|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2011/114
Karar Sayısı:
2012/28
Karar Günü:
22.2.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 1. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 23.7.2010 günlü,
6009 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 31. maddesiyle,
8.5.1991 günlü, 3717 sayılı Adli Personel ile
Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492
sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında
Kanun’a eklenen Geçici Madde 2’nin,
Anayasa’nın 2., 10.
ve 55. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
3717 sayılı Kanun uyarınca keşif ve yol
giderleri havuzunda biriken paraların tek bir çatı altında toplanıp adli ve
idari yargı çalışanlarına Hazineye pay ayrılmaksızın eşit şekilde
dağıtılması ve eksik ödemenin yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle
Adalet Bakanlığına yapılan başvurunun reddine dair işlemin iptali ile bu
işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların yasal faizi ile birlikte
ödenmesi istemiyle açılan davada, itiraz
konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasını ciddi bulan Mahkeme,
iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı
tarafından, 3717 sayılı Adli Personel ve Devlet Davalarını Takip Edenlere
Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun uyarınca oluşturulan keşif
ve yol giderleri havuzundan Adli Yargı’da görevli olan personele göre
tarafına eksik ödeme yapıldığından bahisle bu Kanun gereğince havuzda
biriken paraların tek bir çatı altında toplanarak Adli ve İdari Yargıda
görev yapan personele eşit bir şekilde ve Hazineye pay ayrılmaksızın
dağıtılması ve eksik ödemenin yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle
yaptığı 23.9.2010 tarihli başvurusunun reddine ilişkin 08.11.2010 tarih ve
5535 sayılı işlemin iptali ve yoksun kaldığı parasal haklarının yasal
faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle ADALET BAKANLIĞI’na karşı açılan
davada işin gereği görüşüldü.
Dosyanın
incelenmesinden, davacıya 02.9.2010 tarihinde 94,64.-TL keşif ve yol gideri
ödendiği, ödemenin ise 6009 sayılı Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 31.
maddesi ile 3717 sayılı Adli Personel İle Devlet Davalarını Takip Edenlere
Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi İle 492 sayılı Harçlar Kanununun Bir
Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2.
maddesine göre yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bundan
dolayı, uyuşmazlıkta davacıya yapılan ödemenin dayanağı olarak gösterilen
ve uygulanacak olan kanun hükmü olan; 6009 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un 31. maddesi ile 3717 sayılı Adli Personel İle Devlet Davalarını
Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi İle 492 sayılı Harçlar
Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun’a eklenen
3717 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi olan “21.11.2008
tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar bu
Kanun’un 2. maddesi uyarınca banka hesaplarına yatırılan
paralar, bu süreler içinde çalışan personele
çalışma süresi dikkate alınarak 21.11.2008 tarihinden önce
yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine göre
dağıtılır. Bu şekilde yapılacak ödemelerin Kanun’da öngörülen
üst sınırı aşması durumunda, artan miktar Hazineye gelir
kaydedilir.” hükmüdür.
Bu
hükme göre, adalet personeline yapılan keşif ve yol gideri ödemelerinin,
21.11.2008 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih olan 01.8.2010
tarihine kadar banka hesaplarına yatırılan paraların, bu süreler içinde
çalışan personele çalışma süresi dikkate alınarak 21.11.2008 tarihinden
önce yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine göre dağıtılması öngörülmüş olup
söz konusu düzenlemede belirtilen 21.11.2008 tarihinden önce yürürlükte
bulunan Kanun hükmüne bakmak gerekmektedir.
21.11.2008
tarihinden önce yürürlükte bulunan Kanun ise, 449 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile değişik 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin altıncı
fıkrasıdır. Söz konusu fıkrada “Birinci fıkrada sayılanlardan adli yargı hakim ve savcıları ile adlî yargıda görevli yazı
işleri müdürü, zabıt katibi, mübaşir, icra müdürü,
icra müdür yardımcısı ile diğer personele tahakkuku müteakip yol tazminatının
1/2’si ödenir. Yol tazminatının kesilen 1/2’si o yerdeki bir kamu
bankasında açılan bir hesaba yatırılır. Bu hesaba yatırılan
paraların %10’u her ayın ilk haftası içinde Ankara’da
bir kamu bankasında açtırılan Adalet Bakanlığı merkez hesabına gönderilir.
Mahalli hesapta toplanan paraların arta kalanı, o yargı
çevresinde görevli adli yargı hakim
ve savcıları ile adli yargıda görevli yazı işleri müdürü, zabıt katibi, mübaşir,
icra müdürü, icra müdür yardımcısı ile diğer personeline (ceza infaz kurumu personeli
hariç) ayda
bir, eşit miktarda ödenir;
ancak, bu ödemenin yıllık tutarı en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) yıllık tutarının yarısını geçemez.” hükmüne yer verilmişti.
Ancak, Konya 1.
İdare Mahkemesi’nde görevli katipler ve mübaşirler tarafından, fiilen
mahkeme keşiflerine iştirak ederek yol harcırahının yarısını aldıkları
yarısının da idari yargı havuzuna kesildiği, adli yargıya özgü bir havuz
bulunması sebebiyle bu havuz ile ilişkilendirilmedikleri için adli personel
olmalarına rağmen aralarında eşitsizlik oluştuğu bunun ortadan
kaldırılması, tüm yargı mensuplarına tek havuzdan ödeme yapılmasının
sağlanması ve 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasından
kendilerinin de yararlanmaları istemiyle yaptıkları başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle Konya 1. İdare Mahkemesi’nde açılan
davada; Mahkemece, 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 449 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile değiştirilen altıncı fıkrasının, Anayasa’nın 2., 10. ve 55. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulduğu, Anayasa Mahkemesi de
17.05.2007 tarih ve E:2004/46, K:2007/60 sayılı kararıyla; 449 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin, 6.6.1991 tarih 3755 sayılı Kamu Kurum ve
Kuruluşlarının Görev ve Yetkileri ile Bunların Personelinin Mali ve Soysal
Haklarında Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu’na dayanılarak
çıkartıldığı KHK’nin dayanağı olan 3755 sayılı Yetki Kanunu’nun Anayasa
Mahkemesi’nin 12.12.1991 tarih ve E.1991/27, K.1991/50 sayılı kararı ile
iptal edildiği, bundan dolayı, 449 sayılı KHK’nin anayasal dayanaktan
yoksun kaldığı, bu nedenle Anayasa’ya aykırı görülerek iptal edilen 3755
sayılı Yetki Kanunu’na dayanılarak çıkarılmış bulunan 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 449 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
değiştirilen 6. fıkrasının birinci tümcesi dışında kalan bölümünün,
Anayasa’nın 2., 6. ve 91. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle söz konusu
düzenlemeyi iptal etmiş, iptal kararının da doğuracağı hukuksal boşluk,
kamu yararını bozucu nitelikte olduğundan gerekli düzenlemelerin yapılması
amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir
yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Daha sonra, iptal
kararı, 21.11.2007 tarih ve 26707 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve
21.11.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. En son olarak yukarıda anılan
6009 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile 3717 sayılı Kanun’a geçici 2. madde
eklenmiş ve düzenleme de01.08.2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu hale göre, 6009
sayılı Kanun’un 31. maddesi ile değişik 3717 sayılı Kanun’un geçici 2.
maddesi;
Anayasa’nın 2. Maddesi Yönünden:
Anayasanın 2.
maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan
haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen
temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir”
hükmüne yer verilmektedir.
Anayasa
Mahkemesi’nin yerleşik kararlarına göre Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen Hukuk Devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve
tutumlarından kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan,
yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken
Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir
şeklinde tanımlanmıştır.
Ayrıca, Anayasa’nın
2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri
“belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de
idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde
açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu
otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de
gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey,
yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi
hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi
müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak, bu durumda kendisine
düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Yasa
kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür
sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak
şekilde düzenlenmelidir. “Öngörülebilirlik şartı” olarak nitelendirilen bu
ilkeye göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi
bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde
açıklıkla yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla
birlikte idarede istikrarı da sağlar.
Öte yandan, bu maddede
biriken paraların nasıl ödeneceği, ödeme usul ve esaslarının nasıl olacağı
belirlenmiş ve bu ödemenin 21.11.2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan
3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 449 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
değiştirilen altıncı fıkrasına göre yapılması hükme bağlanmış olup bu
fıkrada; birinci fıkrada sayılanlardan adli yargı hakim
ve savcıları ile adli yargıda görevli yazı işleri müdürü, zabıt katibi,
mübaşir, icra müdürü, icra müdür yardımcısı ile diğer personele tahakkuku
müteakip yol tazminatının 1/2’sinin ödeneceği, yol tazminatının kesilen
1/2’sinin o yerdeki bir kamu bankasında açılan bir hesaba yatırılacağı, bu
hesaba yatırılan paraların %10’unun her ayın ilk haftası içinde Ankara’da
bir kamu bankasında açtırılan Adalet Bakanlığı merkez hesabına
gönderileceği, Mahalli hesapta toplanan paraların arta kalanının, o yargı
çevresinde görevli adli yargı hakim ve savcıları ile adli yargıda görevli
yazı işleri müdürü, zabıt katibi, mübaşir, icra müdürü, icra müdür
yardımcısı ile diğer personeline (ceza infaz kurumu personeli hariç) ayda
bir, eşit miktarda ödeneceği; ancak, bu ödemenin yıllık tutarının en yüksek
Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) yıllık tutarının yarısını
geçemeyeceği hükmüne yer verilmiştir.
Ancak,
6009 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile 3717 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2.
maddede belirtilen 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 449 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile değiştirilen altıncı fıkra, Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edildiğinden iptal hükmünden önceki kanuni düzenlemeyi
ihya edecek şekilde bu maddeyle kanuni düzenleme yapılması, Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır.
Diğer
taraftan, 449 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 3717 sayılı
Kanun’un 2. maddesinin altıncı fıkrasının, Anayasa Mahkemesi’nce iptal
edildiği bilindiği halde iptal edilmiş bir düzenleme dayanak alınmak ve bu
düzenlemedeki ödemeye ilişkin ilke ve esaslar açıkça belirtilmemek
suretiyle banka hesaplarında biriken paraların dağıtılması öngörülmüş olup
bu haliyle Hukuk Devleti’nin en temel ilkelerinden biri olan “belirlilik
ilkesi”ne de aykırı düzenleme yapılmıştır.
Ayrıca, bu
ödemelerin esas dayanağı olan 3717 sayılı Kanun’a bakıldığında “farklı
yargı kollarında bulunanlara farklı ödeme sistemi öngörüldüğü, böylelikle
her yargı kolunun katkısı oranında havuzdan farklı nemalandığı bunun
hakkaniyete uygun olduğu” ileri sürülebilecek ise de, ortaya çıkan
neticenin bu doğrultuda olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü Kanun’da havuzdan
yararlanmanın ölçütünün “havuza katkı oranı” olmayıp sadece “Adalet
Personeli” ölçütü olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü her iki havuzda da,
meblağın yarısının %10’u kesilip Adalet Bakanlığı personeline dağıtılmak
üzere hesaplarına yatırılmaktadır. Burada Adalet Bakanlığı merkez teşkilat personelinin
de keşiflere katkısı olmadığı dikkate alınırsa esas ölçütün “Adalet
personeli olma” ölçütü olduğudur. Hatta, Adliye
içinde de bazı mahkemeler çok az keşfe gittikleri halde havuzdan tam
yararlanmaktadır. Bundan dolayı, idari yargı personelinin bu Kanun kapsam
dışı bırakılması da Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan toplumun
huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışına da aykırıdır.
Anayasa’nın 10. Maddesi
Yönünden;
Anayasa’nın 10.
maddesinde; “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir.
Hiçbir kişiye,
aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve
idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorundadırlar” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi
kararlarında belirtildiği üzere, Anayasa’nın 10. maddesine göre yasaların
uygulanmasında ayrım gözetilmeyecek ve eşitliğe yol açılmayacaktır. Maddede
düzenlenen “Eşitlik” ilkesiyle, birbirinin aynı durumda olanlara aynı
kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılması
engellenmektedir. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı olacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler
ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Yine, Anayasa
Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında eşitlik ilkesi, aynı durumda bulunanlar
için haklarda ve ödevlerde, yasalarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve
sorumluluklarda, fırsatlarda, hizmetlerde eşitliğin sağlanmasını gerektiren
eşit davranma ve ayrım yapmama ilkesi olarak yorumlanmıştır.
Davacıya yapılan
ödemenin dağıtım esaslarını belirleyen ve uyuşmazlıkta uygulanacak olan
6009 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile 3717 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2.
maddesinde ve bu maddede belirtilen 21.11.2008 tarihinden önce yürürlükte
bulunan 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 449 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile değiştirilen altıncı fıkrası yalnızca adli yargıda görevli
yazı işleri müdürü, zabıt katibi, mübaşir, icra müdürü, icra müdür
yardımcısı ile diğer personele (ceza infaz kurumları personeli hariç) yol
tazminatından o yerde açtırılan hesapta toplanan paralardan ayda bir eşit
miktarda ödeme yapılmasını öngörmekte, adli yargıda görevli personelle aynı
konumda bulunan idari yargı personeline fıkrada yer verilmemekte, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 4001 sayılı Kanunla değişik 59.
maddesinin 2. fıkrası ile, bölge idare, idare ve
vergi mahkemelerinde görev yapan personelin yol giderleri ve tazminatları
hakkında 3717 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağının belirtilmiş olması
da, uygulamanın, idari yargıda görevli personele ödenen yol tazminatlarının
ayrı bir hesapta toplanarak dağıtılması şeklinde olması nedeniyle itiraz
konusu kuralda yer alan eksik düzenlemenin idari yargıda görev yapan
personel yönünden doğurduğu eşitsizliği gidermemektedir.
Adliye
mahkemelerinde açılan dava sayılarının çokluğu ve niteliği nedeniyle,
özellikle davalara dayanak ve delil teşkil etmek üzere ilgililerce talep
edilen tespitler dolayısıyla yapılan keşifler sonucunda, adli yargıda görev
yapanlara dağıtılmak üzere yol gideri ve
tazminat hesaplarında fazla
para birikmekte, buna karşılık idari yargıda genellikle idare
mahkemelerinde ve çok az keşif yapılmakta, bunun doğal sonucu olarak da
adli yargıdan ayrı tutulan idari yargının yol gideri ve tazminatı hesabında
adli yargı hesabına nazaran aynı düzeyde birikme gerçekleşmemektedir.
Adli
ve İdari Yargının farklı teşkilatlanmış olması nedeniyle bu durumun
hakkaniyete uygun olduğu düşünülebilirse de; aynı durum ve aynı konumda
olduğunda şüphe bulunmayan iki personel arasında birinciler lehine bir
sonuç yaratan bu düzenlemenin, Anayasa’nın özdeş nitelikte bulunan
durumların yasal düzenlemelerle aynı işleme bağlı tutulmasını gerektiren
10. maddesine aykırı düştüğü kanaatine varılmaktadır.
Kaldı ki, Kanun’daki
bu eksik düzenleme, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun
59/2. maddesinde
10.06.1994 tarihli ve
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle giderilmeye
çalışılmış, değişiklik sonrasında
3717 sayılı Kanun uyarınca alınan yol tazminatlarının idari
yargıda görevli hakim ve savcılar ile diğer
personel ve Adalet Bakanlığı merkez teşkilatındaki personele ödenmek üzere
ilgili hesaplara yatırılması, defter tutulmasına ilişkin usuli işlemler ve
ödeme esasları Adalet Bakanlığının
11.10.1994 tarihli ve 69199 sayılı Genelgesi ile düzenlenmiş,
anılan genelgenin dava konusu edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava
Daireleri Genel Kurulunun 10.03.1995
günlü ve 1995/86 sayılı
kararıyla yürütmenin durdurulması üzerine
18.05.1995 günlü ve
34371 sayılı Genelge ile yürürlükten kaldırılmış, bu
tarihten, yargı kararı uyarınca yeniden yürürlüğe konulduğu 03.02.2003
tarihine kadar olan dönemde idari yargıda görevli personelin 3717 sayılı Kanun hükümlerinden
yararlandırılması, başka bir deyişle anılan Kanun’un idari yargı açısından
uygulanması mümkün olmamıştır.
Diğer
taraftan, davacıya yapılan ödemenin dağıtım esaslarını belirleyen ve
uyuşmazlıkta uygulanacak olan
6009 sayılı Kanun’un
31. maddesi ile
3717 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddesinde ve bu
maddede belirtilen 21.11.2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 449 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile değiştirilen altıncı fıkrasında mahalli hesapta toplanan
paraların adli yargı personeline ödenmesini keşfe bizzat katılmış olmak
gibi bir koşula da bağlamamıştır. Fıkra hükmüne göre, ödemeden yararlanabilmek için adli yargıda
görevli olmak yeterlidir. Dolayısıyla, Kanun ile amaçlananın adli yargı
personeline kısmen de olsa parasal yönde katkı yapmak olduğu açıktır. Aynı
durum, idari yargı personeli açısından da geçerli olduğundan, Kanun ile
getirilen olanağın aynı konudaki personele eşit bir biçimde sunulması
Anayasa’nın 10. maddesi
gereğidir. Yol gideri ve tazminatlarının bir kısmının Adalet Bakanlığı
merkez teşkilatı personeline dağıtılması da varılan bu sonucu doğrulamaktadır.
Ayrıca, 3717 sayılı Kanun’da son
değişikliklerle bu eşitsizlik giderilmiş ve Kanun ile getirilen olanağın
aynı konudaki personele eşit bir biçimde sunulması hedeflenmiş olup
yürürlükte olan 2/A maddesine göre Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Yüksek Seçim Kurulu ile Adalet
Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı (ceza ve infaz kurumları hariç) ile
Türkiye Adalet Akademisi kadrolarında, sözleşmeli personel dahil, 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tâbi olarak çalışan personele, ayda elli
saati aşmayacak şekilde fiilen yapılan fazla çalışma karşılığında, Bütçe
Kanunu ile belirlenen fazla çalışma ücretinin üç katına kadar fazla çalışma
ücreti ödenmesi öngörülmüştür. Yine, bu durum da varılan sonucu doğrular
nitelikte olup dava konusu işlemin dayanağı olan ve uyuşmazlıkta
uygulanacak olan kanun hükmünün Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen
eşitlik ilkesine aykırı olduğunu göstermektedir.
Anayasa’nın 55. Maddesi Yönünden;
Anayasanın 55.
maddesinde; “Ücret emeğin karşılığıdır.
Devlet, çalışanların
yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal
yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.
Asgari ücretin
tespitinde ülkenin ekonomik ve sosyal durumu göz önünde bulundurulur” hükmü
yer almaktadır.
Kamu görevlilerinin
657 sayılı Kanunve özel mevzuatlarla düzenlenen mali hakları aylık, ücret,
ödenek, hizmetle ilgili çeşitli ödemeler, zam ve tazminatlar, ek gösterge
gibi çeşitli unsurlardan oluşmaktadır.
6009
sayılı Kanun’un 31. maddesi ile 3717 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2.
maddesinde ve bu madde de belirtilen 21.11.2008 tarihinden önce yürürlükte
bulunan 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 449 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile değiştirilen altıncı fıkrasında öngörülen, yargı personelinin
mali hakları kapsamında nitelendirilebilecek ödemelerin derece, kademe,
eğitim, unvan, yetki ve sorumluluk bakımlarından eşit durumda bulunan
personelin sadece farklı yargı düzenleri içerisinde bulunmalarından dolayı
adli ve idari yargı personeline eşit bir şekilde dağıtılmaması, Anayasa’nın
ücrette adalet sağlanmasını öngören 55. maddesi hükmüne de aykırı
bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, bakılan davada uygulanacak kural niteliğinde olan ve adli ve
idari yargı ayrımının doğal bir sonucu olarak da görülmeyen, 6009 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile 3717 sayılı Kanun’a eklenen 3717 sayılı Kanun’un geçici 2.
maddesinin, Anayasada ifadesini bulan toplumun huzuru, milli dayanışma ve
adalet anlayışı ile Hukuk Devleti ilkesine ilişkin 2. maddesi yanında
eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesi ile,
ücrette adaletin sağlanmasına ilişkin 55. maddesine aykırı olduğu ve bu
nedenle iptalinin uygun olacağı kanaatine varıldığından söz konusu kanun
hükmünün iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına,
dava dosyasında bulunan dava ve savunma dilekçeleri ile eklerinin onaylı
örneklerinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine, Anayasa
Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar, beş ay süreyle dava dosyasının
bekletilmesine 29.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
6009 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle, 8.5.1991
günlü, 3717 sayılı Adli Personel ile Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri
ve Tazminat Verilmesi ile 492 sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin
Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun’a eklenen itiraz konusu Geçici
Madde 2 şöyledir:
“21/11/2008 tarihinden bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihe kadar bu Kanunun 2 nci
maddesi uyarınca banka hesaplarına yatırılan paralar, bu süreler içinde
çalışan personele çalışma süresi dikkate alınarak 21/11/2008 tarihinden
önce yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine göre dağıtılır. Bu şekilde
yapılacak ödemelerin Kanunda öngörülen üst sınırı aşması durumunda, artan
miktar Hazineye gelir kaydedilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2.,
10. ve 55. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh
KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra
Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 17.11.2011 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları, bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- Anlam
ve Kapsam
Adli yargı çalışanlarına ödenen yol tazminatları ile ilgili olarak ortak banka
hesabı oluşturulmasını ve bu hesaptaki paraların çalışanlara dağıtılmasını
öngören 3717 sayılı Kanun’un 449 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
değiştirilen 2. maddesinin altıncı fıkrası, 449 sayılı KHK’nin dayanağı
olan 6.6.1991 günlü, 3755 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Görev ve Yetkileri
ile Bunların Personelinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler
Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Anayasa Mahkemesinin 12.12.1991 günlü,
E.1991/27, K.1991/50 sayılı kararı ile iptal edildiğinden 449 sayılı
KHK’nin de dayanaksız kaldığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin 17.5.2007
günlü, E.2004/46, K.2007/60 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve iptal
kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra
yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. İptal kararı 21.11.2008 gününde yürürlüğe girmiştir.
İptal edilen düzenlemede, adli
yargı çalışanlarına tahakkuku müteakip yol tazminatının yarısının
ödeneceği, kalan yarısının ise o yerdeki bir bankada açılan hesaba
yatırılacağı, yatırılan paraların %10’unun Adalet Bakanlığı merkez hesabına
gönderileceği ve arta kalanının o yargı çevresinde görevli adli yargı
çalışanlarına ayda bir eşit miktarda ödeneceği, bu ödemenin yıllık
tutarının en yüksek devlet memuru aylığının yıllık tutarının yarısını
geçemeyeceği hükmü yer almıştır.
Bu hükmün, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 59. maddesinin ikinci fıkrasında 10.6.1994 günlü, 4001 sayılı
Kanun ile yapılan değişiklikle bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde
görev yapan personelin yol giderleri ve tazminatları hakkında da
uygulanması sağlanmıştır.
İptal hükmünün yürürlüğe girdiği 21.11.2008 tarihinden
sonra yargı çalışanlarına yol tazminatının yarısının ödenmesine ve kalan
yarısının açılan banka hesabına yatırılmasına devam edilmiş, ancak, yasa
koyucu tarafından bir düzenleme yapılmadığından hesapta biriken paraların
personele dağıtımı yapılamamıştır.
23.7.2010 günlü, 6009 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile
yol tazminatı ortak hesaplarında biriken paraların personele
dağıtılabilmesi için 3717 sayılı Kanun’a itiraz konusu kural eklenmiştir.
İtiraza konu kuralda, 21.11.2008 tarihinden bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesi
uyarınca banka hesaplarına yatırılan paraların, bu süreler içinde çalışan
personele çalışma süresi dikkate alınarak 21.11.2008 tarihinden önce yürürlükte
bulunan Kanun hükümlerine göre dağıtılacağı ve bu şekilde yapılacak
ödemelerin Kanun’da öngörülen üst sınırı aşması durumunda artan miktarın
Hazineye gelir kaydedileceği öngörülmüştür. Böylece, yol tazminatı ortak hesabı ile ilgili
kanun hükmünün iptal edilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının
yürürlüğe girdiği 21.11.2008 ile 6009 sayılı Kanun’un 31. maddesinin
yürürlüğe girdiği 1.8.2010 tarihi arasında yol tazminatı ortak hesaplarında
biriken paraların personele dağıtılması sağlanmıştır.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın Anayasa
Mahkemesinin 17.5.2007 günlü, E.2004/46, K.2007/60 sayılı kararı ile iptal
edilen kanun hükmünü ihya edecek şekilde düzenlendiği ve bunun hukuk
devleti ilkesine aykırı olduğu, iptal kararının yürürlüğe girdiği
21.11.2008 ile 6009 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.8.2010 tarihleri
arasında banka hesaplarında biriken paraların iptal edilmiş bir düzenleme
dayanak alınmak ve bu düzenlemedeki ödemeye ilişkin ilke ve esaslar açıkça
belirtilmemek suretiyle dağıtılmasının öngörülmesinin belirlilik ilkesine
de aykırı olduğu, mahalli hesapta toplanan paraların ödenmesinin keşfe
bizzat katılmış olmak koşuluna bağlanmaması dolayısıyla amaçlananın
çalışanlara kısmen de olsa parasal yönden katkı sağlamak olduğu, dava
sayılarının çokluğu ve niteliği nedeniyle yapılan keşifler sonucunda adli
yargıya ait yol gideri ve tazminat hesaplarında fazla para biriktiği, buna
karşılık idari yargıda çok az keşif yapıldığı için adli yargıya göre aynı
düzeyde birikim gerçekleşmediği, bunun ise aynı durum ve konumda olduğunda
şüphe bulunmayan adli ve idari yargı çalışanları arasında eşitsizliğe sebep
olduğu, yargı personelinin mali hakları kapsamında nitelendirilebilecek söz
konusu ödemenin, eşit durumda bulunan personelin sadece farklı yargı
düzenleri içerisinde bulunmalarından dolayı eşit bir şekilde yapılmamasının
ücrette adalet sağlanması ilkesine de uygun olmadığı belirtilerek itiraz
konusu kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 55.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin
bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
İtiraz konusu kural ile amaçlanan,
21.11.2008-1.8.2010 tarihleri arasında yol tazminatı ortak hesaplarında biriken
paraların bu süreler içinde çalışan personele çalışma süreleri dikkate
alınarak, 21.11.2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan kanun hükümlerine
göre dağıtımının sağlanmasıdır.
Hukuk devletinde yasa koyucu, Anayasa kurallarına
bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.
Yasa koyucunun, memur ve diğer kamu görevlileri ile bunların dışındaki
çalışanlarla ilgili olarak, Anayasa’da belirlenen kurallara bağlı kalmak, adalet,
hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla düzenleme yapma
yetkisi bulunmaktadır.
6009 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeyle
uygulamasına son verilen yol tazminatı ortak hesaplarında biriken paraların
dağıtılıp dağıtılmayacağı ve dağıtılmasının öngörülmesi halinde nasıl
dağıtılacağı konusunda kurallar koymak, yasa koyucunun takdir yetkisi
içindedir. Yasa koyucu itiraz konusu kuralla, ortak hesaplarda biriken
paraların görevli personele dağıtılmasını öngörerek bu kişilerin lehine bir
düzenleme getirmiştir. Bu nedenle kural hukuk devleti ilkesine aykırı
değildir.
Diğer taraftan, Anayasa
Mahkemesince 3717 sayılı Kanun’un 449
sayılı KHK ile değiştirilen 2. maddesinin altıncı fıkrası, 449 sayılı KHK’nin
dayanağı olan Yetki Kanunu iptal edildiğinden 449 sayılı KHK’nin de
dayanaksız kaldığı gerekçesiyle iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz
konusu altıncı fıkrayı içerik yönünden incelememiş ve içeriğinin Anayasa’ya
aykırı olup olmadığı konusunda bir karar
vermemiştir. Getirilen düzenleme ile Anayasa Mahkemesi kararının etkisiz
kılındığı söylenemez.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere,
Türk yargı sistemi adli yargı-idari yargı ayrılığı sistemine dayanmaktadır.
Yol tazminatı ödenmesini gerektiren keşif, icra takibi vb. işlerle ilgili
olarak daire dışında görevlendirilme, dava sayılarının çokluğu ve davaların
niteliği dolayısıyla, adli yargı mercilerine göre idari yargı mercilerinde
daha az sayıda gerçekleştiğinden, idari yargı için oluşturulan yol
tazminatı ortak hesabında daha az birikim olmaktadır.
Yargı personelinin keşif, icra takibi vb. işlerle ilgili
olarak daire dışında görevlendirilme sayısı adli ve idari yargıda farklılık
gösterdiğinden, bu iki yargı sistemi için ayrı hesap oluşturulması eşitlik
ilkesini zedelemez.
Öte yandan, adaletli bir ücret dağılımı yapılan işe
uygun olarak aynı durumda bulunanlara aynı ücretin, farklı durumda
bulunanlara da farklı ücretin verilmesi ile sağlanabilecektir. Adli ve
idari yargı sisteminin ayrı ayrı düzenlenmiş
olması dolayısıyla, adli yargı için oluşturulan ortak hesaptan adli yargı
personelinin, idari yargı için oluşturulan ortak hesaptan da idari yargı
personelinin yararlandırılmasının, çalışanların adaletli ücret elde
etmelerini engelleyici bir yönü de bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2., 10. ve 55. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
VI- SONUÇ
23.7.2010 günlü, 6009 sayılı Gelir Vergisi Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un 31. maddesiyle 8.5.1991 günlü, 3717 sayılı Adli Personel İle
Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri Ve Tazminat Verilmesi İle 492
Sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun’a
eklenen Geçici Madde 2’nin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE,22.2.2012 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|