|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2011/6
Karar Sayısı
: 2012/16
Karar Günü
: 26.1.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 1. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 20.11.1981 günlü, 2560
sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun’un 5.6.1986 günlü, 3305 sayılı Kanun’un 2.
maddesiyle değiştirilen 23. maddesinin birinci fıkrasının ikinci
cümlesinde yer alan “...%10’dan aşağı
olmayacak nispetinde bir kâr oranı esas alınır.”ibaresinin, Anayasa’nın 2. maddesine
aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Üst sınırı belirsiz bir kârlılık oranını
suyun maliyet bedeline ilave etmek suretiyle hazırlanan tarife ile suya fahiş
oranda zam yapıldığından bahisle açılan davada, itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı
Tüketici Hakları Derneği vekili tarafından 2560 sayılı İstanbul Su ve
Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş Yasası’nın 23. maddesine
dayanılarak düzenlenen ve 2/2/1991 tarihli Genel Kurulda kabul edilen
Tarifeler Yönetmeliği’nin 26. maddesindeki“Su satış ve atıksu tarifesinin
belirlenmesinde rol oynayan iki ana faktörden birincisi; yönetim ve işletme
giderleri ile amortismanlar, aktifleştirilemeyen yenileme, iyileştirme
(ıslah) ve genişletme (tevsi) giderleri, ikincisi ise %10’dan aşağı
olmayacak nispette kar oranıdır” maddesinde yer alan“...%10’dan aşağı
olmayacak nispette kar oranıdır” ifadesi ile aynı
Yönetmeliğin 30. maddesinde yer alan “Konut, işyeri, sanayi vb. abonelerine
uygulanacak su satış tarifesi 26, 27, 28 ve 29. maddelerde belirtilen gider
ve kayıplar ile en az %10 kar sağlayabilecek seviyede tespit edilir”
maddesinde yer alan “en az %10 kar
sağlayabilecek seviyede tespit edilir” ifadesinin iptali
istemiyle Ankara Su
ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne karşı açılan davada Mahkememizce
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. maddesi kapsamında görülmekte olan
davada uygulanacak kanun hükmü olarak nitelendirilen 2560 sayılı İSKİ
Kuruluş Yasası’nın (Ek madde 5 hükmü uyarınca söz konusu Kanun’un diğer
Büyükşehir Belediyelerini de kapsamına dahil
etmiştir) Tarife Tespit Esasları başlıklı 23. maddesindeki “...tarifelerin
tespitinde, yönetim ve işletme giderleri ile amortismanları doğrudan gider
yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve %10’dan
aşağı olmayacak nispetinde kar oranı esas alınır...” maddesindeki“...%10’dan aşağı
olmayacak nispetinde kar oranı esas alınır” tümcesinin
aşağıda sıralanan gerekçelerle T.C Anayasasına aykırı olduğu
düşünülmektedir.
T.C. Anayasası’nın Cumhuriyet’in nitelikleri başlıklı 2. maddesinde
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı
içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal
bir hukuk devletidir.” hükmüne yer verilmektedir. Anayasa Mahkemesi Hukuk
devleti ilkesini genel olarak “insan haklarına saygılı ve bu hakları
koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle kendisini
yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlet”
(E: 1976/1, K: 1976/28 25/05/1976) şeklinde tarif etmektedir. Anayasa
Mahkemesince “Hukuk Devleti” kavramı tanımlanmamakta sadece bu kavramın
temelini oluşturan unsurlar sıralanmaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin
sonraki kararlarında da belirginleştiği üzere “hukuk devleti” ilkesini
oluşturan unsurlar zamanla, değişmekte ve çağın gelişimine göre yeni
şartlar eklenebilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı
olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların
idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda
kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir
işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini
mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir. “Öngörülebilirlik Şartı” olarak
nitelendirilen bu ilkeye göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve
uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve öngörebilecekleri müdahalelerden
koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk
güvenliğini korumakla birlikte idarede istikrarı da sağlar.
Bu açıklamalar ışığında söz konusu Yasanın Anayasaya aykırı olduğu
düşünülen tümcesine bakıldığında; Türkiye’deki tüm Büyükşehir
belediyelerini kapsamına alan ve söz konusu belediyeler tarafından
hazırlanacak olan su tarifelerindeki esasları ortaya koyan Yasa’nın 23.
maddesinde su tarifelerinin belirlenmesinde“...%10’dan aşağı olmayacak nispetinde kar oranı
esas alınır” tümcesine yer verilmiş bulunulmaktadır. Bu hükme
göre Büyükşehir belediyeleri kendi sınırları içerisinde yer alan yerleşim
birimlerinde uygulayacakları su tarifelerini belirlerken en az %10 oranında
kar uygulamak zorundadırlar. Ancak anılan Yasa tarafından bu kar oranının
azami olarak ne miktarda olması gerektiğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Yukarıda da anlatıldığı üzere “hukuk devleti” nin zorunlu bir unsuru da
“yasaların belirli” olması ilkesidir. Bu ilke “hukuki güvenlik” ilkesinin
doğal bir sonucudur. Buna göre söz konusu yasada belirlenecek olan tarifede
kar oranının azami olarak ne nispette olması gerektiğine yer verilmemiş
olması ve en az %10 dan aşağı olmayacak şeklinde bir düzenlemeye gidilmiş
olması idarelere geniş, sınırsız ve ölçüsüz bir takdir yetkisi vermek
sonucunu doğurmuştur. Ayrıca idarelerin söz konusu su tarifelerindeki kar
oranlarını belirlerken hangi ölçütleri esas alacakları açık, belirgin ve
somut olarak Yasa’da yer almamıştır. Yasa kuralı bu anlamda belirli ve
öngörülebilir değildir. Dolayısıyla da Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
“Hukuk Devleti” ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle Mahkememizce bakılmakta olan davada uygulanması
gereken kural niteliği taşıyan 2560 sayılı İSKİ Genel Müdürlüğü Kuruluş
Yasası’nın 23. maddesinde yer alan“...%10’dan aşağı olmayacak nispetinde kar oranı
esas alınır” tümcesinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı
olduğu kanaatine varıldığından, Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usûlleri Hakkında Kanun’un 28. maddeleri
uyarınca söz konusu ibarenin iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına ve uyuşmazlığın çözümünün Anayasa Mahkemesi
kararına kadar Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca geri bırakılmasına
11/11/2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
20.11.1981 günlü, 2560 sayılı İstanbul
Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanun’un 5.6.1986 günlü, 3305 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen
itiraz konusu kuralın da yer aldığı 23. maddesi şöyledir:
“Tarife tespit esasları:
Madde 23 –
(Değişik: 5/6/1986 - 3305/2 md.)
Su satışı,
kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların
uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler
yapılır. Bu tarifelerin tespitinde, yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan
(aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve %10’dan aşağı olmayacak nispetinde bir
kâr oranı esas alınır.
Tarifelerin
tespiti ile tahsilâtla ilgili usul ve esaslar bir yönetmelik ile
belirlenir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2.
maddesine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi hükmü uyarınca Haşim KILIÇ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ,
Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz
AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla
10.2.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında;
1-
7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına
ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir
engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2-
Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A-
2560 Sayılı Kanun’un 23. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan“…%10’dan aşağı
olmayacak nispetinde…” İbaresinin
İncelenmesi
Başvuru kararında,
itiraz yoluna başvuran Mahkemece itiraz konusu kuralın su tarifelerinin
belirlenmesinde dikkate alınan kârlılık oranına ilişkin “…%10’dan aşağı olmayacak nispetinde bir
kâr oranı esas alınır.” şeklindeki
cümlesinde sadece kârlılık oranının alt sınırına yer verilerek, üst
sınırının gösterilmediği, oysa hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesi gereği
kârlılık oranının üst sınırının da gösterilmesinin gerektiği, idarelerin
söz konusu su tarifelerindeki kâr oranlarını belirlerken hangi ölçütleri
esas alacaklarının açık, belirgin ve somut olarak Kanun’da yer almadığından
kuralın belirli ve öngörülebilir olmadığı ve bu durumun Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “Hukuk Devleti” ilkesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un
itiraz konusu
kuralın da yer aldığı “Tarife tespit
esasları” başlıklı 23. maddesinin birinci fıkrasında, suların satışı,
kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması
ve septik çukurların boşaltılması için ayrı ayrı
tarifelerin yapılacağı, ikinci fıkrasında ise bu tarifelerin tespitinde,
yönetim ve işletme giderleriyle, amortismanları
doğrudan gider yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi
masraflarının yanı sıra %10’dan aşağı olmayacak nispetinde bir kâr oranının
esas alınacağı kural altına alınmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti, her türlü işlem ve eylemi hukuka uygun, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku
tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren
devlettir.
Anayasa’nın 127.
maddesinin birinci fıkrasında mahallî
idarelerin il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını
karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları
kanunda gösterilen ve seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu
tüzelkişileri oldukları, üçüncü fıkrasının son cümlesinde Kanunla büyük
yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirilebileceği, aynı
maddenin son fıkrasının son cümlesinde ise
mahalli idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanacağı
belirtilmiştir.
2560 sayılı Kanun’un 23. maddesinde su
tarifesi hazırlanmasında ilke olarak alınacak esaslar düzenlenmiştir. Buna
göre tarifenin belirlenmesinde birinci unsur gider ve maliyetler, ikinci
ise itiraz konusu kuralda yer alan kârlılık oranıdır.
Yasa koyucu tarafından itiraza konu
olan kuralda sadece kârlılık oranına “…%10’dan
aşağı olmayacak nispetinde bir kâr oranı…” şeklinde bir alt sınır
getirilmiş, üst sınır ise belirlenmemiş ve idarenin takdirine
bırakılmıştır.
Anayasa’nın 127. maddesinin üçüncü
fıkrasındaki hükme dayanılarak, ülkemizde halen büyükşehir belediyesine
dönüştürülmüş on altı belediye bulunmaktadır. Bunlar arasında nüfus, yüz
ölçüm, sanayileşme, su alt yapı sorunları veya gelir kaynakları açısından
farklılıkların olması doğaldır. Ancak Anayasa’da bu verilere bağlı bir
görev ve gelir kaynağı teminine dair ayrıntıya yer verilmemiştir. Bu
durumda, mahalli idarelerin görevleri ile orantılı gelir sağlama ve verilen
hizmetler karşılığında elde edilecek gelirlerde kârlılık oranını belirleme
konusunda, ölçülü ve
adil olmak ve anayasal ilkelere bağlı kalmak
koşuluyla takdir hakkının bulunması gerekir.
Ülkemizdeki büyükşehir belediyelerinin
nüfus artışı, büyüme hızı, yapılaşması, sosyal, ekonomik ve kültürel
gelişimi, sanayileşme düzeyi ile su üretim- tüketim kapasitesi ve maliyeti
tamamen birbirinden farklıdır. Ayrıca su ihtiyacı zamana ve değişen
şartlara göre de değişkenlik gösterebilir. Bu faktörlere bağlı olarak
büyükşehir belediyelerinin herkese kaliteli ve erişilebilir su sağlanması
amacıyla şartlara bağlı olarak ihtiyaç duyulacak suyun tedariki için yeni
altyapı tesisleri inşa etme durumları da aynı değildir.
Bu nedenle her büyükşehir
belediyesinin yerine getirmek durumunda olduğu su hizmetlerinin nitelik ve
nicelik itibarıyla farklılık göstereceği kuşkusuzdur. Dolayısıyla,
büyükşehir belediyelerinin anılan farklılıklara paralel olarak sunacakları
hizmetlere göre elde edecekleri gelirler ve bu gelirlerdeki kârlılık oranı
da değişebilecektir. Ancak, kanunlarda alt ve üst sınırları belirlenmiş
kârlılık oranları öngörüldüğünde durumları tamamen birbirinden farklı olan
idarelerin gereksinim duyduğunda bu oranların altında veya üstünde bir
kârlılık oranı belirlemesine imkân bulunmamaktadır. İdareler hizmet
sunarken zamana ve değişen şartlara göre daha önceden kanun ile alt ve üst
sınırı belirlenmiş kârlılık oranının üstünde veya altında bir kârlılık
oranı uygulanmasına ihtiyaç duyabilirler. Bu itibarla, idarece sunulacak su
hizmetinin zaman içinde değişen şartlara göre farklı kârlılık oranlarını
gerektirebilmesi nedeniyle su bedelinin tespitinde uygulanacak kârlılık
oranının belirlenmesi ölçülü ve adil olmaları koşuluyla idarenin takdirine
bırakılması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralda yer alan “…%10’dan aşağı olmayacak nispetinde…” ibaresi Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ile
Zehra Ayla PERKTAŞ, bu sonuca değişik gerekçe ile katılmışlardır.
B - 2560 Sayılı Kanun’un 23. Maddesinin
Birinci Fıkrasında Yer Alan “…bir kâr oranı esas alınır.” İbaresinin İncelenmesi
Başvuru kararında, Kanun’un değiştirilen 23.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…%10’dan
aşağı olmayacak nispetinde…” biçimindeki
ibareye ilişkin gerekçelerle kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
2560 sayılı Kanun’a 5.6.1986 günlü, 3305 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle eklenen ek
5. maddede, bu Kanun’un diğer Büyükşehir Belediyelerinde de uygulanacağı
hükme bağlanmıştır. Kanun’un 13. maddesinde İSKİ’nin
ve bu Kanun’a tabi tüm büyükşehir belediyelerinin gelirlerine ilişkin kaynaklara
yer verilmiş ve maddenin (a) bendinde de su satışı ve kullanılmış
suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerden alınacak
ücretler, belediyelerin gelir kaynakları arasında sayılmıştır. Kanun’un 23.
maddesinde ise tarifenin unsurları olarak gider ve maliyetler ile itiraz konusu
kuralda yer alan kârlılık oranına yer verilmiştir.
2560 sayılı Kanun kapsamında idarenin kişilere
verdiği su hizmeti karşılığında alacağı bedelin niteliği Anayasa
Mahkemesinin 14.2.1991 gün ve E.1990/18, K.1991/4 sayılı kararında
açıklanmıştır. Söz konusu kararla; su bedelinin su satışı
ve kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığında yapılan tarifeye ve
abonman sözleşmesine göre alındığı, bu şekilde idare ile birey arasında
özel hukuk ilişkisi kurulduğu ve ödenecek bedelin maliyet-kâr
esasına göre belirlendiği, dolayısıyla idarece verilen bir hizmet
karşılığında tarifeye göre saptanarak alınan bedelin vergi, resim, harç ve
benzeri mali yüküm olmadığı, ücret niteliğini haiz olduğu belirlenmiştir.
Anayasa’nın 127. maddesinde, yerel yönetimlere
görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanacağı öngörülmüş olup,
büyükşehir belediyelerinin su hizmetlerini verimli bir şekilde
sürdürebilmesi, daha kaliteli ve etkin bir şekilde hizmet sağlayabilmesi,
yatırımlarda bulunabilmesi için ihtiyaç duyduğu malî kaynağın bulunması
gerekmektedir. Bu kapsamda büyükşehir belediyelerince sunulan hizmetlere
karşılık talep edilen bedele ölçülü ve adilolarak
belirlenen bir kâr oranının ilave edilmesinde Anayasaya aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
Bu itibarla, idarenin su tedariki ve suların
uzaklaştırılması yönünde yaptığı hizmete karşılık ölçülü ve adil olarak
belirleyeceği bir kâr oranını su tarifelerinin tespitinde esas alması ve bu
tarifeye göre ücret istemesinde hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön
bulunmamaktadır
Açıklanan
nedenlerle, 2560 sayılı Kanun’un 23. maddesinin
birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…bir kâr oranı esas alınır.” ibaresi Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
VI- SONUÇ
20.11.1981 günlü,
2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun’un 5.6.1986 günlü, 3305 sayılı Kanun’un 2.
maddesiyle değiştirilen 23. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde
yer alan;
1- “…%10’dan aşağı olmayacak nispetinde…”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2-“…bir kar
oranı esas alınır” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
26.1.2012 gününde
karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
DEĞİŞİK GEREKÇE VE KARŞIOY GEREKÇESİ
2560 sayılı İstanbul Su Ve Kanalizasyon İdaresi
Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un “Tarife tespit
esasları” başlıklı 23. maddesinde, su satışı, kullanılmış suların
uzaklaştırılması ve septik çukurların boşaltılması tarifeleri
belirlenirken, bunların tespitinde, yapılacak masraflara ek olarak “%
10’dan aşağı olmayacak nispetinde bir kâr oranı esas alınır” kuralına yer
verilmiştir. Kural’ın “% 10’dan aşağı olmayacak nispetinde bir” bölümü, kâr
oranlarını belirlemenin Belediye’nin takdir alanı içerisinde bulunduğu
gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Suyun, insan yaşamındaki vazgeçilmez önemi
nedeniyle bir hak olarak bir çok insan hakları
metninde yer aldığı görülmektedir.
1992 yılında Dublin’de yapılan
“Su ve Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı”ndaki ekonomik temelli yaklaşım
3-14 Haziran 1992 tarihinde düzenlenen Birleşmiş milletler Rio Çevre ve
Kalkınma Konferansı’na da yansımış ve su, doğal bir kaynak ve hem sosyal
hem de ekonomik bir mal olarak öngörülerek suyu kullanandan uygun ücret
alınması ve sürdürülebilir yönetim için her türlü planlama ve geliştirmede
suyun tam maliyetinin esas alınması önerilmiştir. Anılan Rio Konferansı sonrasında da İkinci Uluslar
arası Su Konferansı Amsterdam Deklarasyonu, 1994 Uluslar arası Nüfus ve
Kalkınma Eylem Planı, 2000 Lahey Su Güvenliği Bakanlar Deklarasyonu gibi
metinlerde de su hakkına yer verilmiştir. 6-8 Eylül 2000 tarihinde 189 ulus
temsilcisinin katılımıyla gerçekleşen Milenyum Zirvesi’nin sonucunda ortaya
çıkan Milenyum Kalkınma Hedefleri’nin bir başlığını da “su” oluşturmuştur.1
Su, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve
Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin2 11. ve 12. maddelerinde yer alan yaşam ve sağlık
koşullarının yorumlandığı Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel
Haklar Komitesi’nin “15 No’lu Genel Yorum”unda da
geniş olarak olarak yer almıştır.3
Anılan 15 No’lu Genel
Yorum’da su ile ilgili genel yükümlülükler (ayırımcılık
yapmama ve eşit şekilde dağıtımı ile bu hakkın kullanımında zorluklarla
karşılaşanlara (örneğin; kadınlar, çocuklar, kırsal alanda yaşayanlar, göçebe
ve mülteciler, mahkûmlar ve hükümlüler vb. gibi) kişi ve gruplara özel önem
verici ve bunların haklarını güvence altına alıcı adımlar atma konusunda
yükümlülükler yüklerken, özel yükümlülükler kapsamında da su hakkının kullanılmasında
taraf devletlerin doğrudan veya dolaylı olarak müdahaleden kaçınılmasını
öngören “saygı duyma yükümlülüğü”, taraf devletlere su hakkından
faydalanmasını engellemeye yönelik üçüncü kişi (birey grup, şirketler, kamu
tüzel kişileri ve bunların otoritesi altında çalışanlar) müdahalelerini
önlemeyi içeren “koruma yükümlülüğü” ile suyun kullanımını kolaylaştırıcı,
geliştirici ve sağlayıcı tedbirler alma yükümlülüğünü öngören “yerine
getirme yükümlülüğü” gibi yükümlülükler getirmektedir. Ayrıca, taraf
devletlerin suyu ambargo veya ekonomik-siyasi baskı aracı olarak kullanmama
gibi uluslar arası yükümlülüklerine değinilerek, suyun yeterlilik, kalite
ve erişebilirlik unsurları üzerinde durulmuştur.
Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerinde belirtilen sosyal
hukuk devleti, kişilerin, insan onuruna yaraşır biçimde refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamakla yükümlüdür. Bu bağlamda, Anayasa’nın 17.
maddesinde yer alan herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme hakkının da güvencesidir. Anayasa’nın 56. maddesinde ise
herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu
öngörülmektedir.
İnsan ve çevre sağlığı için suyun taşıdığı yaşamsal
önem dikkate alındığında, kişilerin olabildiğince uygun koşullarla suya
ulaşımları sağlanamadıkça söz konusu Anayasa kurallarının uygulamaya
geçirilmesinin olanaklı hale getirilemeyeceği açıktır.
İtiraz konusu kuralla su ve atık sulara ilişkin
tarifeler belirlenirken kâr oranının, % 10’un altında olmayacağı
belirtilerek, sosyal amaçlarla kârsız bir bedel tespitine izin verilmediği
gibi üst sınır gösterilmeyerek yüksek oranlara ulaşabilecek zam oranlarına
karşı bir önlem de alınmamıştır.
Hukuk devletinin en önemli yükümlülüklerinden biri
de kuşkusuz, adil ve öngörülebilir kurallarla kişilerin yarınlarından kuşku
ve endişe duymadan yaşayabilecekleri bir ortam yaratmaktır. Buna göre,
yasal düzenlemelerin, hem kişiler hem de idare yönünden belirlilik içerecek
şekilde, açık, net, anlaşılabilir ve uygulanabilir olması ayrıca kamu
otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Belediyeler tarafından sunulan ve karşılığı da kamu
gücüne dayanılarak alınan, su, atık su ve benzeri hizmetler, tekel
niteliğinde olup, kişilerin özgür iradeleri ile başka kaynaklardan
sağlayabilecekleri hizmetlerden değildir. Bu durumda, anılan hizmetlere
ilişkin kâr oranlarında üst sınır saptanmaması, kamu otoritelerinin keyfi
uygulamalarına ve kişiler yönünden de belirsizliğe neden olacağından; kâr
oranı bölümünün iptal edilmemesi ise, hizmetin sosyal amaçlarla kâr
alınmaksızın görülmesini engelleyeceğinden, Anayasa’nın 2.,
17. ve 56. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kararın Kural’ın iptaline
ilişkin bölümüne farklı gerekçe ile katılıyorum. Belediye’nin, sosyal
amaçlarla kârdan vazgeçebilmesine olanak vermeyen “kâr oranı” sözcüklerinin
ise iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
DEĞİŞİK GEREKÇE
2560 sayılı Kanun’un 23. maddesinin birinci
fıkrasında yer alan ve Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen “…%
10’dan aşağı olmayacak nispetinde …” şeklindeki ibarenin
incelenmesi.
İtiraza konu ibare, 23. madde uyarınca belirlenecek
tarife tespitinde en az %10 nispetinden aşağı olmayacak bir kâr oranının
uygulanacağını öngörmekte, ancak, bu oranın üst sınırını belirleyen bir
düzenlemeye yer vermemektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal
bir hukuk Devletidir” denilmektedir.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de hukuk
güvenliğidir. Bu ilke, eylem ve işlemler karşısında oluşacak hukuki
sonuçların önceden öngörülebilir şekilde düzenlenmesini gerekli kılar.
İtiraza konu ibare, uygulanacak kâr oranının sadece
alt sınırını göstermekte, üst sınırı göstermediği için sınırsız hale gelen
üst sınırının belirlenmesi takdire terk edilmiş olmaktadır. Buna göre,
takdire dayalı olarak belirlenecek üst sınır kâr oranının uygulanması
sonucu oluşacak tarifelerin, önceden öngörülmesi olanaksız hale
gelmektedir. Hukuk kurallarının önceden öngörülebilecek şekilde
düzenlenmesi hukuk güvenliğinin gereğidir. İtiraza konu ibare, tarifelerin
önceden öngörülmesini imkânsızlaştırdığı için kişilerin hukuki
güvenliklerini ihlâl etmektedir.
Bu nedenle tarifenin belirlenmesinde alt sınırı
tanımlayan “… % 10’dan aşağı
olmayacak nispetinde …”nın esas alınmasını öngören ibare, tek
başına hukuk güvenliğini sağlamaya yeterli olmadığından Anayasa’nın 2.
maddesine aykırıdır.
İptali gerekir.
İptale ilişkin çoğunluk kararına, bu gerekçeyle
katılıyoruz.
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
KARŞIOY YAZISI
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un, 3305 sayılı Kanunla değiştirilen
23. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…bir kar oranı esas alınır”
ibaresi, Belediyelerin verdiği su hizmeti karşılığında alacakları ücret
üzerinden mutlaka belli bir oranda kar sağlamalarını yasal bir zorunluluk
haline getirmektedir.
Su kullanımı ve suya erişim hakkı, Birleşmiş
Milletler belgelerinde de yer aldığı üzere, insan olmanın doğal bir
sonucudur. Anayasa’nın 56. maddesinde yer alan herkesin sağlıklı bir
çevrede yaşama hakkı, kişiler için temel bir sağlık kaynağı olan suyun
kullanımın kolaylaştırılmasını da devlete bir görev olarak vermektedir.
Günümüzde demokratik ve yüksek yaşam kalitesi standartlarına erişmiş
ülkelerin çoğunda su ücretsizdir.
İdare ve birey arasında özel hukuk ilişkisi
kurulduğu gerekçesiyle su kullanımında ücretin kar-maliyet esasına göre
belirlenmesi Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan sosyal devlet ilkesiyle
bağdaşmaz. Su kaynaklarının sınırlı olması karşısında suyun ücret karşılığı
verilmesi belli ölçülerde zorunluluk sayılabilirse de, yerine göre ücretin
sadece maliyet karşılığı hatta bir kısmı devletçe karşılanarak maliyetin
altında tespit edilmesi de mümkündür. Su arzının ve talebinin dengelenmesi
yanında sosyal boyutu da gözetilerek, ücretin tespiti, yerel koşulları ve
kaynakları en iyi değerlendirebilecek olan ilgili mahalli idarelerin
takdirine bırakılmalıdır. Ancak itiraz konusu ibare bu yolda bir uygulamayı
önlemekte ve sudan mutlaka kar sağlanmasını mahalli idarelere
dayatmaktadır. Suyun mutlaka bir kar gözetilerek temin edilmesi yönündeki
bir yasa kuralı Anayasa’ya aykırıdır.
Anayasa’nın 2. ve 56. maddelerine aykırı olan
ibarenin iptali gerekir.
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑‑
1 ŞİRİN, Tolga, Uluslar arası Su Hakkı Sempozyumu,
Diyarbakır 5-6 Kasım2010s-51
2 Söz konusu sözleşme Türk Cumhuriyeti 15/8/2000 tarihinde New York’ta imzalanmış ve 4./6/2003
tarih ve 4867 sayılı Kanun’la onaylanmış olup, anılan Yasa’da 11/8/2003 gün
ve 25142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşmenin orijinal metni,
maddeleri ve onay kanunu hakkında detaylı bilgi için bkz. htpp://www.inhak-bb.adalet. gov.tr/uametin/eshus.pdf,
3 15 no’lu Genel Yorum
hakkında detaylı bilgi için bkz. “UYAR, Lema,
Birleşmiş Milletler’de İnsan Hakları Yorumları,
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 1. Baskı İstanbul, Eylül 2006, s-
264-287
|