|
Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığından:
Esas No:
2010/6979
Karar No: 2012/667
Kanun
Yararına Temyiz Eden:DANIŞTAY BAŞSAVCISI
Davacı:Türkiye Komünist Partisi
Vekili :Av. Özgür Murat BÜYÜK
İstiklal Cad. No: 36 Vakıf Gökçek İşhanı K: 2 D: 210
Beyoğlu/İSTANBUL
Karşı Taraf:19 Mayıs Vergi Dairesi Müdürlüğü-SAMSUN
İstemin Özeti:Davacının kiracı olarak bulunduğu taşınmaza ödenen kira
bedelleri üzerinden tevkifat yapmadığından bahisle takdir komisyonu kararına dayanılarak 2000 yılı için adına re'sen salınan vergi ziyaı cezalı gelir (stopaj)
vergisine karşı açılan davayı reddeden Samsun
Vergi Mahkemesinin 9.4.2009 gün ve E:2008/533,
K:2009/397 sayılı kararına karşı yapılan itirazı 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununda, davacının gelir (stopaj) vergisinin sorumlusu olduğu yolunda hüküm bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden Samsun Bölge İdare Mahkemesinin 20.10.2009 gün ve E:2009/726,
K:2009/718 sayılı kararının; tarhiyata ilişkin ihbarnamelerin 21.12.2005 ve 11.2.2006
tarihlerinde davacının bilinen adresinde, yönetim kurulu üyesi olduğu belirlenen Nahit
Özdemir'e tebliğ edildiği, ihbarnamelere karşı dava açılmadığı ancak, parti temsilcisi tarafından idareye
verilen dilekçe ile bir kısım vergi borcunun bulunduğunu bildiren
15.4.2008 tarihli yazının aynı gün tebliği üzerine dava açıldığı, ihbarnamelerin tebliğinin usulüne uygun olup olmadığının, dolayısıyla davanın süresinde açılıp açılmadığının tespiti açısından mahkemece verilen ara kararı ile Samsun İlçe Seçim Kurulu Başkanlığından 2005-2006 yıllarında Nahit Özdemir'in davacının yetkilisi olup olmadığının sorulmasıüzerine gönderilen cevapta, seçim evrakının yasal saklama süresinin 2 yıl olduğu ve bu sürenin dolmasından sonra imha edilmek üzere Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğüne gönderildiği belirtildiğinden, bu araştırmanın dışında sözü edilen şahsın tebligatı almaya yetkili
olup olmadığının gerek vergi mahkemesince gerek Bölge İdare Mahkemesince araştırılmadığından vergilendirmenin öğrenme tarihinin 15.4.2008 olduğu kabul edilmek
suretiyle davanın süresinde açılıp açılmadığının anlaşılamadığı, dava konusu verginin, doğduğu yılı takip eden 2001 yılından başlayarak 5 yıl içinde yani 2005 yılının sonuna kadar mükellefe tebliğ edilmesi zorunlu bulunduğundan, 21.12.2005
ve 11.2.2006 tarihlerinde Nahit Özdemir'e yapılan tebliğin usulüne uygun olmadığı ve borcun bulunduğunun 15.4.2008 günlü yazı ile öğrenildiğinin kabulü halinde, 2000 yılı vergi borcunun doğduğu yılı takip eden beş yıl içinde tebliğ edilmeyen vergi
borçları zamanaşımına uğradığından bu husus dikkate alınmaksızın karar verilmesinde bu yönden de hukuka uygunluk görülmediği, dernek niteliğinde olan siyasi
partilerin 193 sayılı Yasanın 94'üncü maddesinde yar alan ödemelerden
tevkifat yapma yükümlülüğü bulunduğunun açık olması karşısında tarhiyatın kaldırılması yolundaki kararın hukuka aykırı düştüğü ileri sürülerek Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına bozulması istenmiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına temyiz edilen Samsun Bölge İdare Mahkemesinin 20.10.2009 gün ve E:2009/726,
K:2009/718 sayılı kararı incelendikten ve
Tetkik Hakimi Berent Araslı'nın açıklamaları dinlenildikten
sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesinde, Bölge İdare Mahkemesi kararları ile idare ve
vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz
incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği kurala bağlanmıştır.
Yasada, kanun
yararına bozma sebepleri, temyiz sebepleri kadar geniş bir şekilde düzenlenmediği gibi kanun yararına temyiz edilebilecek kararlar da sınırlı olarak sayılmıştır. Temyiz sebepleri arasında yer alan "hukuka aykırılık" kanun yararına bozmada tek
sebep kabul edilmiş olup, usul ve esas hükümlerine uyulmamış olmasının kanun yararına bozma nedeni oluşturabilmesi için yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucun karar haline gelmiş olması gereklidir.
2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanununun 7'nci maddesinde, dava açma süresinin, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu ve vergi uyuşmazlıklarında tebliğ yapılan hallerde, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren dava
açma süresinin başlayacağı düzenlenmiş, 14'üncü maddenin 6'ncı fıkrasında da maddede belirtilen hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15'inci madde hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir.
İdari işlemlerin, dolayısıyla idarenin yargısal yoldan hukuka
uygunluğunun denetimi, bu süre içinde dava açılmış olması koşuluna bağlanmış ve idari yargılama hukukunda
dava açma sürelerinin kamu düzeniyle ilgili
olması ve hak düşürücü süre niteliği taşıması nedeniyle davada ileri sürülmeseler dahi mahkemeler tarafından davanın her aşamasında, re'sen dikkate alınacakları kabul edilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, vergi ziyaı cezalı gelir (stopaj) vergisine ilişkin ihbarnamelerin
21.12.2005 ve 11.2.2006 tarihlerinde davacının bilinen adresinde partinin il başkanı olduğu belirtilen Nahit Özdemir isimli şahsa tebliğinin usulüne uygun olup
olmadığının dolayısıyla davanın süresinde açılıp açılmadığının tespiti için mahkemece
verilen ara kararı ile Samsun İlçe Seçim Kurulu Başkanlığından 2005-2006 yıllarında anılan şahsın davacı siyasi partinin
yetkilisi olup olmadığının sorulmasıüzerine gönderilen cevapta seçim evrakının saklama süresinin dolmasından sonra imha edilmek üzere Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne gönderildiğinin belirtilmesine karşın ne vergi mahkemesince
ne de bölge idare mahkemesince başka bir araştırmaya gerek görülmeksizin davalı idarenin davanın süresinde açılmadığı yolundaki iddia karşılanmadığı gibi; ispat yükü kendisine düşen davacının da bu şahsın partilerinin yetkilisi olmadığını kanıtlayamadığının anlaşılması karşısında, 15.5.2008 gününde açılan davanın süresinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle davanın süre aşımı yönünden reddi gerekirken esasının incelenmesi suretiyle verilen karar hukuka aykırı bulunmuştur.
Açıklanan nedenlerle, Samsun Bölge İdare Mahkemesinin 20.10.2009 gün ve E:2009/726,
K:2009/718 sayılı kararının, 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere bozulmasına, kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve Resmî Gazete’de yayımlanmasına, 13.3.2012 gününde oybirliğiyle karar
verildi.
——•——
Danıştay Onuncu Daire
Başkanlığından:
Esas No : 2008/3145
Karar
No:
2012/768
Kanun
Yararına Temyiz Eden:Danıştay Başsavcılığı
Davacı:Axa Oyak
Sigorta A.Ş.
Vekili:Av. Filiz Çelen,
Aydın Sok. Fırat İşh. No: 6/4, 1. Levent/ İSTANBUL
Davalı:İstanbul İl Özel İdaresi - İSTANBUL
(Mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü)
İstemin Özeti:Davacışirket tarafından kasko
sigortası yapılmış olan aracın, E-5 Karayolu, Büyükçekmece İlçesi, Güzelce Köyü alt geçidinden, Güzelce Köyü istikametine doğru seyir halinde
iken meydana gelen trafik kazası sonucunda araçta oluşan hasar bedelini sigortalısına ödeyen davacışirketçe, yolda işaretleme eksikliğinin olmasından dolayı meydana gelen
kazada, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek 3.284,94 TL maddi zararın, ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılan dava sonucunda, İstanbul 2. İdare Mahkemesi
Hakimliğince davanın reddi yolunda
verilen ve kanun yolları tüketilmek suretiyle kesinleşen 1.3.2006 tarih ve E:2004/978, K:2006/485 sayılı kararın, davacının başvurusu üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca bozulması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi: Erkan Yılmaz
Düşüncesi: 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanununun 15. maddesinin (1-c) işaretli bendinde
davanın yanlış hasım gösterilerek açılması halinde dava dilekçesinin mahkemece tespit edilecek gerçek hasma tebliğine karar verileceğinin kurala bağlandığı, bu kuralın, 2577 sayılı Kanunda sayılan idari dava türlerinin tümü bakımından geçerli olduğu, bu nedenle tam yargı davalarında hasım düzeltilerek dava dilekçesinin mahkemece
tespit edilecek gerçek hasma tebliğ edilmesinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.
İdare Mahkemesi Hakimliğince, yapılan araştırmada uyuşmazlık konusu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği yolun bakım ve onarımına ilişkin sorumluluğun Büyükçekmece İlçe Belediyesine ait olduğu tespit edildiğinden, dilekçenin Belediyeye tevdii yoluna gidilmeksizin,
Belediye davalı konumuna alınarak dosyanın tekemmül ettirilmesi ve Belediyenin kazanın meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılarak bir karar verilmesi gerekirken, tam yargı davasında hasım değişikliği yapılmasına olanak bulunmadığı, bu nedenle yoldan sorumlu olan Belediyenin davalı konumuna alınmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddi yolunda
verilen kararın, kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onuncu
Dairesince, İstanbul 2. İdare Mahkemesi
Hakimliğinin 1.3.2006 tarih ve E:2004/978, K:2006/485 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı'nca temyizen kanun yararına bozulması istemi incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, davacışirket tarafından kasko
sigortası yapılmış olan aracın, E-5 Karayolu, Büyükçekmece İlçesi, Güzelce Köyü alt geçidinden, Güzelce Köyü istikametine doğru seyir halinde
iken meydana gelen trafik kazası sonucunda araçta oluşan hasar bedelini sigortalısına ödeyen davacışirketçe, yolda işaretleme eksikliğinin olmasından dolayı meydana gelen
kazada, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek 3.284,94 TL maddi zararın, ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
İstanbul 2. İdare Mahkemesi
Hakimliğince; dosyadaki bilgi ve belgeler ile ara kararına verilen cevabın incelenmesinden, maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği yolun bakım ve onarımına ilişkin sorumluluğun Büyükçekmece İlçe Belediyesine ait olduğunun anlaşıldığı, bu duruma göre davalı idarenin olayda bir sorumluluğunun bulunmadığı, tam yargı davalarında mahkemece,
husumetin yöneltildiği idareden başka bir idarenin davalı konumuna alınmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından; mahkeme kararının, 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15/1-c maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek, kanun yararına bozulması isteğiyle Danıştay Başkanlığı'na başvurulmuştur.
Danıştay Başsavcılığı tarafından, 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanununun 15. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; davanın yanlış hasım gösterilerek açılması halinde, dava dilekçesinin mahkemece tespit edilecek gerçek hasma tebliğine karar verileceğinin kurala bağlandığı; bu kuralın, 2577 sayılı Kanunda sayılan idari dava türlerinin tümü bakımından geçerli olduğu, bu nedenle tam yargı davalarında hasım düzeltilerek dava dilekçesinin mahkemece
tespit edilecek gerçek hasma tebliğ edilmesinin önünde yasal bir engel bulunmadığı düşüncesiyle davanın reddi yolunda
verilen mahkeme kararı kanun yararına temyiz edilmiştir.
2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde,
idari dava türleri; iptal, tam yargı ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak
sayılmış; 14. maddesinde, dava dilekçelerinin ilk inceleme sırasında "idari merci tecavüzü" ve "husumet" yönlerinden de
inceleneceği ve bu hususların ilk incelemeden
sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı; 15. maddesinin
1. fıkrasının (c) bendinde ise, davanın yanlış hasım gösterilerek açılması halinde dava dilekçesinin mahkemece tespit edilecek gerçek hasma tebliğine karar verileceği kurala bağlanmıştır.
Aktarılan Yasa kurallarının, 2577 sayılı Yasada öngörülen idari dava türlerinin tümü bakımından geçerli olduğu, başka bir anlatımla sadece iptal
davalarında uygulanacak usul kuralları olmadığı gözetildiğinde, tam yargı davalarında da hasım düzeltilerek dava dilekçesinin mahkemece tespit edilecek gerçek hasma tebliğ edilmesine engel yasal düzenleme bulunmamaktadır.
Ayrıca, tam yargı davasında, yargı yerince davalı konumuna alınan idareye başvuru şartının aranmayacağı da tabiidir.
Zira, dava açmadan önce ilgili idareye
başvuran ve konunun bir başka idareyle ilgili olduğu kendisine bildirilmeyen
davacı, tam yargı davası açma şartını yerine getirmiş olup; yargı yerince davalı konumuna alınan idareye de başvuru şartının aranması, idari yargılama usulüne özgü hasım düzelterek, idari davanın bir an önce sonuçlandırılması kuralıyla bağdaşmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; davacışirket tarafından kasko sigortası yapılmış olan aracın, E-5 Karayolu, Büyükçekmece İlçesi, Güzelce Köyü alt geçidinden, Güzelce Köyü istikametine doğru seyir halinde
iken meydana gelen trafik kazası sonucunda araçta oluşan hasar bedelini sigortalısına ödeyen davacışirketçe, yolda işaretleme eksikliğinin olmasından dolayı meydana gelen
kazada, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek 3.284,94 TL maddi zararın, ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü karşı açılan dava sonucunda, İstanbul 2. İdare Mahkemesi Hakimliğince; yapılan araştırmada uyuşmazlık konusu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği yolun bakım ve onarımına ilişkin sorumluluğun Büyükçekmece İlçe Belediyesine ait olduğunun anlaşıldığı, bu duruma göre davalı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün olayda bir sorumluluğunun bulunmadığı, tam yargı davalarında mahkemece husumetin yöneltildiği idarenin değiştirilerek belirlenecek gerçek hasmın davalı konumuna alınmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar
verildiği, bu karara karşı yapılan itiraz ve kararın düzeltilmesi başvurularının, İstanbul Bölge İdare Mahkemesince reddedildiği anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesi Hakimliğince, yapılan araştırmada uyuşmazlık konusu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği yolun bakım ve onarımına ilişkin sorumluluğun Büyükçekmece İlçe Belediyesine ait olduğu tespit edildiğinden, adı geçen Belediye davalı konumuna alınarak dava dilekçesinin merciine tevdiine kararı verilmeksizin, dosyanın Belediye
husumetiyle tekemmül ettirilmesi ve Belediyenin kazanın meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılarak bir karar verilmesi gerekirken, yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddi yolunda verilen kararın, kanun yararına bozulması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile İstanbul 2. İdare Mahkemesi
Hakimliğinin 1.3.2006 tarih ve E:2004/978, K:2006/485 sayılı kararının, 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına, kararın birer örneğinin davacıya, İstanbul İl Özel İdaresi Müdürlüğü ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasına, 8.3.2012
tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
|