|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2011/33
Karar Sayısı : 2012/54
Karar Günü : 11.4.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Eğil Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.11.1984 günlü, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine
Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 13. maddesinin son fıkrasının “Birinci fıkrada belirtilen süreler
içinde mahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında
devir ve temliki gerektiren bir karar verilemez.” biçimindeki birinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Davacı ve karşı davalı tarafından açılan el atmanın
önlenmesi ve ecri misil ödenmesi ile karşı davacı ve davalılar tarafından
açılan tapu iptali ve tescile ilişkin karşı davanın birleştirilerek
incelenmesi sırasında kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine varan
Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
İtiraz başvurusunun gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı karşı davalı ... ile davalı ... 14/07/1998
havale tarihli dava dilekçeleri ile Eğil İlçesi Sarıcak Köyü 478 parsel
sayılı taşınmaza davalı karşı davacılar tarafından yapılan elatmanın
önlenmesini ve dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık ecri misil talep
etmişlerdir.
Davalı karşı davacılar 31/12/1998 havale tarihli
dilekçeleri ile Eğil İlçesi Sarıcak Köyünde bulunan 228, 409, 463, 478 ve
544 parsel sayılı taşınmazların hile yolu ile davacı karşı davalılar adına
tescil edildiği gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davası açılmıştır. Her
iki dosya arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle
birleştirilmesine karar verilmiştir.
Davalı karşı davacılar tarafından açılan tapu
iptali ve tescil davasının 25/01/2007 tarihinde tefrik edilmesine karar
verilmiş ve mahkememiz esas defterinin 2007/3 sırasına kayıt edilmiştir.
Mahkememizin 01/02/2007 tarih ve 2007/3-12 E. K sayılı kararı ile davalı
karşı davacılar tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasının açılmamış
sayılmasına karar verilmiştir. Belirtilen karar Yargıtay denetiminden
geçmek suretiyle kesinleşmiştir.
Davalı karşı davacılar vekili 26/02/2008 havale
tarihli dilekçesi ile açılmamış sayılmasına karar verilen dava ile aynı
mahiyette tapu iptali ve tescil davası açmış, mahkememizin 17/06/2008 tarih
ve 2008/29-42 E. K sayılı kararı ile açılan tapu iptal ve tescil davasının
iş bu dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Dosyaya getirtilen 19/01/2011 tarihli davaya konu
taşınmazların tapu kayıt örneklerinde birleştirilen tapu iptal ve tescil
davasında, dava konusu edilen taşınmazların tapu kayıtlarına Tarım Reformu
Genel Müdürlüğü Şanlıurfa Bölge Müdürlüğü tarafından 3083 sayılı Kanunun
13. maddesi uyarınca kısıtlama kararı konulduğu görülmüştür.
Mahkememiz dava dosyasında uygulama alanı olan 3083
sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun
13. maddesinin son fıkrasında yer alan “Birinci fıkrada belirtilen süreler
içinde mahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında
devir veya temliki gerektiren bir karar verilemez.” cümlesinin Anayasa’nın 2,
10, 35, 36 maddelerine aykırı olduğu değerlendirilmekle somutnorm denetimi yoluyla Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin
toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu
belirtilmiştir.
Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun,
insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık, kanunların üstünde Anayasa ve kanun
koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan
devlettir.
3083 sayılı Kanunun Sahibine Bırakılacak Arazi
kenar başlıklı 5. maddesinde uygulama bölgesinde, gerçek kişilerle özel
hukuk tüzel kişilerinin bağ, bahçe ve ağaçlık arazisi ile örnek işletmesi
hariç mülkiyetinde bulunan tarım topraklarından, dağıtım normunun on katını
aşan veya Bakanlar Kurulunca arttırılan miktarlardan fazla olan kısmı ile
varsa üzerindeki tarımsal yapı ve tesisler, bedelleri nakden ve peşin
ödenmek suretiyle Genel Müdürlük tarafından kamulaştırılacağı, geri kalan
kısmının ise kendilerine verileceği düzenlendikten sonra maddenin 5, 6 ve 7
fıkralarında kamulaştırma işleminin yapılmasında hangi usulün takip
edileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Maddenin 8. fıkrasında ise “Bu
kanunda hüküm bulunmayan hallerde yapılacak kamulaştırmalara 4/11/1983
tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri uygulanır” hükmüne yer
verilmek suretiyle 3083 sayılı Kanunun uygulanması ile ilgili olarak
yapılacak kamulaştırma işlemleri ile ilgili olarak 3083 sayılı Kanunda
hüküm bulunmaması halinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun uygulanacağı
belirtilmiştir.
3083 sayılı Kanunun 5. maddesinin 6. fıkrasına
istinaden çıkartılan Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım
Reformu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 18. maddesinde yukarıda belirtilen
atfa istinaden 2942 sayılı Kanunun 10. maddesinde öngörülen düzenlemeye
paralel bir düzenleme yapılmıştır.
Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım
Reformu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin Tescil ve Tahliye kenar başlıklı 18.
maddesinde;
“Tebliğ edilen kamulaştırma işlemine karşı idari ve
adli yargıya başvurulmadığı veya bu konuda açılan davaların kesin olarak
sonuçlanmasına rağmen, taşınmaz mal sahibinin ferağ vermemesi halinde,
Bölge Müdürlüğü, takdir edilen ve arttırılan bedelin tamamının bankaya
yatırıldığına dair makbuz ve diğer belgelerin örnekleriyle birlikte,
kamulaştırılan taşınmaz malın Hazine adına tesciline karar verilmesi için
Asliye Hukuk Mahkemesine müracaat eder.
Taşınmaz malın Hazine adına tesciline karar
verilmesi halinde, kararın tapu sicil muhafızlığına tebliği ve tescil
işlemleri Bölge Müdürlüğünce takip edilir. Kamulaştırılan taşınmaz malın
aynı üzerindeki ihtilaflarda Genel Müdürlüğe husumet düşmez. Mülkiyetin
kişiler arasında ihtilaflı olması taşınmazın idare adına tesciline engel
değildir.”
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine göre 3083
sayılı Kanunun uygulanması sırasında kamulaştırma yapılmasının gerekli
olması halinde idare tarafından oluşturulacak Bedel Tespit Komisyonunca
tespit edilen bedelin ilgililer tarafından kabul edilmemesi halinde idare
tarafından Asliye Hukuk Mahkemesine tescil istemli yapılacak başvuru
üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından taşınmazın idare adına tesciline
karar verilecektir. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen bu karar
devir ve temliki gerektiren bir karardır.
3083 sayılı Kanunun 13. maddesinin son fıkrasında
kısıtlama süresi içerisinde mahkemeler tarafından devir ve temliki
gerektiren hiçbir karar verilemeyeceği öngörülmektedir. 3083 sayılı Kanunun
13. maddesinde hiçbir sınırlama yapılmaksızın mahkemeler tarafından
verilecek tüm devir ve temliki gerektiren kararlara yasak getirildiğinden
3083 sayılı Kanunun 5. maddesi ile 13. maddesi arasında çelişki ortaya
çıkmaktadır. Hukuk devleti kanun hükümlerinin birbiri ile, Anayasa ve
evrensel hukuk kuralları ile çelişmediği devlettir. Yukarıda açıklanan
gerekçelere göre 3083 sayılı Kanunun 5. ve 13. maddeleri arasında çelişki
bulunduğundan 3083 sayılı Kanunun 13. maddesinin son fıkrasında yer alan ve
iptal için başvurulan cümlenin Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen hukuk
devleti ilkesine aykırıdır. Bu nedenle 3083 sayılı Kanunun 13. maddesinin
son fıkrasında yer alan “Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde mahkemeler
veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında devir veya temliki
gerektiren bir karar verilemez” cümlesinin iptali gereklidir.
Adil yargılanma hakkını düzenleyen Anayasa’nın 36.
maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki
davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmektedir. Maddeyle nce altına alınan dava
yoluyla hak arama özgürlüğü, bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde
diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve
bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birini
oluşturmaktadır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı
kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya
işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını
giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu, yargı mercileri önünde dava
hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı
tanınması adil yargılamanın ön koşulunu oluşturur.
Anayasanın 35. maddesinde “Herkes mülkiyet ve miras
haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir, mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz,” demektedir.
Yine, Mülkiyet hakkını garanti altına alan 1 No’lu
Ek Protokolün 1. maddesi şöyle demektedir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk
dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak
kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu
yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka
harçların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri
kanunları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
1 No’lu Ek Protokolün 1. maddesi, özel ve tüzel
kişilere ait mal ve mülke Devlet tarafından yapılabilecek herhangi bir
keyfi müdahaleye karşı korumaktadır. Öte yandan bu madde devlete özel ve
tüzel kişilere ait olan mülkiyetleri yasalarda belirtilen koşullar altında
kullanma ve hatta bu kişileri bunlardan mahrum etme hakkını da
tanımaktadır.
Sözleşme kurumlarının mülkiyet hakkına yapılacak
olan herhangi bir müdahalenin genel veya kamu yararı sağlamak amacıyla
yapılıp yapılmadığından emin olmaları gerekmektedir. Özellikle, kamu
otoriteleri mülkiyetin kullanımını vergilerin veya diğer harçların veya
ceza ödemelerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla kontrol edebilir. Kamu
yararı ile bireysel yarar arasındaki orantılılık ilkesini gözetmek üzere
müdahalenin keyfi olmaması ve hukuka uygun bir şekilde yapılması
gerekmektedir.
Anayasanın 35 ve AİHS 1 Nolu Ek Protokolünün 1.
maddesinde sınırları belirtilmek suretiyle güvence altına alınan mülkiyet
hakkına sınırlama getirilmesi durumunda getirilen sınırlamanın hakkın özüne
dokunmaması, demokratik ve çağdaş hukuk devletinin gereklerine uygun olması
gerekmektedir.
Yasama organı böyle bir yetkiden yola çıkarak, 3083
sayılı Kanunun 13. maddesinin son fıkrasında mülkiyet hakkına kısıtlama
getirmiş bulunmaktadır. Ancak yasama organı bu kısıtlamayı getirirken
Anayasa’nın diğer hükümlerini göz ardı etmemelidir. Mülkiyet hakkına
kısıtlama getirilirken, toplumun bir kesimine diğer kesimine oranla daha
fazla hak ve imkan getirilmesi, Anayasa’daki “ayrımcılık yasağı” ve
“eşitlik” kurallarını zedeleyecektir.
İptal başvurusuna dayanak mahkememiz dosyasında
idare tarafından 3083 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca 10 yıl kısıtlama
şerhi konulmuştur. Konulan bu kısıtlama şerhi Anayasanın 35 ve Ek
Protokolün 1. maddesine aykırıdır. Ayrıca Anayasanın 36. maddesinde
öngörülen Hak Arama Hürriyetine de aykırıdır. İdarenin kamu yararı
gerekçesiyle koyduğu kısıtlama kararı gereğince hak sahipleri Anayasanın
36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetini Anayasa’ya
aykırı olarak ötelemek durumunda kalmaktadırlar. Bu nedenle de 3083 sayılı
Kanunun 13. maddesinin son fıkrasında yer alan cümle Anayasa’ya aykırıdır.
...”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
22.11.1984 günlü, 3083 sayılı Sulama Alanlarında
Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da
içeren 13. maddesi şöyledir:
“Madde 13- Uygulama alanlarında Bakanlar Kurulu
kararının Resmi Gazete’de yayımı tarihinden itibaren, kamulaştırma,
toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması
veya tapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk
tüzelkişilerine ait arazinin mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik
edilemez. Bu araziler ipotek edilemez ve satış vaadine konu olamaz. Ancak,
bu kısıtlama süresi beş yılı aşamaz. Sulama şebekesi tamamlanıp sulamaya
geçinceye kadar da aynı işlemler yapılmaz. Bu kısıtlamada ise süre, beş
yılı aşamaz. Ancak, sulama alanlarında toplulaştırma çalışmaları kısıtlama
süresi içerisinde sonuçlandırılamadığı takdirde, Tarım Reformu Genel
Müdürlüğünün teklifi ile Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının onayı ile toplulaştırma çalışmalarının sonuçlandırılması
amacıyla kısıtlama süresi en fazla beş yıla kadar daha uzatılabilir.
Kısıtlama süresi içerisinde arazisini ve varsa
üzerindeki tesisleri satmak isteyen gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerin
müracaatları halinde, uygulayıcı kuruluş bu kişilere ait tarım toprağını ve
varsa üzerindeki tesisleri, altmış gün içinde bu Kanun hükümlerine göre
kamulaştırır veya yönetmelikle tespit edilecek esaslar dahilinde
bunların başkalarına satışına izin verir.
Yukarıda belirtilen süre içinde, bu gibi arazi
Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalara ipotek edilebilir.
Bu kısıtlama süresi içerisinde ipoteğin paraya çevrilmesi
gerektiğinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipte
düzenlenecek kıymet takdir raporu uygulayıcı kuruluşa tebliğ edilir.
Uygulayıcı kuruluşun bu rapora itiraz ve dava hakkı vardır. Kesinleşen
kıymet takdir raporuna göre tespit edilmiş bedeli, bu Kanun hükümlerine
göre uygulayıcı kuruluş tarafından uygun görülmesi halinde ipoteğin paraya
çevrilmesi yoluyla takip dosyasına ödenerek arazinin Hazine mülkiyetine
geçirilmesi sağlanır. Ancak uygulayıcı kuruluş tarafından ihtiyaç
duyulmaması halinde, arazinin satışına izin verilebilir. Buna ilişkin
esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Birinci fıkrada belirtilen süreler
içinde mahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında
devir ve temliki gerektiren bir karar verilemez. Miras yoluyla intikaller, bu hükmün kapsamı
dışındadır. Ayrıca mahkemeler satış suretiyle miras ortaklığının
giderilmesine karar veremezler.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2.,
10., 35. ve 36. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca,
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU,
Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla
PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla 14.4.2011 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Anayasa
Mahkemesi Raportörü Ali Rıza ÇOBAN tarafından hazırlanan işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında 3083 sayılı Sulama Alanlarında
Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 5. maddesi ile 13.
maddesinde yer alan iptali istenen kural arasında çelişki bulunduğu ve
hukuk kuralları arasında çelişki bulunmasının hukuk devleti ilkesini,
itiraz konusu kuralın Kanun çerçevesinde uygulamaya konu olan taşınmazlarla
uygulama dışı kalan taşınmazlar arasında farklılık yaratması nedeniyle
eşitlik ilkesini, bireylerin taşınmazlarına getirilen sınırlamalar
nedeniyle mülkiyet hakkını ve mahkemelerin ve icra dairelerinin temliki
gerektiren karar vermesini yasaklaması nedeniyle hak arama özgürlüğünü
ihlal edici nitelikte olduğu gerekçesiyle kuralın Anayasa’nın 2., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
3083 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralı da içeren
temliki tasarrufların durdurulması başlıklı 13. maddesinde Bakanlar
Kurulu’nun Kanunu uygulama kararından itibaren uygulama sona erinceye kadar
uygulama alanındaki arazilere ilişkin temlik sonucu doğuracak tasarruf
işlemleri yasaklanmıştır. Bu çerçevede Bakanlar Kurulu
kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren, uygulama alanlarında
kamulaştırma, toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin
tamamlanması veya tapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek
kişilerle özel hukuk tüzelkişilerine ait arazinin mülkiyet ve zilyetliğinin
devri ve temliki yasaklandığı gibi bu araziler üzerinde ipotek kurulmasına
ve satış vaadi yapılmasına da sınırlama getirilmiştir. Kanun, bu
kısıtlamaların süresini beş yılla sınırlandırmakla birlikte sulama
alanlarında toplulaştırma çalışmalarının bu süre içinde
sonuçlandırılamaması halinde çalışmaların sonuçlandırılması amacıyla
kısıtlama süresinin en fazla beş yıla kadar uzatılmasına olanak tanımıştır.
Uzatmaların Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yapılması
öngörülmüştür.
Ancak, Kanun kısıtlama süresince öngörülen devir ve
temlik yasağına bazı istisnalar öngörmüştür. Bu çerçevede kısıtlama süresi
içerisinde arazisini ve varsa üzerindeki tesisleri satmak isteyen kişilerin
başvurusu halinde uygulayıcı kuruluşun altmış gün içinde bu kişilerin
taşınmazlarını kamulaştırması ya da belli esaslar dâhilinde bunların
başkalarına satışına izin vermesi öngörülmüştür. Ayrıca uygulama alanındaki
arazinin Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalara ipotek edilmesine olanak
tanınmıştır. Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalar dışındaki kişiler
lehine ise ipotek yapılması mümkün değildir. İtiraz konusu kuralı da içeren
son fıkrada ise birinci fıkrada belirtilen beş yıllık süreler içinde
mahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından uygulama alanındaki
araziler hakkında devir ve temliki gerektiren bir karar verilemeyeceği
öngörülmüştür.Miras yoluyla
gerçekleşen intikaller ise bu hükmün kapsamı dışında tutulmuştur.Ayrıca mahkemelerin satış suretiyle miras
ortaklığının giderilmesine karar veremeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Dolayısıyla kısıtlama süresince satış ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla
devirler uygulayıcı kuruluşun kontrolüne tabi tutulmuş, miras yoluyla
devirlere izin verilmiş, bunların dışındaki devirler ise tamamen yasaklanmıştır.
Mahkemeler ve icra dairelerine getirilen devir ve temlik sonucunu doğurucu
karar verme yasağı ise kısıtlama süresince mutlak bir yasak olarak
düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü ve
adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkının temel
unsurlarından birisi mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı,
uyuşmazlığı hakkında nihai ve icra edilebilir karar verecek bir yargı mercii
önüne uyuşmazlığı götürme hakkı olarak tanımlanabilir. Bu nedenle mahkemeye
erişim hakkı aynı zamanda mahkemeden icra edilebilir bir karar almayı da
içerir. Dava açılmasına herhangi bir engel olmamakla birlikte, mahkemenin
davayı çözme yetkisi yoksa ya da kararını uygulatma imkânı bulunmuyorsa
mahkemeye erişim hakkından söz edilemez.
İtiraz konusu kural belli sürelerle mahkemelerin ve
icra iflas dairelerinin devir ve temlik sonucu doğuran kararlar vermelerini
yasaklamaktadır. Devir ve temlik işlemlerinin durdurulma süresi kanunda beş
yıl olarak öngörülmüş olmakla birlikte on yıla kadar uzatılması mümkündür.
Bu süre boyunca mahkemelere devir ve temlik sonucunu doğuracak karar verme
yasağı öngörülmekle birlikte mahkemelerin nasıl karar vereceğine ilişkin
bir açıklık getirilmemiştir. Bu durumda mahkemelerin önlerindeki derdest
davaları askıya mı alacağı yoksa incelemeye devam ederek devir ve temlike
neden olmayan bir karar mı vermek zorunda olduğu konusunda açıklık
bulunmamaktadır.
Mahkemeler bu seçeneklerden hangisini uygularsa
uygulasın davada haklı olmakla birlikte itiraz konusu kural nedeniyle devir
ve temlik sonucu doğuracak bir karar verilememesi sonucu hakkını elde
edemeyen taraf, uygulama işlemleri tamamlandıktan sonra da haklarını tam
olarak elde edemeyecektir. Davayı askıya alma halinde, dava konusu taşınmaz
uygulama kapsamında bölünmüş ya da başka bir taşınmaz ile birleştirilmiş
veya başka bir kişiye tahsis edilmiş olabileceğinden dava sonunda verilen
kararın uygulanma kabiliyeti kalmayacaktır. Dava konusu taşınmazın kamulaştırılmış
olması halinde de kamulaştırma bedeli tapuda malik gözüken kişiye ödenmiş
olacağından davada haklı olan tarafın kamulaştırma bedeli alması da mümkün
olmayacak veya alabilmesi için yeni davalar açması gerekecektir.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36.
maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğünü ihlal edici nitelikte olup Anayasa’ya aykırıdır, iptali gerekir.
Kural
Anayasa’nın 36. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın
2., 10. ve 35. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
VI- SONUÇ
22.11.1984 günlü, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi
Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 13. maddesinin son fıkrasının“Birinci fıkrada belirtilen
süreler içinde mahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi
hakkında devir ve temliki gerektiren bir karar verilemez.”biçimindeki birinci cümlesinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
11.4.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|