|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/9
Karar Sayısı : 2012/44
Karar Günü : 22.3.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Malatya İş Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 2.9.1971 günlü, 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanunu’nun;
1- 24.7.2003 günlü, 4956 sayılı
Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 25. maddesinin birinci fıkrasında yer
alan “…talep tarihinden itibaren başlatılır.” ibaresinin,
2- 4956 sayılı Kanun’un 47. maddesiyle
eklenen Geçici 18. maddesinin,
Anayasa’nın Başlangıç
hükümleri ile 2., 10., 60. ve 138. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Davanın açıldığı 7.5.2007 tarihine kadar
Bağ-Kur’a hiçbir şekilde kayıt ve tescili yapılmamış olan davacının,
kasaplık mesleği sebebiyle vergi mükellefiyetinin başladığı 1.7.1978
tarihinden itibaren Bağ-Kur sigorta kaydının tespitinin yapılarak, bu
tarihten itibaren Bağ-Kur sigortalısı sayılmasına karar verilmesi istemiyle
açtığı davada, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasını
ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“MADDİ OLAY VE UYGULANACAK YASA HÜKMÜ KONUSU:
Anayasanın 152/1.
maddesinde “bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya
kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini anayasaya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varırsa, anayasa mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar
davayı geri bırakır” hükmüne yer verilmektedir.
Davacı vekili dava
dilekçesinde özetle; müvekkilinin Sürgü kasabasında ikamet etmekte olup,
kasaplık yaptığını, müvekkilinin kasaplık mesleği nedeni ile 01/07/1978 tarihinden 30/12/1978 tarihine kadar ve
06/07/1981 tarihinden 31/03/1989 tarihine kadarki dönemler içerisinde
Doğanşehir vergi dairesinin 4732 vergi hesap numaralı vergi mükellefi
olduğunu, müvekkilinin Sürgü esnaf ve sanatkarlar odasına 08/03/1983
tarihinde üye olduğunu ve üye numarasının 114 olduğunu halen üyeliğinin
faal olarak devam ettiğini, aynı zamanda müvekkilinin Malatya Esnaf ve
Sanatkarlar siciline 01/11/1984 tarihinde kayıt yaptırmış olup bu kaydını
12/05/2006 tarihinde sildirdiğini, müvekkilinin Malatya Esnaf ve
Sanatkarlar sicil numarasının 5016 olduğunu, Yüksek Yargıtayın
uygulamaları ve 1479 sayılı Bağ-kur kanununun 24. maddesine baktığımızda
Bağ-kur sigortalılığı unsurlarının oluşması için vergi mükellefiyetini
gerektiren faaliyette bulunulmasının yeterli olacağı yönünde olduğunu,
müvekkilinin bütün yükümlülüklerinin yerine getirmesine rağmen Bağ-kur
kaydının yapılmamasının hukuka aykırı olduğunu, açıklanan nedenlerle
müvekkili Abuzer Eğilmez’in
yapmış olduğu kasaplık mesleği sebebi ile vergi mükellefiyetinin başlamış
olduğu 01/07/1978 tarihinden itibaren bağ-kur sigorta kaydının tespitinin
yapılarak bu tarihten itibaren bağ-kur sigortalısı sayılmasına karar
verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap
dilekçesinde özetle; davacının yasal süre içerisinde kuruma kayıt ve
tescilini yaptırmadığını, 4956 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasaya eklenen
geçici 18.maddesi uyarınca davacının 04/10/2000 tarihinden önce kayıt ve
tescilinin yapılmasının mümkün olmadığını, davacının gelir vergisi mükellefi
yada gelir vergisinden muaf olup esnaf ve
sanatkarlar sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne
uygun kayıtlı olması gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar
verilmesini talep etmiştir.
-Bağ-Kura yazılan
müzekkere cevabında;davacının sigortalılık tescil
kaydına rastlanılmadığı bildirilmiştir.
-Malatya ili,Doğanşehir Mal Müdürlüğünden gelen müzekkere
cevabında; davacının kasap olarak 01.07.1978-30.12.1978 ve
06.07.1981-31.03.1989 tarihleri arasında vergi kaydı olduğu bildirilmiştir.
-Sürgü Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığının kayıtlarına göre;
davacının 114 üye no’su ile 08.03.1983-11.05.2006
tarihleri arasında üyelik kayıtlarının bulunduğu bildirilmiştir.
-Davacının bildirmiş
olduğu tanıklar Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığı ile
dinlenmiştir.
-Tüm deliller
toplandıktan sonra dava dosyası Ankara Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilerek
Bağ-Kur mevzuatı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınmıştır.
Davacı vekili bu
aşamada Anayasaya aykırılık iddiasında bulunmuştur.
Bakılan
ihtilafta davacının Anayasaya aykırılık iddiası yerinde görülmüş; 4956
sayılı Yasanın 15. maddesi ile değişik 1479 sayılı Yasanın 25. maddesinin
1. fıkrasının son cümlesinde yer alan -TALEP TARİHİNDEN İTİBAREN
BAŞLATILIR- ibaresi ile 4956 Sayılı Yasanın 47. maddesi ile 1479 sayılı
Yasaya eklenen geçici 18. maddesinin tamamının Anayasanın başlangıç
hükümleri ile 2, 10, 60 ve 138. maddelerinin amir hükümlerine aykırı
düştüğü düşüncesiyle Anayasa Mahkemesine müracaat edilmesi gerekmiştir.
-5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-b bendi kapsamındaki
sigortalılara ilişkin olmakla beraber geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun
7. maddesi gereğince mülga 1479 sayılı kanunun 25. ve 47.maddelerinin
uygulanması gerektiğinden söz konusu mevzuat hükümleri gereği inceleme
yapılmıştır.
-Dava konusu
ihtilafın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan 1479 sayılı yasanın
sigortalama ve tescile ilişkin hükümleri;
3165 sayılı kanunun
(04/10/2000 tarihine kadar) 6. maddesi ile 1479
sayılı kanunun 24. maddesi değiştirilerek sosyal güvenlik kuruluşları
kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı
olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan;
a) Esnaf ve sanatkarlar
, tüccar, sanayici ve borsa , ajans ve acenteleri, mimar ve mühendisler,
sigorta prodüktörleri ve eksperleri, eczacılar, tabipler, veterinerler,
gümrük komisyoncuları gibi ticari veya serbest kazancı dolayısı ile gerçek
veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, esnaf ve sanatkarlar
siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına
usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar....
619 sayılı K.H.K. (08/08/2000 tarihine kadar) 619 sayılı K.H.K. Nın 13.maddesi ile 1479 sayılı kanunun 24. maddesi
değiştirilerek sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve
herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve
hesabına bağımsız çalışanlardan esnaf ve sanatkarlar ile diğer bağımsız
çalışanlardan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısı ile gerçek
veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar ile gelir vergisinden
muaf olanlardan esnaf ve sanatkarlar siciline veya kanunla kurulu meslek
kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar... Bu kanuna göre sigortalı
sayılırlar.
04/10/2000 tarihinde yürürlüğe giren ve 26/10/2000 tarihinde
Anayasa Mahkemesince iptal edilen ve 08/08/2001 tarihine kadar yürürlükte
kalan 619 sayılı K.H.K. Nın geçici 1. maddesi;
“1479 sayılı kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde, bu kanun
hükmünde kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış
olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu kanuna göre
zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20/04/1982 tarihinden
bu kanun hükmünde kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine
kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen
sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin
primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden
ödemek kaydı ile sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.”
Dava konusu
ihtilafın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan 1479 sayılı yasanın (4956
sayılı yasanın 47. maddesi ile eklenen) geçici 18. maddesi; “Bu kanuna göre
sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04/10/2000
tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların
sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04/10/2000 tarihinden itibaren başlar.
Ancak, bu kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanları
sigortalılıkları, bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde
kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20/04/1982-04/10/2000
tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere
ilişkin olarak 49. ve ek 15. Maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının
tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde
bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek
kaydı ile bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.”
Dava konusu
ihtilafın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan 1479 sayılı yasanın (5458
sayılı yasanın 14. Maddesi ile eklenen) geçici 27.maddesi; “Bu kanun ve
2926 sayılı kanuna göre kayıt ve tescilleri yapılmış olan sigortalılar 31/12/2006 tarihine kadar sigortalılık hak ve
yükümlülüklerinin tespitine ilişkin her türlü bilgi ve belgeleri kuruma
ibraz etmek zorundadırlar. 31/12/2006 tarihinden sonra bilgi ve belge ibraz
edenlerin hizmet süreleri saklı kalmak kaydı ile,
ibraz ettikleri bilgi ve belgeler basamak tespiti ve geriye dönük prim
hesabında dikkate alınmaz. Anılan tarihe kadar söz konusu bilgi ve
belgeleri kuruma ibraz etmeyen sigortalıların kurumda mevcut bilgi ve
belgelere göre basamak tespiti yapılır ve geriye dönük prim borçları
hesaplanır.”
01/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın
geçici 8. maddesinin 2.bendi;
“Ancak, bu kanunun
4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt
bentlerine göre sigortalı sayılanlardan bu kanunun yürürlük tarihinden
itibaren sigortalıkları başlatılanların, bu kanunun yürürlük tarihi ile
04/10/2000 tarihi arasında geçen vergi mükellefiyet süreleri bulunmak kaydı
ile, sigortalının bu kanunun yürürlük tarihinden
itibaren 6 ay içinde talepte bulunması halinde, vergi mükellefiyet sürelerinin
tamamı için 80. maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre talep
tarihindeki prime esas kazancının %32 si üzerinden borçlanma tutarı
hesaplanır ve sigortalıya tebliğ edilir. Sigortalının kendisine tebliğ
edilen borçlanma tutarının tamamını tebliğ tarihinden itibaren 6 ay içinde
ödemesi halinde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.
Sigortalıya tebliğ edilen borç tutarının bu süre içerisinde tam olarak
ödenmemesi halinde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez
ve ödenen tutar bu Kanunun 89. maddesine göre iade edilir.” Hükümleri
amirdir.
Bu husustaki
yargısal Uygulama ise;
“... 4956 sayılı
yasa ile eklenen geçici 18. maddede ise <yasaya göre sigortalılık
niteliği taşıdığı halde 04/10/2000 tarihine kadar
kayıt ve tescil yaptırmamış olanların> sigortalılıklarının 04/10/2000
tarihinden itibaren başlayacağının belirtilmesi karşısında davacı, maddenin
birinci cümlesindeki koşulları taşıması nedeni ile 04/10/2000 tarihi
itibari ile tescil edilmiştir. Bu tarihten önce tescili bulunmadığından
hakkında maddenin ikinci cümlesinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır.
Anılan maddenin ilk cümlesindeki koşullar dikkate alınmaksızın devamında
yer alan <ancak bu kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş
olanların> sigortalıklarının değerlendirileceğine ilişkin hüküm bu
olayda uygulanmaz. Daha önce kayıt ve tescili bulunmadığından 04/10/2000 tarihi itibari ile sigortalılığı başlatılan
sigortalının bu defa da maddenin ikinci cümlesi gereğince önceki sürelere
de hak kazanması gibi bir sonuç 1479 sayılı Yasaya 4956 sayılı Kanunun 47.
maddesi ile eklenen geçici 18. maddesi bütün olarak ele alındığında
aykırılık teşkil eder. Bu yön Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2006 gün, 2006/21-703-728 sayılı kararlarında da
vurgulanmıştır...”
“...02/08/2003
tarihi itibari ile yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasanın 46. maddesi ile 1479
sayılı Yasaya eklenen geçici 18. madde hükmü ile de ; 619
sayılı yasanın hükmünde kararnamenin geçici 1. maddesi hükmüne benzer bir
düzenlemeyle; sigortalılık niteliğini taşıdıkları durumda 04/10/2000 gününe
kadar kayıt ve tescilini yaptırmayanlara, 20/04/1982 ile 04/10/2000
tarihleri arasında vergi kayıtlarına dayalı çalışma sürelerini belirli
koşullara borçlanma imkanı tanınmıştır. Bu yönde; borçlanma hakkı; 04/10/2000
gününden sonra zorunlu sigortalı olarak bağ-kura tescil edilmiş
olduklarından daha önce vergi kaydı bulunanlara tanındığı gibi, bu hak;
sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlaması için ön görülen tarihlerden
itibaren, yasada belirtilen ve hak düşürücü süre niteliğindeki süreler dahilinde kullanılmalıdır...”
İLGİLİ KANUN MADDELERİ:
1- 1479 sayılı
yasanın (4956 sayılı yasanın 47. maddesi ile eklenen) geçici 18.maddesi;
“Bu kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdığı halde 04/10/2000
tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların
sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04/10/2000 tarihinden itibaren başlar.
Ancak, bu kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanları
sigortalılıkları, bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde
kuruma YAZILI OLARAK BAŞVURMALARI ve 20/04/1982-04/10/2000
tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere
ilişkin olarak 49. ve ek 15. Maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının
tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde
bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek
kaydı ile bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.”
2- Madde 25- (Değişik: 24/7/2003-4956
sayılı yasanın 15. maddesi ile eklenen)
Bu Kanunun 24 üncü maddesine göre sigortalı
sayılanlardan gelir vergisi mükellefi olanların sigortalılıkları,
mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanların
sigortalılıkları ise Esnaf ve Sanatkar Sicili ile
birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmak şartıyla TALEP
TARİHİNDEN İTİBAREN BAŞLATILIR.
Bu suretle sigortalı olanların hak ve
yükümlülükleri sigortalı sayıldıkları tarihte başlar.
ANAYASAYA AYKIRILIK
NEDENLERİ VE İLGİLİ ANAYASA MADDELERİ:
1- ANAYASANIN 2. MADDESİ YÖNÜNDEN: Anayasanın
2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve
adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve
sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne yer verilmektedir. Hukuk devleti,
insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni
kuran ve bunu sürdürmekte kendini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri
yargı denetimine bağlı olan devlettir. Hukuk devleti ilkesi, devletin tüm
organlarının üstünde hukukun mutlak egemenliğinin bulunmasını, yasa
koyucunun da her zaman Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile kendisini
bağlı saymasını gerektirir. Bu bağlamda yasa koyucunun yasal düzenlemeler
yaparken ki takdiri, sınırsız ve keyfi olmayıp, hukuk devleti ilkeleri ile
sınırlıdır.
Hukuk devletinin
unsurları doktrinde belirlenmiş olup, bunlardan konu ile ilgili olan bir
tanesi “hukuki güvenlik” ilkesidir. Hukuki güvenlik, devlet faaliyetlerinin
önceden tahmin edilebilir, öngörülebilir olmasını gerektirir. Bu sebeple
devlet faaliyetleri önceden hukuk kuralları ile düzenlenmeli ve mümkün
olduğunca “hukuki istikrar” sağlanmalıdır.
Bu ilkenin bir anlam
kazanabilmesi için, o ülkede egemen olan hukukun yönetilenlere, devlete
karşı da hukuk güvenliği sağlaması boyutunun da gerçekleşmesi gerektiği
tartışmasızdır. Böylelikle devlet, toplum yaşamını düzenlerken ortaya
koyduğu, kişilerde tam bir güven duygusu yaratacak, onlara hukuk
kurallarının tam anlamı ile geçerli olduğu ve toplumun bütün unsurları ile
birlikte uyum içinde yürüdüğünü gösteren bir güven ortamı tesis edecektir.
(Danıştay 11. dairesinin 12/06/1195 gün ve
E:1995/1838, K:1995/1861)
Davacı 29/08/1973 tarihinde başladığı çalışma hayatının
25.yılını doldurarak yaşlılık aylığı almaya hak kazanmıştır. Bu hak
yasalarla korunmuştur. Bu hakkın sonradan çıkarılan yasalarla elinden
alınması “kazanılmış haklar” ilkesine aykırıdır.
Davacı aleyhine
mahkememizde görülmekte olan 2007/187 esas sayılı davada;
Uygulanacak olan
1479 sayılı kanunun 4956 sayılı kanunun 15. maddesi ile değiştirilen 25.
maddesi ve 4956 sayılı yasanın 47. maddesi ile 1479 sayılı Kanuna eklenen
geçici 18. madde Anayasa’ya açıkça aykırıdır.
Şöyle ki;
a) Anayasa’ya
aykırılığı ileri sürülen kanun maddeleri ile Hukuk devletinin temel
şartlarından birisi olan “Kazanılmış haklara saygı” kaidesi ihlal
edilmiştir. Zira hukuk devletinin temel şartlarından birisi bireylerin
hukuken kazanılmış sonradan vaaz edilen kanun hükümleri ile ortadan
kaldırılmak Anayasanın bu yöndeki hükümlerinin ihlali anlamına gelmektedir.
Kanun koyucunun kazanılmış hakları zedeler mahiyette kanun çıkarmasının
Anayasa’ya aykırılık teşkil edeceği Anayasa Mahkemesinin bir
çok kararında da zikredilmiştir.
b) Yargıtay Hukuk Genel
Kurulunun E.19921/2-283, K.1991/403 sayılı ve 03/07/1991 tarihli kararında
da belirtildiği üzere “……Yasada öncesine etkili
olabilme hükmü olsa bile kazanılmış haklara dokunulamaz. Zira yasaların
öncesine etkileyebilme koşulu usulü bir kuraldır. Usulü kurallar ise
kazanılmış hakları zedelememe koşulu ile öncesine etkili olabilirler.
Anayasanın 2. maddesi uyarınca Türkiye cumhuriyeti sosyal bir devlettir…. Yasa koyucunun kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı
nitelikte bir yasa ve diğer düzenleyici bir kural koyması hukuk devleti
ilkesine ve bunun sonucu olarak Anayasaya aykırı bir düzenleme ve davranış
olacaktır.” Aynı minval üzere bir çok Yargıtay
kararı ve Anayasa mahkemesi kararı bulunmaktadır.
c) Somut olay
açısından bakıldığında davacının 01/07/1978 tarihi
itibari ile vergi kaydının bulunduğu görülecektir. Sürgü Esnaf ve Sanatkarlar odası kaydının ise 1983 tarihinde yapıldığı
ve halen devam etmekte olduğu anlaşılacaktır. Yine esnaf sicil
memurluğundaki kaydının 1984-2006 yılları arasında kesintisiz devam ettiği
açıktır. Tüm bu bilgilere ve verilen tarihlere göre davacının vergi
kaydının başladığı tarihten bağ-kura kurum tarafından resen ve zorunlu
olarak tescil edilmesi gerektiği o dönemdeki yürürlükteki mevzuat
gereğidir. Davacının bu hakkı kazanılmış bir haktır. Anayasa ile güvence
altına alınmıştır. Davalı kurumun yeni yasal düzenlemeleri ileri sürerek
davacının tescilinin 04/10/2000 tarihinden
itibaren başlayacağını ileri sürmesi hukuk devleti İlkesi karşısında hukuki
himaye görememelidir. Zira 01/07/1970 tarihi
itibari ile davacının tescilinin yapılması mükellefiyeti ve zorunluluğu
davalı kuruma aittir. O dönem itibari ile yasal düzenlemeler bu
minvaldedir. Bu durum da hukuken kazanılmış bir haktır.
2- ANAYASANIN 10. MADDESİ
YÖNÜNDEN:
“Herkes kanun önünde
eşittir”
Ayrıca Anayasanın
60. maddesinde de “HERKES SOSYAL GÜVENLİK HAKKINA SAHİPTİR” hükmü ile
eşitlik ilkesi birlikte değerlendirildiğinde;herkes
sosyal güvenlik hakkına eşit şekilde sahip olmalıdır.
Kişilerin
yürürlükteki mevzuat hükümlerine güvenerek eylem ve işlemlerini yürütmesi
hayatın olağan akışına ve hukukun genel kurallarına uygundur. Daha sonra
yasalarda meydana gelen değişiklikler aynı konumda ;fakat
farklı haklara sahip olan sigortalılar ortaya çıkarmaktadır.Bir kısım
sigortalıları vergi ve oda kaydını RESEN dikkate alarak 1479 sayılı Yasa
kapsamında zorunlu sigortalı yaparken,diğer bir kısım sigortalılara talepte
bulunma yükümlülüğü yüklemek Anayasanın EŞİTLİK ilkesine aykırılık teşkil
eder.
3- ANAYASANIN 60. MADDESİ
YÖNÜNDEN:
“Herkes sosyal
güvenlik hakkına sahiptir”
Davacının kasaplığı
dolayısı ile 01.07.1978-30.12.1978, 06.07.1981-31.03.1989 tarihleri
arasında Doğanşehir Vergi Dairesinde vergi mükellefidir.
Sürgü Esnaf ve
Sanatkarlar Odası Başkanlığının kayıtlarına göre;davacının
114 üye no’su ile 08.03.1983-11.05.2006 tarihleri
arasında üyelik kayıtları mevcuttur.
Davacının vergi
kaydının ve oda kaydının bulunduğu tarihte yürürlükte olan yasa 1479 sayılı
yasanın 24. maddesini değiştiren 3165 sayılı Yasadır. Bu yasa hükmüne göre;
3165 sayılı kanunun
(04/10/2000 tarihine kadar) 6. maddesi ile 1479
sayılı Kanunun 24. maddesi değiştirilerek sosyal güvenlik kuruluşları
kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı
olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan:
a) Esnaf ve
sanatkarlar , tüccar, sanayici ve borsa , ajans ve acenteleri, mimar ve
mühendisler, sigorta prodüktörleri ve eksperleri, eczacılar, tabipler,
veterinerler, gümrük komisyoncuları gibi ticari veya serbest kazancı
dolayısı ile gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar,
esnaf ve sanatkarlar siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek
kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar....
Bu yasa hükmüne göre
davacı hem vergi kaydı, hemde oda kaydı ile
Bağ-Kur sigortalısı olma hakkına haizdir.
Tüm bu bilgilere ve
verilen tarihlere göre davacının vergi kaydının başladığı tarihten bağ-kura
kurum tarafından resen ve zorunlu olarak tescil edilmesi gerektiği o
dönemdeki yürürlükteki mevzuat gereğidir.
Kaldı ki somut
davaya uygulanacak olan ve Anayasa ya aykırılığı ileri sürdüğümüz kanun
maddeleri Anayasa ile güvence altına alınan “Sosyal güvenlik hakkının”
ortadan kaldırılması manasına da gelmektedir. Sosyal Güvenlik hakkını da
ölçüsüzce sınırlandırdığı ve özünden zedelediği için,söz
konusu kanunun hükümleri Anayasanın hukuk devleti ile ilgili maddelerine
aykırı olduğu gibi, Anayasanın 60. maddesine de aykırılık teşkil
etmektedir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Anayasanın 152/1.
maddesi uyarınca,
a) 4956 Sayılı
Yasanın 15. maddesi ile değişik 1479 sayılı Yasanın 25. maddesinin 1.
fıkrasının son cümlesinde yer alan -TALEP TARİHİNDEN İTİBAREN BAŞLATILIR-
ibaresi ile
b) 4956 sayılı
Yasanın 47. maddesi ile 1479 sayılı Yasaya eklenen geçici 18. maddesinin
tamamının Anayasanın başlangıç hükümleri ile 2, 10, 60 ve 138. maddelerinin
amir hükümlerine aykırı düştüğü,
İddiası ve bu
hükümlerin iptali istemiyle re’sen Anayasa
Mahkemesine gidilmesine,dava dosyasının tüm belgeleri
ile onaylı suretinin dosya oluşturularak anayasa mahkemesine sunulmasına,
iş bu karar aslı ile dosya suretinin Yüksek Mahkemeye tebliğinden itibaren
5 ay beklenilmesine, 5 ay içinde netice gelmezse mevcut mevzuata göre
davanın görüm ve çözümüne devam edilmesine, 24/11/2010 tarihinde karar
verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
2.9.1971 günlü, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve
Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun itiraz konusu
ibareyi de içeren 25. maddesi ile itiraz konusu Geçici 18. Maddesi
şöyledir:
“Sigortalılığın
başlangıç ve bitiş tarihi
Madde 25- (Değişik: 24/7/2003-4956/15
md.)Bu Kanunun 24 üncü maddesine göre sigortalı
sayılanlardan gelir vergisi mükellefi olanların sigortalılıkları,
mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanların
sigortalılıkları ise Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu
meslek kuruluşlarına kayıtlı olmak şartıyla talep tarihinden itibaren başlatılır.
Bu suretle sigortalı
olanların hak ve yükümlülükleri sigortalı sayıldıkları tarihte başlar.
Bu Kanuna tâbi sigortalılık;
a) Gelir vergisi mükellefi olanların,
mükellefiyetlerini gerektiren faaliyetlerine son verdikleri,
b) Gelir vergisinden muaf olanların, Esnaf ve
Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarındaki üye
kayıtlarının silindiği,
c) Şirketlerle ilgisi kalmayanların, çalışmalarına
son verdikleri veya ilgilerinin kesildiği,
Tarihten itibaren,
d) Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına tâbi olarak
çalışmaya başlayanların, emekli keseneği kesilmeye başladığı,
e) İflâsına karar verilmiş olan tasfiye halindeki
özel işletmeler ile şirket ortaklarının, özel işletmenin veya şirketin
mahkemece tasfiyesine karar verildiği, iflâsına karar verilmiş olan veya
tasfiye halindeki özel işletmeler ile şirket ortaklarından hizmet akdi ile
çalışanların çalışmaya başladığı,
f) 2108 sayılı Kanuna göre 1479 sayılı Kanun
kapsamına giren köy ve mahalle muhtarlarından; kendi nam ve hesabına
bağımsız çalışmasından dolayı gelir vergisi mükellefiyeti bulunanlar hariç,
aynı zamanda hizmet akdi ile çalışanların çalışmaya başladığı,
g) Gelir vergisinden muaf olan, ancak Esnaf ve
Sanatkârlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarındaki
kayıtlara istinaden Bağ-Kur sigortalısı olanlardan bu sigortalılıklarının
devamı sırasında, hizmet akdi ile çalışanların çalışmaya başladığı,
Tarihten bir gün önce,
Sona erer.
Sigortalılığı sona erenler sigortalılıklarının sona
erdiği tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıtlarını
sildirmek zorundadırlar.”
“Geçici
Madde 18- (Ek: 24/7/2003-4956/47 md.) Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği
taşıdıkları halde 4.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış
olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 4.10.2000
tarihinden itibaren başlar. Ancak, bu Kanuna göre zorunlu
sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanun’un
yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak
başvurmaları ve 20.4.1982-4.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını
belgelemek ve belgelenen sürelere ilişkin olarak 49 uncu ve ek 15 inci
maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden
itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının
yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler
sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın Başlangıç hükümleri ile 2.,
10., 60. ve 138. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Zehra Ayla
PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve
Erdal TERCAN’ın katılmalarıyla 3.2.2011 tarihinde
yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle davada uygulanacak kural sorunu
görüşülmüştür.
Anayasa’nın
152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda
uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya
aykırı
görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi
olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne
başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin
Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış
ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o
davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik
evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada
olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
Başvuran
Mahkeme’nin bakmakta olduğu dava, davanın açıldığı tarihe kadar Bağ-Kur’a hiçbir şekilde kayıt ve
tescili yapılmamış olan şahsın, yapmış olduğu kasaplık mesleği sebebiyle
vergi mükellefiyetinin başladığı tarihten itibaren Bağ-Kur sigorta kaydının
tespitinin yapılarak, bu tarihten itibaren Bağ-Kur sigortalısı sayılmasına
karar verilmesi istemine ilişkindir.
1479 sayılı Yasanın
25. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…gelir vergisinden muaf olanların sigortalılıkları ise Esnaf ve
Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı
olmak şartıyla talep tarihinden itibaren başlatılır.” şeklindeki
düzenlemede yer alan itiraz konusu “talep
tarihinden itibaren başlatılır” ibaresi, gelir vergisinden muaf olan
kişilerin durumunu ilgilendirmektedir. Başvuran
Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada, davacı şahsın kasaplık mesleğini icra
etmeye başladığı tarihte vergi mükellefi olarak kaydedilmiş olduğu
anlaşıldığından, iptali istenilen “talep
tarihinden itibaren başlatılır” ibaresi bakılmakta olan davada uygulanacak
kural değildir.
Bu nedenle;
A-
7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile
ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp
çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin
çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada
belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 1- 2.9.1971 günlü,
1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanunu’nun, 24.7.2003 günlü, 4956 sayılı Kanun’un 15.
maddesiyle değiştirilen 25. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “… talep tarihinden itibaren başlatılır” ibaresinin, itiraz
başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı
bulunmadığından, bu ibareye ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddine,
OYBİRLİĞİYLE,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından, 2.9.1971 günlü, 1479
sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’na 24.7.2003 günlü, 4956 sayılı
Kanun’un 47. maddesiyle eklenen Geçici 18. Maddenin esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Anayasa Mahkemesi
Raportörü Selim ERDEM tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu yasakuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A- Anlam
ve Kapsam
1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu’nun 24. maddesinde
Bağ-Kur Kanunu kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları düzenlenmiştir.
Buna göre, sigortalı sayılmanın temel koşulu kişinin kendi ad ve hesabına
bağımsız çalışmasının olmasıdır. Bu koşul, Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren varlığını sürdürmüştür. Bunun yanında sigortalı sayılmanın
diğer bir kısım koşulları ve sigortalılığa karine oluşturan olgular zaman içerisinde
farklı şekillerde düzenlenmiştir. Bir dönem bağımsız
çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda sigortalılığın oluşacağı kabul
edilirken, diğer bir dönem bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesinin
yanında sigortalılığın oluşumu için ayrıca kanunla kurulan meslek
kuruluşlarına kayıtlı olma koşulu da aranmış, diğer bir dönem ise bağımsız
çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğü yeterli
görülmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına
kayıtlı olmaları durumunda sigortalı sayılacakları kabul edilmiştir.
Bağ-Kur Kanunu’nun 25. maddesinin ilk iki
fıkrasında Bağ-Kur sigortalılığının başlangıcı ile sigortalıların hak ve
yükümlülüklerinin başlangıcı konuları düzenlenmiştir. Söz konusu bu
fıkralarda, “Bu Kanunun 24 üncü maddesine göre sigortalı sayılanlardan
gelir vergisi mükellefi olanların sigortalılıkları, mükellefiyetin
başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanların sigortalılıkları ise
Esnaf ve Sanatkârlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarına
kayıtlı olmak şartıyla talep tarihinden itibaren başlatılır. Bu suretle
sigortalı olanların hak ve yükümlülükleri sigortalı sayıldıkları tarihte
başlar.” denilmektedir.
1479 sayılı Kanun’da, vergi mükellefiyetinin
başlangıç tarihini aynı zamanda Bağ-Kur sigortalılığının sağladığı haklar
ve getirdiği yükümlülüklerin de başlangıç tarihi olarak düzenlenmiştir.
Bağ-Kur Kanunu’nun 25. maddesi, sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin
başlangıç tarihi bakımından genel düzenleme niteliğindedir. 1479 sayılı Kanun’un
itiraz konusu Geçici 18. maddesinde ise konuyla ilgili özel bir düzenleme
yapılmıştır. Geçici 18. maddede, Bağ-Kur Kanunu’na göre sigortalılık
niteliği taşıdıkları halde, 4.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini
yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin
4.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağı kurala bağlanmıştır. Bu
düzenlemenin kapsamına girenlerin sigortalılık hak ve yükümlülükleri
4.10.2000 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Bağ-Kur Kanunu’nun 26. maddesinde de zorunlu
sigortalı sayılanlara sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay
içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak mükellefiyeti
getirilmiştir. Ayrıca, Kanunda, kayıt ve tescil işlemlerini yasal süresi
içinde yerine getirmeyen sigortalılar hakkında bir takım yaptırımlara yer
verilmiştir.
İtiraza konu Geçici 18. maddede ayrıca, 1479 sayılı
Kanun’a göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanlara
20.4.1982-4.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek
koşuluyla bu sürelere yönelik borçlanma imkanı
getirilmiş ve bu borçlanma imkanının kullanılmasında Kanunun yürürlüğe
girişinden itibaren Kuruma yazılı olarak yapılması öngörülen başvurular
için altı aylık başvuru süresi ve hesaplanacak prim tutarlarının ödenmesi
için de tebliğ tarihinden itibaren bir yıllık ödeme süresi öngörülmüştür.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, 1479 sayılı Kanun’a göre vergi
kaydı bulunduğu halde sigortalılık kayıt ve tescilini yaptırmayanların
Bağ-Kur tarafından re’sen ve zorunlu olarak
tescil edilmesi gerektiği, 4956 sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanun’a
eklenen Geçici 18. maddeye göre zorunlu sigortalılık niteliği taşıdığı
halde 4.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların her
türlü hak ve mükellefiyetlerinin 4.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağı
ve bunun ise kazanılmış haklara saygı ilkesini ihlal ettiği, bu nedenlerle
kuralın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu; kanunlarda meydana gelen
değişikliklerin aynı konumda fakat farklı haklara sahip sigortalıların
ortaya çıkmasına sebep olduğu, bir kısım sigortalılar vergi ve oda
kayıtları re’sen dikkate alınarak zorunlu
sigortalı yapılırken bir kısım sigortalılara talepte bulunma
mükellefiyetinin yüklendiği, bunun ise eşitlik ilkesine aykırılık
oluşturduğu; Anayasa’nın 60. maddesi gereğince herkesin sosyal güvenlik
hakkına sahip olduğu, itiraz konusu kuralın Anayasa ile güvence altına
alınan sosyal güvenlik hakkının ortadan kaldırılması anlamına da geldiği,
bu hakkı ölçüsüzce sınırlandırdığı ve özünden zedelediği belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın Başlangıç hükümleri ile 2., 10., 60. ve 138. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin önkoşullarından
biri olan hukuk güvenliği ile kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması
amaçlanmaktadır.
Kazanılmış hakka saygı ilkesi, hukukun genel
ilkelerinden birisi olup hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur.
Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni yasadan önce
yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş
olması gerekir. Kanunlarda yapılan değişiklikler kazanılmış hakları
etkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediği sürece bu değişikliklerin
hukuk devleti ilkesine aykırı oldukları ileri sürülemez.
1479 sayılı
Bağ-Kur Kanunu’nun itiraz konusu Geçici 18. maddesi, Bağ-Kur
sigortalılarının kazanılmış haklarını ihlal etmemiş, aksine belirtilen
tarihe kadar Bağ-Kur’a kaydını yaptırmayan ve sosyal güvenlik sistemi dışında
kalan kimselerin, vergi kaydı, meslek kuruluşu kaydı vb. belgelere dayalı
olarak Kuruma kayıt ve tescil edilmelerine imkan
tanımış ve zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanlara
20.4.1982-4.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve
gösterilen süreler içinde başvurmak ve primlerini ödemek şartıyla geçmişe
dönük borçlanma imkanı da getirmiştir. Hukuk devletinde, belli bir hakkın
kullanılabilmesi için belli sürelerin öngörülmesi kazanılmış hakların
ihlali olarak değerlendirilemez.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da
öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
İtiraz konusu kuralla, kişilerin geçmiş çalışmaları
tamamen yok sayılmayıp, kendisinin ya da Kurumun ihmali veya kusuru
nedeniyle Bağ-Kur kapsamında sosyal güvenlik sistemine dahil
edilmemiş kişilerin Kuruma kayıt ve tescil edilmelerine imkan tanındığı ve
bunların belirtilen süreler içinde başvurmaları ve primlerini ödemeleri
şartıyla geçmiş çalışmalarının da sigortalılık süresine eklenmesi
öngörüldüğü için itiraz konusu kuralla Bağ-Kur sigortalıları arasında eşitsizliğe
yol açıldığı yönündeki iddia isabetli görülmemiştir. Kaldı ki, yasal
yükümlülüklerini yerine getiren sigortalılarla bunları yerine getirmeyenler
aynı durumda olmadığından bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamaz.
Anayasa’nın 60. maddesinde, herkesin sosyal
güvenlik hakkına sahip olduğu ve Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli
tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı ifade edilmiştir.
Kural, Bağ-Kur sigortalılarına geçmişe dönük
borçlanma imkanı getirmiş, ancak geçmiş
hizmetlerin sigortalılık süresi olarak sayılması için başvuruda
bulunulmasını ve bu sürelere isabet eden primlerin ödenmesini belli
sürelere bağlamıştır. Böylece Bağ-Kur
sigortalıların geçmiş çalışmaları tümüyle yok sayılmamıştır. İtiraza
konu kuralda geçmiş sürelerin borçlanılması ve bu sürelere ait primlerin
ödenmesi için belli hak düşürücü süreler öngörülmesi nedeniyle sosyal
güvenlik hakkının sınırlandırıldığı yönündeki iddialar da isabetli
görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2., 10. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Serruh
KALELİ, Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç hükümleri ve 138.
maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
VI-
SONUÇ
2.9.1971 günlü, 1479
sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanunu’nun, 24.7.2003 günlü, 4956 sayılı Kanun’un 47.
maddesiyle eklenen Geçici 18. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Serruh KALELİ, Engin YILDIRIM ile Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 22.3.2012
gününde karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY YAZISI
İtiraz konusu olan
hüküm, 1479 sayılı Kanun’un 25. maddesinin birinci fıkrasında yer alan,
“...talep tarihinden itibaren başlatılır”, ibaresini içermektedir. Davacı,
vergi mükellefiyetinin başladığı 1.7.1978 tarihinin sigortalılığının da
başlangıç tarihi olarak tespitini ve bu tarihten itibaren Bağ-Kur
sigortalısı sayılmasına karar verilmesini talep etmektedir. Davacının
8.3.1983 tarihinden başlayan meslek kuruluşu kaydı da bulunmaktadır. 1479
sayılı Kanun’un 25. maddesine göre sigortalılığın başlangıç tarihinin,
vergi mükellefiyetinin başladığı tarih olduğundan hareketle,
ki taraflar arasında bu konuda bir anlaşmazlık da bulunmamaktadır,
davacının 1.7.1978 tarihi itibariyle Bağ-Kur-sigortalısı olması ve
sigortalılık ve hak ve yükümlülüklerinin de bu tarihten itibaren başlaması
gerekmektedir. Gerek davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan kurallara
göre, gerekse uyuşmazlık konusu dönem için geçerli olan yasa kurallarına
göre, davacının zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılması için gerekli koşullar
mevcuttur. Burada sorun davacının, vergi mükellefiyetinin başladığı
tarihten dava tarihine kadar, 479 sayılı Kanun’un 26. maddesi uyarınca
kayıt ve tescil yaptırmak için geçici 18. maddede öngörülen 4.10.2000
tarihine kadar Bağ-Kur’a başvurmamış olmaması ve kurumunda re’sen kayıt ve tescil işlemini gerçekleştirmemesidir.
4956
sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18. maddeye göre
zorunlu sigortalılık niteliği taşıdığı halde, 4.10.2000 tarihine kadar
kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların her türlü hak ve
mükellefiyetlerinin bu tarihten itibaren başlaması, davacının, yasalarla
güvence altına alınan sigortalı olma hakkının sonradan yapılan düzenlemelerle
elinden alınması “kazanılmış haklar” ilkesine aykırıdır. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın,
yeni yasadan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen
elde edilmiş olması gerekir. Davalı kurumun yeni yasal düzenlemeleri ileri
sürerek davacının tescilinin 4.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağını
ileri sürmesi, ilgilinin bu tarihten önceki çalışmasını yok sayarak,
kazanılmış bir hakkı temelinden zedelemektedir.
Kanunlarda yapılan
sınıflandırmalar veya farklılaştırmalar, kişilerin ve durumların sahip oldukları
özelliklerin tümü veya bazı yönleri bakımından taşıdıkları benzerlik ve
farklılıklardan türemektedir. Herhangi bir ayrımcılığa imkân tanımamak için
eşitlik ilkesi, yasayla yapılan ayrım, sınıflandırma veya
farklılaştırmaların ilgili konunun içeriği bakımından meşrulaştırılmasını
zorunlu kılmaktadır. Bu amaçla kullanılacak haklı neden veya nedenlerin
anlaşılabilir, amaçla ilgili, makul ve adil olması gerekir. Haklı
nedenlerin var olması kanunun yaptığı ayrımın eşitlik ilkesine aykırı
olmadığı sonucunu doğururken, bu nedenlerin bulunmaması yapılan ayrımın
veya farklılaştırmanın eşitlik ilkesini ihlal edildiği anlamına
gelmektedir. Haklı bir nedeninin yokluğunda yapılan ayrım keyfi olarak
nitelendirilebilir.
Anayasa’nın 10.
maddesinde ifade bulan eşitlik ilkesi, aynı durumda olanların, haklı bir
neden olmadıkça, aynı kurallara bağlı olmaları gerektiğini belirtmektedir.
Somut olayda, sosyal güvenlik hakkından yararlanabilmenin neden belli bir
talep tarihinden sonra mümkün olduğunun açık, makul, anlaşılabilir haklı
nedeni veya nedenleri yoktur. Kanunlarda sonradan meydana gelen
değişiklikler aynı konumda; fakat farklı haklara sahip olan sigortalılar
ortaya çıkarmaktadır. Bir kısım sigortalılar vergi ve oda kayıtları re’sen dikkate alınarak zorunlu sigortalı yapılırken,
diğer bir kısım sigortalılara talepte bulunma mükellefiyetinin yüklenmesi
eşitlik ilkesine aykırıdır.
İtiraz konusu kural,
kişilerin geçmiş çalışmalarını önemli ölçüde görmezden gelmektedir. 1479
sayılı Kanun’a göre vergi kaydı bulunduğu halde sigortalılık kayıt ve
tescilini yaptırmayanların Bağ-Kur tarafından re’sen
ve zorunlu olarak tescil edilmesi, sosyal devlet ilkesinin ve sosyal
güvenlik hakkının bir gereğidir. Sosyal güvenlik hakkının Anayasal öznesi
“herkes”tir ve buradan hareketle sosyal sigortaların ilke olarak ilgilinin
fiilen çalışmaya başlamasıyla devreye girdiği kabul edilir. Sigortalı olmak
kişi açısından sadece bir hak olmayıp yükümlülük de getirmektedir. Kişi
istese de istemese de yasanın öngördüğü koşulların varlığı halinde sigortalı
olmak zorundadır. Kişinin iradesi rol oynamaz. Sigortalılığın sağladığı hak
ve yükümlülüklerden1479 sayılı Yasa’nın 26. maddesinde ifadesini bulduğu gibi
kaçınılamaz ve vazgeçilemez. Kişiyi belirli risklerin zararlı sonuçlarından
korumayı amaçlayan sosyal güvenlik bu risklerin genellikle çalışma
olgusuyla birlikte ortaya çıktığı varsayımına dayalıdır. Bunun sonucu
olarak, sigortalılık niteliğinin kazanılması, ilgili sosyal sigortalar
kurumuna tescil edilme veya başka bir kişi veyahut idari makamın bir amaçla
bir işlemi gerçekleştirilmesi koşuluna bağlanmaz. Bu kural 506 sayılı
Kanun’un 6. maddesinde, “Çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden
sigortalı sayılırlar...” şeklinde ifade edilmiştir. Açıklanan bu esasların
zorunlu Bağ-Kur sigortalılığının başlangıcı konusunda da aynen geçerli
olması gerektiği halde, 1479 sayılı Kanun’da zaman içinde yapılan
değişikliklerle belirtilen esaslardan uzaklaşılmış ve sigortalılığın
başlangıcı bir anlamda kanunun öngördüğü kurumlara kayıt olma koşuluna bağlanmıştır.
Dolayısıyla, burada sosyal sigortaların yukarıda değindiğimiz önemli bir
ilkesine aykırı düşülmektedir.
Sosyal hukuk devleti
ilkesine aykırı olan bu durum kanunlarda meydana gelen değişikliklerin aynı
konumda fakat farklı haklara sahip sigortalıların ortaya çıkmasına neden
olmuştur. Her ne kadar, Kanun’a göre sigortalının kayıt ve tescil
işlemlerini kendisinin yaptırması esas olsa da, sigortalının bunu çeşitli
nedenlerle yapmamasının, Anayasal temel bir sosyal haktan mahrum kalması
sonucunu doğuracak kadar ağır bir bedelinin olmaması gerekir. Sosyal güvenlik
hakkını ölçüsüzce sınırlayıp, özünü zedeleyen söz konusu Kanun’un ilgili
hükmü, Anayasa’nın 60. maddesini ihlal etmektedir. Anayasa’nın 60.
maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve devletin bu
güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı ifade
edilmiştir. Bu maddeyi dikkate alırsak, itiraz konusu kuralın Anayasa ile
teminat altına alınan sosyal güvenlik hakkını ölçüsüzce sınırladığı
görülmektedir.
Bağ-Kur Kanunu’na
göre zorunlu sigortalı sayılanlar sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren
en geç üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak
zorundadırlar. Eğer kişiler bunu yapmazsa Kurumca re’sen
kayıt ve tescil işlemi gerçekleştirilmektedir. Bu işlemin Kuruma bazı
zorluklar getirdiği bir gerçek olmakla birlikte, anayasal temel bir sosyal
hakkın yerine getirilmesinin devletin ana görevlerinden biri olduğunu
düşünürsek, bu zorluklar sigortalı sayılmayı önleyici nedenler olarak
görülmemelidir. Davacı, eski kanuna göre çalışmaya başlayıp, vergi
mükellefi olup, ilgili meslek kuruluşuna kayıtlı olduğunda sigortalılık
hakkını kazanmıştır. Bağ-Kur’un bunu re’sen kayıt
altına almaması Kurumun kusurudur. Burada kişinin Bağ-Kur’a kaydını
yaptırmaması değil, Bağ-Kur’un kişiyi re’sen kaydetmemesi
sosyal hukuk devleti ilkesinden hareketle eşitlik ilkesi ve sosyal güvenlik
hakkı açısından Anayasal sorunu teşkil etmektedir. Kişinin, kendi ihmali de
dahil olmak üzere, çeşitli nedenlerle sosyal
güvenlikle ilgili kuruma kaydolmaması, kişinin sosyal güvenlik hakkından
mahrum kalması sonucunu doğurmamalıdır. Sosyal hukuk devletisosyal güvenlik hakkından tüm
çalışanların imkânlar ölçüsünde yararlanabilmesi için tedbirler almak
durumundadır. Prosedürel bir eksiklik
gerekçesiyle, kişinin bu haktan mahrum edilerek, ayrımcılığa tabi tutulması
kabul edilemez.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2. maddesiyle birlikte
değerlendirildiğinde 10. ve 60. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle
çoğunluk görüşüne muhalif kalınmıştır.
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|