|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/138
Karar Sayısı : 2012/94
Karar Günü : 15.6.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: İstanbul 2. Vergi Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 31.12.1960 günlü, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun
86. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “… gayrimenkul
sermaye iratları...” ibaresinin, Anayasa’nın 10. ve 73. maddelerine aykırılığı
savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Sahibi olduğu gayrimenkullerden dolayı gayrimenkul
sermaye iradı mükellefiyeti bulunan davacının, vergi kaybına neden olduğu
gerekçesiyle adına yapılan tarhiyatın iptali istemiyle Üsküdar Vergi
Dairesi’ne karşı açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılığı
iddiasının ciddi olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“I.
Dava Konusu Olayda Uygulanacak İtiraza Konu Kanun Kuralı
Dava konusu olayda; davacı
tarafından adına kayıtlı mesken ve işyerlerinden ötürü 2005, 2006, 2007,
2008 dönemlerine ilişkin gayrimenkul sermaye iradına ilişkin beyanlarını
vererek tahakkuk eden vergileri ödediği ancak daha sonra davalı idarece
işyerlerine ait kira gelirlerinin ilgili yıllara göre değişkenlik arz etmekle
birlikte belirlenen beyan sınırlarının altında kaldığından beyan edilmemesi
gerektiği, bu nedenle davacının verdiği beyannamelerde tevkifat yoluyla
ödediği verginin ödenen genel vergi miktarından indirim konusu yapılamayacağı
ileri sürülerek meskenlere ilişkin verginin eksik ödendiği nedeniyle sadece
mesken geliri üzerinden ikmalen vergi tarhiyatlarının yapıldığı, bunların
davacıya tebliği üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Toplama
Yapılmayan Haller” başlıklı 86. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde:“vergiye
tabi gelir toplamının [(a) ve (b) bentlerinde belirtilenler hariç] 103 üncü
maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmaması
koşuluyla, Türkiye’de tevkifata tabi tutulmuş olan; birden fazla işverenden
elde edilen ücretler, menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye
iratları” için
bu maddenin ilk cümlesinin amir hükmü gereğince beyanname verilmeyeceği,
diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bunların, beyannameye dahil
edilmeyeceği düzenlenmiştir.
Söz konusu hükmün
incelenmesinden hangi tutarda ve hangi kaleme ilişkin gelirlerin beyana
dahil edilmeyeceği belirlemesi yapılmış ve bu belirleme içerisinde iki
koşula bağlı olarak elde edilen bazı gelirlerin beyannameye dahil edilmeyeceği
belirlenmiştir. Bunlardan ilki vergiye tabi gelir toplamının (aynı maddenin
(a) ve (b) bentlerinde belirtilenler hariç olmak üzere) 193 sayılı Kanunda
belirlenen 103. maddesinde belirlenen ikinci gelir diliminde yer alan
tutarı aşmaması; ikincisi ise tevkifata tabi tutulmuş olmasıdır. Böylece bu
iki koşulu sağlayan mükellefler kanunda belirtilen gelirlerinden dolayı ya
beyanname vermeyecekler ya da diğer gelirler için beyanname verilmiş ise bu
gelirlerden ötürü ödenen vergiler beyana dahil edilmeyecektir.
İncelenen olayda
uyuşmazlığın özünü, yukarıda değinilen Kanun hükümleri çerçevesinde iki
koşuluda sağlayan gayrimenkul sermaye gelirleri için davacı tarafından
verilen yıllık beyanlarda bunlar için peşin ödenen vergilerin indirim
suretiyle gösterilmesinin idarece kabul edilmemesi nedeniyle yapılan
ikmalen tarhiyatların oluşturması, olayın çözümünde de yine bu Kanun
hükmünün uygulanmasını gerekli kılması nedeniyle 193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 86. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin konuya ilişkin “gayrimenkul sermaye
iratları” ifadesinin olaya uygulanacak Kanun kuralı olduğu
sonucuna varılmıştır.
II. Anayasaya Aykırılık
Sorunu ve Gerekçe
193 sayılı Gelir
Vergisi Kanununun “Toplama Yapılmayan Haller” başlıklı 86. maddesinin,
3946, 4369 ve 4842 sayılı Kanun ile değişikliklere uğramıştır. Söz konusu
hüküm, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun genel sistematiği içerisinde,
Verginin Tarhı başlıklı dördüncü kısım, ikinci bölüm içersinde yer
almaktadır. Bu kısmın incelemesinden de Kanunun daha önceki bölümlerde
belirttiği gelirin unsurlarından elde edilen gelirin, gelirin safiliği
ilkesi uyarınca beyanname esnasında da birkaç hususun indirim olarak kabul
edilmesi veya kabul edilmemesi ile ilgili olarak yapılan düzenlemeler ile
gelirin tekliği ilkesi kapsamında yapılması gerekenler düzenlenmiştir.
Burada ilk dikkati
çeken husus, söz konusu Kanun hükmünün 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun
“Gelirin Toplanması ve Beyan” başlıklı 85. maddesinde belirlenen genel
kurala istisnai durumlar getirmesidir. Bu nedenle itiraza konu Kanun kuralı
incelenirken bu durumun da analize dahil edilmesi gerekir. Zira bir
vatandaşlık ödevi olan verginin inşa edildiği hukuki zemin kişilerin
geliridir. Harcamalar üzerinden alan vergiler dahi bir yönüyle gelirin
vergilendirilmesi hedefine yöneliktir. Öyle ki bir kişinin gelirinin ne
kadar olduğu aynı zamanda onun ne kadar harcama yaptığıyla da ilişkilidir.
Bu ayrıksı durum bir kenara bırakılacak olursa, vergi hukukumuzda aslolan
kişilerin bir yıl içinde elde ettikleri gelirlerini 193 sayılı Kanununun
85. maddesi kapsamında tek bir beyannamede mali idareye bildirmeleri
üzerinedir. Çağdaş vergiciliğin temel uygulamalarından olan bu duruma beyan
esası denmektedir.
Beyan esasında elde
edilen gelir, mükellef tarafından gönüllü bir şekilde idareye beyan
edilmesi bunun sonucunda vergi usulünün en temel işlemleri tarh, tahakkuk,
tebliğ ve tahsil işlemleri gerçekleştirilmesi şeklinde bir işlemler
silsilesinden sonra vergilendirilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken
husus, kişinin ödeyeceği verginin matrahının kendisi tarafından
belirlenerek idareye bildirilmesidir. Bununla beraber çağdaş vergi
hukukunun bir diğer mihenk taşı ise safi gelir ilkesidir. Yani devlet
vergilendirmeye ilişkin egemen iradesini ancak kişinin safi geliri üzerinde
kullanabilecektir. Gelirin elde edilişinde katlanılan ve Kanunda belirtilen
giderler vergi matrahının oluşumunda dikkate alınmayacak, yine kaynağını
Kanundan alan bir kısım indirim kalemleri ise oluşan vergi matrahından
indirilebilecektir. Böylece kişilerin ödeyecekleri vergi matrahlarının
oluşumu kişilerin saf ve akım gelirlerine özgülenmiş olacaktır. Tüm bu
gider ve indirim işlemleri beyan esası benimsenmiş olduğundan mükellefin
kendisi tarafından yapılacaktır. İdarenin denetim hakkı ise zaman aşımı
hükümleri çerçevesinden her zaman mevcuttur.
Ancak vergi
hukukumuzda gelirin vergilendirilmesi, genel olarak beyan esası üzerine
olmakla beraber; gelir vergisine konu bir kısım gelirlerin ise en az
maliyetle ve etkin bir şekilde toplanması maksadına yönelik olarak verginin
kaynağında tevfik edilmesi ve bunların vergi sorumluları vasıtasıyla mali
idareye beyan edilerek ödenmesi yolu da benimsenmiştir. 193 sayılı Kanunun
“Vergi Tevkifatı” başlıklı 94. maddesinde, kamu idare ve müesseseleri,
iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş
ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi
işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini
beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını
bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler, aynı
maddede bentler halinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil)
nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir
vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları hüküm altına
alınmıştır.
Böylece söz konusu
Kanun hükmünde adı geçen kişilerle kurulacak ticari bir ilişkide yine aynı
madde metninde belirtilen bir iktisadi faaliyet gerçekleştirilmiş ise, bu
gelirler için tevkifat suretiyle vergilendirme söz konusu olacak. Bu
kişilerin o faaliyetten ötürü elde ettiği gelir belirlenen vergi oranları
üzerinden vergi sorumluları tarafından mali idareye beyan edilerek
ödenmektedir. 193 sayılı Kanunun 95. maddesinin 5. fıkrasının (a) bendinde
belirtilen “70 inci maddede yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığı
yapılan ödemelerden” ifadeleri ile gayrimenkullerin 94. maddenin 1.
fıkrasında yer alan kişilere kiraya verilmesi halinde elde edilen gelirden
ötürü, söz konusu kişiler tarafından %20 oranında gelir vergisi tevkifatı
yapılıp takip eden ayın 23. günü akşamına kadar bağlı oldukları vergi
idaresine beyan edilip aynı ayın 26. günü akşamına kadar ödenmesi söz
konusudur.
Böylece ilgili
kişilerin elde ettiği Kanunda belirtilen gelirlerinden vergilendirilmesi kendileri
tarafından beyan edilmemekte; vergilendirmeye ilişkin işlemler vergi
sorumluları tarafından yerine getirilmektedir.
Bu uygulama,
verginin maliyetini düşürmekte, vergilendirmede etkinliği artırmakta
bununla beraber kişinin kendi beyan etmesinden kaynaklanan Kanunda
kullanılması mümkün bazı gider ve indirimlerden mahrum kalmasına sebep
olmaktadır.
Bu durum; dava
konusu olay özelinde olarak gayrimenkul sermaye iradının vergilendirilmesi
noktasında, itiraza konu kanun hükmü nedeniyle vergi adaletinin tesisi
yönünden daha da detaylı inceleme yapılmasını gerekli kılmaktadır.
Bu kapsamda evvela
gayrimenkul sermaye iradının kişinin kendi beyanı doğrultusunda beyan
edilmesi durumu ile kişinin bu gelirinin tevkifat yoluyla vergilendirilmesi
halinde ortaya çıkan farkların ortaya konulması gerekir. Bunun için de
kişinin gerçek usulde mi, götürü usulde mi vergilendirildiği
belirlenmelidir. Eğer gerçek usulde vergilendirilen mükellef ise 193 sayılı
Gelir Vergisi Kanununun “Giderler” başlıklı 74. maddesinde sayma yöntemiyle
belirtilen giderler safi gelirin belirlenmesi için hasılattan gider olarak
indirilebilecektir. Şayet götürü usul benimsenmiş ise bu kez bu maddede
belirtilen giderler için %25 oranında giderin hasılattan indirilebileceği
hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan 193
sayılı Kanunun gayrimenkul ve haklarda belirli bir miktarı vergiden istisna
olmasını düzenleyen 21. maddesinin uygulanması ise, kendi içinde üç koşula
bağlı kılınmıştır. İlki taşınmazın mesken olarak kiraya verilmiş olması;
ikincisi taşınmazdan kira elde eden kişinin ticari, zirai ve mesleki olarak
gerçek usulde beyan eden bir mükellef olmaması; üçüncüsü ise taşınmazdan
elde edilen gelirin beyanı yine ticari, zirai ve mesleki olarak beyan eden
kişiler vasıtasıyla sorumlu sıfatıyla beyan edilmemiş olmasıdır. Bu şartlar
altında kişinin elde ettiği gayrimenkul sermaye iradına istisna hükümleri
uygulanabilmektedir. Görüldüğü üzere taşınmazın işyeri olarak kiraya
verilmesi halinde Kanunun istisnaya ilişkin 21. maddesinin uygulanma
olanağı bulunmamaktadır.
Kısaca toparlamak
gerekirse, bir taşınmazın kiraya verilmesi işleminde değişik durumlara göre
bazı farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda taşınmazın mesken mi,
işyeri mi gayrimenkul sermaye iradı elde eden mükellefin tercih ettiği
usulün gerçek mi, götürü mü; taşınmazı kiralayan kişinin 193 sayılı Kanunun
94/1. maddede sayılan vergi tevkifatı yapmaya mecbur mükellef olup olmadığı
gibi (bağımlı) değişkenlere bağlı olarak ilgili mükellefin ödemekle yükümlü
olduğu vergi yükü değişebilmektedir. Ancak bu değişikliğin vergi adaletini
ve vergilendirmede gözetilmesi gereken eşitlik ilkesinin zedelememesi,
kanunla belirlenen vergilendirme ölçütlerinin anayasal ilkelere aykırı
olmaması gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar
ışığında gayrimenkul sermaye geliri elde eden kişilerin
vergilendirilmesinde kişilerin safi gelirinin tespitinde özellikli bir
durum ortaya çıkmaktadır. O da kişinin kira geliri elde ettiği
taşınmazlardan ötürü verdiği yıllık beyanında seçilen usule göre götürü
ve/veya gerçek usulde vergi matrahının belirlenmesinde gelirin tekliği
ilkesi kapsamında bir tek beyanname verilmesi ve bu beyan üzerinden
tevkifat suretiyle ödenen verginin kişinin ödemekle yükümlü olduğu genel
vergi yükünden mahsup edilmesi ve/veya indirilmesini gerekli kılmaktadır.
Nitekim bu hususta vergi mevzuatımızda buna engel olacak genel bir kural
bulunmamaktadır. Buna mukabil 193 sayılı Kanunun 86. maddesi ile bazı
durumlarda tevkifat yoluyla ödenen vergiler için beyanname verilmeyeceği,
şayet başka gelirlerden ötürü beyan veriliyor ise bunların beyana dahil
edilmeyeceği düzenlenmiştir. Bu maddenin (c) bendinde yer alan itiraza konu
Kanun kuralı ile de gayrimenkul sermaye iradı elde eden ilgili kişilerin,
hem Kanunun getirdiği bazı giderlerden yararlandırılmamasına hem de bu
kişilerin genel beyanlarında 193 sayılı Kanunun 121. maddesi uyarınca
tevkifen ödedikleri vergileri mahsup edebilme imkanına engel olunmaktadır.
Bu da Anayasa’nın
10. maddesinde anlatımını bulan eşitlik ilkesi ile 73. maddesinde
anlatımını bulan mali güce göre vergilendirme ilkesine aykırılık
oluşturmaktadır.
A) Anayasanın 10. Maddesine
Aykırılık Sorunu
Anayasa’nın “Kanun
Önünde Eşitlik” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” hükmüne amirdir.
Anayasanın 10.
maddesinin 1. fıkrasında belirtilen eşitlik ilkesi, bu ilkeden
yararlananlar açısından bir temel hak, yani eşit işlem görmeyi ya da ayrım
gözetilmemesini isteme hakkını doğurduğu tartışmasızdır. Bununla birlikte
eşitlik, aynı zamanda, muhataplarını yani devlet organları ve idare
makamları anayasal bir buyruk ile devlet yönetiminde benimsenmesi gereken,
egemen temel bir ilkeyi vurgulamaktadır.
Eşitlik ilkesi, şekli
hukuki eşitlik ve maddi hukuki eşitlik olarak iki anlamda yorumlanabilir.
Şekli hukuki eşitlikten kastedilen kanunların genel ve soyut nitelik
taşıması, yani kapsadığı herkese eşit olarak uygulanmasıdır. Anayasanın
10’uncu maddesinin, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa “imtiyaz”
tanınamayacağı yolundaki ikinci fıkrası da bu anlamda bir eşitliği
hedeflediği anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 06.07.2000 tarih ve
E: 2000/21 K: 2000/16 sayılı kararında, Anayasa’nın 10. maddesinde
belirtilen “yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar
için söz konusu olduğunu; bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik
öngörüldüğü; eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa
karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğu; bu
ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesinin yasaklandığı; durum ve
konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları gerekli kılabileceği; aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik
ilkesi çiğnenmiş olmayacağı ifade edilmiştir. Ancak şüphesiz ki, eşitlik
ilkesinin anlamını şekli hukuki eşitlikle sınırlandırmak mümkün değildir.
Maddi hukuki eşitlik, şekli eşitliğin ötesinde, aynı durumda bulunanlar
için haklarda ve ödevlerde, yararlarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve
sorumluluklarda, fırsatlarda ve hizmetlerde eşit davranma zorunluluğunu
içermektedir. Bu anlamda eşitlik ilkesinin ihlal edilmiş olup olmadığının
anlaşılabilmesi için Anayasaya uygunluk denetiminde sadece kanunların genel
ve soyut nitelik taşıyıp taşımadıklarının değil, onların içeriklerinin de
araştırılması gerekir.
Bu kapsamda, 193
sayılı Gelir Vergisi Kanununun 86/c maddesinde ifade edilen “gayrimenkul
sermaye iratları” genel ve soyut ve dolayısıyla şekli anlamda eşitlik
ilkesini gözetir nitelikte olduğu açıktır. Ancak söz konusu Kanun kuralının
maddi hukuk anlamında eşitlik ilkesi ile örtüşüp örtüşmediği söz konusu
hükmün tesir ettiği vergi mevzuatının tümüyle ele alınması ile mümkün
olacaktır. Bu nedenle söz konusu ifade ile;
-Vergiye tabi gelir
tutarının maddenin (a) ve (b) bentlerinde belirtilenler hariç olmak üzere
Kanunun 103. maddesinde belirlenen gelir tarifesinin ikinci gelir diliminde
yer alan tutarı aşmaması,
-Tevkifata tabi
tutulmuş olması,
koşullarının varlığı
halinde bunlar için beyanname verilmemesi ve şayet diğer gelirler için
beyanname veriliyorsa bunun beyannameye dahil edilmemesi sonucu
doğmaktadır.
Görüldüğü üzere
beyan vermeme veya verilen beyana dahil etmeme durumu iki koşula bağlı
kılınmıştır. Dikkat edilmesi gereken nokta ise bu koşulların ikisinin
birlikte bulunması hususudur. Koşullarının varlığı ise bir hakka değil
bilakis beyan esasına dayalı vergi sistemimizde hem bir hak hem bir ödev
olan beyan vermeye ilişkin hakkın kullanımına ve yerine göre böyle bir
ödevin yerine getirilmesine engel olunması için gerekli koşullardır. İki
koşulun bir arada aranması ise sadece koşullardan birini sağlayan veya
ikisini de sağlamayan aynı koşullara sahip diğer kişilere nazaran bu iki
koşulu sağlayanlar için bir eşitsizlik yaratması anlamına gelmektedir.
Başka bir ifade ile
gayrimenkul sermaye iradı geliri elde eden kişi şayet Kanunda belirtilen
iki koşulu da sağlıyorsa bu iki koşulu sağlamayan ancak gayrimenkul sermaye
geliri elde eden başka bir kişiye göre beyanname vermekten kaynaklanacak
gider ve mahsuplaşma imkanına sahip olmadığından diğer kişilere göre aynı
durumda olmalarına nazaran daha fazla bir vergi yükü ile muhatap olunması
sonucunu doğuracaktır. Böylece itiraza konu Kanun hükmü ile eşitler
arasında eşitsizliğe sebebiyet verilmiş olunacaktır. Bu da Anayasa’nın 10. maddesine
aykırılık teşkil etmektedir.
B) Anayasanın 73. Maddesine
Aykırılık Sorunu
Anayasanın “Vergi
Ödevi” başlıklı 73. maddesinin 2. fıkrası, vergi yükünün adaletli ve
dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacı olduğu hükmüne amirdir.
Vergi yükünün
adaletli ve dengeli dağılımı yönünden Anayasaya uygunluk denetimi
yapılırken mali güç ile bağlantı kurmak ve bu iki ilkeyi birlikte
yorumlamak gerekmektedir. Öncelikle mali gücün kavranıp kavranmadığı
ölçülmelidir. Mali gücün kavranmadığı düzenlemelerde vergi yükünün
hesaplanması ve adaletli ve dengeli dağılımının saptanması mümkün
olmayacaktır. Yani adaletli ve dengeli dağılımın saptanabilmesi için
yükümlülerin ödeme güçlerinin gözetilmesi zorunludur. Anayasa Mahkemesi
06.07.2000 tarih ve E: 2000/21 K: 2000/16 sayılı kararında, malî güce göre
vergilendirmenin, verginin kişilerin ekonomik ve kişisel durumlarına göre
alınması olduğu; bu ilke, malî gücü fazla olanın, malî gücü az olana oranla
daha fazla vergi ödemesi gereğini belirlediği; malî gücün tanımı Anayasa’da
bulunmamakla birlikte, genellikle ödeme gücü anlamında kullanılmakta, kamu
maliyesi yönünden ise gelir, servet ve harcamalar malî gücün göstergeleri
olduğu; verginin malî güce göre alınması aynı zamanda vergide eşitlik
ilkesinin uygulama aracı olarak tanımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi,
18.07.1995 gün ve E: 1995/7 K: 1995/35 sayılı kararında da, Anayasanın 73.
maddenin ikinci fıkrasında ise vergi yükünün adaletli ve dengeli bir
biçimde dağılımının öngörüldüğü, vergilendirilecek alanların seçimi ve vergi
yükünün adaletli ve dengeli dağılımı için yükümlülerin kişisel durumlarının
yasalarda gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Mahkemeye göre
yasakoyucunun, vergi koyarken yükümlülerin ekonomik durumunu göz önünde
bulunduracak bir sisteme uyması gerekir. Vergi de asıl olan ödeme gücüdür.
Mali güç de ödeme gücünü belirler. Mali güç ilkesi, az kazanandan az, çok
kazanandan çok vergi alınmasıdır.
Yüksek Mahkemeye
göre vergi yükümlüsünün mali gücüne göre vergilendirilebilmesi için, gerçek
gelirinin saptanması gerekir. Vergilendirmede hayat standardı esası,
ortalama kâr haddi, götürü vergi, sermaye iratlarının, ücretlere göre
farklı vergilendirilmesi, en az geçim indirimi, artan oranlı (müterakki)
vergilendirme gibi uygulamalar mükelleflerin farklılıkları da dikkate
alınarak vergi yükünün adalete uygun ve sosyal amaçlı dağıtımına ve
yükümlünün gerçek mali gücüne göre vergi alınmasının birer göstergesi
olarak kabul edilir. Hatta kişinin vergi matrahı, o vergi dönemi için
vergiye esas mali gücüdür denilebilir.
Bu kapsamda
gayrimenkul sermaye iradı elde eden ancak 193 sayılı Kanunun 86. maddesinde
belirtilen koşulları taşıdığı için beyanname veremeyen ya da bu koşullara
uyan gelirini beyannameye dahil edemeyen kişilerin itiraza konu kanun hükmü
uyarınca aynı Kanunun 74 ve 121. maddesinden faydalanamamaları nedeniyle
vergilendirmeye esas mali gücünün göstergesi olan vergi matrahının daha
fazla olmasına sebep olunmaktadır. Başka bir anlatımla, 86. maddede
belirlenen koşullara dahil olanların vergi yükü, kendisiyle aynı geliri
elde ettiği halde 86. maddedeki koşulların en az birini taşımadıkları için
beyanname verme veya gelirini beyannameye dahil etme imkanından ötürü, daha
fazla olmaktadır. Bu da Anayasa’nın 73. maddesinin 2. fıkrasına aykırılık
teşkil etmektedir.
III. Hüküm
Açıklanan
nedenlerle, Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında, bir davaya bakmakta olan
mahkemenin, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanun hükmünün Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına götüren görüşünü açıklayan kararı ile Anayasa
Mahkemesine başvurmasını düzenleyen 6216 sayılı Kanunun 40. maddesinin 1.
fıkrası uyarınca; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Toplama Yapılmayan
Haller” başlıklı 86. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “gayrimenkul sermaye iratları” ifadesinin,
Anayasanın 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile iptali için
re’sen Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, dosyadaki belge örneklerinin
onaylanıp dizi pusulasına bağlanarak Anayasa Mahkemesi Başkanlığına
gönderilmesine, Yüksek Mahkemece bir karar verilinceye kadar veya dosyanın
Mahkemeye gidişinden itibaren beş aylık sürenin dolmasına kadar davanın
bekletilmesine 31/10/2011 tarihinde karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
İtiraz
konusu ibarenin de yer aldığı193
sayılı Kanun’un 86. maddesi şöyledir:
“Madde
86- (Değişik: 9/4/2003-4842/9 md.)
Aşağıda belirtilen gelirler için
yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde
bu gelirler beyannameye dahil edilmez.
1. Tam mükellefiyette;
a) Gerçek usulde vergilendirilmeyen ziraî
kazançlar, bu Kanunun 75 inci maddesinin (15) numaralı bendinde yazılı
menkul sermaye iratları, kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan
kısmı,
b) Tek işverenden alınmış ve tevkif
suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla
beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103 üncü
maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan
mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil),
c) Vergiye tâbi gelir toplamının [(a)
ve (b) bentlerinde belirtilenler hariç] 103 üncü maddede yazılı tarifenin
ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmaması koşuluyla, Türkiye'de tevkifata tâbi tutulmuş olan; birden fazla işverenden
elde edilen ücretler, menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları,
d) Bir takvim yılı içinde elde edilen
ve toplamı 600 milyon lirayı (1.290 TL) aşmayan, tevkifata
ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye
iratları.(1)
2. Dar mükellefiyette, tamamı
Türkiye'de tevkif suretiyle vergilendirilmiş olan; ücretler, serbest meslek
kazançları, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve
iratlar.”
B-İlgili Görülen
Yasa Kuralı
193 sayılı
Kanun’un 85. maddesi şöyledir:
“Gelirin toplanması ve beyan
Madde 85- (Değişik:
22/7/1998 - 4369/44 md.)
Mükellefler 2 nci
maddede yazılı kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve
iratları için bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler.
Bu Kanuna göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması
zorunludur.
Tacirlerle çiftçiler ve serbest
meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin
etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. Bu hüküm şirketlerin
faaliyet ve tasfiye dönemlerine şamil olmak üzere kollektif
şirket ortakları ile komanditeler hakkında da
uygulanır.
Yabancı memleketlerde elde edilen
kazanç ve iratlar:
1. Mükellefin bunları Türkiye'de
hesaplarına intikal ettirdiği yılda;
2. Türkiye'de hesaplara intikal
ettirilmemesinin mükellefin iradesi dışındaki sebeplerden ileri geldiği
tevsik olunan hallerde, mükellefin bunlara tasarruf edebildiği yılda;
Elde edilmiş sayılır.”
C- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 10. ve 73. maddelerine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra
Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU,
Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla
yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE, 12.1.2012 gününde karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Anayasa
Mahkemesi Raportörü Erhan TUTAL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen yasa kuralı,dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, gayrimenkul sermaye
iradı elde eden kişinin Kanunda belirtilen koşulları sağlaması halinde; söz
konusu koşulları sağlamayan ancak aynı tür gelir elde eden başka bir kişiye
göre beyanname vermekten kaynaklanacak gider ve mahsuplaşma imkanına sahip olmaması nedeniyle daha fazla bir vergi
yükü ile karşılaşmasının Anayasa’nın 10. maddesine; aynı şekilde Kanunda
yer alan sınırlama nedeniyle beyanname veremeyen kişinin giderleri de beyan
edilemeyeceğinden vergi matrahının daha fazla olmasının da Anayasa’nın 73.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralda, mükelleflerin bir takvim yılı içerisinde elde edip,
aynı Kanun’un 85. maddesi uyarınca topladıkları değişik kazanç
unsurlarından, bu toplama dahil edilme
zorunluluğuna tabi olmayanların hangileri olduğu belirlenmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen
“eşitlik ilkesi” ile eylemli
değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlâli
yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlâl edilmiş olmaz.
Anayasa’nın 73. maddesinin birinci ve
ikinci fıkralarında ise, “Herkes,
kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle
yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye
politikasının sosyal amacıdır” denilmiştir. Verginin malî güce göre
alınması ve genelliği ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin
gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ekonomi ve vergi hukuku alanında malî
güce ilişkin göstergelerin gelir, sermaye ve harcamalar olduğu kabul
edilmektedir. Malî güç, ödeme gücünün kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık
koşuludur. Yasakoyucunun vergilendirmede,
kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile malî güçlerini göz önünde
bulundurması gerekir. Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırım
yapılmaksızın malî gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergi
ödemesini ifade eder. Malî güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin
ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda
vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı olup, malî gücü fazla olanın malî
gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik
ilkesi ise malî gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı
oranda vergi alınması esasına dayanır. Diğer bir anlatımla, yükümlülerin
genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine göre katılmalarını ifade eder.
İptali istenen kural gayrimenkul sermaye iratları
yönünden değerlendirildiğinde, Kanunda yazılı belirli bir miktarı geçmeyen
gayrimenkul sermaye iratlarının beyan edilmemesi suretiyle görece olarak
düşük bir vergi alacağından Devletin vazgeçmesini, buna karşılık mükellefin
de söz konusu gayrimenkule dair varsa yapmış olduğu giderlerini beyan
etmemesini öngörmekte, böylece verginin toplanmasında gereksiz
kırtasiyecilikle uğraşılmamakta ve kamu alacaklarının tahsilatının
hızlandırılması sağlanmaktadır.
Devlet ile mükellef karşılıklı olarak bir miktar
alacağından vazgeçmekte, mükellef ile vergi dairesi gereksiz iş yükü ile
meşgul edilmemekte; Kanunda yazılı miktarın üzerinde elde edilen
gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kamu alacaklarının tahsilatının hızlandırılarak kamu giderleri için ihtiyaç
duyulan finansmanın en kısa zamanda sağlanması amaçlanmaktadır.
Vergilendirmede, malî politika, sosyal,
ekonomik ve vergi tekniğinin gerektirdiği nedenlerle bazı kişiler veya
gelirler vergi kapsamı dışında tutulabileceği gibi bazı durumlarda Devlet
bir miktar vergi alacağından belirli şartlarla vazgeçebilecektir.
Öte yandan, eşitlik ilkesine aykırılıktan söz
edilebilmesi için bir yasanın aynı hukuksal durumda olanlar arasında bir
ayırım veya ayrıcalık yaratması gerekir. İtiraz konusu kural uyarınca
öngörülen beyan edilmeme sınırı, aynı hukuksal konumda olan tüm kişilere
uygulanacağından eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 10. ve 73. maddelerine aykırı
değildir. İtirazın reddi gerekir.
VI- SONUÇ
31.12.1960
günlü, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun, 9.4.2003 günlü, 4842
sayılı Kanun’un 9. maddesiyle değiştirilen 86. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendinde yer alan “…gayrimenkul sermaye iratları…”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 15.6.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
|
Üye
Erdal TERCAN
|
Üye
Muammer TOPAL
|
|