|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2005/3
(Siyasî Parti-İhtar)
Karar Sayısı : 2011/1
Karar Günü : 12.10.2011
İHTAR
İSTEMİNDE BULUNAN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
İHTAR
İSTEMİNİN KONUSU : Tüzüğün’ün bazı maddelerinde 2820 sayılı Siyasî Partiler
Kanunu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na aykırılıklar bulunduğu
iddiasıyla Adalet ve Kalkınma Partisi’ne bu aykırılıkların giderilmesi için
2820 sayılı Kanun’un 104. maddesi uyarınca ihtar verilmesi istemidir.
I-
OLAYLAR
1)
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Adalet ve Kalkınma Partisi’ne gönderdiği
20.6.2005 günlü yazıyla, 2820 sayılı Kanun ile siyasi partilere ilişkin
diğer yasaların emredici hükümleri dikkate alınmak suretiyle Parti Tüzüğü
üzerinde yapılan incelemede, toplam sekiz madde halinde aykırılık tespit
edildiğini belirterek bunların giderilmesini talep etmiştir.
2) Buna karşılık Parti, 4.10.2005 tarihli
yazıyla, Parti Tüzüğü ile ilgili incelemenin daha önce Başsavcılıkça
yapıldığını, Başsavcılığın bu incelemenin sonucuna ilişkin yazısında
belirtilen tek eksikliğin de sırf “farklı kanat oluşmaması” saikiyle Tüzük değişikliği yapılarak giderildiğini;
dolayısıyla yeni bir Tüzük değişikliği yapılmadığı sürece aynı incelemenin
tekrarlanmasının hukukî güvenlikle bağdaşmayacağını ifade ettikten sonra
Başsavcılığın ileri sürdüğü şekilde Tüzükte kanunun emredici hükümlerine
aykırılık bulunmadığını madde bazında sıralamıştır.
3)
Bunun üzerine Başsavcılık, Parti’ye muhatap ilk yazısında yer verdiği
Tüzüğün 39/son ve 144/1 maddelerine ilişkin ihtar istemi dışındaki altı
madde ile,anılan yazıda bağımsız bir başlık altında yer vermediği Tüzüğün
70/son maddesine ilişkin olarak anılan Parti’ye ihtar verilmesini talep
etmiştir.
4)
İhtar talebinden sonra Başsavcılıktan alınan 22.1.2007 tarih ve SP.109.Muh.2007/17 sayılı yazıda, Parti’nin 11.11.2006’da
Tüzüğünde değişiklik yaptığı ifade edilerek, ihtar isteminin Tüzükte
yapılan değişiklik dikkate alınarak değerlendirilmesi hususu takdire
bırakılmıştır. Yazı ekindeki değişiklik metninden, ihtar istemi kapsamında
yer alan Tüzüğün 57. ve 62. maddelerinde de değişiklik yapıldığı
anlaşılmıştır.
5)
Anayasa Mahkemesi 13.1.2011 günü, ihtar istemiyle ilgili incelemeye esas
olmak üzere:
a- Başvuru sonrası yapılan değişiklikler gözetilerek
Tüzüğün 57. ve 62. maddelerine ilişkin ihtar isteminin devam edip
etmediğinin; şayet devam ediyorsa bunlara ilişkin gerekçelerle, Tüzüğün 70.
maddesinin son fıkrasına ilişkin ihtar isteminin ayrıntılı gerekçesinin
sorulmasına,
b- Başvuru sonrası süreç içerisinde Tüzük’te başkaca
değişiklik yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa bu değişikliklerin ihtar
talebine etkisi konusunda görüş alınmasına; ayrıca değişikliklere ilişkin
Tüzük hükümleriyle bunların gerekçelerinin de istenmesine, karar vermiştir.
6) Başsavcılıktan bu hususlara ilişkin
olarak alınan 1.2.2011 tarih ve 61 sayılı yazıda, özetle;
--- Parti Tüzüğünün 70/son maddesine
ilişkin ihtar isteminin gerekçesinin Tüzüğün 50. maddesine ilişkin bölümde
açıklandığı,
--- Parti Tüzüğünün 57.
ve 62. maddelerinin 11.11.2006 tarihinde yapılan 2. büyük olağan kongrede
değiştirilerek ihtar isteminde belirtilen aykırılıkların giderildiği, bu
nedenle bu maddelere ilişkin istemin konusuz kaldığı,
--- 3.10.2009 tarihinde
gerekleştirilen 3. olağan büyük kongrede tüzüğün kimi maddelerinde
değişiklik yapıldığı, ancak 39/son, 40, 50/son, 70/son ve 126. maddelerde
değişiklik yapılmadığı gibi, diğer maddelerde yapılanların da ihtar
istemine konu edilen maddelere etkisinin bulunmadığı,
İfade edilerek parti Tüzüğünün Türk
Medeni Kanunu ve Siyasi Partiler Kanununa aykırı olduğu değerlendirilen
39/son, 40, 50/son, 70/son ve 126. maddelerinin Yasaya uygun hale
getirilmesi için Parti’ye 2820 sayılı Kanun’un 104. maddesi uyarınca
ihtarda bulunulması talebi yinelenmiştir.
7) Anayasa Mahkemesi 7.7.2011 günlü
toplantıda, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 53. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince Adalet ve
Kalkınma Partisi’nden savunma alınmasına karar vermiştir.
8) Parti savunmasını 5.8.2011 tarihli
yazısıyla Anayasa Mahkemesi’ne sunmuştur.
II-
İSTEMİN GEREKÇESİ
A-
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 30.11.2005 günlü, SP.109 Hz.2005/4
sayılı ihtar istemi şöyledir:
“I) GENEL AÇIKLAMA:
Anayasamıza göre demokratik siyasal yaşamın
vazgeçilmez öğeleri olan siyasi partilerin, parti içi düzenlemeleri ve
çalışmalarının demokrasi ilkelerine uygun olacağında ve yasalara aykırı
eylem ve işlemlerden alıkonulmaları gerektiğinde duraksama yoktur.
Gerçekten Anayasanın 69 uncu maddesinin birinci fıkrasında “Siyasi
Partilerin Uyacakları Esaslar” başlığı altında “Siyasi partilerin
faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine
uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir” hükmü yer
almaktadır.
2797 sayılı Yargıtay Kanununun “Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleri” başlıklı 27
nci maddesinin birinci fıkrasının dördüncü bendi, “Bizzat veya Cumhuriyet
Başsavcı Başyardımcısı, Cumhuriyet Başsavcı yardımcıları marifetiyle siyasi
partilerin tüzük ve programlarını ve kurucularının hukuki durumlarının
Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve
öncelikle denetlemek, faaliyetlerini takip etmek, gerektiğinde siyasi
parti, siyasi parti üyesi veya kuruluşu hakkında mahallinde denetleme,
inceleme ve soruşturma yapmak, yaptırmak” hükmünü taşımaktadır.
Çoğulcu demokratik sistemin vazgeçilmez
unsurlarından olan ve bu durum Anayasa ile 2820 sayılı Siyasi Partiler
Yasasında açıkça ifade edilen siyasi partiler hakkındaki genel ilkelerin
Anayasada yer alması yeterli olup, siyasi partiler hakkındaki tüm ilke,
kurum ve yaptırımların da Anayasada yer alması gerektiği söylenemez. Aksi
halde Anayasanın adeta Siyasi Partiler Yasasına dönüştürülmesi söz konusu
olur. Bu nedenle; Anayasanın 69. maddesinin son fıkrasında, anayasal
ilkeler ışığında yasa ile düzenlemeler yapılabileceği belirtilmiş ve 2820
sayılı Yasada öngörülen ihtar kurumu da bu anayasal dayanaktan hareketle
düzenlenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11 nci
maddesindeki düzenleme uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararlarında, demokratik toplum gerekleri yönünden siyasi partiler hakkında
eylemlerle orantısız yani radikal yaptırımların söz konusu olmaması için,
ara seçeneklerin öngörülmesi gerektiği belirtilmektedir ki; ihtar kurumu bu
yönüyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de uygundur.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası ile Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığımıza verilen siyasi partilerin tüzük ve
programlarının incelenmesi yetki ve görevi, anılan Yasada her hangi bir
süre ile sınırlandırılmamıştır. Mevzuatta, parti tüzük ve programlarında
zaman içerisinde yapılacak değişiklikler yeniden inceleme yapılmasını
gerektirebileceği gibi hukuksal sorunlara bakış açısı ve yaklaşımlarda
hukuksal gelişmelere bağlı olarak oluşacak yorum farklılıkları da siyasi
partilerin tüzük ve programlarının yeniden incelenmesini gerektirebilir. Bu
itibarla; Cumhuriyet Başsavcılığımızın, yasa, parti tüzük ve programlarında
değişiklik olsun veya olmasın, partilerin tüzük ve programlarını her zaman
inceleme yetkisi bulunmaktadır.
Adalet ve Kalkınma Partisi 5.5.2002 tarihinde
Tüzüğün 62, 73, 77, 79, 83, 84, 91, 111, 117, 124, 126, 142 ve geçici 6
ncı, 1.2.2003 günü Tüzüğün 8, 27, 30, 33, 38, 46, 69, 79 ve geçici 4 üncü,
3.10.2003 tarihinde de Tüzüğün 39, 46, 50, 57, 70, 76, 84, 132 nci
maddelerini değiştirerek, bu değişiklikleri 6.5.2002 tarih ve
GEN.BŞK./77.01/2002-936, 17.2.2003 gün ve GENSEK/81.12/2003-170, 15.10.2003
gün ve GENSEK/81.12/2003- 1738 sayılı yazıları ekinde Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığımıza bildirmesi üzerine Tüzüğün değiştirilen maddeleri ile
geneli üzerinde yeniden inceleme yapılmış, adı geçen Partiden, 2820 sayılı
Siyasi Partiler Yasasının emredici hükümlerine aykırı olduğu saptanan Tüzük
maddelerinde gerekli değişikliklerin yapılması hususu değerlendirilerek
sonucundan bilgi verilmesi 20.6.2005 gün ve 109.SP.2005/222 sayılı
yazımızla istenilmiş ve bu yazı aynı gün anılan Partiye tebliğ edilmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanlığı
4.10.2005 gün ve SHİ/81.01/2005- 1100 sayılı cevabi yazılarıyla; Parti
Tüzüğünün daha önce incelemeye tabi tutulduğunu; Anayasa, yasalar ve parti
tüzüğünde bir değişiklik yapılmadan tüzükte yeniden bir inceleme
yapılmasının amaç yönünden hukuksal güvenlikle bağdaşmadığını, bu itibarla
tüzüğün tüm hükümleriyle sözü edilen hükümlerinin, Anayasa, 2820 sayılı
Siyasi Partiler Yasası hükümleri ile demokrasi esaslarına uygun olduğu
görüşünün benimsendiği ve Tüzükte değişiklik yapma yönüne gidilmeyeceğini
bildirmiştir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 104 üncü
maddesinde, bir siyasi partinin bu Yasanın 101 inci maddesi dışında kalan
emredici hükümleri ile diğer yasaların siyasi partilerle ilgili emredici
hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Anayasa
Mahkemesine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen yazı ile “ihtar”
yoluna başvurulacağı belirtilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımızca yeniden
yapılan değerlendirmede de; Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğünün 2820
sayılı Siyasi Partiler Yasasının aşağıda belirttiğimiz emredici hükümlerine
aykırı olduğu kanısına varılmış, bu nedenle aykırılığın giderilmesi için
Yüksek Mahkemenize başvurulması zorunluluğu doğmuştur.
II) PARTİ TÜZÜĞÜNDEKİ
DÜZENLEMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
A) Parti Tüzüğünün 39 uncu maddesinin son fıkrasında
3.10.2003 tarihinde yapılan değişiklikle; Merkez Yürütme Kuruluna “delege seçimlerinde kanun ve
tüzük hükümlerine aykırılık olmasının saptanmış olmasına münhasır olmak
üzere ilçe, il ve büyük kongre delege seçimlerini, ilçe ve il ölçeğine göre
kısmen veya tamamen iptal edip yeniden yapılmasına, üye tam sayısının en az
2/3 çoğunluğunun oyu ile karar yerme yetkisi” tanınmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Adalet ve Kalkınma
Partisi Tüzüğünün 39 uncu maddesinin son fıkrasının ilk düzenlenen halinde
Merkez Karar ve Yönetim Kuruluna verilen iptal yetkisi, 3.10.2003 tarihinde
Tüzükte yapılan değişiklikle Merkez Yürütme Kuruluna verilmiştir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasanın 21 inci
maddesinin birinci fıkrası uyarınca, il ve büyük kongre delege seçimleri
yargı gözetimi altında yapılmaktadır. Aynı maddenin onuncu fıkrasında;
seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden
itibaren iki gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak itirazların hakim
tarafından aynı gün incelenerek kesin olarak karara bağlanacağı; onbirinci
fıkrasında ise, seçim sonuçlarını etkileyecek usulsüzlük veya yasaya
aykırılık hallerinde, seçim hakiminin bu seçimleri iptali hususuna yer
verilmiştir.
İlçe, il ve büyük kongre delege seçimleri
sonuçlarının kesinleşmesinden sonra seçimde yasa ve tüzük hükümlerine
aykırı davrandığı belirlenen parti üyesi ya da delege sıfatını almış
bulunan parti mensubunun, disiplin kuruluna sevk edilerek işlediği sabit
olan eylemin türüne göre Tüzükte öngörülen ve parti üyeliğinden çıkarılmaya
kadar varan disiplin cezaları verilmesi her zaman olanaklıdır.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 21 inci
maddesinin onuncu fıkrasında seçim sonuçlarına yapılacak itiraz iki günlük
hak düşürücü süreye tabi tutulmuştur. Bu yasal hak düşürücü sürenin
geçirilmesiyle birlikte kesinleşen seçim sonuçlarına karşı, seçim esnasında
yasa ve tüzük hükümlerine aykırı davranıldığının daha sonra
belirlendiğinden bahisle itiraz yoluna başvurulamaz. Bir yargı kararı, yasalarda belirlenen usûllere uygun olarak verilip
kesinleştikten sonra değişmez bir nitelik kazanır. Kararı
veren yargıç dahil hiçbir merci onu değiştiremez. Yasal itiraz süresinin
geçirilmesi veya süresinde yapılan itiraz hakkında verilen hakim kararı ile
kesinleşen seçim sonuçları aleyhinde bundan sonra her hangi bir yasaya aykırılık
gündeme getirilemeyecektir. Yasa tarafından hakime dahi
verilmeyen yetkinin, süre gözetilmeksizin yasal olarak
görevli bulunmayan Merkez
Yürütme Kuruluna verilmesi hukuki olamayacağı gibi,
istenilmeyen delegelerin görevden alınması ve merkez yönetiminin
görüşlerine uygun delegelerin seçilmelerine fırsat ve imkan tanıyacak bu
düzenleme, aynı zamanda 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının parti içi
demokrasi ilkelerini düzenleyen 93 üncü maddesine aykırılık
oluşturmaktadır.
B) Tüzüğün 40 ıncı maddesinde
“Kongre gündemleri, ilgili kademe yönetim kurulunca belirlenir. Ancak en
geç kongre divanı oluşturulup gündem okunduktan hemen sonrasına kadar divan
başkanlığına verilmiş ve kongrede hazır bulunan delegenin en az % 5’i tarafından yapılan ilave gündem teklifleri
müzakereye açılır ve yapılacak oylama sonucuna göre karara bağlanır” hükmüne yer verilmiştir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 29 ve 121
inci maddeleri yollamasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun emredici
nitelikteki 79 uncu maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi “Ancak, toplantıda
hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi yazılı olarak istenen konuların
gündeme alınması zorunludur” şeklindedir. Buna göre; kongre
gündemine ilave yapılabilmesi için hazır bulunan delegelerin en az onda
birinin yazılı talebi yeterli olup, ayrıca müzakere ve oylama yapılmasına
gerek bulunmamaktadır.
Tüzüğün 40 ıncı maddesi değerlendirildiğinde,
Yasada öngörülen “en az onda biri”
oranının “en az % 5”e
indirilerek, kongrede hazır bulunan delegelerin en az % 5’i tarafından
imzalanan ilave gündem teklifinin kongrede müzakere edilerek, oylama
yapılması koşulu getirilmektedir. Bu duruma göre, hazır bulunan delegelerin
en az % 5’i tarafından yazılı olarak yapılan ilave gündem önerisi, oylama sonucunda
reddedilmesi halinde gündeme eklenemeyecek, kongrede hazır bulunan
delegelerin “salt çoğunluğu” tarafından
kabulü halinde ise gündeme ilave yapılabilecektir. Yasa, gündeme ilave
yapılmasını “en az % 10” koşuluna
bağlayarak alt sınırı belirlemiştir. Dolayısıyla Tüzük düzenlemesi ile bu
sınırlamanın daha da altına inilemez.
Böylelikle; hem % 10’un % 5’e indirilmesi, hem de
müzakere açılarak oylama yapılması Yasaya açıkça aykırılık oluşturduğundan
Tüzüğün 40 ıncı maddesinin yasal düzenlemeye uygun hale getirilmesi
gerekmektedir.
C) Tüzüğün, olağanüstü kongreleri konu alan 50 nci
maddesinin son fıkrasında yer alan, “Ancak kademe başkan ve
yönetim kurulu ile üst kademe delege seçimlerinin olağanüstü kongre ile
yenilenebilmesi talebinin beldelerle ilgili olması halinde il yönetim
kurulunun, ilçe ve il yönetim kurulları ile ilgili olması halinde ise
Merkez Karar ve Yönetim Kurulunun onayı gereklidir” biçimindeki düzenlemeyle kademe başkan ve yönetim kurulu ile üst
kademe delege “seçimleri” için, bir üst kademe yönetim organının kararı zorunlu kılınmıştır.
“İl ve ilçe yönetimi ile delege seçimlerinin”
olağanüstü kongre yoluyla yenilenmesi konusunda 2820 sayılı Siyasi Partiler
Yasası ve 5253 sayılı Dernekler Yasasında hüküm yoktur. Sadece 2820 sayılı
Siyasi Partiler Yasasının “büyük kongre” ile ilgili 14 üncü maddesinin
altıncı fıkrasında ise, “Büyük kongre parti tüzüğünün göstereceği süreler
içerisinde toplanır. Bu süre iki yıldan az üç yıldan fazla olamaz.
Olağanüstü toplantılar, genel başkanın veya merkez karar ve yönetim
kurulunun lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin
yazılı istemi üzerine yapılır” şeklinde hüküm yer almaktadır.
Konu,
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 29 ve 121 inci maddelerinin
yollamasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 75 inci maddesinde; “Genel kurul, yönetim veya
denetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya dernek üyelerinden beşte
birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya
çağrılır” biçiminde düzenlenmiştir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü
maddesinin altıncı fıkrasındaki
“olağanüstü büyük kongre” ile 4721 sayılı Türk Medeni
Yasasının 75 inci maddesindeki
“olağanüstü kongrelerde” gündemle ilgili herhangi bir ayrım
yapılmamıştır. Gündem ne olursa olsun delegenin beşte birinin imzasını
taşıyan istekle olağanüstü kongre yapılacaktır. Gündemin seçimi içermesi
halinde Yasanın öngördüğü beşte bir oranın daha yüksek bir rakama
çıkarılması parti içi demokrasi ilkelerine aykırılık oluşturacaktır.
Tüzüğün 50 nci maddesinin son fıkrasındaki
düzenleme, olağanüstü kongre şartlarına Yasada
öngörülmeyen biçimde yeni bir koşul getirmektedir. Halbuki,
seçimlerin yenilenebilmesi için kongrenin olağanüstü toplanması konusunda
hem 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasında hem de 4721 sayılı Türk Medeni Yasasında üst organın onayı öngörülmemiştir.
Bu düzenleme parti organlarını, üst kademelerin
mutlak yetkisine tabi tutması yönünden 2820 sayılı Siyasi Partiler
Yasasının 93 üncü maddesinde düzenlenen parti içi demokrasi ilkelerine
aykırıdır.
Diğer taraftan; Tüzüğün 70 inci maddesinin birinci
fıkrasında;
“Büyük kongre, Genel Başkanın veya Merkez Karar ve Yönetim Kurulunun yahut
büyük kongre delegelerinin en az beşte birinin
yazılı talebi üzerine olağanüstü toplantıya çağrılır” hükmüne yer verildiği halde, bu maddenin son fıkrasında,
“Genel Başkanlığın, Merkez Karar ve Yönetim Kurulunun veya Merkez Disiplin
Kurulunun herhangi bir sebeple boşalması hali dışında seçimin olağanüstü
toplantı sebebi olabilmesi için Genel Başkan’ın veya Büyük Kongre delege tam sayısının salt çoğunluğunun yazılı
talebi gerekir” hükmü
düzenlenmiştir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü
maddesinin altıncı fıkrası; büyük kongrenin olağanüstü toplanabilmesi için
genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun lüzum görmesi veya
büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemini yeterli
görmüştür. Bu madde hiçbir istisna tanımadan kural getirmektedir. Yasada
çağrı oranı olağanüstü kongrelerin gündemlerine göre ayrıma tabi
tutulmamıştır. Diğer bir ifade ile maddede gündem ayrımı yapılmaksızın
kongrenin görev alanındaki her sorun için parti içi azınlık hakkı
(olağanüstü toplantıya çağrı istemini) güvence altına alınmıştır. Tüzüğün
70 inci maddesinin son fıkrasında ise, bu konuda ayrım yapılmakta, genel
başkanlığın, merkez karar ve yönetim kurulunun veya merkez disiplin
kurulunun her hangi bir sebeple boşalması durumu dışında, seçimin
olağanüstü toplantı gündeminde yer alabilmesi için genel başkanın veya
büyük kongre delege tamsayısının salt çoğunluğunun yazılı istemi aranmakta,
böylelikle olağanüstü kongre çağrı nisabı, Tüzüğün 70 inci maddesinin
birinci fıkrasında açıklanan “büyük kongre delegelerinin en az beşte biri”
yerine, 70 inci maddenin son fıkrası ile “büyük kongre delege tamsayısının
salt çoğunluğu”na yani ölüm, istifa gibi durumlar olmadığında % 51 oranına
çıkarılmaktadır. Tüzükte geçen oranın, 2820 sayılı Siyasi Partiler
Yasasının 14 üncü maddesinin altıncı fıkrası ile 4721 sayılı Türk Medeni
Yasasının 75 inci maddesinde geçen beşte bir oranına indirilmesi gerekir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü
maddesinin altıncı fıkrasında getirilen kuralın, amir hüküm olduğu
noktasında duraksama yoktur. Bu hükmün konuluş amacı, genel başkan ve parti
merkez yönetiminin yanı sıra belirli bir sayıya ulaşmış delege grubuna da
partinin en yetkili organını toplama yetkisi ile donatmak, yani parti içi
demokrasiyi egemen kılmaktır. Yasanın 14 üncü maddesindeki kural bu yönüyle
hem partiyi hem de delege iradesini koruyucu niteliktedir. Korunan menfaatlerin
yapısı da kuralın buyurucu karakterini ortaya koymaktadır. Parti içi
azınlık hakkı çoğunluğun yol açabileceği Tüzük ihlallerine karşı kurumsal
bir sigortadır. Hiçbir azınlık hakkı, yarıdan fazla bir oran içeremez. Bu
durumda hak azınlığın değil, çoğunluğun hakkına dönüşür. Bir hakkın
kullanımını olanaksız kılan bir oran ile o hakkın ortadan kaldırılması
arasında her hangi bir fark yoktur.
Bu nedenlerle; Tüzüğün 50 nci maddesinin son ve 70
inci maddesinin son fıkralarının, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14
üncü maddesinin altıncı fıkrası, 93 üncü maddesi ile 4721 sayılı Türk
Medeni Kanununun 75 inci maddesi dikkate alınarak Yasayla uyumlu hale
getirilmesi gerekmektedir.
D) Tüzüğün 57 nci maddesinin dördüncü fıkrasında,
görevden alınma üzerine oluşturulan yönetim kurullarının, ilgili kademenin
seçimli olağanüstü kongresine karar verilmedikçe, kademenin olağan kongre
tarihine kadar göreve devam edecekleri hüküm altına alınmıştır.
Benzer konularda hüküm içeren 2820 sayılı Yasanın
19 uncu maddesinin beşinci fıkrası ve 20 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası
hükümleri, bu maddelere aykırı olarak geçici yönetim kurullarının ve bu
bağlamda ilgili kademenin geçici başkanının görevi, yasada öngörülen
süreler (ilçe için 30, il için 45 gün) aşılarak olağan kongre tarihine
kadar uzatılmakta, dolayısıyla özde geçicilik niteliği ortadan
kaldırılmaktadır.
İşten el çektirme ile istifa, ölüm, ihraç gibi
nedenlerle oluşan boşalma durumları hukuki yönden aynı sonucu doğuran
olaylardır. Açıklanan hallerde yapılan atama ile amaçlanan, bir boşluğun
oluşmasını engellemek ve sonuçta Yasada öngörülen otuz ve kırk beş günlük
süreler dolmadan kongre sürecine girilip, kongre iradesinin ortaya
konulmasıdır. Parti içi demokrasinin temel ilkelerinden biri de seçimlerin
yasal süresi içerisinde yapılarak kurulların yeniden oluşturulmasıdır.
Tüzükte öngörülen bu hükmün uygulamada atama olarak nitelendirilmesi
gerekmektedir. Bu durumda Yasada öngörülen otuz ve kırk beş günlük
sürelerin burada da uygulanması zorunludur. Geçici olarak yapılan
atamaların olağan kongre tarihine kadar geçerli olacağı yolundaki hüküm,
ayrıca üst organın iradesine yasaya aykırı olarak üstünlük tanınması
sonucunu doğurduğu gibi, istisnayı kural haline getirmek suretiyle parti
içi demokrasi ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle Tüzüğün 57
nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenleme 2820 sayılı Siyasi Partiler
Yasasının 19 uncu maddesinin beşinci, 20 nci maddesinin dokuzuncu ve 93
üncü maddesine aykırıdır.
E) Tüzüğün büyük kongre delegeleri başlığını taşıyan
62 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci bendinde, büyük kongrenin tabii
üyeleri arasında “kurucular kurulu
üyeleri” de sayılmıştır.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü
maddesinin iki, üç ve yedinci fıkralarında; büyük kongrenin seçilmiş üyeler
ile tabii üyelerden oluştuğu, büyük kongre tabii üyelerinin ise, parti
genel başkanı, merkez karar ve yönetim kurulu, merkez disiplin kurulu
üyeleri, partinin üyesi olan bakanlar ve milletvekilleri ile seçilmiş
delegelerin % 15’ini aşmamak kaydıyla ve parti üyelikleri devam ettiği
sürece parti kurucu üyelerinden meydana
geldiği hükme bağlanmıştır.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü
maddesinin 8 inci fıkrasına göre; büyük kongre ilk toplantısını yapıncaya
kadar, bu kongrenin yetkilerini kurucular kurulu
kullanmaktadır. Buradaki düzenlemeye göre,
“partinin genel başkanı ile yaş kaydı aranmaksızın kuruculuk şartlarını
haiz merkez karar ve yönetim kurulu ile merkez disiplin kurulu üyeleri ve
milletvekilleri, bu kurulun tabii üyeleridir”.
Kimlerin kurucu üye
oldukları hususu anılan Yasanın 8 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca
belirlenmekte olup, buna göre parti kuruluş
aşamasında kurucu olarak yer alanlar parti kurucu üyeleri sıfatına
sahiptirler. Bu üyelerin sayısı herhangi bir şekilde artırılamaz.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası, kurucular
kurulunun kurucu üyeleri ile bu kurulda yer alan tabii üyeleri eşit haklara
sahip kılmamaktadır. Çünkü kurucu üyeler, üyelik sıfatları devam
ettiği sürece seçilmiş üyelerin % 15’inden fazla olmamak kaydıyla ilk büyük
kongre dahil büyük kongrenin tabii üyesidirler. Kurucular
kurulunun tabii üyelerinin ise bu hakları bulunmamaktadır. Kurucular kurulu seçimler yoluyla değil, kişilerin taşıdığı sıfata
dayalı olarak oluşan bir kuruldur. İlk kongre yapılınca
görevi sona ermektedir.
2820 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin yedinci
fıkrasında seçilmiş delegelerin % 15’inden fazla olmamak üzere, “kurucu
üyelerin büyük kongre tabii üyesi olduğu belirtilmiş, % 15’lik bölümün
nasıl belirleneceğinin ise parti tüzüğü ile düzenlenmesi öngörülmüştür.
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanlığı 4.10.2005
tarihli cevabi yazılarında; “Tüzükte yer alan kurucular kurulunun, kurucu
üyelerden oluşan kurul anlamında olduğunu, birinci olağan büyük kongre ile
yeni kurulların oluşturulmasından sonra kurucular kurulu diye bir organın
varlığından artık söz edilemeyeceğini, Tüzüğün 62 nci
maddesinde büyük kongre seçilmiş delege sayısının TBMM üye tam sayısının
iki katı olan 1100 olacağının öngörüldüğünü, Partinin kurucu üyeleri
sayısının ise 73 olduğunu, bu sayının istifa ihraç ve ölüm gibi nedenlerle
azalabileceğini, ancak artmasının mümkün olamayacağını, bu nedenle kurucu
üye sayısının seçilmiş delege sayısının % 15’ini geçmediğini” bildirmiştir.
Tüzüğün 62 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci
bendindeki düzenleme mevcut hali ile kaldığı takdirde, kurucu üye sıfatını
taşımayan ancak kurucular kurulunda tabii üye sıfatıyla görev yapmış her
hangi bir kişi, Partinin daha sonra yapılacak olan büyük kongrelerine yasal
olanak bulunmamasına rağmen “kurucular kurulu üyesi” sıfatıyla “büyük
kongrenin doğal üyesi” olarak katılabilecektir.
Ayrıca, verilen yanıt mevcut durum itibariyle doğru
olsa bile, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü maddesinin üçüncü
fıkrasında büyük kongre seçilmiş delege miktarının TBMM üye tamsayısının
iki katından fazla olamayacağı, yani bu sayının bugün itibariyle en fazla
1100 olarak belirlenebileceği, büyük kongre seçilmiş delege miktarını
belirleyen Yasa ve Tüzük hükümlerinde zaman içerisinde yeniden yapılacak
düzenlemeler ile bu miktarın değişebileceği ve 487 sayısının altına
düşürülmesi halinde 73 kişiden ibaret parti kurucularının seçilmiş
delegelerin % 15’inden fazlayı oluşturacağından, bu delegelerin nasıl
belirleneceğinin gösterilmesi zorunluluğu doğacaktır.
Bu sebeple; maddedeki “kurucular kurulu üyeleri”
kavramının Yasanın 14 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında belirtildiği
gibi “kurucu üyeler” olarak düzeltilmesi ve Parti Tüzüğünün 62 nci
maddesinin birinci fıkrasının ikinci bendinde büyük kongre seçilmiş
delegelerinin azami miktarı gösterilip, toplam kaç kişiden oluşacağı kesin
ve net bir rakam halinde açıklanmadığından, kurucu üyelerin seçilmiş
üyelerin % 15’inden fazla olmaları halinde bu % 15’lik bölümün nasıl
belirleneceğinin Parti Tüzüğünde gösterilmesi gerekmektedir.
F) Tüzüğün 126 nci maddesinde; milletvekili
seçiminde aday tespit ve sıralama işleminin kısmen veya tamamen ön seçim
veya teşkilat yoklaması usullerinden biri ile yapılmasına karar verilmiş
olması hallerinde merkez adayı göstermeye genel başkan yetkili kılınmıştır.
Adalet
ve Kalkınma Partisi Tüzüğünün 124 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Genel, kısmi veya ara milletvekili
seçiminde, Tüzüğün 123 üncü maddesinin son bendinde yazılı olduğu şekilde
ön inceleme sonucu belirlenen aday adayları arasından parti adayları ve
adayların liste sıralamasının a) ön seçim, b)
teşkilat yoklaması, c) merkez yoklaması usullerinden birinin, birkaçının
veya tamamının, aynı seçimde seçim çevresi ölçeğine göre aynı anda ve bir
arada veya birinin ülke ölçeğinde tam olarak uygulanması suretiyle
yapılır”; 124 üncü maddenin ikinci fıkrasında ise, “Hangi
seçim çevresinde hangi usül veya usüllerle ve usülün hangi
ölçekte uygulanacağına Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca karar verilir.
Ancak milletvekili seçiminde, seçim çevrelerinin en az % 50’sinde ön seçim
veya teşkilat yoklaması usüllerinden birinin
uygulanması ile aday belirlenmesine özen gösterilir” hükmü yer almaktadır.
Tüzüğün 124 üncü maddesinin ikinci fıkrasının
birinci bendinde “ön seçim”,
aynı fıkranın ikinci bendinde
“teşkilat yoklaması”, üçüncü bendinde de “merkez yoklaması” usülleri
açıklanmaktadır.
Merkez yoklaması, Tüzüğün 123 üncü maddesine göre
aday adaylıkları kabul edilenlerin, seçim çevrelerine göre aday liste
sıralamalarının, doğrudan Merkez Karar ve Yönetim Kurulu tarafından
yapılması olarak tanımlanmaktadır.
2820 sayılı Yasanın 37 nci maddesinin ikinci
fıkrasında, siyasi partilerin ön seçim ya da aday yoklaması yaptıkları
seçim çevrelerinde toplam olarak TBMM üye tam sayısının % 5’ini aşmamak
üzere merkez adayı gösterebilmeleri mümkün kılınmış, merkez adayların ise
kim tarafından gösterileceği açıkça maddede düzenlenmemiştir.
Tüzüğün 77 nci maddesinde görev ve yetkileri
belirlenmiş, son fıkrada da “genel
başkan kanun, parti tüzüğü ve diğer mevzuatın kendisine vermiş olduğu tüm
görevleri yapar ve yetkileri kullanır” hükmü konulmuştur.
Genel başkan Tüzükteki bu düzenleme ile tek seçici durumuna getirilmiştir.
Merkez adaylarının belirlenmesi işlemi, sonuçta
partiyi bağlayan bir “karar” almakla mümkündür. Oysa genel başkan, bu
konuda partinin tek başına karar almaya yetkili organı değildir. Siyasi
partinin asıl karar organı büyük kongre olup, büyük kongrenin yetkisi
dışında kalan konularda karar alma yetkisi merkez karar ve yönetim kuruluna
aittir. Yine 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasında genel başkanın tek
başına yetkili olduğu konular ilgili maddelerde tek tek yazılmış olup,
bunlar arasında merkez adayı belirleme yetkisi yer almamaktadır.
Dolayısıyla merkez adayı belirleme yetkisi merkez karar ve yönetim kuruluna
aittir. Nitekim Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğünün 124 üncü maddesinin
ikinci fıkrasının üçüncü bendinde “merkez yoklaması” yöntemiyle aday ve
liste sıralaması belirleme yetkisi merkez karar ve yönetim kuruluna
verilmiştir.
Demokraside asıl olan müzakere ve oylama yapılıp
karar almaktır. Tüzüğün bu maddesi ile demokratik uygulama tamamen
dışlanmıştır. Parti Tüzüğündeki bu düzenleme pratikte seçilenler yönünden
de bir baskı oluşturacak sakıncaları taşımaktadır.
Bu nedenle; söz konusu düzenleme eşitlik ilkesine,
parti içi demokrasi kurallarını düzenleyen 2820 sayılı Siyasi Partiler
Yasasının 93 üncü maddesine aykırılık oluşturduğundan, Tüzükte, Yasanın bu
maddesine uygunluk sağlayıcı değişiklik yapılması gerekmektedir.
III) SONUÇ ve İSTEM:
Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğünün 39/son, 40,
50/son, 57/4, 62/1- 2, 70/son ve 126 ncı maddesinde yer alan ve yukarıda
belirttiğimiz düzenlemeler 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 8, 14 üncü
maddesinin 2, 5, 7, 8 inci fıkraları, 15, 16, 19/5, 20/9, 21/1-10, 37/2, 93
ile 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 75 ve 79 uncu maddelerine aykırılık
oluşturduğundan, Tüzükte yer alan bu hususların Yasanın ilgili maddelerinde
yer alan kurallara uygun hale getirilmesi için adı geçen partiye 2820
sayılı Siyasi Partiler Yasasının 104 üncü maddesi uyarınca ihtarda
bulunulması,
Kamu adına talep olunur.”
B- Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 1.2.2011 günlü, C.02.0.CBS.0.01.02.03/SP/61
sayılı yazısı şöyledir:
“ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
İLGİ: 13.01.2011 gün ve 2005/3 (Siyasi Parti-İhtar)
E.Sayılı kararınız ve 25.01.2011 gün, 463/678 sayılı yazınız.
Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğünün bazı
maddelerinin 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasına aykırı olduğu iddiasıyla
adı geçen parti hakkında 30.11.2005 tarihli ihtar istemli başvurumuzla
ilgili olarak yanıtlanması istenilen hususlar aşağıda açıklanmıştır:
1. a) Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğünün 70/son
maddesinin Siyasi Partiler Yasasına aykırı olduğuna ilişkin iddialarımız ve
buna dair gerekçelerimiz 30.11.2005 tarihli başvuru dilekçemizin (C)
maddesinde, konunun ve aykırılıkların benzerliği nedeniyle Tüzüğün 50.
maddesine yönelik eleştirilerimizle birlikte değerlendirilmiş, dilekçemizin
8., 9. ve 10. sahifelerinde 70/son maddesinin Siyasi Partiler Yasasına
aykırılığı gerekçeleriyle birlikte münhasıran değerlendirilmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğünün 70. maddesinin
son fıkrasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 75. ve 2820 sayılı Siyasi
Partiler Kanununun 14. maddesine aykırı olduğu kanaatimizi muhafaza ediyoruz.
Şöyle ki;
Adalet
Kalkınma Partisi Tüzüğünün 70 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Büyük kongre, Genel Başkanın veya Merkez Karar ve
Yönetim Kurulunun yahut büyük kongre delegelerinin en az beşte birinin
yazılı talebi üzerine olağanüstü toplantıya çağrılır”
hükmüne yer verilmiş olup bu hüküm 2820 sayılı Yasanın 14/6. maddesine
uygundur. Ancak Tüzüğün aynı maddesinin son fıkrası, “Genel Başkanlığın, Merkez Karar ve Yönetim
Kurulunun veya Merkez Disiplin Kurulunun herhangi bir sebeple boşalması
hali dışında seçimin olağanüstü toplantı sebebi olabilmesi için Genel
Başkan’ın veya Büyük Kongre delege tam sayısının salt çoğunluğunun yazılı
talebi gerekir” biçiminde düzenlenmiştir.
Olağanüstü
kongre konusu 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 29 ve 121 inci
maddeleri yollamasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 75 inci
maddesinde; “Genel kurul,
yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya dernek
üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca
olağanüstü toplantıya çağrılır” biçiminde düzenlenmiştir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü
maddesinin altıncı fıkrasındaki “olağanüstü
büyük kongre” ile 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 75 inci
maddesindeki “olağanüstü
kongrelerde” gündemle ilgili herhangi bir ayırım
yapılmamıştır. Gündem ne olursa olsun delegenin beşte birinin imzasını
taşıyan istekle olağanüstü kongre istenebilecektir. Gündemin seçimi
içermesi halinde Yasanın öngördüğü beşte bir oranın daha yüksek bir rakama
çıkarılması parti içi demokrasi ilkelerine aykırılık oluşturacaktır.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü
maddesinin altıncı fıkrası; büyük kongrenin olağanüstü toplanabilmesi için
genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun lüzum görmesi veya
büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemi yeterli
görmüştür. Bu madde hiçbir istisna tanımadan kural getirmektedir. Yasada
çağrı oranı olağanüstü kongrelerin gündemlerine göre ayırıma tabi
tutulmamıştır. Diğer bir ifade ile maddede gündem ayırımı yapılmaksızın
kongrenin görev alanındaki her sorun için parti içi azınlık hakkını
(olağanüstü toplantıya çağrı istemini) güvence altına almıştır. Oysa
Tüzüğün 70 inci maddesinin son fıkrasında ise, bu konuda ayrım yapılmakta,
genel başkanlığın, merkez karar ve yönetim kurulunun veya merkez disiplin
kurulunun her hangi bir sebeple boşalması durumu dışında, seçimin
olağanüstü toplantı gündeminde yer alabilmesi için genel başkanın veya
büyük kongre delege tamsayısının salt çoğunluğunun yazılı istemi
aranmaktadır. Bu şekildeki bir düzenleme ile olağanüstü kongre çağrı
nisabı, Tüzüğün 70 inci maddesinin birinci fıkrasında açıklanan “büyük kongre delegelerinin en az
beşte biri” yerine 70 inci maddenin son fıkrası ile “büyük kongre delege tamsayısının
salt çoğunluğu” na yani ölüm, istifa gibi durumlar
olmadığında % 51 oranına çıkarılmaktadır.
Tüzükte belirtilen oranın, 2820 sayılı Siyasi
Partiler Yasasının 14 üncü maddesinin altıncı fıkrası ile 4721 sayılı Türk
Medeni Yasasının 75 inci maddesinde geçen beşte bir oranına indirilmesi
gerekir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü
maddesinin altıncı fıkrasında getirilen kuralın, amir hüküm olduğu
noktasında duraksama yoktur. Bu hükmün konuluş amacı, genel başkan ve parti
merkez yönetiminin yanı sıra belirli bir sayıya ulaşmış delege grubuna da
partinin en yetkili organını toplama yetkisi ile donatmak, yani parti içi
demokrasiyi egemen kılmaktır. Yasanın 14 üncü maddesindeki kural bu yönüyle
hem partiyi hem de delege iradesini koruyucu niteliktedir. Korunan
menfaatlerin yapısı da kuralın buyurucu karakterini ortaya koymaktadır.
Parti içi azınlık hakkı çoğunluğun yol açabileceği tüzük ihlallerine karşı
kurumsal bir sigortadır. Hiçbir azınlık hakkı, yarıdan fazla bir oran
içeremez. Bu durumda hak azınlığın değil, çoğunluğun hakkına dönüşür. Bir
hakkın kullanımını olanaksız kılan bir oran ile o hakkın ortadan
kaldırılması arasında her hangi bir fark yoktur.
Bu nedenlerle; Tüzüğün 70 inci maddesinin son
fıkrasının, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 14 üncü maddesinin
altıncı fıkrası, 93 üncü maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 75
inci maddesi dikkate alınarak Yasayla uyumlu hale getirilmesi
gerekmektedir.
b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
tüzüğün bazı maddelerinin değiştirilmesi talebiyle Adalet ve Kalkınma
Partisine gönderilen 20.06.2005 tarih ve 109.SP.2005/222 sayılı yazımızda
70. maddenin değiştirilmesi yönünde bir talebimizin bulunmadığı, ancak bu
maddenin ihtar başvurusuna konu edinildiği belirtilmekte ise de; Tüzüğün
aynı konuyu içeren 50. maddesinin değiştirilmesinin talep edilmiş olması,
2820 sayılı Yasanın 9. maddesinin 4425 sayılı Yasanın 25. maddesi ile
kaldırılmış bulunması ve Anayasa Mahkemesinin 1996/1 (Siyasi Parti-İhtar)
E., 1997/7 K. 13.11.1997 tarihli kararı birlikte değerlendirildiğinde
Başsavcılığımızın ihtar isteminden önce ilgili siyasi partiyi uyarma
yükümlülüğünün bulunmadığı değerlendirilmiştir.
2. Davalı Adalet ve Kalkınma Partisinin 11.11.2006
tarihinde yapılan 2. Büyük Olağan Kongresinde tüzüğün 57. ve 62. maddeleri
değiştirilmiş, aykırılıklar giderilerek bu maddeler 2820 sayılı Yasa’ya
uygun hale getirilmiştir. 30.11.2005 tarihli başvurumuza konu edindiğimiz
Tüzüğün 57. ve 62. maddeleriyle ilgili değişiklikler Partinin yetkili
organı olan büyük kongresi tarafından yerine getirilmiş olduğundan 57. ve
62. maddelerle ilgili olarak konusu kalmadığından karar verilmesine yer
olmadığı görüşündeyiz.
3. Davalı Adalet ve Kalkınma Partisi 03.10.2009
tarihinde 3. Olağan Büyük Kongresini yapmış ve anılan kongrede Tüzüğün 3,
15, 21, 27, 29, 33, 35, 38, 46, 47, 48, 49, 58, 86, 90, 111, 116ve 134. maddeleri değiştirilmiştir.
Anılan kongrede yapılan değişikliklerin 30.11.2005
tarihli ihtar talebimize bir etkisi bulunmamaktadır.
İhtar istemli başvurumuza
konu edilen 39/son, 40, 50/son, 70/son ve 126. maddelerde bugüne kadar bir
değişiklik yapılmamıştır.
Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğünün bu
maddelerinin 2820 sayılı Yasaya aykırı olduğuna ilişkin 30.11.2005 tarihli
başvurumuzda yer alan iddia ve gerekçelerimizi sürdürmekteyiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğünün Türk Medeni
Kanunu ve Siyasi Partiler Kanununa aykırı olduğu değerlendirilen 39/son,
40, 50/son, 70/son ve 126. maddelerinin Yasaya uygun hale getirilmesi için
adı geçen partiye 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 104. maddesi
uyarınca ihtarda bulunulması,
Kamu adına talep olunur.”
III-
PARTİ’NİN SAVUNMASI
Aleyhine ihtar isteminde bulunulan Adalet ve
Kalkınma Partisi’nin 5.8.2011 günlü, GEN.SEK/81.12/2011-1194
sayılı savunması şöyledir:
“ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
İlgi:12.07.2011 gün ve 2005/3 (SP-İhtar)/382-3006
sayılı yazınız.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, Siyasi
Partiler Kanununun 104. maddesi uyarınca partimiz hakkında ihtar
verilmesine ilişkin başvurusu üzerine ilgi yazınızda savunması istenilen
hususlar, usul ve esas açısından ele alınarak aşağıda açıklanmıştır.
A- Usul Açısından:
14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AK PARTİ
kuruluşunu takiben yasal süresi içerisinde kurucular listesi ile Tüzük ve
Program örneklerini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmiştir. Bu
belgeleri ve dolayısıyla da Tüzüğümüzü inceleyen Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı inceleme sonucunu 13.11.2011 gün ve SP.109.MUH./2001/526
sayılı yazısıyla partimize tevdi etmiştir.
Anılan yazı ile tüzüğümüzün ilk şeklinde 73/2
fıkrada yer alan hüküm değiştirilmiş ve bu değişiklik sonrasında nihai
halini kazanan parti tüzüğümüz hükümleri doğrultusunda da siyasi
faaliyetlerimiz ve çalışmalarımız yürütülmüştür.
Ancak, süreç bu şekilde sağlıklı bir şekilde
yürürken, aradan 4 yıl geçtiği halde Anayasada ve ilgili yasalarda bir değişiklik
yapılmamasına rağmen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 2820 sayılı Kanunla
kendisine verilen inceleme yetkisinin kurumsal yapılanmadan ziyade değişen
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılarının şahıslarına münhasır olduğuna yönelik
bir anlayışla yeniden bir inceleme ve irdeleme sürecini başlatmış ve bu
inceleme şekillenen iddia ve değişiklik istemlerini de 20.06.2005 gün ve
109.SP.2005/222 sayılı yazılarıyla partimize bildirmişlerdir.
Böylece hukuk devletinin şahsa mahsus ilkelerin,
görüşlerin ve süreçlerin bir tezahürü değil bilakis sistemsel ve kurumsal
yapılanmanın teşekkülü olduğuna yönelik gerçek gözardı
edilerek başlayan bu yeni anlayış, bu zorlama yorum ile yetki sınırları
aşılarak hazırlanan bu yeni inceleme ile parti tüzüğümüzün sırasıyla; 18,
39/son, 40, 50/son, 57/4, 62/1-2, 126 ve 134/1 maddelerinin Siyasi Partiler
Kanuna ve Türk Medeni Kanununa aykırı olduğu iddia edilerek düzeltilmesi
istenmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu iddia ve
değiştirme istemli yazısına binaen cevabımızı 04.10.2005 gün ve
SHİ/81.01/2005-1100 sayılı yazımızla bildirdik.
Bu yazımız üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
değiştirilmesini istediği maddelerden 18 ve 134/1 ile ilgili iddialarından
vazgeçtiği halde partimize tevdi ettiği yazıda yer almayan dolayısıyla
bilgimiz ve savunma hakkımız dışına çıkartılan 70/son maddesinin de içinde
yer aldığı 30/son, 40, 50/son, 57/4, 62/1-2 ve 126 ncı
maddelerin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa ve 4721 sayılı Türk Medeni
Kanununa aykırılığı bahsi ile partimize ihtarda bulunması amacıyla yüce
mahkemenize 30.11.2005 ve SP.109.HZ.2005/4 sayılı başvurusunu yapmıştır.
Bu başvuru yapıldıktan sonraki süreçte partimiz,
değişen şartlar ve parti içi gerekler açısından her büyük kongrede
gündemine aldığı tüzük değişiklikleri hususunu 11.11.2006 tarihinde yapılan
ikinci olağan büyük kongresinde de gündeme almış ve bazı maddelerde
değişikliğe gitmiştir. Bu değişikliklerle ilgili yazımızda yasal süresi
içerisinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmiştir. Kaldı ki bu
kongreden sonra 3.10.2009 tarihinde yapılan 3. Olağan Büyük Kongremizde de
Tüzük değişiklikleri yapılmış ve süresi içerisinde bildirilmiştir.
11.11.2006 tarihinde yapılan ikinci olağan büyük
kongremizde 57 ve 62 inci maddelerde yaptığımız değişiklikleri süresi içerisinde
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmemize rağmen, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı bu değişiklikleri inceleyip süresinde ve zamanında Yüce
Mahkemenize bildirmesi ve bu maddeler ile ilgili ihtar sebeplerinin ortadan
kalktığını bir görev icabı yapması gerekirken; ancak Yüce Mahkemenizin
13.1.2011 günlü, E.2005/3 sayılı kararının gereğinin yerine getirilmesine
yönelik 25.1.2011 gün ve 2005/3 (SP-İhtar) 463/678 sayılı yazınız üzerine
görevlerinin farkına varmışlar ve yüce mahkemenize yönelik 01.02.2011 gün
ve C.02.0CBS.0.01.02.03/SP/61 sayılı cevabi yazılarının 2 nolu bendinde 57 ve 62 nci
maddelerin partimiz tarafından değiştirildiğini kabul ederek, bu maddelerle
ilgili karar verilmesine yer olmadığı görüşünü ortaya koyabilmişler ve
başlattıkları bu süreci nihai olarak toplam 5 maddeye indirgeyerek de ihtar
istemli başvuru sürecini yürütmektedirler.
Özetle anlattığımız bu süreç hukuk devleti
açısından yasaların kurumlara verdiği yetkilerin zamanında ve yerinde
kullanılmayarak ve bu yetkilerin şahsa münhasır olarak değerlendirilip bir
hukuki mantık ve usul anlayışla kullanıldığının en somut tezahürü olmuş ve
Yüce Mahkemenizin yoğun gündemi bu yorum ve dirençle meşgul edilmiştir.
Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yine bir
usul ve maddi hata olarak altına imza attığı şu hususla ilgili bilgi
notumuzun da resmi yazılara kaydedilmesi açısından dikkat alınması önem arzetmektedir:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yüce
mahkemenize gönderdiği 01.02.2011 gün ve SP/61 sayılı yazılarının “EKİ”
bölümünün 1 ve 2 numaralı satırlarında kullanılan “AKP’nin” ibaresinin
parti tüzüğümüze aykırı olduğunun altını çizmek isteriz.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ve İçişleri
Bakanlığına verdiğimiz kuruluş evrakları ve parti tüzüğümüz incelendiğinde
“Adalet ve Kalkınma Partisi”nin kısaltılmış adının “AK PARTİ” olduğu açıkça
anlaşılacaktır.
Ayrıca Yargıtay Başsavcılığınca tutulan parti sicil
kayıtları incelendiğinde Türk siyasi partileri arasında “AKP” kısaltmasını
kullanan bir partinin de olmadığı görülecektir.
Savcılığın gösterdiği bu özensiz tutumun ihtar
istemine konu hükümlere de yansıdığı aşağıda ki esas açısından savunmamız
da farkedilecektir.
Dolayısıyla partimiz tarafından Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının bu usul sürecine yönelik yaptığımız itiraz ve değerlendirmelerin,
Yüce Mahkemenizce dikkate alınmasının; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının
yasalardan kaynaklanan yetkisini yerinde ve zamanında kullanmasını teşvik
edici bir emsal niteliğinde olacağına kanaatimiz tamdır.
Usul açısından yapılan bu değerlendirmelerden sonra
14.08.2001 tarihinde kurulan partimizin Tüzük hükümlerinin tümünün Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığınca incelendiğini Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Partimize tevdi etmiş olduğu 13.11.2001 gün ve SP.109.Muh.2001/526 sayılı yazılarından anlaşıldığı ve bizim
de parti olarak bu yazıya istinaden değişikliklerimizi gerçekleştirdiğimiz
halde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaklaşık 4 yıl sonra yeniden bir
inceleme yapmasının hukuken mümkün olmadığını ve yasa ile Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığına verilen bu yetkinin aşıldığını dolayısıyla bir
yetki aşımı ile yürütülen bu sürecin ve ihtar isteminin usulen reddini arz
ve talep ederiz.
Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tüzük
değişiklikleri ile partimize tevdi etmiş oldukları 20.06.2005 gün ve
109.SP.2005/222 sayılı yazılarında Tüzüğümüzün 70/son fıkrası hükmü ile
ilgili bir talebi olmadığı ve dolayısıyla partimizin savunmasının da
alınmadığı bu maddeyi, mahkemenize yaptığı ihtar istemli başvurunun bir
konusu haline dönüştürmesi usulen mümkün değildir. Zira Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan bu
madde ile ilgili süreci önce partimiz açısından başlatması gerekmektedir.
Dolayısıyla yüce mahkemenizin bu ihtar başvurusunun bir konusu olan 70/son
fıkra hükmünü dikkate almayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iade
etmesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının da 70/son fıkra hükmü ile
ilgili olarak öncelikle partimizin görüş ve değerlendirmesini alması
gerekmektedir. Yasal bu süreci tamamladıktan sonra ancak mahkemenize bir
başvuru yapabilecektir. Bu itibarla usul açısından 70/son maddenin
mahkemenize başvuru dilekçesinde yer almasına itiraz ediyor, gereğini arz
ve talep ediyoruz.
B- Esas Açısından:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, ihtar
istemine konu edilen Tüzük hükümlerinin esasına yönelik partimiz savunması;
04.10.2005 gün ve SHİ.81.01.2005/1100 sayılı Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığına ilettiğimiz cevabi yazımız ve aşağıdaki değerlendirmeler
şeklindedir:
1- Tüzüğümüzün 39/son fıkrasıyla: “İlçe, il ve
Büyük Kongre delege seçimlerini belli hallerde iptal etme ve yeniden
yapılmasına karar verme” yetkisinin tanındığı Merkez Yürütme Kurulu, Siyasi
Partiler Kanununun Ek Madde 3 ile açıklık getirmek zorunda kaldığı gibi bir
merkez karar, yönetim ve icra organı niteliğindedir.
Yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sık sık vurguladığı Siyasi Partiler Kanununun 93 üncü
maddesine göre de: “... parti genel başkanlığınca
genel merkez organlarınca ve parti gruplarına alınan kararlar...” hükmüne
göre de bir karar organıdır ve Tüzüğümüzün 80/10 maddesine göre de: “... tüzükle verilmiş tüm yetkileri kullanmak ve görevleri
yapmak” gibi bir yetkiye sahip olarak da madde 39/son fıkra ile kendisine
verilen yetkiyi kullanmaktadır.
Keza 39/son fıkrayla Merkez Yürütme Kuruluna
verilen bu yetki, 2820 sayılı Kanunun 21. maddesiyle hakime
tanımı yetkiyi herhangi bir şekilde ortadan kaldırmadığı gibi Siyasi
Partiler Kanununun 7 nci maddesine göre Tüzüğümüzde
şekillendirdiğimiz Teşkilat Kademe organlarından; madde: 18/1 Belde
Teşkilat ile madde: 18/5 yan kuruluşlarımız olan Kadın ve Gençlik
Kollarımızın kongrelerinin delege seçimlerinde aykırılıkların saptanmış
olmasına münhasır olarak da bu yetkisini kullanmaktadır ki; Tüzük Madde 22
ve 85’e göre yapılan belde kongreleri ile yan kuruluşların kongre ve delege
seçimleri de hakim nezaretinde değil, parti yöneticileri nezaretinde
yapıldığı gerçeği de gözardı edilmemelidir.
Dolayısıyla teşkilatların bütünlüğü ve işlevselliği
açısından ortaya konulan bu madde hükmü, parti içi faaliyetleri denetleme
yetkisi ve parti içi rekabetin eşit şartlarda yürütülmesi açısından ortaya
konmuş bir maddedir.
Siyasi Partiler Kanununun tamamı incelendiğinde,
siyasi partilerin iş ve işlemlerinin hızlı ve etkili işlemesi ve hantal bir
yapıda çalışılmamasına bir çok maddede düzenlemelere
tabii olduğu görülecektir. Kanunları yapanlarında doğal olarak siyasal
sürecin aktörleri oldukları dikkate alındığında bu aktörlerin kendi iç
işleyişleri ile ilgili sınırlayıcı ve zorlaştırıcı bir tutum içinde
olmayacakları aksine merkez karar, yönetim ve icra organlarını bir bütün
olarak değerlendirip bunlar arasında ki ilişkileri Tüzüklerde düzenlemesine
imkan tanımakta ve yetki devri sürecini de aktif
kılarak acil ve hızlı kararlar alınması sürecini açık tutmaktadır.
Dolayısıyla Merkez Yürütme Kurulu’nun teşekkülü ve yetkilerinin tespitine
yönelik düzenlemelerde bu mantık ve anlayış çerçevesinde şekillenmektedir.
Hukuk, sınırlayıcı ve zorlaştırıcı anlamda
yorumlanmadığı takdir de siyasi partilerin kendi iç işleyişleri açısından
en etkili, etkin ve verimli değişiklikleri yapabilmesi bilakis her zaman
desteklenmelidir. Nitekim partimiz 03.10.2009 tarihinde yaptığı Tüzük
değişikliklerini yine yasalar ve ihtiyaçlar doğrultusunda
gerçekleştirmiştir.
Somut bir örnek vermek gerekirse; Tüzük madde 48/2
fıkrasının eski hükmüne göre “Hakimin kararı
seçimlerin iptali ve yenilenmesi yönünde ise seçimler için belirleyeceği
günde kongrede kesinleşmiş aday listelerine göre sadece seçim yapılır”
hükmünde ki “kongrede ki kesinleşmiş aday listelerine” ifadesi demokratik
bulunmayarak 3.10.2009 tarihinde 3. Olağan Büyük Kongremizde
değiştirilmiştir.
2- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Tüzüğün 40 ıncı maddesine yönelik talebinin, Siyasi Partiler Kanununun
121 inci maddesinin yollamasıyla Türk Medeni Kanunun 79/2 maddesine atıfta
bulunarak yapılan zorlama bir yorum olduğu kanaatindeyiz. Çünkü eğer bir
yollama yapılacaksa bu yollama Siyasi Partiler Kanununun 93 üncü
maddesindeki parti içi demokrasi vurgusuna yönelik yapılmalı ve en az onda
bir delege yerine en az beşte bir delege açılımının daha demokratik olduğu
dikkate alınmalıydı.
Keza kongrelerde görüşülmesi gereken konuların
gündeme alınması hükmüne uygun bir yollama maddesi aranacaksa bunu Siyasi
Partiler Kanununun 14 üncü maddesinin son fıkrasında ki hükme göre yapmalı
ve burada istisnai oranların sıralandığı bu oranlar dışında partilerin de
Tüzükte oranlar belirleme yetkisine en azından Siyasi Partiler Kanununun 93
üncü maddesine göre haiz olduklarının kabullenilmesi gerekmektedir.
Görüldüğü gibi mevcut düzenleme parti içi demokrasi
açısından çok sesliliğe ve açık fikirliliğe yer veren daha demokratik bir
düzenleme iken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının aksini iddia etmesi
açıkça bir çelişki içermektedir.
3- Tüzüğümüzün olağanüstü kongreleri konu alan 50 nci maddesinin son fıkrasındaki hükmünü Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı yine zorlama bir yorum ile ihtar isteminin konusu
yapmıştır.
Halbuki
50/son hükmüne Siyasi Partiler Kanununun 14 üncü maddesinin son fıkrasına
yollama yaparak bakabilseydi; Büyük Kongrede gündem değişikliklerinin
nitelikleri ve bunların teklif edilmesinin oranlarının sıralandığını
dolayısıyla seçim teklifi içeren gündem değişikliklerinin oranlarını ve
onay mekanizmaları hususlarında siyasi partilerin kanunla sınırlandığı bir
açık hükmün veya yollamanın olmadığı açıkça görülecektir.
Tüzük hükmü bir usul işlemini öngörürken; özellikle
bu usul işlemi parti içi çalışmalara dışarıdan müdahaleleri önleme, parti
içi huzur ve çalışma istikrarını teminen ortaya
konmuş bir düzenlemedir. Yasal düzenlemelerde açık hüküm bulunmayan
hallerde siyasi partilerin parti içi işleyiş açısından tüzüklerinde ve
diğer mevzuatlarında düzenlemeye gitmesinin olağan karşılanması ve hatta
partilerin kurumsallaşması açısından bilakis bu yaklaşımın teşvik edilmesi
daha doğru bir yorum olacaktır.
4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.06.2005
gün ve 109.SP.2005/222 sayılı yazısında partimize gönderdiği hükümler
içerisinde yer almadığı halde Yüce Mahkemenize başvurusunun bir konusu
olarak belirlediği Tüzüğümüzün 70/son maddesi hükmü ile ilgili olarak
yollama yaptığı Siyasi Partiler Kanununun 14 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasındaki konu hükmünün hiçbir istisna tanımadan
kural getirdiğine yönelik tespiti hukuki olmadığı gibi doğruda değildir.
Halbuki aynı maddenin son
fıkrasındaki “... yirmide bir...” veya “... üçte bir ...” oranları birer istisnadır.
Dolayısıyla madde 14/son fıkra hükmündeki istisnai
oranlar, partilere de kanunda açıklık bulunmayan bu konuda tüzüklerinde
düzenlemeler yapabilme yolu açmaktadır. Siyasi partilerin
iç işleyişleri ve istikrarlı bir çalışma süreci için seçimli olağanüstü
kongreler hususunda oranlar açısından bir düzenlemeye gitmesi kanuna aykırı
olmadığı gibi parti içi istikrarı ve huzuru ile ülke siyasetinin istikrarı
açısından Siyasi Partiler Kanununun temel esas aldığı olağan süreçleri
koruyabilme ve olağan süreçlerle parti kongrelerini yapabilmek adına
Tüzük’te olağanüstü talepler için bir barem koyma yetki ve salahiyetine
haiz oldukları kabul edilmeli ve doğal karşılanmalıdır.
Zira siyasi partilerin ilgili kanunların açık
hükümleri dışında, faaliyet ve çalışma alanını kurumsallaştırma yönünde
getireceği her düzenleme ve partinin yaşamsal sürecini uzatma ve
koruyabilme adına her tedbiri parti mevzuat ve kararlarında alabilmelidir.
Ayrıca 70/son fıkradaki “... delege
tam sayısının salt çoğunluğunun ...” ibaresindeki salt çoğunluğu Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının %51 oranı olarak göstermesi doğru bir sayısal
tespit de değildir. Salt çoğunluğun 50+1 olarak değerlendirmesinin maddi
bir hatanın düzeltilmesi açısından yerinde olacağı kanaatindeyiz.
5- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tüzüğümüzün
126 ncı maddesi hükmü ile milletvekili
seçimlerinde merkez aday gösterme yetkisinin parti genel başkanına tanınmış
olduğunu tanınan bu yetkinin aday belirleme konusunda partiyi bağlayan bir
karar niteliği taşıdığını halbuki 2820 sayılı
Kanunda parti genel başkanının parti karar organları arasında sayılmadığını
partinin asıl karar organının büyük kongre ve 2820 sayılı Kanunun 14/5
maddesinde sayılmayan konularda ise merkez karar ve yönetim kurulunun
olduğunu, dolayısıyla merkez aday belirleme yetkisinin genel başkana
tanınmasının 2820 sayılı kanunun 15 ve 16 ncı
maddeleri ile parti içi demokrasi ilkesini düzenleyen 93 üncü maddesine
aykırı olduğunu bahisle yaptığı bu zorlama yorumu ile aslında sık sık vurguladığı 93 üncü madde ile ters düşmekte ve
bilakis bu yorumun hukuki dayanağının olmadığını anılan maddenin ortaya
koyduğunu gözden kaçırmış durumdadır. Zira Siyasi
Partiler Kanununun 93 üncü maddesi “Siyasi partilerin parti içi
çalışmaları, parti yönetimi, denetimi; parti organları için yapılacak
seçimler ile parti genel başkanlığınca, genel merkez organlarınca alınan
kararları veya yapılan eylem ve işlemleri, parti tüzüğüne parti üyeleri
arasındaki eşitlik ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.” hükmü,
parti genel başkanının da bir karar organı olduğunun altını çizmektedir.
Siyasi Partiler Kanununun 15 inci maddesinin 3 üncü
fıkrasında belirtilen “...partiyi temsil etme yetkisi genel başkana
aittir.” hükmü ile 4 üncü fıkrasında belirtilen “parti genel başkanı,
merkez karar ve yönetim kurulunun tabi başkanıdır...” hükümleri genel
başkanın karar alma sürecinin içinde olduğunun bir somut tezahürüdür.
Ya da Siyasi Partiler Kanununun 14/6 fıkrasında
belirtildiği gibi “...olağanüstü
toplantılar genel başkanın ... lüzum
göstermesi...” yine aynı maddenin son fıkrasında belirtildiği gibi “parti
tüzük ve programında değişiklik yapılmasına ilişkin olan veya parti
politikasını ilgilendiren konularda karar alınmasına dair teklifleri karara
bağlamak için bunların genel başkan ... tarafından ileri sürülmüş olması ...” hükümleriyle
yetkilendirilen ve sorumluluk yüklenilen parti genel başkanlarının bu iş ve
işlemleri karar alma süreç ve işleminin birer somut tezahürüdür.
Yine Siyasi Partiler Kanununun denetim başlıklı 75
inci maddesi ile Yüce Mahkemenize
tanınan yetkiye istinaden, Yüce Mahkemenizin anılan maddenin 3 üncü
fıkrasında belirtildiği gibi siyasi parti genel başkanından mütalaa
isteyebilmesi ve ilgili parti genel başkanının da bu mütalaayı ve içeriğini
belirlediği iş ve işlemler bir karar alma işlemidir.
O halde Kanunun bu açık hükümlerine rağmen parti
genel başkanı bir karar organı değildir yorumu ve bu yoruma dayanarak
Siyasi Partiler Kanununun 37 nci maddesinin 2 nci fıkrasında TBMM üye tam sayısının %5’ini aşmamak
üzere merkez aday gösterebilmelerinin mümkün kılınması ancak bu adayların
kim tarafından gösterileceğinin açıkça düzenlenmemesi nedeniyle tüzüğümüzün
126 ncı maddesi ile genel başkana tanınan
yetkinin kanuna aykırı olduğu yorumunun da hukuki dayanağı ve alt yapısı
olmayan zorlama bir yorum olmaktan öteye geçemeyeceği açıktır.
SONUÇ:
Parti tüzüğümüzün 39/son, 40, 50/son, 70/son ve 126
ncı maddelerinde yer alan mevcut düzenlemelerin
gerek 4.10.2005 gün ve SHİ/81.01/2005-1100 sayılı Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığına gönderdiğimiz görüş ve değerlendirmeler, gerekse de ilgi
yazınıza binaen hazırladığımız bu savunmamız doğrultusunda değerlendirmeye
tabi tutulmasını ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hukuki dayanaklardan
yoksun zorlama yorum ve yollamalarla inşa ettiği ihtar istemi talebinin
tümden reddini Yüce Mahkemenizden arz ve talep ederiz.”
IV-
İNCELEME
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ihtar
başvurusu ile ekleri, Parti savunması,Anayasa Mahkemesi Raportörü Mustafa BAYSAL tarafından hazırlanan
işin esasına ilişkin rapor, ilgili yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri ile Parti Tüzüğü okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Tüzüğün
39. Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi
Tüzüğün 39. maddesinin
son fıkrasında, Merkez Yürütme Kurulu’na, delege seçimlerinde kanun ve tüzük hükümlerine
aykırılık saptanmış olmasına münhasır olmak üzere ilçe, il ve büyük kongre
delege seçimlerini, ilçe ve il ölçeğine göre kısmen veya tamamen iptal edip
yeniden yapılmasına, üye tam sayısının en az 2/3 çoğunluğunun oyu ile karar
verme yetkisi tanınmaktadır.
İhtar isteminin
gerekçesinde, 2820 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci ve onbirinci
fıkralarına göre, il ve büyük kongre delege seçimlerinin yargı gözetimi
altında yapıldığı ve yasaya aykırılık durumunda seçim hâkimine bu seçimleri
iptal yetkisinin tanındığı; sadece seçim hâkiminin görevinde olan bir
konuda Merkez Yürütme Kuruluna yetki verilmesinin 2820 sayılı Kanun’un
parti içi demokrasiyi öngören 93. maddesine aykırı olduğu, ayrıca Merkez
Yürütme Kurulu’nun yasal görevleri arasında bu yönde bir karar alma
yetkisinin de bulunmadığı ifade edilerek Tüzüğün Yasa’ya uygun hale
getirilmesi gerektiği iddia edilmiştir.
Parti,
savunmasında, Tüzüğün 39. maddesinde yetkili kılınan Merkez Yürütme
Kurulu’nun, 2820 sayılı Kanun’un Ek 3 ile 93. maddelerindeki açıklık
uyarınca,bir merkez karar, yönetim
ve icra organı olduğunu; 2820 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle hâkime
tanınmış olan yetkinin bu düzenlemeyle hiç bir şekilde ortadan
kaldırılmadığını; bu hükmün, hâkim gözetiminde yapılmayan belde kongreleri
ile parti yan kuruluşlarının kongre ve delege seçimlerini de kapsayacak
biçimde teşkilatların bütünlüğünü ve işlevselliğini sağlayan bir madde
olduğunu ifade etmiştir.
Tüzüğün “Olağan Kongre Zamanı ve Seçilecek
Delegeler” başlıklı 39. maddesinde, ilçe ve il kongrelerinin olağan kongre
takvimine, asıl ve yedek delegelerin seçimine ilişkin usul ve esaslar
belirtildikten sonra, son fıkrada“Merkez Yürütme Kurulu, delege
seçimlerinde kanun ve tüzük hükümlerine aykırılık olmasının saptanmış
olmasına münhasır olmak üzere ilçe, il ve büyük kongre delege seçimlerini,
ilçe ve il ölçeğine göre kısmen veya tamamen iptal edip yeniden
yapılmasına, üye tam sayısının en az 2/3 çoğunluğunun oyu ile karar
verebilir” denilmektedir.
2820 sayılı Kanun’un seçimlerin yapılmasına ilişkin
21. maddesinde, siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe
organları seçimleri ile il kongresi ve büyük kongre delegelerinin seçimlerinin
yargı gözetimi altında gizli oy ve açık tasnif esasına göre yapılacağı
hükme bağlandıktan sonra maddenin devamında bunun şekli ayrıntılı olarak
düzenlenmiştir. Böylece maddede, siyasi partilerin genel
merkez, il ve ilçe organları seçimleri ile il kongresi ve büyük kongre
delegelerinin seçimleri düzenlenmiş olup,seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna
aykırı uygulama olması halinde hâkime, söz konusu seçimin iptaline ve bu
takdirde belli sürelerde o seçimin yenilenmesine karar verme yetkisi
tanınmıştır.
Tüzük hükmüyle Merkez
Yürütme Kuruluna, yargı gözetimi altında gizli oy ve açık tasnif
esasına göre yapılıp kesinleşen bir delege seçiminden sonra “kanun ve tüzük hükümlerine aykırılık
saptanması” haliyle sınırlı olmak üzere ve kurulun üye tam sayısının en
az 2/3 çoğunluğunun oyu ile, yapılmış olan seçimin
ilçe ve il ölçeğine göre kısmen veya tamamen iptal edip yeniden yapılmasına
karar verebilme yetkisi tanınmaktadır. Kuralda 2820 sayılı Kanunun 21.
maddesinde düzenlenen “seçimlerin yargı gözetimi altında yapılması” esasına
aykırı bir durum bulunmamakta, seçimlerin yapılması ile ilgili olarak hakime tanınan yetkilere herhangi bir sınırlama
getirilmemektedir. Düzenleme ile, seçim sürecinde
gerçekleştirilmekle birlikte, öngörülen sürelerde saptanamadığı veya ileri
sürülemediği için giderilemeyen kanuna ve tüzüğe aykırılıkların
giderilmesine olanak sağlama ve parti içi denetimi etkinleştirme amacının
gözetildiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki,bu yetkinin kullanılmasına bağlı olarak yenilenecek seçimlerin de
yine yargı gözetimi altında yapılması gerekmektedir.
Siyasî partilerin örgüt içi düzenlerinin demokrasi
esaslarına uygun olması, hukuki düzenlemelerle sınırlarının çizilerek,
partilerdeki oligarşik eğilimlerin ve baskıların
ortadan kaldırılması, demokratik örgüt yapısının kurularak lider, teşkilat,
organlar ve adayların demokratik yöntemlerle belirlenmesi ve karar
mekanizmasının tabandan tepeye oluşturulması parti içi demokrasi ilkesinin
gereklerindendir.
2820 sayılı Kanun’un 16. maddesinde, siyasi partilerin merkez karar, yönetim ve icra
organlarının parti tüzüğünde belirtilen isim, şekil ve sayıda kurulacağı
belirtilerek, Büyük Kongrece seçilecek merkez organlarının her birinin üye
sayısıyla ilgili amir düzenleme dışında, bunların isim, şekil ve sayısı
konusu parti tüzüğüne bırakılmıştır. Merkez Yürütme
Kurulu’nun oluşumunu düzenleyen Tüzük hükümlerine
bakıldığında, kurulu oluşturan genel başkan, genel başkan yardımcıları ve
genel sekreterin büyük kongre tarafından seçildikleri, Genel Başkan
tarafından seçilen diğer üyelerin de halihazırda
Büyük Kongre tarafından seçilmiş olan Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesi
oldukları (Tüzük m. 73/1) anlaşılmaktadır.
2820 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ikinci
fıkrasında merkez karar, yönetim ve icra organlarının iki büyük kongre
arasında, parti tüzük ve programına ve büyük kongre kararlarına uymak
şartıyla, partiyi ilgilendiren hususlarda karar almak ve alınan kararları
uygulamak yetkisine sahip bulundukları, üçüncü fıkrasında merkez
karar organının zorunlu sebepler dışında büyük kongrenin
toplanamadığı hallerde, partinin hukuki varlığına son verilmesi ve tüzük ve
programının değiştirilmesi dışındaki bütün kararları alabileceği
belirtilmiş, son fıkrasında da görev ve yetkilerinin parti tüzüğünde
gösterileceği ifade edilmiştir.
Belirlenen hükümler çerçevesinde, parti
tüzüklerinin siyasi partilerin iç işleyişi bakımından önemi ve bu konuda
partilere tanınan geniş takdir yetkisi dikkate alındığında, anılan tüzük
hükmünün parti içi demokrasi ilkesine, dolayısıyla Kanunun 93. maddesine
aykırı bir yönü de görülmemiştir. İstemin reddi gerekir.
Bu görüşe Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ile Fettah OTO katılmamışlardır.
2-
Tüzüğün 40. Maddesinin İncelenmesi
Tüzüğün il ve ilçe kongrelerine ilişkin ortak
hükümler içeren 40. maddesinde, kongre gündemine ek gündem maddelerinin
eklenebilmesi, hazır bulunan delegelerin en az %5’inin önerge vermesi
şartına bağlanmıştır.
İhtar gerekçesinde, 2820 sayılı Kanun’un 121.
maddesi yollamasıyla uygulanması gerektiği iddia edilen 4721 sayılıTürk Medeni Kanunu’nun 79. maddesinin
ikinci fıkrasında gündeme ilave yapılabilmesi için hazır bulunan
delegelerin %10’nun (onda birinin) önerge vermesinin yeterli görüldüğü, bu
nedenle Tüzük hükmünün yasadaki hakkı kısıtladığı ileri sürülmüştür.
Parti ise, 4721 sayılı Türk
Medeni Kanunu’nun dernek genel kurulunun toplantı usulüne ilişkin 79.
maddesinde öngörülen usulde, genel
kurul toplantı gündemine madde ilavesi için hazır bulunan üyelerin onda
birinin önerge vermesi şartınin arandığını, Parti Tüzüğünde ise bu oranın
hazır bulunanların %5’i olarak belirlendiğini; ‘onda bir oranı’nın‘yirmide bir oranı’na göre daha yüksek
olduğundan Tüzük hükmünün iddia edildiği gibi Kanun’da öngörülen hakkı
zorlaştırmayıp bilakis kolaylaştırdığını savunmuştur.
Parti Tüzüğünün “Kongre Gündemlerini Belirleme
Yetkisi” başlıklı 40. maddesinde, “Kongre
gündemleri, ilgili kademe yönetim kurulunca belirlenir. Ancak en geç kongre
divanı oluşturulup gündem okunduktan hemen sonrasına kadar divan
başkanlığına verilmiş ve kongrede hazır bulunan delegenin en az %5’ i
tarafından yapılan ilave gündem teklifleri müzakereye açılır ve yapılacak
oylama sonucuna göre karara bağlanır. Üst kademelerce belirtilen konuların,
alt kademe kongre gündemine alınması zorunludur.” denilmekte, bu hükmün
aykırı olduğu ileri sürülen 4721 sayılı
Medeni Kanun’un 79. maddesinin ikinci fıkrasında ise, “Genel
kurul toplantısının açılışından sonra, toplantıyı yönetmek üzere, bir
başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilir. Genel kurul
toplantısında yalnız gündemde yer alan maddeler görüşülür. Ancak,
toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi
yazılı olarak istenen konuların gündeme alınması zorunludur” hükmü yer almaktadır.
Azınlığın taleplerini dile getirebilmesine imkân
tanıyan bu tür düzenlemelerde gündeme konu ekletebilmek için aranan oranın
küçültülmesi, parti veya dernek genel kurullarında farklı görüşlerin
görüşülüp tartışılmasını kolaylaştıran bir unsurdur. 4721 sayılı Kanun bu
konudaki oranı %10 olarak belirlerken Parti Tüzüğü %5 olarak öngörmüştür.
Buna göre Parti Tüzüğü azınlıkta kalan görüşler açısından genel kurul
gündemine madde eklenmesini daha da kolaylaştırmıştır. Bu durum siyasi
çoğulculuğu sağlayan parti içi demokrasi ilkesiyle daha uyumludur. Bu
nedenle Kanuna aykırılık bulunmamaktadır. İhtar isteminin reddi gerekir.
Bu görüşe Fulya KANTARCIOĞLU katılmamıştır.
3- Tüzüğün 50.
Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi
Tüzüğün il ve ilçe
kongrelerinin olağanüstü toplanmasını düzenleyen 50.maddesinin son
fıkrasına göre, kademe başkan ve yönetim kurulu ile üst kademe delege
seçimlerinin olağanüstü kongre ile yenilenebilmesi talebinin beldelerle
ilgili olması durumunda il yönetim kurulunun, ilçe ve il yönetim kurulları
ile ilgili olması halinde ise Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun onayı
aranacaktır.
İhtar isteminin
gerekçesinde, bu düzenlemeyle olağanüstü kongre konusunda yasada olmayan
bir kısıtlamanın getirildiği ve bunun parti içi demokrasi ilkesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Parti, savunmasında,
söz konusu hükme Siyasi Partiler Kanunu’nun 14. maddesinin son fıkrasına
yollama yapılarak bakılması gerektiğini, seçim teklifi içeren gündem
değişikliklerinin oranları ile onay mekanizmaları konusunda siyasi
partileri sınırlayan açık bir kanun hükmünün bulunmadığını, yasal
düzenlemede açık hüküm bulunmayan hallerde siyasi partilerin parti içi
işleyişleri açısından tüzüklerinde ve diğer mevzuatlarında düzenleme
yapmasının olağan, hatta teşvik edilmesi gereken bir husus olduğunu
belirtmiştir.
Yasaya uygun hale getirilmesi istenen hükmü de
içerecek şekilde Tüzüğün 50. maddesinde;
“(Değişik: 12.01.2002-
Madde 7) İlçe ve il kongrelerinin olağanüstü toplanması, Merkez Karar ve
Yönetim Kurulu kararıyla veya kademe delege tam sayısının 1/5’ inin parti
içi demokrasi hakem kurulunda veya noterlikte tevsik edilmiş yazılı isteği
ile yapılır. Şartların oluşması halinde, kademe yönetim kurulunun gerekli
hazırlıkları yaparak talebin tebliğinden itibaren 45 gün içinde olağanüstü
kongreyi toplaması zorunludur. (Değişik 03.10.2003 Madde:3-a) Olağanüstü
toplantının gündemi, toplantıyı talep edenlerce belirlenir. Gündemin neden
ibaret olduğu karar veya talep yazısında belirtilir. Olağanüstü toplantı
gündemine başka gündem maddesi eklenemez. (Değişik 03.10.2003 Madde:3-b) Ancak kademe başkan ve yönetim kurulu ile üst
kademe delege seçimlerinin olağanüstü kongre ile
yenilenebilmesi talebinin beldelerle ilgili olması halinde il yönetim
kurulunun, ilçe ve il yönetim kurulları ile ilgili olması halinde ise
Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun onayı gereklidir.”
denilmektedir.
Görüldüğü üzere, kademe başkan ve yönetim kurulu
ile üst kademe delege seçimlerinin olağanüstü kongre ile yenilenmesi ya da
Genel Başkanlığın, Merkez Karar ve Yönetim Kurulunun veya Merkez Disiplin
Kurulunun herhangi bir sebeple boşalması hali dışındaki seçimlerin
olağanüstü kongre sebebi teşkil edebilmesi için aranan mevcut şartlara bir
de onay şartı eklenmektedir. Bu
onay, duruma göre il yönetim kurulu veya Merkez Karar ve Yönetim Kurulu
tarafından verilecektir.
2820 sayılı Kanun’un 14. maddesine göre büyük
kongre için olağanüstü toplantı, genel başkanın veya merkez karar ve
yönetim kurulunun lüzum görmesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte
birinin yazılı istemi üzerine yapılır.
Türk Medeni Kanunu’nun
derneklerde olağanüstü genel kurul toplantısını düzenleyen 75. maddesinde “Genel
kurul, yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya dernek
üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca
olağanüstü toplantıya çağrılır...”hükmüne yer verilmiştir.
2820 sayılı Kanun’un il ve ilçe teşkilatlarını
düzenleyen 19. ve 20. maddelerinde kongrelerin ne şekilde toplantıya
çağrılacağı açık bir biçimde yazılmadığı gibi; 19. maddesinin son
fıkrasıyla 20. maddesinin onbirinci fıkrasında,
bu teşkilatlarda öngörülen “kurulların;
görev ve yetkileriyle yedek üyelerinin sayısı, nasıl seçileceği ve ne
suretle göreve çağrılacağı parti tüzüğünde açıklanır” hükmüne yer
verilmiştir. İl ve ilçe
kongrelerinin bu maddelerde düzenlenen kurullar içerisinde yer aldıkları
açıktır.
Tüzüğün 50. maddesinin birinci ve ikinci
fıkralarında ilçe ve il kongrelerinin olağanüstü toplantısının Merkez Karar
ve Yönetim Kurulu kararıyla ya da kademe delege tam sayısının beşte birinin
isteği ile yapılacağı, şartların oluşması halinde kademe yönetim kurulunun
gerekli hazırlıkları yaparak 45 gün içinde olağanüstü kongreyi toplamak
zorunda olduğu, kongre gündeminin toplantıyı talep edenlerce belirleneceği
öngörülmüş; kanuna uygun hale getirilmesi istenen son fıkrasında ise kademe
başkan ve yönetim kurulu ile üst kademe delege seçimlerinin olağanüstü kongre
ile yenilenmesinde parti üst kademe yönetim kurullarının onayı aranmıştır.
Anılan üst kademe kurullarına tanınan bu onay
yetkisi, siyasi partilere özgü yapılanma doğrultusunda 2820 sayılı Kanun’un
il ve ilçe kongreleri konusunda parti tüzüğüne bırakılan yetki kapsamındadır.
İhtar isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ve Fettah
OTO bu görüşe katılmamışlardır.
4-Tüzüğün
57. ve 62/1-2. Maddelerinin İncelenmesi
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Parti Tüzüğü’nün
57. ve 62. maddelerinin kanuna uygun hale getirilmesi için de Adalet ve
Kalkınma Partisi’ne ihtar kararı verilmesini talep etmiş ise de, daha
sonraki görüş yazısında bu maddelerin 11.11.2006 tarihinde yapılan 2. büyük
olağan kongrede değiştirilerek ihtar isteminde belirtilen aykırılıkların
giderildiğini, bu nedenle bu maddelere ilişkin istemin konusuz kaldığını
belirtmiştir.
İhtar
isteminden sonra Kanun’a aykırılığın giderildiği belirtilerek ihtar
talebinden vazgeçildiğinden, Tüzüğün 57. ve 62 maddelerine ilişkin ihtar
istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
5- Tüzüğün 70. Maddesinin Son Fıkrasının
İncelenmesi
Parti
Tüzüğü’nün düzeltilmesi istenen fıkrasını da içeren 70. maddesinde;
“Büyük kongre, Genel Başkan’ın veya
Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun yahut büyük kongre delegelerinin en az
beşte birinin yazılı talebi üzerine olağanüstü toplantıya çağırılır. Olağan
üstü toplantı gündemi çağrıyı yapan tarafından belirlenir ve gündem dışında
başka konu görüşülemez. Delegeler tarafından yapılacak olağanüstü toplantı
talepleri ile gündem ve delege imzalarının noter onaylı olması zorunludur.
Bu taleplerin aynı konuyu içerir olması yeterli olup ayrı zamanlarda ve
parçalı olmaları talebin geçerli olmasına engel olarak yorumlanamaz. Ancak,
işlem görmüş ve yeterli sayıya ulaşamamış talepler, sonraki başka bir
toplantı isteminde imza eksikliğini gidermek için kullanılamaz. Şartların
oluşması halinde Merkez Karar ve Yönetim Kurulu, olağanüstü kongreyi bir
hafta içinde ilan ederek çağrı tarihinden itibaren en geç 45 gün içinde
yapmak zorundadır. (Değişik 03.10.2003 Madde:5) Genel Başkanlığın, Merkez Karar ve
Yönetim Kurulunun veya Merkez Disiplin Kurulunun herhangi bir sebeple
boşalması hali dışında seçimin olağan üstü toplantı sebebi olabilmesi
için Genel Başkan’ın veya Büyük Kongre delege
tamsayısının salt çoğunluğunun yazılı talebi gerekir.” denilmektedir.
İhtar
isteminin gerekçesinde, 2820 sayılı Siyasî Partiler
Kanunu’nun 14. maddesinin altıncı fıkrasında, büyük kongrenin olağanüstü
toplanabilmesi için genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun
lüzum görmesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı
isteminin yeterli görüldüğü ifade edilerek, Yasada çağrı oranının
olağanüstü kongrelerin gündemlerine göre ayrıma tabi tutulmadığı; Tüzüğün
70. maddesinin son fıkrasında ise bu konuda ayrım yapılarak genel
başkanlığın, merkez karar ve yönetim kurulunun veya merkez disiplin
kurulunun her hangi bir sebeple boşalması durumu dışında, seçimin
olağanüstü toplantı gündeminde yer alabilmesi için genel başkanın veya
büyük kongre delege tamsayısının salt çoğunluğunun yazılı isteminin
arandığı; böylelikle olağanüstü kongre çağrı nisabı, Tüzüğün 70. maddesinin
birinci fıkrasında açıklanan “büyük kongre delegelerinin en az beşte biri”
yerine 70. maddenin son fıkrası ile “büyük kongre delege tamsayısının salt
çoğunluğu”na dönüştürüldüğü, dolayısıyla ölüm, istifa gibi durumlar
olmadığında % 51 oranına çıkarıldığı bu nedenle Tüzükte geçen oranın, 2820
sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 14. maddesinin altıncı fıkrası ile 4721
sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 75. maddesinde geçen beşte bir oranına
indirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Parti,
savunmasında, 2820 sayılı Kanun’un 14. maddesinin altıncı fıkrasının hiç
bir istisnaya yer vermeksizin kural getirdiği tespitinin doğru olmadığını,
bu maddenin son fıkrasında bazı istisnalara yer verildiğini,kanunda açıklık bulunmayan hallerde
siyasi partilerin tüzüklerinde düzenleme yapabilme yetkisine sahip
olduklarını; parti içi istikrarı ve huzuru ile olağan süreçlerde parti
kongrelerini gerçekleştirebilme adına siyasi partilerin Tüzüklerine
olağanüstü talepler için bir barem koyma yetkisine sahip olduklarını ileri
sürmüştür.
Demokrasinin
olmazsa olmaz kurumları olarak nitelenen, özgürlük, siyasal katılım ve
çoğulculuğun araçları durumunda bulunan siyasi partilerin, devlet
yönetimindeki etkinlikleri ve milli iradenin temsilindeki rolleri
nedeniyle, anayasakoyucu, partileri öteki tüzel
kişilerden farklı değerlendirerek, kurulmalarından başlayıp çalışmalarında
uyacakları esasları ve kapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları özel
olarak belirlemiştir. Temel hak ve özgürlüklerin ve özellikle örgütlenme
özgürlüğünün kullanılmasındaki kurumsal önem ve işlevleri çerçevesinde
uluslararası sözleşmelerde de siyasi partiler hakkında düzenlemelere yer
verilmiştir.
Siyasal
partilerin, uyacakları esasların Anayasa’da yer alması, çalışmalarının
anayasa ve yasalara uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan
bir dernek sayılmadıklarını, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğesi
olduklarını doğrulamaktadır.
Bu nedenle
siyasi partilerle ilgili mevzuatın konulmasında ve yorumlanmasında bu iki
unsurun birlikte ele alınarak, tüzel kişilik olarak siyasi partinin bizzat
kendisiyle üyelerinin hakları ve onların siyasi alandaki hayati işlevleri
birlikte ele alınmalıdır. Buna göre, şeffaflık, ayrımcılık yasağı ve
eşitlik, parti içi demokrasi gibi ilkelere saygı göstermek kaydıyla, siyasi
partiler iç işleyişlerini üyelerinin katılımıyla hazırladıkları
tüzüklerinde özgürce düzenleyebilirler. Örgütlenme ve ifade hürriyeti bunu
gerektirir. Bu nedenle siyasi partilerle ilgili düzenlemelerin
yorumlanmasında da siyasi partilerin önem ve özelliklerinin göz ardı
edilmemesi gerekir.
2820
sayılı Kanun’un 14. maddesine göre büyük kongre için olağanüstü toplantı,
genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun lüzum göstermesi veya
büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemi üzerine yapılır.
Parti
Tüzüğü’nün düzeltilmesi istenen fıkrasını da içeren 70. maddesinde, Genel
Başkanlığın, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun veya Merkez Disiplin
Kurulu’nun herhangi bir sebeple boşalması hali dışında, seçimin olağan üstü
toplantı sebebi olabilmesi için Genel Başkan’ın veya Büyük Kongre delege
tamsayısının salt çoğunluğunun yazılı talebinin gerekli olduğu
belirtilmiştir. Buna göre, Genel Başkanlığın,
Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun veya Merkez Disiplin Kurulu’nun
herhangi bir sebeple boşalması hallerinde bu organlara yapılacak seçimlerin
olağan üstü toplantı sebebi olabilmesi için 2820 sayılı Kanun’un 16.
maddesi ve Tüzüğün buna paralel düzenleme içeren 70. maddesinin ilk cümlesi
gereğince, Büyük Kongre delegelerinin beşte
birinin yazılı talebi yeterli olacaktır. Tüzüğün ihtar istemine konu
düzenlemesi ise belirtilenler dışındaki seçimlerin olağanüstü toplantı
sebebi olabilmesi için daha yüksek bir oran belirleyerek Büyük Kongre
delegelerinin salt çoğunluğunun yazılı talebini şart koşmuştur. İhtar
istemi ile ilgili olarak bir sonuca varılabilmesi için siyasi partilerin bu
nitelikte bir tüzük düzenlemesi yapabilip yapamayacakları hususunun
açıklığa kavuşturulması gerekir.
İhtar istemine konu tüzük hükmü ile Genel
Başkanlığın, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun veya Merkez Disiplin
Kurulu’na yapılacak seçimler dışında yapılacak diğer seçimlerin olağanüstü
toplantı sebebi sayılabilmesi açısından salt çoğunluk koşulu aranarak
önemsiz seçim talepleriyle olağanüstü kongreler yapılmasının önlenmek
istendiği anlaşılmaktadır. Siyasi Partilerle ilgili düzenlemeler açısından
“parti içi azınlık hakları” kavramına mutlak anlamlar yüklenerek yapılacak
yorumların bu kez siyasi faaliyet özgürlüğüne zarar verme riskini de
beraberinde getirebileceği göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle siyasi parti
içindeki azınlığın hakları korunurken, partinin üye çoğunluğu ve organları
aracılığıyla kullandığı yetkiler çerçevesinde sağlıklı biçimde
işleyebilmesinin de temini gerekir. İhtar istemine konu düzenleme ile,
diğer nedenler yanında Genel Başkanlık, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu veya
Merkez Disiplin Kurulu gibi partinin önemli organlarının herhangi bir
sebeple boşalması halinde yapılacak olağanüstü kongrelerdeki seçimler
bakımından Genel Başkan’ın veya Büyük Kongre delege tamsayısının salt
çoğunluğunun yazılı talebini aramayarak azınlık haklarını bu şekilde
koruyan, bunun dışındaki seçimler bakımından salt çoğunluğun yazılı
talebini arayan kuralın, bu haliyle parti içi çalışmalarda uyulması gereken
demokrasi esaslarına ve bunu düzenleyen 2820 sayılı Siyasî Partiler
Kanunu’nun 14. maddesinin altıncı fıkrasına aykırı bir yönü
bulunmamaktadır. İstemin reddi gerekir.
Osman Aifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN ile Fettah OTO bu görüşe katılmamışlardır.
6- Tüzüğün 126. Maddesinin İncelenmesi
Tüzüğün Kanun’a uygun hale getirilmesi için ihtar
istemine konu fıkrasını da 126. maddesinde:
“Aday tespit
ve sıralama işleminin, ön seçim veya teşkilat yoklaması usullerinden biri
ile yapılmasına karar verilmiş olması hallerinde, TBMM toplam üye sayısının
%5’ini aşmamak üzere ilini, seçim çevresini ve liste sırasını ön seçim veya
teşkilat yoklamasından önce Yüksek Seçim Kurulu’na bildirmek koşuluyla
merkez adayı göstermeye Genel Başkan yetkilidir. Ön seçim veya teşkilat
yoklamasının kısmi uygulanması halinde Genel Başkan’ın göstereceği
kontenjan aday sayısı, ön seçim veya teşkilat yoklaması yapılan seçim çevrelerinden
seçilecek milletvekili sayısı toplamının %5’ini aşamaz. Bir seçim
çevresinde birden fazla ve iki milletvekili seçilecek seçim çevrelerinde
Genel Başkan kontenjanı kullanılamaz. Değişik:(12.01.2002- Madde 26)
Seçimin yapılacağı tarihte milletvekili olanlar ile belediye başkanı
olanlar, kontenjan yöntemi ile aday gösterilemezler. Kontenjan adayı
gösterilecek olanlar, ön seçim veya teşkilat yoklamasına katılmazlar.” denilmektedir.
İhtar istemine
gerekçe olarak, parti genel başkanına verilen milletvekili seçimlerinde
merkez adayı gösterme yetkisinin aday belirleme konusunda partiyi bağlayan
bir “karar” niteliğinde olduğu, 2820 sayılı Kanun’da parti genel başkanının
parti karar organları arasında sayılmadığı, partinin asıl karar organının
büyük kongre olup 2820 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasında
sayılmayan konularda ise merkez karar ve yönetim kurulu olduğu, dolayısıyla
genel başkana tanınan bu yetkinin 2820 sayılı Kanun’un 15. ve
16. maddeleri ile parti içi demokrasi ilkesini düzenleyen 93. maddesine
aykırı olduğu ifade edilmiştir.
Parti, savunmasında, Siyasî Partiler Kanunu’nun 93.
maddesinde, “Siyasi partilerin parti
içi çalışmaları, parti yönetimi, denetimi; parti organları için yapılacak
seçimler ile parti genel başkanlığınca, genel merkez organlarınca ve parti
gruplarınca alınan kararları ve yapılan eylem ve işlemleri parti tüzüğüne,
parti üyeleri arasındaki eşitlik ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı
olamaz.” hükmüne yer verildiğini,Başsavcılığın kanuna aykırılık gerekçesinde kullanılan yorumun
bizzat kendisinin bu hükme ters düştüğünü, çünkü bu maddedeparti genel başkanının da bir karar
organı olduğunun altının çizildiğini; Kanun’un 15. maddesinin üçüncü
fıkrasında belirtilen “..Partiyi temsil yetkisi genel başkana aittir” hükmü ile dördüncü
fıkrasında belirtilen “Parti genel
başkanı, merkez karar ve yönetim kurulunun tabii başkanıdır” hükmünün
genel başkanın karar alma sürecinin içinde olduğunu gösterdiğini; keza Kanun’un
14. maddesinin altıncı fıkrası ile son fıkrası ve 75. maddesi hükümlerinde
yer verilen işlemlerin genel başkanın karar alma sürecinin bir parçası
olduğunu somut biçimde gösterdiklerini; 2820 sayılı Kanun’un 37. maddesinin
ikinci fıkrasına göre siyasi partilerin, TBMM üye tamsayısının %5 ini
aşmamak üzere merkez adayı gösterebileceklerini, ancak bu adayların parti
içinde hangi organ tarafından gösterileceğinin açıkça düzenlenmediğini, bu
nedenlerle Tüzükte genel başkana tanınan yetkinin kanuna aykırı olduğu
yorumunun hukuki dayanaktan yoksun ve zorlama bir yorum olduğunu
belirtmiştir.
Fıkra ile ilgili olarak Başsavcılık ile Parti
arasındaki uyuşmazlık,siyasi
partinin ön seçim ya da aday yoklaması yöntemleriyle aday belirlemeyi
düşündüğü seçim çevresinde, toplam olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye
tamsayısının % 5’ini aşmamak üzere tespit edilecek merkez adaylarının kim
tarafından belirleneceğine ilişkindir. Başsavcılığa göre, parti genel
başkanının bu belirlemeyi yapması Kanun’a aykırıdır. Parti ise, bu konunun
Tüzüğe bırakıldığını savunmaktadır.
2820 sayılı Kanun’un 37. maddesinde, siyasî
partilerin milletvekilliği genel veya ara seçimlerinde, adayların, müracaat
eden ve adaylığı uygun bulunanlar arasından tespitini serbest, eşit, gizli
oy açık tasnif esasları çerçevesinde, tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve
esaslardan herhangi biri veya birkaçı ile yapabilecekleri öngörülmektedir.
Ancak merkez yoklaması dışındaki yöntemlerin uygulanması halinde parti aday
seçimlerinin seçim kurullarının yönetim ve denetimi altında yapılması
gerekmektedir. Nihayet maddenin son fıkrasında, “Siyasi partiler, ön seçim ya da aday
yoklaması yaptıkları seçim çevrelerinde, toplam olarak
Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının % 5’ini aşmamak üzere,
ilini, seçim çevresini, aday listesindeki sırasını, ön seçim veya aday
yoklaması tarihinden en az on gün önce Yüksek Seçim Kuruluna bildirmek
koşuluyla merkez adayı gösterebilirler. Ön seçim ya da aday yoklaması yapılmayan yerlerde, siyasi
partilerin merkez yoklaması veya diğer usullerden biri veya bir kaçı ile
aday belirleme yetkileri saklıdır.” denilmektedir. Görüldüğü üzere
maddede, öncelikle bu seçimin usul ve esasları tamamen tüzüğe bırakılmakta;
ancak, ön seçim veya aday yoklaması usullerinin uygulanması benimsenirse
bunun seçim kurullarının denetiminde yapılması gereği ile %5’lik merkez
adayı gösterebilme yetkisi hüküm altına alınmaktadır.
Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasında “Siyasî
partinin en yüksek organı” sayılan büyük kongrenin görevleri beşinci
fıkrada, “Parti genel başkanını, partinin merkez karar ve yönetim kurulu ile
merkez disiplin kurulu üyelerini gizli oyla seçmek; partinin tüzük ve
programında değişiklik yapmak; partinin gelir-gider kesinhesabını
kabul ve merkez karar ve yönetim kurulunu ibra etmek veya kesinhesabı reddetmek; kanunlar, parti tüzük ve parti
programı çerçevesinde toplumu ve Devleti ilgilendiren konularla kamu
faaliyetleri ve parti politikası hakkında genel nitelikte olmak şartıyla
temenni kararları veya bağlayıcı kararlar almak; kanunun veya parti
tüzüğünün gösterdiği sair hususları karara bağlamak; partinin kapanmasına
veya başka bir partiyle birleşmesine ve böylece hukuki varlığı sona erecek
partinin mallarının tasfiye veya intikal şekline dair kararlar vermek,
büyük kongrenin yetkilerindendir.” şeklinde sayılmıştır.
Genel başkanın görevleri Kanun’un 15. maddesinde
ayrıntılı sayılmamış, sadece Parti’yi temsil yetkisi ile parti adına dava
açma ve davada husumet yetkisinden bahsedilmiştir.
Yasa’da merkez karar ve yönetim organı ile bu
organın görevleri sayılmamış, 16. maddede, siyasî partilerin merkez karar,
yönetim ve icra organlarının parti tüzüğünde belirtilen isim, şekil ve
sayıda kurulacağı, Büyük Kongrece seçilecek merkez organlarının her birinin
üye sayısının 15’den az olamayacağı belirtilmiştir. Bu organların yetkisi
de genel olarak iki büyük kongre arasında, parti tüzük ve programına ve
büyük kongre kararlarına uymak şartıyla, partiyi ilgilendiren hususlarda
karar almak ve alınan kararları uygulamak olarak sayılmıştır. Merkez karar
organı, zorunlu sebepler dolayısıyla büyük
kongrenin toplanamadığı hallerde, partinin hukuki varlığına son verilmesi
ve tüzük ve programının değiştirilmesi dışındaki bütün kararları alabilir.
Parti işlerini düzenleyen parti iç yönetmelikleri merkez karar organı
tarafından yapılır.
Kanun’un konuyla ilgili 37. maddesi, merkez adayı
belirleme yetkisi bakımından siyasi parti genel başkanı yönünden bir
engelleme getirmemektedir. Yasanın 15. maddesi gereğince partiyi temsil
yetkisine sahip, ayrıca merkez karar ve yönetim kurullarının tabi başkanı
olan genel başkan tarafından bu yetkinin kullanılmasında yasaya aykırılık
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle istemin reddine karar
verilmesi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ile Fettah OTO bu görüşe katılmamışlardır.
V- SONUÇ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 30.11.2005
günlü, SP.109 HZ.2005/4 sayılı başvuru dilekçesi, konuya ilişkin rapor ile
ilgili yasa kuralları ve dosyadaki diğer belgeler okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Parti Tüzüğü’nün 39/son, 40, 50/son, 57/4, 62/1-2,
70/son ve 126. maddelerinde yer alan düzenlemelerin, 2820 sayılı Siyasi
Partiler Kanunu’nun 8. maddesi, 14. maddesinin ikinci, beşinci, yedinci,
sekizinci fıkraları, 15, 16, 19/5, 20/9, 21/1-10, 37/2 ve 93. maddeleri ile
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 75 ve 79. maddelerine aykırılık
oluşturduğu, bu aykırılıkların giderilmesi için 2820 sayılı Yasa’nın 104.
maddesi uyarınca Adalet ve Kalkınma
Partisi’ne ihtar kararı verilmesi istemiyle ilgili olarak;
1- Tüzüğün 39. maddesinin son fıkrasına yönelik ihtar
isteminin REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ile Fettah OTO’nun karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Tüzüğün 40. maddesine yönelik ihtar isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU’nun
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Tüzüğün 50. maddesinin son fıkrasına yönelik ihtar
isteminin REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU ile Fettah OTO’nun
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4- Tüzüğün 57/son ve 62.2
maddelerine yönelik ihtar isteminden, Parti tarafından bu maddelerde
yapılan değişiklik nedeniyle vazgeçildiğinden, konusu kalmayan istem
hakkında KARAR VERİLMESİNE YER
OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
5- Tüzüğün 70. maddesininson fıkrasına yönelik ihtar isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ile Fettah OTO’nun karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
6- Tüzüğün 126. maddesine yönelik ihtar isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN ile Fettah OTO’nun
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- Karar örneğinin, gereği için Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı’na gönderilmesine,
12.10.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah
OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY YAZISI
Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğü’nün 70.
maddesinin son fıkrasında, Genel Başkanlığın, Merkez Karar ve Yönetim
Kurulunun veya Merkez Disiplin Kurulu’nun herhangi bir sebeple boşalması
hali dışında seçimin olağanüstü toplantı sebebi olabilmesi için Genel
Başkan’ın veya Büyük Kongre delege tam sayısının salt çoğunluğunun yazılı
talebi gerekeceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş; 68. maddesinde siyasi
partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu ve
tüzüklerinin demokratik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı
vurgulanmıştır.
Siyasî Partiler Kanunu’nun 14. maddesinde büyük
kongrenin olağanüstü toplantılarının yapılması için büyük kongre üyelerinin
en az beşte birinin yazılı isteminin yeterli olacağı, siyasi partiler
konusunda da uygulanan Türk Medenî Kanunu’nun 75. maddesinde de keza beşte
bir oranının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Siyasî Partiler Kanunu’nun 15. maddesinde “Genel
Başkan” düzenlenmiş, parti genel başkanının büyük kongrece gizli oyla ve
üye tamsayısının salt çoğunluğu ile seçilmesi, ilk iki oylamada sonuç
alınamazsa üçüncü oylamada en çok oy alanın seçilmiş sayılması esası
benimsenmiştir.
İhtar istemine konu tüzük hükmüne göre seçim
amacıyla olağanüstü toplantı yapılması için beşte bir oranı geçerli
olmayacak, diğer bir ifadeyle ancak salt çoğunluğun önceden görüş birliğine
varmış olması halinde genel başkan, merkez karar ve yönetim kurulu veya
disiplin kurulu seçimi yapılabilecektir. Buna göre, genel başkan, merkez
karar ve yönetim kurulu veya merkez disiplin kurulu seçimlerinin süresinden
önce yapılması pratikte mümkün olmayacaktır.
Genel başkanın seçimi için dahi Siyasî Partiler
Kanunu’nda salt çoğunluk aranmadığı ve çok adaylı bir kongrede üçüncü
oylamada en çok oyu alanın genel başkan seçilebileceği gözetildiğinde,ihtar istemine konu tüzük hükmünün büyük
kongre delegelerinin demokratik tercihlerine getirilmiş ölçüsüz bir
kısıtlama olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
Anayasa’nın 68. maddesinde, Siyasi Partilerin,
demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları oldukları, önceden izin
almadan kurulacakları, Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini
sürdürecekleri; 69. maddesinde de siyasi partilerin faaliyetlerinin, parti
içi düzenlemeleri ve çalışmalarının, demokrasi ilkelerine uygun olacağı, bu
ilkelerin uygulanmasının kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Siyasi partilerle ilgili esasları düzenleyen 2820
sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 3. maddesine göre, siyasi partiler,
Anayasa ve Kanunlara uygun olarak, milletvekili ve mahalli idareler
seçimleri yoluyla tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri
doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile millî iradenin
oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin
çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet
göstermek üzere teşkilâtlanan tüzelkişiliğe sahip kuruluşlardır.
Siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın
vazgeçilmez unsurları oldukları kabul edilerek Anayasal güvenceye
kavuşturulmaları, buna koşut biçimde Siyasi Partiler Yasası ile demokratik
Devlet ve toplum düzeni içindeki yerlerinin ve işlevlerinin özel olarak
düzenlenmesi onlara verilen büyük önem ve değerin sonucudur. Ancak,
demokratik siyasi hayatın varlığı ve devamı için vazgeçilmez olmalarının ve
farklı düşünceleri örgütleyerek, somutlaştırıp devlete yansıtmalarında
üstlendikleri büyük rolün, onlara hukukun üstünlüğü temelinde
faaliyetlerini Anayasa ve yasalarla belirlenen sınırlar içinde sürdürme
sorumluluğu ve yükümlülüğü getirdiği kuşkusuzdur. Bu
çerçevede, 2820 sayılı Yasa’da siyasi partilerin denetimi konusunda bazı
düzenlemelere yer verilerek, 104. maddede, bu Kanun’un bir siyasi partinin,
kapatılmasıyla ilgili düzenleme getiren 101. maddesi dışında kalan emredici
hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine
aykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne,
Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen yazı ile
başvurulacağı, Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu hükümlere aykırılık görürse
ihtar kararı vereceği belirtilmiştir. Buna göre, yapılan denetimin
amacının bir hukuk devletinde, hukukun üstünlüğünün gerçekleştirilmesi için
çaba harcamakla yükümlü siyasi partilerin öncelikle kendi faaliyetlerinde
hukuka uymalarının sağlanması olduğu açıktır.
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Parti Tüzüğünün
bazı maddelerinin Siyasi Partiler Yasası’nın emredici hükümlerine aykırı
olduğu ileri sürülerek, söz konusu aykırılıkların giderilmesi için Adalet
ve Kalkınma Partisi’ne ihtar kararı verilmesi istenmiştir.
I- Tüzüğün 39. Maddesinin
İncelenmesi:
Parti Tüzüğünün 39. maddesinin son fıkrasında,
3.10.2003 günü yapılan değişiklikle Merkez Yürütme Kuruluna, “delege
seçimlerinde kanun ve tüzük hükümlerine aykırılık olmasının saptanmış
olmasına münhasır olmak üzere ilçe, il ve büyük kongre delege seçimlerini,
ilçe ve il ölçeğine göre kısmen veya tamamen iptal edip yeniden yapılmasına,
üye tam sayısının en az 2/3 çoğunluğunun oyu ile karar verme yetkisi”
tanınmıştır.
Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesinin birinci
fıkrasında, siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları seçimleri
ile il kongresi ve büyük kongre delegelerinin seçimlerinin yargı gözetimi
altında yapılacağı, 11. fıkrasında da seçimin devamı sırasında yapılan
işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde seçim
sonuçlarına yapılacak itirazların, hâkim tarafından aynı gün inceleneceği
ve kesin olarak karara bağlanacağı öngörülmüştür. Buna göre, hâkim kararıyla kesinleşen seçim
sonuçlarının bir parti organı tarafından değiştirilmesi veya iptali
olanaklı değildir. Farklı değerlendirmeler, yasal gerçeklik karşısında
hukuki bir değer taşımayacağı gibi yerindelik denetimine de yol açacaktır. Subjektif değerlendirmelere açık olan, yerindelik
denetiminin, hukuk birliği ve istikrar sağlamaya elverişli bulunmaması
nedeniyle uygulamada demokratik siyasi yaşam ve partiler yönünden güvence
oluşturamayacağı açıktır. Oysa, Siyasi Partiler
Yasası ile getirilen denetimin amacı Partilerin faaliyetlerinin, yerindelik
denetimine yol açmayacak biçimde, eşit ve objektif olarak Yasa’ya
uygunluğunun sağlanmasıdır.
II- Tüzüğün 40. Maddesinin
İncelenmesi:
Tüzüğün 40. maddesinde, “Kongre gündemleri, ilgili
kademe yönetim kurulunca belirlenir. Ancak en geç kongre divanı oluşturulup
gündem okunduktan hemen sonrasına kadar divan başkanlığına verilmiş ve
kongrede hazır bulunan delegenin en az %5’i tarafından yapılan ilave gündem
teklifleri müzakereye açılır ve yapılacak oylama sonucuna göre karara
bağlanır” denilmiştir. İlâve gündem teklifi yapabilecek
delege oranı hakkında 2820 sayılı Yasa’da herhangi bir hüküm yer
almadığından, 2820 sayılı Yasa’nın 29. ve 121. maddeleri ile göndermede
bulunulan Türk Medeni Kanunu’nun ikinci fıkrasının ikinci tümcesindeki
“Ancak, toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından
görüşülmesi yazılı olarak istenen konuların gündeme alınması zorunludur” kuralının
uygulanması gerekmektedir. Bu tümcede öngörülen en az onda bir
oranı, Tüzüğün 40. maddesi ile en az % 5’e indirilmiştir. Yasa’da alt
sınırın sayısal olarak belirlenmesi halinde, Tüzükte yapılan düzenlemeyle
bu sınırın altına inilmesi olanaklı değildir. Ayrıca alt sınırın
belirlenmesinde toplantıya katılan delege sayısının esas alınması nedeniyle
küçük bir azınlığın oylarıyla tüm delegeleri bağlayacak kararların alınması
olanaklı bulunduğundan, parti tarafından azınlığın haklarının daha çok
korunmasına yönelik olduğu ileri sürülen kuralın azınlık tahakkümüne
dönüşmesi olasılığının da gözden uzak tutulmaması gerekmektedir. Ancak, her
iki bakış açısıyla da varılacak sonuçların yerindelik tartışmalarına yol
açması dışında hukuki bir önemi ve değeri bulunmadığından bu tür subjektif değerlendirmelerin, Yasa’ya uygunluk denetiminin
gerekçesini oluşturması olanaklı değildir.
III- Tüzüğün 50 ve 70. Maddelerinin
İncelenmesi:
Tüzüğün olağanüstü kongrelerle ilgili 50.
maddesinin son fıkrasında, “Ancak kademe başkan ve yönetim kurulu ile üst
kademe delege seçimlerinin olağanüstü kongre ile yenilenebilmesi talebinin
beldelerle ilgili olması halinde il yönetim kurulunun, ilçe ve il yönetim
kurulları ile ilgili olması halinde ise Merkez Karar ve Yönetim Kurulunun
onayı gereklidir” denilerek, kademe başkan ve yönetim kurulu ile üst kademe
delege seçimleri için, bir üst kademe organının onayı aranmıştır.
“İl ve ilçe yönetimi ile delege seçimlerinin”
olağanüstü kongre yoluyla yenilenmesi konusunda, Siyasi Partiler Yasası ile
Dernekler Yasası’nda hüküm bulunmamaktadır. Büyük kongrenin toplanmasına
ilişkin 2820 sayılı Yasa’nın 14. maddesinin altıncı fıkrasında ve genel
kurulun toplantıya çağırılmasını düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 75.
maddesinde gündemle ilgili bir ayırıma gidilmeksizin delegenin beşte
birinin imzasını taşıyan istemle olağanüstü kongre yapılacağı öngörülmüş,
her iki Yasa’da da seçimlerin yenilenebilmesi için üst organın onayı
aranmamıştır. Bu durumun, anılan Yasaların belirtilen kurallarıyla
bağdaşmadığı gibi, 2820 sayılı Yasa’nın 93. maddesinde düzenlenen parti içi
demokrasi ilkeleriyle de uyumlu olduğu kabul edilemez.
Öte yandan, Tüzüğün 70. maddesinin birinci
fıkrasında; “Büyük kongre, Genel Başkanın veya Merkez Karar ve Yönetim
Kurulunun yahut büyük kongre delegelerinin en az beşte birinin yazılı
talebi üzerine olağanüstü toplantıya çağrılır” kuralına yer verilirken; son
fıkrasında, “Genel Başkanlığın, Merkez Karar ve Yönetim Kurulunun veya Merkez
Disiplin Kurulunun herhangi bir sebeple boşalması hali dışında seçimin
olağanüstü toplantı sebebi olabilmesi için Genel Başkan’ın veya Büyük
Kongre delege tam sayısının salt çoğunluğunun yazılı talebi gerekir”
denilerek, beşte bir oranı yerine salt çoğunluk benimsenmiştir. Oysa 2820 sayılı Yasa’nın 14. maddesinin altıncı
fıkrasında büyük kongrenin olağanüstü toplanabilmesi için kongre üyelerinin
en az beşte birinin yazılı istemi yeterli görülmüş, gündemin farklı
olmasına göre, daha yüksek bir oran belirlenmesine olanak tanınmamıştır.
Yasa’ya aykırı olan bu durumun, parti içi demokrasi ilkeleriyle de
bağdaşmadığı açıktır.
IV- Tüzüğün 126. Maddesinin
İncelenmesi:
“Aday tespit ve sıralama işleminin, ön seçim veya
teşkilat yoklaması usullerinden biri ile yapılmasına karar verilmiş olması
hallerinde, TBMM toplam üye sayısının % 5’ini aşmamak üzere ilini, seçim
çevresini ve liste sırasını ön seçim veya teşkilat yoklamasından önce
Yüksek Seçim Kurulu’na bildirmek koşuluyla merkez adayı göstermeye Genel
Başkan yetkilidir” denilerek Madde’de belirtilen durumlarda TBMM üye
sayısının % 5’ini aşmamak üzere merkez adayı gösterme yetkisi Genel Başkan’a
tanınmıştır.
Siyasi Partiler Kanunu’nun 37. maddesinde, siyasi
partilerin, önseçim ya da aday yoklaması yaptıkları seçim çevrelerinde,
toplam olarak TBMM üye tamsayısının % 5’ini aşmamak üzere merkez adayı
gösterebilecekleri belirtilmiş ancak merkez adaylarını belirleyecek parti
organı gösterilmemiştir. Yasa’nın 16. maddesinin üçüncü fıkrasında ise,
merkez karar organının zorunlu sebepler dolayısıyla büyük kongrenin
toplanamadığı hallerde, partinin hukuki varlığına son verilmesi ve tüzük ve
programının değiştirilmesi dışında ki bütün kararları alabileceği hükme
bağlanmıştır.
Merkez adaylarının belirlenmesinin parti adına
yapılması ve bağlayıcı nitelikte olması, bu işlemin bir karara bağlanmasını
gerektirmektedir. Siyasi Partiler Yasası’nın yukarıda belirtilen 16.
maddesine göre merkez karar organı Parti’nin büyük kongreden sonra gelen
karar organı olup, Yasayla düzenlenen kimi ayrık durumlar dışında bütün
kararları almaya yetkilidir. Bu nedenle merkez adayı belirlenmesi
konusundaki yetkinin de merkez karar organına ait olduğu anlaşılmaktadır.
Genel Başkan’ın, 16. madde uyarınca merkez karar, yönetim ve icra
organlarına başkanlık yapması, onu karar organı haline getirmez. Ayrıca,
15. madde ile genel başkana tanınan yetkiler arasında aday belirleme
yetkisi bulunmamaktadır.
Öte yandan, 2820 sayılı Yasa’nın 93. maddesi
uyarınca, siyasi partilerin parti içi çalışmalarının, yönetiminin,
organlarının, eylem ve işlemlerinin eşitlik ilkesine ve demokrasi
esaslarına uygun olması gerekmektedir. Bu husus sadece yasanın değil,
Anayasa’nın da öngördüğü bir zorunluluktur. Demokrasi esasının, Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında
sayıldıktan sonra, 69. maddesinde siyasi partilerin parti içi faaliyetleri
yönünden de bir kez daha dile getirilmesinin, anayasa yapıcının bilinçli
bir tercihi olup, kendi içinde demokratik esasları uygulayamayan bir
partinin, ülke demokrasisine katkısının sınırlı olabileceği düşüncesinden
kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Tüzüğün 126. maddesi ile Genel Başkan’a,
TBMM toplam üye sayısının % 5’inin karşılığı olan 28 adayı belirleme
yetkisi verilmesi demokrasi esaslarıyla bağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle Tüzüğün yukarıda belirtilen
maddelerinde gerekli düzenlemelerin yapılması için Parti hakkında ihtar
kararı verilmesi düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞIOY GEREKÇESİ
I- Parti Tüzüğü’nün 39. maddesinin son fıkrasında,
delege seçimlerinde kanun ve tüzük hükümlerine aykırılık saptanmış olması
halinde ilçe, il ve büyük kongre delege seçimlerini ilçe ve il ölçeğine
göre kısmen veya tamamen iptal etme yetkisi Merkez Karar ve Yönetim
Kuruluna verilmiştir. Buna göre, yargı gözetiminde, kanun ve tüzük
hükümlerine uygun olarak yapılıp kesinleştirilen bir seçim sonucunun,
yargısal niteliği bulunmayan Parti organınca iptal edilmesi mümkün hale
gelmiştir. Bu durum, Siyasi Partiler Yasasının seçimlerin yargı gözetiminde
yapılmasından beklediği objektif sonucu etkisiz hale getirmekte ve parti
içi demokrasi esaslarına uygun olmayan keyfi uygulama yapılabilmesinin de
yolunu açmaktadır.
Tüzükteki düzenleme bu haliyle Siyasî Partiler
Yasası’nın 21. maddesinde öngörülen seçimlerin yargı gözetiminde yapılması
ilkesine ve 93. maddesinde yer alan parti içi demokrasi esaslarına
aykırılık oluşturmaktadır.
II- Parti Tüzüğü’nün 70. maddesinin son fıkrası “Genel Başkanlığın, Merkez Karar ve
Yönetim Kurulunun veya Merkez Disiplin Kurulunun herhangi bir sebeple
boşalması hali dışında seçimin olağanüstü toplantı sebebi olabilmesi için
Genel Başkanın veya Büyük Kongre delege tam sayısının salt çoğunluğunun
yazılı talebi gerekir” biçimindedir.
Siyasî Partiler Yasası’nın 14. maddesinin altıncı
fıkrasındaki “olağanüstü büyük
kongre” ile Siyasî Partiler Yasası’nın 29. ve 121. maddelerinin yollama
yaptığı Türk Medeni Kanunu’nun 75. maddesindeki ”olağanüstü kongreler” için yapılan düzenlemelerde, toplantı
gündemi bakımından her hangi bir ayırım öngörülmemiş, delege sayısının beşte
birinin yazılı istemi üzerine olağanüstü kongrenin yapılabilmesi hükme
bağlanmıştır.
Tüzükte yer alan düzenlemede ise emredici
nitelikteki bu kurallar dikkate alınmayarak, gündeme göre ayırım yapılmakta
ve gündemin seçim olması durumunda da olağanüstü çağırıda bulunacak delege
oranını, delege tam sayısının salt çoğunluğuna yükseltmektedir.
Bu durum, Siyasî Partiler Yasası’nın 14. ve Türk
Medeni Kanunu’nun 75. maddelerin emredici kurallarına aykırılık
oluşturmaktadır.
III- Parti Tüzüğü’nün 126. maddesinde milletvekili
seçimlerinde merkez adayı gösterme yetkisi partinin genel başkanına
tanınmıştır.
Parti genel başkanının, Siyasî Partiler Yasası’nın
13. maddesinde partinin merkez organları arasında olduğu, 14. maddesinde
büyük kongrece seçileceği, 15. maddesinde de partiyi temsil ve merkez karar
ve yönetim kuruluna başkanlık edeceği düzenlenmiştir.
Siyasî Partiler Yasası’nda yer alan kurallardan,
siyasi partilerin karar organlarının büyük kongre ile diğer karar, yönetim
ve disiplin organları olduğu, genel başkanın görevlerinin ise partiyi
temsil ve karar organlarına başkanlık etmek olduğu anlaşılmaktadır.
Siyasî Partiler Yasası’nın 37. maddesinde, siyasi
partilerin belli oranda merkez adayı gösterebilecekleri öngörülmektedir.
Maddede merkez adaylarının genel başkan tarafından gösterilebileceğine
ilişkin açık bir hüküm yer almamakta ve genel başkanın yetkilerinin
düzenlendiği diğer maddelerde de bu konuda bir hüküm bulunmamaktadır.
Aksine, merkez adaylarının “siyası parti” tarafından gösterilebileceği
ifade edilerek bu yetkinin partinin karar organlarınca kullanılabileceğine
işaret edilmektedir.
Parti içi demokrasi, fikirlerin karşılaştırılması,
oylama ve karar alınmasıyla sağlanabilir. Bu ilke Siyasi Partiler Yasasının
konuyla ilgili olan maddelerinde de gözetilmiştir.
Diğer yandan, genel başkana verilen bu yetkinin
merkez adayları üzerinde etki yaratabileceği dikkate alındığında, bu
durumun parti içi demokrasi bakımından sorunlar yaratacağı ve uygun
olmayacağı da açıktır.
Tüzükte yer alan düzenleme, Siyasî Partiler Yasası’nın
93. maddesinde öngörülen parti içi demokrasi esaslarına aykırılık
oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle Parti tüzüğünün yukarda yer
verilen madde ve fıkralarının Siyasî Partiler Yasası’na uygun hale getirmek
üzere, ilgili Siyasi Partiye Siyasî Partiler Yasası’nın 104. maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca ihtar kararı verilmesi gerekir.
Çoğunluk görüşüne bu düşüncelerle katılmadım.
Üye
Mehmet
ERTEN
AYRIŞIK OY
Siyasi partilerde tüzükler, parti iç hukukunun
temel kurallarıdır. Bu kuralların üst hukuk normlarına (Anayasa’ya ve
yasaların emredici kurallarına) aykırı olmaması gerekir. Pozitif
hukukumuzda, siyasi parti tüzüklerinin üst hukuk normlarına aykırı olması
halinde ortaya çıkabilecek sorunların nasıl giderileceği 2820 sayılı Siyasi
Partiler Kanunu’nda gösterilmiştir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 104.
maddesinin birinci fıkrasında, bir siyasi partinin, bu Kanun’un 101.
maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle, diğer kanunların siyasi
partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması
sebebiyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne, Cumhuriyet Başsavcılığınca
re’sen yazı ile başvurulacağı; 93. maddesinde de,
siyasi partilerin parti içi çalışmalarının, parti yönetiminin, denetiminin,
parti organları için yapılacak seçimler ile parti genel başkanlığınca,
genel merkez organlarınca ve parti gruplarınca alınan kararların ve yapılan
eylem ve işlemlerin parti tüzüğüne, parti üyeleri arasındaki eşitlik
ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı kuralları yer almaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Adalet ve
Kalkınma Partisi Tüzüğü’ndeki bazı düzenlemelerin Yasa’ya uygun hale
getirilmesi için 2820 sayılı Kanun’un 104. maddesi uyarınca Adalet ve
Kalkınma Partisi’ne ihtar verilmesi istenmiştir.
Anayasa Mahkemesi çoğunluk kararı,Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğü’nün
Yasa’ya uygun hale getirilmesi istenen hiçbir kuralının Yasa hükümlerine
aykırılığını kabul etmemiştir. Oysa, Adalet ve
Kalkınma Partisi Tüzüğü’nün aşağıda belirtilen maddelerinde Siyasi Partiler
Kanun’a açıkça aykırılık bulunduğu görülmektedir.
1- 2820 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci
fıkrasında, siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları seçimleri
ile il kongresi ve büyük kongre delege seçimlerinin, yargı gözetimi altında
gizli oy ve açık tasnif esasına göre yapılacağı açıklanmıştır. Aynı
maddenin onbirinci fıkrasında da, hâkime, seçim
sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama
hallerinde seçimlerin iptaline karar verme yetkisi tanınmıştır. Seçimlerin iptaline karar verilmesi halinde, bir aydan az ve
iki ayran fazla bir süre içinde olmamak üzere seçimlerin yenileneceği
tarihin tespit edilerek ilgili siyasi partiye bildirileceği; seçim
sonuçlarına itirazın, seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların
düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde yapılabileceği, itirazların hâkim
tarafından aynı gün içinde incelenip karara bağlanacağı aynı madde
fıkralarında belirtilmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğü’nün
39. maddesinin son fıkrasında ise, Parti Merkez Yürütme Kuruluna, ilçe, il
ve büyük kongre delege seçimlerini, delege seçimlerinde kanun ve tüzük
hükümlerine aykırılığın saptanması halinde iptal etme ve yeniden
yapılmasına karar verme yetkisi tanınmıştır. 2820 sayılı Kanunu’na göre
seçim hâkiminin görev ve yetkisi içinde bulunan bir konuda, Merkez Yürütme
Kuruluna delege seçimlerini iptal etme yetkisinin verilmesi, istenmeyen
delegelerin görevden alınmasına, merkez yönetiminin görüşlerine uygun
delegelerin seçilmelerine olanak sağlayacaktır. Bu nedenle Yasa’nın
yukarıda anılan 21. maddesine aykırı olarak Tüzükle, Merkez Yürütme
Kuruluna delege seçimlerini, süre sınırlamasına bağlı olmaksızın iptal etme
yetkisi verilmesi, yukarıda anılan 93. madde hükmünde yazılı siyasi parti
çalışmalarının ve kararlarının parti içi demokrasi esaslarına uygun olması
gerektiği ilkesine aykırı bulunmaktadır.
2- Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğü’nün 50.
maddesinin son fıkrası, olağanüstü kongreleri konu almaktadır. Bu Maddede,
olağanüstü kongre ile kademe başkanı, yönetim kurulu ve üst kademe delege
seçimlerinin yenilenebilmesi için bir üst kademe yönetim organının onayı
gerekli görülmüştür. Bir üst kademe yönetim organı olarak da, beldelerde il
yönetim kurulu; il ve ilçelerde ise, Merkez Karar ve Yönetim kurulu
gösterilmiştir.
2820 sayılı Kanun’un 29. maddesinde, 1630 sayılı
Dernekler Kanunu’nun bu Kanun’a aykırı olmayan hükümlerinin siyasi
partilerin her kademedeki kongreleri için uygulanacağı, 121. maddesinde de
Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanunu’nun ve dernekler hakkında
uygulanan diğer kanunların bu Kanun’a aykırı olmayan hükümlerinin siyasi
partiler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “olağanüstü
toplantı” başlığını taşıyan 75. maddesinde, genel kurulun; yönetim veya
denetim kurulunun gerekli gördüğü hâllerde veya dernek üyelerinden beşte
birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya
çağrılacağı kuralı yer almaktadır.
Görüldüğü gibi, gerek Siyasi Partiler Kanununda ve
gerekse bu Kanun’un gönderme yaptığı Medeni Kanunda olağan üst toplantı ya
da kongrelerde delege seçimlerinin yenilenebilmesi için üst yönetim
organlarının onayının gerekli olduğuna ilişkin hiçbir hüküm bulunmaktadır.
Tüzükte yapılan bu düzenlemeyle, Kanunda öngörülmeyen üst yönetim
organlarının onayı gibi bir koşulun getirilmesi anılan 93. madde hükmüne
açıkça aykırılık oluşturmaktadır.
3- Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğü’nün 70.
maddesinin son fıkrasında, Genel Başkanlığın, Merkez Karar ve Yönetim
kurulunun veya Merkez Disiplin Kurulu’nun herhangi bir sebeple boşalması
durumu dışında, seçimin olağanüstü toplantı gündeminde yer alabilmesi için
Genel Başkanın veya Büyük Kongre delege tamsayısının salt çoğunluğunun
yazılı isteğinin olması gerektiği kurala bağlanmıştır. 2820 sayılı Kanun’un
14. maddesinin altıncı fıkrasında ise, büyük kongrenin olağanüstü
toplanabilmesi için, genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun
lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı
isteğinin olması yeterli görülmüştür. Yasa kuralı, olağanüstü kongrelere
çağrı oranını, gündemlerine göre ayrıma tabi tutmaksızın, kongrenin görev
alanındaki her konu için aynı oranı kabul etmiştir. Bu yolla parti içi
azınlık hakkı güvenceye alınmıştır.Tüzükle getirilen düzenlemenin ise, azınlığa ait bir hakkı çoğunluk
hakkına dönüştürdüğü açıktır. Bu nedenle delege iradesini koruyucu nitelik
taşımayan kural parti içi demokrasi ilkesine aykırı bulunmaktadır.
4- 2820 sayılı Kanun’un 37. maddesinin ikinci
fıkrası hükmü ile siyasi partilerin ön seçim ya da aday yoklaması
yaptıkları seçim çevrelerinde, toplam olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi
üye tam sayısının % 5’ini aşmamak üzere merkez adayı gösterebilme olanağı
getirilmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğü’nün 126. maddesinde ise,
milletvekili seçiminde aday tespit ve sıralamasının kısmen veya tamamen ön
seçim veya teşkilat yoklaması usullerinden biri ile yapılmasına karar
verilmiş olması hallerinde merkez adayı gösterme yetkisi Genel Başkan’a
bırakılmıştır.
Siyasi partilerin asıl karar organları büyük
kongredir. Büyük kongrenin yetkisi dışında kalan konularda ise, karar alma
yetkisi merkez karar ve yönetim kurullarına ait bulunmaktadır. Merkez
adaylarının belirlenmesi işlemi partiyi bağlayan bir karardır. Bu nedenle
Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğü’nün 124. maddesinin ikinci fıkrasının
üçüncü bendi ile“merkez yoklaması”
yöntemiyle aday ve liste sıralaması belirleme yetkisi Merkez Karar ve
Yönetim Kuruluna verilmiştir. Tüzüğün 126. maddesinde yazılı kural ile 124.
madde çelişmektedir. Öte yandan, 2820 sayılı Kanun’da parti genel
başkanlarının tek başına karar almaya yetkili olduğu konular yazılmıştır.
Bunlar arasında merkez adayı belirleme yetkisi yer almamaktadır. Sonuç
olarak genel başkan, bu konuda partinin tek başına karar almaya yetkili
organı değildir. Bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
“Demokraside asıl olan müzakere ve oylama yapılıp karar almaktır. Tüzüğün
bu maddesi ile demokratik uygulama tamamen dışlanmıştır. Parti Tüzüğündeki
bu düzenleme pratikte seçilenler yönünden de bir baskı oluşturacak
sakıncaları taşımaktadır.” görüşü yerindedir. Tüzük kuralı, bu haliyle 2820
sayılı Kanun’un 93. maddesine aykırı bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle Adalet ve Kalkınma Partisi
Tüzüğü’nün 39., 50. ve 70. maddelerin son
fıkraları ile 126. maddesinin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı
bulunduğu ve bu nedenle Kanun’un 104. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca
ihtar verilmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fettah OTO
|