8- (Ek: 31/3/2005 – 5329/1
md.)26.9.2004 tarihli ve 5237
sayılı Türk Ceza Kanununun genel hükümleri bu Kanunda yer verilen suçlar
hakkında da uygulanır. Ancak, bu Kanunun fer’î
askerî cezalara ve cezaların ertelenmesine ilişkin hükümleri ile zamanaşımına
ilişkin 49 uncu maddesinin (A) bendi hükümleri saklıdır.
Sırf askerî suçlar ile bu
Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar hakkında, kısa süreli
hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile ön ödeme hükümleri uygulanmaz.
3- “Ek Madde 10- (Ek: 26/2/2008-5739/1
md.) Bu Kanunda ve diğer ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler
yapılıncaya kadar, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun
Birinci Kitabında yer alan düzenlemeler bakımından bu Kanunun ek 8 ve 9
uncu maddeleri ile 16/6/1964 tarihli ve 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri
Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanunun 63
üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
Bu Kanunda yazılı suçlarla ilgili
olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ila ondördüncü
fıkraları uygulanmaz.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
1-
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca E.2012/80, 2012/81, 2012/82,
2012/83, 2012/84 sayılı dosyaların 12.9.2012; E.2012/109 sayılı dosyanın
3.10.2012;E.2012/110, 2012/111,
2012/112, 2012/113, 2012/114, 2012/115 sayılı dosyaların 11.10.2012;
E.2012/119, 2012/121, 2012/122, 2012/123, 2012/124, 2012/125 sayılı dosyaların
1.11.2012;E.2012/131 sayılı
dosyanın 22.11.2012; E.2012/138, 2012/139, 2012/140, 2012/141 sayılı
dosyaların 4.12.2012; E.2012/142, 2012/144, 2012/148, 2012/150, 2012/151
sayılı dosyaların 27.12.2012; E.2012/152, 2012/153, 2012/154 sayılı
dosyaların 3.1.2013; E.2013/3 ve 2013/8 sayılı dosyaların ise 17.1.2013
gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine,OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
2- E.2012/120 sayılı dosyanın 1.11.2012 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında öncelikle davada uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
Anayasa’nın 152. ve
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 40. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda
uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya
aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının
ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne
başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin
Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve
mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların
da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları,
davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan
kurallardır.
Başvuru kararında, 1632 sayılı Kanun’un
47. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin birinci ve ikinci cümlelerinin,
ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının “Sırf
askeri suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar
hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile…” bölümünün, ve ek 10. maddesinin ikinci fıkrasının “silahında dikkatsizlik tedbirsizlik
sonucu yaralanmaya sebebiyet vermek suçu” yönünden iptaline karar
verilmesi talep edilmiştir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemece iptali
talep olunan 1632 sayılı Kanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasının (A)
bendinin birinci ve ikinci cümlelerinde, failin işlediği 1632 sayılı
Kanun’un üçüncü babının dördüncü faslında yazılı suçlar (79 ila 81.
maddeler) nedeniyle verilen cezaların tecil edilemeyeceği, para cezası ya
da tedbire çevrilemeyeceği, ayrıca bu babın üçüncü faslı (63 ila 78.
maddeler) ile beşinci ( 84. madde hariç olmak üzere 82 ila 107. maddeler)
sekizinci faslındaki (130. madde hariç olmak üzere 131 ila 133. maddeler)
suçlar nedeniyle hükmolunacak cezaların tecil edilemeyeceği; ek 8. maddenin
ikinci fıkrasında, sırf
askerî suçlar ile bu Kanun’un üçüncü babının dördüncü faslında yazılı
suçlar hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar
uygulanmayacağı; ek 10. maddenin ikinci fıkrasında ise 1632 sayılı Kanun’da
yazılı suçlarla ilgili olarak 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin beş ila ondördüncü fıkralarının uygulanmayacağı düzenlenmiştir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme’nin
önündeki davanın konusunu oluşturan dikkatsizlik sonucu başkasının yaralanmasına
sebebiyet vermek suçu, askeri suçlardan olup 1632 sayılı Kanun’un üçüncü
babının onuncu faslının 146. maddesinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla bu suç
nedeniyle hükmolunan hapis cezasının teciline, seçenek yaptırımlara
çevrilmesine,Kanun’un 47.
maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi ve ek 8. maddesinin ikinci fıkrası
engel teşkil etmemektedir. Başka bir ifadeyle anılan suç, ortak hüküm
niteliğinde olan Kanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi ile ek
8. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değildir. Bu itibarla, Kanun’un 47.
maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin birinci ve ikinci cümleleri ve
ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının “
Sırf askeri suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı
suçlar hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile…”
bölümü görülmekte olan davada uygulanacak kural niteliği taşımamaktadır.
Açıklanan nedenlerle;
A- Dosyada eksiklik bulunmadığından, 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı
Askeri Ceza Kanunu’nun, 26.2.2008 günlü, 5739 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle
eklenen ek 10. maddesinin ikinci fıkrasının “silahında dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu yaralanmaya
sebebiyet vermek suçu” yönünden esasının incelenmesine,
B- 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun;
1- 47. maddesinin birinci fıkrasının, 22.3.2000 günlü, 4551 sayılı
Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen (A) bendinin birinci ve ikinci
cümlelerinin,
2- 31.3.2005 günlü, 5329 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ek 8.
maddesinin ikinci fıkrasının “Sırf
askerî suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar
hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile…” bölümünün,
“silahında dikkatsizlik ve
tedbirsizlik sonucu yaralanmaya sebebiyet vermek suçu” yönünden itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin
bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu cümlelere ve
bölüme ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME
KARARLARI
1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun
yukarıda belirtilen maddelerinin iptali istemiyle açılan E.2012/81,
2012/82, 2012/83, 2012/84, 2012/109, 2012/110, 2012/111, 2012/112,
2012/113, 2012/114, 2012/115, 2012/119, 2012/120, 2012/121, 2012/122,
2012/123, 2012/124, 2012/125, 2012/131, 2012/138, 2012/139, 2012/140,
2012/141, 2012/142, 2012/144, 2012/148, 2012/150, 2012/151, 2012/152,
2012/153 ve 2012/154 sayılı dosyalar ile E.2013/3 ve 2013/8 sayılı
dosyaların aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2012/80 sayılı dosya ile
BİRLEŞTİRİLMESİNE, esaslarının kapatılmasına, esas incelemesinin E.2012/80
sayılı dosya üzerinden yürütülmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
Birleştirme kararları her ne kadar
farklı suç tipleri yönünden verilmişse de değerlendirme iptal konusu maddelerin
kapsadığı tüm suçlar bakımından yapılmıştır.
VI-
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve
ekleri, Anayasa Mahkemesi Raportörü Mustafa ÇAL tarafından hazırlanan işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A-
Uygulanacak Kural Sorunu
E.2012/80 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar
verilen E.2012/114 sayılı dosyada itiraz yoluna başvuran Mahkeme, 1632
sayılı Kanun’un ek 10. maddesinin Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine
aykırılığını ileri sürerek iptaline karar verilmesini istemiştir.
İtiraz başvurusunda bulunan
Mahkeme’de, sanığın Kanun’un 144.
maddesi delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 257. maddesinin (2) numaralı
fıkrası gereğince “ihmal suretiyle
memuriyet görevini kötüye kullanmak suçu”ndan cezalandırılması talebiyle
kamu davası açılmıştır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemece iptali talep olunan Kanun’un ek 10. maddesinin
birinci fıkrasında Kanun’da ve diğer ilgili kanunlarda gerekli
değişiklikler yapılıncaya kadar, 5237 sayılı Kanun’un birinci kitabında yer
alan düzenlemeler bakımından 1632 sayılı Kanun’un ek 8. ve 9. maddeleri ile
477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç
ve Cezaları Hakkında Kanunun 63. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerinin
uygulanmasına devam olunacağı; ikinci fıkrasında ise 1632 sayılı Kanun’da
yazılı suçlarla ilgili olarak 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin beş ila ondördüncü fıkralarının uygulanmayacağı düzenlenmiştir.
İtiraz konusu ek 10.
maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanma olanağını
ortadan kaldıran ikinci fıkrasının görülmekte olan davada uygulanma olanağı
bulunmasına karşın, geçiş hükmü niteliğindeki itiraz konusu ek 10. maddenin
birinci fıkrası, görülmekte olan davada uygulanacak kural niteliği
taşımamaktadır.
Açıklanan nedenlerle,
22.05.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 5739 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle
eklenen ek 10. maddesinin birinci fıkrasının
itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma
olanağı bulunmadığından, bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkeme’nin
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
B-
Sınırlama Sorunu
Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı
Kanun’un 40. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla yapılacak
başvurular başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa
kuralı ile sınırlıdır.
Başvuran Mahkemelerce iptali talep olunan 1632
sayılı Kanun’un ek 8. maddesinin ikinci fıkrasında sırf askerî suçlar
ile Kanunun üçüncü babının dördüncü faslında yazılı suçlar hakkında, kısa
süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile ön ödeme hükümlerinin
uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır. İtiraz yoluna başvuran
mahkemelerin bazıları itiraz konusu kuralın sırf askeri suçlar kısmı
yönünden bazıları ise hem sırf askeri suçlar hem de üçüncü babın dördüncü
faslında yazılı suçlar yönünden kısa süreli seçenek yaptırımlar bölümünün
iptalini talep etmişlerdir. Ancak itiraz başvurularının tamamı kısa
süreli hapis cezasına seçenek yaptırımların uygulanmamasına ilişkin olup ön
ödeme hükümlerine ilişkin olarak bir başvuru bulunmamaktadır. Dolayısıyla,
kuralda yer alan“Sırf askerî suçlar ile bu Kanunun
Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar” ibaresi ön ödeme
hükümleri için de geçerli olan ortak bir ibare olduğundan ve ön ödeme ile ilgili bölümün
başvuran mahkemelerce uygulanma kabiliyeti olmadığından ek 8. maddenin
ikinci fıkrasına yönelik Anayasa’ya aykırılık incelemesinin de “… kısa süreli
hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile…” bölümüyle sınırlandırılması
gerekmektedir.
Bu nedenle, 1632 sayılı Kanun’un 5329 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ek 8.
maddesinin ikinci fıkrasının “Sırf
askerî suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar
hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile…” bölümüne
ilişkin esas incelemenin, “…kısa
süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile…” ibaresiyle
sınırlı olarak yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
C- Anayasa’ya Aykırılık
Sorunu
1- 1632
Sayılı Kanun’un 47. Maddesinin Birinci Fıkrasının, 4551 Sayılı Kanun’un 12.
Maddesi İle Değiştirilen (A) Bendinin Birinci ve İkinci Cümlelerinin
İncelenmesi
Başvuru kararlarında, itiraz konusu
kuralda yer alan Kanun’un üçüncü babının dördüncü faslında düzenlenen
suçlar nedeniyle hükmolunacak cezalara ilişkin erteleme, tedbir ya da para
cezasına çevrilme yasağı ile 3., 5. ve 8.
fasıllarda düzenlenen suçlara ilişkin tecil yasağının aynı hukuki durumda
bulunan kişiler arasında eşitsizlik yarattığı; mahkemelerce suça etki eden
faktörlerin yeterince değerlendirilip failin ve fiilin özellikleri dikkate
alınarak hükmolunacak cezanın kişiselleştirilmesi imkânını ortadan
kaldırdığı ve ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil ettiği belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 47. maddesinin (A) bendinin
birinci ve ikinci cümlelerinde, failin işlediği Kanun’un üçüncü babının
dördüncü faslında yazılı suçlar (79 ila 81. maddeler) nedeniyle verilecek
olan cezaların tecil edilemeyeceği, para cezası ya da tedbire
çevrilemeyeceği belirtilmiş, ayrıca bu babın üçüncü faslı (63 ila 78.
maddeler) ile beşinci faslı (84. madde hariç olmak üzere 82 ila 107.
maddeler),sekizinci faslındaki
(130. madde hariç olmak üzere 131 ila 133. maddeler) suçlar nedeniyle
hükmolunacak olan cezaların tecil edilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
5237 sayılı Kanun’un "Hapis cezasının ertelenmesi” başlıklı 51. maddesinde,
mahkemelerce hükmolunacak hapis cezalarının ertelenmesine ilişkin hükümler
yer almaktadır. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında, miktar ve tür
bakımından hangi cezaların ertelenebileceği ile ertelemenin koşulları
düzenlenmektedir. Buna göre, işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az
süreyle hapis cezasına mahkum edilen kişinin
cezası ertelenebilecektir. Erteleme kararının verilebilmesi için kişinin
daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması, suçu işledikten sonra yargılama
sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği
konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekmektedir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi,
sosyal ve ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç ve
suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem
tercihinde bulunulması Devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Kanun koyucu ceza hukukuna ilişkin
düzenlemelerde yetkisini kullanırken kuşkusuz, Anayasa’ya ve ceza hukukunun
temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı,
bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı veya
hafifletici tutum ve davranışların neler olacağı, hangi cezaların seçenek
yaptırımlara çevrilebileceği veya ertelenebileceği ve hangi suçların
hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında kalacağı gibi konularda takdir yetkisine sahiptir. Bu takdir yetkisinin kullanılmasında suçun askeri suç
olup olmamasının da dikkate alınacağı açıktır. Askerlik hizmetinin ulusal
güvenliğin sağlanmasındaki belirleyici yeri ve ağırlığı, sivil yaşamda suç
oluşturmayan ya da önemsiz görülebilecek cezaları gerektiren kimi
eylemlerin askeri suç olarak kabul edilmelerini ve ağır yaptırımlara
bağlanmalarını gerekli kılabilmektedir. Ancak, askeri ceza hukuku alanında
da suç ile suça karşılık gelen yaptırımlar ve tedbirler arasında makul,
kabul edilebilir, amaçla uyumlu bir orantının sağlanması, hukuk devleti
olmanın gereğidir.
Ceza hukukunda, cezanın infaz
edilmesiyle güdülen amaç kişiye gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla
etkili bir uyarıda bulunmak ve etkin pişmanlık duymasını sağlamaktır.
Cezasının infazıyla hükümlünün gelecekte sosyal sorumluluğa sahip olarak
suçsuz bir hayat sürmeye yatkın duruma getirilmesi gerekmektedir. Çağdaş
ceza hukukunda ceza yaptırımlarının belirlenmesindeki temel amaç ise
suçlunun ıslahı, yeniden suç işlemesinin ve toplum için sürekli bir tehlike
olmasının önüne geçme ve dolayısıyla topluma tekrar yararlı bir birey
haline getirilmesini sağlamaktır. Bu nedenle günümüzde suçlar için ceza
yanında ya da yerine bir kısım tedbirler uygulanması söz konusu olmaktadır.
Yine sanık hakkında hükmolunacak olan hapis cezasının ertelenebilmesi ile
suçlunun, toplum içinde özgürlüğü kısıtlanmadan, cezaevlerinin olumsuz
etkilerinden de kurtarılarak, toplumla sosyal bağları koparılmadan ve her
şeyden de önemlisi hayatın normal akışı değişmeden ıslah edilmesi
amaçlanmaktadır. Cezaların kişiselleştirilmesine yönelik bu düzenlemeler,
kamu yararının da bir gereğidir.
İtiraz konusu kuralın
gerekçesinde, maddede belirtilen suçlar nedeniyle hükmolunacak kısa süreli
hapis cezalarının para cezası ya da diğer seçenek yaptırımlara
çevrilebilmesi yahut ertelenmesinin bu suçların etkili bir şekilde
cezalandırılmasını engelleyeceği, kişilerin suç işleme yönündeki
eğilimlerini artıracağı ve disiplini bozacağı, bu nedenle söz konusu
kısıtlamanın gerekli olduğu belirtilmişse de kanun koyucu, askeri ceza
hukukunda erteleme kurumunu düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği
ve ceza hukukunun temel prensiplerinden olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık”
olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için
elverişli olmasını, “gereklilik”
başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem
ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.
Ölçülülük ilkesiyle
devlet, cezalandırmanın sağladığı kamu yararı ile bireyin hak ve
özgürlükleri arasında adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür. Askeri
disiplinin tesisinde zafiyeti önlemek amacıyla getirilen kural ve gerekçesi dikkate alındığında,
belirli suçlar açısından askeri disiplinin tesisinin suçluların yalnızca
hapis cezasıyla cezalandırılmalarıyla sağlanabileceği şeklinde bir
yaklaşımın benimsendiği görülmektedir. Kanun koyucunun, 1632 sayılı Kanun’da
erteleme kapsamı dışındaki suçları belirlerken suçların niteliğini, işleniş
şekillerini, ağırlığını, askeri disiplin üzerindeki etkisini, öngörülen
ceza miktarlarını ve suçla korunan hukuki yarar gibi etkenleri gözeteceği
açıktır. Oysa itiraz konusu kuralla erteleme kapsamının dışında tutulan
suçlar arasında savaş ve seferberlik halinde işlenen suçlar ile ceza üst
sınırı on yıl hatta müebbet hapis cezası olanlarla birlikte cezası çok
hafif olan suçlar da bulunmaktadır. Bu durumda,
asker kişiler yönünden itiraz
konusu kuralla erteleme kapsamı dışındaki
suçlar belirlenirken suçların niteliği, işleniş şekilleri, ağırlığı, askeri
disiplin üzerindeki etkisi, öngörülen ceza miktarları ve suçla korunan
hukuki yarar gibi etkenlerin göz ardı edildiği, bu yönüyle de kuralın kamu
yararı ve bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir denge
oluşturmadığından ölçülülük ilkesine ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine
aykırılık oluşturduğu açıktır.
Öte yandan, iki yıl veya daha az süreli
hapis cezası gerektiren eylemler nedeniyle hükmolunacak olan hapis
cezalarının suçlunun kişiliği ve suça etki eden diğer etkenler ve
hükmolunacak yaptırımın da göz önünde tutulması suretiyle erteleme
imkânının tanınması cezaların kişiselleştirilmesi ve suçlunun yeniden
topluma kazandırılması açısından önem taşımaktadır. Failin kişilik yapısı,
psikolojik ve ahlaki eğilimleri ile kendisini suç işlemeye sevk eden saikler dikkate alındığında, failin hapis cezasıyla
cezalandırılarak cezaevine konulmasına gerek kalmaksızın kanun ve toplumsal
kurallara uygun davranması sağlanabilir. İtiraz konusu kural nedeniyle, iki
yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum olan
tüm sanıklar yönünden yargılama mercilerine erteleme konusunda hiçbir
seçenek bırakılmaması her şeyden önce suçluda gözlenen iyi halin ve bir
daha suç işlememeye yönelik oluşan pişmanlığın, failin geçmişinin, ilk kez
suç işlemiş olma halinin de değerlendirilememesi sonucunu ortaya çıkarır. Ertelemenin, cezanın kişiselleştirilmesinde
hakime takdir hakkı tanıyan bir kurum
olduğu da dikkate alındığında, itiraz konusu kuralın hakimin takdir hakkını
ortadan kaldırdığı da açıktır. Bu yönüyle de itiraz konusu kuralda, çağdaş ceza hukukundaki ceza ve ceza yerine
uygulanabilecek olan alternatif yaptırımların ve cezanın şahsileştirilmesi
ilkesinin de göz ardı edildiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle,
itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı görülerek iptal edilen kuralın ayrıca 10. maddesi yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
Mehmet ERTEN, Burhan ÜSTÜN ile
Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
2- 1632
Sayılı Kanun’un 5329 Sayılı
Kanun’un 1. Maddesiyle Eklenen Ek 8. Maddesinin İkinci Fıkrasının “...kısa süreli hapis cezasına seçenek
yaptırımlar ile...” Bölümünün İncelenmesi
Başvuru kararlarında, itiraz konusu
kural nedeniyle sırf askeri suçlar ile 1632 sayılı Kanun’un üçüncü babının
dördüncü faslında düzenlenen suçlarla ilgili olarak hükmolunacak cezalar
hakkında 5237 sayılı Kanun’un kısa süreli hapis cezasına seçenek
yaptırımlar uygulanmamasının asker ve sivil kişiler arasında eşitsizlik
yarattığı; askerlik hizmetinin özelliği, askeri disiplin ve askeri yargının
kendine mahsus özellikleri gibi soyut gerekçelerin bu ayırımı haklı
gösteremeyeceği, bu düzenlemenin mahkemelerce suça etki eden faktörlerin
yeterince değerlendirilip failin ve fiilin özelliklerini dikkate alarak
hükmolunacak cezanın kişiselleştirilmesi imkânını ortadan kaldırdığı
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer
aldığı ek 8. maddesinin ikinci fıkrasında, sırf askeri suçlar ile Kanun’un
üçüncü babının dördüncü faslında yazılı suçlar hakkında, kısa süreli hapis
cezasına seçenek yaptırımların uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.
5237 sayılı Kanun’un
49. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hükmedilen bir yıl veya daha az
süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezası olarak adlandırılmakta; 50.
maddenin birinci fıkrasında ise kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek
seçenek yaptırımlar gösterilerek bu konuda hâkime takdir yetkisi
tanınmaktadır. Kanun’un 50. maddesi gereğince kısa süreli
hapis cezalarının, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna,
yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere
göre adli para cezasına, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tamamen
giderilmesine, en az iki yıl süreyle bir eğitim kurumuna devam etmeye,
belirli yerlere ya da belirli etkinliklere katılmaktan yasaklanmaya, ilgili
ehliyet ya da ruhsatın geri alınmasına veya belirli meslek ya da sanatı
yapmaktan yasaklanmaya yahut kamuya yararlı bir işte çalışmaya
çevrilebilmesi imkânı bulunmaktadır.
İtiraz konusu kural, kısa süreli hapis
cezasına mahkum olan sanıkların toplum içinde
özgürlükleri kısıtlanmadan, cezaevlerinin olumsuz etkilerinden de
kurtarılarak, toplumla sosyal bağları koparılmadan ve hayatın normal akışı
değişmeden ıslah edilmelerine engel teşkil etmekte ve sanıklarda gözlenen
iyi halin ve pişmanlığın değerlendirilememesi sonucunu ortaya
çıkarmaktadır. Sonuç olarak kısa süreli hapis cezasına mahkum
olan sanıklar yönünden seçenek yaptırımlara çevrilme yasağı öngören itiraz
konusu kuralın, 1632 sayılı Kanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasının (A)
bendinin birinci ve ikinci cümlelerine ilişkin gerekçede belirtilen
nedenlerle ceza hukukunun temel prensiplerinden olan cezanın kişiselleştirilmesi
ile ölçülülük ilkesine ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık
oluşturduğu açıktır.
Açıklanan nedenlerle,
itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı görülerek iptal edilen kuralın ayrıca 10.maddesi yönünden incelenmesine gerek
görülmemiştir.
Mehmet ERTEN, Burhan ÜSTÜN ile
Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
3- 1632 Sayılı Kanun’un
5739 Sayılı Kanun’un 1. Maddesiyle Eklenen Ek 10. Maddesinin İkinci Fıkrasının
İncelenmesi
Başvuru kararlarında, itiraz konusu
kural nedeniyle 1632 sayılı Kanun’da düzenlenen suçlarla ilgili olarak 5271
sayılı Kanun’un 231. maddesinin beş ila ondördüncü
fıkraları arasında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair
kuralların uygulanmamasının asker ve sivil kişiler arasında eşitsizlik
yarattığı; askerlik hizmetinin özelliği, askeri disiplin ve askeri yargının
kendine mahsus özellikleri gibi soyut gerekçelerin bu ayırımı haklı gösteremeyeceği,
bu düzenlemenin mahkemelerce suça etki eden faktörlerin yeterince
değerlendirilip failin ve fiilin özelliklerini dikkate alarak hükmolunacak
cezanın kişiselleştirilebilmesi imkânını ortadan kaldırdığı ve ölçülülük
ilkesine aykırılık teşkil ettiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve
10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un ek 10. maddesinin ikinci
fıkrasına göre, 1632 sayılı Kanun’da düzenlenen suçlarla ilgili olarak 5271
sayılı Kanun’un 231. maddesinin beş ila ondördüncü
fıkralarının uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır. Bu düzenleme nedeniyle
diğer bütün koşulları bulunsa dahi 1632 sayılı Kanun’da düzenlenen suçlara
ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi
imkânı bulunmamaktadır.
Hükmün açıklanmasının
geri bırakılması kurumu günümüzde Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun ceza
mevzuatında yer alan bir kurumdur. Özellikle 1950’li yıllardan sonra Kıta Avrupası ceza hukukuna girmiş olan bu kurum, ilk olarak
Anglo-Sakson hukukunda
ortaya çıkmıştır. Bu kurum, yargılanması tamamlanmış olan sanığın belli bir
süre denetim altında tutulması esasına dayanır. Hâkim, sanığın suçluluk ve
kusurluluğunu saptamakla beraber cezaya hükmetmeyi geriye bırakmakta ve onu
belirli bir süre içinde denetim altında tutmaktadır. Tabi tutulduğu denetim
süresi içinde davranışları olumlu bulunduğu takdirde sanık için bir mahkumiyet kararı verilmemektedir. Böylece deneme
süresini başarıyla geçirmiş olan sanık, hükümlü olma süreci dışına
çıkarılmaktadır. Sanıkların toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve topluma
normal bireyler olarak tekrar kazandırılması kurumun temel amaçlarındandır.
5721 sayılı Kanun’un 231. maddesi ile getirilen
düzenlemeye göre, mahkeme, sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama
sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para
cezası ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilecektir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda, sanık beş yıl denetim
süresine tabi tutulacak, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç
işlemediği takdirde hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesine karar
verilecektir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için,
sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum
olmaması, mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve
davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda
kanaate varılması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı
zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle
tamamen giderilmesi gerekir. Görüldüğü üzere kurum, yalnızca sanığın
menfaatleri düşünülerek getirilmiş olmayıp, önemli ölçüde toplumsal yarar
ve kamu düzeninin korunması da amaçlanmıştır. Mukayeseli hukukta suç ve
suçlulukla mücadele, suç işlenmesinin önlenmesi ve caydırıcılık açısından
bu ve buna benzer kurumlara geniş biçimde yer verildiği görülmektedir.
1632 sayılı Kanun’da düzenlenen suçlara
ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesine
engel teşkil eden itiraz konusu kuralın, askeri yargının özellikleri
dikkate alınarak askeri yargı sisteminde uygulanan askeri disiplinin tesisi
amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri
bırakılması, aynen erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek
yaptırımlar gibi hükmün ve cezanın kişiselleştirilmesi kurumlarından biridir.
İtiraz konusu kuralla, askeri disiplinin tesisi
gerekçesiyle suçların işleniş şekli, ağırlığı ve korunan hukuki menfaat
gibi hususlarda herhangi bir ayrım gözetilmeksizin 1632 sayılı Kanun’da
düzenlenen tüm suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının
uygulanamaması, ceza adaleti ile güdülen amaca uygun olmadığı gibi
cezanın kişiselleştirilmesinde hâkime tanınan takdir hakkını da ortadan
kaldırmaktadır.
Sonuç olarak iki yıl veya daha az
süreli hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılan sanıklar açısından hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel olan itiraz konusu
kural, 1632 sayılı Kanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin
birinci ve ikinci cümlelerine ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle ceza
hukukunun temel prensiplerinden olan cezanın kişiselleştirilmesi ile
ölçülülük ilkesine ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık
oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle,
itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı görülerek iptal edilen kuralın ayrıca 10. maddesi yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
Mehmet ERTEN, Burhan ÜSTÜN ile
Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
VII- SONUÇ
22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza
Kanunu’nun;
A- 47. maddesinin birinci fıkrasının, 4551 sayılı Askerî Ceza Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen (A) bendinin birinci
ve ikinci cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
B- 1- 31.3.2005 günlü, 5329 sayılı Askerî Ceza
Kanunu ile Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç
ve Cezaları Hakkındaki Kanunda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının “Sırf askerî suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında
yazılı suçlar hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar
ile…” bölümüne ilişkin esas incelemenin, “…kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile…”ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,
2- 5329 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen ek 8. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…kısa süreli hapis cezasına seçenek
yaptırımlar ile…”ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
C- 26.2.2008 günlü, 5739 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ek 10. maddesinin;
1- Birinci fıkrasının,itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta
olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkraya ilişkin
başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2- İkinci fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Mehmet ERTEN, Burhan ÜSTÜN
ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 17.1.2013 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
|
|
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
İtirazın konusu 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri
Ceza Kanunu’nun;
1- 47. maddesinin birinci fıkrasının 22.3.2000
günlü, 4551 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen (A) bendinin
birinci ve ikinci cümlelerinin,
2- 31.3.2005 günlü, 5329 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen Ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının “ Sırf askeri suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü
Faslında yazılı suçlar hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar
ile…” bölümünün,
3- 26.2.2008 günlü, 5739 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen Ek 10. maddesinin ikinci fıkrasının,
Askeri Ceza Kanunu’nda öngörülen kimi suçlar
yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptali istemidir.
Anayasa Mahkemesinin 5.7.2012 günlü Esas: 2012/9, Karar : 2012/103 sayılı
21.11.2012 günlü ve 28474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kararının “Karşıoy Gerekçesi”nde belirtilen nedenlerle itiraz
başvurularının reddi gerekir.
Bu nedenle çoğunluğun
iptale ilişkinkararına katılmadık.
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|