|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2012/9
Karar Sayısı: 2012/103
Karar Günü: 5.7.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun;
1- 47. maddesinin birinci fıkrasının 22.3.2000
günlü, 4551 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen (A) bendinin,
2- 31.3.2005 günlü, 5329 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen Ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının,
3- 26.2.2008 günlü, 5739 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen Ek 10. maddesinin ikinci fıkrasının,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı
savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Sanığın izin tecavüzü suçundan cezalandırılması
istemiyle açılan kamu davasında, Anayasa’ya aykırılık iddiasını ciddi bulan
Mahkeme, itiraz konusu kuralların iptalleri için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“I. İDDİA, MÜTALAA VE YARGILAMA AŞAMALARI:
Hv.K.K.lığı Askeri
Savcılığının 02.11.2011 tarih ve 2011/261-115 Esas Karar sayılı iddianamesi
ile sanık Hv.P.Er ….’nin 04.06.2011-18.06.2011 tarihleri arasında İzin
Tecavüzü suçunu işlediği iddiası ile sanık hakkında Askeri Mahkememizde
dava açılmıştır. Yapılan yargılama sırasında Askeri Savcı sanık hakkında
verilecek cezanın paraya çevrilememesinin, ertelenememesinin ve hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilememesinin Anayasa’ya aykırı
olduğu iddiasıyla, 1632 sayılı As.C.K’nın 47 nci maddesinin Ek-8 inci maddesinin
ve Ek-10 uncu maddesinin T.C. Anayasası’na aykırı olması sebebiyle bu
maddelerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasını talep etmiştir.
II. SORGU VE SAVUNMA:
Sanık ..., “Ben
27.05.2011 tarihinde yol dâhil 8 (sekiz) gün süreyle izne gönderildim,
04.06.2011 tarihinde birliğime katılış yapmam gerektiğini biliyordum, ancak
katılamadım, çünkü ben izne nişanlımı görmeye gitmiştim, daha önce
nişanlımın ilişkisi olduğu birisi vardı, ben izine gittiğimde ikisini
beraber gördüm, sonra nişanlımdan ayrıldım, ayrıldıktan sonra psikolojim
yerinde değildi, eve gidecek halde bile değildim, bir gün Taksim de
gezerken eniştem beni buldu, seni askerlik yaptığın birliğe göndereceğiz
dedi, biletimi almıştı, eniştemle beraber Harem’e gittik, otogardayken daha
otobüse binemeden polisler GBT sorgusu yaptı, benim aramam olduğu görüldü
ve beni alıp önce karakola sonra Alemdağdaki inzibata teslim ettiler,
oradan da birliğime gönderdiler” şeklinde savunma yapmıştır.
III. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME:
Sanık Hv.P.Er ….
hakkında İzin Tecavüzü suçunu işlediği iddiasıyla askeri Mahkememizde kamu
davası açılmıştır.
Askeri Savcı, sanığın
ceza aldığı takdirde As.C.K’nın 47 nci maddesi gereğince cezasının
ertelenemeyeceğini, Ek-8 inci maddesi gereğince cezasının paraya çevrilemeyeceğini
ve Ek-10 uncu maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilemeyeceğini ve bu durumun Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı
olduğunu ileri sürmüştür, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2 nci maddesine
göre Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olup, 10 uncu maddesine göre ise
herkes kanun önünde eşittir.
Hukuk devleti ilkesi
ve eşitlik kavramı Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında ayrıntılı
olarak incelenmiş ve ifade edilmiştir.
01.06.2005 tarihinde
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe
girmiştir. Bu kanunlarla beraber Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ceza ve
infaz siyaseti değişmiş, 05.06.2005 tarihinden sonra hapis cezaları seçenek
yaptırımlara çevrilebilmeye veya ertelenebilmeye başlanmıştır.
Türk Ceza Kanununun
50 nci maddesine göre 1 yıl ve daha az süreli hapis cezaları paraya
çevrilebilmekte ve 51 inci maddesine göre de; 2 yıl veya daha az süreli
hapis cezaları ertelenebilmektedir. Ayrıca Ceza Muhakemesi Kanunun 231 inci
maddesine göre de 2 yıla kadar olan hapis cezalarında hükmün açıklanmasının
geri bırakılmasına karar verilebilmektedir. Türk Ceza Kanununda ve Ceza
Muhakemesi Kanununda bu şekilde değişiklikler yapılmasına rağmen
As.C.K’nunda gerekli değişiklikler yapılmamıştır. 5329 sayılı Kanunla
Askeri Ceza Kanununa eklenen Ek-8 inci maddenin 2 nci fıkrası gereği sırf
askeri suçlar ile kanunun 3 üncü babının 4 üncü faslında yazılan suçlar
hakkında kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile ön ödeme
hükümlerinin uygulanamayacağına hükmedilmiş, ayrıca 5739 sayılı kanunla
Askeri Ceza Kanununa eklenen Ek-10 uncu maddesinin 2 nci fıkrası gereği bu
kanunda yazılı suçlarla ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci
maddesinin 5 ile 14 üncü fıkralarının uygulanamayacağı hükme bağlanmıştır.
Görülmekte olan
davadaki İzin Tecavüzü suçu da sırf askeri suç olarak tanımlanmıştır, ancak
bu tanımın yasal dayanağı bulunmamaktadır. Askeri Yargıtay içtihatlarıyla
kanunda yazılı bazı suçlar sırf askeri suç olarak değerlendirilmekte, bazı
suçlar ise sırf askeri suç olarak değerlendirilmemektedir. Bu hususta
mevzuatta ve içtihatlarda belirli tanım ve birlik mevcut değildir. Bunun
yanı sıra kanundaki suç ve cezaların uygulanmasında belirsizlik ve adil olmayan
ve hakkaniyete aykırı olan durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeplerle
mahkeme tarafından verilecek cezanın ertelenememesinin, paraya
çevrilememesinin ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilememesinin
öncelikle uluslar arası hukuk kaidelerine ve daha sonra Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’na aykırı olduğu değerlendirmektedir.
Günümüzde Silahlı
Kuvvetlerin profesyonel hale getirilmesi tartışılmaya başlanmış ve nispeten
uygulanmaya konulmuştur. Bunun yanı sıra zorunlu askerliğin kaldırılması,
vicdani ret sisteminin getirilmesi ve bedelli askerlik uygulanmasının
yapılması gibi hususlar tartışılmaktadır. Hatta son olarak 6252 sayılı
kanun 30.11.2011 tarihinde kabul edilmiş ve bu kanunun geçici 46 ncı
maddesi ile bedelli askerlik kabul edilmiş ve uygulanmaktadır. Tüm bu
gelişmeler karşısında askerliğe kendi isteği ve rızasıyla gelip de daha
sonra genellikle Firar ve İzin Tecavüzü suçlarından mahkûm olanlara
verilecek cezaların ceza genel hükümlerinden farklı olarak hapis cezası
uygulanmasının ve bu cezasının seçenek yaptırımlara çevrilememesinin
hakkaniyetle bağdaşmadığı değerlendirilmektedir.
Dava konusu olayda
sanığın cezalandırılması talep edilen Askeri Ceza Kanunun 66 ncı maddesi
uyarınca ceza alması durumunda cezasının ertelenemeyeceği, paraya
çevrilemeyeceği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar
verilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Askeri Ceza Kanununa
5739 sayılı Kanunla eklenen Ek-10 uncu maddesinin 2 nci fıkrası, “Bu
kanunda yazılı suçlarla ilgili olarak 04.12.2004 tarihle ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesinin 5 ila 14 üncü fıkraları
uygulanmaz.” hükmünü içermektedir.
5739 sayılı Kanunun
gerekçesinde ise “Askeri Ceza ve Disiplin yargılanmasında askerlik hizmetinin
özelliklerinden kaynaklanan bir takım istisnaların kabulü zorunludur...
Maddenin 2 nci fıkrası ile Askeri Ceza Kanununda yazılı suçlar bakımından
Askeri Yargı siteminde uygulanan Askeri Disiplin ve bu yargının kendine
mahsus özellikleri dikkate alınarak Askeri Ceza Kanununda yazılı suçlarla
ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin 5
ila 14 üncü fıkralarında düzenlenen denetimli serbestlik ve hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin müessesenin Askeri Yargıda yer almaması
amacıyla değişiklik yapılmıştır.” denilmektedir.
Hükmün açıklanmasının
geri bırakılması uygulaması Türk Ceza Hukukuna 01.06.2005 tarihinden
itibaren girmiş ve günümüzde Ceza Genel Hukukunda halen uygulanmaktadır.
Ceza yargılamasına cezalar faile ve fiile bağlı olarak belirlenmektedir.
Hâkim gerçekleştirildiğine vicdanen kanaat getirdiği suç sebebiyle cezaya
hükmederken failin ve fiilin özelliklerini dikkate alarak cezayı
şahsileştirmek durumundadır. Cezanın öncelikli amacı önlemek diğer amacı ise
ödetmektir. Başka bir amaç ise infaz sırasında ve infazdan sonra suç
işleyen kişiyi topluma kazandırmaktır. Askeri Mahkemelerde ise bazı cezalar
paraya çevrilebilmekte ve ertelenebilmekte, bazıları ise paraya
çevrilememekte ve ertelenememektedir. Ayrıca hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına da karar verilememektedir.
Yukarıda yazılı olan
kanun maddesinin gerekçesinde “askerlik hizmetinin özellikleri”, “askeri
disiplin” ve “bu yargının kendine mahsus özellikleri” şeklinde soyut
kavramlar bulunmaktadır. Ancak askeri hizmetin özellikleri, askeri
disiplinin ne olduğu ve bu yargının kendine mahsus özellikleri objektif ve
somut olarak belirtilmemiştir. Zira maddeden ve gerekçeden askeri
disiplinin sadece hapis cezası ile sağlanabileceği gibi bir anlam çıkmaktadır.
Ancak buna iştirak etmek mümkün değildir. Silahlı Kuvvetlerde disiplin,
öncelikle mutlak itaat ve sevgi kavramları ile sağlanmaktadır. Ayrıca
Askeri Mahkemelerde yapılan yargılamalarda adil yargılanma ilkesi
hassasiyetle uygulanmakta ve bu konu Askeri Yargıtay tarafından da aynı
şekilde denetlenmektedir. Yani yargılama usulü açısından sivil ve asker
şahıslar arasında hemen hemen hiçbir fark bulunmamaktadır. Adil yargılanma
açısından sivil şahıslara tanınan hakların tamamı askeri şahıslara da
tanınmıştır. Ancak mevcut kanun hükümleri uyarınca askeri yargıda yargılama
sonucunda verilen cezanın ertelenmesi, paraya çevrilmesi ve hükmün
açıklanmasının geri bırakılması konularında tam tersi bir uygulama
mevcuttur. Bu durum Anayasa’nın eşitlik ilkesine açıkça aykırılık teşkil
etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereği askerlik hem haktır hem de
görevdir. Muvazzaf askeri personel ile askerlik hizmetini yapmaya gelen
yükümlüler arasında askerlik hizmeti boyunca bir kere suç işleyen
olabileceği gibi suç işlemeyi alışkanlık haline getiren kişiler de
bulunabilmektedir. Bu durum ise Askeri Mahkeme Hâkiminin cezayı
şahsileştirirken takdir yetkisini kısıtlamaktadır. Hâkim sanığın şahsi
haline bakmaksızın hapis cezası vermek zorunda kalmaktadır.
Günümüze kadar toplumdaki
gelişmelere ve ihtiyaçlara göre Askeri Ceza Kanununda değişiklikler
yapılmıştır. Örneğin “yeni baştan askerlik cezası, katıksız hapis ve
cezalının rütbesinin kıt’ası huzurunda sökülmesi cezaları” kaldırılmıştır.
Son olarak bakaya suçuyla ilgili düzenlemeler yapılmıştır.
23.04.1999 tarihine
kadar işlenen suçlarla ilgili olarak çıkartılan 4616 sayılı Kanunda Askeri
Ceza Kanunu ile ilgili bazı istisnalar bulunmasına rağmen daha sonra bu
istisnalar kaldırılmıştır. Aynı şekilde CMK’nun 231 inci maddesi 5 ile 14
üncü fıkralarının Askeri Ceza Kanununda yazan suçlarda uygulanmasını
engelleyen As.C.K’nın Ek-10 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının kaldırılması
hukukla uygun olacağı değerlendirilmektedir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri
Ceza Kanunu’nun itiraz konusu kuralları da içeren maddeleri şöyledir:
1- “Cezaların tecili ve hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine
uygulanabilecek ceza ve tedbirler
Madde 47- (Değişik: 13/5/1940
- 3823/1 md.) Türk Ceza Kanununun birinci kitabının müstakil faslında
yazılı olan cezaların tecili hakkındaki kaideler aşağıdaki hükümler nazara
alınmak şartiyle askeri şahıslar hakkında da
tatbik olunur.
A) (Değişik : 22/3/2000 -
4551/12 md.) Askeri mahkemelerden Askeri Ceza Kanununun Üçüncü Babının
Dördüncü Fasılında yazılı suçlardan dolayı
verilen cezalar tecil edilemez ve para cezasına veya tedbirlerden birine de
çevrilemez. Aynı Kanunun Üçüncü Babının Üçüncü Faslı ile 84 üncü maddesi
hariç olmak üzere 5 inci ve 130 uncu maddesi hariç olmak üzere sekizinci
fasıllarında yazılı suçlardan dolayı verilen cezalar tecil edilemez. Ancak
fiili işlediği zaman onsekiz yaşını doldurmamış
çocuklarla, hüküm zamanında yetmiş yaşına girmiş olanların mahkum oldukları bir seneden az hapis cezaları tecil
olunabilir.
B) Türk Ceza Kanunu mucibince bir
kabahat fiilinden dolayı mahkum olan ve cezası
tecil edilen kimse bir sene içinde ve yine mezkür
kanuna tevfikan hapis cezası ile mahkum olan ve cezası tecil edilen bir
kimse beş sene içinde; askeri bir suçtan dolayı hapis veya daha ağır bir
cezaya mahkum olur ve bu askeri cürüm Türk Ceza Kanunu mucibince cezayi mucip fiillerden bulunmazsa, ikinci mahkumiyet
evvelki cezanın teciline mani olmaz.
C) Evvelki mahkumiyet
askeri bir suç için verilmiş bir ceza olur ve bu askeri suç Türk Ceza
Kanunu mucibince cezayi mucib
bir fiil bulunmazsa ikinci fiilden dolayı Türk Ceza Kanunu mucibince
verilecek cezanın teciline birinci fiil mani olamaz.”
2- “Ek Madde 8- (Ek: 31/3/2005 – 5329/1 md.)26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk
Ceza Kanununun genel hükümleri bu Kanunda yer verilen suçlar hakkında da
uygulanır. Ancak, bu Kanunun fer’î askerî
cezalara ve cezaların ertelenmesine ilişkin hükümleri ile zamanaşımına
ilişkin 49 uncu maddesinin (A) bendi hükümleri saklıdır.
Sırf askerî suçlar ile bu Kanunun
Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar hakkında, kısa süreli hapis
cezasına seçenek yaptırımlar ile ön ödeme hükümleri uygulanmaz.
Kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılma
veya bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına dair güvenlik
tedbirleri, Türk Silâhlı Kuvvetleri mensupları hakkında, öngörülen süre
kadar açığa çıkarılma şeklinde uygulanır. Yedek subaylar ile erbaş ve erler
hakkında bu tedbirin uygulanması, askerlik hizmetlerinin tamamlanmasından
sonra yerine getirilir.
Yedek subaylar hariç olmak üzere subay, astsubay,
uzman jandarma ve uzman erbaşlar ve Millî Savunma Bakanlığı ile Türk
Silâhlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel hakkında,
askerî ve adliye mahkemelerince verilen kısa süreli hapis cezaları Türk
Ceza Kanununun 50 nci maddesinin birinci
fıkrasının (a), (b) ve (d) bentlerinde yazılı olanlar dışındaki seçenek
yaptırımlara çevrilemez.”
3- “Ek Madde 10- (Ek: 26/2/2008-5739/1 md.) Bu
Kanunda ve diğer ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar,
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer
alan düzenlemeler bakımından bu Kanunun ek 8 ve 9 uncu maddeleri ile
16/6/1964 tarihli ve 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama
Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanunun 63 üncü maddesinin
ikinci fıkrası hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
Bu Kanunda yazılı suçlarla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü
fıkraları uygulanmaz.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep
KÖMÜRCÜ,Burhan ÜSTÜN, Engin
YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal
Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla
9.2.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, sınırlama sorununun esas
inceleme aşamasında ele alınmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Anayasa
Mahkemesi Raportörü Mustafa ÇAL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Uygulanacak Kural Sorunu
Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.
maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları
kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler
veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına
varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler.
Ancak, bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince
açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali
istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir.
Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan
sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde
etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 1632 sayılı
Kanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin, ek 8. maddesinin
ikinci fıkrasının ve ek 10. maddesinin ikinci fıkrasının iptalini talep
etmiştir.
İtiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’de, sanığın
izin tecavüzü suçu nedeniyle 1632 sayılı Kanun’un 66. maddesinin birinci fıkrasının
(b) bendi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış olup bu
eylemin yaptırımı ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır. 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinde, ön ödeme hükümlerinin yalnız adlî para
cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı
sınırı üç ayı aşmayan suçlar açısından uygulanabileceği belirtilmiştir. Bu
itibarla anılan maddede düzenlenen suç için öngörülen hapis cezasının üst
sınırı üç ayı geçtiğinden 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesinin birinci
fıkrası karşısında, anılan suç ön ödeme kapsamında kalan bir suç değildir.
Diğer taraftan,suç tarihi itibariyle sanık yirmi yaşını doldurmuştur. Bu nedenle
itiraz konusu 1632 sayılı Kanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasının (A)
bendinin son cümlesinde yer alan “Ancak
fiili işlediği zaman onsekiz yaşını doldurmamış
çocuklarla, hüküm zamanında yetmiş yaşına girmiş olanların mahkum oldukları bir seneden az hapis cezaları tecil
olunabilir.” şeklindeki düzenleme, görülmekte olan davada uygulanacak
kural niteliği taşımamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 22.05.1930 günlü, 1632
sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun; 47. maddesinin birinci fıkrasının, 22.3.2000
günlü, 4551 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen (A) bendinin son cümlesinin
ve 31.3.2005 günlü, 5329 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ek 8.
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…ön
ödeme hükümleri uygulanmaz.” ibaresinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin
bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu cümle ve
ibareye ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- Sınırlama Sorunu
Anayasa’nın 152. ve 6216
sayılı Kanun’un 40. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla
yapılacak başvurular başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada
uygulayacağı yasa kuralı ile sınırlıdır.
Başvuran
Mahkeme’ce iptali talep olunan 1632 sayılı Kanun’un 47. maddesinin birinci
fıkrasının (A) bendinde, failin işlediği 1632 sayılı Kanun’un üçüncü babının
dördüncü faslında yazılı suçlar (79 ilâ 81. maddeler) nedeniyle verilen
cezaların tecil edilemeyeceği, para cezası ya da tedbire çevrilemeyeceği,
ayrıca bu babın üçüncü faslı (63 ilâ 78. maddeler) ile beşinci ( 84. madde
hariç olmak üzere 82 ilâ 107. maddeler ) sekizinci faslındaki (130. madde
hariç olmak üzere 131 ilâ 133. maddeler) suçlar nedeniyle hükmolunacak
cezaların tecil edilemeyeceği; ek 8. maddenin ikinci fıkrasında, sırf askerî suçlar ile
bu Kanun’un üçüncü babının dördüncü faslında yazılı suçlar hakkında, kısa
süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar uygulanmayacağı; ek 10. maddenin
ikinci fıkrasında ise 1632 sayılı Kanun’da yazılı suçlarla ilgili olarak
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarının uygulanmayacağı düzenlenmiştir.
İtiraz yoluna başvuran
Mahkeme’nin bakmakta olduğu davanın konusunu oluşturan izin tecavüzü suçu
sırf askeri suçlardan olup 1632 sayılı Kanun’un üçüncü babının üçüncü
faslında yer almaktadır. Dolayısıyla bu suç nedeniyle hükmolunan hapis
cezasının teciline,seçenek
yaptırımlara çevrilmesine ve sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına itiraz konusu kurallar engel teşkil etmektedir. Ancak itiraz
konusu kurallar, 1632 sayılı Kanun’da düzenlenen birçok suç açısından
uygulanma olanağı bulunan ortak hüküm niteliğindeki kurallardır.
Dolayısıyla itiraz konusu kuralların kapsamında olan diğer suçların
düzenlendiği maddelerin, itiraz yoluna başvuran Mahkeme’nin önündeki davada
uygulanma olanağı bulunmadığından bu kurallara ilişkin esas incelemenin “izin tecavüzü suçu” yönünden sınırlı
olarak yapılması gerekmektedir.
Bu nedenle, 22.5.1930
günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun;
1- 47. maddesinin birinci
fıkrasının, 4551 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen (A) bendinin
son cümlesi dışında kalan bölümüne,
2- 5329 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen Ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının, “…ön ödeme hükümleri uygulanmaz.” ibaresi dışında kalan
bölümüne,
3- 5739 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen Ek 10. maddesinin ikinci fıkrasına, ilişkin esas
incelemenin “izin tecavüzü suçu”
yönünden yapılmasına,
OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
C- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
1- 1632
Sayılı Kanun’un47. Maddesinin Birinci Fıkrasının, 4551 Sayılı Kanun’un 12.
Maddesi ile Değiştirilen (A) Bendinin Birinci ve İkinci Cümlelerinin
İncelenmesi
Başvuru kararında, itiraz konusu
kuralda yer alan 1632 sayılı Kanun’un üçüncü babının dördüncü faslında düzenlenen
suçlar nedeniyle hükmolunacak cezalara ilişkin erteleme, tedbir ya da para
cezasına çevrilme yasağı ile üçüncü, beşinci ve sekizinci fasıllarda
düzenlenen suçlara ilişkin tecil yasağının aynı hukuki durumda bulunan
kişiler arasında eşitsizlik yarattığı; mahkemelerce suça etki eden
faktörlerin yeterince değerlendirilip failin ve fiilin özelliklerini
dikkate alınarak hükmolunacak cezanın kişiselleştirilmesi imkânını ortadan
kaldırdığı belirtilerek itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
1632 sayılı Kanun’un 66. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, kıt’asından veya görevini yapmakta olduğu yerden izin,
istirahat veya hava değişimi alarak ayrılanlardan, dönmeye mecbur
bulundukları günden itibaren altı gün içerisinde özürsüz olarak gelmeyen asker
kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verileceği öngörülmüştür.
İtiraz konusu 1632 sayılı Kanun’un 47.
maddesinin (A) bendinin birinci ve ikinci cümlelerinde, failin işlediği
1632 sayılı Kanun’un üçüncü babının dördüncü faslında yazılı suçlar (79 ilâ
81. maddeler) nedeniyle verilecek olan cezaların tecil edilemeyeceği, para
cezası ya da tedbire çevrilemeyeceği belirtilmiş, ayrıca bu babın üçüncü
faslı (63 ilâ 78. maddeler) ile beşinci faslı (84. madde hariç olmak üzere
82 ilâ 107. maddeler), sekizinci
faslındaki (130. madde hariç olmak üzere 131 ilâ 133. maddeler) suçlar
nedeniyle hükmolunacak olan cezaların tecil edilemeyeceği kurala
bağlanmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hapis cezasının
ertelenmesi” başlıklı 51. maddesinde, mahkemelerce hükmolunacak hapis
cezalarının ertelenmesine ilişkin hükümler yer almaktadır. Anılan maddenin
(1) numaralı fıkrasında, miktar ve tür bakımından hangi cezaların
ertelenebileceği ile ertelemenin koşulları düzenlenmektedir. Buna göre,
işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum edilen kişinin cezası ertelenebilecektir.
Erteleme kararının verilebilmesi için kişinin daha önce kasıtlı bir suçtan
dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum
edilmemiş olması, suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği
pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir
kanaatin oluşması gerekmektedir. Ancak itiraz konusu kural karşısında, 1632
sayılı Kanun’un 66. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen
“izin tecavüzü” suçunu işleyen asker kişinin iki yıl veya daha az süreli
hapis cezasına mahkûm edilmesi hâlinde hükmolunan cezanın ertelenmesine
imkân yoktur.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu
hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun
olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi,
sosyal ve ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç ve
suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem
tercihinde bulunulması Devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Yasa koyucu ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde
yetkisini kullanırken kuşkusuz, Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara
uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı veya
hafifletici tutum ve davranışların neler olacağı, hangi cezaların seçenek
yaptırımlara çevrilebileceği veya ertelenebileceği ve hangi
suçların hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında kalacağı gibi konularda takdir yetkisine sahiptir. Bu
takdir yetkisinin kullanılmasında suçun askeri suç olup olmamasının da
dikkate alınacağı açıktır. Askerlik hizmetinin ulusal güvenliğin
sağlanmasındaki belirleyici yeri ve ağırlığı, sivil yaşamda suç
oluşturmayan ya da önemsiz görülebilecek cezaları gerektiren kimi
eylemlerin askeri suç olarak kabul edilmelerini ve ağır yaptırımlara
bağlanmalarını gerekli kılabilmektedir. Ancak, askeri ceza hukuku alanında
da suç ile suça karşılık gelen yaptırımlar ve tedbirler arasında makul,
kabul edilebilir, amaçla uyumlu bir orantının sağlanması, hukuk devleti
olmanın gereğidir.
Ceza
hukukunda, cezanın infaz edilmesiyle güdülen amaç kişiye gerçekleştirdiği
haksızlık dolayısıyla etkili bir uyarıda bulunmak ve etkin pişmanlık
duymasını sağlamaktır. Mahkemelerde hükmolunan cezasının infazıyla hükümlünün
gelecekte sosyal sorumluluğa sahip olarak suçsuz bir hayat sürmeye yatkın
duruma getirilmesi gerekmektedir. Çağdaş ceza hukukunda ceza
yaptırımlarının belirlenmesindeki temel amaç ise suçlunun ıslahı, yeniden
suç işlemesinin ve toplum için sürekli bir tehlike olmasının önüne geçme ve
dolayısıyla topluma tekrar yararlı bir birey haline getirilmesini
sağlamaktır. Bu nedenle günümüzde suçlar için ceza yanında ya da yerine bir
kısım tedbirler uygulanması söz konusu olmaktadır. Yine sanık hakkında
hükmolunacak olan hapis cezasının ertelenebilmesi ile suçlunun, toplum
içinde özgürlüğü kısıtlanmadan, cezaevlerinin olumsuz etkilerinden de
kurtarılarak, toplumla sosyal bağları koparılmadan ve her şeyden de
önemlisi hayatın normal akışı değişmeden ıslah edilmesi amaçlanmaktadır.
Cezaların kişiselleştirilmesine yönelik bu düzenlemeler, kamu yararının da
bir gereğidir.
İtiraz konusu kuralın
gerekçesinde, maddede belirtilen suçlar nedeniyle hükmolunacak kısa süreli
hapis cezalarının para cezası ya da diğer seçenek yaptırımlara
çevrilebilmesi yahut ertelenmesinin bu suçların etkili bir şekilde cezalandırılmasını
engelleyeceği, kişilerin suç işleme yönündeki eğilimlerini artıracağı ve
disiplini bozacağı, bu nedenle söz konusu kısıtlamanın gerekli olduğu
belirtilmişse de yasa koyucu, askeri ceza hukukunda erteleme kurumunu
düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği ve ceza hukukunun temel
prensiplerinden olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”,
“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,
başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik”
başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık”
ise başvurulan önlem ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken
ölçüyü ifade etmektedir.
Ölçülülük ilkesiyle devlet, cezalandırmanın
sağladığı kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir
dengeyi sağlamakla yükümlüdür. Askeri disiplinin tesisinde zafiyeti önlemek
amacıyla getirilen kural ve gerekçesi dikkate alındığında, belirli suçlar
açısından askeri disiplinin tesisinin suçluların yalnızca hapis cezasıyla
cezalandırılmalarıyla sağlanabileceği şeklinde bir yaklaşımın benimsendiği
görülmektedir. Yasa koyucunun, 1632 sayılı Kanun’da erteleme kapsamı
dışındaki suçları belirlerken suçların niteliğini, işleniş şekillerini,
ağırlığını, askeri disiplin üzerindeki etkisini, öngörülen ceza miktarlarını
ve suçla korunan hukuki yarar gibi etkenleri gözeteceği açıktır. Oysa
itiraz konusu kuralla erteleme kapsamının dışında tutulan suçlar arasında
savaş ve seferberlik halinde işlenen suçlar ile ceza üst sınırı on yıl
hatta müebbet hapis cezası olanlarla birlikte cezası çok hafif olan suçlar
da bulunmaktadır. Bu yaklaşım daha hafif suçlar açısından, suçla yaptırım
arasında olması gereken adil dengenin,çağdaş ceza hukukundaki ceza ve ceza yerine uygulanabilecek olan
alternatiflerin ve cezanın şahsileştirilmesi ilkesinin göz ardı edildiğini
göstermektedir.
Bu durumda, izin tecavüzü suçunun ağırlığı,
düzenleniş amacı ve askeri disiplin üzerindeki etkisi dikkate alındığında itiraz
konusu kuralın, kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil
bir denge oluşturamadığından ölçülülük ilkesine ve dolayısıyla hukuk
devleti ilkesine aykırılık oluşturduğu açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural “izin
tecavüzü suçu” yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali
gerekir.
Kural
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın
10. maddesi yönünden incelenmemiştir.
Haşim KILIÇ, Mehmet ERTEN, Burhan ÜSTÜN ile Muammer
TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
2- 1632 Sayılı
Kanun’un 5329 Sayılı Kanun’un 1. Maddesiyle Eklenen Ek 8.
Maddesinin İkinci Fıkrasının “Sırf
askerî suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar
hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile...”
Bölümünün İncelenmesi
Başvuru kararında, itiraz konusu kural
nedeniyle sırf askeri suçlar ile 1632 sayılı Kanun’un üçüncü babının
dördüncü faslında düzenlenen suçlarla ilgili olarak hükmolunacak cezalar
hakkında 5237 sayılı Kanun’un kısa süreli hapis cezasına seçenek
yaptırımlar ile ön ödemeye ilişkin hükümlerinin uygulanmamasının asker ve
sivil kişiler arasında eşitsizlik yarattığı; askerlik hizmetinin özelliği,
askeri disiplin ve askeri yargının kendine mahsus özellikleri gibi soyut
gerekçelerin bu ayırımı haklı gösteremeyeceği, bu düzenlemenin mahkemelerce
suça etki eden faktörlerin yeterince değerlendirilip failin ve fiilin
özelliklerini dikkate alarak hükmolunacak cezanın kişiselleştirilmesi
imkânını ortadan kaldırdığı belirtilerek itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu 1632 sayılı Kanun’un ek
8. maddesinin ikinci fıkrasında, sırf askeri suçlar ile 1632 sayılı Kanun’un
üçüncü babının dördüncü faslında yazılı suçlar hakkında, kısa süreli hapis
cezasına seçenek yaptırımların uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.
Dolayısıyla sırf askeri suç olarak kabul edilen ”izin tecavüzü” suçu nedeniyle hükmolunabilecek olan bir yıla
kadar hapis cezalarının 5237 sayılı Kanun’un 50. maddesindeki genel
hükümler gereğince seçenek yaptırımlara çevrilmesine itiraz konusu kural
karşısında imkan bulunmamaktadır.
5237 sayılı Kanun’un 49. maddesinin
ikinci fıkrasına göre, hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası,
kısa süreli hapis cezası olarak adlandırılmakta; 50. maddenin birinci
fıkrasında ise kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek seçenek
yaptırımlar gösterilerek bu konuda hâkime takdir yetkisi tanınmaktadır. Kanun’un 50. maddesi gereğince kısa süreli hapis cezalarının,
suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu
pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre adli para cezasına,
mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tamamen giderilmesine, en az iki yıl
süreyle bir eğitim kurumuna devam etmeye, belirli yerlere ya da belirli
etkinliklere katılmaktan yasaklanmaya, ilgili ehliyet ya da ruhsatın geri
alınmasına veya belirli meslek ya da sanatı yapmaktan yasaklanmaya yahut
kamuya yararlı bir işte çalışmaya çevrilebilmesi imkânı bulunmaktadır.
İtiraz konusu kural,
izin tecavüzü suçundan kısa süreli hapis cezasına mahkûm olan sanıkların
toplum içinde özgürlükleri kısıtlanmadan, cezaevlerinin olumsuz
etkilerinden de kurtarılarak, toplumla sosyal bağları koparılmadan ve
hayatın normal akışı değişmeden ıslah edilmelerine engel teşkil etmekte ve
sanıklarda gözlenen iyi halin ve pişmanlığın değerlendirilememesi sonucunu
ortaya çıkarmaktadır. Sonuç olarak izin tecavüzü suçunun askeri disiplin
üzerindeki etkisi, düzenleniş amacı ve ağırlığı dikkate alındığında anılan
suçtan kısa süreli hapis cezasına mahkum olan
sanıklar yönünden seçenek yaptırımlara çevrilme yasağı öngören itiraz
konusu kuralın, 1632 sayılı Kanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasının 4551
sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen (A) bendinin birinci ve ikinci
cümlelerine ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle ceza hukukunun temel
prensiplerinden olan cezanın kişiselleştirilmesi ile ölçülülük ilkesine ve
dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğu açıktır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu
kural “izin tecavüzü suçu”
yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı
görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın 10. maddesi yönünden incelenmemiştir.
Haşim KILIÇ, Mehmet ERTEN, Burhan ÜSTÜN ile Muammer
TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
3- 1632 Sayılı Kanun’un 5739 Sayılı Kanun’un 1.
Maddesiyle Eklenen Ek 10. Maddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Başvuru
kararında, itiraz konusu kural nedeniyle 1632 sayılı Kanun’da düzenlenen
suçlarla ilgili olarak 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkraları arasında düzenlenen hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına dair kuralların uygulanmamasının asker ve
sivil kişiler arasında eşitsizlik yarattığı; askerlik hizmetinin özelliği,
askeri disiplin ve askeri yargının kendine mahsus özellikleri gibi soyut
gerekçelerin bu ayırımı haklı gösteremeyeceği, bu düzenlemenin mahkemelerce
suça etki eden faktörlerin yeterince değerlendirilip failin ve fiilin
özelliklerini dikkate alarak hükmolunacak cezanın kişiselleştirilebilmesi
imkânını ortadan kaldırdığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürmüştür.
1632 sayılı Kanun’un
ek 10. maddesinin ikinci fıkrasına göre, 1632 sayılı Kanun’da düzenlenen
suçlarla ilgili olarak 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarının uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.
Bu düzenleme nedeniyle diğer bütün koşulları bulunsa dahi 1632 sayılı
Kanun’da düzenlenen suçlara ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına karar verilebilmesi imkanı bulunmamaktadır.
Dolayısıyla “izin tecavüzü suçu”
nedeniyle yargılanan sanıklar açısından da itiraz konusu kural uyarıca
hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecektir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kurumu günümüzde Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun ceza mevzuatında yer alan
bir kurumdur. Özellikle 1950’li yıllardan sonra Kıta Avrupası
ceza hukukuna girmiş olan bu kurum, ilk olarak Anglo-Sakson hukukunda ortaya çıkmıştır. Bu kurum,
yargılanması tamamlanmış olan sanığın belli bir süre denetim altında
tutulması esasına dayanır. Hâkim, sanığın suçluluk ve kusurluluğunu
saptamakla beraber cezaya hükmetmeyi geriye bırakmakta ve onu belirli bir
süre içinde denetim altında tutmaktadır. Tabi tutulduğu denetim süresi
içinde davranışları olumlu bulunduğu takdirde sanık için bir mahkumiyet kararı verilmemektedir. Böylece deneme
süresini başarıyla geçirmiş olan sanık, hükümlü olma süreci dışına
çıkarılmaktadır. Sanıkların toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve topluma
normal bireyler olarak tekrar kazandırılması kurumun temel amaçlarındandır.
5721 sayılı Kanun’un 231. maddesi ile getirilen
düzenlemeye göre, mahkeme, sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama
sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para
cezasıysa, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilecektir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda, sanık beş yıl denetim
süresine tabi tutulacak, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç
işlenmediği takdirde hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesine karar
verilecektir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, mahkemece
sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz
önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade,
suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi
gerekir. Görüldüğü üzere kurum,
yalnızca sanığın menfaat ve çıkarları düşünülerek getirilmiş olmayıp,
önemli ölçüde toplum menfaati ve kamu düzeninin korunması da amaçlanmıştır.
Mukayeseli hukukta suç ve suçlulukla mücadele, suç işlenmesinin önlenmesi
ve caydırıcılık açısından bu ve buna benzer kurumlara geniş biçimde yer
verildiği görülmektedir.
1632 sayılı Kanun’da
düzenlenen suçlara ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilebilmesine engel teşkil eden itiraz konusu kuralın, askeri
yargının özellikleri dikkate alınarak askeri yargı sisteminde uygulanan
askeri disiplinin tesisi amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır. Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması, aynen erteleme ve kısa süreli hapis
cezasına seçenek yaptırımlar gibi hükmün ve cezanın kişiselleştirilmesi
kurumlarından birisidir. İtiraz konusu kuralla, askeri disiplinin tesisi
gerekçesiyle suçların işleniş şekli, ağırlığı ve korunan hukuki menfaat
gibi hususlarda herhangi bir ayrım gözetilmeksizin 1632 sayılı Kanun’da
düzenlenen tüm suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının
uygulama dışı bırakılması, ceza adaleti ile güdülen amaca uygun
olmadığı gibi cezanın kişiselleştirilmesinde hakimin
takdir hakkını da ortadan kaldırmaktadır.
Öte yandan, askeri
ceza hukukunda, daha hafif kabul edilebilecek suçlar yönünden, her sanığın
cezalandırılması yerine, sanığa davranışlarının sonuçlarını ve
sorumluluklarını yeniden değerlendirebilmesi için bir denetim sürecinden
geçirilmesine olanak tanınması, bu arada suçtan zarar görenin tatmininin de
sağlanması çağdaş ceza hukukunun bir gereğidir. Sonuç
olarak izin tecavüzü suçunun askeri disiplin üzerindeki etkisi, düzenleniş
amacı ve ağırlığı dikkate alındığında anılan suçtan iki yıl veya daha az
süreli hapis cezasıyla cezalandırılan sanıklar yönünden hükmün açıklanmasının
geri bırakılmasının uygulanmasına engel olan itiraz konusu kuralın, 1632
sayılı Askeri Ceza Kanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasının 4551 sayılı
Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen (A) bendinin birinci ve ikinci cümlelerine
ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle ceza hukukunun temel
prensiplerinden olan cezanın kişiselleştirilmesi ile ölçülülük ilkesine ve
dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğu açıktır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu
kural “izin tecavüzü suçu”
yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı
görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın 10. maddesi yönünden incelenmemiştir.
Haşim KILIÇ, Mehmet ERTEN, Burhan ÜSTÜN ile Muammer
TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
22.05.1930
günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun;
A) 1- 47. maddesinin birinci fıkrasının, 22.3.2000 günlü, 4551
sayılı Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen (A) bendinin son cümlesinin,
2- 31.3.2005 günlü, 5329 sayılı Kanun’un
1. maddesiyle eklenen Ek 8. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…ön
ödeme hükümleri uygulanmaz.” ibaresinin,
itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin
bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu cümle ve
ibareye ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 1- 47. maddesinin birinci
fıkrasının, 4551 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen (A) bendinin
son cümlesi dışında kalan bölümüne,
2- 5329
sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen Ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının, “…ön
ödeme hükümleri uygulanmaz.” ibaresi dışında kalan bölümüne,
3-
26.2.2008 günlü, 5739 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen Ek 10.
maddesinin ikinci fıkrasına,
ilişkin
esas incelemenin “izin tecavüzü suçu” yönünden yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE,
C- 1- 47. maddesinin birinci
fıkrasının, 4551 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen (A) bendinin
birinci ve ikinci cümlelerinin,
2- 5329
sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen Ek 8. maddesinin ikinci fıkrasının “Sırf
askerî suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar
hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile...” bölümünün,
3- 5739
sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen Ek 10. maddesinin ikinci fıkrasının,
“izin
tecavüzü suçu” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Mehmet ERTEN,
Burhan ÜSTÜN ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
5.7.2012
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvuru kararında, Askeri Ceza Kanunu’nda yer alan;
1- Cezaların tecil edilemeyeceğine, para cezasına
veya tedbirlerden birine çevrilemeyeceğine ilişkin 47. maddesinin A) bendinin birinci cümlesinin,
2- Kısa süreli hapis cezasına seçenek olan
yaptırımlar ile ön ödeme hükümlerinin uygulanmayacağına dair Ek 8.
maddesinin ikinci fıkrasının,
3- Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin
kuralların, uygulanmayacağı yolundaki Ek10. maddesinin ikinci fıkrasının,
Askeri Ceza Kanunu’nda yaptırıma bağlanan izin
tecavüzü suçu yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
İptali istenilen kurallar cezaların tecil
edilmesine, para cezasına ya da tedbire çevrilmesine, seçenek yaptırımlar
ile ön ödeme hükümlerinin ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
ilişkin hükümlerin, Askeri Ceza Yasası’ndaki kimi suçlar bakımından
uygulanamayacağını hükme bağlamaktadır.
Anayasa’da öngörülen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, onları koruyup
güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa’ya aykırılıktan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla
kendini bağlı sayan yargı denetimine açık devlettir.
Hukuk devletinde, temel hak ve
özgürlükleri korumak amacıyla hak ihlalleri yaptırım altına alınabileceği
gibi, kamu düzenini korumak için de kimi temel hak ve özgürlükler
sınırlanabilir. Ancak, bu sınırlama ölçülülük ilkesinde yer alan kayıtlara
uygun olmak durumundadır. Yasa koyucu, suç ve suçluyla mücadelede takdir
yetkisini kullanırken Anayasa’nın ve ceza hukukunun genel ilkelerine,
ülkenin sosyal, siyasal ve ekonomik durumuna uygun olacak şekilde ceza
politikasını belirlemesi gerekir.
Ceza yaptırımlarının amacı toplumsal
barışı sağlamaktır. Bu amaca ulaşmak için, suçun niteliği, işleniş biçimi
ve kamu düzeninde yarattığı tehlike gözetilerek ne miktar ceza verileceğini
ve tecil, paraya çevirme, ön ödeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması
gibi ceza tedbirlerinin hangi tür suç ve cezalar için uygulanacağını,
yukarda açıklanan ilkeler çerçevesinde yasa koyucu takdir edecektir.
İtiraz konusu kuralların gerekçelerinin
kimi bölümlerinde;
…
“… Askerlik görevinden kurtulmak
isteyen suçlular etkili bir şekilde cezalandırılmadıkları takdirde, suç
işleme temayülünde bir artış olduğu ve disiplinin bozulduğu gözlenmektedir.
Bu nedenlerle, Askerî Ceza Kanununun
47 nci maddesinde bu tür suçlardan verilen
cezaların para cezasına çevrilmesini engelleyici bir değişiklik yapmak
gereği hasıl o!muş ve Tasarı bu amaçla
hazırlanmıştır”
…
“… Mecburî askerlik sisteminin geçerli
olduğu Türk Silâhlı Kuvvetlerinin disiplini ile sıkı sıkıya bağlı olan “firar,
emre itaatsizlikte ısrar ve üste fiilen taarruz” gibi sırf askerî suçlardan
dolayı verilecek hapis cezaları kanunda belirtilen ceza süreleri nedeniyle
ertelenebilecek ve adlî para cezası veya seçenek diğer yaptırımlara
çevrilebilecektir. Bu durum ise disiplinin tesisinde zafiyetlere yol
açabilecektir”
…
“… Maddenin ikinci
fıkrasıyla, Askeri Ceza Kanununda yazılı suçlar bakımından askeri yargı
sisteminde uygulanan askeri disiplin ve bu yargının kendine mahsus
özellikleri dikkate alınarak Askeri Ceza Kanununda yazılı suçlarla ilgili
olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarında düzenlenen denetimli serbestlik
ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin müessesenin askeri
yargıda yer almaması amacıyla değişiklik yapılmıştır.”
denilmektedir.
Söz konusu gerekçeler incelendiğinde, Türk Silâhlı
Kuvvetlerinin sıkı bir disipline ihtiyaç duyduğu, bu ihtiyacı karşılayabilmek
için de askerlik görevinden kurtulmak isteyen suçluların etkili bir şekilde
cezalandırılarak, suç işleme temayülündeki artışın önlenmesi ve
disiplindeki bozulmanın düzeltilmesi gerektiği, itiraz konusu düzenlemelerin
bu amaçla getirildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, ceza uygulamasında belli bir alanı
düzenleyen itiraz konusu kuralların, korumak istedikleri kamu düzeninin önemi dikkate alındığında, söz konusu
kurallarla sınırlanan temel hak ve özgürlüklerde, ölçülülük ilkesinde yer
alan elverişlilik, orantılılık gibi unsurların gözetildiği ve yasa
koyucunun takdir yetkisini kullanırken Anayasa’yı ihlal etmediği sonucuna
ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle itirazın reddine
karar verilmesi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadık.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|