|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2011/71
Karar Sayısı: 2012/90
Karar Günü: 31.5.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hava Eğitim Komutanlığı
Askeri Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun
85.maddesinin Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Sanığın, üste hakaret suçundan yargılandığı kamu
davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasını ciddi
bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“I- İDDİA, MÜTALAA VE YARGILAMA AŞAMALARI
:
Ege Ordusu Komutanlığı Disiplin Mahkemesinin
11.03.2011 gün ve 2011/504-8 evrak-karar numaralı görevsizlik kararında
sanık Ulş.Kd.Üçvş.
…’ın 13.10.2010 tarihinde üstü olan Ulş.Yzb. …’ın kendisine
ettiği küfürlere karşılık olarak “Sensin” demek suretiyle üste hakaret
suçunu işlediği belirtilerek dava dosyası Askeri Mahkememize
gönderilmiştir. Sanık müdafii … As.C.K.’nun 85’inci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia
etmiştir. Askeri Savcı yazılı mütalaasında As.C.K.’nun 85’inci maddesinin Anayasa’nın eşitlik ilkesine
aykırı olduğunu belirterek iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması
gerektiği şeklinde mütalaada bulunmuştur.
II-
SORGU VE SAVUNMA
Sanık Ulş.Kd.Üçvş
... “Ben olay günü elimdeki bilgisayar çıktılarını alarak
… Yzb.’nın
yanına gitmiştim, …Yzb.nın orada olduğunu
bilmiyordum, … Yzb. hayır ...
bana ait değil dedi, o sırada … Yzb. “Bana ait, sana hesap mı vereceğim?” dedi, bende
estağfurullah hesap sorma değil kime ait olduğunu öğrenmek istiyorum dedim,
daha sonra … Yzb. sana hesap mı vereceğim şerefsiz dedi, bende lütfen bana
hakaret etmeyin dedim, bir kaç defa daha şerefsiz sana hesap mı vereceğim
dedi, bu konuşma üzerine oturduğu yerden kalkıp benim yanıma doğru geldi,
ben hiç kımıldamadım, bana aniden yumruk attı, sağ yanağıma isabet etti,
ancak tam vuramadı, sıyırdı geçti, daha sonra karnıma yumruk attı, ben sağ
tarafa doğru düştüm, … Yzb.da yanıma düştü, nasıl düştüğünü bilmiyorum, … Yzb. araya girip beyler ayıp oluyor dedi, bizi
ayırdılar, beni koridordan aşağıya indirdiler, ben koridorun başında beklerken … Yzb.da merdivenlerden hızlı bir şekilde iniyordu, şerefsize
bak, benden hesap soruyor diyordu, beni bahçeye çıkarttılar bu sırada … Yzb.da
bahçeye geldi, 4-5 kişi daha vardı, bahçede bana kafa atmaya çalıştı, ancak
vuramadı, bana orospu çocuğu diye küfür etti, ananı sinkaf
ederim dedi, iki üç kez bu küfürleri tekrar etti, ben lütfen küfretmeyin
dedim, ancak buna rağmen ard arda küfür edince
bende “sensin” dedim, benim kendisine yönelik herhangi bir taarruzum veya
teşebbüsüm olmadı, ben sakin bir kişiliğe sahibim, ettiği ağır küfürler
sonucunda sensin dedim, ancak kendisine vurmak için hiçbir hareketim
olmadı.” şeklinde savunma yapmıştır.
Sanık Müdafii … 6 sayfadan
ibaret yazılı dilekçesinde As.C.K.’nun 85’inci maddesinin Anayasaya aykırı olduğunu beyan
etmiştir.
III- İNCELEME VE
DEĞERLENDİRME:
Gaziemir Ulş.Per.Okl. ve Eğt.Mrk.K.lığı Alaşehir 2’nci Ulş.Eğt.Tb.K.lığı emrinde görevli
Ulş.Yzb ... ile Bçvş. …’ın birbirleriyle tartıştıkları ve sonuçta
... hakkında asta müessir fiil ve silahlı
tehdit suçlarından, ... hakkında ise üste hakaret
ve üste fiilen taarruz suçlarından Askeri Mahkememizde dava açıldığı
anlaşılmıştır.
Tartışma sırasında sanık Yzb.
…’ın diğer sanık …’a “Şerefsiz, o. çocuğu”
şeklinde hakaret ettiği iddia edilmiştir. Bunun üzerine ...’ın da Yzb. …’a “Sensin”
diyerek üste hakaret suçunu işlediği iddia edilmiştir.
Üste hakaret suçu As.C.K.’nun 85’inci maddesinde aşağıdaki şekilde
düzenlenmiştir.
“Amir
ve mafevkine hakaret edenlerin cezaları”
Madde 85-1.
Bir amire veya üste hakaret eden üç aydan bir seneye kadar hapis cezası ile, hakaret hizmet esnasında yahut hizmete mütaallik bir muameleden dolayı vuku bulursa altı aydan
üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2. Hakaret bir maddei
mahsusa tayini ile vukua gelmiş ise altı aydan beş seneye kadar hapsolunur.
3. Hakaret umuma teşhir olunmuş yazı, resim veya
sair neşir vasıtalariyle veya resmi makamlara verilipte üzerine muamele cereyan etmiş evrak ile
yapılmış ise bir seneden beş seneye kadar hapsolunur.
As.C.K.’nun 92’nci maddesinde tahrik suretiyle madunun yaptığı
suçlar hakkındaki cezaların nasıl indirileceği belirtilmiş ve TCK’daki haksız tahrik hükmüne atıf yapılmıştır.
Hakaret suçu 5237 sayılı TCK’nun
125’inci maddesinde düzenlenmiştir.
TCK’nun
129’uncu maddesinde “haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret”
aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
“Haksız
fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret”
Madde 129-
(1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde,
verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de
vazgeçilebilir.
(2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak
işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.
(3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi
halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında
verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de
vazgeçilebilir.
As.C.K.’nun 85’inci maddesinde cezanın üst sınırı 1’inci
fıkrasında 3 yıl, 2 ve 3’üncü fıkralarında ise 5 yıl olarak düzenlenmiştir.
TCK’nun
125’inci maddesinde ise cezanın üst sınırı 2 yıl olarak belirtilmiştir.
Maddenin fıkralarında alt sınır ve artırımla ilgili düzenlemeler yapılmıştır.
As.C.K.’na göre ve TCK’na göre
hakaretin tanımında herhangi bir farklılık bulunmamaktadır. Hakaret bir
kimsenin namusuna, şöhretine, vakar ve haysiyetine yönelik haksız söz ve
davranışlardır. Ancak sonuçları itibariyle aralarında oldukça fazla fark bulunmaktadır.
As.C.K.’nun 85’inci maddesine göre üst ve amirine hakaret eden
bir kişi hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Cezanın paraya
çevrilmesine, ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına imkan yoktur. Haksız tahrik hükümleri azami oranda
uygulansa dahi sonuçta infaz edilecek bir miktar ceza kalmaktadır. Bu
şekilde üstüne hakaret eden bir kişi asgari 12 gün hapis cezası çekmek
zorundadır. Çekilen hapis cezası sonucunda üstüne hakaret eden kişinin
özlük haklarında da aleyhine gelişmeler (Bir yıl geç terfi etmek) meydana
gelmektedir.
TCK’na
göre yargılanan bir kişi ise TCK’nun 129’uncu
maddesindeki şartların varlığı halinde ceza almayabilmektedir.
Hukuk devleti ilkesi ve eşitlik kavramı Anayasa
Mahkemesinin çeşitli kararlarında ayrıntılarıyla incelenmiş ve
belirtilmiştir.
01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu,
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu kanunlar ile ilga
edilen 765 sayılı Türk Ceza Kanununa ve 647 Sayılı Cezaların İnfazı
Hakkındaki Kanuna göre oldukça farklı değişiklikler getirilmiştir. Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin ceza siyaseti ve infaz rejimi değişmiştir. Daha önce
mevzuatta olmayan etkin pişmanlık, uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri
bırakılması gibi uygulamalar getirilmiştir.
Yasa koyucu Ceza Hukukuna ilişkin düzenlemelerde
yetkisini kullanırken kuşkusuz, Anayasaya ve Ceza Hukukunun temel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara
uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı veya
hafifleştirici tutum ve davranışların neler olacağı, hangi cezaların para
cezasına çevrilebileceği veya tecil edilebileceği gibi konularda takdir
yetkisine sahiptir. Ancak
Anayasanın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına
dayanan bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adil bir
hukuk düzeni kurup bunu uygulamakla yükümlü devlet anlayışını
yansıttığından... suçla ceza arasında akla uygun,
kabul edilebilir, amaçla uyumlu bir orantının sağlanması hukuk devleti
olmanın gereğidir.(Anayasa Mahkemesinin 21.01.2004 gün ve 2002/166 esas,
2004/3 sayılı kararı)
5237 sayılı TCK’nun
3’üncü maddesinde “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” aşağıdaki şekilde
düzenlenmiştir.
“Adalet
ve kanun önünde eşitlik ilkesi”
Madde 3-
(1) Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve
güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında
ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir
yahut düşünceleri, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik
ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye
ayrıcalık tanınamaz.
5237 sayılı TCK’nun
5’inci maddesi “Bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza
içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Askeri Mahkememizde görülmekte olan dava konusu
olayda olduğu gibi bir üst veya amir astına hakaret ettiğinde üst veya
amirinin bu davranışına karşılık veren ast üste hakaret suçunu işlemiş
olmaktadır. Hakarete uğrayan astın şikayet hakkı
her zaman bulunmaktadır. Ancak kişilerin olaylar karşısındaki tepkisi,
tavrı ve sabrı farklı farklıdır. Kendisine hakaret edilen bir astın sabırla
ve sükunetle cevap vermeden beklemesini düşünmek
hakkaniyete uygun değildir. TCK’nun 3’üncü
maddesinde kişiler arasında toplumsal konum yönünde ayrım yapılamayacağı ve
hiç bir kimseye ayrıcalık tanınamayacağı belirtilmiştir. Astına hakaret
eden üst ve amirler “Disiplin suçu” işlemiş olmaktadırlar. Bu suçu işleyen
üst ve amirlere üstleri ceza verebileceği gibi Disiplin Mahkemesinde
yargılanabilmeleri mümkündür. Ancak üste ve amire hakaret suçunu işleyen
ast ise tartışmasız Askeri Mahkemede yargılanmaktadır. Aynı sözleri
söyleyerek aynı suçu işleyen kişiler farklı mahkemelerde yargılanmakta olup
sonuçları da son derece farklı olmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre Türkiye
Cumhuriyeti bir hukuk devleti olup kanunlar önünde herkes eşittir.
Tüm bu sebepler dikkate alınarak 1632 sayılıAs.C.K.nun 85’inci maddesinin tamamının Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasına aykırı olduğu değerlendirilmiş ve iptali için Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun
itiraz konusu 85. maddesi şöyledir:
“Madde
85-1. (Değişik : 22/3/2000 - 4551/21 md.)
Bir amire veya üste hakaret eden üç aydan bir
seneye kadar hapis cezası ile, hakaret hizmet
esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulursa altı
aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2. Hakaret bir maddei mahsusa tayini ile vukua gelmiş ise altı aydan
beş seneye kadar hapsolunur.
3. Hakaret umuma teşhir olunmuş yazı, resim veya
sair neşir vasıtalariyle veya resmi makamlara verilipte üzerine muamele cereyan etmiş evrak ile
yapılmış ise bir seneden beş seneye kadar hapsolunur.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra
Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM,
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz
AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla yapılan
ilk inceleme toplantısında öncelikle davada uygulanacak kural sorunu
görüşülmüştür.
Anayasa’nın 152. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesine
göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun
veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varırsa, ilgili kural ya da kuralların iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidir. Ancak bu hükümler uyarınca, bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne
başvurabilmesi için, yöntemince açılmış, mahkemenin görevine giren bakmakta
olduğu bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın da bu davada uygulanacak
olması gerekir. Uygulanacak kural ise, bakılmakta olan davanın değişik
evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada
olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun veya kanun hükmünde
kararnamelerdir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 1632 sayılı
Kanun’un 85. maddesinin tamamının iptalini istemiştir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme’de görülmekte olan
davada, sanığın kendisine edilen küfürlere karşılık olarak “sensin” demek suretiyle üste
hakaret suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 1632 sayılı Kanun’un
85. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca cezalandırılması istenmiştir.
1632 sayılı Kanun’un 85. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,
üste hakaret suçunun temel şekli ve hakaretin hizmet esnasında yahut
hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulması; (2) numaralı
fıkrasında hakaretin bir maddei mahsusa tayini ile vukua gelmiş olması;
(3) numaralı fıkrasında ise hakaretin umuma teşhir olunmuş yazı, resim veya
sair neşir vasıtalariyle veya resmi makamlara verilipte üzerine muamele cereyan etmiş evrak ile
yapılmış olması hali düzenlenmiştir. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme’nin
önündeki davada, cezalandırılması istenilen suçun maddei
mahsusa tayini ile vukua gelmiş olması ve umuma teşhir olunmuş yazı, resim
veya sair neşir vasıtalariyle veya resmi
makamlara verilipte üzerine muamele cereyan etmiş
evrak ile yapılmış olması söz konusu olmadığından itiraz konusu kuralın (2)
ve (3) numaralı fıkralarının uygulanması mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle;
1- 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza
Kanunu’nun 85. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarının, itiraz
başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı
bulunmadığından, bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2-Dosyada
eksiklik bulunmadığından, 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza
Kanunu’nun 85. maddesinin (1) numaralı fıkrasının esasının incelenmesine, Serruh KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Burhan ÜSTÜN ile Nuri NECİPOĞLU’nun karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
20.7.2011 gününde karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri,
Anayasa Mahkemesi Raportörü Mustafa ÇAL tarafından hazırlanan işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, 1632 sayılı
Kanun’da düzenlenen üste hakaret suçu ile 477 sayılı Kanun’da düzenlenen asta
hakaret suçu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan hakaret suçu için
öngörülen ceza miktarları arasında orantısızlık bulunduğu, 5237 sayılı
Kanun’da karşılıklı hakaret halinde verilecek cezada indirim veya ceza
verilmesinden vazgeçilmesi imkanı bulunmasına
rağmen 1632 sayılı Kanun’da üste hakaret suçu bakımından bu hallerin düzenlenmediği
belirtilerek itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
1632 sayılı Kanun’un 85.
maddesinde sırf askeri suçlardan olan üste hakaret suçu düzenlenmiştir.
Maddenin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasında, bir amire veya üste hakaret
eden sanığın üç aydan bir seneye kadar hapis cezası ile,
hakaretin hizmet esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı
vuku bulması halinde ise sanığın altı aydan üç seneye kadar hapis cezası
ile cezalandırılacağı kurala bağlanmıştır.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar
aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da
öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Yasa koyucu ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde
yetkisini kullanırken kuşkusuz, Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara
uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı veya
hafifletici tutum ve davranışların neler olacağı, hangi cezaların para
cezasına çevrilebileceği veya ertelenebileceği gibi konularda takdir
yetkisine sahiptir. Söz konusu takdir yetkisinin kullanılmasında suçun
askeri suç olup olmamasının da dikkate alınacağı açıktır. Askerlik
hizmetinin ulusal güvenliğin sağlanmasındaki belirleyici yeri ve ağırlığı,
sivil yaşamda suç oluşturmayan ya da önemsiz görülebilecek cezaları
gerektiren kimi eylemlerin suç olarak kabul edilmelerini ve ağır
yaptırımlara bağlanmalarını gerekli kılabilmektedir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme itiraz konusu
kuralla ilgili aykırılık savında, benzer suçlar için öngörülen hükümleri
karşılaştırarak ceza miktarları arasında orantısızlık bulunduğunu ve 5237
sayılı Kanun’da düzenlenen karşılıklı hakarete ilişkin hükümlerin 1632
sayılı Kanun’a göre sanık lehine olduğunu belirtmişse de sadece suçun
konusunu esas alarak ve benzer suçlar için öngörülen ceza miktarlarını
kıyaslayarak suç ve ceza arasında adil denge bulunup bulunmadığı konusunda
bir karar vermek sorunu tek yönlü ya da eksik olarak ele almak anlamına
gelir. Suç ve ceza arasında
adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında benzer bir
suç için konulmuş ceza ile yapılacak bir kıyaslamanın değil, o suçun
yarattığı etkinin ve sonuçlarının dikkate alınması gerekir. Yasa koyucu,
benzer eylemler için değişik cezalar yanında, daha hafif bir eylem için
daha ağır bir cezayı da uygun görebilir. Bu yönüyle de yasa koyucu, üste
hakaret eyleminin askeri itaat ve disiplin üzerindeki etkisini ve
doğuracağı tehlikeyi dikkate alarak asta hakaret eylemine oranla daha ağır
bir şekilde cezalandırılmasını benimsemiştir. Dolayısıyla yasa koyucunun,
takdir yetkisine dayanarak ve eylemin meydana getireceği neticeleri de
dikkate alarak düzenlediği itiraz konusu kuralda hukuk devleti ilkesi ile
çelişen bir yön bulunmamaktadır.
Diğer taraftan yasa koyucu, farklı hukuksal konumda
olan kişileri farklı kurallara tâbi tutabilir. Asker kişiler ile sivil
kişiler aynı hukuksal konumda olmadıkları gibi 211 sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nda “ast”
ve “üst” olarak tanımları
yapılmış asker kişiler de aynı hukuksal konumda değildirler. Hakaret
suçunun, askeri düzen ve disiplinin gereği olarak askeri hiyerarşiye dayalı
bir ilişki içinde bulunan asker kişiler ile hiyerarşik ilişkinin
bulunmadığı toplum yaşamında ve kişiler üzerinde farklı etki ve
sonuçlarının olduğu açıktır. Yasa koyucu da bu farklı sonuçları dikkate
alarak hakaret suçu bakımından sivil asker ayrımı yanında asker kişiler
açısından da ast ve üst ayrımı yaparak asta hakaret ve üste hakaret
eylemlerini farklı kurallara bağlamış ve itiraz konusu kuralla üste hakaret
eylemi için Askeri Ceza Kanunu’nda düzenleme yapmıştır. Bu anlamda farklı
hukukî statü içinde bulunan ast ve üst olarak sınıflandırılan asker kişiler
ile sivil kişilerin farklı kurallara tâbi tutulmasında eşitlik ilkesine
aykırılıktan bahsedilemez.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Haşim KILIÇ, Fulya KANTARCIOĞLU, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Engin YILDIRIM ile Celal Mümtaz
AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
22.5.1930
günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 85. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Haşim KILIÇ, Fulya KANTARCIOĞLU, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Engin YILDIRIM ile Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 31.5.2012 gününde
karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY
YAZISI
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, astına hakaret eden
üst veya amirlerin eyleminin disiplin suçu olarak disiplin mahkemesinde,
üst veya amirine hakaret eden astın eyleminin ise askeri suç olarak askeri
mahkemede yargılanacağını, böylece aynı sözleri söyleyerek aynı suçu
işleyen kişilerin farklı mahkemelerde yargılanıp, farklı sonuçların ortaya
çıkacağını, bunun da Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine
aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Öncelikle disiplin mahkemesinin bildiğimiz anlamda
bir mahkeme olmadığını belirtmek gerekir. Disiplin mahkemelerinin
üyelerinin hâkim sınıfından olmaması, bu mahkemelerde görev yapan subay ve
astsubayların aynı zamanda normal kıta görevlerini sürdürmeleri, bu
üyelerin birlik komutanı tarafından seçilmeleri, birlik komutanın aynı
zamanda bu mahkemede iddianame düzenleyerek dava açması gibi hususların
varlığı bu mahkemelerin bağımsız ve tarafsızlığına gölge düşürmektedir.
Nitekim İrfan Bayrak-Türkiye davasında (Başvuru No: 39429/98), AİHM,
bağımsızlığı ve tarafsızlığı şüpheli disiplin mahkemelerinin mahkemeden çok
bir kurul niteliği taşıdığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği sonucunu varmıştı.
Kanunlarda yapılan sınıflandırmalar veya
farklılaştırmalar, kişilerin ve durumların sahip oldukları özelliklerin
tümü veya bazı yönleri bakımından taşıdıkları benzerlik ve farklılıklardan
türemektedir. Herhangi bir ayrımcılığa imkân tanımamak için eşitlik ilkesi,
yasayla yapılan ayrım, sınıflandırma veya farklılaştırmaların ilgili
konunun içeriği bakımından meşrulaştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu
amaçla kullanılacak haklı neden veya nedenlerin anlaşılabilir, amaçla
ilgili, makul ve adil olması gerekir. Önümüzdeki konuda ayrımcılığı
meşrulaştıran temel neden astın üste hakareti ile üstün asta hakaretinin
askeri disiplin, itaat ve hiyerarşiyi korumada aynı değerde olmadıkları
görüşüdür. Bu yaklaşım, askeri disiplin ve hiyerarşiyi mutlak bir değer
olarak anayasamızın ve insan haklarının en temel ilkelerinden olan
ayrımcılık yasağının üstüne çıkarmaktadır. Ast ve üst olarak
sınıflandırılan asker kişilerin hukuksal konumlarının aynı olmaması,
eşitlik ilkesinin en temel özelliği olan ayrım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını meşru göstermenin bir nedeni olmamalıdır.
Astın üste hakaret etmesi askeri disiplini bozan
bir eylem olmakla birlikte üstün asta hakaret etmesinin de askeri disipline
zarar verdiğini söyleyebiliriz. Hakarete uğrayan bir ast kendisini
çaresizlik içinde hissedebilir ve motivasyonunu
kaybedebilir. Sırf askeri hiyerarşi ve disiplin zarar görmesin diye aynı
eylemi yapanlardan üstün daha çok, astın ise daha az korunması günümüzün
insan hakları anlayışı ile bağdaşmamaktadır. Ast konumunda bulunanların
insan haklarından daha az yararlanmaları demek olan bu durum kabul
edilemeyeceği gibi askeri hiyerarşi ile askeri disiplin ve itaati sağlamaya
yönelik düzenlemeler de Anayasa’ya ve insan haklarına aykırılık teşkil
edemez.
Sonuç olarak, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen insan haklarına saygılı demokratik hukuk devleti ilkesi
ile beraber düşünüldüğünde, 10. maddesine aykırı olduğu düşüncesiyle,
çoğunluk görüşüne muhalefet edilmiştir.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
KARŞI OY
GEREKÇESİ
İtiraz yoluna başvuran mahkeme, Askeri
Ceza Kanunu’nun 85. maddesinin iptali için başvuruda bulunurken, ast ve
üstün birbirlerine karşı hakaret suçlarını kıyaslamakta ve astın üste
hakaretinin bir askeri cürüm olarak düzenlenmesine karşın, astın üste karşı
hakaretinin 477 sayılı Kanun’da bir disiplin suçu şeklinde düzenlendiğini, dolayısiyle ast yönünden vahim sonuçlara yol açan bir
durumun söz konusu olduğunu ileri sürmektedir. Diğer bir deyişle, itiraz başvurusu ast yönünden
bir değerlendirmeye dayalı bulunmaktadır. Oysa,
astın bu kabil fiilleri, 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu,
Yargılama Usulü Ve Disiplin Suç Ve Cezaları Hakkında Kanun’un “Astına
söven, hakaret eden ve kötü davrananlar” başlıklı 55. maddesinde bir
disiplin suçu olarak özel şekilde düzenlenmiştir. İtiraz Mahkemesinin
gerekçesinde belirtilen mahzurlar, ancak bu hükmün Anayasa Mahkemesi önüne
getirilmesi halinde inceleme konusu yapılabilecektir. Bu maddeyi getirme
yetkisi ise kuşkusuz bu konuda yargılama yapmayı yetkili Disiplin
Mahkemesine ait bulunmaktadır. İtiraz yoluyla getirilen
Askeri Ceza Kanunu’nun 85. maddesi ise astın üste karşı hakaret fiillerini,
bir askeri cürüm biçiminde düzenleyen bir hüküm mesabesindedir ve bu
kuralın iptali halinde, sadece astın üste karşı hakaret fiilleri suç
olmaktan çıkabilir ve bu halde dahi, bir başka özel Yasa’da düzenlenen bir
fiil (üstün asta hakareti) bu kararla Askeri Ceza Kanunu kapsamına
alınamaz.
Açıklanan nedenlerle, itiraz yoluna başvuran
mahkemenin, gerekçelendirdiği başvuruyu yapmaya yetkili olmadığı, dolayısiyle işin esasına geçilmeden başvurunun
yetkisizlik nedeniyle reddi gerektiği kanısına vardığımızdan; çoğunluğun
işin esasına geçilmesine dair kararına katılmıyoruz.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 85. maddesinin
itiraz konusu ilk fıkrasında “Bir amire veya üste hakaret eden üç aydan bir
seneye kadar hapis cezası ile hakaret hizmet esnasında yahut hizmete müteallik
bir muameleden dolayı vuku bulursa altı aydan üç seneye kadar hapsolunur”
denilmektedir. Disiplin suçu niteliğindeki asta hakaret suçu ise 477 sayılı
Disiplin Mahkemeleri Kanunu’nun 55. maddesinde düzenlenerek astına
sövenlerin, hakaret edenlerin veya askeri usul ve kurallar ve nizamlar
dışında kötü davrananların iki aya kadar oda veya göz hapsi cezası ile
cezalandırılacakları öngörülmüştür. Böylece üste hakaret suçu askeri suç
olarak düzenlendiği halde asta hakaret suçu disiplin suçu kapsamına alınmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yar alan hukuk
devletinin, her alanda olduğu gibi ceza hukuku alanında da eşitlik ve
adaleti sağlamakla yükümlü olduğu kuşkusuzdur. Bu doğrultuda, Anayasa
Mahkemesi’nin bir çok kararında belirtildiği gibi,
yasa koyucunun cezalandırma yetkisini kullanırken, Anayasa’nın ve ceza
hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, hangi eylemlerin suç
sayılacağını, bunlara verilecek cezanın türünü, miktarını, oranını, artırım
ve indirim nedenlerini belirleme konusunda takdir yetkisi bulunmakta ise de
bu yetki kullanılırken suç ile ceza arasındaki adil dengenin korunması ve
öngörülen cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli
olması insan haysiyetine aykırı ve zalimane olmaması gibi hususların
dikkate alınması zorunludur. Suç ile ceza arasında bulunması gereken adil
dengeyi bozan ya da kişinin Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen insan
haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye tâbi tutulması sonucunu doğuran veya 38.
maddesindeki ilkeleri gözetmeyen düzenlemeler yasa koyucunun takdir yetkisi
içinde kabul edilemeyeceğinden yalnız söz konusu Anayasal ilkelere değil,
hukuk devleti ilkesine de aykırılık oluşturur.
Askerlik hizmetinin, ulusal güvenliğin
sağlanmasındaki yeri ve önemi, sivil yaşamda suç sayılmayan eylemlerin suç
olarak kabul edilmelerini ya da hafif sayılabilecek cezaları gerektiren
eylemlerin daha ağır yaptırımlara bağlanmalarını zorunlu kılabilir. Ancak,
bu durumun, insan onurunu zedelemeyen adil ve hakkaniyete uygun bir ceza
sisteminin uygulanması gereğini ortadan kaldıramayacağı açıktır.
Astın üste hakareti halinde, itiraz konusu kural
uyarınca uygulanacak ceza, aynı suçu üstün asta karşı işlemesi durumunda
verilecek ceza ile karşılaştırıldığında arada çok büyük bir fark bulunduğu,
ayrıca bu cezaların uygulandığı suçların birinin askeri suç, diğerinin
disiplin suçu kapsamında olması nedeniyle değişik hukuki sonuçlara yol
açtığı görülmektedir. Ölçüsüzlüğü ve adaletsizliği gözardı
edilemeyecek kadar belirgin olan, bu nedenle insan onuruyla da bağdaşmayan
bir kuralı, askeri hizmetlerin gereğine ve özelliğine dayanarak
meşrulaştırmak, kaçınılmaz olarak yasa koyucunun askeri suçlar konusundaki
takdir yetkisinin denetimsizliğe varacak derecede genişletilmesine yol
açar. Oysa, hukuk devletinde suç ile ceza arasındaki
adil dengenin her koşulda aranması ve yasa koyucunun bu konudaki takdir
yetkisinin denetlenmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2. ve 17.
maddelerine aykırı olan itiraz konusu kuralın, iptali gerektiği düşüncesiyle
çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY YAZISI
Askeri Ceza Kanunu’nun 85. maddesinin itiraz konusu
birinci fıkrasında, bir amire veya üste hakaret eden asker kişinin üç aydan
bir seneye kadar hapis cezası ile, hakaret hizmet esnasında
yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulursa altı aydan üç
seneye kadar hapis cezası ile cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir.
İtiraz eden mahkeme, bu suçun, cezası ve yargı yeri
yönünden asta hakaret suçuyla karşılaştırıldığında orantısız ve gayrı adil
olduğunu belirterek kuralın Anayasa’nın 2.maddesine aykırı olduğunu öne sürmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti ilkesi
düzenlenmiş, 17. maddesinde kişinin maddi ve manevi varlığı güvence altına
alınmıştır.
Hakaret, kime yapılırsa yapılsın kişi haysiyetine
yönelik haksız bir eylem olduğundan, bütün çağdaş hukuk sistemlerinde
olduğu gibi, ceza kanunları ile yaptırıma bağlanmıştır. Askeri Ceza
Kanunu’nda üste hakaretin ayrı bir suç olarak ihdas edilmesinin, askeri
disiplini korumaya yönelik olduğu, buna karşılık asta hakaretin aynı
derecede önemli görülmediği anlaşılmaktadır.
Asta ve üste karşı hakaret eylemlerine verilen
cezalar ve bunlara bağlı kanuni sonuçlar bakımından itiraz eden mahkemenin
başvurusunda açıklandığı üzere her iki durumda aşırı derecede farklar
bulunduğu, asta hakaretin askeri disiplinin sağlanmasında elverişli ve
zorunlu bir yöntem olmadığı, kişi haysiyetinin rütbe ile ölçülemeyeceği,
cezada farklılığın ancak askeri disiplin gerekleriyle açıklanabilecek
ölçülerde kalması gerektiği, kaldı ki asta hakaretin yeterli yaptırımla
karşılaşmamasının silahlı kuvvetler kurumundaki disiplin bozucu etkisinin
bazı hallerde üste hakaretin etkisinden bile daha fazla olabileceği
gözetildiğinde, itiraz konusu kuralın hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı
sonucuna varılmaktadır. Kuralın,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırılık nedeniyle iptali gerekir.
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|