|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/53
Karar Sayısı: 2012/27
Karar Günü: 22.2.2012
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi Türkiye Büyük Millet
Meclisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ ile Muharrem
İNCE
İPTAL DAVASININ KONUSU : 8.3.2011 günlü, 6172 sayılı Sulama Birlikleri
Kanunu’nun:
1- 1.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir”
ibaresinin,
2- 4.
maddesinin;
a-(2)
numaralı fıkrasının,
b- (8) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…birlik üyesi seçmek…” ibaresinin,
3- 6.
maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü
cümlelerinin,
4- 10.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının sekizinci cümlesinin,
5- 18.
maddesinin (5) numaralı fıkrasının,
6- 20.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Bakan onayı…” ibaresinin,
7- Geçici
1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinin,
b- İkinci cümlesinde yer alan “Aksi takdirde bu birliklerin tüzel kişiliği kendiliğinden sona erer…”
ibaresinin,
Anayasa’nın 2., 10., 43., 123., 126., 127., 160. ve 168. maddelerine
aykırılığı savıyla iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Dava
dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“…
II. GEREKÇE
1) 6172 Sayılı Yasanın 1
inci Maddesinin (2) Numaralı
Fıkrasının, “… bu
Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir” Bölümünün
Anayasaya Aykırılığı
6172
sayılı Yasanın 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Bu Yasaya
dayanılarak kurulan sulama birliklerinin kamu tüzel kişiliğine sahip olduğu
belirtildikten sonra, sulama birliklerinin “bu Kanunda hüküm bulunmayan
hallerde özel hukuk hükümlerine tabi” olacağı belirtilmiştir.
Sulama
birliklerinin, görev, yetki ve sorumluluklarıyla, Anayasanın 43 üncü ve 168
inci maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, bunları kamu yararı amacıyla
kurulan ve kamu hizmeti yapan kuruluşlar oldukları açık olarak ortaya
çıkmaktadır. Nitekim bu durumları gözetilerek “kamu tüzel kişiliğine” sahip
olmaları öngörülmüştür.
“Kamu hizmeti” kavramının geniş tanıma göre kamu
hizmeti, devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların
gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinmeleri karşılamak,
kamu yararı ya da çıkarını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş
bulunan sürekli ve düzenli etkinliklerdir.
Toplumsal yaşamın zorunlu gereksinmelerini
karşılayan hizmetler, nitelikleri gereği kamu hizmeti olarak görülmüştür.
Düzenlilik ve süreklilik kamu hizmetinin önemli öğelerinden birini
oluşturur. Çünkü, bunun yokluğu toplum yaşamını
altüst eder. Bir kamu hizmeti, ülke düzeyinde, tüm halkın gereksinmesine
yanıt verebileceği gibi; belli bir yörede belli bir topluluğun
gereksinmesini de karşılayabilir. Başka bir anlatımla, hizmetin ülkesel,
yöresel veya toplumun bir kesimi için söz konusu olması onun kamu hizmeti
olma niteliğini etkilemez.
6172 sayılı Yasada belirtilen, Devletin hüküm ve
tasarrufu altındaki su varlık ve kaynaklarından yararlanarak yapılan sulama
işleriyle ilgili etkinlikler kamu hizmetidir. Çünkü bunlar, toplumun ortak
gereksinmelerini karşılamaya yönelik, kamu yararı için yapılan düzenli ve
sürekli etkinliklerdir.
Hukuk
sistemi, Anayasanın öngördüğü yapılanma da göz önünde bulundurularak “kamu
hukuku” ve “özel hukuk” olmak üzere iki temel ayrıma tabi tutulmuştur.
Anayasanın 2 nci
maddesinde “hukuk devleti” olmak, Cumhuriyet’in nitelikleri arasında
sayılmış; 11 inci maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve
yargı organlarını, idare makamlarını ve öbür kuruluş ve kişileri bağlayan
temel hukuk kuralları olduğu vurgulanmış; bu kuralların doğal gereği olarak
da 125 inci maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı
yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Kamu hukuku alanındaki eylem ve işlemler için idarî yargının, özel
hukuk alanındakiler için de adlî yargının görevli olduğunda duraksanamaz. Anayasa kuralları gereğince yasama
organının, idare hukuku alanına giren bir idarî eylem ya da işlemi
belirlemesine karşın, Yasada hüküm bulunmayan hallerde özel hukuku seçmesi,
aynı kamu tüzel kişisinin yaptığı eylem ve işlemler yönünden farklı
durumların ve farklı hukuksal ilişkilerle farklı yargı yerlerinin ortaya
çıkmasına neden olacaktır.
Bir kamu hizmetinin hangi kamu kurum
veya kuruluşunca yerine getirileceğine karar verme yetkisi yasa koyucuya aittir.
Yasa koyucu Anayasaya uygun olmak kaydıyla, kamu hizmetinin yürütülmesine
ilişkin koşulları da belirleyerek hukuksal düzenleme yapabilir. Ancak bu
düzenlemelerde, kamu ya da özel hangi hukuk kurallarının uygulanacağının da
hukuksal istikrarı bozmayacak şekilde tercih kullanılmalıdır. Devlet
organlarının düzenli çalışması, yönetimde istikrarın sağlanmasıyla
olanaklıdır. Yönetimde istikrar, hukuksal istikrarla gerçekleşir. Hukuk
devleti olmak, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlayan bir düzen kurmaktır. Böyle
bir düzenin kurulması, yasama ve yargı yetkileriyle yürütme alanına giren
tüm işlemlerin hukuk kuralları içinde kalması ile gerçekleşebilir. Bu
bağlamda hukuk devleti, her dilediğini yapamayan, kendini hukukla bağlı
sayan ve tüm yetkilerinin sınırının hukuksal kurallarla belirlendiği
Devlettir. Ancak hukuksal kuralların da, kamu – özel hukuk alanında kendi
içinde istikrarı sağlaması, kaosa neden olmaması,
Anayasaya uygun düzenlenmesi gerekir.
Konusu kamu hizmetinin kurulması olan ve hizmeti
yapanlara kamu gücüne dayanan yetkiler tanınan alanlarda, hizmetin düzenli
ve istikrarlı biçimde yürütülmesini sağlamak için Yasadaki kamu hukuku
kuralları uygulanırken, Yasada hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk
kurallarının uygulanması, hukuk devleti, hukuksal istikrar ve hukuk
güvenliği ilkeleriyle bağdaşmaz. Kuşkusuz bir yasanın, kapsamına giren tüm
konuları düzenlemesi beklenemez. Ancak, düzenleme yapan yasanın düzenleme
alanının özelliğine ve niteliğine göre, kamu ya da özel hukuk alanında
hangi kuralların uygulanacağını ya da o alandaki genel hükümlerin
uygulanacağını belirlemesi gerekir. Kamu hukuku alanını düzenleyen ve kamu
hukuku kurallarıyla donatılan bir yasada, hüküm bulunmayan hallerde özel
hukuk hükümlerinin uygulanacağının belirtilmesi hukuksal kargaşa oluşturur
ki bu da hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturur.
Öte yandan, Anayasanın 123 üncü maddesindeki
“idarenin bütünlüğü” ilkesi, idarenin genel iş ve işlemlerinin kamu
hukukunun temel yasalarıyla yürütülmesini, kamu yönetim ve maliyesinde eşgüdümü
ve disiplini gerektirir. 6172 sayılı Yasadan, sulama birliklerinin,
merkezi-mahalli anayasal niteliği belirlenememekle birlikte, yaptıkları
hizmetin kamu hizmeti olduğu ve DSİ ile bağlantıları, kamu tüzelkişiliği
nitelikleri göz önünde bulundurulduğunda, bunların da idarenin bütünlüğü
ilkesinden ayrılmaları olanaklı değildir. Belirsizlik ve kargaşa, hukuk
devletini olduğu gibi idarenin bütünlüğü ilkesini de zedeler.
Açıklanan nedenlerle, 6172 sayılı Yasanın 1
inci maddesinin (2) numaralı
fıkrasının, “… bu
Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir” bölümü Anayasanın 2 nci ve 123 üncü maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
2) 6172 Sayılı Yasanın 4
üncü Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Anayasaya
Aykırılığı
4
üncü maddede sulama birliğinin tüzel kişilik kazanması ve birliğe üyelik
konuları düzenlenmiştir. Maddenin (1) numaralı fıkrasına
göre birlik; tek yerleşim biriminden oluşan birlikler hariç olmak üzere,
görev alanı içinde bulunan her yerleşim biriminden; üçüncü dereceye kadar
hısım olmayan ve her yerleşim biriminden en az birer kişi ve toplamda beş
kişiden az olmamak üzere su kullanıcılarının imzaladığı birlik ana
statüsünün, DSİ’nin de görüşü alınmak suretiyle
Bakanlıkça onaylanması sonucu tüzel kişilik kazanacaktır.
Maddenin
(2) numaralı fıkrasında ise birliğin hizmetinin, “mahalli müşterek ihtiyaç”
niteliğinde olduğu; birliğin, 6172 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinde yer
alan çalışma konuları ve devir sözleşmesinde belirtilen esaslar çerçevesinde,
DSİ’nin sahip olduğu görev ve yetkilere sahip
olduğu belirtilmiştir.
6172
sayılı Yasadan, bir kamu tüzel kişisi olan sulama birliğinin, anayasal
güvence altında olan su varlık ve kaynaklarını kullanma ve kullandırma
hizmetini yaptığı ve bu hizmetin niteliği gereği kamu hizmeti olduğu anlaşılmaktadır.
Anayasanın 123 üncü, 126 ncı
ve 127 nci maddelerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
idari yapılanmasına ilişkin temel kurallar yer almıştır. 123 üncü maddede,
idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği
öngörüldükten sonra, idarenin kuruluş ve görevlerinin, merkezden yönetim ve
yerinden yönetim esaslarına dayandığı hükme bağlanmış, kamu
tüzelkişiliğinin, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye
dayanılarak kurulacağı belirtilmiştir. İdarenin kuruluş ve görevleriyle bir
bütün olduğu ilkesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünün de bir sonucu olarak, idarenin yerine getirdiği
çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kurumlar arasında birlik
sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük içerisinde
çalışması öngörülmüştür. Bu kurumların, idarenin bütünlüğü ilkesinin gereği
olarak denetlenmeleri hiyerarşik denetim ve idari vesayet yoluyla
gerçekleşebilmekte ve burada geçen “idare” kavramı da, sadece merkezi
idareyi ve onun taşradaki uzantılarını değil, yerel yönetimleri ve kamu
tüzel kişiliğine sahip çeşitli kamu kurumlarını ve bütün bu teşkilatın
personelini de kapsamaktadır.
Anayasanın “Merkezi idare” başlıklı 126 ncı maddesinde ise, Türkiye’nin, merkezi idare kuruluşu
bakımından, coğrafi durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin
gereklerine göre illere, illerin de diğer kademeli bölümlere ayrılacağı,
illerin idaresinin yetki genişliği esasına dayanacağı, kamu hizmetlerinin
görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan
merkezi idare teşkilatının kurulabileceği, bu teşkilatın görev ve yetkilerinin
kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.
Anayasanın “Mahalli idareler” başlıklı 127 nci maddesinde, mahalli idarelerin, il, belediye veya
köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş
esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen,
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileri olduğu,
kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin, yerinden yönetim ilkesine uygun
olarak kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Anayasanın
öngördüğü idari yapı değerlendirildiğinde, mahalli müşterek ihtiyaçlarla
ülke bütününü kapsayan genel (merkezi) müşterek ihtiyaçların ve bunların
gerektirdiği görev, yetki, kaynak ve sorumluluk paylaşımının özelliklerine
göre merkezi yönetimlerle yerel yönetimler arasında yasayla
paylaşılabileceği açıktır. Merkezi idarede “yetki genişliği”, yerel idarede
ise “yerinden yönetim” ilkesi esas alınacaktır. Yasayla yapılacak bu
paylaşımda, iki ana konu ortaya çıkmaktadır. Birincisi, merkezi idarenin
görev ve yetkilerinin yerele devredilemeyeceği, ikincisi ise, yasayla da
olsa bu idarelerin birbirlerinin yerine geçemeyeceğidir.
Anayasanın 127 nci maddesinin
birinci fıkrasındaki “mahalli müşterek ihtiyaç” ölçütü, yerel yönetimlerin
görev ve yetkilerinin sınırını çizmektedir. Yasa koyucu, yerel yönetimlerin
görevlerine ilişkin bir düzenleme yaparken, bu ölçütü gözetecektir.
Mahalli müşterek ihtiyaç, herhangi
bir yerel yönetim biriminin sınırları içinde yaşayan kişi, aile, zümre ya
da sınıfın özel çıkarlarını değil, aynı yörede birlikte yaşamaktan doğan
eylemli durumların yarattığı, yoğunlaştırdığı ve sürekli güncelleştirdiği,
özünde etkinlik, ölçek ve sağladığı yarar bakımından yerel sınırları
aşmayan, bölünebilir ve rekabet konusu olabilen yerel ve kamusal hizmet
karakterinin ağır bastığı ortak beklentileri ifade etmektedir.
6172 sayılı Yasanın 1 inci maddesinde “Ülkenin su
varlık ve kaynakları”nın rasyonel kullanımından
söz edilmiştir. Anayasanın 43 üncü ve 168 inci maddelerinde su varlık
kaynakları ile bunları çevreleyen kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu
altına alınmıştır. Su kaynak ve varlıklarının kullanımı yerel değil ulusal
bir haktır. Bu nedenle, mahalli müşterek nitelikte bir ihtiyaç olarak
görülemez. Hal böyle iken, bir merkezi idare kuruluşu
olan ve yetki genişliği esasına göre çalışan DSİ’nin
sahip olduğu görev ve yetkilerin, mahalli müşterek ihtiyacı karşılamakla
görevli sulama birlikleri tarafından yerine getirilmesi, diğer anlatımla
mahalli müşterek ihtiyacı karşılamakla görevli sulama birliğinin kendi
görev ve yetki alanında DSİ’nin yerine geçmesi
Anayasa gereği mümkün olamaz. Sulama birliğinin, kendi alanında,
merkezi idare kuruluşu olan DSİ’nin sahip olduğu
görev ve yetkilere sahip olması Anayasanın 123 üncü ve 127 nci maddeleriyle bağdaşmaz.
Dava konusu kuralda, sulama birliğinin, DSİ’nin sahip olduğu görev ve yetkilere sahip olması
öngörülerek, mahalli müşterek ihtiyacı karşılayacak kuruluşa merkezî
idarenin yerine geçerek ulusal su varlık ve kaynaklarını kullanım hizmetini
yapma yetkisi vermektedir. Böylece, sulama birliğinin görev alanına giren
yerlerde, DSİ’nin yasa ile kendisine verilen
yetkilerini kullanması olanaksız duruma getirmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 6172 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinin (2) numaralı
fıkrası Anayasanın 123 üncü, 126 ncı ve 127 nci maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
3) 6172 Sayılı Yasanın 4
üncü Maddesinin (8) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinde Yer Alan “… birlik üyesi seçmek …” Sözcüklerinin Anayasaya Aykırılığı
4
üncü maddenin (8) numaralı fıkrasında, birlik üyelerinin hakları
sayılmıştır. Bu haklar;
a)
Birlik meclisi toplantılarını izlemek.
b)
Birliğe olan borçlarını su kullanım hizmet bedelini ve cezalarını ödemiş
olmak şartıyla birlik üyesi seçmek ve meclis üyesi seçilmek.
c)
Birliğin sağladığı her türlü hizmetten faydalanmak.
ç)
Birlik faaliyetleri ile ilgili bilgi istemek.
şeklinde
belirtilmiştir.
6172
sayılı Yasanın tanımlar başlıklı 3 üncü maddesinde, birlik üyeliği tanımı
bulunmamaktadır. 4 üncü maddenin (3) numaralı fıkrasında, birliğe üyelik
kaydının, birlik meclisinin teşekkülüne kadar kurucular kurulu tarafından
yapılacağı, (7) numaralı fıkrasında da birlik görev alanında yer alan her
su kullanıcısı gerçek ve tüzel kişinin o birliğe üye olma hakkına sahip
olduğu belirtilmiştir. Yasanın 5 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında,
birliğin organları, “a) Birlik meclisi, b) Yönetim
kurulu, c) Denetim kurulu ve ç) Başkanlık” olarak gösterilmiştir. 5 inci
maddenin (3) numaralı fıkrasında da birlik meclisinin, birliğe üye su
kullanıcıları tarafından seçilen üyelerden oluşacağı, birlik meclisi üye
sayısının ise birlik ana statüsünde belirtileceği öngörülmüştür.
Bu
maddeler bir arada değerlendirildiğinde, birlik üyelerinin tamamının
oluşturduğu bir organ bulunmadığı, en geniş katılımlı organın birlik
meclisi olduğu, meclisin de birlik üyeleri tarafından seçileceği, birlik
üyeliğinin, birlik görev alanında yer alan her su kullanıcısı gerçek ve
tüzel kişinin o birliğe üye olma hakkına sahip olmasına dayandığı ortaya
çıkmaktadır. Birlik üyeliği yasayla verilmiş bir hak olduğuna göre, üyelik
için mevcut üyeler tarafından ayrıca seçim yapılması, bu seçim için
herhangi bir ölçüt ve nitelik belirtilmemesi, seçimin hangi usul ve esasla
yapılacağının belirtilmemesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Burada tam bir belirsizlik söz konusudur. Su kullanma hakkı olduğu halde,
mevcut birlik üyelerinin takdiri ile bu hakkın kullanılmaması söz konusu
olabilecektir. Bu belirsiz durum Yasanın amacıyla da bağdaşmamaktadır.
Birlik üyelerini seçmek, mevcut üyelerin görevi olamaz.
Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesine göre, yasal düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı
olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların
idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda
kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar
altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir
düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir.
Öngörülebilirlik şartı olarak nitelendirilen bu ilkeye göre yasanın
uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve
öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır.
Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte idarede istikrarı
da sağlar.
Açıklanan nedenlerle, 6172 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinin (8)
numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…birlik üyesi seçmek …”
sözcükleri
Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
4) 6172 Sayılı Yasanın 6
ncı Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının İlk Dört
Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
6
ncı maddede, birlik meclisi üyeliğinin şartları,
seçilme esasları, görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Maddenin (6) numaralı
fıkrasında, birlik meclisi üyeliği seçimlerinde kullanılacak oy sayısı
belirleme yöntemi gösterilmiştir. Buna göre, oy sayısı birlik görev alanı
içindeki işletmeye açılmış toplam sulama alanının aynı alan içindeki
ortalama parsel büyüklüğüne bölünmesiyle tespit edilecektir. Böylece, her
birlik üyesi, sulama alanındaki arazisinin ortalama parsel büyüklüğüne
bölünmesiyle bulunacak sayıda oy hakkına sahip olacak, ancak oy hakkı beşi
geçemeyecektir. Hesaplama sonucu bulunacak küsuratlı değer yarıma eşit ve
büyükse bir yukarısına tamamlanacaktır.
Görüldüğü
gibi, fıkranın ilk dört tümcesi, birbirine bağlı olarak, birlik üyelerinin,
birlik meclisi üyeliği seçiminde kullanacakları oy sayısını belirleme
yöntemini göstermektedir. Dava konusu tümcelerde, her birlik üyesine, doğal
“bir oy hakkı” tanınmamış, işletmeye açılmış toplam sulama alanı içinde,
sulama arazisinin büyüklüğüne göre beşi geçmeyecek oy hakkı tanınmıştır.
Sulama arazisi büyük olan su kullanıcılarının, sulama arazisi küçük
olanlara göre oy sayısı artırılmış, büyüklerin oy hakkı genişletilirken, küçüklerin
oy hakkı daraltılmıştır. Öyle ki, hesaplamadaki küsuratlı değerler bile
büyüklerin lehine çalıştırılmıştır. Bir başka önemli sorun da, ortalama
parsel büyüklüğüne bölme işleminden sonra, daha küçük parsel sahibi
kullanıcıların oy kullanamayacak olmasıdır.
Öncelikle
belirtmek gerekir ki, ülkenin su varlık ve kaynakları, kamu yararına
herkesindir. Bu nedenle de, bölgesel kullanımlarda dahi su varlık ve
kaynaklarının sürdürülebilirliği esas alınmalıdır. Kaldı ki yer altı ve yer
üstü sularının ekolojik bütünlük içinde
dağılımının göz önünde bulundurulması zorunludur. Yer altı da olsa yer üstü
de olsa su, geçtiği ya da bulunduğu bölgenin suyu olarak kabul edilemez.
Tek başına bu gerçek bile suyun kullanımındaki hassasiyet için yeterlidir.
Bir başka gerçek ise, büyük arazilerin gereksinim duyacağı su miktarı küçük
arazilere göre fazla olsa da su kullanımındaki maksimum fayda, toprağını
sulamak durumunda olan için aynıdır. Diğer deyişle, su kullanımındaki
maksimum faydada, toprak büyüklüğü nedeniyle su kullanıcılarının durumu
değişmez. Arazi küçük de olsa büyük de olsa sudan yararlanma amacı tüm su
kullanıcıları için eşittir. Burada Anayasanın 10 uncu maddesindeki, durum
farklılığı değerlendirilmesi yapılamaz.
Seçimin,
demokrasinin vazgeçilmez unsuru olmasının temel nedeni, “eşit oy” hakkıdır.
Aksi halde, her seçimde, seçime göre farklı özellikler, nitelikler,
ayrımlar ya da büyüklükler ortaya çıkar ki, bu durumda ne seçimden ne de
demokrasiden söz edilebilir. Bir yaşam tarzı olan demokrasi, kendine özgü yönetim
sanatı olan seçimin oluşmasında insanları ayrıma tabi tutmaz. Demokratik
hukuk devleti ilkesi bu ayrıma izin vermez.
Herhangi bir kuruluşun oluşmasında
demokrasinin temel kuralı olan seçime yer verilmişse, bu kuruluşun yönetim
ve işleyişinin de demokratik kurallara aykırı olamayacağının kabulü
gerekir.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine
açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması
gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan
devlettir. Adaletli
bir hukuk düzeninin kurulabilmesi, seçimlerde seçime katılacakların adil
bir biçimde temsil edilmesine bağlıdır. Adil temsilin sağlanmadığı bir
seçimin demokratik olmasından ve hukuk devleti ilkesine uygunluğundan söz
edilemez.
Demokrasinin olmazsa olmaz kuralı
seçimdir. Demokratik seçimin en önemli niteliği ise adil bir temsil ilkesine
dayalı serbest, eşit ve genel-oy esasını içermesidir. Dava
konusu tümceler ile sulama arazisi büyük olanların oy sayısını artırıp
küçük olanların oy sayısının sınırlandırılması, arazi büyüklüğüne göre oy
sayısında farklılığa gidilmesi, kimi kullanıcılara ise oy hakkı tanınmaması
ve böylece sulama birliklerinin meclislerinin oluşumunda adil temsilin
önlenmesi, sulama birliklerinin iç işleyişinde demokrasiye ve eşitlik
ilkesine aykırı düşen bir düzenlemedir.
Açıklanan nedenlerle, 6172 sayılı Yasanın 6 ncı
maddesinin (6) numaralı fıkrasının ilk dört
tümcesi
Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
5) 6172 Sayılı Yasanın 18
inci Maddesinin (5) Numaralı
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
Denetim
ve birlik mallarının durumunun düzenlendiği (5) numaralı fıkrada,
birlikler, “Sayıştay tarafından doğrudan denetlenebilir” hükmü
getirilmiştir.
Her
ne kadar birlikler, 6172 sayılı Yasa kapsamında, “mahalli müşterek ihtiyaç
niteliğinde” bir kamu hizmeti yerine getirseler de Anayasanın 127 nci maddesi kapsamında “mahalli idare” birimi olmaktan
çıkarılmışlar, ancak, merkezi idare ile organik bağlantıları da güçlendirilmiştir.
İdarenin
bütünlüğü ilkesi içinde kamu tüzelkişisi olan sulama birliklerinin,
gelirleri kamu geliri niteliğinde olup harcamaları da kamu gideri
niteliğindedir. Birlikler bu yönden Anayasanın 160 ıncı
maddesi kapsamındadır.
Anayasanın 29.10.2005 günlü, 5428 sayılı Yasa ile
değişik 160 ıncı maddesine göre, merkezi yönetim
bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün
gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına
denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve
kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak
görevi Sayıştay’a aittir. Anayasanın
160 ıncı maddesinin birinci fıkrasının birinci
tümcesinin sonunda yer alan ve yasalarla Sayıştay’a verilebileceği
belirtilen görevler konusundaki yetki, Anayasa ile Sayıştay’a verilen kimi
görevlerin bu Kurumdan alınarak başka kurumlar ya da kurullara verilmesi
yetkisini içermeyeceği gibi, bu yetkinin belirsiz ve öngörülemez şekilde
kullanımını da içermez.
Belirlilik ve öngörülebilirlik, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devletinin en temel
ilkeleridir. Oysa, dava konusu fıkrada birliklerin,
“Sayıştay tarafından doğrudan denetlenebileceği” sözcüklerine yer verilmiş,
denetlemenin yapılıp yapılmayacağı belirsiz ve öngörülemez şekilde açıkta
bırakılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, 6172 sayılı Yasanın 18
inci maddesinin (5) numaralı fıkrası Anayasanın 2 nci
ve 160 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
6) 6172 Sayılı Yasanın 20 nci
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “… Bakan onayı …” Sözcüklerinin
Anayasaya Aykırılığı
Birlik
tüzel kişiliğinin sona ermesi, 6172 sayılı Yasanın 20 nci
maddesinde düzenlenmiş olup, (1) numaralı fıkrada, birliğin amacına
ulaşamayacağının ya da birlik meclisinin Yasanın 6 ncı
maddesinde belirtilen sayıda toplantı yapmadığının Bakanlıkça tespit
edilmesi durumunda birliğin Bakan onayı ile feshedileceği belirtilmiştir.
Anayasanın
123 üncü maddesinde, kamu tüzelkişiliğinin, ancak yasayla veya yasanın
açıkça verdiği yetkiye dayanarak kurulacağı belirtilmiştir.
Sulama
birliklerinin, 6172 Yasanın 1 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, kamu
tüzel kişiliğine sahip olduğu belirtilmiş; 4 üncü maddesinin (1) numaralı
fıkrasında da, “Birlik; tek yerleşim biriminden oluşan birlikler hariç
olmak üzere, görev alanı içinde bulunan her yerleşim biriminden; üçüncü
dereceye kadar hısım olmayan ve her yerleşim biriminden en az birer kişi ve
toplamda beş kişiden az olmamak üzere su kullanıcılarının imzaladığı birlik
ana statüsünün, DSİ’nin de görüşü alınmak
suretiyle Bakanlıkça onaylanması sonucu tüzel kişilik kazanır” denilmiştir.
4 üncü madenini (2) numaralı fıkrasında, birliğin hizmetinin, “mahalli
müşterek ihtiyaç niteliğinde” olduğu belirtilmekle birlikte, 6172 Yasadan,
sulama birliklerinin Anayasanın 127 nci maddesi
kapsamından çıkarıldığı, “yerinden yönetim” ilkesi yerine, Anayasanın 126 ncı madde kapsamında “yerinde yönetim” ilkesine göre
faaliyet gösteren bir kamu tüzel kişisi haline getirildiği, DSİ ve DSİ’nin bağlı olduğu bakan ve bakanlıkla bağlantılı
olduğu anlaşılmaktadır.
Bir
yandan da kurucu üyelerden sonra, organlarının seçimle geldiği kendine özgü
bir yapılanma söz konusudur. 6172 sayılı Yasanın 21 inci
maddesinin (3) numaralı fıkrasıyla, 24.04.1969 tarihli ve 1163 sayılı
Kooperatifler Kanununun 77 nci maddesinin birinci
fıkrasına ekleme yapılmış, “Sulama Birlikleri Kanunu ile 29.06.2004 tarihli
ve 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanununa göre kurulmuş birlik ve
merkez birlikleri de Türkiye Milli Kooperatifler Birliğine üye olabilirler”
denilmiştir. Böylece, kendine özgülük farklı bir şekilde kendisini
göstermiştir.
Bu
genel değerlendirmelerle birlikte, organları seçimle gelen ve üyelik
esasına dayanan bir kamu tüzelkişiliğinin “Bakan onayı” ile feshi hukuk
devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle, 6172 sayılı Yasanın 20 nci maddesinin (1)
numaralı fıkrasında yer alan “… Bakan onayı …” sözcükleri Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
7) 6172 Sayılı Yasanın Geçici 1 inci Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının Birinci Tümcesi ile İkinci Tümcesinin “Aksi takdirde bu
birliklerin tüzelkişiliği kendiliğinden sona erer …” Bölümünün Anayasaya
Aykırılığı
6172
sayılı Yasanın geçici 1 inci maddesinde, mevcut birliklerin durumu
düzenlenmiştir. Buna göre 6172 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 22.03.2011
tarihinde, 26.05.2005 tarihli ve 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri
Kanununa göre kurulmuş olan sulama birlikleri onsekiz
ay içinde durumlarını bu Kanuna uygun hale getirmek zorundadır. Aksi
takdirde bu birliklerin tüzel kişiliği kendiliğinden sona erer ve bu
birlikler valinin görevlendireceği vali yardımcısı başkanlığında;
defterdarlık, tarım il müdürlüğü, DSİ bölge müdürlüğü ve il mahalli
idareler müdürlüğü yetkililerinden oluşan tasfiye komisyonu tarafından en
geç iki ay içinde tasfiye edilir. Birliğin tüm hak, alacak, borç ve
14.07.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olmayan
personeli ile birliğe ait taşınır ve taşınmazlar bu Kanuna istinaden kurulan
yeni birliğe devrolunur.
26.05.2005
tarihli ve 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanununa göre kurulmuş olan
sulama birlikleri, Anayasanın 127 nci maddesinin
kapsamında, bu maddenin son fıkrasına göre kurulu “mahalli idare
birlikleridir”. Bu birliklerin temel özellikleri, Anayasanın mahalli
idareler maddesinde düzenlenmeleri ve bu kapsamda, mahalli idarelerin
özellik ve niteliklerini taşımalarıdır. Mahalli idareler, il belediye veya
köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş
esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen,
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir; yerinden
yönetim ilkesine uygun olarak çalışırlar.
Mevcut
sulama birliklerini de içinde bulunduğu mahalli idare birlikleri, bu
anayasal özellikleri taşıyan mahalli idareler tarafından kurulan ve hizmet
götüren birliklerdir. 5355 sayılı Yasanın 5445 sayılı Yasayla değişik 19
uncu maddesine göre kurulan mevcut sulama birlikleri, maddede belirtilen
seçim esasına dayalı olarak faaliyetini sürdürmekte, birlik başkanı ise,
birliğin kuruluşuna göre “ilk mahallî
idareler genel seçimlerine kadar görev yapmak üzere” seçilmektedir.
Dolayısıyla, mevcut sulama birliklerinin, Anayasanın 127 nci maddesinden kaynaklanan özellik nedeniyle, mahalli
idareler seçimleriyle bağlantısı bulunmaktadır. Diğer deyişle mahalli
idareler seçimleri, birlik başkanı ve birlik üyesi mahalli idareler
yönünden yenilenme dönemleridir.
Mevcut sulama birlikleri, Anayasanın 127 nci maddesi kapsamında, 5355 sayılı Yasa doğrultusunda
faaliyet gösterirken, sulama birliklerinin statüsü değiştirilerek,
Anayasanın 127 nci maddesinden koparılmış yeni
bir yapıya geçilmesi mümkün olmakla birlikte, mevcut sulama birliklerinin,
ilk mahalli idareler seçimlerinden önce durumlarının yeni yasaya
uydurulmaları, aksi halde tüzel kişiliklerinin sona ermesi Anayasanın 127 nci maddesiyle bağdaşmaz. Bu kapsamda, 18 aylık intibak süreci Anayasaya
uygun değildir.
Öte yandan, mevcut sulama birlikleri, üyeleri ve
organlarıyla, 5355 sayılı Yasa hükümlerine göre oluşarak faaliyetlerini
sürdürmekte, bu Yasaya uygun olarak seçimlerin ne zaman yapılacağını
bilmektedirler. Oysa 6172 sayılı Yasa, süresi dolmadan, bu durumu ortadan
kaldırmakta, anayasal hakkı ihlal etmektedir.
Anayasanın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devletinde, hukuk güvenliğinin sağlanabilmesi
için hukuki işlemlerin sonuçlarının öngörülebilir olması gerekir.
Tüzelkişilik olarak mevcut sulama birlikleri ve bu birliklerin organlarını
oluşturan kişiler, 6172 sayılı Yasayla öngöremedikleri bir durumla karşı
karşıya gelmişlerdir.
Açıklanan nedenlerle, 6172 sayılı Yasanın geçici 1 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasının birinci tümcesi ile ikinci tümcesinin “Aksi takdirde bu
birliklerin tüzelkişiliği kendiliğinden sona erer …” bölümü Anayasanın 2 nci
ve 127 nci maddelerine aykırı olup, iptalleri
gerekmektedir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Hukuk devletine aykırı olan, temel hak ve
özgürlükleri ölçüsüzce sınırlandıran ve Anayasaya açıkça aykırı olan bir
düzenlemenin uygulanması halinde, sonradan giderilmesi olanaksız zararlara
yol açacağı çok açıktır.
Öte yandan, anayasal düzenin en kısa sürede hukuka
aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da gereğidir.
Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde sübjektif
yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de
zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir
düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu
ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum
ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
6172 sayılı Yasanın yukarıda Anayasaya aykırılığı
ileri sürülen madde ve hükümlerinin uygulanması halinde; mevcut sulama
birliklerinin tasfiyesinden, yeni sulama birliklerinin kurulmasına,
birliklerinin hukuksal durumlarına, su varlık ve kaynaklarının hukuk dışı
kullanılmasına kadar, Anayasaya aykırılığı ileri sürülen alanlarda,
sonradan öngörülemeyecek ve giderilemeyecek büyük kayıplara sebebiyet
verilebilecek, böylece su varlık ve kaynaklarının kullanımında telafisi imkansız zararlar doğacaktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla,
Anayasaya açıkça aykırı olan söz konusu madde ve hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya
kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava
açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 08.03.2011 tarihli ve 6172 sayılı “Sulama Birlikleri
Kanunu”nun;
1) 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının, “… bu
Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir”
bölümünün,
2)
4 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasının,
3)
4 üncü maddesinin (8) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…birlik
üyesi seçmek …” sözcüklerinin,
4)
6 ncı maddesinin (6) numaralı fıkrasının ilk dört
tümcesinin,
5) 18 inci maddesinin (5) numaralı fıkrasının,
6) 20 nci maddesinin (1)
numaralı fıkrasında yer alan “… Bakan onayı …” sözcüklerinin,
7) Geçici 1 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının
birinci tümcesi ile ikinci tümcesinin “Aksi takdirde bu birliklerin
tüzelkişiliği kendiliğinden sona erer …” bölümünün,
Anayasanın 2 nci, 10
uncu, 43 üncü, 123 üncü, 126 ncı, 127 nci, 160 ıncı ve 168 inci
maddelerine aykırı olduklarından iptallerine, Anayasaya açıkça aykırı
olmaları ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve
durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
8.3.2011 günlü, 6172 sayılı Sulama Birlikleri
Kanunu’nun dava konusu kuralları da içeren 1., 4.,
6., 10., 18., 20. ve Geçici 1. maddeleri şöyledir:
“Amaç ve
kapsam
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; ülkenin su varlık ve
kaynaklarının rasyonel kullanımı maksadıyla umumi sulardan faydalanmak
üzere Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilmiş veya halen
inşa edilmekte olan ya da inşa edilmesi planlanan sulama tesislerini
gayelerine uygun şekilde kullanmak, işletmek, Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğünün onayını almak suretiyle işlettirmek, bu tesislerin bakım,
onarım ve yönetim sorumluluğunu yürütmek, tesisi geliştirmeye yönelik yeni
projeler yapmak, yaptırmak veya tesisi yenilemekle görevli sulama
birliklerinin kuruluşu, organlar ile görev ve yetkilerini düzenlemektir.
(2) Sulama birlikleri kamu tüzel kişiliğine sahip
olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan
hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir.”
“Birliğin
tüzel kişilik kazanması ve birliğe üyelik
MADDE 4- (1) Birlik; tek yerleşim biriminden oluşan
birlikler hariç olmak üzere, görev alanı içinde bulunan her yerleşim
biriminden; üçüncü dereceye kadar hısım olmayan ve her yerleşim biriminden
en az birer kişi ve toplamda beş kişiden az olmamak üzere su
kullanıcılarının imzaladığı birlik ana statüsünün, DSİ’nin
de görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça onaylanması sonucu tüzel kişilik
kazanır.
(2) Birliğin hizmeti, mahalli
müşterek ihtiyaç niteliğinde olup birlik, 3 üncü maddede yer alan çalışma
konuları ve devir sözleşmesinde belirtilen esaslar çerçevesinde, DSİ’nin sahip olduğu görev ve yetkilere sahiptir.
(3) Birliğe üyelik kaydı, birlik meclisinin
teşekkülüne kadar kurucular kurulu tarafından yapılır.
(4) İlk birlik meclisi seçimlerinin yapılabilmesi
için, birliğin tüzel kişilik kazanmasından itibaren bir yıl içinde en az onsekiz üyelik kaydının tamamlanmış olması şarttır. Bu
süre içinde, öngörülen sayıda üyelik kaydının gerçekleştirilememesi
durumunda kurucular kurulu, birliğin tüzel kişiliğini sona erdirmek üzere
Bakanlığa başvurmak zorundadır.
(5) İlk üyelik kaydı sırasında bir defaya mahsus
olmak üzere katılım payı tahsil edilir. Katılım payı, birlikler için
Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan yılı sulama ve kurutma
tesisleri işletme ve bakım ücret tarifelerinde dekar başına tespit edilen
en düşük ücret tarifesinden aşağı olamaz.
(6) Kurucular kurulunun çalışma usul ve esasları,
üyelik kaydının nasıl yapılacağı, katılım payının tahsili ve öngörülen
sayıda üyelik kaydının gerçekleştirilememesi sebebiyle tüzel kişiliğin sona
erdirilmesi durumunda katılım paylarının, o zamana kadar yapılan masraflar
düşüldükten sonra iadesine ilişkin hususlar birlik ana statüsünde belirlenir.
(7) Birlik görev alanında yer alan her su
kullanıcısı gerçek ve tüzel kişi o birliğe üye olma hakkına sahiptir.
(8) Birlik üyelerinin hakları şunlardır:
a) Birlik meclisi
toplantılarını izlemek.
b) Birliğe olan borçlarını su kullanım hizmet
bedelini ve cezalarını ödemiş olmak şartıyla birlik üyesi seçmek ve meclis üyesi seçilmek.
c) Birliğin sağladığı her türlü hizmetten
faydalanmak.
ç) Birlik faaliyetleri ile ilgili bilgi istemek.
(9) Birlik üyelerinin yükümlülükleri şunlardır:
a) Birlik tarafından tahakkuk ettirilen su kullanım
hizmet bedelini ve borçlarını düzenli olarak ödemek.
b) Birlik tarafından su yetersizliğine bağlı olarak
yapılan ekim planlamasına uymak, sulama planlaması ve su dağıtım ve
münavebe programlarına katılmak.
c) Arazisi üzerinde yer alan sulama tesisini
korumak, kişisel kusurlarından dolayı meydana gelen zararları gidermek,
aksi takdirde bu zararları gidermek için birliğin yapacağı her türlü
harcamayı birliğe ödemek.
ç) Birliğin sorumluluğunda olan tesisler ile
kullanılan her türlü ekipmana zarar vermemek,
zarar verilmesi durumunda bu zararı tazmin etmek.
d) Birliğin çalışma konuları ile ilgili olarak
istediği her türlü bilgiyi zamanında ve eksiksiz olarak vermek.
e) Birliğin sorumluluğunda olan tesisler üzerinde
yapılan işletme, bakım ve onarım çalışmaları için arazisine girilmesine
izin vermek.
(10) Birlik üyeliğinden çıkarılma şartları
şunlardır:
a) Su kullanıcısı olma vasfını kaybetmek.
b) Birlik ana statüsüne veya birlik meclisi ve
yönetim kurulu kararlarına aykırı davranmak.
(11) Su kullanıcısı olma vasfını kaybedenleri
birlik üyeliğinden çıkarmaya yönetim kurulu; diğer nedenlerle birlik
üyeliğinden çıkarmaya yönetim kurulunun teklifi üzerine birlik meclisi
yetkilidir.
(12) Yönetim kurulu veya
birlik meclisi tarafından verilen üyelikten çıkarma kararları, kararın
alınmasından itibaren otuz gün içerisinde yönetim kurulu tarafından
ilgilisine bildirilir. Yönetim kurulu veya birlik meclisi tarafından birlik
üyeliğinden çıkarılanlar, bu kararın tebliğinden itibaren kırkbeş gün içinde birlik meclisine itiraz edebilir.
İtirazlar ilk birlik meclisi toplantısında sonuçlandırılır ve otuz gün
içerisinde ilgilisine bildirilir. Bu kararlara karşı yargıya başvurma hakkı
saklıdır.”
“Birlik
meclisine üyelik şartları, seçilme esasları, görev ve yetkileri
MADDE 6- (1) Birlik meclisine üyelik şartları şunlardır:
a) Kamu hizmetlerinden kısıtlı olmamak.
b) 26/9/2004 tarihli ve
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler
geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla
süreyle ya da Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu
düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık,
dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye
fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan
malvarlığı değerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal
edinme suçlarından hapis cezasına mahkûm olmamak.
c) Onsekiz yaşını
tamamlamış olmak.
ç) Birlik görev alanı içinde mülk sahibi olmak ya
da araziyi fiilen kullanmak üzere en az beş yıl süre için kiralamış olmak.
d) Seçim tarihi itibarıyla en az iki yıl süreyle su
kullanıcısı olmak.
(2) Mülk sahibi ve araziyi kiralayan aynı anda aynı
arazi için birlik meclisine üye olamaz. Birlik görev alanı içindeki birden
fazla yerleşim biriminde arazisi bulunan ya da araziyi kiralamış olanlar,
söz konusu arazilerin bulunduğu yerleşim birimlerinin yalnız birinden
meclis üyeliğine aday olabilir.
(3) Birlik meclisi,
birliğe üye su kullanıcıları tarafından seçilen üyelerden oluşur. Birlik
meclisi üye sayısı, birlik ana statüsünde belirtilir.
(4) Birlik meclisi
üyelerinin yerleşim birimlerine göre dağılımı, her yerleşim biriminden en
az iki temsilci olmak üzere birlik imkanları ile sulanan toplam arazinin
her yerleşim biriminde sulanan toplam araziye oranlanması suretiyle
bulunur.
(5) Birlik meclisi
üyelerinin yerleşim birimlerine göre dağılımı görev alanı ve tapu kayıtları
gözönünde bulundurularak DSİ bölge müdürlüğü
kayıtları esas alınmak suretiyle tespit edilir.
(6) Birlik meclisi
üyeliği seçimlerinde kullanılacak oy sayısı, birlik görev alanı içindeki
işletmeye açılmış toplam sulama alanının aynı alan içindeki ortalama parsel
büyüklüğüne bölünmesiyle tespit edilir. Her birlik üyesi, sulama alanındaki
arazisinin ortalama parsel büyüklüğüne bölünmesiyle bulunacak sayıda oy
hakkına sahiptir. Ancak oy hakkı beşi geçemez. Hesaplama sonucu bulunacak
küsuratlı değer yarıma eşit ve büyükse bir yukarısına tamamlanır.
Birlik meclisi üyeliği seçiminde oy kullanacak su kullanıcılarına ait liste
birlik merkezinin bulunduğu yerin seçim kurulu tarafından seçim tarihinden
üç ay önce ilan edilir. Listelere yapılan itirazlar seçim kurulu tarafından
karara bağlanır.
(7) Birlik meclisi üyeleri
dört yıl için seçilir.
(8) Birlik meclisi üyeliği
seçimi, birlik merkezinin bulunduğu yerin seçim kurulu tarafından yapılır.
(9) Seçim gizli oy, açık tasnif usulüyle yapılır.
Seçimle ilgili diğer hususlar çerçeve ana statü ile belirlenir.
(10) Birlik meclisi her
yıl iki defa birlik merkezinin bulunduğu yerde olağan olarak toplanır.
Toplantıda üye tam sayısının salt çoğunluğunun bulunması gerekir. Nisap
sağlanamadığı takdirde toplantı yedi gün sonraya tehir edilir ve bu
toplantıda nisap aranmaz.
(11) Birlik meclisi,
başkanın veya üyelerin üçte birinin yazılı isteği üzerine olağanüstü
toplanır. Olağanüstü toplantının nisabı, olağan toplantıda olduğu gibidir.
(12) Birlik meclisinde kararlar, toplantıya
katılanların salt çoğunluğu ile alınır. Ancak birliğin iç ve dış kaynaklı
kredi kullanması, sulama ücretinin tespiti, cezaların tayini ve katılım
payının belirlenmesine ait kararlarda birlik meclisi üye tam sayısının üçte
ikisinin oyu aranır.
(13) Birlik meclisinin toplantı ve çalışma usul ve
esasları çerçeve ana statüde belirlenir.
(14) Birlik üyeleri, birlik meclisi kararının
kanun, birlik ana statüsü ve sunulan hizmetin gereklerine aykırı olduğu
iddiasıyla, toplantıyı takip eden otuz gün içinde birlik merkezinin
bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurabilir.
(15) Birlik meclisinin görev ve yetkileri
şunlardır:
a) Başkanı seçmek.
b) Yönetim ve denetim kurullarının asıl ve yedek
üyelerini seçmek.
c) Yönetim ve denetim kurulunu denetlemek ve ibra
etmek.
ç) Bütçe ve çalışma programını tespit, tetkik,
kabul ya da reddetmek.
d) Tesislerden birliğin kuruluş gayesine uygun
olanların devralınmasına karar vermek.
e) Birliğin işlerinin yürütülmesi için
çalıştırılması gereken personelle ilgili politikaları tespit etmek ve
çalıştırılacak personelle sözleşme akdi yapmak için başkana yetki vermek,
yönetim kurulu üyelerine brüt asgari ücretin yüzde ellisini ve başkana brüt
asgari ücretin üç katını geçmemek üzere aylık olarak ödenecek huzur hakları
ile denetim kurulu üyelerine brüt asgari ücreti geçmemek üzere yılda bir
kez ödenecek huzur haklarını tespit etmek.
f) Birlik adına yapılacak sözleşme esaslarını
tespit etmek, araç, gereç ve iş makinesi temini veya satın alınması,
işletme, bakım ve onarım hizmetleri ve yeni tesis ve rehabilitasyon
çalışmaları ile diğer işlerin ihaleyle üçüncü kişilere yaptırılmasına karar
vermek ve bu hususlarda yönetim kuruluna sözleşme yapma yetkisi vermek.
g) Birliğin sulama hizmetinin gerektirdiği yatırım,
bakım ve onarım giderleri için borç kullanımına karar vermek.
ğ) Birlik ana statüsünde, Bakanlığın görüşüne uygun
olarak değişiklik yapmak.
h) Birliğin feshine, üye tam sayısının üçte
ikisinin oyu ile karar vermek.
ı) Birliğin faaliyetleri ve birlik çalışanlarının
koordinasyonuyla ilgili düzenlemeleri yapmak, ceza tarifelerini tasdik
etmek, su kullanım hizmet bedelini Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe
konulan yılı sulama ve kurutma tesisleri işletme ve bakım ücret
tarifelerinde dekar başına tespit edilen en düşük ücret tarifesinden aşağı
olmamak üzere belirlemek.
i) Gözlemcilerin hazırladıkları raporlar ile teklif
ve tavsiyeleri görüşmek.”
“Birlik
bütçesi
MADDE 10- (1) Birliğin çalışma programına uygun olarak
hazırlanan bütçe, birliğin mali yıl ve izleyen iki yıl içindeki gelir ve
gider tahminlerini gösterir. Bütçe ile gelirlerin toplanması ve
harcamaların yapılmasına izin verilir. Bütçeye ayrıntılı harcama
programları ile finansman programları eklenir. Mali yıl takvim yılıdır.
Bütçe dışı harcama yapılamaz. Başkan bütçe ödeneklerinin verimli, tutumlu
ve yerinde harcanmasından sorumludur. Bütçelerde gelir ve gider denkliğinin
sağlanması esastır. Birlik
meclisince kabul edilen bütçe, ilgili DSİ bölge müdürünün onayı ile
yürürlüğe girer. Birlikçe yapılan borçlanma tutarı ve borç anapara
ödemeleri, bütçe gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin ilgili
hesaplarda izlenir. Ancak borçlanma giderleri, faiz ödemeleri ve faiz
gelirleri bütçe gelir ve gider hesaplarında izlenir. Birliğin borç stok
tutarı, DSİ’nin izni alınmak suretiyle yapılan
büyük çaplı yenileme işleri borçlanmaları hariç, en son kesinleşmiş bütçe
gelirleri toplamını aşamaz.
(2) Birliklerin, devraldığı tesislerin işletme,
bakım, onarım ve yönetimi ile ilgili çalışmalarında kâr gayesi güdülemez.
(3) Birliklerin, devraldığı tesislerin işletme,
bakım, onarım ve yönetimi için su kullanıcılarına tahakkuk ettirilen ve
tahsil edilen ücretlerle, yine bu maksatla her ne ad altında olursa olsun
toplanan su kullanım hizmet bedeli, ceza, bağış ve diğer gelirlerin tamamı,
işletme, bakım, onarım ve yönetim sorumluluğu devralınan tesis için sarf edilir.”
“Denetim ve
birlik mallarının durumu
MADDE 18- (1) Birliklerin idari ve mali denetimi, her yıl
valiler tarafından yapılır veya yaptırılır. Birliğin idari ve mali denetimini
yapmak üzere vali tarafından, vali yardımcısının başkanlığında; defterdar,
tarım il müdürü, DSİ bölge müdürü ve il mahalli idareler müdürü veya
bunların görevlendirecekleri temsilcilerden oluşan bir denetim komisyonu
kurulur.
(2) Denetim komisyonu raporu, valilik tarafından
kamuoyunun bilgisine sunulur.
(3) Komisyon tarafından yapılan denetim sonucu
tespit edilen kamu zararı tahsil edilmek üzere sorumlulara tebliğ edilir.
Tebligattan itibaren otuz gün içinde ödemenin yapılmaması veya tespit
edilen kamu zararına sorumlular tarafından itiraz edilmesi durumunda dosya
hakkında karar verilmek üzere vali tarafından Sayıştaya
gönderilir. Sayıştay kararının kesinleşmesinden sonra kamu zararı
sorumlular tarafından otuz gün içinde birlik hesabına yatırılır. Tespit
edilen kamu zararı, sorumlular tarafından otuz gün içinde yatırılmaması
halinde 2004 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
(4) Birlikler, Bakanlığın idari ve teknik
denetimine tabidir.
(5) Birlikler, Sayıştay tarafından
doğrudan denetlenebilir.
(6) Birlikler hesaplarını ihtiyaç halinde sermaye
piyasasında bağımsız denetimle yetkili kuruluşlar listesinde yer alan
bağımsız denetim kuruluşlarına denetlettirebilir.
(7) Birliğin devraldığı sulama tesisi ve
bütünleyici parçaları Devlet malı olup, bunlara zarar verenler hakkında
5237 sayılı Kanunun Devlet malına zarar verme ile ilgili ceza hükümleri
tatbik olunur.”
“Birlik
tüzel kişiliğinin sona ermesi
MADDE 20- (1) Birliğin amacına ulaşamayacağının ya da birlik
meclisinin 6 ncı maddede belirtilen sayıda
toplantı yapmadığının Bakanlıkça tespit edilmesi durumunda birlik Bakan onayı ile feshedilir.
(2) Birlik meclisi, üye
tam sayısının üçte iki çoğunluğunun kararı ile birliği feshedebilir.
(3) Birliğin tasfiyesi yönetim kurulu tarafından
yürütülür. Tasfiyenin usul ve esasları çerçeve ana statü ile düzenlenir.
(4) Birliğin kurulamaması veya feshedilmesi
hallerinde, hizmetlerin aksamaması için, sulama faaliyetlerini DSİ kendi
imkanları ile yapar veya yıllara sari olarak
hizmet alımı yoluyla yaptırabilir.”
“Mevcut
birlikler
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 26/5/2005
tarihli ve 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanununa göre kurulmuş olan
sulama birlikleri onsekiz ay içinde durumlarını
bu Kanuna uygun hale getirmek zorundadır. Aksi takdirde bu birliklerin tüzel kişiliği kendiliğinden sona erer
ve bu birlikler valinin görevlendireceği vali yardımcısı başkanlığında;
defterdarlık, tarım il müdürlüğü, DSİ bölge müdürlüğü ve il mahalli
idareler müdürlüğü yetkililerinden oluşan tasfiye komisyonu tarafından en
geç iki ay içinde tasfiye edilir. Birliğin tüm hak, alacak, borç ve 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununa tabi olmayan personeli ile birliğe ait taşınır ve taşınmazlar bu
Kanuna istinaden kurulan yeni birliğe devrolunur.
(2) Kurulmuş olan sulama birliklerinde 657 sayılı
Kanuna tabi olarak çalışan personel, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren bir yıl içinde Devlet Personel Başkanlığınca tespit edilecek
ihtiyaca göre kadroları ile mükteseplerine uygun olarak diğer kamu kurum ve
kuruluşlarına devredilir.
(3) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
kurulmuş olan birliklerde sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar, mevcut
statüleri ile istihdam edilmeye devam olunur. Birlikler, Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren mevcut statüleri devam edenler dışında yeni
sözleşmeli personel istihdam edemezler.
(4) Bakanlık DSİ’nin
teklifi üzerine birliklerin, bu maddeye göre yeniden kurulmaları sırasında
görev alanlarında değişiklik yapmaya yetkilidir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2.,
10., 43., 123., 126., 127., 160. ve 168.. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla
PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve
Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 2.6.2011 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında ilk olarak 6172 sayılı Kanun’un 6.
maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü
cümleleri ile 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasının sekizinci cümlesine
yönelik olarak iptal davasının açılmış sayılıp sayılmayacağı sorunu görüşülmüştür.
6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “İptal Davası Açılmasında Temsil ve
Uyulması Gereken Esaslar” başlıklı 38. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında, iptal davasının, anamuhalefet partisi
meclis gruplarının genel kurullarının, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile
alacakları karar üzerine açılacağı; (6) numaralı fıkrasında ise iptal
davalarında, Anayasaya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin Anayasa’nın
hangi maddelerine aykırı olduğunun ve gerekçelerinin belirtilmiş olmasının
zorunlu olduğu kurala bağlanmıştır.
Dava dilekçesinde, 6172 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (6) numaralı
fıkrasının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerinin de iptali ve
yürürlüklerinin durdurulması istenilmiş ise de 29.3.2011 gün ve 22 birleşim
sayılı CHP Grup Genel Kurul Kararı’nda dava konusu kurallara yönelik olarak
iptal davası açılmasına dair herhangi bir yetki verilmediği anlaşıldığından
bu kurallara yönelik iptal davasının açılmamış sayılmasına karar verilmesi
gerekir.
Öte yandan, dava dilekçesinde,
6172 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasının sekizinci
cümlesi yönünden, imzalar kısmından sonra not olarak “…alınan kararda, Kanunun 6 ıncı
maddesinde “…ilgili DSİ bölge müdürünün onayı ile…” bölümü, Kanunun 10 uncu
maddesini ilgilendirmektedir.” denildiği halde dava dilekçesinde anılan kural, iptal davasına konu
olan kurallar arasında gösterilmediği gibi bu kurala yönelik iptal
gerekçesinin de bulunmadığı anlaşılmıştır. Buna göre, usulüne uygun olarak açılmış iptal
davasından söz edilemeyeceğinden anılan kurala yönelik iptal davasının da
açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekir.
Bu durumda;
8.3.2011 günlü, 6172 sayılı Sulama Birlikleri
Kanunu’nun:
A- 1- 6. maddesinin (6) numaralı fıkrasının
birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerine,
2-10.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının sekizinci cümlesine,
yönelik
iptal davasının açılmamış sayılmasına,
B- 1- 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer
alan “…bu Kanunda hüküm bulunmayan
hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir” ibaresi,
2-4.
maddesinin;
a-(2) numaralı fıkrası,
b- (8)
numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…birlik üyesi seçmek…” ibaresi,
3- 18. maddesinin (5) numaralı fıkrası,
4- 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan
“… Bakan onayı …” ibaresi,
5- Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
a-
Birinci cümlesi,
b-
İkinci cümlesinde yer alan “Aksi
takdirde bu birliklerin tüzel kişiliği kendiliğinden sona erer …”
ibaresi,
yönünden,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,
C- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme
aşamasında karara bağlanmasına,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun’un 1. Maddesinin (2)
Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…bu
Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, sulama birliklerinin görev,
yetki ve sorumluluklarıyla birlikte değerlendirildiğinde kamu yararı
amacıyla kurulan ve kamu hizmeti yapan kuruluşlar oldukları, Anayasa’nın
öngördüğü hukuk sisteminde kamu hukuku ve özel hukuk olmak üzere iki temel
ayrıma gidildiği, düzenleme alanının özelliğine ve niteliğine göre kamu ya
da özel hukuk alanında hangi kuralların uygulanacağının belirlenmesinin
gerektiği, kamu hukuku kurallarıyla donatılan bir kanunda hüküm bulunmayan
hallerde özel hukuk hükümlerinin uygulanmasının hukuksal kargaşaya neden
olacağı, bu durumun hukuk devleti ilkesi içerisinde yer alan hukuki
istikrar ve hukuk güvenliğini zedeleyeceği idarenin bütünlüğü ilkesi
çerçevesinde idarenin eylem ve işlemlerinin kamu hukuku ilkelerine bağlı
tutulması bu çerçevede sulama birliklerinin de nitelikleri gereği kamu
hukuku kurallarına göre hizmet sunmalarının gerektiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Amaç
ve Kapsam” başlıklı 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, amacın,
ülkenin su varlık ve kaynaklarının rasyonel kullanımı maksadıyla umumi
sulardan faydalanmak üzere Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ)
tarafından inşa edilmiş veya halen inşa edilmekte olan ya da inşa edilmesi
planlanan sulama tesislerini gayelerine uygun şekilde kullanmak, işletmek, DSİ’nin onayını almak suretiyle işlettirmek, bu
tesislerin bakım, onarım ve yönetim sorumluluğunu yürütmek, tesisi
geliştirmeye yönelik yeni projeler yapmak, yaptırmak veya tesisi
yenilemekle görevli sulama birliklerinin kuruluşu, organları ile görev ve
yetkilerini düzenlemek olduğu belirtilmiştir. Dava konusu kuralda ise sulama birliklerinin kamu
tüzel kişiliğine sahip olup, bu Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde özel
hukuk hükümlerine tabi oldukları öngörülmüştür.
Madde gerekçesinde, Devletin esas görevinin,
ülkenin çeşitli sektörlerine altyapı tesislerini sağlamak olduğu, sosyo-ekonomik bu nev’i
tesislerin işletilmesini Devletin yüklenmesi halinde hem pahalı olduğu, hem
de hizmette istenen sürat ve verimliliğin yeterince sağlanamadığı,oysa tesislerin, istifade edenler
tarafından işletilmesi durumunda daha koruyucu ve özenli kullanıldıklarının
gözlendiği, bu nedenle kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan bu
nitelikteki tesislerin, onlardan istifade eden kişiler tarafından
işletilmesi amaçlanarak Anayasa’nın 168. maddesi doğrultusunda demokratik
katılımcılığı sağlayan yerel sivil toplum örgütü olarak ve mahalli idareler
sınırları ile bağlı olmayan sulama birlikleri adı altında kurulacak
birliklere devrinin öngörüldüğü, bu birliklerin yaptığı işlerin kamu
hizmeti niteliği taşıması nedeniyle birliklerin kamu tüzelkişiliğini haiz
olmasının hüküm altına alındığı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer verilen hukuk
devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu
hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine
açık olan devlettir.
Anayasa’nın 123. maddesinde “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.
İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim
esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça
verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.” denilmiştir.
Kanun’un 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,
birliklerin, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre alacaklarının
tahsili yoluna başvuracakları; 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,
birliğin amacına uygun idari, teknik ve yardımcı personelin 4857 sayılı İş
Kanunu hükümlerine göre çalıştırılacağı; geçici 1. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında, kurulmuş olan sulama birliklerinde 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’na tabi olarak çalışan personelin, 6172 sayılı Kanun’un yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Devlet Personel Başkanlığı’nca
tespit edilecek ihtiyaca göre kadroları ile mükteseplerine uygun olarak
diğer kamu kurum ve kuruluşlarına devredileceği; 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (i) bendinde ise su kullanıcısının, görev alanında sulama yapan
veya yapacak olan gerçek ya da tüzel kişiyi ifade ettiği belirtilmiştir.
Yasa koyucunun dava konusu kuralı madde
gerekçesinde de belirtildiği gibi, birliklerin sulama işletmeciliği ve
serbest ekonominin gerektirdiği günün ekonomik koşulları içerisinde hızlı,
yerinde ve etkili olarak karar alma, bu kararları uygulama, özel hukukhükümlerine göre personel çalıştırabilme imkanına ya da özel sektörün hareket serbestliğine ya da
alternatif çözüm yollarına sahip olmaları gerektiği düşüncesiyle getirdiği
anlaşılmaktadır. Birliklerin uyması gereken şartlar, Devletçe yapılacak
gözetim ve denetimin usul ve esasları ile müeyyideler Kanun’da gösterildikten
sonra boşluk bulunması durumunda, bu boşlukların özel hukuk hükümlerine
atıf yapılarak doldurulmasında hukuk devleti ilkesi ve idarenin bütünlüğü
ilkesi ile çelişen bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
B- Kanun’un 4. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralda, birliğin hizmetinin
mahalli müşterek ihtiyaç niteliğinde olduğunun belirtildiği, birliklere DSİ’nin görev ve yetkilerinin verildiği, oysa su kaynak
ve varlıklarının kullanımının yerel değil ulusal bir hak olduğu, bu
birliklerin DSİ’nin yerine geçerek görev ve yetki
kullanmalarının Anayasa’ya uygun olmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın
123., 126. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun’un 3.
maddesinin (4) numaralı fıkrasında sulama birliklerinin çalışma konuları
düzenlenmiştir. Buna göre, sulama birliklerinin çalışma
konuları, görev alanı içerisinde yer alan tesislerin işletme, bakım,
onarım, yönetim ve yenileme hizmetlerinin usul ve esaslara uygun olarak
yapmak; katılım payını, su kullanım hizmet bedelini ve uygulanan cezaları
tahsil etmek; devraldığı tesislerin yatırım bedellerini geri ödemek;
devraldığı tesisi DSİ’nin onayını almak suretiyle
geliştirmek, bu tesis ile ilgili yeni projeler yapmak veya yaptırmak; görev
alanı içerisinde su miktarına bağlı olarak ekilecek bitki desenini Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı’nın (Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı’nın) ilgili birimleri ile işbirliği yaparak
planlamak; görev alanı içerisinde öngörülen üretim hedeflerinin
gerçekleşmesine katkıda bulunmak üzere gerekli tedbirleri almak; sulama ve
diğer tarımsal konularda faaliyet gösteren kurumlarla işbirliği yaparak
araştırma, geliştirme ve eğitim çalışmalarında bulunmak; amaç ve görevleri
ile ilgili konularda ulusal ve uluslararası gelişmeleri takip etmek; ortak
tesisler için DSİ’ce sarf olunan işletme ve bakım
masraflarından kendi payına düşen miktarı ödemektir.
Dava konusu kuralda
ise birliğin hizmetinin, mahalli müşterek ihtiyaç niteliğinde olduğu ve
birliğin, Kanun’un 3. maddesinde yer alan çalışma konuları ve devir
sözleşmesinde belirtilen esaslar çerçevesinde DSİ’nin
sahip olduğu görev ve yetkileri haiz olduğu belirtilmiştir.
Anayasa’nın 127.
maddesinin birinci fıkrasında “Mahalli
idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını
karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları,
gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu
tüzelkişileridir.” denilmiştir.
Anayasa’nın 168. maddesi gereğince, ülkenin su
varlık ve kaynakları Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğundan bu
kaynaklar, tüm ulusun ortak malıdır. Ancak su varlık ve kaynaklarından
bulundukları bölgedeki kişilerin öncelikli olarak istifade etme imkanına sahip oldukları da bir gerçektir. Kuralda,
birliğin hizmetinin mahalli müşterek ihtiyaç olarak nitelendirilmesinin, su
varlık ve kaynaklarının tüm ulusun ortak malı olma özelliğini değiştiremeyeceği
açıktır.
Öte yandan,
18.12.1953 günlü, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2. maddesinde ve 16.12.1960 günlü, 167
sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 7. maddesinde, DSİ’nin
görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Buna göre birlikler 3. maddede yer alan
çalışma konuları ile sınırlı olarak DSİ’nin sahip
olduğu görev ve yetkileri haiz olsalar da 6200 ve 167 sayılı Kanunlar
uyarınca DSİ’nin görev ve yetkileri devam etmekte
olduğundan birliklerin DSİ’nin yerine geçmelerisöz
konusu değildir.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın 126. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
C- Kanun’un 4. Maddesinin (8)
Numaralı Fıkrasının (b) Bendinde Yer Alan“…birlik üyesi seçmek …” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, birlik üyeliğinin kanunla
verilmiş bir hak olmasına rağmen üyelik için mevcut üyeler tarafından ayrıca
seçim yapılmasının, seçimin hangi usul ve esaslara göre yapılacağının
belirtilmemesinin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un “Birliğin Tüzel Kişilik Kazanması ve Birliğe Üyelik” başlıklı 4.
maddesinin dava konusu ibarenin de yer aldığı (8) numaralı fıkrasında,
birlik üyelerinin haklarının, birlik meclisi toplantılarını izlemek,
birliğe olan borçlarını su kullanım hizmet bedelini ve cezalarını ödemiş
olmak şartıyla birlik üyesi seçmek ve meclis üyesi seçilmek, birliğin
sağladığı her türlü hizmetten faydalanmak, birlik faaliyetleri ile ilgili
bilgi istemek olduğu belirtilmiştir.
Bu kural uyarınca devletin hüküm
ve tasarrufu altında bulunan ve tabiî servet ve
kaynaklar arasında yer alan su kaynaklarının işletme hakkı, 6172 sayılı
Kanun ile su kaynaklarının bulunduğu yörede yaşayan ve su kullanıcısı durumunda
bulunan bireylerin oluşturduğu sulama birliklerine devredilmiş, birliklerin
uyacağı şartlardan biri olan birliğe üyelik konusu ise Kanun’un “Birliğin tüzel kişilik kazanması ve
üyelik” başlıklı 4. maddesinin (7) numaralı fıkrasıyla düzenlenmiştir. Bu fıkrada “Birlik
görev alanında yer alan her su kullanıcısı gerçek ve tüzel kişi o birliğe
üye olma hakkına sahiptir.” denilerek birlik görev alanında olmak
kaydıyla her gerçek ve tüzel su kullanıcısı kişinin başka bir işleme gerek
olmadan birlik üyeliğine hak kazanabileceği açıkça ifade edilmiştir.
Kanun’un 4. maddesine ilişkin gerekçesinde de birliğe üyelik için birlik
görev alanı içinde su kullanıcısı olmanın yeterli görüldüğü belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti,
eşitlik temelinde adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek
sürdüren ve evrensel ilkelerden biri olan hukuk güvenliğini
gerçekleştirebilen devlettir. Hukuk güvenliği ilkesi hukuk normlarının
birbirleriyle çelişmeyecek biçimde açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar.
Dava konusu ibare ile su kullanıcısı durumunda
bulunanlardan bir bölümünün birlik üyesi olabilmeleri, diğer birlik
üyelerinin değerlendirmelerine bırakılarak, birliğe üye olma hakları
engellenmiştir. Bu durumun adil bir hukuk düzeni kurup bunu sürdürmekle
yükümlü olan hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır. Ayrıca Kanun’un
4. maddesinin (7) numaralı fıkrasıyla su kullanıcılarına hiçbir ayırım
yapılmaksızın birliğe üye olma konusunda genel bir kural getirilmesine
karşın, iptali istenen ibarenin bu ilkeyle çelişkili bir durum yaratılması,
hukuk kurallarının açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olması, bu bağlamda
hukuk güvenliği ilkesiyle de uyumlu değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
D- Kanun’un 18. Maddesinin (5)
Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralda, birliklerin denetiminin
Sayıştay tarafından yapılıp yapılmayacağı hususunda belirsizlik bulunduğu
belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda birliklerin, Sayıştay
tarafından doğrudan denetlenebileceği belirtilerek denetim hususu
Sayıştay’ın takdirine bırakılmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin
hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de
gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey,
yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi
hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi
müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine
düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Kanun’un
“Denetim ve Birlik Mallarının Durumu”
başlıklı 18. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, birliklerin idari ve mali
denetiminin, her yıl valiler tarafından yapılacağı veya yaptırılacağı,
birliğin idari ve mali denetimini yapmak üzere vali tarafından, vali
yardımcısının başkanlığında defterdar, tarım il müdürü, DSİ bölge müdürü ve
il mahalli idareler müdürü veya bunların görevlendirecekleri temsilcilerden
oluşan bir denetim komisyonu kurulacağı; (3) numaralı fıkrasında, komisyon
tarafından yapılan denetim sonucu tespit edilen kamu zararının tahsil
edilmek üzere sorumlulara tebliğ edileceği, tebligattan itibaren otuz gün
içinde ödemenin yapılmaması veya tespit edilen kamu zararına sorumlular
tarafından itiraz edilmesi durumunda dosya hakkında karar verilmek üzere
vali tarafından Sayıştay’a gönderileceği; (4) numaralı fıkrasında,
birliklerin, DSİ’nin bağlı bulunduğu Bakanlığın
idari ve teknik denetimine tabi olduğu; (6) numaralı fıkrasında,
birliklerin hesaplarını ihtiyaç halinde sermaye piyasasında bağımsız
denetimle yetkili kuruluşlar listesinde yer alan bağımsız denetim
kuruluşlarına denetlettirebilecekleri belirtilmiştir. Böylece birliklerin, çok yönlü ve etkili olarak
denetimlerinin sağlanması amaçlanmıştır. Bu denetimlere ek olarak
Anayasa’nın 160. maddesi gereğince Sayıştay’a görev verilmesi ve bu
denetimin kapsamının belirlenmesi yasa koyucunun takdir yetkisi içindedir.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
E- Kanun’un 20. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında
Yer Alan “…Bakan onayı…” İbaresinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, birlik organlarının seçim ile
oluştuğu, bu birliklerin üyelik esasına dayanan kamu tüzel kişisi
oldukları, dolayısıyla bu birliklerin bakan onayı ile feshinin hukuk
devleti ilkesi ile çeliştiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi
nedeniyle dava konusu kural Anayasa’nın 123. maddesi yönünden de
incelenmiştir.
Kanun’un “Birlik Meclisine Üyelik Şartları, Seçilme Esasları, Görev ve Yetkileri”
başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, birlik meclisinin her yıl
iki defa birlik merkezinin bulunduğu yerde olağan olarak toplanacağı,
toplantıda üye tam sayısının salt çoğunluğunun bulunmasının gerektiği,
nisabın sağlanamaması durumunda toplantının yedi gün sonraya tehir
edileceği ve bu toplantıda nisabın aranmayacağı belirtilmiştir.
Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı “Birlik Tüzel Kişiliğinin Sona Ermesi” başlıklı
20. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, birliğin amacına ulaşamayacağının
ya da birlik meclisinin Kanun’un 6. maddesinde belirtilen sayıda toplantı
yapmadığının Bakanlıkça tespit edilmesi durumunda birliğin DSİ’nin bağlı bulunduğu Bakan onayı ile feshedileceği
öngörülmüştür.
Anayasa’nın 123. maddesinde, “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.
İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim
esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça
verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.” denilmiştir.
Kamu tüzelkişiliğinin veya organlarının yasayla
veya yasanın açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulması zorunluluğu,
usulde paralellik ilkesi gereği kamu tüzelkişiliğinin veya organlarının
ortadan kaldırılması bakımından da geçerlidir.
Kanun’un “Birliğin
Tüzel Kişilik Kazanması ve Birliğe Üyelik” başlıklı 4. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında, birliğin, su kullanıcılarının imzaladığı birlik ana
statüsünün, DSİ’nin de görüşü alınmak suretiyle
Bakanlıkça onaylanması sonucu tüzel kişilik kazanacağı belirtilmiştir. Buna
göre, Kanun’da belirtilen şartları yerine getirmeyen birliklerin usulde
paralellik ilkesi gereğince yine bakan onayı ile kamu tüzel kişiliklerini
kaybetmeleri Anayasa’nın 123. maddesine aykırı olmadığı gibi hukuk devleti
ilkesi ile de çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
F- Kanun’un Geçici 1. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının Birinci Cümlesi ile İkinci Cümlesinde Yer Alan “Aksi takdirde bu birliklerin tüzel
kişiliği kendiliğinden sona erer…” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’na göre kurulmuş
olan sulama birliklerinin Anayasa’nın 127. maddesi kapsamında olduğu,
birlik seçimlerinin ne zaman yapılacağının anılan Kanun’a göre belli
olduğu, kurallarla bu sürenin dolmasının beklenmeyerek öngörülemeyen bir
durum oluşturulduğu ve hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiği belirtilerek
kuralların, Anayasa’nın 2. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un
dava konusu kuralların da yer aldığı “Mevcut
Birlikler” başlıklı Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, 6172
sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte 26.5.2005 günlü, 5355 sayılı
Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’na göre kurulmuş olan sulama birliklerinin onsekiz ay içinde durumlarını 6172 sayılı Kanun’a uygun
hale getirmek zorunda oldukları, aksi takdirde bu birliklerin tüzel
kişiliğinin kendiliğinden sona ereceği ve bu birliklerin valinin
görevlendireceği vali yardımcısı başkanlığında, defterdarlık, tarım il
müdürlüğü, DSİ bölge müdürlüğü ve il mahalli idareler müdürlüğü
yetkililerinden oluşan tasfiye komisyonu tarafından en geç iki ay içinde
tasfiye edileceği, birliğin tüm hak, alacak, borç ve 14.7.1965 günlü, 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olmayan personeli ile birliğe ait
taşınır ve taşınmazların 6172 sayılı Kanun’a istinaden kurulan yeni birliğe
devrolunacağı belirtilmiştir.
6172 sayılı Kanun
ile 5355 sayılı Kanun’a göre kurulmuş olan sulama birlikleri yeniden düzenlenmiştir.
Birlik çerçeve ana statüsüne göre birliklerin işleyişinin sağlanması,
birlik görev alanının sulama sahası ile sınırlı olması, sulama
birliklerinin sadece sulama faaliyeti ile iştigal edecek olması,
birliklerin devir sözleşmesinde belirtilen esaslar dahilinde
DSİ’nin yetkilerine sahip olması, birlik meclis
üye sayısının her yerleşim biriminden en az iki temsilcinin katılımı ile
belirlenmesi, su kullanım hizmet bedelinin her yıl Bakanlar Kurulu kararı
ile yürürlüğe konulacak sulama ve kurutma tesisleri işletme ve bakım ücret
tarifelerinde dekar başına tespit edilen en düşük ücret tarifesinden aşağı
olmamak üzere belirlenmesi, birliklere denk bütçe yapma esasının
getirilmesi gibi hususlar 6172 sayılı Kanun’da 5355 sayılı Kanun’dan farklı
olarak düzenlenmiş ve 6172 sayılı Kanun’un 21. maddesi ile de 5355 sayılı
Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Dolayısıyla 6172 sayılı Kanun’a göre
faaliyet gösterecek olan sulama birliklerinin durumlarını bu Kanun’a uygun
hale getirmeleri gerektiği açıktır.
Diğer taraftan,
5355 sayılı Kanunu’na göre kurulmuş olan sulama birliklerinin, durumlarını
6172 sayılı Kanun’a uygun hale getirmemeleri halinde tüzel kişiliğinin
kendiliğinden sona ereceği öngörülmüştür.
Dava konusu
kuralla, birlik organlarının gerekli kararları ve önlemleri alarak
durumlarını 6172 sayılı Kanun’a uygun hale getirmeleri için onsekiz aylık süre verilmiştir. Dolayısıyla öngörülen
süre içerisinde gerekli kararları ve önlemleri almayarak kendi kusurları
neticesinde birliğin tüzel kişiliğinin sona ermesine sebebiyet veren birlik
organlarını oluşturan kişilerin öngörülemeyen bir durumla
karşılaştıklarından söz edilemez. Kaldı ki birlik organlarını oluşturanların,
6172 sayılı Kanun’a göre kurulan birliklere üye olma ve birlik organlarına
seçilebilme hakları da bulunmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların,
Anayasa’nın 127. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
V- İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
6216 sayılı Kanun’un
43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, Kanun’un belirli kurallarının
iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa,
bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği
öngörülmektedir.
Kanun’un 4. maddesinin (8) numaralı fıkrasının (b)
bendinde yer alan “…birlik üyesi
seçmek…” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan iptal
edilen ibareden sonraki “…ve…”
sözcüğünün de 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince iptali gerekir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
8.3.2011 günlü, 6172
sayılı Sulama Birlikleri Kanunu’nun:
A- 4. maddesinin (8) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…birlik
üyesi seçmek…” ibaresinin yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları
oluşmadığından REDDİNE;
B- 1- 1. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında yer alan “…bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk
hükümlerine tabidir”
ibaresine,
2- 4. maddesinin(2) numaralı fıkrasına,
3- 18. maddesinin (5)
numaralı fıkrasına,
4- 20. maddesinin (1)
fıkrasında yer alan “…Bakan onay
…” ibaresine,
5-Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
a- Birinci cümlesine,
b- İkinci cümlesinde yer
alan “Aksi takdirde bu birliklerin
tüzel kişiliği kendiliğinden sona erer …” ibaresine,
yönelik iptal istemleri,
22.2.2012 günlü, E. 2011/53, K. 2012/27 sayılı kararla reddedildiğinden, bu
fıkra, cümle ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin
REDDİNE,
22.2.2012 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII-
SONUÇ
8.3.2011 günlü, 6172 sayılı Sulama Birlikleri
Kanunu’nun:
A- 1. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında yer alan “… bu
Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 4. maddesinin;
1-(2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2-(8) numaralı fıkrasının (b)
bendinde yer alan;
a)“… birlik
üyesi seçmek …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
b)“… birlik
üyesi seçmek …” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan iptal
edilen ibareden sonraki“… ve …” sözcüğünün de, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 18. maddesinin (5)
numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 20. maddesinin (1)
fıkrasında yer alan “… Bakan onayı …”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
1-Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2-İkinci cümlesinde yer alan “Aksi takdirde
bu birliklerin tüzel kişiliği kendiliğinden sona erer …” ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
22.2.2012 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|