|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/30
Karar Sayısı : 2012/96
Karar Günü : 15.6.2012
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri
Emine Ülker TARHAN, M. Akif HAMZAÇEBİ ile birlikte 115 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU :19.1.2012 günlü, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi
Kanunu’nun;
1)“Seçimin
geri bırakılması” başlıklı 5. maddesinin,
2) “Adayların
görevden ayrılması ve göreve dönmesi” başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinin “… hâkimler ve
savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki
öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile
yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu
görevlileri, belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar, siyasi
partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye meclisi
üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların
üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve
denetim kurullarında görev alanlar …” bölümünün,
3) “Propaganda”
başlıklı 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan; “… ile Türkiye
Radyo ve Televizyon Kurumu … ” ibaresinin,
4)“Adaylara yardım” başlıklı 14.
maddesinin;
1- (2) numaralı fıkrasının
“Seçilen adayın mal bildirimi, seçim sonuçlarının kesinleşmesini müteakip
Resmî Gazete’de yayımlanır.” biçimindeki son cümlesinin,
2- (3) numaralı fıkrasının
“Alınan bağış ve yardımlar veraset ve intikal vergisinden müstesnadır.
Adaylar ödünç niteliğinde para kabul edemez.” biçimindeki ikinci ve üçüncü
cümlelerinin,
3- (4) numaralı fıkrasının
“Alınan bağış ve yardımlar sadece seçim harcamalarında kullanılır ve başka
bir amaç için tahsis edilemez.” biçimindeki son cümlesinin,
4- (6) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinde yer alan
“… seçim sonuçlarının kesinleşmesini izleyen on
gün içinde …” ibaresinin,
b-
İkinci cümlesinde yer alan“… seçim hesaplarını inceler ve varsa …”, “ve öngörülen
limitlerin aşılıp aşılmadığını… ”
ibarelerinin,
c-
Üçüncü cümlesinde yer alan “… adaylara …”
sözcüğünün,
d-
“Kurul bu görevi yerine getirirken Sayıştaydan ve
gerekli görülen diğer ilgili kamu kurumlarından yardım alabilir.”biçimindeki son cümlesinin,
5)“Cumhurbaşkanına tutanağın verilmesi ve andiçme
töreni” başlıklı 21. maddesinin birinci cümlesinin “Seçilen Cumhurbaşkanı
adına düzenlenen tutanak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tarafından verilir…” bölümünün,
6) Geçici 1. maddesinin,
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
6., 10., 11., 67., 68., 78., 79., 101., 102., 106. ve 175. maddelerine
aykırılığı savıyla iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesi istemidir.
I- İPTAL ve
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe
bölümü şöyledir:
“…
III. ANAYASAYA AYKIRILIK
İDDİALARININ GEREKÇELERİ
A-) 19.1.2012 gün ve 6271 sayılı Kanunun “Seçimin geri bırakılması” başlıklı
5 nci Maddesinin Anayasaya aykırılığı:
Anılan madde ile;
“(1) Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına
imkân görülmediğine dair karar verilmesi hâlinde, Cumhurbaşkanı seçimi bir
yıl geriye bırakılır.
(2) Geri
bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu
işlem tekrarlanabilir.”
Hükmü getirilmiştir.
İptali istenen “Seçimin geri
bırakılması” başlıklı 5.nci Maddesi, Anayasal
dayanaktan yoksundur ve Anayasanın
6 ncı, 78 nci, 102 nci ve 106 ncı maddelerine
aykırı düzenlemeler getirmiştir.
Gerçekten, Anayasanın “Egemenlik” başlığını taşıyan 6 ncı
maddesinde;
“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu
esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir
kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını
Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Hükmü getirilmiştir.
Anayasanın “Türkiye
Büyük Millet Meclisi seçimlerinin geriye bırakılması ve ara seçimleri”
başlıklı 78 nci
maddesi ise aynen;
“Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi,
seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir.
Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme
kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma
olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde bir defa
yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak,
boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde,
ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir.
Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz.
Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak, bir ilin
veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması
halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara
seçim yapılır. Bu fıkra gereği yapılacak seçimlerde Anayasanın 127 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uygulanmaz.”
Hükmünü âmirdir.
Keza, Anayasanın Cumhurbaşkanı’nın seçimini hükme
bağlayan 102 nci maddesinde de aynen;
“Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev
süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir
sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde
tamamlanır.
Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt
çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk
sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır.
Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve
geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan
birinin ölümü veya seçilme yeterliğini kaybetmesi halinde; ikinci oylama,
boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle
yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum
şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların çoğunluğunu aldığı takdirde
Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev
süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder.
Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir.”
Denilmektedir.
Öncelikle şu hususu belirtmek gerekir ki, 1982
Anayasası, kabul ettiği “Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı” ilkesi ile tamamen Anayasal bir rejim tesis etmek
istemiştir. Bu ilke ile kurulan Anayasal rejim, esasen, bütün kişileri ve
Devlet organlarını Anayasa çizgisinde tutacak şekilde sınırlandırmaktadır.
Bu prensip, kaynağını önce Anayasanın 6 ncı maddesinden almaktadır. Anılan Maddenin Üçüncü
Fıkrası, “Egemenliğin kullanılması,
hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse
veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
demek suretiyle, kullanılacak bütün yetkilerin Anayasadan sâdır olması
gerektiğini zorunlu kılmıştır. Anayasanın herhangi bir hükmünden yetki
almış bulunan herhangi bir organ veya kişi, bu yetkisini hiçbir biçimde devredemez. Hal
böyle olunca, Anayasada Yasama Organı’na “Cumhurbaşkanı seçiminin geri bırakılması”na ilişkin herhangi bir yetki verilmediğinden, aksine bir düzenleme Kanun
yoluyla yapılamaz; yapıldığı takdirde, bu yoldaki bir düzenleme “Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı”
prensibi ile çelişir. Bu itibarla, 6271 sayılı Kanun’un iptali istenen “Seçimin geri bırakılması”
başlıklı 5 nci maddesi, Anayasanın 6 ncı maddesi hükmüne açıkça aykırıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dört yıllık seçim
dönemi dolmadan istediği zaman seçimlerin yenilenmesine karar verebilmesine
karşılık, seçimlerin geri
bırakılması “çok istisnaî” bir durumdur. Anayasa bunu, sadece savaş durumuyla sınırlı tutmuştur: “Savaş
sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan
görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye
bırakılmasına karar verebilir. Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa,
erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.” (Anayasa Madde,
78 / 1,2).
Burada, savaş sebebiyle seçimlerin bir yıl geriye
bırakılması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (yasama organının) takdir
hakkına bırakılmıştır; zirâ, 1.nci fıkrada Türkiye Büyük
Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına “karar verebilir.”
denilmektedir; bu emredici bir
hüküm olmayıp, seçimlerin geri bırakılması tamamen yasama organının
takdirine bırakılmıştır.
Oysa,
6271 sayılı Kanun’un Anayasaya aykırı olduğu iddia edilen ve iptal isteminde
bulunulan 5.nci maddesinin 1.nci
fıkrasında “Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân
görülmediğine dair karar verilmesi hâlinde, Cumhurbaşkanı seçimi bir yıl
geriye bırakılır.” denilmek suretiyle seçimlerin geri bırakılmasında
yasama organının bu yöndeki
inisiyatifi ve takdir yetkisi elinden alınmış bulunmaktadır. Bu da,
Anayasanın 78.nci maddesinin 1.nci fıkrasındaki düzenlemeye aykırılık teşkil
etmektedir. Zirâ, Anayasada
yasama organının takdir hakkına ve yetkisine bırakılan bir konuda, Kanun ile emredici ve yasama organının
elini-kolunu bağlayıcı hükümler getirilemez; mevcut düzenleme tam
bir hukuksuzluktur!
Dolayısı ile, “seçimlerin
geri bırakılması” gibi son derece istisnaî bir konu “Cumhurbaşkanlığı seçimi”ne teşmil
edilmekte ve Anayasa
değişikliği yoluyla yapılması gereken bir düzenleme Kanun yoluyla
yapılmaktadır.
Görüldüğü gibi, 6271 sayılı Kanunun 5. Maddesi ile, “savaş
sebebi ile seçimlerin bir yıl ertelenebileceği, geri bırakma nedeninin ortadan
kalkmaması halinde erteleme kararının tekrarlanabileceği” hususu
öngörülmektedir. O halde, Anayasamızın 78. Maddesinde düzenlenen TBMM
seçimlerinin geri bırakılması müessesi, kıyas yoluyla Cumhurbaşkanlığı seçimi müessesesine de taşınmaktadır.
Anayasanın Cumhurbaşkanlığı seçimini düzenleyen 102
nci maddesinde “seçimin geri bırakılması”na ilişkin herhangi bir anayasal düzenleme
mevcut değildir. Dolayısı ile, 6271 sayılı
Kanun’un 5.nci maddesi ile Anayasada olmayan bir
düzenleme getirilmektedir. Söz konusu düzenlemenin Anayasaya aykırılığı
yanında, parlamenter demokratik sistemin suiistimaline yol açabilecek bir
düzenleme olduğu açıktır. Kaldı ki,
seçim yapılıncaya kadar Cumhurbaşkanlığına kimin vekâlet edeceği Anayasanın
106.ncı maddesinde hükme bağlanmıştır.
Buna göre;
“Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma
gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde, görevine
dönmesine kadar, ölüm, çekilme veya başka bir sebeple Cumhurbaşkanlığı
makamının boşalması halinde de yenisi
seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhurbaşkanlığına
vekillik eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.”
Hal böyle olunca, 6271 sayılı Kanunun “Seçimin geri bırakılması” başlıklı
5.nci maddesi çok açık bir biçimde Anayasanın 106 ncı
maddesini ihlâl etmektedir; zirâ, anılan maddede Cumhurbaşkanlığı
makamının boşalması halinde yenisi seçilinceye kadar Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı’nın Cumhurbaşkanlığı’na vekâlet edeceği açıkça
belirtilmiş olup, söz konusu Anayasa hükmünde “savaş sebebi” Cumhurbaşkanlığı seçiminin ertelenmesi için bir
mazeret olarak görülmemiştir. Anayasanın 106 ncı
maddesinin böyle bir olasılık halinde öngördüğü düzenleme, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ertelenmesi
değil, yenisi seçilinceye kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nın Cumhurbaşkanlığı’na
vekâlet etmesidir. Eğer, Anayasa koyucu, savaş sebebi ile
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ertelenmesini istese idi, bunu bir Anayasa hükmü ile düzenleyebilir
ve herhangi bir sebeple makamın boşalması halinde Cumhurbaşkanlığı’na
vekâlet etme müessesesini ayrı bir madde hükmü altında düzenlemezdi!..
Bu itibarla, “Seçimin Geri Bırakılması” başlıklı 5. Maddenin Anayasal
hiçbir dayanağı bulunmamaktadır ve Anayasanın gerek lâfzı ve gerekse ruhu
ile tam bir mübâyenet halindedir. Anayasal
dayanak bulunmaması ve doğrudan doğruya Anayasanın 78, 102 ve 106.ncı maddeleri hilâfına düzenlemeler yapılması, hukuka ve Anayasa tekniğine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Dolayısı
ile, iptali istenen 5 nci Madde, Anayasanın 6 ncı, 78, 102 ve 106.ncı maddeleri hükümlerine aykırıdır; iptali gerekir.
B-) 19.1.2012 gün ve 6271 sayılı Kanunun “Adayların görevden ayrılması ve göreve
dönmesi” başlıklı 11.nci maddesinin
Anayasaya aykırılığı:
Anılan madde ile;
“MADDE 11- (1) Cumhurbaşkanı adayı gösterilen
hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim
kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur
statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği
taşımayan diğer kamu görevlileri, belediye başkanları ve subaylar ile
astsubaylar, siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri
ile belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve
bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların
yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar, aday listesinin kesinleştiği
tarih itibarıyla görevlerinden ayrılmış sayılır. Bu durum Yüksek Seçim Kurulunca aday
gösterilenin bağlı bulunduğu bakanlığa veya kuruma derhal bildirilir.
(2) Yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler,
savcılar ve bu meslekten sayılanlar ile subay ve astsubaylar hariç olmak
üzere, Cumhurbaşkanı adayı gösterilen Devlet memurları ve diğer kamu
görevlileri, adaylığı veya seçimi kaybetmeleri hâlinde, Yüksek Seçim
Kurulunca Cumhurbaşkanının seçildiğinin ilân edilmesini takip eden bir ay
içinde müracaat etmeleri kaydıyla eski görevlerine veya kazanılmış hak
aylık derecelerindeki başka bir göreve dönebilirler.”
Hükmü getirilmiştir.
İptali istenen “Adayların görevden ayrılması ve göreve dönmesi” başlıklı 11.nci Maddenin 1 nci fıkrasında
geçen “... hâkimler
ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim
kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur
statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği
taşımayan diğer kamu görevlileri, belediye başkanları ve subaylar ile
astsubaylar, siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri
ile belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst
birliklerin ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya
ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar, ...”
tümcesinin Anayasal dayanağı olmadığı gibi, Anayasanın 2, 10 ve 11 inci maddelerine aykırı düzenlemeler getirmiştir.
Anılan madde ile ilgili olarak itiraz
başvurusunda dayanılan Anayasa kuralları şunlardır:
1- “Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
3- “Madde
10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç,
din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet,
bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak
tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife
şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler
eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar.”
3- “Madde
11- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.”
6271 sayılı Kanunun 11. maddesindeki düzenlemede, “Adayların Görevden Ayrılması ve Göreve
Dönmesi” başlığıyla, “Kamu
Görevlilerinin Seçime İştirak Etme” esasları belirlenmiştir. Buna göre; Yargı mensupları,
Üniversiteler, YÖK, RTÜK, Siyasi Partilerin İl ve İlçe Yöneticileri,
Belediye ve İlGenel Meclisi
Üyeleri, Kamu Bankaları gibi somut
ölçüler getirilerek; bu Kişilerin, aday listesinin kesinleştiği tarih itibariyle görevlerinden ayrılmış
sayılacakları hüküm altına alınmıştır.
Yargıç’lar ve bu mesleklerden sayılanlar ile Subay
ve Astsubaylar hariç olmak üzere, Cumhurbaşkanı
adayı olarak seçime iştirak edenlerin, eski görevlerinin iade hakları da saklı
tutulmuştur.
İptali talep olunan 11 nci
madde, Cumhurbaşkanlığı’na aday olan kişilerin görevden ayrılmasına ilişkin
hükümleri ihtiva etmektedir. Bu madde yürütme ve yargı organlarında çalışan
bazı kişiler ile siyasi kuruluşlarda, bankalarda ve sivil toplum
kuruluşlarında çalışan diğer kişilerin adaylığı kesinleştiği tarihten
itibaren görevinden ayrılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu düzenlemenin gerekçesi
ise sahip oldukları imkân ve kabiliyetleri seçim kampanyalarında diğer
adaylara karşı kullanarak bir haksız üstünlük tesis etmemesidir. Bu düşünce
doğrudur; kurumların aşırı politize olmaması için
de bir tedbir olarak düşünülmüştür.
Bu gerekçenin haklılığı, aday oldukları takdirde
mevcut Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar için çok daha fazla geçerlidir.
Devletin en üst makamlarında olmaları hasebiyle devletin, hükûmetin her türlü idari, mali, ekonomik imkânlarından
istifade edebilme, atama, yer değiştirme, devletin kolluk güçlerini
kullanma gibi yetki ve ayrıcalıklara sahiptirler. Türkiye Radyo ve
Televizyon Kurumu (TRT) başta olmak üzere, özel yayın kuruluşları nezdinde
de denetim ve kontrol yetkilerini kullanabilmektedirler. İşte bu düşünce
iledir ki, Anayasamızın 114. Maddesinde düzenlendiği biçimde, seçimler
öncesinde, seçimdeki eşitlik ve adaleti temin etmek üzere Ulaştırma,
İçişleri ve Adalet Bakanları istifa ederler.
Bazı atamaları bizzat
kendilerinin yaptığı yahut hükûmetin kontrol
ettiği mekanizmaların egemen olduğu süreçte, idari ve adli bürokrasinin
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan adaylardan etkilenmemesi düşünülemez.
Üstelik bu makamların hangi işinin siyasi,
hangisinin rutin devlet işi olduğunun belirlenmesi de her zaman mümkün değildir.
Bu eleştirilere karşı “O zaman milletvekili neden
istifa etmiyor?” şeklinde bir savunma ileri sürülemez. Zirâ, bu noktada, İktidar Sözcüleri tarafından, 2839
sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 18. Madde değişikliğinin örnek ve dayanak olarak gösterilmesi
de; Cumhurbaşkanlığı görevinin konumu,
saygınlığı ve devletin başı
olması gibi özellikleri göz önüne alındığında, anlamsız ve mesnetsiz
kalmaktadır
Çünkü, milletvekili
yasama organının 550 üyesinden biridir ve Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar
gibi icra makamı değildir.
Ancak, iptali istenen 6271 sayılı Kanun’un 11 nci maddesinde, Cumhurbaşkanlığı seçimine Meclis Başkanı, Başbakan, Bakan ya da
Milletvekili konumunda iken aday olmak isteyen kişilere yönelik, adaylık
süresi içinde istifa etmeleri yolunda herhangi bir düzenleme
öngörülmemiştir. Bu konumda bulunan adayların, böylesine üstün bir Kamu gücü, yetki ve
Devlet imkânlarını kullanırken aday olmaları halinde, diğer adaylar aleyhine haksızlık
yapılacağı ve seçim adaletine ve seçim sonuçlarına gölge düşeceği açıktır.
Bu düşüncelerle, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve
Bakanların aday olmaları durumunda, yetki ve sorumluluklarını vekillerine
devretmeleri seçimlerin eşit ve adil cereyan etmesinin bir gereğidir. Aksi
takdirde Anayasanın 10. Maddesinde
belirtilen eşitlik ilkesi de ihlal edilmiş olacaktır.
Getirilen bu madde, Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı adayı olması sürecinde, Kamu gücü
ve Devlet imkânlarıyla haksız ve
adaletsiz propaganda yapmasının önünü ve yolunu açmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde aday olmak isteyen diğer
yurttaşlar ise, adaylık sürecinde “göstermelik
aday” olarak ve “seçime
sözde meşrûiyet” kazandırma amacıyla
kullanılmış olacaklardır.
Anayasanın 2. maddesinde
tanımı yapılan Hukuk Devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları
koruyan, toplum yaşamında adalete ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran
ve bu düzeni sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında hukuk
kurallarına ve Anayasaya uyan, işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı
olan devlettir.
Hukuk
devleti ilkesi, Anayasanın en temel ilkelerinden biridir. Hukuk devleti;
yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine
dayanan devlet düzeninin adıdır. Hukuka güvenin, kamu düzeninin ve
istikrarın korunması hukuk devleti ilkesine bağlılık ile mümkündür.
Anayasa Mahkemesi’nin 28.1.2004 gün ve 2003/86
Esas-2004/6 Karar sayılı İçtihadında da vurgulandığı gibi, “Hukuk Devleti” kavramını ortadan
kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar Anayasanın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne
aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı ve hukuksal güvenceyi
ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenlemenin Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerini ifade eden Anayasanın 11 inci maddesi
ile bağdaşması da beklenemez.
Hukukun temel ilkeleri
arasında yer alan eşitlik ilkesine ise, Anayasanın 10. maddesinde yer
verilmiştir. Bu hükme göre, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi
düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”
denilmek suretiyle Kanunların herkese eşitlikle uygulanacağı
vurgulanmıştır. Seçme, seçilme ve siyasi çalışmalarda bulunma hakkı, vatandaşların
yasama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme haklarına eşdeğer
düzeyde anlam taşımaktadır. Bu itibarla, seçimlerin serbestliğinin yanı
sıra, eşitlik esasına göre yapılması gereği ve zorunluluğu tüm yurttaşları
kapsayacak biçimde Anayasada ve seçim kanunlarında ilke olarak
benimsenmiştir. Seçimlerin eşitliği ilkesi, “mutlak bir eşitlik” anlamındadır. Anayasa, seçim sisteminin belirlenmesini Kanun Koyucuya bırakmış ise
de, Kanun Koyucu seçimler konusunda yasama yetkisini kullanırken, şüphesiz,
Anayasal ilkelere uymak zorundadır.
“Eşitlik” ilkesi ile
eylemli değil, hukukî eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulanmaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasada öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Kaldı ki, Kanun koyucu, kuşkusuz Anayasanın ve
seçim kanunlarının temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla düzenleme
yapabilir.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kural
Anayasanın 2 nci maddesindeki “Hukuk Devleti” ile
10 ncu maddesindeki “eşitlik” ilkelerine aykırıdır.
Keza, az yukarıda değinildiği gibi, Anayasanın
herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenlemenin Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkelerini ifade eden Anayasanın 11 inci maddesi ile
bağdaşması da beklenemeyeceğinden, iptali istenen kural Anayasanın 11 nci
maddesine de aykırılık oluşturmaktadır.
C-) 19.1.2012 gün ve 6271 sayılı Kanunun “Propaganda” başlıklı 13.ncü maddesinin 2. nci
fıkrasında yer alan; “ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu” ibaresinin Anayasaya
aykırılığı:
İptali istenen “Propaganda” başlıklı 13.nci Maddenin
iptali istenen 2.nci fıkrası hükmünün Anayasal
dayanağı olmadığı gibi, Anayasanın
2, 10 ve 11.inci maddelerine aykırı düzenlemeler getirmiştir.
Anılan madde ile ilgili olarak iptal
başvurusunda dayanılan Anayasa kuralları şunlardır:
1-) “Madde
6- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu
esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir
kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını
Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
2-) “Madde
67- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme,
seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette
bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek
dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve
denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının
oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri
belirler.
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.
Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde
istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.”
3-) “Madde 79- Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve
denetimi altında yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin
düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve
yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün
yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve
kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim
tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi
Yüksek Seçim Kurulu’nundur.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi,
işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde
uygulanan hükümlere göre olur.”
6271 sayılı Kanunun 13. maddesindeki düzenlemede, “Propaganda” başlığıyla, “adayların seçim sürecinde yapacakları
propagandanın bu seçime özgü usul ve esasları” belirlenmiştir. Buna göre;
13 ncü
maddenin 1 nci fıkrasında “Propaganda döneminin, aday listesinin kesinleştiği gün başlayacağı
ve oylamaların yapılacağı günden önceki saat 18.00’de sona ereceği”
hükme bağlandıktan sonra, iptali istenen 2 nci fıkrasında,
“Propaganda döneminde, Türkiye Radyo
ve Televizyonlarında yapılacak propaganda yayınlarının tam bir tarafsızlık
ve eşitlik içinde yapılması, Yüksek Seçim Kurulu ile Türkiye Radyo ve
Televizyon Kurumu tarafından sağlanır.”
Denilmektedir.
Bu hükümde hukuka ciddî
anlamda aykırılıklar söz konusudur!
Zirâ, seçimlerin “yargı yönetim ve denetimi altında yapılacağı” Anayasanın 67 nci maddesinin 2 nci
fıkrasının âmir (emredici) hükmüdür; bu konuda başka hiçbir güce, organa ya da
kuruluşa yetki, inisiyatif ve takdir hakkı tanınmamıştır;
yegâne görevli ve yetkili organ “yargı”dır
ve yargı organı bu yetkisini 79 ncu maddenin 2 nci fıkrası uyarınca sadece Yüksek Seçim Kurulu eliyle kullanır.
Başka bir değişle, bu noktada tek yetkili Devlet kurumu Yüksek Seçim
Kurulu’dur.
Kezâ “seçimlerin,
yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılacağı”
hükmüne, Anayasanın 79 ncu maddesinin 1 nci fıkrasında da yer verilmiştir. Bu hükümlerden çıkan
sonuç, “seçimlerin yargı organının genel yönetimi ve denetimi altında yapılacağı”dır.
Oysa, 6271 sayılı Kanunun iptali istenilen ve son derece özensiz bir biçimde kaleme
alındığı anlaşılan 13 ncü maddesinin 2 nci fıkrasında “…propaganda
yayınlarının tam bir tarafsızlık ve eşitlik içinde yapılmasının, Yüksek
Seçim Kurulu ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nca sağlanması…”
öngörülmüştür. Esasen, bu durum, içerikteki özensizliğin biçime yansımış hâlidir!Yani, anılan hükme göre, propaganda yayınlarının
tarafsızlık ve eşitlik içinde yapılması için Yüksek Seçim Kurulu yanında Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT)
de görevlendirilmiş bulunmaktadır. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun Anayasada böyle bir yetkisi
yoktur; yani Anayasada TRT’ye
seçim sürecinin olağan bir unsuru olan propagandayı düzenleme ya da yönetme konusunda herhangi bir yetki /
işlev / mezûniyet verilmemiştir. Dolayısı ile, 6271 sayılı Kanunun 13 ncü
maddesinin 2 fıkrasında adı geçen Türkiye
Radyo ve Televizyon Kurumu bu yetkisini Anayasadan değil, Anayasa hilâfına Kanun’dan almaktadır ve işte o
Kanun, işbu dilekçe ile kimi hükümleri iptal davasına konu yapılan 6271 sayılı Kanun’dur.
Halbuki, “Hiçbir
kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi
kullanamayacağı” Anayasanın 6 ncı maddesinin
3 ncü fıkrasının son cümlesi hükmüdür.
O halde, iptali istenen 6271 sayılı Kanunun 13 ncü maddesinin 2 nci
fıkrasında geçen “… ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu…” ibâresi Anayasanın 67 nci ve
79 ncu maddelerine aykırı olması yanında, 6 ncı maddesi de alenen ihlâl etmektedir.
Diğer yandan, 6271 sayılı Kanunda propaganda konusunda herhangi bir yasal denetimin olmaması da kuşku
ve endişeleri beraberinde getirmektedir.Bu yollaParlamenter
yapımızdaki finansal zâfiyetler ve belirsizlikler, Cumhurbaşkanlığı seçimine
de taşınmış, parlamenter sistemde eksik olan şeffaflık ve denetimsizlik hali Cumhurbaşkanlığı seçimine de
tamamen yansıtılmış olmaktadır.
Bu yolla yapılacak denetimin, daha önce yapılmış
ihlâllerin fiili sonuçlarını ortadan kaldırması ve doğmuş olan kamu
zararlarını telâfi etmesi de mümkün değildir.
Böylece “kayıt
dışı propagandaya” fırsat verilmiş olacak ve böyle bir propaganda dönemi sonucunda, Cumhurbaşkanlığı
seçiminin “meşrûiyeti”
dahi tartışılır hâle
gelecektir.
Bu itibarla, iptali istenen 6271 sayılı Kanunun 13 ncü maddesinin 2 nci
fıkrasında geçen “... ile Türkiye Radyo Televizyon
Kurumu ...” ibaresi Anayasanın 6 ncı, 67 nci ve 79 ncu maddelerine açıkça aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
D-) 19.1.2012 gün ve 6271 sayılı Kanunun
“Adaylara Yardım” başlıklı 14 ncü maddesinin
Anayasaya aykırılığı:
İptali istenen hüküm, 14 ncü Maddenin 2 nci fıkrasında
geçen “Seçilen adayın mal
bildirimi, seçim sonuçlarının kesinleşmesini müteakip Resmî Gazetede
yayımlanır.” ibâresi; 3 ncü
fıkrasında geçen “Alınan bağış ve yardımlar veraset ve intikal vergisinden
müstesnadır. Adaylar ödünç niteliğinde para kabul edemez.” ibâresi; 4 ncü fıkrasında
geçen “Alınan bağış ve yardımlar sadece seçim harcamalarında kullanılır ve
başka bir amaç için tahsis edilemez.” ibâresi; 6 ncı fıkrasının 1 nci
cümlesinde geçen “… seçim sonuçlarının
kesinleşmesini izleyen on gün içinde …” ibâresi
ile 2 nci cümlesinde geçen “… seçim hesaplarını
inceler ve varsa … ve öngörülen limitlerin aşılıp aşılmadığını … “ ibâreleri;
üçüncü cümlesinde geçen “… adaylara …” ibâresi ve nihâyet 6 ncı fıkranın son
cümlesinde geçen “Kurul bu görevi yerine getirirken Sayıştaydan
ve gerekli görülen diğer ilgili kamu kurumlarından yardım alabilir.” ibâresidir.
Anılan madde hükmünde iptali talep
edilen ibâreler ile ilgili olarak iptal
başvurusunda dayanılan Anayasa kuralları şunlardır:
1-) “Madde
6- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu
esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir
kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını
Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
2-) “Madde 67- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun
olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde
siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek
dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve
denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının
oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri
belirler.
Onsekiz
yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma
haklarına sahiptir.
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.
Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan
hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy
kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutuk evlerinde oy kullanılması ve
oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli
tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hakimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır.
Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde
istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.
Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”
3-) “MADDE 68- Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve
usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir...
Siyasî partiler, demokratik siyasi hayatın
vazgeçilmez unsurlarıdır.
Siyasî partiler önceden izin almadan kurulurlar ve
Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler...
Siyasî partilere, Devlet, yeterli düzeyde ve hakça
malî yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın, alacakları üye aidatının
ve bağışların tabi olduğu esaslar kanunla düzenlenir.”
4-) “Madde 79- Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve
denetimi altında yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin
düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve
yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün
yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve
kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim
tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi
Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka
bir mercie başvurulamaz.
Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının
görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden
oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi
üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile
seçilir. Bu üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve
bir başkanvekili seçerler.
Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile
ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad
çekmeye girmezler. Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna
sunulması,
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi,
işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde
uygulanan hükümlere göre olur.”
6271 sayılı Kanunun 14 ncü
maddesindeki düzenlemeler, Anayasa
Hukuku sistematiği yanında, hukukun genel ilkelerine de aykırıdır.
Bu aykırılıklar, özellikle, 14 ncü maddenin
iptali istenilen 3 ncü fıkrasında geçen “Alınan bağış ve yardımlar veraset
ve intikal vergisinden müstesnadır. Adaylar ödünç niteliğinde para kabul
edemez.” İbâresi ile 4 ncü
fıkrasında geçen “Alınan bağış ve yardımlar sadece seçim harcamalarında
kullanılır ve başka bir amaç için tahsis edilemez.” ibârelerinde
yoğunlaşmaktadır.
Esasen, “Cumhurbaşkanlığı
seçimine ilişkin usul ve esasları” düzenleme
amacıyla getirildiği iddia olunan 6271 sayılı Kanun, özellikle 14 ncü maddesinde tamamen Kişiye Özgüdüzenlemeler
içermektedir. Anayasa Hukuku tekniğine göre, genel ve soyut ve kapsayıcı
nitelikte ilkelerin belirlenmesi gerekirken, -deyim yerinde ise- “adrese teslim” bir düzenleme
getirilmek istenilmiştir.
Öncelikle şu husus belirtilmek gerekir ki, 6271
sayılı Kanunun 14 ncü maddesinin 2 ncı fıkrasının 2 nci cümlesinde
geçen “Seçilen adayan mal bildirimi, seçim sonuçlarının kesinleşmesini müteakip
Resmi Gazetede yayımlanır.” Hükmü, aynı maddenin 4 ncü
fıkrasının ilk sözcüklerini oluşturan “Seçimlerde şeffaflığın sağlanması
amacı” ile çelişmektedir. Eğer, amaç, Cumhurbaşkanı
Seçimi’nde “şeffaflığın sağlanması” ise -ki bu ilke, bizzat Kanun Koyucu tarafından 4 ncü
fıkranın başındaki ilk sözcüklerde vurgulanmıştır- Cumhurbaşkanı
seçilen kişinin mal bildirimini seçimden sonra değil de, seçimden önce
vermesi halinde söz konusu olabilir; başka bir değişle, seçilen kişinin
seçimden sonra mal bildiriminde bulunmasının “şeffaflık ilkesi” ile
bağdaştığı söylenemez. Şüphesiz, burada güdülen amaç “malî şeffaflık”tır. Şeffaflık ilkesi, adayların mal
bildirimlerinin seçimden önce bildirmelerini gerekli ve zorunlu kılar.
Dolayısı ile, iptali istenen 14 ncü maddenin 2 nci fıkrasının
2 nci cümlesinde hükme bağlanan ve seçilen adayın mal bildiriminin seçimden
sonraya bırakılması biçimindeki bir düzenleme, hem Kanun’un bizzat
kendisi ile çelişmekte ve hem de Anayasanın 67 nci,
68 nci ve 79 ncu
maddeleri ile çatışmaktadır.
“Adaylara Yardım
Başlıklı” 14. maddede, bağış öncesinde
herhangi bir yasal denetimin
olmaması, yardım yapacak kişi ve kuruluşların bu konudaki malî denetimlerinin belirsizliği; Cumhurbaşkanı seçiminin finansal
kaynakları konusunda çok büyük kuşku ve endişeleri beraberinde getirecektir.
Parlamenter yapımızdaki finansal zâfiyetler ve belirsizlikler, Cumhurbaşkanlığı seçimine
de taşınmış olacaktır. Parlamenter sistemde eksik olan saydamlık ve denetimsizlik hali
Cumhurbaşkanlığı seçimine de aynen taşınmış
olacaktır. Seçim öncesi yapılması gereken denetimlerin seçim sonrasına bırakılmış olması
hiçbir şekilde kabul ve izah edilemez.
Bu yolla yapılacak denetimin, olası kamu
zararlarını telafi etmesi de mümkün değildir.
Kaynağı belirsiz sermaye
grupları tarafından oluşturulacak fonlar üzerinden yapılacak bir
Cumhurbaşkanlığı seçiminin, Anayasal sistemde yaratacağı tahribatlar,
gelecekte başlı başına bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır ve “kayıt dışı
finansmana” fırsat verilecek ve
Cumhurbaşkanlığı seçiminin de bu anlamda “meşrû olup olmadığı” tartışma
konusu yapılacaktır.
Cumhurbaşkanı’nın seçimine ilişkin Anayasanın
21.10.2007 gün ve 5678 sayılı Kanunun 5 nci
maddesi ile değişik 102 nci maddesinde,
Cumhurbaşkanı adaylarına “yardım müessesesi” konusunda herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Cumhurbaşkanı
adaylarının kamusal kuruluşlar olmadıkları açıktır. Anayasa Mahkemesi’nin
9.7.1971 günlü Resmi Gazete’de yayınlanan 2.2.1971 gün ve 1971/13 sayılı
Kararında, “... Bir siyasi partinin
toplum ve devlet düzenini belirli görüşler doğrultusunda etkilemesi veya
yönetmesi kamu hizmeti niteliği taşır. Ancak, bu hizmetin yerine
getirilmesi, o siyasi parti mensuplarının Türkiye Büyük millet Meclisi’ne
ve yerel yönetimlerin ve seçimle işbaşına gelen kuruluşlarına girmeleri ile
başlar ve bu mensupların aracılığı ile gerçekleşir. Hizmetlere girenlere
para olarak bu hizmetlerin karşılığı ödenir. Siyasi partilerin kamu hizmeti
niteliğindeki çalışmaları ancak bu dar çerçeve içinde söz konusu
edilebilir... Anayasanın siyasi partileri demokratik siyasi hayatın
vazgeçilmez unsurları sayması, muhalefette olan siyasî partilerin iktidara
karşı güvence altına alınması lüzumuna işarettir… Çalışmalarını üyelerinin
olağan yardımları ile sürdüremeyen siyasi partilerin paraca güçlü bir takım
kişi veya kuruluşların etkisi ve baskısı altına düşmesi varsayımı ise,
devletin paraca yardımı olsa dahi söz konusu olabilir. Devlet yardımı,
siyasi partilerin başka yollardan çıkar sağlamalarını engelleyemez...”
görüşüne yer verilmiştir. Bu görüşten hareketle şu sonuçlara varılabilir:
a-) Anayasada Devlet’in, yalnız ve ancak siyasî
partilere malî yardım yapacağı öngörülmüştür; Devlet’in başkaca bir kamu
kurumuna, kuruluşuna veya herhangi bir kimseye malî yardım yapma
yükümlülüğü yoktur. Siyasî partilerin bu ayrıcalığı, onların “demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez
unsurları oluşundan” (Anayasa, Madde, 68/2) kaynaklanmaktadır.
b-) Anayasanın siyasi partileri demokratik siyasi
hayatın vazgeçilmez unsurları sayması, muhalefette olan siyasî partilerin iktidara karşı güvence altına
alınması gereğine işarettir. Nitekim,
sosyal devletin vazgeçilmez unsurlarından olan sendikalara Devlet nasıl ki
malî yardım yapmak zorunda değilse, demokratik rejimin vazgeçilmez unsurlarından
olan siyasî partilere de aynı şekilde yardım etmek zorunda değildir. Ne var
ki, siyasî partilere yardım ediliyorsa, bu gereklilik, tamamen “muhalefet görevini ifa eden siyasî
partilerin yürütme organına (iktidara) karşı korunması ve varlıklarının
teminat altına alınması” ihtiyacından doğmaktadır.
c-) Cumhurbaşkanı’nın seçimine ilişkin Anayasanın
21.10.2007 gün ve 5678 sayılı Kanunun 5 nci
maddesi ile değişik 102 nci maddesinde,
Cumhurbaşkanı adaylarına yardım yapılması konusunda da herhangi bir hükme
yer verilmediğine ve bunun yalnızca siyasî partilere özgü bir hak olduğu
Anayasal bir ilke olarak kabul edildiğine göre, Cumhurbaşkanı adayı olacaklara yardım yapılmasının ve bunun bir Kanun
hükmü ile düzenlenmesinin Anayasaya aykırı olacağı çok açıktır. Anayasa Koyucu, siyasî partilerde olduğu gibi,
Cumhurbaşkanı adaylarına da yardım yapılması gerektiği görüşünü benimsemiş
olsa idi, şüphesiz, bu ilkeye Cumhurbaşkanı’nın seçimini düzenleyen 102 nci maddesinde yer verirdi!..
Dolayısı ile, Anayasanın 102 nci
maddesinde yer almayan bir düzenlemenin, “siyasî partilerin demokratik
siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu” ve “siyasî partilere malî
yardım yapılması gerektiği” yönündeki Anayasal ilkelerden esinlenilerek
Cumhurbaşkanlığı seçimine de teşmil edilmesi ve üstelik bunun Anayasa hükmü
ile değil de Kanun maddesi hükmü (6271 sayılı Kanun Madde:14) ile yapılması
seçim konusundaki Anayasal ilkelerle çelişmekte ve çatışmaktadır.
Şüphesiz, Anayasa, seçim sisteminin belirlenmesini
Kanun Koyucuya bırakmış ise de (Anayasa, Madde: 102/son), Kanun Koyucu
seçimler konusunda yasama yetkisini kullanırken, şüphesiz, Anayasal
ilkelere uymak zorundadır. 6271
sayılı Kanunun “Adaylara yardım” başlıklı 14 ncü
maddesinin iptali istenilen sözcük ve ibârelerinde
bu ilkelere uyulmamıştır.
Başka bir deyişle, 6271 sayılı Kanunun iptali
istenen 14 ncü maddesi hükmündeki düzenlemenin
yasal dayanağını Anayasanın 102 nci maddesinde
bulabilmek mümkün değildir.
Adaylara yapılacak malî yardımın usul ve esaslarını
düzenlemeyi öngören 6271 sayılı Kanun’un 14 ncü
Maddesinde, Anayasanın 101 nci ve 102 nci Maddelerindeki 2007 yılı değişiklikleri “Başkanlık
Sistemi Kurgusu” taşıdığından siyasal sorumsuzluk, tarafsızlık ve tam
dokunulmazlık makamı olan Cumhurbaşkanı seçiminin finansal yapısı tam bir
kargaşaya yol açmaktadır. Cumhurbaşkanlığı adaylığında gerekli olan malî
kaynak, adayın kendi yaratacağı olanaklara bırakılmıştır. Başka bir değişle, Anayasanın 101 nci
maddesinin 1 nci fıkrasında belirtilen “Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve
yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük millet Meclisi üyeleri veya bu
niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları
arasından, halk tarafından seçilir.” hükmü gözardı
edilerek, afakî, nesnellikten uzak ve malî gücü çok yüksek olan kişilerin
Cumhurbaşkanı seçilebilmelerine olanak sağlayan bir seçim sistemi kabul
edilmiştir. Belli bir eleme sonrası hazineden alınabilecek eşit
yardımlarla herkesin aday olabilme ideali kabul edilmeyip, bir yanda hükûmet olanakları, diğer yanda finans kaynakları ve
daha da ötesinde farklı bir sebeple bir araya gelmiş kişi ve sermaye
gruplarının aday çıkarabileceği bir seçim sistemi benimsenmiştir. İptali
istenen 14 ncü madde içerisinde sâde bir vatandaşın, halktan birinin veya bugüne kadar
seçilen Cumhurbaşkanları profillerine yakın bir
kişinin seçilebilme olasılığı yoktur. Bu düzenlemede, hükûmet
eliyle devlet gücüyle ve çok farklı donelerle bir
araya gelmiş, kişi ve sermaye topluluklarının belirleyeceği kişi profili
vardır.
Esasen, 6271 sayılı Kanunun 14 ncü
maddesi, siyasî sistemimizde yeni bir uygulama getirmektedir. Ne var ki, bu
Kanun, yeni olduğu kadar, sistemin
yozlaşması riskini de içinde barındıran bir Kanundur.
Anılan 14 ncü madde hükmü
gereğince, Cumhurbaşkanı adayları seçim kampanyalarında Türk uyruklu gerçek
kişilerden bağış ve yardım kabul edebileceklerdir.
Gerçek kişilerden yardım
ve bağış alınması “siyasî geleneklerimize ters” bir uygulamadır. Bu
yöntemle, Cumhurbaşkanı’nın “paraca
güçlü bir takım kişi veya kuruluşların etkisi ve baskısı altına düşmesi” kuvvetle
muhtemeldir. Bu uygulama
ile Cumhurbaşkanına “destek
olanlar/olmayanlar” bağlamında Cumhurbaşkanlığına yakın işadamları,
holdingler, sermaye odakları gibi kişi ve kuruluşlar belirmesi
kaçınılmazdır. Bu ayrışma, iş dünyasını da ciddî biçimde rahatsız edecek ve
aynı zamanda “herkesin” olması gereken Cumhurbaşkanı, “paraca güçlü bir takım kişi veya kuruluşların” Cumhurbaşkanı
olarak anılabilecektir. Bu mahzur, seçim sürecinde ve sonrasında
toplumumuzda yeni kutuplaşmalara, hesaplaşmalara, tasfiye veya haksız terfi
ve taltiflere yol açabilecek niteliktedir. Dahası, olumsuz emsâl teşkil ederek, gelecek
yıllarda yapılacak Milletvekili seçimi ile yerel seçimlerde de talep
edilebilir hâle gelecektir. Bu aşamadan sonra ise, artık, “Yardım ve bağış yapmayı holdingler,
şirketler ve benzeri tüzel kişilere yasakladık…” biçiminde bir söylem,
anlamsız olacaktır. Zirâ, holding ve şirketlerin, etrafındaki yakınları ve
çalışanları üzerinden bu yardımları yapmasının önünde yasal bir engel
konulamayacaktır. Bu ibarla, 14 ncü maddenin iptali istenen 3 ncü fıkrasında geçen
“Alınan bağış ve yardımlar veraset ve intikal vergisinden müstesnadır.
Adaylar ödünç niteliğinde para kabul edemez.” ibâresi;
4 ncü fıkrasında geçen “Alınan bağış ve yardımlar
sadece seçim harcamalarında kullanılır ve başka bir amaç için tahsis
edilemez.” İbâresi Anayasaya açıkça aykırı
hükümler ihtiva etmektedir.
Öte yandan, iptali istenen 14 ncü
madde hükmünde üzerinde önemle durulması ve irdelenmesi gereken diğer bir
husus da şudur:
Anılan maddenin 6 ncı
fıkrasında “seçim hesapları ile bağış, yardım ve harcamalara ilişkin bilgi
ve belgeler, seçim sonuçlarının kesinleşmesini izleyen on gün içinde Yüksek
Seçim Kurulu’na sunulur. Yüksek Seçim Kurulu bir ay içinde, seçim
hesaplarını inceler ve varsa usulsüzlükleri ve öngörülen limitlerin aşılıp
aşılmadığını tespit eder… Kurul bu görevi yerine getirirken Sayıştaydan ve gerekli görülen diğer ilgili kamu
kurumlarından yardım alabilir.” denilmektedir.
Yüksek Seçim Kurulu, malî konularda uzman değildir;
uzman olmadığı için de seçim hesaplarını inceleyip varsa usulsüzlükleri ve
öngörülen limitlerin aşılıp aşılmadığını sağlıklı bir biçimde
belirleyebilmesi mümkün olamaz. 6 ncı fıkranın
son cümlesinde geçen “Kurul bu görevi yerine getirirken Sayıştaydan
ve gerekli görülen diğer ilgili kamu kurumlarından yardım alabilir.”
ibaresi ise, Anayasanın, Yüksek Seçim Kurulu’nun görevlerini belirten 79 ncu maddesinin 2 nci fıkrası
hükmü ile de çelişmektedir. Zirâ, Anayasanın 79 ncu maddesinin
2 nci fıkrası hükmünde, Yüksek Seçim Kurulu’nun
“seçim hesaplarını inceleme” görevi mevcut değildir; böylece, 6271 sayılı
Kanun’un iptali istenen 14 ncü maddesi ile Yüksek
Seçim Kurulu’na “Anayasada yer almayan bir görev” (Anayasa Madde: 79 / 2)
ve “kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi” (Anayasa, Madde: 6 / 3
- son cümle) verilmektedir.
Diğer yandan, “Adaylara yardım” başlıklı 14 ncü maddenin iptali istenen 6 ncı
fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “Seçim hesapları ile bağış, yardım ve
harcamalara ilişkin bilgi ve belgeler, seçim sonuçlarının kesinleşmesini
izleyen on gün içinde Yüksek Seçim kuruluna sunulur.” Hükmünde geçen “… seçim sonuçlarının kesinleşmesini izleyen on gün içinde
…” ibaresi de, aynı Kanunun 4 ncü maddesinde
vurgulanan “Seçimlerde şeffaflığın sağlanması” ilkesi ile çelişmekte ve
dolayısı ile Kanunun muhtelif maddelerinde yer alan hükümler, aynı konuyu
düzenleme amacı taşımalarına karşın, kendi içlerinde birbirleri ile
çatışmaktadır. Aynı maddenin iptali talep olunan 2 nci fıkrası için serdettiğimiz ve az yukarıda
belirttiğimiz itirazlarımız da da vurguladığımız
üzere, Cumhurbaşkanı Seçimi’nde amaç “şeffaflığın sağlanması” ise -ki bu ilke, bizzat Kanun Koyucu
tarafından 4 ncü fıkranın başındaki ilk
sözcüklerde vurgulanmıştı- seçim hesapları ile bağış, yardım ve
harcamalara ilişkin bilgi ve belgelerin, seçim sonuçlarının kesinleşmesini
izleyen on gün içinde, yani seçimden sonra değil, Cumhurbaşkanı seçiminden
önceki bir süreçte verilmesi halinde söz konusu olabilir; başka bir
değişle, seçim hesapları ile bağış, yardım ve harcamalara ilişkin bilgi ve
belgelerin, seçimden önce değil de seçimden sonra Yüksek Seçim Kurulu’na
verilmesi yönündeki düzenlemenin “şeffaflık ilkesi” ile bağdaştığı
söylenemez. Şüphesiz, şeffaflık ilkesi, seçim hesapları ile bağış,
yardım ve harcamalara ilişkin bilgi ve belgelerin “seçimden önce” ibrâzını gerekli ve zorunlu kılar. Dolayısı ile, iptali istenen 14 ncü
maddenin 6 ncı fıkrasının 1 nci
cümlesinde hükme bağlanan ve “Seçim hesapları ile bağış, yardım ve
harcamalara ilişkin bilgi ve belgeler, seçim sonuçlarının kesinleşmesini
izleyen on gün içinde Yüksek Seçim kuruluna sunulur.” cümlesinde yer alan
“seçim sonuçlarının kesinleşmesini izleyen on gün içinde” biçimindeki bir
düzenleme, hem Kanun’un bizzat kendisi ile çelişmekte ve hem de Anayasanın
67 nci, 68 nci ve 79 ncu maddeleri ile çatışmaktadır.
Öte yandan, 14 ncü
maddenin iptali istenen 6 ncı fıkrasının 3 ncü cümlesinde yer alan “adaylara” ibâresi,
hem kanun yapma tekniğine hem de Anayasanın 101 nci
ve 102 nci maddeleri hükümlerine aykırıdır. Zirâ,
anılan maddede, “Seçim
hesapları ile bağış, yardım ve harcamalara ilişkin bilgi ve belgeler, seçim
sonuçlarının kesinleşmesini izleyen on gün içinde Yüksek Seçim Kuruluna
sunulur. Yüksek Seçim Kurulu bir ay içinde, seçim hesaplarını inceler ve
varsa usulsüzlükleri ve öngörülen limitlerin aşılıp aşılmadığını tespit
eder. Bu aşamada tespit edilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla Yüksek
Seçim Kurulu tarafından adaylara uygun bir süre verilir.” demektedir. Bu
hükümde, son cümlede belirtilen düzenlemenin seçimden sonraki bir döneme
ait olacağı açıktır. Başka bir değişle, eksiklerin giderilmesi amacıyla
adaylara “seçimden sonra” uygun süre verileceği öngörülmektedir. Seçimden
sonra ise, ortada bir “aday”dan söz edilmesi olanaksızdır; seçim yapılmış
ve seçilen kişi artık “aday” statüsünden bırakıp, Cumhurbaşkanı
seçilmiştir. Dolayısı ile, 14 ncü
maddenin iptali talep olunan 6 ncı fıkrasının 3 ncü cümlesinde yer alan “… adaylara
…” sözcüğü dil ve anlatım kurallarına, kanun yapım tekniğine, hukuka ve
mantığa ters olmakla birlikte, Anayasanın Cumhurbaşkanı seçimini düzenleyen
101 nci ve 102 nci
maddeleri hükümlerine de aykırılık içermektedir.
Açıklanmaya
çalışılan nedenlerle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonlarının müktesebâtı, ciddiyeti ve tarihî sorumluluğuyla bağdaşmayan ve iptali gereken bir hüküm söz
konusudur ve bu itibarla 6271 sayılı Kanunun “Adaylara yardım” başlıklı 14 ncü maddesinin iptali istenen hükümleri Anayasanın 6 ncı, 67 nci, 68 nci, 79 ncu, 101 nci ve 102 nci maddelerine
aykırıdır; iptalleri gerekir.
E-) 19.1.2012 gün ve 6271 sayılı
Kanunun “Cumhurbaşkanına tutanağın verilmesi ve andiçme
töreni” başlıklı 21 nci maddesinin iptali
istenen; “Seçilen Cumhurbaşkanı adına düzenlenen tutanak, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
tarafından verilir…” tümcesinin Anayasaya aykırılığı:
21 nci
Maddenin İptali istenen “Seçilen Cumhurbaşkanı adına düzenlenen tutanak,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı tarafından verilir…” tümcesinin Anayasal dayanağı olmadığı gibi, Anayasanın 11 nci
ve 79 ncu maddelerine aykırı düzenlemeler
getirmiştir.
Anılan madde ile ilgili olarak iptal
başvurusunda dayanılan Anayasa kuralları şunlardır:
1-) “Anayasa ‘Başlangıç’ Bölümü 4 ncü Parağraf: Kuvvetler
ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,
belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla
sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa
ve kanunlarda bulunduğu,”
2-) “Madde 11- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı
organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel
hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.”
3-) “Madde
79- Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında
yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde
yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim
süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama
ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve
Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim
Kurulunundur.”
6271 sayılı Kanunun seçilen Cumhurbaşkanı adına
Yüksek Seçim Kurulu tarafından Cumhurbaşkanı seçildiğine dair hazırlanacak
olan tutanağın verilmesine ilişkin 21 nci
maddesinin 1 nci fıkrasının birinci tümcesindeki
hukukî düzenleme Anayasa Hukuku
sistematiği yanında, hukukun genel ilkelerine de aykırıdır.
Zirâ, “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında
üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin
kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği
olduğu” Anayasanın Başlangıç Bölümü’nün 4 ncü
paragrafında çok açık bir biçimde dile getirilmiştir.
“Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı
organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel
hukuk kuralları olup, Kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı” ilkesi de
Anayasanın 11 nci maddesinde vurgulanmıştır.
Anayasanın 79 ncu
maddesinde de “…Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen
içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma,
seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün
yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve
kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim
tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi
Yüksek Seçim Kuruluna ait olduğu” açıkça belirtilmiş olup, “seçilen
Cumhurbaşkanı adına, Cumhurbaşkanı seçildiğine dair bir tutanak düzenlenmesi”
şüphesiz, seçim süresince ve seçimden sonra, seçimle ilgili bütün işlemler
kapsamında değerlendirilmesi gereken bir faaliyettir.
Bu faaliyet, yani bir kişinin Cumhurbaşkanı seçildiğine dair tutanağı düzenleme görev
ve yetkisi, sadece ve sadece Yüksek Seçim Kurulu’na aittir. Bu
kural, Anayasanın 79 ncu maddesinin 2 nci fıkrasının hükmüdür.
Nitekim,
6271 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin 2 nci fıkrasında da aynen;
“Seçilen Cumhurbaşkanı adına, Yüksek Seçim Kurulu
tarafından Cumhurbaşkanı seçildiğine dair bir tutanak düzenlenir.”
Denilmiştir.
Şimdi, 6271 sayılı Kanunun 20 nci
maddesinin 2 nci fıkrasında tutanak düzenlenmesi
görevinin Yüksek Seçim Kurulu’na ait olduğu belirtildikten sonra, hemen bu
maddeyi izleyen ve iptali istenen 21 nci maddenin
1 nci fıkrasının ilk cümlesinde “Seçilen
Cumhurbaşkanı adına düzenlenen tutanak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tarafından verilir…”
hükmüne yer vermek, maddeler arasında tam bir çelişki teşkil etmekte ve Anayasanın 79 ncu maddesinin 2 nci
fıkrasına aykırılık oluşturmaktadır.
Dolayısı ile, Anayasanın
79. maddesinde belirtilen “seçimlerin
başlamasından, bitimine kadar sorumluluk Yüksek Seçim Kurulunundur”
hükmünce, seçilen Cumhurbaşkanı’na, Cumhurbaşkanı seçildiğine dair
düzenlenen tutanağın (mazbatanın) Yüksek Seçim Kurulu tarafından verilmesi,
kurumlar ve kurallar rejimi olan demokrasinin bir gereği olarak kabul
edilmelidir.
Bu itibarla, 19.1.2012 gün ve 6271 sayılı Kanunun “Cumhurbaşkanına
tutanağın verilmesi ve andiçme töreni” başlıklı
21 nci maddesinin iptali istenen; “Seçilen
Cumhurbaşkanı adına düzenlenen tutanak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tarafından verilir…”
tümcesi, Anayasanın Başlangıç Bölümü’ne, 11 nci
ve 79 ncu maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
F-) 19.1.2012 gün ve 6271 sayılı
Kanunun Geçici 1.nci Maddesi’nin Anayasaya
aykırılığı:
Yukarıda da değinildiği gibi, 6271
sayılı Kanunun Geçici 1 nci maddesi aynen
şöyledir:
“GEÇİCİ MADDE 1- (1) Onbirinci Cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldır.
(2) 31/5/2007
tarihli ve 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
seçilen Cumhurbaşkanları, iki defa seçilememeleri kuralı dâhil, Anayasanın
değişiklik öncesi hükümlerine tabidir.”
İptali istenen hüküm, Geçici Madde 1’in
tamamıdır.
İptali istenen Geçici Madde 1’in
Anayasal dayanağı olmadığı gibi, Anayasanın Başlangıç Bölümü’ne, 2 nci, 6 ncı, 10 uncu, 11 nci, 67 nci, 101 nci, 102 nci ve 175 nci maddelerine aykırı düzenlemeler getirmiştir.
Anılan madde ile ilgili olarak iptal
başvurusunda dayanılan Anayasa kuralları şunlardır:
1-) “Anayasanın Başlangıç Bölümü 3 ncü ve 4 ncü paragraflar:
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk
Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir
kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun
icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında
üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin
kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği
olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;”
2-) “Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
3-) “Madde 6- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu
esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir
kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını
Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
4-) “Madde 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin
kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet,
bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak
tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife
şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler
eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar.”
5-) “Madde 11- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı
organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel
hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.”
6-) “Madde 67- Vatandaşlar, kanunda gösterilen
şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî
parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına
sahiptir.”
7-) “Madde 101-
Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme
yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir.
Cumhurbaşkanının görev
süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.”
8-) “Madde 102- Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev
süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir
sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde
tamamlanır.
Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt
çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk
sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır.
Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve
geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan
birinin ölümü veya seçilme yeterliğini kaybetmesi halinde; ikinci oylama,
boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle
yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum
şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların çoğunluğunu aldığı takdirde
Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev
süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder.
Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir.”
9-) “Madde 175- Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet
Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif
edilebilir. Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda
iki defa görüşülür. Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının
beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.
Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin
görüşülmesi ve kabulü, bu maddedeki kayıtlar dışında, kanunların
görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tabidir.
Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliklerine ilişkin
kanunları, bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri
gönderebilir. Meclis, geri gönderilen Kanunu, üye tamsayısının üçte iki
çoğunluğu ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bu Kanunu halkoyuna
sunabilir.
Meclisçe üye tamsayısının beşte üçü ile veya üçte
ikisinden az oyla kabul edilen Anayasa değişikliği hakkındaki Kanun,
Cumhurbaşkanı tarafından Meclise iade edilmediği takdirde halkoyuna
sunulmak üzere Resmi Gazetede yayımlanır.
Doğrudan veya Cumhurbaşkanının iadesi üzerine,
Meclis üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilen Anayasa
değişikliğine ilişkin kanun veya gerekli görülen maddeleri Cumhurbaşkanı
tarafından halkoyuna sunulabilir. Halkoylamasına sunulmayan Anayasa
değişikliğine ilişkin Kanun veya ilgili maddeler Resmi Gazetede yayımlanır.
Halkoyuna sunulan Anayasa değişikliklerine ilişkin
kanunların yürürlüğe girmesi için, halkoylamasında kullanılan geçerli
oyların yarısından çoğunun kabul oyu olması gerekir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa
değişikliklerine ilişkin kanunların kabulü sırasında, bu Kanunun halkoylamasına
sunulması halinde, Anayasanın değiştirilen hükümlerinden, hangilerinin
birlikte hangilerinin ayrı ayrı oylanacağını da
karara bağlar.
Halkoylamasına, milletvekili genel ve ara
seçimlerine ve mahalli genel seçimlere iştiraki temin için, kanunla para
cezası dahil gerekli her türlü tedbir alınır.”
“Geçici madde 1 ile” getirilen düzenleme sonucunda, Anayasal anlamda yetki gaspı yapılmış ve Anayasal
sistem sabote edilmiştir.
Yüksek mâlumları olduğu
üzere, geçici maddeler, uygulama süreleriyle değil, geçici olarak
düzenledikleri hukuki ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlı oldukları temel
metinlerin içerikleri ve verdikleri anlam ile değerlendirilmelidir. Geçici
maddeler, değişik hukuki düzenlemeler arasında bağlantı kurar, kazanılmış
hakların saklı tutulmasını ve uygulamanın geniş bir zaman dilimine
yayılmasını sağlar; geçici maddelerin diğerlerinden farkı budur. “Hukukî değer”
bakımından ise, geçici maddelerle diğerleri arasında hiç bir farklılık
bulunmamaktadır. Geçici madde, yasama organı tarafından yürürlükten
kaldırılıncaya kadar uygulanması zorunlu bir kuraldır. Kenar başlığında
“geçici madde” yazması da bu sonucu etkilemez (Anayasa Mahkemesi Kararı,
Esas Sayısı: 1996/3, Karar Sayısı: 1997/3, Karar Günü: 22.5.1997).
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhurbaşkanlığı görev
süresini 1924 tarihli Anayasadan başlanarak daima Anayasalarında hüküm altına almıştır. Türkiye
Cumhuriyeti’ni yöneten siyasî iradeler,
Devletin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı görev süresinin Anayasal teminât
altına alınmasını gerekli görmüşlerdir.
Bu olgu, Anayasa hukukumuzda köklü bir teâmül haline gelmiştir.
Nitekim, mevcut Anayasa düzenlemesi olan 102 nci maddesinde de aynı irade tezâhür eylemiştir.
31.05.2007 tarihinde düzenlenen 5678 sayılı Anayasa
değişikliğiyle, “Cumhurbaşkanlığı
görev süresinin 5 yıl olduğu ve en fazla 2 kez seçilebileceği” hüküm
altına alınmıştır. Anayasanın 101 nci maddesinin
2 nci fıkrasında belirtilen Cumhurbaşkanı’nın
görev süresini hükme bağlayan “beş yıllık” süre “âmir hüküm” olup, Kanun
yolu ile düzenleme kapsamına alınamayacak nitelikte “emredici” bir Anayasa
buyruğudur. Kaldı ki, Cumhurbaşkanlığı makamı onursal ve yüce bir makamdır.
Bu itibarla, Cumhurbaşkanı seçilmiş olmak, bir kazanılmış (müktesep) hak
değil, Cumhurbaşkanı seçilmiş olmak, onursal bir anayasal görevdir.
5678 sayılı Anayasa düzenlemesinin çerçeve 6.
maddesinin, “Geçici 18 ve 19.
maddelerinde” bu durum daha da somutlaştırılmış, “11. Cumhurbaşkanı” ifadesi
kullanılarak, Anayasa Koyucu’nun bu yöndeki iradesine tereddüde yer
vermeyecek ölçüde açıklık ve kesinlik kazandırılmıştır. Anılan Kanunun
komisyon çalışmaları sırasında CHP
Grubunun ve Komisyon
Üyelerinin, Referandum Takvimi ve uygulama zorunluluğu sebebiyle, “11. Cumhurbaşkanı” ifadesinin kullanılmaması yönündeki uyarı ve önerileri, o dönem “egemen olan” Siyasi irade
tarafından dikkate alınmamıştır.
Bu arada, 28 Ağustos 2007
tarihinde 11. Cumhurbaşkanı’nın TBMM tarafından seçilmiş olması, bunun devamında
ise 5697 sayılı Kanun ile 5678
sayılı Anayasa Değişikliğine ilişkin Referandum Metni içinden geçici 18 ve 19. maddelerinin çıkarılmış
olması yönündeki gelişmeler; yukarıda sözü edilen ve 31.05.2007
tarihinde ortaya çıkan “5 yıl ve 2
dönem” şartını ve bu olgunun hukukî çerçevesini ortadan kaldırmamaktadır.
Zira, 16.10.2007 tarihinde
Resmi Gazete’de yayımlanan 5697 sayılı
Anayasa düzenlemesinde süreye yönelik olarak 7 yıl olduğuna dair bir düzenleme yapılmamış olmakla;
31.05.2007 tarihli Siyasi İrade hâlen varlığını korumakta ve
geçerliliğini sürdürmektedir. Siyasi İrade, bu noktada süre konusunda irade değişikliğine girmiş veya bu yönde fikir değiştirme gereğine
ihtiyaç duymuş olsa idi, şüphesiz, bu durumu 5697 sayılı Anayasa Değişikliği
düzenlemesinde açık bir
şekilde dile getirebilirdi.
Anayasada
yer alan ve Cumhurbaşkanı’nın “görev süresine” ilişkin olan bir
düzenlemenin yine Anayasa ile değiştirilmesi ve düzenlenmesi zorunluluğunun
bir sonucu olarak, gerek TBMM Başkanı’nın görevsüresine ilişkin 12.09.2010
tarihli Referandum ile değiştirilen 94/3.
madde düzenlemesinde vegerekse
Anayasa Mahkemesi Üyelerinin görev süreleriyle ilgili geçiş düzenlemesini getiren ve
yine 12.09.2010tarihli
Referandum ile değiştirilen 147 /
1. maddelerindeki bu düzenlemeler, “Anayasal düzenleme” yoluylayapılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yöndeki iradesini daha önce sarih bir biçimde
ortaya koymuştur.
Kaldı ki, Cumhurbaşkanı’nın görev
süresi Anayasada hükme bağlanması gereken “temel bir öz”dür; “Cumhurbaşkanı
seçimi müessesesi”nin esasına
ya da usûlüne
müteallik bir cihet değildir.
Henüz bir yıl kadar önce yapılan Anayasal
düzenlemelerde Anayasa Hukukunun bu
temel ilkesinin gereğini yerine getiren Siyasi İktidarın iş bu
düzenlemede ise, bu nitelikte Anayasaldüzenlemeye gerek görmemesi bir mübâyenetten
ve tutarsızlıktan öte; hukuk,
demokrasi ve Milli İrade konularındakikeyfîliğini ve sorumsuzluğunu göstermektedir.
Özetle, bu yönde bir
irade değişikliği yapıldığına dair herhangi bir irade beyanı mevcut
olmadığından, Geçici Madde-1’in anayasal ve hukuksal dayanağı
bulunmamaktadır.
Sözü edilen oluş şekli ve
safahat karşısında ortaya çıkan Anayasal gerçek şudur:
Cumhurbaşkanlığı görev süresi, Cumhuriyet tarihi
boyunca yapılan uygulama ve mevcut Mer’i Mevzuat
karşısında normatif olarak
Anayasal düzenleme ile yapılmalıdır. Süreyi etkileyecek ya da iddiaya göre
belirsizlik yaratacak bir durum söz konusu ise, bu belirsizliği giderecek
düzenlemelerin de Anayasal düzeyde yapılması
zorunluluğu vardır.
Bir diğer husus; Hukuk Devletlerinde mevcut normatif bir düzenlemede
değişiklik yapılmak isteniliyor ise, yine eş değer düzeyde bu iradenin ortaya konulması zaruretidir.
Hukuki teminat ve istikrara müdahale edilmemesi,
keyfiliklerin önlenmesi için İdare Hukukunda kabul edilen “Paralellik İlkesinin” gereği olarak da, sözü edilen Anayasal kültüre uymak
gerekmektedir.
Mevcut Siyasi İktidarın, Parlamento aritmetiğindeki kritik eşik sebebiyle, Anayasal düzenlemede sıkıntı yaşayabileceği
kaygısı ile bu konuda yasal
düzenleme yolunu tercih ettiği âşikârdır.
Oysa ki,
böylesi bir uygulama, Uluslararası platformlarda demokrasimizin özünün
Anayasa Koyucu’nun iradesine ters düşecek bir
biçimde ve haksız olarak irdelenmesine yol açacak; Cumhurbaşkanlığı seçimi
müessesesinin saygınlığına gölge düşürecektir!
Unutulmaması gereken temel gerçek şudur; demokrasilerde Parlamentolar ya da Siyasi
İktidar Grupları çoğunluklarına
dayanarak istedikleri konularda yasal ya da anayasal
düzenleme yapamazlar. Anayasal düzenlemelerin, hangi şartlarda
yapılabileceği ve hangi usûle ve prosedüre tâbi olduğu, Anayasamızın 175. maddesinde açıkça ve emredici bir tarzda
düzenlenmiştir.
Gerek bu sebeple ve
gerekse Anayasanın 6. Maddesinde yer alan “Yetkili Organların” yetkilerini
Anayasanın koyduğu esaslara göre kullanacakları yönündeki hüküm doğrultusunda,
Anayasaldüzenlemelerinin usul ve esasları konusunda Siyasî İktidar ya
da Parlamentoların “takdir yetkisi”
bulunmamaktadır. Aksi halde, bu yol
açıldığı takdirde, bundan böyle parlamentoda az sayıda çoğunluğa sahip olan
her siyasî parti, Cumhurbaşkanı seçim süresini kendi siyasî görüş ve
tercihleri doğrultusunda keyfî bir biçimde belirleme yoluna gidebilir. Bu
yönde bir uygulamanın ise, “Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi”
ile bağdaşmayacağı açıktır.
Kuşkusuz, Anayasa değişikliğine ilişkin hükümler,
herkes için “emredici” niteliktedir
ve yine herkes için “bağlayıcı”dır.
Anayasamızın ve parlamenter çoğulcu demokrasi
geleneğimizin bu temel ve
vazgeçilmez ilkeleri karşısında; bu ilkelere aykırı bir anlayış ve uygulama içine
girilmesinin ve bunda ısrar edilmesinin, demokrasi kavramıyla bağdaşmasının
söz konusu olamayacağı açıktır. Siyasi İktidar, -deyim yerinde ise- Makyavelistyöntemler, zorlama yaklaşımlarve dayatmacı bir anlayışıyla Anayasal sistemi açıkça sabote etmiştir.
İptali talep olunan yasal düzenleme, öncelikle bu
yönü itibariyle hukuken malûldür.
Diğer yandan gözden
kaçırılmaması gereken önemli bir husus da şudur: Yukarıdaki açıklamaya
çalışılan sebeplere binaen, mevcut Cumhurbaşkanı’nın, beş yıllık görev
süresinin dolacağı tarih olan 28 Ağustos 2012 tarihinden sonra tesis
edeceği bütün işlemler Anayasal dayanaktan mahrum kalacaktır!
Anayasal sistemde bu
anlamda da bir tıkanma ve kaotik bir dönem söz konusu olacaktır.
Cumhurbaşkanı’nın bu tarihten sonra tesis edeceği
tüm işlemler hem siyaseten ve
hem de Anayasal olarak tartışılır
hale gelecektir. Bu durum, toplumda mevcut olan ayrışma ve kutuplaşma sürecinindaha da ileri boyutlara varmasına yol açacak ve
Cumhurbaşkanlığı Makamı’nın meşruiyeti
tartışmaları Ülkemiz gündeminde tıkanmalara yol açacaktır.
Siyasi İktidar, Anayasal sistemimiz içinde mevcut
olan Parlamenter Demokrasiye yönelik olarak, Halktan aldığı yetkiyle elbette değişiklikler yapabilir.
Anayasal sistem içinde, “Görev-Yetki-Sorumluluk”
dengelerini yeniden tesis ederek, tercihini “Başkanlık, Yarı Başkanlık ya da Parlamenter Sistemden” yana kullanabilir. Bu takdirde, yapılacak
Anayasal düzenlemelere yönelik eleştiri,
kaygı ve öneriler ise zaman içerisinde ileri sürülecektir. Getirilen
düzenleme, bu Anayasal sistemlerden hiçbirinin
temel karakteristiğini taşımamaktadır.
Öngörülen sistem, artık Anayasa tekniği anlamında “ucube” bir sistemdir. Bu bakımdan, parlamenter sistemde,
“yetkili ve sorumlu Başbakan” ile “yetkili ama sorumsuz Cumhurbaşkanı”
arasındaki çift başlı bir yapı, kabul edilemez bir durum olup, bu durum
ancak ucube ve dünyada örneği olmayan bir “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”ni
ortaya çıkaracaktır.
Getirilen bu sistemin, çoğulcu demokrasilerde ve parlamenter sistemlerde örneği
yoktur. Siyasî iktidar sözcüleri tarafından örnek olarak gösterilmek
istenilen Avusturya ve Finlandiya gibi
ülkelerdeki düzenlemeler de Ülkemiz için emsal olamaz. Zira, sözü edilen
ülkelerin sosyo-kültürel ve Anayasa yapımı tarihlerindeki dinamiklerin
farklılığı bir tarafa, O ülkelerdeki düzenlemelerde, Cumhurbaşkanlarının anayasal anlamda sorumsuzluğu söz konusu
değildir. Cumhurbaşkanlarının yasal ve anayasal sorumlulukları belirlenmiştir.
Bilindiği gibi, Anayasanın 101 ila 122. maddeleri arasında, “Yürütme organının”, görev ve
yetkileri ve sorumlulukları düzenlenmiştir.
Cumhurbaşkanının görev ve
yetkileri 104. maddede belirlenmiştir.
Cumhurbaşkanı 104. maddede sayılan geniş yetkilere sahip olmasına
rağmen, Anayasal anlamda sorumsuzdur.
Bu düzenlemedeki temel amaç; “... bir taraftan Cumhurbaşkanını geniş
yetkilerle donatıp, diğer
yönden ise hiçbir yasal ve anayasal sorumluluk getirmemek...” yoluyla,
12 Eylül İhtilali’ninyaratmış olduğu antidemokratik anayasal yapının ömrünü bu
yolla egemen kılmak idi.
Nitekim, Bilim Adamı misyonuna sahip olan Akademisyenler de, bu tür bir
düzenlemenin, “... Demokrasiyle
bağdaşmadığını, yetkiyle birlikte, paralel olarak sorumlulukların ve
denetim yollarının da belirlenmesi gerektiğini...” hep ifade edegelmişlerdir. Hangi ideolojiye yatkın olursa olsun, aydın namusuna ve tutarlılığına
sahip olan tüm Bilim Adamları; 12 Eylül 1980’den bu yana bu temel
Anayasa gerçeğini hep dile getirmişlerdir.
Böylece,
bir taraftan, Halkoyuyla ve seçimle
gelen; Anayasal sistemde çok geniş yetkilere sahip olan; buna rağmen hiçbir Anayasal denetime (Meclis soruşturması ve benzeri) tâbi olmayan, adeta bir kral
gibi ülkeyi yöneten bir Cumhurbaşkanı; diğer taraftan ise, seçimle gelen ve en üst düzeyde görev
yapan ve Anayasal yetkileri birbirinin
içine giren iki makam arasında doğması kaçınılmaz Anayasal Yetki ve İktidar Kavgası mücadeleleri
sonucunda oluşacak bir Fetret
Yapılanması…
Ne yazık ki, iptali talep
olunan Geçici Madde-1, “Kifayetsiz, muhteris ve öngörüden uzak” bir siyaset anlayışının dramatik bir tezâhürüdür.
Bu ve benzeri düzenlemelerle, Cumhuriyet’in değer
ve kazanımlarını etkisiz kılmaya yönelik
olan “ideolojik saldırılar”, en
üst düzeyde koruma altına alınmaktadır.
6271 sayılı Kanun’un iptalini talep ettiğimiz
hükümleri, esasen “parlamenter sistem”e aykırı ve parlamenter sistemin
işleyişinde yeni ve telafisi mümkün olmayacak zararlara yol açabilecek,
ülkemizi içinden çıkılmayacak, anayasal bir kaos
ve karmaşaya sürükleyebilecek nitelikte hükümlerdir.
2007 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yaşanan “Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi” ne
karşı, bir tepki ile yapılan değişiklik, mantıktan ve objektif temelden
yoksundur ve bu değişiklik yeni anayasal buhranların ve tepkilerin
habercisidir.
6271 sayılı Kanunun, kanun yapma tekniği ve
felsefesi açısından da bazı garabetler içermektedir.
Bunlardan birincisi, milletin 2007’de anayasa
değişikliğine halkoylaması ile karar verdiği bir hususun, halkın
temsilcileri, vekilleri tarafından bir yasa değişikliği ile değiştirilmesi
gayretleridir.
Hâlbuki demokrasilerde “yöntem sorunu” bazen içerik
kadar hatta ondan daha da önemli olabilmektedir.
Hukukun ana prensiplerinden birisi “işlemlerin paralelliği”
ilkesidir. Yani bir işlem hangi yöntemlerle yapılmışsa, geriye doğru aynı
ya da benzer yöntemlerle işlemden kaldırılabilir, geri alınabilir.
Dolayısıyla, mevcut Cumhurbaşkanının görev süresi hususunun bir anayasa
değişikliği ya da ilâvesi ile mümkün olabileceği ortadadır. Bu temel ilkeye
rağmen Anayasada belirtilen Cumhurbaşkanının görev süresinin Anayasa
değişikliği ile değil de, bir Kanun ile yapılması, hukuk sistemimizin kabul
gördüğü bütün prensiplerin sonuna kadar zorlanmasıdır. Daha da vahim olanı,
halkın bizzat kendisi tarafından referandumda kabul edilmiş bir metnin,
vekilleri vasıtasıyla değiştirilmesi, “halkın doğrudan tecelli etmiş
iradesine karşı” büyük bir nezâketsizliktir.
Anayasada bu konuda bir belirsizlik yoktur.
Değişikliğe halk oylaması ile Halkın kendisi karar vermiştir. O dönem de
bir intikal maddesi (geçici madde) ile de, mevcut cumhurbaşkanı ile alakalı
bir düzenleme halkın önüne getirilmemiştir. Seçmen kitlesi, mevcut
Cumhurbaşkanının da (11 nci Cumhurbaşkanı) aynı
süreye tabi olduğunu düşünerek oy vermiştir. Demokrasiler, kurulu nizâm içinde hayatını idame ettirir. Anayasada geçici
bir düzenleme yapılmadan, Anayasadaki bir hüküm, bir yasa değişikliği ile
“mevcut Cumhurbaşkanı” için yok sayılamaz, ortadan kaldırılamaz. Bu, en
başta Millî iradeye bir emri vaki yapmak, dayatmak ve halkı kandırmaktır.
Kanunlar ile Anayasa değişikliklerinin yapıldığı mekân,
Millî İradenin tecelli ettiği Meclis’tir. TBMM, Cumhurbaşkanı’nın görev
süresini 5 yıla indirmiş, ikinci kez seçilmesine imkan
vermiş ve doğrudan halk tarafından seçilmesini kabul etmiştir. Mevcut
Cumhurbaşkanı’nın da bu değişikliğe tâbî
olacağını, kendisi ile ilgili geçici bir düzenleme getirmeyerek
göstermiştir. Bu değişiklikler, halk oylamasında da kabul görerek
yasalaşmıştır. Mevcut Cumhurbaşkanına bir istisna öngörülmemiştir.
Şüphesiz, Cumhurbaşkanlığı, bir “hak” olmayıp
“onursal bir görev”dir. Öyle ise, onursal bir görevde “kazanılmış bir
hak”tan söz edebilmek olanaklı değildir. Hukukî güvenceye ilişkin herhangi
bir hüküm de Anayasaya eklenmemiştir. Aksine, onbirinci
Cumhurbaşkanı’nın seçildiği sırada görev süresini beş yıla indiren süreç
başlamıştır. Dolayısı ile, mevcut Cumhurbaşkanı
açısından “sürpriz bir düzenlemenin varlığı”ndan
söz edilemez. Kaldı ki, mevcut Cumhurbaşkanı’nın görev
süresinin yedi yıl olduğu kabul edilmiş olsaydı, siyasî iktidar, Anayasa
Mahkemesi’nin mevcut üyeleri ile ilgili olarak tıpkı son Anayasa
değişikliğinde olduğu gibi, 7.5.2010 gün ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 25 nci Maddesi ile Anayasaya eklenen “Geçici 18 nci Madde doğrultusunda ve “anılan madde benzeri” bir
“intikal hükmü” getirerek iradesini açıkça ortaya koyardı.
Diğer yandan, Anayasanın 102 nci
maddesinin son fıkrasında, “Cumhurbaşkanlığı
seçimine ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği” hükmü yer
almakla birlikte, süre ile ilgili şart (beş yıl şartı) Anayasada net bir biçimde
belirlenmiştir. Anılan bu hüküm karşısında, Cumhurbaşkanı’nın görev
süresinin “Kanunla belirlenecek esaslar arasında yer aldığı”nı
söylemek yerinde olmayacaktır.
Özetle belirtmek gerekir ki;
Mevcut Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin “yedi yıl
olduğunu ve ikinci kez seçilemeyeceğini” öngören Geçici Madde-1’in
incelenmesi sonucunda aşağıdaki tespitlere ulaşılmaktadır:
1. 6271 sayılı Kanun’un 3 ncü Maddesi’nin ilk fıkrası iki cümleden ibarettir: İlk
cümle, Cumhurbaşkanı’nın seçimini düzenleyen önceki mevzuatla ilişki
kurarak görev süresini 7 yıldan 5 yıla düşüren bir hüküm getirmektedir;
ikinci cümlesi ise daha önceki hale göre Cumhurbaşkanı’nın birden fazla kez
seçilebilmesine olanak sağlayan ve şahsın hukuk alanını genişleten
“genişletici bir hüküm” mâhiyetindedir,
2. Yapılan değişikliğin ise tamamen siyasî saiklerle, her iki cümleyi de işlevsiz bırakarak
“uygulanamaz” hale getirmekte ve adeta bu düzenlemenin tek hedefinin mevcut
Cumhurbaşkanı’nın (Onbirinci Cumhurbaşkanı’nın)
şahsı olduğu anlaşılmaktadır,
3. Şahsî bir düzenleme yapılarak “Kanunların
genelliği ve objektifliği” prensibine aykırı biçimde, demokrasilerin
müesses nizam içinde yürümesi prensibi ihlal edilmektedir,
4. Geçici Madde-1, mevcut Cumhurbaşkanı’na ikinci
kez aday olma ve seçilme yasağı getirmekte ve böylece Anayasamızda
belirtilen “eşitlik ilkesi” ile “seçme ve seçilme hakkı”nı
sınırlandıran anti-demokratik hükümler içermektedir.
Yukarıda açıklandığı biçimde anlaşılması ve yorumlanması
gereken 6271 sayılı Kanun’un iptali istenen Geçici Madde-1 hükmü,
Anayasanın gerek Başlangıç Bölümü’nde, gerekse 2 nci,
6 ncı, 10 uncu, 11 nci,
101 nci, 102 nci ve 175
nci maddeleri hükümlerinde yer alan ilkelerle
çatışmakta ve çelişmektedir.
Bütün bu tespitler karşısında, açıklanmaya
çalışılan nedenlerle, iptali istenen Geçici Madde
1’in Anayasal dayanağı olmadığı gibi, Anayasanın Başlangıç Bölümü’ne, 2 nci, 6 ncı, 10 uncu, 11 nci, 67 nci, 101 nci, 102 nci ve 175 nci maddelerine aykırı düzenlemeler getirmiştir ve
iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Yukarıda da açıklandığı veçhile,
Yüksek mâlûmları olduğu
üzere, Kamu Hukuku’nda yürütmeyi durdurma kararı verilebilmesi için iki
şartın birlikte bulunması gerekmektedir.
Bu iki şarttan biri, düzenlemenin açıkça hukuka
aykırı olması, diğeri ise dava konusu düzenlemenin uygulanması halinde
ortaya telâfisi imkânsız veya telâfisi güç bir zararın doğacak
bulunmasıdır.
28185 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak 26.1.2012
tarihinde yürürlüğe giren 19.1.2012 gün ve 6271 sayılı Kanun’un,
“Seçimin geri
bırakılması” başlıklı 5.nci Maddesi,
“Adayların görevden ayrılması ve göreve dönmesi” başlıklı 11.nci maddesinin 1 nci
fıkrasında geçen “... hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları,
yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu,
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur
statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği
taşımayan diğer kamu görevlileri, belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar,
siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye
meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların
üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve
denetim kurullarında görev alanlar, ...” sözcük grubu,
“Propaganda” başlıklı 13.ncü
maddesinin 2.nci fıkrasında geçen “… ile Türkiye
Radyo ve Televizyon Kurumu…” ibaresi,
“Adaylara yardım” başlıklı 14.ncü
maddesi,
“Cumhurbaşkanına tutanağın verilmesi ve andiçme
töreni” başlıklı 21.nci maddesinin iptali
istenen; “... Seçilen Cumhurbaşkanı
adına düzenlenen tutanak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tarafından verilir…” cümlesi,
Geçici 1 nci maddesi,
Öngördüğü
yasal düzenlemeler nedeniyle, yürürlüklerinin durdurulması için gerekli
olan her iki şartı da taşımaktadır.
Çünkü, yukarıda
belirtilen ve iptali istenen hükümler, Anayasaya açıkça aykırıdır. Bu hükümlerin uygulanması halinde bir yandan Devletin varlık ve bağımsızlığı,
ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü gibi yüksek menfaatlerinin süratle
korunması, öte yandan seçimle işbaşına gelmiş olan Cumhurbaşkanının
durumunun, uzun süre askıda kalmaması prensiplerine, egemenlik, eşitlik,
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü, seçme, seçilme ve siyasî faaliyette
bulunma hakkı, Cumhurbaşkanı seçiminin Anayasada öngörülen ilkeleri,
Anayasanın değiştirilmesi, seçimlere ve halkoylamasına katılma konusunda Anayasanın
öngördüğü bütün kurallar ihlâl edilmiş olacağı ve bu ilkeler yönünden
telâfisi imkânsız zararların doğacağı çok açık ve kesindir.
Dava konusu hükümler hakkında yürürlüğün
durdurulması kararı verildiği takdirde, hukuk sistemimizde herhangi bir boşluk
meydana gelmeyecek, sadece, Anayasaya aykırı olan uygulama durdurulmuş
olacaktır.
Ancak, dava konusu hükümler yönünden “yürürlüğü
durdurma” Kararı verilmeyip de iptal kararı verilmesi halinde, bu iptal
kararı büyük olasılıkla etkisiz kalacaktır.
Öte yandan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve
düzenlemelerden en kısa sürede arındırılması, hukuk devleti olmanın en
önemli gerekleri arasında sayılmaktadır. Anayasaya aykırılıkların
sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de
zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve
özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi
hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol
açacaktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla,
Anayasaya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümlerin iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa
Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
19.1.2012 gün ve 6271 sayılı Kanun’un;
“Seçimin
geri bırakılması” başlıklı 5 nci
Maddesinin Anayasanın 6 ncı, 78, 102 ve 106 ncı maddeleri hükümlerine,
“Adayların görevden ayrılması ve göreve dönmesi” başlıklı 11 nci Maddenin 1 nci fıkrasında
geçen “... hâkimler
ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim
kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur
statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği
taşımayan diğer kamu görevlileri, belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar,
siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye
meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların
üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve
denetim kurullarında görev alanlar, ...” tümcesinin Anayasanın 2, 10
ve 11 nci maddelerine,
“Propaganda” başlıklı 13 ncü
maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan; “ile
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu” ibaresinin Anayasanın 6 ncı, 67 nci ve 79 ncu maddelerine,
Kanunun “Adaylara yardım” başlıklı 14 ncü Maddenin 2 nci fıkrasında
geçen “Seçilen adayın mal
bildirimi, seçim sonuçlarının kesinleşmesini müteakip Resmî Gazetede
yayımlanır.” ibâresi; 3 ncü
fıkrasında geçen “Alınan bağış ve yardımlar veraset ve intikal vergisinden
müstesnadır. Adaylar ödünç niteliğinde para kabul edemez.” ibâresi; 4 ncü fıkrasında
geçen “Alınan bağış ve yardımlar sadece seçim harcamalarında kullanılır ve
başka bir amaç için tahsis edilemez.” ibâresi; 6 ncı fıkrasının 1 nci
cümlesinde geçen “… seçim sonuçlarının
kesinleşmesini izleyen on gün içinde …” ibâresi
ile 2 nci cümlesinde geçen “… seçim hesaplarını
inceler ve varsa … ve öngörülen limitlerin aşılıp aşılmadığını … “ ibâreleri;
üçüncü cümlesinde geçen “… adaylara …” ibâresi ve nihâyet 6 ncı fıkranın son
cümlesinde geçen “Kurul bu görevi yerine getirirken Sayıştaydan
ve gerekli görülen diğer ilgili kamu kurumlarından yardım alabilir.” İbâresinin Anayasanın 6 ncı,
67 nci, 68 nci, 79 ncu, 101 nci ve 102 nci maddelerine,
“Cumhurbaşkanına tutanağın verilmesi ve
andiçme töreni” başlıklı 21 nci
maddesinin iptali istenen; “Seçilen Cumhurbaşkanı adına düzenlenen tutanak,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı tarafından verilir…” tümcesinin, Anayasanın Başlangıç Bölümü’ne, 11
nci ve 79 ncu
maddelerine,
Geçici 1.nci
Maddesi’nin Anayasanın Başlangıç Bölümü’ne, 2 nci,
6 ncı, 10 uncu, 11 nci,
67 nci, 101 nci, 102 nci ve 175 nci maddelerine,
Aykırı olduklarından iptallerine ve uygulanmaları
halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için,
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
19.1.2012 günlü, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi
Kanunu’nun iptali istenen ibare ve cümlelerin de yer aldığı kurallar
şöyledir:
“Seçimin
geri bırakılması
MADDE 5- (1) Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına
imkân görülmediğine dair karar verilmesi hâlinde, Cumhurbaşkanı seçimi bir
yıl geriye bırakılır.
(2) Geri bırakma sebebi ortadan
kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.
Adayların görevden ayrılması ve
göreve dönmesi
MADDE 11- (1) Cumhurbaşkanı adayı gösterilen hâkimler ve savcılar, yüksek yargı
organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanları,
Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu
ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet
bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, belediye
başkanları ve subaylar ile astsubaylar, siyasi partilerin il ve ilçe
yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye meclisi üyeleri, il genel
meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile
sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların üst
kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve
denetim kurullarında görev alanlar, aday listesinin kesinleştiği tarih
itibarıyla görevlerinden ayrılmış sayılır. Bu durum Yüksek Seçim Kurulunca aday gösterilenin
bağlı bulunduğu bakanlığa veya kuruma derhal bildirilir.
(2) Yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler, savcılar ve
bu meslekten sayılanlar ile subay ve astsubaylar hariç olmak üzere,
Cumhurbaşkanı adayı gösterilen Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri,
adaylığı veya seçimi kaybetmeleri hâlinde, Yüksek Seçim Kurulunca
Cumhurbaşkanının seçildiğinin ilân edilmesini takip eden bir ay içinde
müracaat etmeleri kaydıyla eski görevlerine veya kazanılmış hak aylık
derecelerindeki başka bir göreve dönebilirler.
Propaganda
MADDE 13- (1) Propaganda dönemi, aday listesinin
kesinleştiği gün başlar ve oylamaların yapılacağı günden önceki gün saat
18.00’de sona erer.
(2) Propaganda döneminde, Türkiye Radyo ve
Televizyonlarında yapılacak propaganda yayınlarının tam bir tarafsızlık ve
eşitlik içinde yapılması, Yüksek Seçim Kurulu ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu tarafından sağlanır.
(3) Adayların, özel radyo ve televizyonlardaki
propaganda konuşmalarında, süre ile ilgili sınırlamalar dışında, 298 sayılı
Kanunun ilgili hükümleri uygulanır.
(4) Propaganda döneminde Başbakan, bakanlar ve
milletvekilleriyle ilgili yasaklara ilişkin hükümler dâhil olmak üzere
propagandaya dair diğer hususlarda 298 sayılı Kanun hükümleri kıyasen
uygulanır.
Adaylara yardım
MADDE 14- (1) Adaylar, yabancı devletlerden, uluslararası
kuruluşlardan, tüzel kişilerden ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek
kişilerden bağış ve yardım alamazlar.
(2) Adaylar, Yüksek Seçim Kurulu tarafından
belirlenecek adaylık başvurusu süresi içinde mal bildiriminde bulunmak
zorundadır. Seçilen adayın mal
bildirimi, seçim sonuçlarının kesinleşmesini müteakip Resmî Gazetede
yayımlanır.
(3) Her bir kişinin adaylara yapabileceği nakdî
yardım miktarı, her bir tur için en yüksek Devlet memuruna mali haklar
kapsamında fiilen yapılmakta olan her türlü ödemelerin bir aylık brüt
tutarını geçemez. Alınan bağış ve
yardımlar veraset ve intikal vergisinden müstesnadır. Adaylar ödünç
niteliğinde para kabul edemez.
(4) Seçimlerde şeffaflığın sağlanması amacıyla,
Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek tutarın üzerindeki nakdî yardımlar
adayların “Seçim Hesabı” olarak kendileri adına açtıracakları bir banka
hesabına yatırılır. Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek tutarın altında
kalan nakdî yardımlar ise makbuz karşılığında alınır ve seçim hesabına
yatırılır. Alınan bağış ve yardımlar
sadece seçim harcamalarında kullanılır ve başka bir amaç için tahsis
edilemez.
(5) Adaylığın kesinleşmesinden seçim sonuçlarının
kesinleşmesine kadar geçen dönemde bağış ve yardımlar ile yapılan
harcamalar Yüksek Seçim Kurulu tarafından tasdik edilen listelere
kaydedilir.
(6) Seçim hesapları ile bağış, yardım ve
harcamalara ilişkin bilgi ve belgeler, seçim
sonuçlarının kesinleşmesini izleyen on gün içinde Yüksek Seçim Kuruluna
sunulur. Yüksek Seçim Kurulu bir ay içinde, seçim hesaplarını inceler ve varsa usulsüzlükleri ve öngörülen limitlerin aşılıp
aşılmadığını tespit eder. Bu aşamada tespit edilen eksikliklerin
giderilmesi amacıyla Yüksek Seçim Kurulu tarafından adaylara uygun bir süre verilir. Alınan bağış ve yardımlardan
belirtilen limiti aşan miktar ile harcanmayan kısım Hazineye intikal
ettirilir. Kurul bu görevi yerine
getirirken Sayıştaydan ve gerekli görülen diğer
ilgili kamu kurumlarından yardım alabilir.
(7) Yüksek Seçim Kurulunca yapılan inceleme
sonuçları kesin olup, incelemenin tamamlanmasını müteakip bir ay içinde
ilân edilir.
(8) Aday, Yüksek Seçim Kuruluna önceden bildirmek
şartıyla, seçim hesapları ile gelir ve harcamalara ilişkin bilgi ve
belgelerin kayda geçirilmesi ve ibrazına ilişkin hususlarda 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali
Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre yetki almış meslek
mensuplarından veya avukatlardan birini ya da birkaçını yetkili kılabilir.
Bu durumda, yetkilendirilen meslek mensubu, yukarıda belirtilen hususların
yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesinde ilgili mevzuat
hükümlerine göre sorumlu tutulur.
(9) Aday tarafından verilecek mal bildiriminin usul
ve esasları, adaylar tarafından kullanılacak listelerin şekil, içerik ve
tasdiki, makbuzların şekil ve içeriği, bastırılması, bağış ve yardımların
alınması, kayda geçirilmesi, harcanması, harcanmayan ya da bağış sınırını
aşan kısmın Hazineye intikali ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer
usul ve esaslar Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
Cumhurbaşkanına tutanağın verilmesi
ve andiçme töreni
MADDE 21- (1) Seçilen
Cumhurbaşkanı adına düzenlenen tutanak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tarafından verilir ve
aynı oturumda andiçme töreni yapılır. Bu oturum,
eski Cumhurbaşkanının görev süresinin dolduğu gün, makamın başka bir
sebeple boşalması hâlinde ise seçim sonuçlarının kesinleşmesinden itibaren
üç gün içinde gerçekleştirilir.
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Onbirinci Cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldır.
(2) 31/5/2007
tarihli ve 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
seçilen Cumhurbaşkanları, iki defa seçilememeleri kuralı dâhil, Anayasanın
değişiklik öncesi hükümlerine tabidir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
6., 10., 11., 67., 68., 78., 79., 101., 102., 106. ve 175. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Serruh
KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan
ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü
durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına, 30.3.2012
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN
İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Anayasa
Mahkemesi Raportörü Ali Rıza ÇOBAN tarafından hazırlanan işin esasına
ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun’un 5. Maddesinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
savaş sebebiyle seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına ilişkin kuralın
anayasal dayanağının bulunmadığı, bu nedenle Anayasa’nın 6. maddesine aykırı
olduğu, ayrıca Anayasa’nın 78. maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
seçimlerinin savaş sebebiyle ertelenmesine karar verilebileceği
belirtilmişken iptali istenilen kuralda “ertelenir” denilmekle Türkiye
Büyük Millet Meclisinin iradesinin ortadan kaldırıldığı bu nedenle kuralın
Anayasa’nın 78. maddesine aykırı olduğu, diğer taraftan Cumhurbaşkanının
seçimini düzenleyen Anayasa’nın 102. maddesinde seçimlerin geri
bırakılmasına ilişkin bir hüküm bulunmamasına rağmen iptali istenilen
hükmün, Anayasa’da Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin geri
bırakılmasına ilişkin son derece istisnaî bir kuralı Cumhurbaşkanlığı
seçimine teşmil edip Anayasa değişikliği yoluyla yapılması gereken bir
düzenlemeyi kanun yoluyla yaptığı belirtilerek düzenlemenin Anayasa’nın
102. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca Anayasa’nın 106. maddesinde
Cumhurbaşkanlığının boşalması hâlinde Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanının vekâlet etmesi öngörülmüş olmasına rağmen savaş
hâlinde seçimlerin ertelenmesine olanak tanıyan 6271 sayılı Kanun’un 5.
maddesinin bu maddeye de aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenilen kural Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmediğine
dair karar verilmesi hâlinde, Cumhurbaşkanı seçiminin bir yıl geriye
bırakılmasına, bir yılın sonunda geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa
aynı usulle tekrar erteleme kararı verilmesine imkân tanımaktadır.
Anayasa’nın 102. maddesinde Cumhurbaşkanı seçimine
ilişkin temel hususlar düzenlenmiş ve son fıkrada Cumhurbaşkanlığı seçimine
ilişkin usûl ve esasların kanunla düzenleneceği
hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca maddede Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya
kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevinin devam edeceği hükme bağlanmıştır.
Dolayısıyla Anayasa koyucu yeni Cumhurbaşkanının seçilememesini bir boşalma
hali olarak değerlendirmemiş ve bu nedenle de görev süresi bitmiş olsa bile
yeni seçilen Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar eski Cumhurbaşkanının
görevine devam etmesini Anayasa’nın 102. maddesinde hüküm altına almıştır.
Bu nedenle savaş ya da başka bir nedenden kaynaklanan bir zaruret hâlinde
seçimlerin fiilen yapılamaması durumunda herhangi bir erteleme kararı
olmasa da süresi biten Cumhurbaşkanı görev yapmaya devam edecektir.
Anayasa’nın 102. maddesinde savaş sebebiyle
seçimlerin ertelenmesine ilişkin bir hüküm yer almamaktaysa da savaş gibi
milletin varlığının tehlike altında olduğu bir dönemde serbest seçimlerin
yapılması imkânı bulunmasa da her durumda yapılması gerektiği söylenemez.
Maddenin son fıkrasında yer alan Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usûl ve esasların kanunla düzenleneceği hükmüne
dayanarak kanun koyucunun Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin diğer hususların
yanı sıra savaş gibi bir mücbir sebep nedeniyle seçimin yapılmasına imkân
bulunmayan hâllerde seçimin ertelenmesini düzenlemesinde Anayasa’ya aykırı
bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 102.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşe katılmamıştır.
Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 6., 78. ve 106. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
B- Kanun’un 11. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin İlgili Bölümününİncelenmesi
Dava dilekçesinde iptali istenilen kuralda kamu
görevlileri ile siyasi kuruluşlarda, bankalarda ve sivil toplum
kuruluşlarında çalışan diğer bazı kişilerin Cumhurbaşkanı seçimlerinde aday
olmaları halinde adaylığın kesinleştiği tarihten itibaren görevlerinden
ayrılmalarının zorunlu tutulduğu, buna karşılık yeniden aday olan
Cumhurbaşkanı ile Başbakan ve Bakanlar için böyle bir zorunluluğun
öngörülmediği, görevden çekilme zorunluluğunun sebebinin bu kişilerin
görevleri nedeniyle sahip oldukları imkânlardan seçim kampanyalarında yararlanarak
diğer adaylara karşı avantaj sağlamalarının önlenmesi ise bu mahzurun
mevcut Cumhurbaşkanı ile Başbakan ve Bakanlar için de geçerli olduğu
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 11.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kuralın da yer aldığı 11. maddede kamu görevlilerinin Cumhurbaşkanı
seçimine katılma esasları belirlenmiştir. Buna göre yargı mensupları,
üniversite öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu ve Radyo ve Televizyon
Üst Kurulu üyeleri, siyasi partilerin il ve ilçe yöneticileri, belediye
başkanları ile belediye ve il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları, sendikalar ve kamu bankalarının yönetim
kurulları üyelerinin cumhurbaşkanlığına aday olmaları halinde aday listesinin kesinleştiği tarih
itibariyle görevlerinden ayrılmış sayılacakları hüküm altına
alınmıştır. Ayrıca maddede bu kişilerin seçimlerden sonra
görevlerine geri dönmeleri ve geri dönme hakkından istisna tutulanlar
düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde eşitlik ilkesi
düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre “eşitlik”
ilkesi ile eylemli değil, hukukî eşitlik öngörülmüş olup, eşitlik ilkesinin
amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak hukuk karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Anayasa’nın 76. maddesinde milletvekili
seçimleriyle ilgili olarak aday olan kamu görevlilerine görevden çekilme
zorunluluğu getirilmiştir. Benzer yükümlülükler diğer seçim kanunlarında da
yer almaktadır. Seçimlerde aday olan kamu görevlileri ile
siyasi partilerin, sivil toplum örgütleri ve özel sektör kuruluşlarının
bazı yöneticilerinin görevlerinden çekilme zorunluluğu getirilmesinin
nedeninin bir taraftan seçim sürecinde kamu hizmetlerinin aksamasını
engellemek, diğer taraftan bu kişilerin görevleri sebebiyle sahip oldukları
imkânları seçim sürecinde kullanarak diğer adaylara karşı avantaj
sağlamalarını engellemek olduğu anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 114. maddesinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi seçimlerinden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının
görevlerinden çekilmeleri öngörülmekle birlikte diğer Bakanlar ve Başbakan
açısından böyle bir çekilme yükümlülüğü getirilmemiştir. Cumhurbaşkanı,
Başbakan ve Bakanların aday olmaları halinde görevden çekilme zorunluluğu
getirilmemiş olmasının bu kişilerin görevlerinin niteliğinden kaynaklandığı
anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların
görevlerinden ayrılmaları ve bu görevlerin geçici olarak başkaları tarafından
yürütülmesinin, seçim döneminde aksaklıklara neden olabileceğini gözeterek
tercihini dava konusu kural doğrultusunda kullanması takdir yetkisi
içindedir.
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların diğer kamu
görevlileri ile aynı hukuksal durumda oldukları söylenemeyeceğinden bu
kişiler bakımından Cumhurbaşkanlığına aday olmaları halinde görevden
çekilme zorunluluğu getirilmemiş olmasında eşitlik ilkesine aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 11. maddesi ile ilgisi
görülmemiştir.
C- Kanun’un 13. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer
Alan “… ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu…”
İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Cumhurbaşkanı seçimlerinde
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumuna görev veren dava konusu kuralın
Anayasa’da yer alan seçimlerin yargı organlarının gözetim ve denetimi
altında yapılacağı ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, böyle bir hükmün Kanun’a
konulmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi açısından
kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetki kullanımı anlamına geleceği
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 6., 67. ve 79.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Propaganda”kenar başlıklı 13. maddesinde,
Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde uygulanacak propaganda dönemi, propaganda
döneminde adayların Türkiye Radyo ve Televizyonlarından yapılacak
propaganda yayınlarından eşit bir şekilde yararlanmasının güvence altına
alınması, propaganda yasakları ve propagandaya ilişkin diğer hususlar
düzenlenmektedir. İptali istenen ibarenin de yer aldığı ikinci fıkrada ise propaganda döneminde, Türkiye
Radyo ve Televizyonlarında yapılacak propaganda yayınlarının tam bir
tarafsızlık ve eşitlik içinde yapılmasının, Yüksek Seçim Kurulu ile Türkiye
Radyo ve Televizyon Kurumu tarafından sağlanacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 67. maddesinin ikinci fıkrası ile 79.
maddesinin birinci fıkrasında seçimlerin yargı organlarının genel yönetim
ve denetimi altında yapılacağı hükmü yer almaktadır. Seçimlerin yargı
organlarının yönetim ve denetimi altında yapılmasını öngören kuralların
amacı seçimlerin dürüstlük içinde ve Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan
ilkelere uygun bir şekilde yapılmasını güvence altına almaktır.
İptali istenen kuralla Cumhurbaşkanı seçimi
sürecinde propaganda döneminde, Türkiye Radyo ve Televizyonlarında
yapılacak propaganda yayınlarının tam bir tarafsızlık ve eşitlik içinde
yapılması hususunda Yüksek Seçim Kurulunun yanı sıra Türkiye Radyo ve
Televizyon Kurumuna da ödev yüklenmiştir. Adayların Türkiye Radyo ve
Televizyonlarında yapılacak propaganda yayınlarından tarafsızlık ve eşitlik
içinde yararlanabilmesi için yayın süresi,yayın saatleri, yayının yapıldığı kanalın izlenme oranı, yayının
kalitesi gibi pek çok faktörün dikkate alınarak adaletli bir propaganda
yayını imkânı tanınması gerekmektedir. Yayınlara ilişkin belirtilen
hususlarda uzman kuruluş Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu olduğundan
propaganda adaletinin sağlanmasında Yüksek Seçim Kurulunun yanı sıra
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumuna da ödev yüklendiği anlaşılmaktadır.
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu bu yayınların planlayıcısı ve
uygulayıcısı olduğundan, propaganda yayınlarının düzenlenmesinde adaletin
sağlanması ödevinin doğrudan muhatabıdır. İptali istenilen kural ile Yüksek
Seçim Kurulunun denetim ve gözetim yetkilerine herhangi bir sınırlama
getirilmemiştir. Yüksek Seçim Kurulu,Cumhurbaşkanı adaylarının Türkiye Radyo ve Televizyonlarında yapılan
propaganda yayınlarından eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak
yararlanıp yararlanmadığını denetleme ve herhangi bir aksaklık tespit
etmesi hâlinde kanuni yetkilerini kullanma konusunda herhangi bir sınırlamaya
tâbi tutulmamıştır. Bu nedenle Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumuna
propaganda yayınlarının tam bir tarafsızlık ve eşitlik içinde yapılması
hususunda ödev yüklenmesinde seçimlerin yargının yönetimi ve denetimi
altında yapılması ilkesine aykırılık yoktur.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 67. ve 79.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
D- Kanun’un 14. Maddesinin İncelenmesi
1-(2) Numaralı Fıkranın “Seçilen adayın mal bildirimi, seçim
sonuçlarının kesinleşmesini müteakip Resmi Gazete’de yayımlanır.” Biçimindeki Son Cümlesi
Dava dilekçesinde, Cumhurbaşkanı seçiminde
adayların mal bildiriminde bulunmalarının temel nedeninin finansal
şeffaflığı sağlamak olduğu ve bu şeffaflığın ancak adayların seçimden önce
bildirimde bulunmaları halinde sağlanabileceği belirtilerek iptali istenen
kuralda öngörüldüğü gibi mal bildiriminin seçimden sonra yayınlanmasının
şeffaflığı sağlamaktan uzak olduğu, bu nedenle kuralın Anayasa’nın 67., 68. ve 79. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasında
Cumhurbaşkanı seçimine katılan adayların mal bildiriminde bulunması
düzenlenmiştir. Kural, adayların, Yüksek Seçim Kurulu tarafından
belirlenecek adaylık başvuru süresi içinde mal bildiriminde bulunmalarını
zorunlu tutmuştur. İptali istenen kuralda ise seçim sonuçlarının
kesinleşmesinden sonra seçimi kazanarak Cumhurbaşkanı seçilen adayın mal
bildiriminin, Resmî Gazete’de yayımlanması öngörülmüştür.
Anayasa’nın 67.
maddesinde seçimler ve halkoylamasının
serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm
esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılacağı
öngörülmektedir. Anayasa’nın 68. maddesi ise siyasi parti özgürlüğünü
düzenlemektedir.Anayasa’nın 79.
maddesinde seçimlerin yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında
yapılacağı belirtilerek Yüksek Seçim Kurulunun oluşumu ve yetkileri
düzenlenmektedir. Bu maddelerden
hiçbirisinde seçim kampanyalarının finansal şeffaflığına ilişkin bir hüküm
bulunmamaktadır. Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan ve demokratik seçimin
unsurlarını oluşturan ilkelerin bütününden seçim kampanyalarının
şeffaflığının sağlanması gerekliliği çıkarılabilirse de bu şeffaflığın
nasıl sağlanacağını belirlemek önemli ölçüde yasama organının takdir
yetkisi içindedir. Kanun’un 14. maddesinin gerekçesinden bu kuralın
getirilmesinin temel nedeninin bu şeffaflığı sağlama düşüncesi olduğu
anlaşılmaktadır. Ancak kural tüm adayların mal bildiriminin seçimden önce
yayımlanmasını değil, yalnızca seçimi kazanarak Cumhurbaşkanı seçilen
kişinin mal bildiriminin seçimden sonra yayımlanmasını öngörmektedir. Bu
düzenlemeden kanun koyucunun amacının adayların mal varlığı üzerinden bir
seçim propagandası yapılmasını sağlamak değil, Cumhurbaşkanı seçilen
kişinin mal varlığının kamuoyu tarafından öğrenilmesine ve Cumhurbaşkanlığı
süresince meydana gelecek değişikliklerin denetimine imkân vererek kamu yönetiminde
açıklığı ve demokratik hesap verebilirliği sağlamak olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa’nın 67. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 68.
ve 79. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2- (3) Numaralı Fıkranın “Alınan bağış ve yardımlar veraset ve intikal vergisinden
müstesnadır. Adaylar ödünç niteliğinde para kabul edemez.” Biçimindeki İkinci
ve Üçüncü Cümleleri
Dava dilekçesinde, genel
olarak adayların gerçek kişilerden yardım almasına izin veren bir sistemin
geleneklerimize aykırı olduğu ve bunun Cumhurbaşkanı seçilen kişi ile
yardım edenler arasında bazı çıkar ilişkilerine yol açacağı belirtilerek
kuralların Anayasa’nın 6., 67., 68., 79., 101. ve
102. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 14. maddesinin (3)
numaralı fıkrasında adaylara yapılacak nakdi yardımların miktarı ve
bunların tâbi olduğu esaslar düzenlenmiştir. Her bir kişinin adaylara
yapabileceği nakdî yardım miktarının, her bir tur için en yüksek Devlet
memuruna malî haklar kapsamında fiilen yapılmakta olan her türlü ödemelerin
bir aylık brüt tutarını geçemeyeceği öngörülmüştür. İptali istenen kuralda
ise alınan bağış ve yardımların veraset ve intikal vergisinden müstesna
olduğu ve adayların ödünç niteliğinde para kabul edemeyeceği hükme
bağlanmıştır. Devam eden fıkralarda ise seçim hesaplarında toplanan
paraların yalnızca seçim harcamalarında kullanılacağı ve başka bir amaca tahsis
edilemeyeceği ve harcanmayan kısmın Hazineye intikal ettirileceği
belirtilmiştir.
Anayasa’nın
6. maddesinde egemenlik yetkisi, 67. maddesinde seçimler ve halkoylamasının serbest, eşit, gizli,
tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim
ve denetimi altında yapılacağı, 68. maddesinde siyasi parti özgürlüğü, 79.
maddesinde seçimlerin yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında
yapılacağı belirtilerek Yüksek Seçim Kurulunun oluşumu ve yetkileri, 101.
maddesinde Cumhurbaşkanının nitelikleri ve tarafsızlığı, 102. maddesinde
ise Cumhurbaşkanının seçimi düzenlenmektedir.
Vergilendirme Devletin
temel yetkilerinden biri olup hangi gelir ve varlıklardan ne ölçüde vergi
alınacağını ya da alınmayacağını belirlemek yasama organının takdir yetkisi
içindedir. Diğer taraftan adayların ödünç niteliğinde para kabul etmesini
yasaklayan kuralın amacının adayların seçim kampanyası döneminde yüksek
meblağlarda borçlanmasını önleyerek, özellikle Cumhurbaşkanı seçilen
kişinin tarafsızlığını ve bağımsızlığını güvence altına almak olduğu
anlaşılmaktadır. Büyük miktarlarla borçlanarak Cumhurbaşkanı seçilen bir
kişinin alacaklılarının baskısı altında tam bir bağımsızlıkla hareket
etmesi zorlaşacaktır. Bu nedenle Kanun seçim sürecinde yalnızca bağış
yapılmasına olanak tanımış ve bu bağışların şeffaflığını sağlamak amacıyla
hem bağış miktarına bir tavan öngörmüş hem de Yüksek Seçim Kurulu
tarafından belirlenecek miktarın üzerindeki bağışların bankada açılan seçim
hesabına yatırılmasını zorunlu tutmuştur.
Açıklanan nedenlerle
kural,Anayasa’ya aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6., 67., 68., 79., 101. ve 102. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
3- (4) Numaralı Fıkranın “Alınan bağış ve yardımlar sadece seçim harcamalarında
kullanılır ve başka bir amaç için tahsis edilemez.” Biçimindeki Son
Cümlesi
Dava dilekçesinde, genel
olarak adayların gerçek kişilerden yardım almasına izin veren bir sistemin
geleneklerimize aykırı olduğu ve bunun Cumhurbaşkanı seçilen kişi ile
yardım edenler arasında bazı çıkar ilişkilerine yol açacağı belirtilerek
14. maddede yer alan düzenlemeler bir bütün olarak dikkate alındığında
kuralın Anayasa’nın 6., 67., 68., 79., 101. ve
102. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 14. maddesinin
(4) numaralı fıkrasında seçimlerde finansal şeffaflığın sağlanması
amacıyla, Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek tutarın üzerindeki nakdî
yardımların adayların “seçim hesabı” olarak kendileri adına açtıracakları
bir banka hesabına yatırılması öngörülmüştür. Yüksek Seçim Kurulunca
belirlenecek tutarın altında kalan nakdî yardımların ise makbuz
karşılığında alınarak seçim hesabına yatırılması düzenlenmiştir. İptali
istenen son cümlede alınan bağış ve yardımların sadece seçim harcamalarında
kullanılacağı ve başka bir amaç için tahsis edilemeyeceği hükme
bağlanmıştır. Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde kişiler tarafından adaylara
yapılan bağışların seçim çalışmaları dışında kullanılması yasaklanmıştır.
Anılan maddenin (6) numaralı fıkrasında ise seçim hesabında toplanan paralardan
harcanmayan kısmın Hazineye intikal ettirileceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın
6. maddesinde egemenlik yetkisi, 67. maddesinde seçimler ve halkoylamasının serbest, eşit, gizli,
tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim
ve denetimi altında yapılacağı, 68. maddesinde siyasi parti özgürlüğü, 79.
maddesinde seçimlerin yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında
yapılacağı belirtilerek Yüksek Seçim Kurulunun oluşumu ve yetkileri, 101.
maddesinde Cumhurbaşkanının nitelikleri ve tarafsızlığı, 102. maddesinde
ise Cumhurbaşkanının seçimi düzenlenmektedir.
Kanun’un 14. maddesinde
Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin kampanyaların finansmanı konusunda kamu finansmanına
yer vermeyen ancak özel kişilerin yardımına olanak tanıyan bir sistem
benimsenmiştir. Özel kişiler tarafından yapılan bağışların toplandığı seçim
hesaplarında biriken paraların seçim çalışmaları dışında kullanılmasının
yasaklanmasının, bağışların amacına uygun şekilde kullanılmasını güvence
altına almaya ve seçim yardımı adı altında başka amaçlarla para transferi
yapılmasını önlemeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Özel kişiler
tarafından yapılan yardımlar yoluyla seçim hesaplarında toplanan paraların
seçim çalışmaları dışında kullanılmasını yasaklayan hükmün seçim
kampanyalarının finansmanının şeffaflığını ve seçimlerin dürüstlüğünü
sağlama amacına yönelik olduğu görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle
seçim kampanyalarının şeffaflığının nasıl sağlanacağını belirlemek yasama
organının takdir yetkisi içindedir. Kural, Anayasa’nın 67. maddesine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6., 68., 79., 101. ve 102. maddeleri ile ilgili
görülmemiştir.
4- (6) Numaralı Fıkranın
a- Birinci Cümlesinde
Yer Alan “… seçim sonuçlarının kesinleşmesini izleyen on
gün içinde …” İbaresi
Dava dilekçesinde, seçim
hesaplarına ilişkin denetimin seçimden sonra yapılmasının Kanun’un amacı
olan şeffaflığı sağlayamayacağı belirtilerek seçim hesapları ile bilgi ve belgelerin
seçim sonuçlarının kesinleşmesinden sonra on gün içinde Yüksek Seçim
Kuruluna sunulmasını öngören hükmün seçimlerde şeffaflığın sağlanması
ilkesi ile çeliştiği ve kuralın Anayasa’nın 67.,
68. ve 79. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 14. maddesinin
(6) numaralı fıkrasında seçim hesapları ile bağışların ve harcamaların
Yüksek Seçim Kurulu tarafından denetlenmesi öngörülmektedir. Fıkranın
birinci cümlesinde bu amaçla seçim hesapları, bağış ve harcamalara ilişkin
bilgi ve belgelerin seçim sonuçlarının kesinleşmesini izleyen on gün içinde
Yüksek Seçim Kuruluna sunulması hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 67.
maddesinde seçimler ve halkoylamasının serbest, eşit, gizli, tek dereceli,
genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi
altında yapılacağı öngörülmektedir. Anayasa’nın 68. maddesi ise siyasi
parti özgürlüğünü düzenlemektedir.Anayasa’nın 79. maddesinde seçimlerin yargı organlarının genel
yönetim ve denetimi altında yapılacağı belirtilerek Yüksek Seçim Kurulunun
oluşumu ve yetkileri düzenlenmektedir.
İptali istenen kuralda
seçim hesaplarının denetiminin seçim sonuçlarının kesinleşmesinden sonra
yapılması öngörülmüştür. Bu kuralın amacının da seçim hesaplarının
şeffaflığını sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Bu şeffaflığın nasıl
sağlanacağını belirlemek yasama organının takdir yetkisi içindedir.
Açıklanan nedenlerle
kural Anayasa’nın 67. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6., 68., 79., 101. ve 102. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
b- İkinci Cümlesinde
Yer Alan “… seçim hesaplarını inceler ve varsa…” ve “… ve
limitlerin aşılıp aşılmadığını...” İbareleri
Dava dilekçesinde
Anayasa’nın 79. maddesinde Yüksek Seçim Kuruluna seçim hesaplarını denetleme
yetkisi tanınmadığı belirtilerek Yüksek Seçim Kuruluna seçim hesaplarını
denetleme yetkisi tanıyan kuralların, (6) numaralı fıkradaki diğer
hükümlerle birlikte Anayasa’nın 6., 67., 68., 79.,
101. ve 102. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 14. maddesinin
(6) numaralı fıkrasında seçim hesaplarının Yüksek Seçim Kurulu tarafından
incelenmesi düzenlenmiştir. Bu çerçevede seçimin kesinleşmesinden itibaren
on gün içinde bilgi ve belgelerin Yüksek Seçim Kuruluna sunulması, Kurulun
da bir ay içinde, seçim hesaplarını inceleyerek varsa usulsüzlükleri ve
belirlenen limitlerin aşılıp aşılmadığını tespit etmesi öngörülmüştür.
Anayasa’nın 79.
maddesinde Yüksek Seçim Kuruluna, seçimlerin başlamasından bitimine kadar
düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve
yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün
yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama
yetkisi tanınmıştır.
Seçim kampanyasının
finansmanının şeffaflığının sağlanması seçimlerin demokratik bir şekilde
yapılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle pek çok ülkede
seçimin finansmanına ilişkin özel kanunlar çıkarılmıştır. Ülkemizde de 6271
sayılı Kanun’un 14. maddesi ile bu yönde düzenlemeler yapılmıştır. Seçimin
başlamasından bitimine kadar düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili
bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim
konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve
kesin karara bağlama yetkisi Anayasa ile Yüksek Seçim Kuruluna
verildiğinden seçim hesaplarının denetimi bu yetkiler kapsamındadır.Kaldı ki yasama yetkisi asli bir yetki
olup yasama organının herhangi bir konuda bir yasal düzenleme yapabilmesi
için Anayasa tarafından özel olarak yetkilendirilmiş olmasına gerek yoktur.
Bu nedenle bir kanunla Yüksek Seçim Kuruluna seçim hesaplarını denetleme
yetkisi tanınabilmesi için öncelikle böyle bir yetkinin Anayasa tarafından
tanınması gerektiği söylenemez.
Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa’nın 79. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 6., 68., 79., 101. ve 102. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
c- Üçüncü Cümlesinde
Yer Alan “… adaylara...” Sözcüğü
Dava
dilekçesinde üçüncü cümlede belirtilen düzenlemenin seçimden sonraki bir
döneme ait olduğu belirtilerek seçimden sonra adaylık statüsünün ortadan
kalktığı, seçimi kazanan kişinin artık Cumhurbaşkanı statüsü kazandığından
bahisle düzenlemede “adaylar” kavramına yer verilmesinin dil ve anlatım
kurallarına, kanun yapım tekniğine, hukuka ve mantığa ters olduğu gibi
Anayasa’nın Cumhurbaşkanı seçimini düzenleyen 101. ve 102. maddelerine de
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 14. maddesinin (6)
numaralı fıkrasında seçim hesaplarının Yüksek Seçim Kurulu tarafından incelenmesi
düzenlenmiştir. Bu çerçevede seçimin kesinleşmesinden itibaren on gün
içinde bilgi ve belgelerin Yüksek Seçim Kuruluna sunulması, Kurulun da bir
ay içinde, seçim hesaplarını inceleyerek varsa usulsüzlükleri ve öngörülen
limitlerin aşılıp aşılmadığını tespit etmesi öngörülmüştür. Bu aşamada
Yüksek Seçim Kurulu tarafından bir eksiklik tespit edilmesi halinde tespit
edilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla adaylara uygun bir süre verilmesi
hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 101.
maddesinde Cumhurbaşkanı adayı olma koşulları, aday gösterme usulü,
Cumhurbaşkanının görev süresi ve tarafsızlığı, 102. maddesinde ise
Cumhurbaşkanı seçimi düzenlenmektedir.
Kanun’un 14. maddesinin (6)
numaralı fıkrasında seçim hesaplarının Yüksek Seçim Kurulu tarafından denetlenmesi
öngörülmüştür. İptali istenen kelimenin bulunduğu üçüncü cümlede de Yüksek
Seçim Kuruluna sunulan belge ve bilgilerde eksiklik bulunması hâlinde, bu
eksikliğin giderilmesi için belli bir süre verilmesi düzenlenmiştir. Söz
konusu denetim seçimden sonra yapılmış olsa da seçim sürecinde yapılan
bağışlar ve harcamalara ilişkin bilgi ve belgeler üzerinden ve seçim
öncesindeki işlemlere ilişkin bir denetimdir.Her ne kadar seçim sonuçlarının kesinleşmesiyle
adaylık statüsü sona ermekte ve seçimi kazanan aday Cumhurbaşkanı statüsü
elde etmekteyse de bu kural seçime katılan bütün adaylarla ilgili
olduğundan Kanun’da “aday” kavramına yer verildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle
kural Anayasa’ya aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 101.
ve 102. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
d- “Kurul
bu görevi yerine getirirken Sayıştay’dan ve gerekli görülen diğer ilgili
kamu kurumlarından yardım alabilir.” Biçimindeki
Son Cümlesi
Dava
dilekçesinde Anayasa’nın 79. maddesinin ikinci fıkrasında Yüksek Seçim
Kurulunun seçim hesaplarını inceleme görevine yer verilmediği belirtilerek
iptali istenen kuralla Yüksek Seçim Kuruluna Anayasada yer almayan bir
görev ve kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi verildiği
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 6. maddesi ile 79. maddesinin ikinci
fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kural
seçim hesaplarının, yardım ve bağışlar ile harcamaların Kanun’a
uygunluğunun denetiminde Yüksek Seçim Kurulunun Sayıştaydan
ve diğer ilgili kamu kurumlarından yardım almasına imkân tanımaktadır.
Anayasa’nın 79.
maddesinde Yüksek Seçim Kuruluna seçimlerin başlamasından bitimine kadar
düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve
yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün
yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama
yetkisi tanınmıştır.Yukarıda
açıklandığı gibi seçim hesaplarının denetiminin Yüksek Seçim Kurulunca
yapılması ve bu denetim sırasında Sayıştaydan ya
da diğer kamu kurumlarından yardım almasının Anayasa’nın 79. maddesinde yer
alan yetkiler kapsamı dışında olduğu söylenemez. Yüksek Seçim Kurulu
seçimin başlangıcından sonuna kadar dürüst ve düzenli bir şekilde
yapılmasını ve yönetimini sağlamaktan sorumlu olduğuna göre seçim
kampanyalarının ve bu kampanyaların finansmanının düzenini ve dürüstlüğünü
sağlamak üzere seçim hesaplarını denetlemesi ve kendi uzmanlık alanı
olmayan hesap denetimi konusunda uzman kamu kuruluşlarından yardım alması
doğaldır. Kaldı ki, Anayasa’nın 160. maddesine göre Sayıştayın
görevleri arasında kanunlarla verilen inceleme ve denetlemeleri yapmak da
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa’nın 79. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 6.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
E- Kanun’un 21. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “Seçilen Cumhurbaşkanı adına düzenlenen
tutanak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı tarafından verilir…” Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’da
Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını düzenleme yetkisi ile tutanağın
ayrılarak farklı organlara verilmesinin Anayasa’nın 79. maddesinde yer alan
Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevinin Yüksek Seçim
Kuruluna ait olduğu hükmüne ve Anayasa’nın Başlangıç’ının dördüncü
paragrafında belirtilen kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür. Ayrıca kuralın, kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağı
ilkesini düzenleyen Anayasa’nın 11. maddesine de aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un 20. maddesinde
seçim sonuçlarının kesinleşmesinden sonra Yüksek Seçim Kurulu tarafından
seçilen kişi adına bir tutanak düzenleneceği öngörülmüştür. Kanun’un 21.
maddesinde ise Cumhurbaşkanı seçilen kişi adına Yüksek Seçim Kurulunca
hazırlanan tutanağın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde andiçmesinden
önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tarafından seçilen Cumhurbaşkanına
verilmesi ve andiçme töreni düzenlenmektedir.
Ayrıca kuralda andiçme töreninin ne zaman
yapılacağı da hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 79.
maddesinde seçimlerin yargının yönetim ve denetimi altında yapılacağı, bu
bağlamda seçimlerin başlamasından bitimine kadar seçimin düzen içinde
yönetiminin ve her türlü uyuşmazlığın nihai olarak karara bağlanmasının,
seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme
görevinin Yüksek Seçim Kuruluna ait olduğu öngörülmüştür.
Kanun’un “Cumhurbaşkanı
seçiminin sonuçlandırılması” başlıklı 20. maddesinde Cumhurbaşkanı
seçiminin kesin sonuçları ortaya çıktıktan sonra bu sonuçların Yüksek Seçim
Kurulu tarafından Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Cumhurbaşkanlığına bildirileceği ve seçimi kazanan
aday adına Cumhurbaşkanı seçildiğine dair bir tutanak düzenleneceği hükmü
yer almaktadır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı seçimi tutanaklarını kabul etme
yetkisi Yüksek Seçim Kuruluna aittir. İptali istenen kuralda ise seçilen
Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde andiçmeden önce bu tutanağınTürkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tarafından kendisine verilmesi
öngörülmektedir. Tutanağın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
tarafından Cumhurbaşkanına verilmesinin Cumhurbaşkanlığı seçiminin yönetimi
ve denetimi ile bir ilgisi olmayıp Devletin başı sıfatını kazanan bir
kimseye seçildiğinin resmî olarak bildiriminin o makama en yakın olan ve
yokluğunda ona vekâlet etme yetkisi bulunan Meclis Başkanı tarafından
yapılmasını öngören sembolik ve törensel bir anlam taşımaktadır.
Diğer taraftan,
Anayasa’nın 104. maddesine göre Cumhurbaşkanı devletin başı olup bu sıfatla
Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil etmektedir.
Ayrıca bu madde ile Anayasa’nın uygulanması, Devlet organlarının düzenli ve
uyumlu çalışmasını gözetme yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiştir. Anayasa’nın
Başlangıç’ının dördüncü paragrafında kuvvetler ayrılığının Devlet organları
arasında bir üstünlük sıralaması olmayıp belli yetki ve görevlerin
paylaşılmasından ibaret medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu
belirtilmektedir. Cumhurbaşkanının nitelikleri dikkate alınarak
Cumhurbaşkanı seçilen kişiye, seçildiğine ilişkin tutanağın Türkiye Büyük
Millet Meclis Başkanı tarafından verilmesinin Anayasa’da medeni bir
işbölümü ve işbirliği şeklinde tanımlanan kuvvetler ayrılığı ilkesine
aykırı bir yönü yoktur.
Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa’nın Başlangıç’ına ve 79. maddesine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 11.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
F- Kanun’un Geçici 1. Maddesinin
İncelenmesi
1- (1) Numaralı Fıkra
Dava dilekçesinde, Cumhurbaşkanının
görev süresinin anayasal mesele olduğu ve bütün Cumhuriyet tarihimiz
boyunca Cumhurbaşkanının görev süresinin Anayasalarda düzenlendiği
belirtilerek 2007 yılında 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile Anayasa’nın 101.
maddesinde yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanının görev süresinin 5 yıl
olarak öngörüldüğü ve bu konuda kanunla düzenleme yapılmasının mümkün
olmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 11., 101., 102. ve 175. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Kanun’un geçici 1. maddesinin (1)
numaralı fıkrası Onbirinci Cumhurbaşkanının görev
süresinin yedi yıl olduğu hükmünü içermektedir. Bu düzenlemenin 31.5.2007 günlü,
5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 4. maddesiyle Anayasa’nın 101. maddesinde
yapılan değişiklik sonrasında Onbirinci Cumhurbaşkanının
görev süresine ilişkin olarak doğan tereddütlerin giderilmesi amacıyla
getirildiği anlaşılmaktadır. 2007 yılında Onuncu Cumhurbaşkanının görev
süresinin dolmasından sonra Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini ve
görev süresinin beş yıl olmasını öngören bir anayasa değişikliği teklifi
Türkiye Büyük Millet Meclisinde 31.5.2007 tarihinde kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanı tarafından 16.6.2007 tarihinde halkoyuna sunulmak üzere Resmî
Gazete’de yayınlanan 5678 sayılı Kanun
henüz halkoyuna sunulmadan Türkiye Büyük Millet Meclisi erken seçim
kararı almış ve 22.7.2007 tarihinde yapılan seçimler sonucu oluşan Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından 28.8.2007 tarihinde Onbirinci
Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 21.10.2007 tarihinde yapılan halkoylaması ile
5678 sayılı Kanun kabul edilmiş ve halkoylaması sonuçlarının 31.10.2007
tarihli Resmî Gazete’de yayınlanmasıyla yürürlüğe girmiştir.
Onbirinci Cumhurbaşkanının seçildiği tarihte
görev süresi Anayasa’nın 101. maddesinde yedi yıl olarak öngörülmüştür. Cumhurbaşkanının
seçildiği tarihte, görev süresini değiştirecek olan kural, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde kabul edilmiş ancak henüz halkoylamasına sunulmamış,
dolayısıyla hukuken henüz tamamlanmamış ve yürürlüğe girmemiştir. Onbirinci Cumhurbaşkanı seçildikten sonra yürürlüğe
giren değişiklikle Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıl olarak
değiştirilmiştir. İptali istenen kuralın gerekçesinde Onbirinci
Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin kaç yıl olacağı konusundaki tereddüdün
ortadan kaldırılması amacıyla bu düzenlemenin getirildiği
belirtilmiştir.
Anayasa’nın değişik 101. maddesinde
Cumhurbaşkanının görev süresinin beş yıl olduğu hükmü yer almaktadır. Bu
hükmün yürürlüğe girmesinden sonra halkoyu ile seçilecek cumhurbaşkanları
açısından görev süresinin beş yıl olduğu konusunda bir kuşku
bulunmamaktadır. Ancak aynı şeyi değişiklik yürürlüğe girmeden önce Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiş olan Onbirinci
Cumhurbaşkanının görev süresi bakımından söylemek mümkün değildir. Zira Anayasa’nın önceki 101. maddesinde Cumhurbaşkanının
Türkiye Büyük Millet Meclisince yedi yıllık bir süre için seçileceği
öngörülmüştür. Onbirinci Cumhurbaşkanı bu kurala
göre seçilmiş olup seçimiyle birlikte görev süresi de belirlenmiştir.
Anayasa değişikliğine ilişkin 5678 sayılı Kanun’da Onbirinci
Cumhurbaşkanının görev süresine ilişkin özel bir düzenleme yer almadığından
Anayasada yapılan bu değişiklikle Onbirinci
Cumhurbaşkanının görev süresinin kısaltıldığı sonucuna varılamaz. Görev
süresinin kısaltıldığına ilişkin bir düzenleme olmadığına göre Onbirinci Cumhurbaşkanının görev süresi Anayasa’ya göre
yedi yıldır.İptali istenen
düzenlemede de Onbirinci Cumhurbaşkanının görev
süresinin yedi yıl olduğu vurgulanarak konuya açıklık getirilmiştir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 101.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe
katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 6., 11., 102. ve 175. maddeleri
ile ilgisi görülmemiştir.
2- (2) Numaralı Fıkra
Dava dilekçesinde, 5678 sayılı Kanun’la Anayasa’nın 101. ve
102. maddelerinin değiştirildiği ve Cumhurbaşkanının seçimi, görev süresi
ve iki kez seçilebileceğine ilişkin yeni bir statünün öngörüldüğü,
Anayasa’nın belirlediği bu statüde kanunla değişiklik yapılmasının mümkün
olmadığı belirtilerek kuralın mevcut
ve eski cumhurbaşkanlarının ikinci kez cumhurbaşkanlığına aday olmalarını
yasaklayarak eşitlik ilkesine aykırı bir şekilde seçilme hakkından mahrum
bıraktığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 10.,
67., 101., ve 175. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un geçici 1. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında 31.5.2007 günlü, 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un yürürlüğe
girdiği tarihten önce seçilen Cumhurbaşkanlarının iki defa seçilememeleri
dâhil, Anayasa’nın değişiklik öncesi hükümlerine tabi oldukları
belirtilmektedir. Kuralın temel olarak mevcut ve önceki cumhurbaşkanlarının
bundan sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday gösterilmelerini
engellemeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.
5678 sayılı Kanun’la değiştirilen Anayasa’nın 101.
maddesinin ikinci fıkrasının bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı
seçilebileceğini düzenleyen hükmü, maddenin eski metninde yer alan bir
kimsenin iki defa Cumhurbaşkanı seçilmesini yasaklayan kuralı ortadan
kaldırmıştır. Yeni düzenleme Cumhurbaşkanı adayı olmaya ilişkin diğer
koşulları taşıyanlara ikinci kez aday gösterilme hakkını tanımaktadır. Bu
hak bakımından Anayasada mevcut ve önceki Cumhurbaşkanları açısından
herhangi bir istisna öngörülmemiştir. Bu nedenle mevcut ve önceki
Cumhurbaşkanlarının bu haktan yararlanmaları doğaldır. Ayrıca seçme ve
seçilme hakkı Anayasa’nın 67. maddesinde vatandaşlar açısından bir temel
hak olarak öngörülmüştür. Cumhurbaşkanı seçimlerinde aday olma ve oy verme
hakkının da bu madde kapsamında temel bir hak olduğu konusunda bir kuşku
bulunmamaktadır.
Anayasa değişikliği ile kaldırılan iki defa Cumhurbaşkanı
seçilme yasağının kanunla geçmişe dönük olarak uygulanabilir hale
getirilmesi anayasa koyucunun bu konudaki iradesiyle bağdaşmamaktadır.
Anayasada iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilme imkânının öngörülmesi mevcut
ve geçmişte bu görevi yapmış olanların seçilme haklarını ileriye dönük
olarak olumlu yönde etkileyen bir düzenlemedir. Anayasanın tanıdığı temel
bir hakkın kanunla ortadan kaldırılması mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 67. ve 101.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ve Zehra Ayla
PERKTAŞ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmışlardır.
Kural, Anayasa’nın 67. ve 101. maddelerine aykırı
bulunarak iptal edildiğinden Anayasa’nın 10. ve 175. maddeleri yönünden ayrıca
inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
19.01.2012
günlü, 6271 sayılı “Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu” nun:
A)
Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlüğünün durdurulması
isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B) 1-
“Seçimin geri bırakılması” başlıklı 5. maddesine,
2- “Adayların görevden ayrılması ve göreve dönmesi” başlıklı 11.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…hâkimler ve
savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki
öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile
yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu
görevlileri, belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar, siyasi
partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye meclisi
üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların
üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve
denetim kurullarında görev alanlar…” bölümüne,
3-
“Propaganda” başlıklı 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan
“…ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu…” ibaresine,
4-
“Adaylara yardım” başlıklı 14. maddesinin;
a- (2) numaralı
fıkrasının “Seçilen adayın mal bildirimi, seçim sonuçlarının
kesinleşmesini müteakip Resmî Gazetede yayımlanır.” biçimindeki son
cümlesine,
b- (3) numaralı
fıkrasının “Alınan bağış ve yardımlar veraset ve intikal vergisinden
müstesnadır. Adaylar ödünç niteliğinde para kabul edemez.” biçimindeki
ikinci ve üçüncü cümlelerine,
c- (4) numaralı
fıkrasının “Alınan bağış ve yardımlar sadece seçim harcamalarında kullanılır
ve başka bir amaç için tahsis edilemez.” biçimindeki son cümlesine,
d- (6)
numaralı fıkrasının;
aa-
Birinci cümlesinde yer alan “… seçim sonuçlarının
kesinleşmesini izleyen on gün içinde …” ibaresine,
bb-
İkinci cümlesinde yer alan “… seçim
hesaplarını inceler ve varsa …”, “…ve öngörülen limitlerin aşılıp
aşılmadığını… ” ibarelerine,
cc-
Üçüncü cümlesinde yer alan “… adaylara …”
sözcüğüne,
dd-
“Kurul bu görevi yerine getirirken Sayıştaydan ve
gerekli görülen diğer ilgili kamu kurumlarından yardım alabilir.”
biçimindeki son cümlesine,
5- “Cumhurbaşkanına tutanağın verilmesi ve andiçme töreni” başlıklı 21. maddesinin birinci
cümlesinin “Seçilen Cumhurbaşkanı adına düzenlenen tutanak, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
tarafından verilir…” bölümüne,
6 - Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasına,
yönelik iptal istemleri,
15.6.2012 günlü, E. 2012/30, K. 2012/96 sayılı kararla reddedildiğinden, bu
madde, fıkra, bölüm, cümle, ibare ve sözcüklere ilişkin yürürlüğün
durdurulması isteminin REDDİNE,
15.6.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
19.01.2012
günlü, 6271 sayılı “Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu” nun:
A- “Seçimin geri bırakılması” başlıklı 5.
maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B-
“Adayların görevden ayrılması ve göreve dönmesi” başlıklı 11. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…hâkimler ve savcılar, yüksek
yargı organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanları,
Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu
ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet
bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, belediye başkanları
ve subaylar ile astsubaylar, siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu
başkan ve üyeleri ile belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri,
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları
ile üst birliklerin ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs
veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar…”
bölümünün,Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
C- “Propaganda” başlıklı 13.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…ile Türkiye Radyo ve
Televizyon Kurumu…” ibaresininAnayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- “Adaylara
yardım” başlıklı 14. maddesinin;
1- (2) numaralı fıkrasının “Seçilen
adayın mal bildirimi, seçim sonuçlarının kesinleşmesini müteakip Resmî
Gazetede yayımlanır.” biçimindeki son cümlesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
2- (3) numaralı fıkrasının
“Alınan bağış ve yardımlar veraset ve intikal vergisinden müstesnadır.
Adaylar ödünç niteliğinde para kabul edemez.” biçimindeki ikinci ve üçüncü
cümlelerininAnayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- (4) numaralı fıkrasının
“Alınan bağış ve yardımlar sadece seçim harcamalarında kullanılır ve başka
bir amaç için tahsis edilemez.” biçimindeki son cümlesininAnayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4-
(6) numaralı fıkrasının;
a-
Birinci cümlesinde yer alan “… seçim sonuçlarının
kesinleşmesini izleyen on gün içinde …” ibaresininAnayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- İkinci
cümlesinde yer alan “… seçim hesaplarını
inceler ve varsa …”, “…ve öngörülen limitlerin aşılıp aşılmadığını… ”
ibarelerininAnayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
c- Üçüncü
cümlesinde yer alan “… adaylara …” sözcüğününAnayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
d- “Kurul
bu görevi yerine getirirken Sayıştaydan ve
gerekli görülen diğer ilgili kamu kurumlarından yardım alabilir.”
biçimindeki son cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- “Cumhurbaşkanına tutanağın
verilmesi ve andiçme töreni” başlıklı 21.
maddesinin birinci cümlesinin “Seçilen Cumhurbaşkanı adına düzenlenen
tutanak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı tarafından verilir…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- Geçici 1. maddesinin;
1- Birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- İkinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
15.6.2012
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
|
|
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ ve
FARKLI GEREKÇE
19.11.2012 günlü, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi
Kanunu’nun Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, “Onbirinci Cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldır”
(2) numaralı fıkrasında da “31.5.2007 tarihli ve 5678 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce seçilen Cumhurbaşkanları, iki defa
seçilememeleri kuralı dahil, Anayasa’nın
değişiklik öncesi hükümlerine tabidir” denilmektedir.
Anayasa’nın 31.5.2007 günlü, 5678 sayılı Yasa ile
değiştirilen 101. maddesinin ikinci fıkrasında, Cumhurbaşkanı’nın görev
süresinin beş yıl olduğu, bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı
seçilebileceği belirtilmiş, ancak 5678 sayılı Yasada,bu Anayasa değişikliğinin yürürlüğe
girdiği sırada, 101. maddenin önceki düzenlemesi uyarınca, Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından yedi yıllık bir süre için seçilmiş bulunan Onbirinci Cumhurbaşkanı’nın ne kadar süre ile görev
yapacağına ilişkin geçici bir kurala yer verilmemiştir. Buna göre,kamu hukuku alanında genel olarak kişilerin bulunduğu statülerin
kazanılmış hak oluşturmadığı ve Cumhurbaşkanı seçilmenin bir hak değil,
onurlu bir görev ve bu görevin gerektirdiği yetkileri kullanma olanağı
sağladığı gözetildiğinde, kanunların derhal uygulanması ilkesi uyarınca, Onbirinci Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin beş yıla
indirilmiş olduğunun kabulü gerekir.
Dava konusu kural ile Onbirinci
Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin yedi yıl olarak belirlenmesi, Anayasa’nın
konuya ilişkin 101. maddesindeki beş yıllık sürenin, yürürlük tarihinin
ertelenmesi, başka bir anlatımla tali kurucu iktidarın bu konudaki
iradesinin yasa ile değiştirilmesi sonucunu doğurmaktadır. Anayasa’yı
değiştiren tali kurucu iktidarın, Onbirinci
Cumhurbaşkanı’nın yedi yıl görevde kalmasını istemesi halinde, bunu geçici
bir kuralla gerçekleştirmesi olanağı varken bu yola başvurmaması, söz
konusu kuralın derhal uygulanması iradesine sahip olduğunu göstermektedir.
Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı görev süresine ilişkin genel düzenleme Anayasa’da
yer aldığı halde, bunun istisnasını oluşturan geçici hüküm, yasa ile
getirilerek Onbirinci Cumhurbaşkanı bakımından Anayasa
kuralı değiştirilmiştir. Oysa, bir konu Anayasa’da
düzenlenmişse o konudaki geçici kural da ancak Anayasa ile getirilebilir.
Anayasa’da, 5678 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle oluşturulan veya
yeniden düzenlenen statülere ilişkin Geçici hükümlere de aynı Yasa’dayer
verilmesi bu görüşü doğrulamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa’da, genel kurala, geçici kural
ile istisna getirilmesi, Anayasal sorun oluşturmadığı halde, aynı
istisnanın yasa ile getirilmesi, Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesiyle
bağdaşmamaktadır. Bu bağlamda, yasa hükmü ile Anayasa buyruğunu etkisiz
kılacak her düzenlemenin Anayasa’ya aykırılık oluşturacağında duraksamaya
yer yoktur.
Açıklanan nedenlerle dava konusu (1) numaralı
fıkranın, Anayasa’nın 2. ve 101. maddelerine aykırı olduğu ve iptali
gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Öte yandan, Geçici 1. maddenin ilk fıkrasının iptali
isteminin reddine ilişkin çoğunluk görüşü, “Onbirinci
Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın 101. maddesinin önceki düzenlemesi uyarınca yedi
yıllık bir süre için seçildiğinden, bu tarihteki Anayasal iradenin geçerli
olacağı düşüncesine” dayandırılmıştır. Madde’nin (1) numaralı fıkrası
yönünden geçerli olan bu görüşün, tutarlılığını koruyabilmesi için (2)
numaralı fıkrası yönünden de geçerli olması gerektiği kuşkusuzdur. Ancak,
(2) numaralı fıkra bakımından bu görüşe itibar edilmemiş, konu, seçme ve
seçilme hakkı bağlamında değerlendirilerek Anayasa değişikliği ile
getirilen iki defa seçilme hakkından Onbirinci
Cumhurbaşkanı’nın da yararlanması gerektiğine karar verilmiştir. Bu durum,
görev süresi bakımından önceki Anayasal iradeye;birden fazla seçilme konusunda ise yeni
Anayasal iradeye itibar edilmesi gibi ciddi bir çelişki oluşturduğundan, (2)
numaralı fıkranın iptal gerekçesine katılmak olanaklı değildir.
(1) numaralı fıkraya ilişkin karşı oy gerekçesinde
açıklandığı gibi, (2) numaralı fıkra bakımından da statü hukukunun gereği
olarak, Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, bu
tarihten önce seçilen Cumhurbaşkanlarının da iki kez seçilme olanağından
yararlanmaları ve yeni kurallara tâbi olmaları gerekir.
Dava konusu (2) numaralı fıkra yönünden belirtilen farklı
gerekçe ile çoğunluk görüşüne katılıyorum.
KARŞIOY
ve DEĞİŞİK GEREKÇE
6271
sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu GEÇİCİ MADDE 1’in iptali istenilen
birinci ve ikinci fıkraları şöyledir;
“(1) Onbirinci
Cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldır.
(2) 31/5/2007
tarihli ve 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
seçilen Cumhurbaşkanları, iki defa seçilememeleri kuralı dâhil, Anayasanın
değişiklik öncesi hükümlerine tabidir.”
Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’na eklenen bu Geçici
Madde ile Onbirinci Cumhurbaşkanı’nın görev
süresinin yedi yıl olduğu, 5678
sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce seçilen Cumhurbaşkanlarının
ise iki defa seçilememeleri kuralı dâhil, Anayasa’nın değişiklik öncesi
hükümlerine tabi tutulacakları hüküm altına alınmıştır.
Anayasa’nın, 101. maddesinin ikinci fıkrasında;
“Cumhurbaşkanının görev süresi beş
yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir”
denilmektedir.
31/5/2007 tarihli ve 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile
Anayasa’nın 101. maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmiştir. Bu değişiklikle Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin beş yıl
olduğu ve bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebileceği genel
bir Anayasa kuralı olarak yürürlüğe konulmuş, ancak, Onbirinci
Cumhurbaşkanının görev süresi, önceki Cumhurbaşkanlarının iki defa
seçilememeleri ve değişiklik öncesi hükümlere tabi tutulmaları konularında,
bu genel kurala istisna sayılabilecek her hangi bir geçiş hükmü
konulmamıştır.
Anayasa’nın 101. maddesinin ikinci fıkrasında, 5678
sayılı Kanun’la yapılan bu değişiklik, kanunların derhal uygulanması
gerektiğine ilişkin temel hukuk kuralı uyarınca, yayımı tarihinde yürürlüğe
girmiş ve bunun sonucu olarak değişiklik öncesi Anayasa’daki yedi yıllık
süre beş yıla inmiş, ikinci kez seçilme yasağı da kalkmıştır. Değişiklik
yapılırken önceki Cumhurbaşkanları ve Onbirinci
Cumhurbaşkanı için geçiş hükmüne yer verilmediği için, Onbirinci
Cumhurbaşkanı’nın görev süresi beş yıla inmiş, bir kimsenin ikinci kez
Cumhurbaşkanı seçilemeyeceğine ilişkin yasak da kalkmıştır.
6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu GEÇİCİ
MADDE 1’in iptali istenilen birinci ve ikinci fıkraları, Anayasa’nın 101. maddesinin ikinci
fıkrasını, Onbirinci Cumhurbaşkanı ve
önceki Cumhurbaşkanları yönünden değiştirmek ya da uygulanmasını engellemek
isteyen bir Kanun hükmü
olduklarında duraksama bulunmamaktadır.
Anayasal kuralların değiştirilmesi ya da bu
kurallara geçiş hükmü konulması ancak, Anayasa’nın 175. maddesinde
öngörülen “Anayasanın değiştirilmesine” ilişkin usulle olabilir. Anayasada
yapılacak bu tür değişikliklerin kanunla
gerçekleştirilmeleri 175. maddesine uygun olmayacağı gibi, önceki
Cumhurbaşkanlarını da kapsayan bu değişikliğin yine kanunla düzenleme yapılarak önceki Anayasa
hükümlerine tabi tutulmaları da olanaklı değildir. Aksinin kabulü, Anayasal
kuralların kanunlarla değiştirilmesini olanaklı hale getirir. Bu da
Anayasa’da öngörülen demokratik hukuk devletine, egemenliğin millete ait
olduğuna, hiçbir organın anayasadan kaynaklanmayan bir yetkiyi kullanamayacağına,
kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağına, Anayasa değişikliklerinde
izlenmesi gereken yönteme ilişkin temel nitelikteki Anayasal ilkelere ve
Anayasa’nın 101. maddesinin ikinci fıkrasındaki açık hükme aykırılık
oluşturur.
İptali istenilen kurallar, açıklanan halleriyle
Anayasa’nın 2., 6., 11., 101. ve 175. maddelerine
aykırıdır.
İptalleri gerekir.
Bu nedenlerle
6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu GEÇİCİ
MADDE 1’in;
1- Birinci fıkrasındaki, on birinci
Cumhurbaşkanı’nın görev süresini yedi yıl olarak düzenleyen kural, Anayasa’nın
belirtilen hükümlerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği için çoğunluğun
redde ilişkin kararına;
2- İkinci fıkrasındaki, önce seçilen
Cumhurbaşkanları iki defa seçilememeleri kuralı dâhil, Anayasa’nın değişiklik
öncesi hükümlerine tabidir biçimindeki düzenlemenin de aynı gerekçeyle
iptali gerektiği için çoğunluğun bunun dışındaki iptal gerekçesine;
katılmadım.
KARŞIOY
YAZISI
1- 6721 sayılı Kanun’un 5. maddesine
ilişkin karşıoy gerekçesi:
Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından savaş sebebiyle yeni
seçimlerin yapılmasına imkan görülmediğine dair
karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı seçiminin bir yıl geriye
bırakılacağı; (2) numaralı fıkrasında ise geri bırakma sebebi ortadan
kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlemin tekrarlanabileceği
öngörülmüştür.
Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için gereken
nitelikler ve aday gösterilme şekli Anayasa’nın 101. maddesinde
gösterilmiş, seçim de 102. maddede düzenlenmiştir. Anayasa’da 12 Eylül 2010
tarihli referandumla kabul edilen değişikliklerden önce yürürlükte olan ve
Cumhurbaşkanı’nın TBMM tarafından seçilmesini öngören sistemden farklı
olarak, yeni düzenlemelerle Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi
esası getirilmiş ve bu seçimde TBMM’nin rolü aday gösterme aşaması ile sınırlandırılmıştır.
Anayasa’nın 101. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Cumhurbaşkanı seçimi
için yirmi milletvekilinin teklifi ile aday gösterilebilecek, ayrıca, en
son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte
hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday
gösterebileceklerdir. Buna göre, Cumhurbaşkanlığı için aday gösterilmesi
işleminin TBMM ile doğrudan bir bağlantısı olmadan gerçekleştirilmesi
mümkündür.
6721 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (6) numaralı
fıkrası ile Cumhurbaşkanlığı seçiminin başlamasından bitimine kadar düzen
içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapmak ve
yaptırmak amacıyla gerekli ilke kararları almaya, seçimle ilgili olarak
Kanunda ve Kanunda sayılan diğer kanunlarda yer alan bütün süreleri gerektiğinde
kısaltarak tespit ve ilana Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkili olduğu
belirtilmiştir. Yüksek Seçim
Kurulu, Anayasa’nın 79. maddesinde düzenlenmiş olup, seçimlerin genel
yönetim ve denetimi konusunda tam yetkilidir. 6271 sayılı Yasa’nın (6)
numaralı fıkrası da buna paralel olarak düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 102. maddesinde “Cumhurbaşkanlığı
seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün
içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip
eden altmış gün içinde tamamlanır” denilmiş, bu sürelerde herhangi
bir nedenle erteleme veya değişiklik öngörülmemiş, bir istisna getirilmemiştir.
Mücbir sebep, hukukun evrensel ilkelerindendir.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin de mücbir sebeple ertelenmesi kuşkusuz akla
gelebilir. Savaş hali, mücbir sebeplerden yalnızca bir tanesidir.
Türkiye’nin katılmadığı ancak ülkemizi de etkileyen nükleer bir savaş veya
nükleer bir kazanın yol açabileceği nükleer bir felaket, büyük illerimizi
vurabilecek çok şiddetli bir deprem gibi nedenlerle milyonlarca seçmenin
güven içinde ve düzenli olarak oy kullanmasının mümkün olamayacağı haller
de seçimlerin ertelenmesi için mücbir sebeptir. Bu gibi hallerde Anayasanın
verdiği genel yetkiye dayalı olarak, seçim takvimini Yüksek Seçim Kurulunun
belirleyeceği açıktır. Savaş hali ise uluslar arası hukuka uygun olarak
TBMM’nin vereceği kararla belirlenir. Savaş hali olan her durumun
kendiliğinden mücbir sebep oluşturmaması da mümkündür (topraklarımızı
doğrudan etkilemeyen, çok uzak bir bölgede katıldığımız bir savaş gibi).
Tarihsel nedenlerle Anayasamıza girmiş olan, savaş halinde TBMM
seçimlerinin ertelenebileceğine ilişkin hükümlerin, TBMM ile ilişkisi
olmayan ve doğrudan adaylarla halk arasında, Yüksek Seçim Kurulu denetim ve
gözetiminde gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de uygulanmasının
Anayasal dayanağı bulunmamaktadır. Kuralın daha ziyade, TBMM’de çoğunluğu
temsil eden siyasal görüşün Cumhurbaşkanı seçiminde oy kullanacak seçmen
çoğunluğu ile de örtüşeceği ve bu nedenle TBMM’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi
üzerinde de, kendi genel seçimlerinde olduğu gibi, erteleme hakkı
bulunmasının doğal görüleceği algı ve varsayımıyla yasalaştırıldığı
anlaşılmaktadır. Böyle bir varsayımın siyaseten bir ölçüde değeri olsa bile
hukuki ve Anayasal bakımdan geçerliliği olmadığı açıktır.
Kuralın, yasama organının genel yetkisi ve takdir
hakkı içerisinde kabul edilmesi de mümkün değildir. TBMM’nin görev ve
yetkileri Anayasa’nın 87. maddesinde sayılmış, maddede açıkça sayılanlar
dışında “Anayasanın diğer
maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir”
denilmiştir. Buna göre, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin savaş nedeniyle
ertelenmesine karar vermek, TBMM’nin görev ve yetkileri arasında değildir.
Her ne kadar Anayasa’nın 102. maddesinde “Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usul ve esaslar kanunla
düzenlenir” denilmekte ise de, seçimin ne zaman yapılacağı doğrudan
Anayasa tarafından düzenlenmiş ve bir istisnaya yer verilmemiş olduğundan,
bu konuda yasama organının bir takdir hakkı bulunmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle kural, Anayasa’nın 102. ve
87. maddelerine aykırıdır.
2- Yasa’nın Geçici 1. maddesinin
birinci fıkrasına ilişkin karşıoy:
İptali istenen kural, Onbirinci
Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin yedi yıl olacağını öngörmektedir.
Onbirinci
Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın 101. maddesinin 21/10/2007
tarihli ve 5678 sayılı Yasa ile değiştirilmesinden önce TBMM tarafından
yedi yıl için seçilmiş, Anayasa değişikliğini takiben statüsü yeni Anayasa
kurallarına tabi hale gelmiştir. Anayasa değişikliği sırasında süre ile
ilgili bir geçiş hükmü öngörülmemiştir. Buna göre Cumhurbaşkanı’nın görev
süresi beşinci yılın sonunda dolmuştur.
Konu her iki görüş (5-7) yönünden hukuk ve siyaset camiasıncaetraflıca
tartışılmış ve kamuoyunda kanaat tesis edilmiş olmakla, 5 yıl lehindeki
doktrindeki görüşlere de katılmakla yetiniyorum.
Terazi Aylık Hukuk Dergisi 7. Sayı Şubat 2012
nüshasında yer alan “Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’ün
Görev Süresi Ne Kadardır ve Bu Görev Süresi Kanunla Belirlenebilir mi?”
konulu Prof. Kemal GÖZLER’in incelemesinde bu
görüşler ayrıntılarıyla anlatılmıştır.
Kuralın iptali gerekir.
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY
ve DEĞİŞİK GEREKÇE
19.1.2012 günlü, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi
Kanunu’nun geçici 1. maddesinde;
“1) Onbirinci Cumhurbaşkanının
görev süresi yedi yıldır.
2) 31.5.2007 günlü, 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten önce seçilen Cumhurbaşkanları, iki defa
seçilememeleri kuralı dahil, Anayasa’nın
değişiklik öncesi hükümlerine tabidir.” denilmektedir.
Anayasa’nın 21.10.2007 günlü, 5678 sayılı Yasa ile
değişik 101. maddesinin ikinci fıkrasında; “Cumhurbaşkanının görev süresi
beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” hükmü
yer almıştır.
Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü başlıklı 11.
maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını,idare makamlarını ve diğer kuruluş ve
kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” denilmektedir.
Diğer taraftan Anayasa’nın 2. maddesinde “Hukuk
devleti”, 6. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; “hiçbir kimse veya organ
kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı”
düzenlemelerine yer verilmiştir.
Bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı bir anayasal kurum
olup, 1924 Anayasası dahil bütün Anayasalarda
Cumhurbaşkanı’nın görev süresi Anayasa hükümleri ile düzenlenmiştir.
Cumhurbaşkanı’nın görev süresi 1982 Anayasası’nda
“yedi yıl” ve “görev süresi bitiminde bir daha seçilememe” şeklinde
düzenlenmişken, 21.10.2007 tarihinde halkoylamasına sunularak kabul edilen
31.5.2007 günlü, 5678 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliği ile görev
süresi “beş yıl” ve “beş yıllık sürenin sonunda ikinci kez seçilebileceği”
şeklinde değiştirilmiş olup, 5678 sayılı Yasa’nın 157. maddesinde de “Bu
Anayasa halkoyuna sunulup kabul edilince Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası
olur ve derhal Resmi Gazetede yayınlanır.” denilmektedir.
Anayasa değişiklikleri, Anayasa hükümlerinin
“derhal etki ilkesi” gereği yürürlüğe girdiği tarihte uygulanması gereken,
genel ve bağlayıcı kurallardır. Bu nedenle bir Anayasa hükmünün
“uygulanmasının ertelenmesi”, ancak yine Anayasa’da yapılan bir düzenleme
ile mümkündür. Nitekim 31.5.2007 günlü, 5678 sayılı Anayasa değişikliğinde
bazı hükümlerin uygulanması geçici maddeler konulmak suretiyle bir süre
ertelendiği halde, Cumhurbaşkanının görev süresine ilişkin olarak Anayasa’da
yer alan hükmün ertelenmesi konusunda ayrı bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu durumda Anayasa’nın 101. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan; “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse
en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” düzenlemesi karşısında;
19.1.2012 günlü, 6271 sayılı Yasa’nın geçici 1. maddesi hükmü Anayasa’nın 2., 6., 11. ve 101. maddelerine aykırıdır, iptali
gerekmektedir.
Bu nedenlerle, 19.1.2012 günlü, 6271 sayılı
Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nungeçici 1. maddesinin;
1- Birinci fıkrasındaki, Onbirinci
Cumhurbaşkanı’nıngörev süresini yedi yıl olarak düzenleyen kural, yukarıda
belirtilen Anayasa hükümlerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği
düşüncesiyle redde ilişkin karara;
2- İkinci fıkrasındaki, önce seçilen
Cumhurbaşkanları iki defa seçilememeleri kuralı dahil, Anayasa’nın değişiklik
öncesi hükümlerine tabidir şeklindeki düzenlemenin de yukarıda belirtilen
gerekçe ile iptali gerektiğindenverilen kararaiptal gerekçesi yönünden katılmıyorum.
|