|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2011/13
Karar Sayısı
: 2012/45
Karar Günü : 22.3.2012
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN: Birecik Asliye Hukuk Mahkemesi
(E. 2011/13,
E. 2011/14)
İTİRAZLARIN KONUSU:1- 8.5.1991
günlü, 3717 sayılı Adli Personel ile Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol
Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492 sayılı Harçlar Kanununun Bir
Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun’un 23.7.2010 günlü, 6009
sayılı Kanun’un 30. maddesiyle değiştirilen 2. maddesinin,
2- 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun;
a- 2. maddesinin,
b- (1) sayılı Tarifesinin “(A) Mahkeme Harçları”
bölümüne 6009 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen (V) numaralı fıkranın,
Anayasa’nın 2., 10., 36. ve 55.maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Kamulaştırma bedelinin artırılması talebiyle açılan
davalarda, keşif işlemleri için harç ve ücret alınmasının Anayasa’ya aykırı
olduğu iddiasını ciddi gören Mahkeme, kuralların iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ
Başvuru kararlarının gerekçe bölümü
şöyledir:
“Davacılar tarafından (…) kamulaştırma bedelinin
4000 TL. arttırılması talep edilmiştir.
Mahkememizce yargılamaya devam edilmiş, devam eden
yargılama sürecinde davacı vekili mahkeme tarafından keşif ücretinin 560 TL
olarak belirlenmesini, özellikle de Devletin herhangi bir harcama yapmadan
keşif harcını 120 TL. olarak belirlemesi ve bunun
bir kısmının yolluk olarak mahkeme heyetine dağıtmasının hak hürriyetine
engel olduğunu, ayrıca mahkeme heyeti için cüzi bir miktar belirlenirken
bilirkişiler için fahiş miktarda bilirkişi ücretinin takdir edilmesinin de
Anayasaya aykırı olduğunu, adli yardım taleplerinin de olmadığını ifade
ederek Anayasaya aykırılık iddiasında bulunmuştur.
(...)
6009 sayılı Yasa ile Harçlar Kanunu’nda yapılan
değişiklik ile Yasaya bağlı (1) sayılı Tarife’de düzenlenmiş mahkeme
harçlarına keşif harcının eklenmiş olmasının aşağıdaki gerekçelerle
Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine ulaşılmaktadır:
1- Harçlara Dair Teorik
Esaslar:
Harçlar devletin egemenliğinden kaynaklanan kamu
gücüne dayanarak topladığı cebri nitelikte kamu gelirleridir. Devlet,
kendisini oluşturan en önemli ve ayırt edici unsur olan egemenliğine
dayanarak tek taraflı iradesi ve üstün buyurma gücü ile kişiler ve
topluluklarına mali yükümlülükler yükleyebilir. Devletin mali
egemenliğinden kaynaklanan bu yetki üstün bir yetki olmakla birlikte
sınırsız ve keyfi biçimde kullanılabilecek bir yetki değildir. Devlet kamu
gücünü kullanarak yeni mali yükümlülükler getirir veya mevcut mali
yükümlülüklerde değişikliğe giderken Anayasanın 2. maddesinde öngörülen
hukuk devleti ilkesi gerekleri ile sınırlı hareket etmek, hukukun üstünlüğü
esasına riayet etmek zorundadır.
Kamu gücüne dayanarak toplanan cebri kamu
gelirlerinin en önemlilerinden biri olan harçlar, belli kamu kurum ve
kuruluşlarınca verilen bazı somut hizmetlerden yararlananlardan bu
hizmetler karşılığında alınan cebri nitelikte parasal ödentiler olarak
tanımlanabilir. Harcın konusunu ancak kamu kurum ve kuruluşlarınca
verilebilen somut nitelikte bazı kamusal hizmetler oluşturur. Bu
hizmetlerin başka bir kişi ve kuruluştan temini kesinlikle mümkün değildir.
Vergilerin aksine harçlar karşılıklılık esasına
dayanan cebri kamu gelirleridir. Belli ve somut kamusal hizmetlerden
yararlanma karşılığında harç ödenir. Harca tabi hizmet sunulmaz ise, harcın
ödenmesi talep edilemez. Harç konusu hizmetten yararlanıp yararlanmamak (bu
hizmetin kendisine sunulmasını isteyip istememek) kişinin ihtiyarında olsa
da bir kez harç konusu kamusal hizmetten yararlanma tercih ve bu hizmetin
sunulması talep edildiğinde harç ödemek zorunlu hale gelir. Bu nedenle
harçlar karşılıklı ve zorunlu nitelikte kamu gelirleridir.
Ödenen harcın karşılığında vatandaş somut bir
kamusal hizmetten yararlanma hakkını elde eder. Harç ödemesine rağmen bu
hakkı gerçekleştirilmez, harç konusu kamusal hizmet kendisine sunulmazsa
harç ödeyen bu hususta idari ve adli makamlara başvurabilir.
Harçlar da vergiler gibi kural olarak bireyler ve
toplulukları tarafından, bir başka deyişle piyasa ekonomisi aktörleri
tarafından ödenir. Kamu sektörü ise kural olarak harç ödemez.
Günümüz ekonomilerinde harçlar bireyler ve
topluluklarından parasal değer-nakit olarak-para cinsinden toplanır.
Harçlar bakımından mali güce göre alınma kuralı uygulanmaz, harca tabi
hizmetten yararlanan ilgili harcı ödemek zorunda kalır.
Harç konusu kamusal hizmetler kamusal faydanın
yanında bireysel fayda da sağlar. Harç kamusal hizmet sayesinde elde edilen
bireysel faydanın karşılığını oluşturmaktadır. Bu nedenle harç tutarı makul
olmak zorundadır. Bir başka deyişle harç tutarı yararlanılan kamusal
hizmetin maliyetinin bir kısmına karşılık gelmeli, maliyeti aşan tutarlarda
ise harç yükümü getirilmemelidir.
Anayasamızın 73. maddesinin III. fıkrası uyarınca harçlar ancak bir yasa
hükmüne istinaden toplanabilir. Ülkemizde harçlar, Belediye Gelirleri
Kanunu’nda düzenlenmiştir. Harçlar Kanunu merkezi yönetim tarafından alınan
harçları, Belediye Gelirleri Kanunu ise yerel yönetimler tarafından alınan
harçları düzenlemektedir. Mali hukukta geçerli olan yasallık ilkesi
gereğince harcın tüm temel unsurları (konu, yükümlü, matrah, oran-tutar,
harç yükümlülüğünü doğuran olay, istisna ve muaflık biçimindeki harç
kolaylıkları) ve harcın ödeme zamanı ve biçimi ilgili yasada açıkça
düzenlenmek zorundadır.
Devletin harca konu ettiği kamu hizmetleri arasında
en önemlilerinden biri yargı hizmetleridir. Yargı hizmetleri ile ilgili
olarak alınan harçlara yargı harçları adı verilir. Yargı harçları 492
sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (1) sayılı tarifede düzenlenmiştir. Bu
düzenleme uyarınca yargı harçları, mahkeme harçları ve icra ve iflas
harçları olmak üzere iki temel gruba ayrılır. 492 sayılı Harçlar Kanununun
yargı harçlarının konusunu düzenleyen 2. maddesine göre yargı harcına konu
edilen yargı organlarının yargı işlemleridir. Bu işlemler devletin
tekelinde bulunan yargılama ve hüküm verme faaliyeti ile ilgili olarak
yargı organları (mahkemeler ve icra daireleri) tarafından yapılan kendine
özgü niteliği haiz kamu hukuku işlemleridir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar dikkate
alındığında 6009 sayılı Yasa ile keşif harcı getirilirken harçlara dair
teorik esaslara yeterince dikkat edilmediği göze çarpmaktadır.
2- 6009 sayılı Yasanın
20. maddesi ile getirilen Keşif Harcının Anayasaya Aykırılığı Sorunu
6009 sayılı Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanun Ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 20. maddesi
aşağıdaki hükmü içermektedir:
“MADDE 20- 492 sayılı Kanunun (1) sayılı
Tarifesinin “(A) Mahkeme Harçları” bölümüne aşağıdaki (V) numaralı fıkra ve
(1) sayılı Tarifesinin “B) İcra ve iflas harçları”
bölümüne aşağıdaki (III) numaralı fıkra
eklenmiştir.
“V. Keşif harcı: 120 TL” (Mahkemelerce re’sen veya istem üzerine verilen keşif ya da tespit
kararlarını yerine getirmek için)
Mali hukukun özellikle kamu gelirleri hukuku (geniş
anlamı ile vergi hukuku) dalına hakim olan temsilsiz
vergi olmaz ilkesi (vergilerin yasallığı ilkesi) mali alandaki her türlü
yükümlülüğün yasa ile konulması, değiştirilmesi, kaldırılması ile çıkarılan
bu yasada mali yükümlülüğün temel unsurlarının açıkça belirtilmesi yanında
ve daha önce olarak mali yükümlülüklerin halkın özgür iradesi ile seçerek
iş başına getirdiği temsilcilerden oluşan parlamento tarafından çıkarılmış
yasalara dayanılarak getirilmesini gerektirir. Bu husus halkın
temsilcilerinin rızası ve onayı alındıktan sonra mali alanda yükümlendirme
yapılacağını ifade eder.
6009 sayılı Yasa 23.07.2010 tarihinde TBMM
tarafından kabul edilmiş 1.8.2010 tarih ve 27659 numaralı Resmi Gazete’de
yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
6009 sayılı Yasa ile getirilen keşif harcı çeşitli
açılardan Anayasa’ya aykırıdır.
Öncelikle getirilen harç yükümünün meşru bir
dayanağı bulunmamaktadır. Harçlar Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ne genel gerekçesinde ne de madde
gerekçelerinde Harçlar Kanunu’na bağlı (1) sayılı tarifeye eklenen
harçların getirilmesini meşru kılan bir sebebe yer verilmemiş, keşif veya
haciz talebinde bulunan kişilerin bu taleplerinin yerine getirilmesi için
maktu bir keşif ödeyeceği belirtilmiştir. Getirilen harç yükümlülüğünün
meşruluğunu ortaya koymak için devlet bütçesinin tekliği (bütçede birlik)
ilkesinden söz edilmiş ve bu ilkeye uygun olarak keşif ve haciz
masraflarının ödenmesi ve bu paralardan hak eden kişilere ödeme
yapılmasının bütçe üzerinden gerçekleşeceği belirtilmiştir. Kamu
maliyesinde ve bütçe hukukunda bütçede birlik ilkesi, devletin tüm gelir ve
giderlerinin tek bir bütçede gösterilmesini öngörür. Bu ilke bütçe
denetiminin kolaylaşması ve israfın önlenmesi bakımından etkinliği
sağlayıcı bir yapı sağlamayı hedefler bu açıdan bakıldığında birlik
ilkesinin, bütçenin açıklık, doğruluk, genellik gibi bütçe ilkelerini
tamamladığı söylenebilir. Bu ilke kamu hizmetlerinin tek elden planlanması
ve yönlendirilmesi, kamusal hizmetlerin finansman kaynaklarını oluşturması
ve kamusal kaynakların planlı kullanılması konularında yarar
sağlayabilmektedir. Birlik ilkesinin karşıtı, her kamu idaresinin gelir ve
giderlerinin ayrı bütçelerde gösterilmesine ve bundan dolayı, merkezi idare
dışında birden fazla bütçe oluşmasını (merkezi idare bütçesi, yerel yönetim
bütçesi vb.) öngörür. Görüldüğü üzere bütçede birlik ilkesinden keşif harcı
getirilmesinin haklı kılınması hususunda yararlanılması mümkün değildir.
Bilakis bütçede birlik ilkesinin uygulamasına destek verdiği bütçede
genellik ilkesi adem-i tahsis gereğini öngörür ki
bu da belli gelirlerin belli harcamaların finansmanına tahsis edilmesini
engeller. Bir başka deyişle ödenen keşif harçları ile keşfe çıkan personele
ödeme yapılmasında prensip olarak kullanılamaz.
Vurgulanması gereken ikinci husus gerekçede çok
önemli bir hususun ihmal edildiğidir. Yasanın TBMM Genel Kurulu’nda
görüşülmesi sırasında bazı milletvekilleri tarafından isabetle belirtildiği
üzere keşif, bir yargılamayı sonuçlandırabilmek amacıyla yapılması gereken
bir işlemdir. Bu işlemin bedeli ise harç
biçiminde devlete değil fakat ücret (yolluk) biçiminde işlemin yapılmasına
katılan kamu görevlisine ödenir. Bu farklılığa
rağmen ücret-yolluk niteliğinde bir ödemenin harç yükümlülüğü haline
getirilmesi durumunda bütçeye dâhil edilen hazineye yapılan bu ödemelerin
daha sonra bütçe üzerinden, keşfe katılan kişilere yollukları biçiminde
ödenmesi söz konusu olabilirse de böyle bir durumda hazineden bu paraları
hak sahiplerine çok geç ödenecektir, bu husus geçmişteki tecrübeler ile
sabittir.3717 sayılı Kanuna göre mahkemelerde keşfe katılan
tüm Yargı mensupları, Hakim ve Savcılar ve Hazine
Avukatları yapılan keşif bedeli ödemesinin bu kişilerin emekleri
karşılığında verilen ve taraflarca karşılanan bir ücret olduğudur.
6009 sayılı Yasa ile bu ödemenin harç olarak düzenlenmesi sonucunda
belirtilen görevlilerin hak ettiği bir ödeme hazineye gidecek ve hazineden
bu görevlilere yapılması ise bütçede genellik ilkesinin adem-i
tahsis alt gereği uyarınca söz konusu olamayacaktır. Kamu görevlilerinin kazanılmış haklarından adeta
mahrum edilmesi sonucunu doğuran bu durumun Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenmiş olan hukuk devleti
ilkesine aykırı olduğu aşikardır.
Üzerinde durulması gereken üçüncü husus ise 6009 sayılı Yasa
ile Harçlar Kanununun 123 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda yer alan bir
takım harç muafiyetlerinin,
mahkemelerce re’sen veya istem üzerine verilen
keşif ya da tespit kararlarını yerine getirmek için alınan keşif harçları
bakımından uygulanmamasıdır. Bu gerekçede
bu hükmün getirilmesini açıklayan herhangi bir açıklamaya yer
verilmediğinden düzenlemenin Anayasa’nın eşitlikle ilgili hükümlerine (10.
madde) aykırı olduğu açıktır.
Yukarıda açıklanan
tüm nedenlerle birlikte dava açıldığı esnada davacı taraftan alınan nispi (veya maktu) harcın
yanında yargılamanın devamı esnasında davacı taraftan ayrıca keşif harcı
adı altında bir harç alınması “Anayasamızın 36. maddesinde belirtilen hak
arama hürriyeti ilkesine” aykırılık teşkil
etmektedir.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz
Konusu Yasa Kuralları
1- 8.5.1991 günlü, 3717 sayılı Adli Personel ile
Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492
sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında
Kanun’un 23.7.2010 günlü, 6009 sayılı Kanun’un 30. maddesiyle değiştirilen
itiraz konusu 2. maddesi şöyledir:
“Daire
dışında yapılması gereken her keşif ve icra işlemi için; hâkimlere,
Cumhuriyet savcılarına, askerî mahkemelerdeki subay üyelere, adlî
tabiplere, icra müdürleri ve yardımcıları ile icra işlemlerini yapmakla yetkili
memurlara, Hazine avukatlarına, Hazine avukatı olmayan il ve ilçelerde
davaları takibe yetkili daire amirleri ve 3402 sayılı Kadastro Kanununa
göre yetkili kılınan kişilere (275); yazı işleri müdürlerine, hâkim veya
Cumhuriyet savcısının kararı üzerine görevlendirilen sosyal çalışmacı,
psikolog ve pedagoglara, muhakemat hizmetlerinde
görev yapan memurlara, zabıt kâtiplerine ve ceza ve infaz kurum personeli
hariç olmak üzere diğer adlî ve idarî yargı personeline (200); mübaşir ve
hizmetlilere (150) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı
sonucu bulunacak tutar kadar yol tazminatı ödenir.
Bu madde uyarınca yol tazminatı
bütçenin ilgili tertibinden her ayın sonunda ödenir ve ayrıca yevmiye
ödenmez.
Bir kişinin alacağı aylık yol tazminatı
tutarı, en yüksek Devlet memuru aylığının ek gösterge dahil
iki katını geçemez.
Kamu adına takibi gereken işler ile
Hazine avukatlarına, Hazine avukatı olmayan il ve ilçelerde davaları takibe
yetkili daire amirlerine ödenecek yol giderleri ile yol tazminatı, bu madde
hükümlerine göre bütçenin ilgili tertibinden ödenir.
Bu madde uyarınca ödenen yol tazminatı
damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz.
Yol giderleri ilgili kişiler tarafından
karşılanır. Görülen işler birden fazla ise ödenecek yol gideri uzaklıkla
orantılı şekilde hesaplanır.”.
2- 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun;
a- itiraz konusu 2. maddesi şöyledir:
“Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1)
sayılı tarifede yazılı olanları, yargı harçlarına tabidir.
Ceza mahkemelerinde şahsi hukuka ait hakların hüküm
altına alınması hâlinde de, celse harçları hariç olmak üzere (1) sayılı
tarifeye göre harç alınır.”
b- itiraz konusu (1) sayılı Tarifesinin “(A) Mahkeme
Harçları” bölümüne 6009 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen (V) numaralı
fıkra şöyledir:
“V. Keşif harcı: 120
TL. (Mahkemelerce re’sen veya istem üzerine
verilen keşif ya da tespit kararlarını yerine getirmek için)”.
B- Dayanılan
Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında,
Anayasa’nın 2., 10., 36. ve 55. maddelerine
dayanılmıştır.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh
KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN,
Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,
Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla2011/13 ve 2011/14 Esas sayılı dosyalarda 24.2.2011
gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında
öncelikle uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.
A- Anayasa’nın 152.
maddesi ile 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, bir
davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri
sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, ilgili kural ya
da kuralların iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya
yetkilidir. Ancak bu
hükümler uyarınca, bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için,
yöntemince açılmış, mahkemenin görevine giren bakmakta olduğu bir davanın
bulunması ve iptali istenen kuralın da bu davada uygulanacak olması
gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun veya kanun hükmünde
kararnamelerdir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 492 sayılı Kanun’un 2. maddesinin tamamının iptali istemiyle başvurmuştur.
İtiraz konusu kuralın ikinci fıkrasında, ceza
mahkemelerinde şahsi hukuka ait hakların hüküm altına alınması hâlinde,
celse harçları hariç olmak üzere Kanun’a bağlı (1) sayılı Tarifeye göre
harç alınacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla anılan fıkranın hukuk davası
niteliğindeki bakılmakta olan davalarda uygulanması mümkün değildir.
Bu nedenle 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 2.
maddesinin ikinci fıkrasının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin
bakmakta olduğu davalarda uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkraya
ilişkin başvuruların Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine
oybirliğiyle karar verilmiştir.
B- Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince 2011/13 ve 2011/14 Esas sayılı dosyalarda 24.2.2011
gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile
ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp
çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin
çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada
belirtilen karşıoyları ve oyçokluğuyla,
2- Dosyalarda eksiklik bulunmadığından:
a- 8.5.1991 günlü, 3717 sayılı Adli Personel ile
Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492
sayılı Harçlar Kanunu’nun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında
Kanun’un 23.7.2010 günlü, 6009 sayılı Kanun’un 30. maddesiyle değiştirilen
2. maddesinin,
b- 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun;
aa- 2. maddesinin birinci fıkrasının,
bb- (1) sayılı Tarifesinin Yargı Harçları başlıklı
“(A) Mahkeme Harçları” bölümüne 6009 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen
(V) numaralı fıkranın,
esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V-
BİRLEŞTİRME KARARI
24.2.2011 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında, 2011/14 Esas sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat
nedeniyle 2011/13 Esas sayılı dava ile birleştirilmesine, esasının
kapatılmasına, esas incelemenin 2011/13 Esas sayılı dosya üzerinden
yürütülmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A-
Uygulanacak Kural Sorunu
Anayasa’nın 152. maddesi ile 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 40. maddesine göre, bir davaya
bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri
sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, ilgili kural ya
da kuralların iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya
yetkilidir. Ancak bu hükümler
uyarınca, bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için,
yöntemince açılmış, mahkemenin görevine giren bakmakta olduğu bir davanın
bulunması ve iptali istenen kuralın da bu davada uygulanacak olması gerekir.
Uygulanacak kural ise, bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya
çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz
yönde etki yapacak nitelikteki kanun veya kanun hükmünde kararnamelerdir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 3717 sayılı
Kanun’un 6009 sayılı Kanun’un 30. maddesiyle değiştirilen 2. maddesinin
tamamının iptalini istemektedir.
İtiraz konusu kuralın birinci
fıkrasında, daire dışında yapılması gereken her keşif ve icra işlemi için,
hâkim ve savcılar ile adalet personeline belli gösterge rakamının memur
aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutar kadar “yol tazminatı”
ödeneceği; ikinci fıkrasında, anılan tazminatın bütçenin ilgili tertibinden
karşılanacağı; üçüncü fıkrasında, bir kişinin alacağı aylık toplam yol
tazminatı tutarının üst sınırı; dördüncü fıkrasında, kamu adına takibi
gereken işler ile Hazine avukatlarına, Hazine avukatı olmayan il ve
ilçelerde davaları takibe yetkili daire amirlerine ödenecek yol giderleri
ve yol tazminatının bütçenin ilgili tertibinden karşılanacağı; beşinci
fıkrasında ise yol tazminatının damga vergisi
hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmayacağı düzenlenmektedir. Keşif işlemine katılacak kamu görevlileri, genel
bütçenin ilgili tertibinden yapılacak söz konusu ödemelere keşfe katılmakla
birlikte kendiliğinden hak kazanırlar. Bunun için Mahkeme’nin herhangi bir
karar vermesi ya da işlem yapması gerekmez. Yapılan ödemelerin daha sonra
yargılama gideri olarak taraflara yükletilmesi ise usul kanunlarında yer
alan yargılama giderlerine ilişkin özel hükümlerin konusudur. Dolayısıyla
itiraz konusu kuralın anılan fıkraları bakılmakta olan davalarda
uygulanacak kural niteliğinde değildir.
Bu nedenle 8.5.1991 günlü, 3717
sayılı Adli Personel ile Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri ve
Tazminat Verilmesi ile 492 Sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin
Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun’un, 23.7.2010 günlü, 6009 sayılı
Kanun’un 30. maddesiyle değiştirilen 2. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü,
dördüncü ve beşinci fıkralarının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin
bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkralara
ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine oybirliğiyle
karar verilmiştir.
B-
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
1- 3717 sayılı Kanun’un 6009 sayılı Kanun’un 30.
Maddesiyle Değiştirilen 2. Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi
Başvuru kararlarında, kuralın Anayasa’ya
aykırılığına ilişkin doğrudan bir gerekçe gösterilmemiş, 6009 sayılı Kanun
ile keşfe katılan kamu görevlilerine ödenen yol tazminatına ilişkin
sistemin bütünüyle değiştirilmesi Anayasa’ya aykırı görülerek, anılan
sistemin bir parçası olan 3717 sayılı Kanun’un 2. maddesinin diğer
fıkraları yanında son fıkrasını oluşturan kuralın da, Anayasa’nın 2., 10., 36. ve 55.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralın birinci cümlesinde, daire
dışında yapılması gereken keşif işlemleri için gerekli yol giderinin ilgili
kişiler tarafından karşılanacağı; ikinci cümlesinde, görülen işler birden fazla ise ödenecek yol giderinin
uzaklıkla orantılı şekilde hesaplanacağı düzenlenmiştir. 3717 sayılı
Kanun’un 6009 sayılı Kanun’un 30. maddesiyle değiştirilen 2. maddesinin
dördüncü fıkrasında kamu adına takibi gereken işler ile Hazine avukatları ve davaları takibe yetkili daire
amirleri için ödenecek yol giderleri özel olarak hüküm altına
alınmış olup, bunlar kural kapsamında değildir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer
alan “sosyal hukuk devleti”, insan haklarına dayanan, kişilerin huzur,
refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve
özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, millî
gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri
gözeten devlettir.
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”
hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü
ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının
yanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını
ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir.
Kuşkusuz bireylere iddialarını ispat etmek için delil ileri sürme
olanağının tanınması da adil yargılanma hakkının gereklerindendir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesinde, ispat yükünün,
kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan
hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu; 25. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında, hâkimin kanunla belirtilen durumlar dışında
kendiliğinden delil toplayamayacağı düzenlenmiştir. Buna göre hukuk
yargılamasında keşif yapılabilmesi için, kural olarak kendi lehine hak
çıkaracak olan tarafın talepte bulunması gerekir.
Özel hukuka ilişkin bir uyuşmazlıkta, iddia edilen
vakıayı ispat ederek buna bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak
çıkarmak isteyen ve bu nedenle keşif yapılması talebinde bulunan taraftan,
işlem daire dışında yapılması gerektiğinde, işleme katılacakları mahalline
götürüp getirecek aracı işleten kişiye ödenecek olan yol giderinin alınması
doğaldır. Yol giderini ödeme gücü olmayanların ise 6100 sayılı Kanun’un 334 ilâ 340.
maddeleri arasında düzenlenmiş olan adlî yardım müessesinden yararlanma
olanakları bulunmaktadır.
Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun’un 325. maddesinde, hâkim
tarafından re’sen başvurulması gereken deliller
için gereken giderlerin taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her
ikisi tarafından ödenmesine, tarafların ödememesi durumunda, ileride bu
gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine karar
verileceği hükme bağlanmıştır. 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Danıştay
ile idare ve vergi mahkemelerinin, bakmakta oldukları davalara ait her
çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapacakları; 31. maddesinde, keşif
işlemlerine hukuk yargılamasındaki hükümlerin uygulanacağı belirtilmiş
olduğundan, 6100 sayılı Kanun'un 325. maddesi idari yargı alanında yapılacak keşif işlemleri yönünden de uygulanır.
Buna göre hukuk ve idari yargı alanlarında re’sen keşif yapılmasına karar verilmesi gereken
durumlarda, yol giderinin ödenmemesi taraflar aleyhine sonuç doğurmaz,
ödeme gücüne bakılmaksızın bu gider Hazineden karşılanır.
İtiraz konusu kuralın birinci cümlesinde taraflara
yol giderini ödeme yükümlülüğü getirilmekle birlikte, bunun keşif deliline
dayanılmasını engellememesi için gerekli yasal tedbirlere de yer
verilmiştir. İtiraz konusu kuralın ikinci cümlesinde ise birden fazla keşif
işleminin yapılması gereken durumlarda, yol giderinin uzaklıkla orantılı
olarak hesaplanacağı düzenlenerek, hakkaniyet ölçü alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle itiraz
konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın 10. ve 55. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2- 492
sayılı Kanun’un 2. Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelemesi
Başvuru kararlarında, kuralın Anayasa’ya
aykırılığına ilişkin doğrudan bir gerekçe gösterilmemiş, keşif harcını
düzenleyen 492 sayılı Kanun’un (1) sayılı Tarifesinin “(A) Mahkeme
Harçları” bölümüne 6009 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen (V) numaralı
fıkrası Anayasa’ya aykırı görüldüğünden, anılan harç dahil tüm yargı
harçlarının alınmasının dayanağını teşkil eden kuralın da Anayasa’nın 2., 10., 36. ve 55.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralla, 492 sayılı Kanun’un (1)
sayılı Tarifesinde belirtilen yargı işlemlerinden harç alınması
düzenlenmiştir. Kural, sadece
keşif işlemine ilişkin olmayıp, tüm yargı hizmetlerinden alınacak harçların
dayanağını oluşturmaktadır. Dolayısıyla kuralla ilgili sorun, yargı
hizmetlerinden harç alınıp alınamayacağına ilişkindir.
Harç, kamu kurum ve kuruluşlarının sunduğu
hizmetlerden yararlananlardan, bu yararlanmaları karşılığı alınan bedeldir.
Kuşkusuz yargı hizmetleri de, kamu kurumlarının sunduğu en önemli
hizmetlerden biridir. Anayasa’da yargı hizmetlerinin ücretsiz olarak
verileceğine ve Devletin harç alma yetkisi dışında tutulacağına dair hüküm
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural,
Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 10. ve
55. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
3- 492
Sayılı Kanun’un (1) sayılı Tarifesinin “(A) Mahkeme Harçları” Bölümüne 6009
sayılı Kanun’un 20. Maddesiyle Eklenen (V) Numaralı Fıkranın İncelenmesi
Başvuru kararlarında, keşif harcı alınmasının meşru
bir dayanağının bulunmadığı, keşif işleminin bedelinin Devlete değil
işlemin yapılmasına katılan kamu görevlilerine ödenmesi gerektiği, 6009
sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin bu bedelin harç adı altında
hazineye aktarılmasından sonra genel bütçe üzerinden keşfe katılan kamu
görevlilerine ödenmesini düzenlemek suretiyle kamu görevlilerinin hak
ettikleri bedele çok geç kavuşmaları sonucunu doğurduğu, davanın açılması sırasında alınan harcın yanında yargılama
devam ederken ayrıca keşif harcı adı altında bir harç alınmasının hak arama
hürriyetini engellediği, harç muafiyetlerine ilişkin hükümlerin keşif harcı
bakımından uygulanmamasının eşitlik ilkesini ihlal ettiği belirtilerek
itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2., 10., 36. ve
55.maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralla, mahkemelerce re’sen veya istem üzerine verilen keşif ya da tespit
kararlarının yerine getirilmesi için 120 TL keşif harcı alınacağı
düzenlenmiştir. Keşif işlemine katılan hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile
adalet personeline ödenecek olan yol tazminatının kuralla doğrudan bir
ilgisi olmayıp, bu husus 3717 sayılı Kanun’un 6009 sayılı Kanun’un 30.
maddesiyle değiştirilen 2. maddesinde hüküm altına alınmıştır.
Keşif işlemi, kural olarak ilgili tarafın talebi
üzerine, ileri sürülen iddianın ispatı bakımından delil elde edilmesi
biçimindeki kişisel yararın sağlanması için, daire dışında ve kamu
görevlilerinin ayrı bir emek sarf etmesi suretiyle verilen bir yargı
hizmeti olup, bunun ayrıca harç konusu yapılması harçlara ilişkin anayasal
ilkelere aykırı değildir.
Anayasa Mahkemesi’nin 20.10.2011 günlü, 2011/54 Esas ve 2011/142 Karar sayılı kararında
belirtildiği üzere, kanun koyucunun yargı hizmetlerinin verilmesi
karşılığında harç alınması biçiminde düzenleme yapma yetkisi bulunmakla
birlikte, bunun Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma
hakkını ihlal etmemesi için “harcın miktarının makul olması”, “harcın
alınmasında haklı bir amacın olması”, “ulaşılmak istenen amaç ile harç
miktarı arasında orantı olması” ve “ödeme gücü olmayanlar bakımından etkili
adlî yardım sisteminin olması” kriterlerine
uyulması gerekmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları
da bu yöndedir (Tolstoy-Miloslavsky/İngiltere, 13.6.1995,
No: 18139/91;
Kreuz/Polonya, 18.6.2001, No: 28249/95; Bakan/Türkiye,
12.6.2007, No: 50939/99; Ülger/Türkiye, 26.6.2007, No: 25321/02).
Keşif harcını ödeme gücü olmayanların 6100 sayılı Kanun’un
334
ilâ 340. maddeleri arasında düzenlenmiş olan adlî yardım müessesinden
yararlanma olanağı bulunmaktadır. Diğer
taraftan 6100 sayılı Kanun'un 325.
maddesinde re’sen keşif
yapılmasına karar verilmesi gereken durumlar için adlî
yardım hükümlerinden daha geniş bir düzenlemeye yer verilerek, taraflarca
ödenmeyen giderlerin ödeme gücüne bakılmaksızın Hazineden
karşılanacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla keşif harcını ödeme gücü
olmayanlar bakımından adlî yardım olanağı bulunmaktadır. Diğer yandan harcın,
haklı bir amaç taşıması,makul ve
orantılı olması ilkelerine de aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural,
Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 10. ve
55. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VII-
SONUÇ
1-
8.5.1991 günlü, 3717 sayılı Adli Personel ile Devlet Davalarını Takip
Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492 Sayılı Harçlar Kanununun
Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun’un, 23.7.2010 günlü,
6009 sayılı Kanun’un 30. maddesiyle değiştirilen 2. maddesinin son
fıkrasının,
2-
2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun;
a- 2.
maddesinin birinci fıkrasının,
b- (1)
SAYILI TARİFE’sinin “(A) Mahkeme Harçları”
bölümüne 6009 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen (V) numaralı fıkranın,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
22.3.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|