|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2011/22
Karar Sayısı : 2012/31
Karar Günü : 1.3.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Ankara 4. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 4.12.1984 günlü, 3093 sayılı Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 23.1.2008 günlü, 5728 sayılı
Kanun’un 439. maddesiyle değiştirilen 6. maddesinin, Anayasa’nın 2., 10. ve 13. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğüne karşı açılan idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin
iptali davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“...
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyet Anayasası’nın 2.
maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve
adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik bir hukuk
Devletidir” hükmüne yer verilmektedir.
Anayasa’nın 10. maddesinde; “Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet,
bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak
tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife
şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler
eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar.” hükmüne; “Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması” başlıklı
13.maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz” düzenlemesine yer verilmiştir.
Öte yandan, 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon
Kurumu Gelirleri Kanunu’nun uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 6.
maddesinde “Bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen cihazların bandrolsüz
veya etiketsiz satışını yapan imalatçı veya ithalatçıya Kurum tarafından
bandrolsüz veya etiketsiz satılan veya satışa arzedilen her cihaz için
cihazın satış bedeli kadar idarî para cezası verilir. Bu cihazları
bandrolsüz veya etiketsiz satın alan, devralan veya kullananlara bandrolsüz
veya etiketsiz her bir cihaz için cihazın rayiç değerinin yarısı kadar
idarî para cezası verilir. Tahakkuku müteakip tebliğ edilen para cezalarını
ödemeyenler hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanuna göre işlem yapılır. Bu maddeye göre kesilecek idari para cezalarına
karşı, ilgilisine tebliğ tarihinden itibaren, bir ay içerisinde yetkili
idare mahkemesinde dava açılabilir.” hükmü yer almaktadır.
Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti,
bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik
koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve
bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan
Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı
duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren Anayasa ve hukuk
kurallarına bağlılığına özen gösteren yargı denetimine açık olan, yasaların
üstünde yasa koruyucunun da uymak zorunda olduğu temel hukuk ilkeleri ile
Anayasanın bulunduğu bilinci olan devlettir.
Bunun yanında hukuk devleti kavramı, kuralların ve
müeyyidelerin net olarak önceden belli olduğu, dolayısıyla uyulmayan
kararların müeyyidelerinin ne olduğunu insanların önceden bilmesini de
ifade eder.
Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere,
Anayasa’nın 10. maddesine göre yasaların uygulanmasında ayrım
gözetilmeyerek ve eşitsizliğe yol açılmayacaktır. Maddede düzenlenen
“Eşitlik” ilkesiyle, birbirinin aynı durumda olanlara aynı kuralların
uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve toplumların yaratılması
engellenmektedir.
Bu bağlamda, 3093 sayılı Yasanın 6. maddesi
değerlendirilecek olursa; ilk anda Kanun maddesinde belirtilen cihazların
bandrolsüz veya etiketsiz satışını yapan imalatçı veya ithalatçıların
karşılaşacağı cezanın belli olduğu izlenimi uyanmaktadır. Ancak yasa koyucu
bandrolsüz cihaz satış miktarı kadar para cezası kesileceği belirtilirken
öngörülen cezanın ve yaptırımın üst sınırını belirlememekle Yasanın
uygulanması esnasında, yine Yasanın kendinden kaynaklanan sebeplerle
eşitsizliğe yol açan sonuçlar doğmaktadır. Bu durum da ilgililerde
müeyyidenin oranı idarenin keyfine kalmış bir yasa izlenimi
uyandırmaktadır.
Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin
temel ilkelerinden biri de “Belirliliktir” Bu ilkeye göre yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya
ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve
nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı
koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal
güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde,
hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun
bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu
bilmelidir. Ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve
davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin
de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar.
Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar
altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir
düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir.
“Öngörülebilirlik Şartı” olarak nitelendirilen bu ilkeye göre yasanın
uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve
öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır.
Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte idare de istikrarı
da sağlar.
Değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşullar kimi
durumlarda devlet idarelerine bir takım hakların tanınması gereğini ortaya
çıkarmıştır. Gelişen, büyüyen, çeşitlenen ve çoğalan toplumsal
gereksinimleri yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılayabilmek için
çağdaş yönetimlerde idareye değişik alanlarda yaptırım uygulama yetkileri
tanınmaktadır.
Bu tür idari işlemlere karşı yargı yolu açık
olmakla birlikte, bu güvencenin uygulama aşamasından sonra ve ancak itiraz
yoluyla ortaya çıkacağı gözönünde bulundurulduğunda, yasa kurallarının
yürürlükte olduğu sürece keyfiliği ortadan kaldırmaya yeterli olduğu
söylenemez. Hukuk kuralları, yargının yorumuna ihtiyaç göstermeyecek ve
uygulayıcılar tarafından anlaşılabilecek şekilde açık ve belirgin olmak,
ölçülü olmak uygulayıcılara güvence vermek zorundadır.
Buna göre bandrolsüz cihaz satışı nedeniyle para
cezası yaptırımının öngörüldüğü 3093 sayılı Yasanın 6. maddesinde;
ithalatçı firmalar tarafından malı nihai tüketiciye satacak olan firmaya yapılan
satış işleminden sonra, TRT’den bandrol alınması durumunda uygulanması
gereken para cezası miktarının nasıl olacağı hususunun, bir diğer ifade ile
kusurluluğu azaltan ya da ortadan kaldıran nedenlerin düzenlenmemiş olması
ve bandrolsüz satılan veya satışa arzedilen her
cihaz için cihazın satış bedeli kadar idari para cezasının kesileceği
kuralına yer verilmekle birlikte ihlal ile yaptırım arasında adil bir
dengenin sağlanması ve yaptırım uygulanan firmanın ekonomik durumu
açısından verilecek olan para cezasında üst sınır belirlenmesi gerekirken
belirlenmemiş olması Anayasa’nın Eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi
Belirlilik ve Ölçülülük niteliğini de taşımaması nedeniyle Anayasanın 2., 10. ve 13. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
…”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
4.12.1984 günlü, 3093 sayılı Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 23.1.2008 günlü, 5728 sayılı
Kanun’un 439. maddesiyle değiştirilen itiraz konusu kuralı da içeren 6.
maddesi şöyledir:
“Madde 6- (Değişik: 23/1/2008-5728/439
md.)
Bu Kanunun 1 inci maddesinde
belirtilen cihazların bandrolsüz veya etiketsiz
satışını yapan imalatçı veya ithalatçıya Kurum tarafından bandrolsüz veya
etiketsiz satılan veya satışa arzedilen her cihaz
için cihazın satış bedeli kadar idarî para cezası verilir. Bu cihazları bandrolsüz
veya etiketsiz satın alan, devralan veya kullananlara bandrolsüz veya
etiketsiz her bir cihaz için cihazın rayiç değerinin yarısı kadar idarî
para cezası verilir. (Ek cümleler: 16/6/2009-5904/37
md.) Tahakkuku müteakip tebliğ edilen para cezalarını ödemeyenler hakkında
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre işlem
yapılır. Bu maddeye göre kesilecek idari para cezalarına karşı, ilgilisine
tebliğ tarihinden itibaren, bir ay içerisinde yetkili idare mahkemesinde
dava açılabilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2.,
10. ve 13. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh
KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN,
Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,
Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla 10.3.2011 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, öncelikle
uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesine
göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da
kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına
varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler.
Ancak, bu kurallar
uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde
yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve
iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir.
Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan
sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde
etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 3093 sayılı
Türkiye Radyo Televizyon-Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 23.1.2008 günlü, 5728
sayılı Kanun’un 439. maddesiyle değiştirilen 6. maddesinin tamamının
Anayasa’ya aykırılığını ileri sürmüş ise de, başvuru kararı incelendiğinde;
itiraza konu olan davanın, Yasa’da belirtilen cihazların bandrolsüz
satışını yapan firmaya TRT tarafından idari para cezası verilmesine ilişkin
işlemin iptaline yönelik olduğu, davanın 6. maddenin ikinci cümlesinde
düzenlenen bu cihazları bandrolsüz veya etiketsiz satın almak, devralmak
veya kullanmak eylemleriyle ilgisi bulunmadığı gibi iptal davası açılması
nedeniyle idari para cezasının ödenmemesi koşulunun gerçeklememiş
olmasından dolayı 6. maddenin üçüncü cümlesiyle de ilgisinin olmadığı, 6.
maddenin dördüncü cümlesinin bu maddeye göre kesilecek idari para
cezalarına karşı başvurulacak yetkili mahkemeyi göstermesi nedeniyle davada
uygulanacak kural olmasına rağmen, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin bu
cümle ile ilgili herhangi bir Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunmadığı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 3093 sayılı
Yasa’nın 6. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleleri, bakılmakta
olan davada uygulanacak kural niteliği taşımamaktadır.
Açıklanan nedenlerle,
1- 4.12.1984
günlü, 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu’nun
23.1.2008 günlü, 5728 sayılı Kanun’un 439. maddesiyle değiştirilen 6.
maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerinin, itiraz başvurusunda
bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı
bulunmadığından, bu cümlelere ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile
ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp
çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin
çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada
belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Dosyada eksiklik bulunmadığından, 4.12.1984
günlü, 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu’nun
23.1.2008 günlü, 5728 sayılı Kanun’un 439. maddesiyle değiştirilen 6.
maddesinin birinci cümlesinin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri,
Anayasa Mahkemesi Raportörü Hakan ATASOY tarafından hazırlanan işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz
konusu kuralın, ihlal ile yaptırım arasında adil bir denge kurmadığı, idari
para cezasının üst sınırını belirlemediği ve ithalatçı firmalar tarafından
malı nihai tüketiciye satacak olan firmaya yapılan satış işleminden sonra,
TRT’den bandrol alınması durumunda uygulanması
gereken para cezası miktarının nasıl olacağı hususunu, bir diğer ifade ile
kusurluluğu azaltan ya da ortadan kaldıran nedenleri düzenlemediği, bu
sebeplerle Anayasa’nın eşitlik, belirlilik ve ölçülülük ilkelerine,
dolayısıyla 2. 10. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3093 sayılı Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 3. maddesinde, bu Kanun’un 1.
maddesinde belirtilen cihazları imal veya ithal edenlerin satıştan önce bandrol veya etiket almaya mecbur oldukları belirtilerek,
itiraz konusu kural ile bu cihazların bandrolsüz veya etiketsiz satışını
yapan imalatçı veya ithalatçıya Kurum tarafından bandrolsüz veya etiketsiz
satılan veya satışa arz edilen her cihaz için cihazın satış bedeli kadar
idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre itiraz konusu
kural ile düzenlenen kabahat eylemi, 3093 sayılı Kanun’un 1. maddesinde
belirtilen radyo, televizyon, video ve birleşik cihazların imalatçı veya
ithalatçı tarafından bandrolsüz satılması ya da
satışa arz edilmesi ile işlenmiş olmaktadır.
Değişen sosyal, siyasal ve
ekonomik koşullar kimi durumlarda devlet idarelerine bir takım yetkilerin
tanınması gereğini ortaya çıkarmıştır. Gelişen, büyüyen, çeşitlenen ve
çoğalan toplumsal gereksinimleri yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde
karşılayabilmek için çağdaş yönetimlerde idareye değişik alanlarda yaptırım
uygulama yetkileri tanınmaktadır.
İtiraz konusu kural ile
düzenlenen idari para cezası, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun doğrudan
işlemiyle idare hukukuna özgü usullerle kesilen ve uygulanan bir idari
yaptırımdır.
5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 3. maddesinde, Kabahatler Kanunu’nun genel hükümlerinin idari
para cezası yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı
hükme bağlanmıştır. Bu nedenle itiraz konusu kuralda öngörülen idari para
cezasına da Kabahatler Kanunu’nda yer alan genel hükümler uygulanacağı
açıktır.
Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum
ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı
sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk
devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler
hukuku açısından da Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı
kalmak koşuluyla hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak
yaptırımın türü ve ölçüsü, yaptırımın ağırlaştırıcı ve hafifletici
nedenlerinin, kusurluluğu azaltan ya da ortadan kaldıran sebeplerin, etkin
pişmanlık hallerinin belirlenmesi gibi konularda kanun koyucunun takdir
yetkisi bulunmaktadır.
İdari para cezası, kabahat
sayılan eylemin işlenmesini önlemeye yönelik caydırıcılık fonksiyonu
gördüğü gibi, kamu açısından oluşmuş olan zararın giderilmesi amacına da
hizmet etmektedir. Bu nedenle, idari para cezasının alt ve üst sınırı
gösterilmeden, nispi olarak belirlenmesi mümkündür.
İtiraz konusu kuralda,
Kurum tarafından verilecek idari para cezasının, bandrolsüz
veya etiketsiz satılan veya satışa arz edilen her cihaz için cihazın satış bedeli kadar olduğu
belirtilerek, cezanın üst sınırı
gösterilmeden, nispi olarak belirleneceği hükme bağlanmıştır. İtiraz konusu
kural ile Kuruma tanınan nispi idarî para cezası verme yetkisinin, kamuda
oluşan zararın giderilmesi yanında, caydırıcı olma amacını taşıdığı
anlaşılmaktadır. Bu düzenleme anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun
takdirinde olup, bu konuda bir belirsizlik bulunmamaktadır.
İtiraz başvurusunda, ithalatçı firmalar tarafından malı nihai tüketiciye
satacak olan firmaya yapılan satış işleminden sonra, TRT’den bandrol alınması durumu, kusurluluğu azaltan ya da
ortadan kaldıran neden olarak nitelendirilerek, itiraz konusu kuralın
kusurlulukla ilgili nedenleri düzenlememesi nedeniyle belirlilik ilkesine
aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, itiraz konusu kural ile düzenlenen
kabahat fiili, 3093 sayılı Kanun’un 1. maddesinde belirtilen cihazların
bandrolsüz veya etiketsiz olarak satılması veya satışa arz edilmesi anında
işlenmiş olduğundan, bandrol ya da etiketin söz konusu cihazların satılması
ya da satışa arz edilmesinden sonra alınması halinde, kusurluluğu azaltan
ya da ortadan kaldıran nedenlerden değil, etkin pişmanlık kavramından söz
edilebilir. Zira faildeki iradenin oluşum şartlarını etkileyerek, failin
işlediği fiilden dolayı şahsen sorumlu tutulup tutulamayacağı hususuyla
ilgili olan yaş küçüklüğü, akıl hastalığı gibi kusurluluğu azaltan ya da
ortadan kaldıran sebeplerin, fiilin işlendiği anda mevcut olması gerekmekte
olup, fiilin işlenmesinden sonra oluşan neticenin ortadan kaldırılması,
etkin pişmanlıkla ilgili bir durumdur.
Kanun koyucu ceza alanında
düzenleme yaparken sahip olduğu takdir yetkisine dayanarak bazı suç ya da kabahatlerde,
fiil işlendikten sonra etkin pişmanlık gösterilerek işlenen haksızlığın
neticelerinin mümkün olduğunca izale edilmesi, azaltılması ya da tamamen
ortadan kaldırılması halinde, faile hiç ceza verilmemesini veya cezasında
indirim yapılmasını öngörebilmektedir. İtiraz konusu kuralda etkin
pişmanlıkla ilgili bir düzenlemeye yer verilmemesi, anayasal sınırlar
içinde kanun koyucunun takdirinde olup, kuralda bu açıdan da bir
belirsizlik bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 10. maddesinde
yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali
yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler
ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir.
Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı
tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Kanun’da belirtilen
cihazların satışını yapan imalatçı ya da ithalatçı firmalar, sattıkları ya
da satışa arz ettikleri cihazların satış değeri ve miktarı bakımından
farklı ekonomik büyüklüğe ve güce sahip olabileceği vebu nedenle, aynı konumda
bulunmayan imalatçı veya ithalatçı firmalara, işledikleri kabahat nedeniyle
verilecek idari para cezasının miktarının nispi olarak belirlenmesinin
eşitlik ilkesine aykırı bir yönü yoktur.
Açıklanan nedenlerle
itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
İtiraz konusu
kuralın Anayasa’nın 13. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
4.12.1984 günlü, 3093
sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 23.1.2008
günlü, 5728 sayılı Kanun’un 439. maddesiyle değiştirilen 6. maddesinin
birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
1.3.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim
KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
|
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet
ERTEN
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan
ÜSTÜN
|
Üye
Engin
YILDIRIM
|
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal
Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal
TERCAN
|
|