|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/22
Karar Sayısı: 2012/133
Karar Günü: 27.9.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
İTİRAZIN KONUSU : 6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 28. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “...kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası
açılabilir.” ibaresinin,
Anayasa’nın 129. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir
I- OLAY
İdari yargı kararının uygulanmaması
nedeniyle açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulüne ilişkin kararın,
davalı vekili tarafından temyizi üzerine itiraz konusu ibarenin Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, iptali için
başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Anamur Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 2010/598 esas, 2011/141 karar sayılı dava dosyasında görülüp
sonuçlanan davada; davacı, Anamur Belediye Başkanlığı Hesap İşleri
Müdürlüğü görevini yürütürken, bu görevinden alınarak bir alt derecede
bulunan Hal Müdürlüğü görevine atandığını, bu atama işleminin Mersin 1.
İdare Mahkemesi’nce yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesine rağmen,
belediye başkanı olan davalının bu kararı uygulamadığını iddia ederek
manevi tazminat istemiştir. Mahkemece dava kısmen kabul edilmiş; karar,
davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, idari yargı
kararının uygulanmaması nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı kamu görevlisi olan davalıdan tazminat istemiştir. 06/01/1982 tarihli, 2577 sayılı îdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun 28/4. maddesine göre, “Mahkeme kararlarının otuz
gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili,
idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu
görevlisi aleyhine de tazminat davası açabilir.” Bu yasal düzenlemeye göre
davacının davasını kamu görevlisine yöneltme hakkı vardır. Ne var ki, 18/10/1982 tarihli Anayasa’nın 129/5. maddesine göre,
“memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri
kusurlardan dolayı tazminat davaları, kendilerine rücu
edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak,
ancak idare aleyhine açılabilir.”
Bu düzenleme dikkate
alındığında memurlar ve diğer kamu görevlileri aleyhine, yetkilerini
kullanmalarından kaynaklanan zararlar nedeniyle tazminat davası açılamaz.
Anayasada bunun istisnası da düzenlenmemiştir. Nitekim 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu 06/06/1990 tarihli, 3657 sayılı
Yasa ile değişik 13/1. maddesinde, 11/11/1983 tarihli, 2954 sayılı Türkiye
Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 28/4. maddesinde, 3222 sayılı ve 2004 sayılı
İcra ve İflas Kanunu’nun 06/06/1985 tarihli Yasa ile değişik 5. maddesinde,
Anayasa’nın anılan maddesine uygun hükümler getirilmiştir.
Yukarıda açıklanan
Anayasa hükmü dikkate alındığında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
yetkilerini kullanırken verdikleri zararlar nedeniyle tazminat davası
idareye karşı açılması gerekir. Memur ve kamu görevlileri aleyhine tazminat
davası açılamaz. Davaya konu olayımızda uygulanması gereken 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28/4. maddesine göre ise mahkeme kararını
yerine getirmeyen kamu görevlisine dava açılabileceği belirtilmektedir. Şu
durumda bu düzenleme Anayasa’nın 129/5. maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın geçici
15. maddesi gereğince 2577 sayılı Kanunu’nun 28/4. maddesinin Anayasa’ya
aykırılığı ileri sürülemiyordu. Ancak Anayasa’nın geçici 15. maddesi 07/05/2010 tarihli, 5982 sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince
yürürlükten kaldırılmıştır.
Tüm
bu açıklamalar dikkate alındığında, eldeki Anamur Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 2010/1598 esas, 2011/141 karar sayılı dosyanın temyiz
incelemesi aşamasında, dava konusu olayda uygulanması gereken 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28/4. maddesinde belirtilen “kararı yerine
getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir”
cümlesinin Anayasa’nın 129/5. maddesine aykırı olduğu Dairemizce re’sen gözetilerek anılan Yasada belirtilen cümlenin
iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak gerekmiştir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun itiraz konusu ibareyi de içeren 28. maddesi şöyledir:
“Kararların sonuçları:
Madde 28- 1.
(Değişik:10/6/1994-4001/13
md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin
esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre
idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.
Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.
Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen
kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis
edilir.
2. (Değişik:
2/7/2012 - 6352/58 md.) Konusu belli bir
miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her
türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının
veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap
numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen
usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler
içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra
olunur.
3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve
vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde
bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede
maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
4. Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu
görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine
dava açabileceği gibi, kararı yerine
getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.
5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme
kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek
vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı
ilgili idarece mükellefe bildirilir.
6. (Değişik:
2/7/2012 - 6352/58 md.) Tazminat ve vergi
davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi
arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi
oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği
ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek
süre için faiz işlemez.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında, Anayasa’nın 129. maddesine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla 15.3.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Anayasa Mahkemesi Raportörü Ayşegül ATALAY
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
Başvuru kararında, Anayasa’nın 129. maddesinin
beşinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini
kullanmalarından kaynaklanan zararlar nedeniyle kendilerine tazminat davası
açılamayacağının belirtildiği, Anayasa’da bunun istisnasının da
düzenlenmediği, ancak, itiraz konusu ibare ile Anayasa’nın bu hükmünün
aksine kamu görevlisine karşı dava açma hakkının tanındığı, bu nedenle,
itiraz konusu ibarenin Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasına aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin birinci fıkrasında; Danıştay,
bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin
durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin
işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir
şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği,
ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen
kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis
edileceği belirtilmektedir. Maddenin üçüncü fıkrasında; Danıştay, bölge
idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis
edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve
ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği hüküm
altına alınmaktadır. Maddenin itiraz konusu ibarenin de bulunduğu dördüncü
fıkrasında ise; mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince
kasten yerine getirilmemesi halinde ilgilinin, idare aleyhine dava
açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de
tazminat davası açılabileceği öngörülmektedir. Bu hüküm uyarınca, idarenin
yanı sıra, mahkeme kararını kasten uygulamayan kamu görevlisinin
sorumluluğu da kabul edilmiş olmaktadır.
Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları,
kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun
gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine
açılabilir.” denilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir. Hukukun ve adaletin en somut yansıması olan
mahkeme kararlarının uygulanması, hukuk devleti ilkesi ve onun vazgeçilmez
koşullarından biri olan hukuka bağlı idare anlayışının gereğidir.
Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Yasama ve yürütme organları ile
idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme
kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini
geciktiremez.” denilmektedir. Bu hükme göre, kamu görevlileri de
mahkeme kararlarını yerine getirmek zorunda olup, bu konuda seçim hakları
bulunmamaktadır. Kaldı ki, mahkeme kararlarını kasten yerine getirmeyen
memur ve diğer kamu görevlilerinin eylemleri suç oluşturmaktadır. Bu
bağlamda, Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca mahkeme
kararlarını uygulayıp uygulamama konusunda seçim hakkı bulunmayan kamu görevlilerinin,
yargı kararlarını kasten yerine getirmeme eylemleri, Anayasa’nın 129.
maddesinin beşinci fıkrası kapsamında değildir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ibare
Anayasa’nın 129. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Alparslan ALTAN, Erdal TERCAN ve Zühtü ARSLAN bu
görüşe katılmamışlardır.
VI-
SONUÇ
6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 28. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “…kararı yerine
getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Alparslan
ALTAN, Erdal TERCAN ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUGUYLA, 27.9.2012 gününde karar
verildi.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun itiraz
konusu ibareyi de içeren 28. maddesinin dördüncü
fıkrası şöyledir: “Mahkeme kararlarının otuz gün içinde
kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine
dava açabileceği gibi, kararı yerine
getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.”
Mahkememiz çoğunluk görüşünde, kamu görevlisinin
mahkeme kararlarını yerine getirip getirmeme konusunda bir takdir
yetkisinin olmadığı ve kasıtlı olarak
mahkeme kararının yerine getirilmemesinin Anayasa’nın
129. maddesi kapsamı dışında bırakıldığıgerekçesi ile itiraz
konusu kural Anayasa’ya aykırı
bulunmamıştır.
“Mahkemelerin bağımsızlığı” başlığını
taşıyan, Anayasa’nın 138. maddesi,dördüncü fıkrasında mahkeme kararlarının yerine getirilmesini
düzenlemiştir. Buna göre, “Yasama ve
yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu
organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve
bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Görüldüğü gibi, mahkeme
kararlarının değiştirilmeksizin ve geciktirilmeksizin yerine getirilmesi,
mahkemelerin bağımsızlığı kapsamında kabul edilmiş, yasama ve yürütme
organlarına bu konuda kesin bir emir verilmiştir. Hukuk devleti ilkesinin
de bir gereği olan mahkeme kararlarının yerine getirilmesi, herkes için bir
zorunluluk olmakla birlikte, idare için daha da farklı bir özellik arz
etmektedir. Bu nedenle kanun koyucu,İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesini kabul etmiştir.
Şu halde, itiraz konusu kural gereğince bir kamu
görevlisinin mahkeme kararını kasten yerine getirmemesi halini görev yahut
hizmet kusuru kapsamında değerlendirmek ve ona göre Anayasa’ya aykırı olup
olmadığını belirlemek gerekmektedir.
Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci
fıkrasına göre, “Memurlar ve diğer
kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan
tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek
kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”
Bu hüküm, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri her türlü
kusurdan kaynaklanan tazminat davalarının muhatabının idare olduğunu açıkça
ifade etmektedir. Ancak, kusurlarıyla idareyi zarara uğratan kamu
görevlisinin sorumluluğu ortadan kaldırılmamıştır. Anayasa’nın 129. maddesi
uğranılan idari zararın sorumlu kamu görevlisine rücu
edilmesini zorunlu kılmaktadır. Maddenin gerekçesinde bu husus, “Kamu
hizmeti görevlilerinin görevleri ile ilgili olarak kusurlu eylem ve
işlemleri ile idareye verdikleri zarardan sorumlu olacakları ise esasen
uygulanmakta olan bir ilkenin tekrarıdır” şeklinde ifade edilmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kararlarında
belirtildiği gibi, Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrası, hem kamu
görevlilerinin gereksiz davalarla karşı karşıya bırakılarak tedirgin
edilmelerini engellemeyi ve kamu hizmetlerinin sekteye uğratılmadan
yürütülmesinin teminini, hem de zarar görenlerin memura göre ödeme gücü çok
daha yüksek olan idareye karşı dava açmak suretiyle zararlarını daha kolay
telafi etmelerini sağlamayı amaçlamıştır. (Bkz. E.1992/15, K.1992/18, K.T:
18.5.1992; E.1997/16, K.1997/15, K.T: 14.4.1998). Nitekim, Anayasa’nın “Temel hak ve
hürriyetlerin korunması” başlığını taşıyan 40. maddesi de aynı amaca
yönelik paralel bir düzenleme içermektedir. Bu maddenin son fıkrasına göre,
“Kişinin, resmi görevliler tarafından
vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin
edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu
hakkı saklıdır.” Aynı şekilde, Devlet Memurları Kanunu da bu sorumluluk
rejimine uygun olarak, memurungörevini yerine getirirken verdiği
zararlara karşı ancak ilgili kuruma dava açılacağını düzenlemiştir. Bu
Kanunun 13. maddesine göre, “Kişiler
kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan ötürü,
bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine
dava açarlar. Kurumun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.”
Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci
fıkrasında kusurun mahiyeti, kaynağı ya da “kişisel kusur- hizmet kusuru”
gibi çeşitleri konusunda herhangi bir sınırlamaya veya istisnaya yer
verilmemiştir. Maddede geçen “kusur”
kavramının,sorumluluk hukuku
açısından sadece kusurlu davranışı değil; kastı ve kusurun diğer türü olan
ihmali de ifade edecek şekilde, “kusurlu davranış” anlamında kullanıldığı
açıktır. Bu nedenle, itiraz konusu kuralda geçen “kasten” ibaresinden
hareketle, kuralı Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen
sorumluluk rejiminin dışına çıkarmak mümkün değildir.
Mahkeme kararının kasten yerine getirilmemesi
halinde, kamu görevlisinin kastı aslında bir kişisel kusurdur. Ancak bu
durum, onu hizmet kusuru olmaktan çıkarıp, görevle ilişkisi olmayan kişisel
kusur haline getirmez. Mahkeme kararı, kasıtlı da olsa, yine görev
kapsamında yerine getirilmemiştir. Bu gibi durumlar için ayrıca “görev
kusuru” kavramı da kullanılmaktadır. Görev kusuru da, hizmet kusurunun bir
tezahür şeklidir. Kamu görevlisinin kusurlu davranışı yahut kusurun türü, o
fiilin suç teşkil edip etmemesinde veya kusurlu kamu görevlisine rücu davasında etkili olabilir. Ancak, kamu görevlisi
görevini yerine getirirken kasıtlı olarak hukuka aykırı davranıp, üçüncü
kişilere zarar vermişse, bu kasıt o fiiligörevden bağımsız hale getirici
bir etkiye sahip değildir.
Doktrinde de, kamu görevlisinin yargı
kararlarını yerine getirmemesinin bir kişisel kusur olmakla birlikte bu
kusurun kendisine kanunla verilen yetki kullanılırken işlenmiş olduğu,
buradan kaynaklanan bir zararın tazmini için Anayasa’nın 129. maddesinin
beşinci fıkrası gereğince ancak idareye karşı dava açılabileceği,
dolayısıyla 2577 sayılı Kanunun 28. maddesinin dördüncü fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olduğu yönündeki görüş büyük ölçüde benimsenmiştir. (Örneğin bkz. Metin Günday,
İdare Hukuku, Ankara: İmaj
Yayınevi, 2011, s. 378; Kemal Gözler, İdare
Hukuku, Cilt II, 2. Baskı, Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım, 2009,
s.1143).
Diğer yandan, itiraz konusu kuralla getirilen
sorumluluk rejiminde, mahkeme kararını yerine getirmeyen kamu görevlisinin
kusur türü, açılacak tazminat davasının nerede ve kime karşı açılacağının
belirlenmesinde etkili olmaktadır. Buna göre, eğer kamu görevlisi kasıtlı
ise, davacının tercihine göre, dava idari yargıda idare aleyhine yahut adli
yargıda kamu görevlisi aleyhine açılacaktır. Kamu görevlisi, kasıtlı değil
de kusurlu olarak mahkeme kararını yerine getirmemişse, bu takdirde dava
sadece idari yargıda idare aleyhine açılabilecektir. Oysa,
adli ve idari yargının görev kapsamının belirlenmesinde, bu şekilde
ilgilinin kusurunun türü gibi subjektif
kriterlere göre değil, taraflar ve işlemin niteliği gibi tümüyle objektif
kriterlere göre hareket edilmektedir.
Bu gerekçelerle, dava konusu kuralın
Anayasa’nın 129. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde
olduğumuzdan, çoğunluk görüşüne katılmıyoruz
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|