|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2010/57
Karar Sayısı : 2012/14
Karar Günü : 26.1.2012
İPTAL
DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi
Grubu adına Grup Başkanvekilleri Kemal ANADOL, M. Akif HAMZAÇEBİ ve
Muharrem İNCE
İPTAL DAVASININ KONUSU
: 15.4.2010 günlü, 5981 sayılı Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1) 1. maddesiyle 28.3.1983 günlü ve 2809 sayılı Kanun’a
eklenen Ek Madde 119 ve Ek Madde 124’ün,
2) Geçici 1. maddesinin,
Anayasa’nın 2., 35., 46.
ve 130. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri
ve yürürlüklerinin durdurulması istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
İptal ve
yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren dava dilekçesinin gerekçe bölümü
şöyledir:
“…
II. GEREKÇE
1) 15.04.2010 Tarihli ve 5981
Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 1 inci Maddesi ile 28.03.1983 Tarihli ve 2809 Sayılı Kanuna
Eklenen Ek Madde 119’un Anayasaya
Aykırılığı
Ek madde 119 ile Vakıflar Genel
Müdürlüğünce idare ve temsil olunan Fatih Sultan Mehmet Han, Sinan Ağa Bin Abdurrahman, Nurbanu Valide
Sultan, Hatice Sultan ve Hacı Abdülaziz Ağa Mazbut Vakıfları adına Vakıflar
Genel Müdürlüğü tarafından Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi
kurulmuştur.
Osmanlı devletinde
vakıflar oldukça geniş bir faaliyet alanına sahiptir. Vakfiyelerde, sosyal
hizmetlerden, eğitim ve sağlık hizmetlerine, dini ve askeri hizmetlere
varana kadar pek çok amaçla vakıf kurulduğu görülmektedir. Vakıflar dönemin
toplumsal ihtiyaçları için kurulan birer hayır ve hizmet kuruluşlarıdır.
Osmanlıdaki fonksiyonu da budur. Diğer taraftan mazbut vakıfların günümüzde
yöneticileri yoktur. Bu sebepten dolayı bu vakıfları günümüzde Vakıflar
Genel Müdürlüğü temsil etmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğünün görevi, en
genel ifade ile mazbut vakıfların vakfiyelerinde belirtilen hayrî, sosyal, kültürel ve ekonomik şart ve hizmetleri
yerine getirmektir. Bu görevler 5737 sayılı kanunun 36 ncı
maddesinde tadat edilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu vakfiyelerde
belirtilen sosyal yardımları yapmakla, sanat ve eski eserlerin restorasyonu ile vakıf emlak ve paralarını
değerlendirmekle görevlendirilmiştir. Vakfiyelerin günümüzdeki amaçlarına
en uygun faaliyetler, Vakıflar Genel Müdürlüğünün sosyal yardım faaliyetleridir.
Bunlar; vakıfların imaret hizmetleri, muhtaçlara ve âmâlara bağlanan
maaşlar, vakıf hastanesinde yoksullara yönelik yapılan sağlık yardımları,
vs. şeklinde sıralanabilir.
Fatih Sultan Mehmet
Üniversitesinin kurulabilmesi için öncelikle vakıflara ilişkin vakfiyelerde
üniversite kurulması amacının bulunması ya da 5737 sayılı Vakıflar
Kanununun 14 üncü maddesi uyarınca işlem yapılması gerekmektedir.
Adı geçen vakıflara
ilişkin vakfiyeler incelendiğinde, beş vakfa ait vakfiyede de üniversite
kurulması amacının bulunmadığı görülmektedir. Fatih Sultan Mehmet Han ile Nurbanu Valide Sultan vakıflarına ilişkin vakfiyelerde,
kurulmuş medreselere yardımdan bahsedilmiş; Hatice Sultan vakfına ilişkin
senette ise, medreseden de bahsedilmemiş, sadece mekteplere yardım ifadesi
kullanılmıştır.
Görüleceği üzere
hiçbir vakıf senedinde üniversite kurulması amacından bahsedilmediği gibi
medrese kurmak amacından da bahsedilmemektedir. Kaldı ki, medreseler ile
üniversitelerin benzerlikleri öne sürülerek her iki kurumu aynı hukuki
temelde ve aynı düzlemde düşünmek, bir hatadır. Birer modern ve laik kurum
olan günümüz üniversiteleri ile dini kurum olan medreselerin birbirlerinin
devamıymış gibi düşünmek doğru değildir. Nitekim 03 Mart 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkartıldığında, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti veya vakıflar tarafından
idare edilen medreseler ve bunlara tahsis edilen ödenekler Milli Eğitim
Bakanlığına devredilmiştir. Bu bağlamda, bu mazbut vakfın vakfiyelerine
dayalı olarak üniversite kuruluşu gerçekleştirilemeyeceği ortaya
çıkmaktadır.
5737
sayılı Vakıflar Kanununun 14 üncü maddesinde “Vakıfların, vakfiyelerindeki
şartların yerine getirilmesine fiilen veya hukuken imkân kalmaması halinde;
vakfedenin iradesine aykırı olmamak kaydıyla mazbut vakıflarda Genel
Müdürlüğün; mülhak, cemaat ve esnaf vakıflarında, vakıf yöneticilerinin
teklifi üzerine bu şartları değiştirmeye; hayır şartlarındaki parasal
değerleri güncel vakıf gelirlerine uyarlamaya Meclis yetkilidir.” hükmü yer
almaktadır.
Fatih Sultan Mehmet
Han, Sinan Ağa Bin Abdurrahman, Nurbanu Valide Sultan, Hatice Sultan ve Hacı Abdülaziz
Ağa Mazbut Vakıflarının vakfiyelerinde, yoksullukla mücadele gibi sosyal
hizmetler bu vakıfların amaçları arasında sayılmıştır. Bu açıdan, adı geçen
mazbut vakıfların vakfiyelerindeki şartların yerine getirilmesinin fiilen
ya da hukuken imkânsız kalması haline ilişkin hiçbir somut durum söz konusu
değildir. Kaldı ki, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal koşullar
düşünüldüğünde yoksullara yardım edilmesi gibi bir amacın geçerliliğini
yitirdiğini söylemek gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Vakıf mallarının vakfiye
şartlarında yer almayan bir amaca özgülenmesi ya da vakfiye şartlarının hayata
geçirilmesi fiilen ve hukuken imkânsız hale gelmeden, söz konusu vakıflara
ait mal varlığının başka bir amaca, yani üniversite kurulmasına özgülenmesi
Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk
devleti ilkesinin ihlali niteliğinde olduğu için iptali gerekir.
2886 sayılı Devlet
İhale Kanunun kapsam başlıklı 1 inci maddesinde geçen “Genel bütçeye dâhil
dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım,
satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve
taşıma işleri bu Kanunda yazılı hükümlere göre yürütülür.” hükmü ile 4734
sayılı kamu İhale Kanununun Kapsam başlıklı 2 nci
maddesinde “Aşağıda belirtilen idarelerin kullanımında bulunan her türlü
kaynaktan karşılanan mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihaleleri
bu Kanun hükümlerine göre yürütülür: a) Genel
bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, il özel
idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı; döner sermayeli kuruluşlar,
birlikler (meslekî kuruluş şeklinde faaliyet gösterenler ile bunların üst
kuruluşları hariç), tüzel kişiler.” hükümleri birlikte değerlendirildiğinde
Vakıflar Genel Müdürlüğünün hem Devlet İhale Kanununa hem de Kamu İhale
Kanununa tabi olduğu açıktır. İptali istenen hüküm, Fatih Sultan Mehmet
Üniversitesine tahsis edilen malların üzerinde her türlü tasarruf hakkını,
anılan kanunların kapsamı dışına çıkartarak, sadece Üniversite Mütevelli
Heyetin iradesine bırakılması sonucunu doğurmaktadır. Yükseköğretim Kanunu
burada Vakıflar Genel Müdürlüğünün üniversite kurarken tahsis ettiği mallar
üzerinde tasarruf yetkisini tamamen elinden almakta ve Üniversite Mütevelli
Heyetine bu yetkiyi vermektedir. Burada Türk Medeni Kanununa tabi diğer
vakıflar için aynı sorun neden gündeme gelmemektedir sorusu akıllara
gelebilir. Ancak, yeni vakıf olarak tabir edilen diğer vakıflar zaten
Devlet İhale Kanunu ve Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında özel hukuk tüzel
kişiliğini haizdirler. Oysa Vakıflar Genel Müdürlüğü idare ettiği vakıflar
açısından bir kamu tüzel kişiliğidir. Dolayısıyla yapılan yasal düzenleme
Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk
devleti ilkesine aykırıdır.
Vakıflar Genel
Müdürlüğünün en başta gelen asli görevleri arasında vakıfları vakfiyeleri
doğrultusunda yaşatmak görevi bulunmaktadır. 5737 Sayılı
Vakıflar Kanununun 36 ncı maddesi (a) bendinde
Genel Müdürlüğün görevleri arasında sayılan “Mazbut vakıfların
vakfiyelerinde veya vakfiye yerine geçen hüccet, berat, ferman gibi belgelerinde
yazılı hayrî, sosyal, kültürel ve ekonomik şart
ve hizmetleri yerine getirmek” ile (b) bendinde getirilen “Vakfiyelerde
öngörülen hizmetlerin en iyi şekilde yerine getirilebilmesini sağlamak
amacıyla Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait paralar ile malları
değerlendirmek, daha fazla gelir getirici yatırımlara tahsis etmek.”
hükümleri ile bu vakıfların amaçları doğrultusunda faaliyetlerine devam
etmesi görev olarak verilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğünün bu amaçları
açık iken Fatih Sultan Mehmet Han, Sinan Ağa Bin Abdurrahman,
Nurbanu Valide Sultan, Hatice Sultan ve Hacı
Abdülaziz Ağa Mazbut Vakıflarının yoksullara yardım amacı dışında,
üniversite kurulması için mal varlıklarının bu amaca özgülenmesi Anayasanın
2 nci maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesine
de aykırıdır ve iptali gerekir.
Vakıf malları
devletin malik olduğu mal niteliğinde olmayıp, başka amaca özgülenmiş vakıf
mallarının gelirleriyle vakıf üniversitesi kurulması Anayasanın 35 inci
maddesine açıkça aykırıdır.
Nitekim Anayasa
Mahkemesinin 30.01.1969 tarihli, E.1967/47, K.1969/9 sayılı kararında da
aynen şöyle denilmektedir;
“Anayasanın 36 ncı maddesi hükmünce mülkiyet hakkı, Anayasa güvencesi
altına alınmış ve bu hakkın ancak kamu yararı düşüncesi ile veya yasa hükmü
ile sınırlanabilmesi öngörülmüştür. Yukarıda da söylendiği gibi, vakıf
malların mülkiyetinin Devlete değil, vakıf tüzel kişiliğine ait olduğu,
bugünkü Vakıflar Kanunuyla kabul edilmiş bulunmaktadır. (…)
(…) Bir an için, devletin bu payların ucuz para ile öbür paydaşlara
verilmesi sonucunda onların, kolayca mal sahibi veya başka deyimle konut
sahibi olmalarını sağlamak istediği ve böylece Anayasanın kendisine
yüklediği bir ödevi yerine getirmiş olacağı düşünülse bile, Devletin,
başkasının taşınmaz malına el atabilmesi, ancak kamulaştırma yolu ile ve o
malın gerçek karşılığını ödeyerek olabileceğinden (Anayasa Madde 38); bunun
dışında bir davranışla Devletin kamu yararı düşüncesi ile dahi olsa,
başkasının taşınmaz malını gerçek değerinden az bir değerle kimi yurttaşlara
vermesi, Anayasaya uygun ve Anayasanın 36 ncı
maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren bir durum sayılamaz. Bu
nedenlerle Anayasaya aykırı bulunan itiraz konusu hükmün iptali
gereklidir.”
Yine Anayasa
Mahkemesinin 30.01.1969 tarihli ve E.1969/35 ve K.1969/70 sayılı kararında
aynen şu ifadelere yer verilmiştir:
“Vakıf, kökü İslâm
hukukuna dayanan bir sosyal yardım kurumudur. Bu kurumun temeli, vakfeden
kimsenin, malını vakfetmek yani belli bir işe süre siz olarak bağlamak
iradesidir. İslâm Hukuku açısından vakıf, bir özel hukuk kurumu ve ondan
doğan ilişkiler, özel hukuk ilişkileridir ve böylece vakıf mal vakfın özel
mülkiyetinde bulunan malıdır. 6762 sayılı Vakıflar Kanunu, eski vakıfları
düzenlerken vakıf kurumunun ve ondan doğan ilişkilerin hukukî niteliğinde
ve bu arada vakıf mallarının özel mülkiyet konusu mallar olmasında,
herhangi bir değişiklik yapmış değildir. Bu durum, sözü edilen Yasanın
düzenlediği bütün eski vakıfların malları için böyledir. Bu düzenlemenin
yasa koyucusunun eski vakıfları kuranların iradelerine olabildiğince saygı
gösterme ilkesine dayandığı ve sözleşme özgürlüğüne Anayasal temel bulunan,
Anayasanın 40 ıncı maddesinin doğrultusunda
olduğu açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin, daha önceki verilmiş, bir
kararında da, vakıf mallarının vakıf özel mülkiyetinde olduğu ve 6762
sayılı Vakıflar Kanununun bu durumda bir değişiklik yapmadığı belirtilmiş
bulunmaktadır. (30 Ocak 1969 günlü, 1967/47 esas, 1969/9 karar sayılı
Anayasa Mahkemesi Kararı, 24.12.1960 günlü 13382 sayılı Resmî gazete, S.
4).
İptal konusu kuralın
yazılışı ve fıkranın tümü göz önünde tutulunca, vakıflar idaresine ait
mallar sözü ile 6762 sayılı Vakıflar Kanununun kapsamına giren malların
anlatıldığı sonucuna varılmaktadır. Nitekim hukuk uygulamalarında, Vakıflar
İdaresine ait mal denilince, genellikle, Medenî yasadan önce kurulmuş
bulunan ve hukukî durumları 6762 sayılı Vakıflar Kanununda düzenlenmiş olan
mallardan söz edildiği herkesçe benimsenen bir gerçektir. Vakfa ait
malların vakıf tüzel kişiliğinin özel mülkiyetindeki mallar olması
karşısında, Anayasanın 38 inci maddesinin açık hükmü gereğince malın gerçek
karşılığı peşin olarak ödenmedikçe bu malların vakıf tüzel kişiliğinin
elinden alınması Anayasaya uygun görülemez. Bundan ötürü itiraz konusu
kuralın iptaline Anayasanın 147 inci maddesinin birinci fıkrası ve 151 inci
maddesi uyarınca karar verilmelidir.”
04.11.1981 tarihli
ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Ek 3 üncü Maddesinin (d) bendinde
yükseköğretim kurumu kurulabilmesi için Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına
sunulması gereken belgeler arasında “Vakıf yükseköğretim kurumunun
eğitim-öğretim fonksiyonunu yerine getiremeyeceğinin anlaşılması halinde,
bu madde ile yükseköğretim kurumuna tahsis edilenlere yapılacak işlemi
gösterir belge,” de sayılmıştır. Yükseköğretim Kanununun Ek 3 üncü Maddesi
yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararlarıyla birlikte düşünüldüğünde,
söz konusu kuralın Anayasanın 46 ncı maddesine
açıkça aykırı olduğu görülmektedir.
Ek 3 üncü Maddesinin
(d) bendi hükmünü dayanak alan, Vakıf Yükseköğretim Kurumları
Yönetmeliğinin 9/g bendinde de “Vakfın, Yükseköğretim Kurulu tarafından
kabul edilebilecek mücbir sebepler dışında yükseköğretim kurumunu, tüzel
kişilik kazandığı tarihten itibaren üç yıl geçtiği halde açmaması veya
açamaması veya açılan birimlerde Yükseköğretim Kurulunca belirlenen
yetersizliği bir yıl içinde gidermemesi veya giderememesi, Kanun ve Yönetmelik
hükümlerine ve tespit edilen esaslara aykırı hareket edilmesi, eğitim –
öğretime başlandıktan sonra en çok üç yıl içinde eğitim – öğretim düzeyinin
bulunduğu ildeki, o ilde yoksa Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek en
yakın ildeki, Devlet üniversitesinin eğitim – öğretim düzeyine ulaşmaması
ve bunun düzeltilmesi için yapılan uyarıya rağmen bir yıl sonunda istenilen
seviyeye ulaştırılmaması; Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve
ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunulması, Atatürk
ilkeleri ve inkılapları ile özellikle laiklikle
bağdaşmayan bir durumun uyarıya rağmen sürmesi hallerinde, 2547 sayılı
Kanun’un Ek-3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi hükmüne göre
yükseköğretim kurumuna tahsis edilen taşınır ve taşınmaz malların ve
hakların vakıfça belirlenen bir yükseköğretim kurumuna devrini peşinen
kabul ettiğine dair taahhüt belgesi ve bu taahhüdün, belirlenen yükseköğretim
kurumunun yetkili organınca kabul edildiğine dair karar örneği.” hükmü yer
almaktadır. Söz konusu yasa ve yönetmelik hükümleri vakıf üniversitelerinin
kurulması için YÖK’e verilen taahhüt çerçevesinde çıplak mülkiyet veya
intifa hakkı tahsis edilen taşınmazların belirtilen şartlar oluştuğunda,
adı geçen Mazbut Vakıfların, dolayısıyla da Vakıflar Genel Müdürlüğünün
elinden çıkması sonucunu doğurabilecektir.
5981 sayılı yasanın
yasalaşma sürecinde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesine tahsis edilen
taşınır ve taşınmaz mallara ve haklara ilişkin taahhüt belgesinin de
Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına sunulmuş olması gerekmektedir.
Yükseköğretim Kanununun Ek 3 üncü Maddesinin (d) bendinin, Fatih Sultan
Mehmet Han, Sinan Ağa Bin Abdurrahman, Nurbanu Valide Sultan, Hatice Sultan ve Hacı Abdülaziz
Ağa Mazbut Vakıflarının taşınır ve taşınmaz mallarının ve haklarının el
değiştirmesine dayanak oluşturabileceği açık bir gerçekliktir. Bu açılardan
adı geçen vakıfların mallarının bedelleri ödenmeden devlet üniversitelerine
devri sonucuna neden olabilecek düzenlemenin Anayasanın 46 ncı maddesine açıkça aykırılık taşıdığından iptali
gerekir.
Anayasanın 130 uncu
maddesinde kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından,
Devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim kurumları kurulabilmesine
olanak tanınmıştır. Ancak, Anayasanın 130 uncu maddesinde kastedilen
vakıfların mazbut vakıflar olmadığı açıktır. Mazbut vakıflar, Vakıflar
Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflardır. 5737 sayılı Vakıflar Kanunuyla,
Mazbut Vakıfların hukuki statülerinde yapılan kısmi değişiklikler, konu
hakkındaki Anayasal düzenlemelerin maksadını ve ruhunu değiştiremez. Bu
tüzel kişilik adına, bir kamu tüzel kişiliği olan kanuni temsilcisi
konumundaki Vakıflar Genel Müdürlüğünün bir yüksek öğretim kurumu kurma
ehliyetine sahip olmadığı, devlet üniversitelerinin doğrudan doğruya devlet
hazinesinden kaynak ayrılarak kurulmaları gerektiği açıktır. Bu
gerekçelerle söz konusu düzenleme Anayasanın 130 uncu maddesine aykırıdır
ve iptali gerekir.
Açıklanan nedenlerle, 15.04.2010
tarihli ve 5981 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesi ile 28.03.1983 tarihli ve 2809
sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 119 Anayasanın
2 nci, 35 inci, 46 ncı
ve 130 uncu maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
2) 15.04.2010 Tarihli ve 5981
Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 1 inci Maddesi ile 28.03.1983 Tarihli ve 2809 Sayılı Kanuna
Eklenen Ek Madde 124’ün Anayasaya
Aykırılığı
Ek madde 124 ile Vakıflar
Genel Müdürlüğünce idare ve temsil olunan Bezm-i
Âlem Valide Sultan, Silahtar Abdullah Ağa ve Abdülhamid
Sani mazbut vakıfları adına Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından Bezm-i Âlem Vakıf
Üniversitesi kurulmuştur.
Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesinin kurulabilmesi için
öncelikle vakıflara ilişkin vakfiyelerde üniversite kurulması amacının
bulunması ya da 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 14 üncü maddesi uyarınca
işlem yapılması gerekmektedir.
Adı geçen vakıfların
vakfiyelerine ilişkin 21.04.2009 tarihli ve 195 sayılı Vakıflar Meclisi
kararı incelendiğinde (bkz. Ek. 1);
- Bezmialem Valide Sultan’ın 1263 H. (1851 M.) tarihli
vakfiyesine ek olarak düzenlenen 1267 H. (1851 M) tarihli zeyl vakfiyesinde, Rüşdiye
Mektebi yapılması ve diğer Rüşdiye Mektepleri gibi
Arapça, Farsça, Coğrafya, Matematik, Dil ve Edebiyet,
Tarih, Tercüme Usulü (Mütercimlik, çevirmenlik) ve İlm-i
İcmali hasıl olacak derecede Hendese (diğer
ilimlere yetecek derecede Mühendislik ilimleri) öğrenilmesi,
- Silahtar Abdullah
Ağa’nın 1209 H. (1795 M.)
tarihli vakfiyesinde, Şazeli Dergahına
gelip giden fukara ve dervişlerle ilgili irşad, evrad okutulması, yeme içme ve misafir olarak gelip
gidenlerin ağırlanması,
- Abdülhamid Sani’nin 1306 H. (1888 M.) tarihli
vakfiyesinde de yine Şazeli Dergahı
ile ilgili harcamalar ve dergah hizmetleri şartlarının bulunduğu,
görülmektedir. Söz konusu Vakıflar Meclisi Kararının amacı bu
mazbut vakıflara ait hayır şartlarının değiştirilmesidir.
Vakfiyelerde yer
alan hayır şartları incelendiğinde, Bezm-i Alem Valide Sultan vakfı dışındaki vakıflarda, bırakın
üniversite kurma amacının eğitim amacına dönük bir ifadenin dahi yer
almadığı; Bezm-i Alem Valide Sultan vakfında ise
sadece rüştiye kurulmasından bahsedildiği anlaşılmaktadır. Bu durum zaten
mazbut vakıfların amacını değiştirmek için girişimde bulunulmasından da
anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, 3 vakfa ait vakfiyelere dayalı olarak
üniversite kuruluşunun gerçekleştirilemeyeceği ortaya çıkmaktadır.
Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesi kurulmasına ilişkin 1970’li
yıllardan itibaren bir dizi girişimde bulunulmuş, ancak bu girişimler
sonucunda hukuki olanaksızlıklardan dolayı üniversite kurulması
gerçekleştirilememiştir. (Bkz. Ek 2,sh. 5-7) Rıza Kutaniş’in
aktarmasında da görüleceği gibi 1989 yılındaki girişim, Cumhurbaşkanlığı
Devlet Denetleme Kurulu tarafından engellenmiş, Yükseköğretim Kurulu
Başkanlığı yeni bir karar alarak üniversite kuruluşuna ilişkin daha önce
aldığı kararı iptal etmiştir. Ek 3’te yer alan 07.03.1989 tarihli ve
89.11.403 Karar Nolu Yükseköğretim Kurulu
Başkanlığı kararında vakfiyede yükseköğretim kurulu kurulması iradesinin
bulunmaması nedeniyle üniversite kurulması kararının iptal edildiği
açıklamasına yer verilmektedir.
5737
sayılı Vakıflar Kanununun 14 üncü maddesinde “Vakıfların, vakfiyelerindeki
şartların yerine getirilmesine fiilen veya hukuken imkân kalmaması halinde;
vakfedenin iradesine aykırı olmamak kaydıyla mazbut vakıflarda Genel
Müdürlüğün; mülhak, cemaat ve esnaf vakıflarında, vakıf yöneticilerinin
teklifi üzerine bu şartları değiştirmeye; hayır şartlarındaki parasal
değerleri güncel vakıf gelirlerine uyarlamaya Meclis yetkilidir.” hükmü yer
almaktadır.
Bezm-i Âlem Valide Sultan, Silahtar Abdullah Ağa ve Abdülhamid Sani mazbut
vakıflarının vakfiyelerinde, yoksullukla mücadele gibi sosyal hizmetler bu
vakıfların amaçları arasında sayılmıştır. Bu açıdan, adı geçen mazbut
vakıfların vakfiyelerindeki şartların yerine getirilmesinin fiilen ya da
hukuken imkânsız kalması haline ilişkin hiçbir somut durum söz konusu
değildir. Kaldı ki, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal koşullar
düşünüldüğünde yoksullara yardım edilmesi gibi bir amacın geçerliliğini
yitirdiğini söylemek gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Vakıf mallarının vakfiye
şartlarında yer almayan bir amaca özgülenmesi ya da vakfiye şartlarının
hayata geçirilmesi fiilen ve hukuken imkânsız hale gelmeden, söz konusu
vakıflara ait mal varlığının başka bir amaca, yani üniversite kurulmasına
özgülenmesi Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan
hukuk devleti ilkesinin ihlali niteliğinde olduğu için iptali gerekir.
Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesi kurulmasına ilişkin yasa
önerisi, 15.12.2009 tarihinde Başbakanın imzası ile TBMM Başkanlığına
sunulmuş ve söz konusu Tasarı Komisyonda görüşülerek 461 Sıra Sayısını
almıştır. Ancak Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesinin
kuruluşu, 461 Sıra Sayılı Komisyon raporunun TBMM Genel Kurulunda görüşülerek
kabulü şeklinde olmamıştır. 487 Sıra Sayılı Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının TBMM
Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında verilen iki önergenin kabulü ile
yasalaşmıştır.
Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesi kurulmasına ilişkin 461
Sıra Sayılı Komisyon Raporunda, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ve
Hükümet temsilcileri tarafından verilen ek açıklama ve cevaplarda;
“Yükseköğretim
Kurulu tarafından vakıf üniversitelerinin kuruluşu sırasında kuruluş
talebinde bulunan vakfın mali yapısının incelendiği, üniversitenin kuruluş
aşamasında gösterilen malvarlığının ayni hak tesisi yoluyla üniversitenin
hizmetine sunulmasının vakıf tarafından taahhüt edilmesinin şart olarak
arandığı,
- Kurucu vakıfların
üniversiteye tahsis edecekleri arazi ve gelirlerin üniversitenin kurulması
ve faaliyete geçmesine yeterli olduğu; bu çerçevede, Bezm-i
Alem Valide Sultan Vakfına ait Vakıf Gureba Hastanesi, Silahtar Abdullah Vakfına ait
Okmeydanı’nda bulunan 332 dönüm arazi ve II. Abdülhamit Sani
Vakfına ait Akaretlerin gelirlerinin kurulacak üniversiteye tahsis
edildiği,” bilgilerine yer verilmiştir.
Ek 2’de yer alan
Doç. Dr. Rıza Kurtaniş tarafından hazırlanan “Bezm-i Âlem Valide Sultan Vakfiyeleri ve Vakıf Gureba Hastanesi” başlıklı çalışmada da Bezm-i Âlem Valide Sultan Vakıflarına ait menkul ve
gayrimenkul mal varlığı net bir şekilde yer almaktadır.
Vakıf malları
devletin malik olduğu mal niteliğinde olmayıp, başka amaca özgülenmiş vakıf
mallarının gelirleriyle vakıf üniversitesi kurulması Anayasanın 35 inci
maddesine açıkça aykırıdır.
Nitekim Anayasa
Mahkemesinin 30.01.1969 tarihli, E.1967/47, K.1969/9 sayılı kararında da aynen
şöyle denilmektedir;
“Anayasanın 36 ncı maddesi hükmünce mülkiyet hakkı, Anayasa güvencesi
altına alınmış ve bu hakkın ancak kamu yararı düşüncesi ile veya yasa hükmü
ile sınırlanabilmesi öngörülmüştür. Yukarıda da söylendiği gibi, vakıf
malların mülkiyetinin Devlete değil, vakıf tüzel kişiliğine ait olduğu,
bugünkü Vakıflar Kanunuyla kabul edilmiş bulunmaktadır. (…)
(…) Bir an için, devletin bu payların ucuz para ile öbür paydaşlara
verilmesi sonucunda onların, kolayca mal sahibi veya başka deyimle konut
sahibi olmalarını sağlamak istediği ve böylece Anayasanın kendisine
yüklediği bir ödevi yerine getirmiş olacağı düşünülse bile, Devletin,
başkasının taşınmaz malına el atabilmesi, ancak kamulaştırma yolu ile ve o
malın gerçek karşılığını ödeyerek olabileceğinden (Anayasa Madde 38); bunun
dışında bir davranışla Devletin kamu yararı düşüncesi ile dahi olsa,
başkasının taşınmaz malını gerçek değerinden az bir değerle kimi yurttaşlara
vermesi, Anayasaya uygun ve Anayasanın 36 ncı
maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren bir durum sayılamaz. Bu
nedenlerle Anayasaya aykırı bulunan itiraz konusu hükmün iptali
gereklidir.”
Yine Anayasa
Mahkemesinin 30.01.1969 tarihli ve E.1969/35 ve K.1969/70 sayılı kararında
aynen şu ifadelere yer verilmiştir:
“Vakıf, kökü İslâm
hukukuna dayanan bir sosyal yardım kurumudur. Bu kurumun temeli, vakfeden
kimsenin, malını vakfetmek yani belli bir işe süre siz olarak bağlamak
iradesidir. İslâm Hukuku açısından vakıf, bir özel hukuk kurumu ve ondan
doğan ilişkiler, özel hukuk ilişkileridir ve böylece vakıf mal vakfın özel
mülkiyetinde bulunan malıdır. 6762 sayılı Vakıflar Kanunu, eski vakıfları
düzenlerken vakıf kurumunun ve ondan doğan ilişkilerin hukukî niteliğinde
ve bu arada vakıf mallarının özel mülkiyet konusu mallar olmasında,
herhangi bir değişiklik yapmış değildir. Bu durum, sözü edilen Yasanın
düzenlediği bütün eski vakıfların malları için böyledir. Bu düzenlemenin
yasa koyucusunun eski vakıfları kuranların iradelerine olabildiğince saygı
gösterme ilkesine dayandığı ve sözleşme özgürlüğüne Anayasal temel bulunan,
Anayasanın 40 ıncı maddesinin doğrultusunda
olduğu açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin, daha önceki verilmiş, bir
kararında da, vakıf mallarının vakıf özel mülkiyetinde olduğu ve 6762
sayılı Vakıflar Kanununun bu durumda bir değişiklik yapmadığı belirtilmiş
bulunmaktadır. (30 Ocak 1969 günlü, 1967/47 esas, 1969/9 karar sayılı
Anayasa Mahkemesi Kararı, 24.12.1960 günlü 13382 sayılı Resmî gazete, S.
4).
İptal konusu kuralın
yazılışı ve fıkranın tümü göz önünde tutulunca, vakıflar idaresine ait
mallar sözü ile 6762 sayılı Vakıflar Kanununun kapsamına giren malların
anlatıldığı sonucuna varılmaktadır. Nitekim hukuk uygulamalarında, Vakıflar
İdaresine ait mal denilince, genellikle, Medenî yasadan önce kurulmuş bulunan
ve hukukî durumları 6762 sayılı Vakıflar Kanununda düzenlenmiş olan
mallardan söz edildiği herkesçe benimsenen bir gerçektir. Vakfa ait
malların vakıf tüzel kişiliğinin özel mülkiyetindeki mallar olması
karşısında, Anayasanın 38 inci maddesinin açık hükmü gereğince malın gerçek
karşılığı peşin olarak ödenmedikçe bu malların vakıf tüzel kişiliğinin
elinden alınması Anayasaya uygun görülemez. Bundan ötürü itiraz konusu
kuralın iptaline Anayasanın 147 nci maddesinin
birinci fıkrası ve 151 inci maddesi uyarınca karar verilmelidir.”
04.11.1981 tarihli
ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Ek 3 üncü Maddesinin (d) bendinde
yükseköğretim kurumu kurulabilmesi için Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına
sunulması gereken belgeler arasında “Vakıf yükseköğretim kurumunun eğitim –
öğretim fonksiyonunu yerine getiremeyeceğinin anlaşılması halinde, bu madde
ile yükseköğretim kurumuna tahsis edilenlere yapılacak işlemi gösterir
belge,” de sayılmıştır. Yükseköğretim Kanununun Ek 3 üncü Maddesi yukarıda
belirtilen Anayasa Mahkemesi kararlarıyla birlikte düşünüldüğünde, söz
konusu kuralın Anayasanın 46 ncı maddesine açıkça
aykırı olduğu görülmektedir.
Ek 3 üncü Maddesinin
(d) bendi hükmünü dayanak alan, Vakıf Yükseköğretim Kurumları
Yönetmeliğinin 9/g bendinde de “Vakfın, Yükseköğretim Kurulu tarafından
kabul edilebilecek mücbir sebepler dışında yükseköğretim kurumunu, tüzel
kişilik kazandığı tarihten itibaren üç yıl geçtiği halde açmaması veya
açamaması veya açılan birimlerde Yükseköğretim Kurulunca belirlenen
yetersizliği bir yıl içinde gidermemesi veya giderememesi, Kanun ve Yönetmelik
hükümlerine ve tespit edilen esaslara aykırı hareket edilmesi, eğitim –
öğretime başlandıktan sonra en çok üç yıl içinde eğitim – öğretim düzeyinin
bulunduğu ildeki, o ilde yoksa Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek en
yakın ildeki, Devlet üniversitesinin eğitim – öğretim düzeyine ulaşmaması
ve bunun düzeltilmesi için yapılan uyarıya rağmen bir yıl sonunda istenilen
seviyeye ulaştırılmaması; Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin
bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunulması, Atatürk
ilkeleri ve inkılapları ile özellikle laiklikle
bağdaşmayan bir durumun uyarıya rağmen sürmesi hallerinde, 2547 sayılı
Kanun’un Ek-3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi hükmüne göre
yükseköğretim kurumuna tahsis edilen taşınır ve taşınmaz malların ve
hakların vakıfça belirlenen bir yükseköğretim kurumuna devrini peşinen
kabul ettiğine dair taahhüt belgesi ve bu taahhüdün, belirlenen yükseköğretim
kurumunun yetkili organınca kabul edildiğine dair karar örneği.” hükmü yer
almaktadır. Söz konusu yasa ve yönetmelik hükümleri vakıf üniversitelerinin
kurulması için YÖK’e verilen taahhüt çerçevesinde çıplak mülkiyet veya
intifa hakkı tahsis edilen taşınmazların belirtilen şartlar oluştuğunda,
adı geçen Mazbut Vakıfların, dolayısıyla da Vakıflar Genel Müdürlüğünün
elinden çıkması sonucunu doğurabilecektir.
5981 sayılı Yasanın
yasalaşma sürecinde Bezm-i Âlem Üniversitesine
tahsis edilen taşınır ve taşınmaz mallara ve haklara ilişkin taahhüt
belgesinin de Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına sunulmuş olması
gerekmektedir. Yükseköğretim Kanununun Ek 3 üncü Maddesinin (d) bendinin, Bezm-i Âlem Valide Sultan, Silahtar Abdullah Ağa, Abdulhamit Sani Mazbut
Vakıflarının taşınır ve taşınmaz mallarının ve haklarının el değiştirmesine
dayanak oluşturabileceği açık bir gerçekliktir. Bu açılardan adı geçen
vakıfların mallarının bedelleri ödenmeden devlet üniversitelerine devri
sonucuna neden olabilecek düzenlemenin Anayasanın 46 ncı
maddesine açıkça aykırılık taşıdığından iptali gerekir.
2886 sayılı Devlet
İhale Kanunun kapsam başlıklı 1 inci maddesinde geçen “Genel bütçeye dâhil
dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım,
satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve
taşıma işleri bu Kanunda yazılı hükümlere göre yürütülür.” hükmü ile 4734
sayılı kamu İhale Kanununun Kapsam başlıklı 2 nci
maddesinde “Aşağıda belirtilen idarelerin kullanımında bulunan her türlü
kaynaktan karşılanan mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihaleleri
bu Kanun hükümlerine göre yürütülür: a) Genel
bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, il özel
idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı; döner sermayeli kuruluşlar,
birlikler (meslekî kuruluş şeklinde faaliyet gösterenler ile bunların üst
kuruluşları hariç), tüzel kişiler.” hükümleri birlikte değerlendirildiğinde
Vakıflar Genel Müdürlüğünün hem Devlet İhale Kanununa hem de Kamu İhale
Kanununa tabi olduğu açıktır. İptali istenen hüküm, Bezm-i
Âlem Vakıf Üniversitesine tahsis edilen malların üzerinde her türlü
tasarruf hakkını, anılan kanunların kapsamı dışına çıkartarak, sadece
Üniversite Mütevelli Heyetinin iradesine bırakılması sonucunu
doğurmaktadır. Yükseköğretim Kanunu burada Vakıflar Genel Müdürlüğünün
üniversite kurarken tahsis ettiği mallar üzerinde tasarruf yetkisini
tamamen elinden almakta ve Üniversite Mütevelli Heyetine bu yetkiyi
vermektedir. Burada Türk Medeni Kanununa tabi diğer vakıflar için aynı
sorun neden gündeme gelmemektedir sorusu akıllara gelebilir. Ancak, yeni
vakıf olarak tabir edilen diğer vakıflar zaten Devlet İhale Kanunu ve Kamu
İhale Kanunu kapsamı dışında özel hukuk tüzel kişiliğini haizdirler. Oysa
Vakıflar Genel Müdürlüğü idare ettiği vakıflar açısından bir kamu tüzel
kişiliğidir. Dolayısıyla yapılan yasal düzenleme Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine
aykırıdır.
Anayasanın 130 uncu
maddesinde kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından,
Devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim kurumları kurulabilmesine
olanak tanınmıştır. Ancak, Anayasanın 130 uncu maddesinde kastedilen
vakıfların mazbut vakıflar olmadığı açıktır. Mazbut vakıflar, Vakıflar
Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflardır. 5737 sayılı Vakıflar Kanunuyla,
Mazbut Vakıfların hukuki statülerinde yapılan kısmi değişiklikler, konu
hakkındaki Anayasal düzenlemelerin maksadını ve ruhunu değiştiremez. Bu
tüzel kişilik adına, bir kamu tüzel kişiliği olan kanuni temsilcisi
konumundaki Vakıflar Genel Müdürlüğünün bir yüksek öğretim kurumu kurma
ehliyetine sahip olmadığı, devlet üniversitelerinin doğrudan doğruya devlet
hazinesinden kaynak ayrılarak kurulmaları gerektiği açıktır. Bu
gerekçelerle söz konusu düzenleme Anayasanın 130 uncu maddesine aykırıdır
ve iptali gerekir.
Açıklanan nedenlerle, 15.04.2010
tarihli ve 5981 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesi ile 28.03.1983 tarihli ve 2809
sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 124
Anayasanın 2 nci, 35 inci, 46 ncı
ve 130 uncu maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
3) 15.04.2010 Tarihli ve 5981
Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun Geçici Madde 1’in
Anayasaya Aykırılığı
Geçici 1 inci maddenin son fıkrasında “Bu maddenin uygulanmasında
ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ve uygulama esaslarını
belirlemeye Başbakanlık yetkilidir.” hükmü bulunmaktadır. Uygulama
esaslarının sınırları tespit edilmemiş, bu nedenle Başbakanlığa bu konuda
sınırsız yetki devri yapılmıştır. Yine “tereddütleri gidermek” kavramı
çerçevesinde Başbakanlığa yetki devredildiği görülmektedir. Ayrıca
“tereddüt giderme” kapsamında yapılacak işlemlerin ve bu işlemlerin
sonuçlarının ne olacağına ilişkin bir belirleme yapılmamıştır. Bu belirsizlikler de hukuki güven duygusunu zedelemekte
ve söz konusu düzenlemenin hukuk devleti ilkesine aykırılığı çok açık hale
gelmektedir.
Geçici 1 inci madde Bezm-i
Âlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi çalışanlarının üniversite
kurulmasından sonraki özlük hakları düzenlenmektedir.
Bu nedenle,
iptali istenen Geçici 1 inci madde hükmü de, yukarıda (2) numaralı başlık
altında ve yukarıdaki paragrafta belirtilen nedenlerle, Anayasanın 2 nci, 35 inci, 46 ncı ve 130
uncu maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Öte yandan, Anayasal
düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk
devleti sayılmanın da gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir
hukuk devletinde sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken
hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü
ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence
altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti
yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
İptali istenen
hükümlerle, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetim ve denetiminde olan 8
mazbut vakfın mal varlığı, mülkiyet el değiştirmesini sağlayacak şekilde
kurulacak olan 2 üniversiteye tahsis edilmektedir. Söz konusu mal varlığı
emlak değeri açısından İstanbul’un en pahalı bölgesinde yer almaktadır. Mal
varlığının emlak rantı sağlamak için hiçbir
denetime tabi olmadan üniversitelerin mütevelli heyetlerinin kararlarıyla
el değiştirmesi olanaklıdır. Bu durumun ise, ileride telafisi imkânsız
zararlar doğuracağı açıktır.
Vakıflar Genel
Müdürlüğünün tabi olduğu 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı
Kamu İhale Kanununu kapsamı dışına çıkarılarak bu mallar üzerindeki
tasarruf yetkisini Üniversite Mütevelli Heyetlerine bırakan söz konusu
düzenleme ekonomik anlamda gerçek ve tüzel kişi tarafların önceden
öngöremeyecekleri büyük kayıplarına sebebiyet verebilecektir.
Anayasanın
hükümlerine açıkça aykırılık taşıdığı muhakkak olan bu düzenlemenin uygulamaya
geçmesi durumunda ise telafisi imkânsız zararlar doğacaktır.
Bu zarar ve
durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali
istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de
durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle,15.04.2010 tarihli ve 5981 sayılı
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunun;
1) 1 inci maddesi ile 28.03.1983
tarihli ve 2809 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 119’un, Anayasanın 2 nci,
35 inci, 46 ncı ve 130 uncu maddelerine aykırı
olduğundan,
2) 1 inci maddesi ile 28.03.1983
tarihli ve 2809 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 124’ün, Anayasanın 2 nci,
35 inci, 46 ncı ve 130 uncu maddelerine aykırı
olduğundan,
3) Geçici Madde 1’in,
Anayasanın 2 nci, 35 inci, 46 ncı
ve 130 uncu maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine, Anayasaya açıkça aykırı olmaları ve uygulanmaları
halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için,
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz. 18.06.2010”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Yasa Kuralları
15.4.2010 günlü, 5981 sayılı Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali istenen maddeleri şöyledir:
“EK MADDE 119- İstanbul’da
Fatih Sultan Mehmet Han, Sinan Ağa Bin Abdurrahman,
Nurbanu Valide Sultan, Hatice Sultan ve Hacı
Abdülaziz Ağa Mazbut Vakıfları adına Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin
hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Fatih Sultan
Mehmet Vakıf Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;
a) Mühendislik-Mimarlık Fakültesinden,
b) Edebiyat Fakültesinden,
c) Güzel Sanatlar Fakültesinden,
ç) Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulundan,
d) Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsünden,
e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
f) Güzel Sanatlar Enstitüsünden,
g) Medeniyetler İttifakı Enstitüsünden,
oluşur.”
“EK MADDE
124- İstanbul’da Bezm-i Âlem
Valide Sultan, Silahtar Abdullah Ağa ve Abdülhamit Sani
mazbut vakıfları adına Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2547 sayılı
Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine
tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Bezm-i
Âlem Vakıf Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;
a) Tıp Fakültesinden,
b) Diş Hekimliği Fakültesinden,
c) Eczacılık Fakültesinden,
ç) Sağlık Bilimleri Fakültesinden,
d) Eğitim Fakültesinden,
e) Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulundan,
f) Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,
g) Adli Bilimler Enstitüsünden,
ğ) Eğitim Bilimleri Enstitüsünden,
oluşur.”
“GEÇİCİ MADDE 1- Bezm-i
Âlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi
faaliyetlerini, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç
altıncı ayın sonuna kadar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki
statüsü ile devam ettirir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce Vakıflar
Genel Müdürlüğünün kadrosunda olup söz konusu Hastanede çalışan personelin
statüsü, en geç birinci fıkradaki sürenin sonuna kadar korunur. Bunlardan;
a) Akademik unvana sahip olanlar ile tıpta uzmanlık
öğrenimi görenlerin, talepleri halinde birinci fıkrada belirtilen sürenin
sonuna kadar ilgili mevzuat hükümlerine göre söz konusu Üniversiteye
ataması yapılabilir.
b) Tıpta uzmanlık öğrencisi olmayan ve akademik
unvana sahip bulunmayan diğer personel, talepleri halinde birinci fıkrada
belirtilen sürenin sonuna kadar, söz konusu Üniversite ile 4857 sayılı İş
Kanunu hükümlerine göre sözleşme imzalayarak istihdam edilebilir.
c) Sağlık hizmetleri ve yardımcı
sağlık hizmetleri ile yardımcı hizmetler sınıfındaki personel, söz konusu
Üniversitede istihdam edilmek istemedikleri ya da ataması yapılarak veya
sözleşme imzalanarak anılan Üniversitede istihdam edilmedikleri takdirde,
kazanılmış hak aylık derecelerine uygun olarak Sağlık Bakanlığına, diğer
personel ise Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkez ve taşra teşkilatında
ihtiyaç bulunan birimlere naklen atanırlar.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte
190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Vakıflar
Genel Müdürlüğüne ait bölümünde yer alan ve söz konusu Hastaneye tahsis
edilmiş kadrolarda bulunan personelden, söz konusu Üniversitede çalışmak
isteyenlere ait kadrolar ile boş bulunan kadrolar ve Baştabip, Baştabip Yardımcısı,
Klinik Şefi, Klinik Şef Yardımcısı, Hastane Müdürü, Hastane Müdür
Yardımcısı, Sivil Savunma Uzmanı ve Saymanlık Müdürü kadroları, birinci
fıkrada belirtilen sürenin sonunda iptal edilerek kadro cetvellerinden
çıkarılmış sayılır. Bu tarihten itibaren, ikinci fıkranın (a) ve (b)
bentleri saklı kalmak kaydıyla, bu fıkrada unvanları sayılan personel, en
geç bir ay içinde kazanılmış hak aylık derecelerine uygun kadrolara atanmak
üzere; dolu kadrolarda bulunan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık
hizmetleri ile yardımcı hizmetler sınıfındaki personel ise bulundukları
kadroları ile birlikte Sağlık Bakanlığına devredilir. Devredilen
kadrolar 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin
Sağlık Bakanlığına ait bölümüne eklenmiş sayılır.
Üçüncü fıkrada unvanları sayılan personel, kadrolarının
iptal edildiği tarih ile atama işlemleri yapılıncaya kadar geçen sürede
durumlarına uygun işlerde görevlendirilirler. Bu süre
içerisinde ilgililer, 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 67 nci
maddesinin son fıkrasında öngörülen fazla çalışma ücreti ve 5737 sayılı
Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer
alan ödeme ile nöbet ücreti hariç olmak üzere, eski kadrolarına bağlı
olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve
tazminatlarıyla diğer mali haklarından ve görevlendirildikleri yerlerdeki
fiilen görev yaptıkları emsali kadroya ilişkin döner sermaye ödemesinden
yararlanır. Bu personelin Vakıflar Genel Müdürlüğündeki önceki kadrolarına
bağlı olarak, 5737 sayılı Kanunun 67 nci
maddesinin son fıkrasında öngörülen fazla çalışma ücreti ve 5737 sayılı
Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer
alan ödeme ile nöbet ücreti hariç olmak üzere, en son ayda almakta
oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali
hakları toplam net tutarının, atandıkları yeni kadroların, nöbet ücreti ve
döner sermayeden yapılan ek ödeme hariç olmak üzere, aylık, ek gösterge,
her türlü zam ve tazminatlar ile diğer her türlü mali hakları toplam net
tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutarı, atandıkları kadrolarda
kaldıkları sürece, farklılık giderilinceye kadar herhangi bir vergi ve
kesintiye tabi tutulmaksızın ayrıca tazminat olarak ödenir.
Bu maddenin uygulanmasında ortaya çıkabilecek
tereddütleri gidermeye ve uygulama esaslarını belirlemeye Başbakanlık yetkilidir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde
Anayasa’nın 2., 35., 46. ve 130. maddelerine
dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ ve Engin YILDIRIM’ın katılımlarıyla 1.7.2010 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında;
1- Dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine,
2- Yürürlüğü
durdurma isteminin esas inceleme aşamasında
karara bağlanmasına,
OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen yasa kuralları,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A) 5981 sayılı Kanun’un
1. maddesi ile 2809 sayılı Kanun’a ilave edilen Ek 119. ve Ek 124.
Maddelerin İncelenmesi
a) Kuralların Anlam ve Kapsamı
İptali
istenen kurallarla 2809 sayılı Kanun’a ilave edilen Ek Madde 119 ile Fatih
Sultan Mehmet Han, Sinan Ağa Bin Abdurrahman, Nurbanu Valide Sultan, Hatice Sultan ve Hacı Abdülaziz
Ağa mazbut vakıfları adına Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Ek Madde
124 ile de Bezm-i Âlem Valide Sultan, Silahtar
Abdullah Ağa ve Abdülhamit Sani mazbut vakıfları
adına Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesi kurulmuştur.
Mazbut vakıfların,
fiilî ve hukukî sebeplerle devletin el koyduğu, idaresi bir makama ya da
vakfedenlerin ferilerinden başkalarına bırakıldığı, fiilen hayrî bir hizmeti kalmadığı için Vakıflar Genel
Müdürlüğü’nün vesayeti altına alınan özel hukuk hükümlerine tabi tüzel
kişiler oldukları anlaşılmaktadır. Bu vakıfların temsil ve idareleri hukuki
statülerinin korunarak yaşatılmaları amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne
bırakılmıştır. Kendine özgü bu vesayet ilişkisi, mazbut vakıfların hukukî
statülerinde bir değişikliğe sebebiyet vermediği gibi, vakıf malvarlığının
kamu malı hâline dönüşmesi sonucunu da doğurmamaktadır. Nitekim Anayasa
Mahkemesi’nin, benzer durumlara ilişkin daha önce verdiği kararlarında,
vakıf mallarının vakıf özel mülkiyetinde olduğu vurgulanmış ve Vakıflar
Kanunu’nun düzenlediği bütün eski vakıfların malları için bu durumun
geçerli olduğu belirtilmiştir. (30.1.1969 günlü, E.1967/47, K.1969/9 ve 4.12.1969
günlü, E.1969/35, K.1969/70 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararları)
Bezm-i Âlem ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversiteleri’nin
kurulmasına dair dava konusu kurallar yasalaşmadan önce kurucu mazbut
vakıflar yönünden yerine getirilmesi gereken idari prosedür
tamamlanmıştır. Bu kapsamda mazbut vakıfların temsil ve
idaresini vesayeten yürüten ve bu vakıflar adına
irade açıklayabilecek tek organ olan Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün istemiyle
kurumun en üst karar organı olan Vakıflar Meclisi, kurucu mazbut vakıfların
vakfiyelerinde yer alan eğitim ve hayır şartlarının “Her seviyede eğitim ve öğretim (İlköğretim, Kolej, Meslek Lisesi,
Meslek Yüksekokulu, Yüksekokul, Fakülte, Üniversite, Enstitü) kurumu kurmak
ve işletmek” şeklinde değiştirilmesine, ardından da Bezm-i
Âlem ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitelerinin kurulmasına karar
vermiştir.
b) Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
1- Anayasa’nın 2. ve 130. Maddeleri Yönünden
İnceleme
Dava
dilekçesinde; iptali istenen kurallar ile
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından bir kısım mazbut vakıflar adına Bezm-i Âlem ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversiteleri’nin
kurulmasının öngörüldüğü, kurucu mazbut
vakıfların esasen yoksullara ve düşkünlere yardım gibi sosyal amaçlarla
kurulduğu, dolayısıyla anılan vakıfların vakfiyelerindeki hayır şartları
arasında üniversite kurma amacı bulunmadığı gibi hayır şartları fiilen ve
hukuken imkânsız hâle gelmeden değiştirildiği, statüsü ve malvarlığı
itibariyle özel hukuk hükümlerine tabi mazbut vakıfların malvarlığı ile
kamu hukuku tüzel kişisi olan üniversitelerin kurulamaması gerektiği belirtilerek, kuralların Anayasa’nın 2. ve 130.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, her türlü işlem ve eylemleri hukuka
uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu
geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren devlettir. Sosyal hukuk devleti ise
kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan,
kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen,
millî gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken önlemleri
alan, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal
dengeleri gözeten devlettir.
Anayasa’nın 130.
maddesinin birinci fıkrasında amacı ve işlevi belirlenen üniversitelerin
taşıması gereken nitelikler; değişik birimlerden oluşmak, kamu
tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olmak, devlet tarafından ve
yasayla kurulmak şeklinde belirtilmiş, ikinci fıkrasında, kanunda
gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile
vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim
kurumlarının kurulabileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 130. maddesinin son fıkrasında ise
vakıflar tarafından kurulacak yükseköğretim kurumlarının mali ve idari
konuları dışındaki akademik çalışmalarıyla öğretim elemanlarının sağlanması
ve güvenlik yönlerinden, devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için
Anayasa’da belirtilen hükümlere tabi olduğu belirtilmektedir.
Anayasa’nın 130.
maddesinin ikinci fıkrası, hangi tür vakıfların üniversite kurma ehliyetini
haiz olacakları yolunda bir ayrım getirmemiştir. Bu durumda Anayasal ve
yasal şartları taşıdıkları takdirde diğer vakıflar gibi mazbut vakıfların
da yükseköğretim kurumu kurmalarının önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır.
Bu bağlamda 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca mazbut
vakıfların vakfiyelerindeki hayır şartlarının, çağın gereklerine uygun hâle
getirilerek güncellenmesi, Devlet’in mazbut vakıfları yaşatma sorumluluğu
nedeniyle hukuk devleti ilkesine aykırı olmadığı gibi, bu vakıfların
eğitim, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmalarının sağlanması sebebiyle
sosyal devlet ilkesinin de bir gereğidir.
Dava
dilekçesinde; Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mazbut vakıfların malvarlığı
üzerindeki tasarruflarının, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı
Kamu İhale Kanunu’na tabi olması nedeniyle işlemlerinin denetimi mümkün
iken, mazbut vakıfların, vakıf üniversitelerine tahsis olunan malları ile
ilgili tasarruf yetkisinin, denetimi etkisiz kılacak şekilde
üniversitelerin mütevelli heyetine bırakıldığı ileri sürülmekte ise de,
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 18. maddesinin beşinci ve altıncı
fıkraları uyarınca yardım alan vakıf yükseköğretim kurumları her yıl Nisan
ayı sonuna kadar bir önceki yılın gelir ve giderlerini Maliye Bakanlığı,
Milli Eğitim Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu’na göndermek zorunda
olduklarından üçlü bir denetime tabidirler. Ayrıca Maliye Bakanlığı, denetime esas olmak üzere
vakıf yükseköğretim kurumlarından her türlü belge ve bilgiyi istemeye ve
gerektiğinde merkez denetim elemanları vasıtasıyla denetim ve inceleme
yaptırmaya da yetkilidir.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen
kurallar Anayasa’nın 2. ve 130. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
2- Anayasa’nın 35. ve 46. Maddeleri Yönünden
İnceleme
Dava
dilekçesinde; mülkiyeti devlete ait
olmayan ve başka amaçlara özgülenmiş vakıf mallarının gelirleriyle vakıf
üniversitesi kurulmasının Anayasa’nın 35. maddesine açıkça aykırı olduğu,
ayrıca iptali istenilen kurallar ile mazbut vakıflara ait olup da vakıf
üniversitelerine tahsis olunan malların, bu üniversitelerin eğitim-öğretim
görevini yerine getirememeleri hâlinde bedelsiz olarak başka bir devlet
üniversitesine devrine sebebiyet verildiği belirtilerek,
kuralların Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa’nın
35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar,
ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının
kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” biçimindeki hükme yer
verilerek, mülkiyet hakkı, miras hakkıyla birlikte bir temel hak olarak güvence altına alınmıştır. Mülkiyet
hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu
sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma,
ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır. Devlet
mülkiyet hakkına ancak kamu yararı amacıyla ve kanuna uygun olarak müdahale edebilir.
Mazbut vakıfların
bir kısım malvarlıklarının yalnızca intifa hakları vakıf üniversitelerine
intikal etmektedir. Vakıf üniversitelerinin bu hakları, Türk Medeni Kanunu
hükümlerine göre tüzel kişiler olarak varlıklarını ve eğitim hizmetlerini
sürdürdükleri müddetçe kullanabilecekleri açıktır.
Vakıf üniversitelerinin
acze düşmesi hâlinde eğitim-öğretimin sekteye uğramaması için, bu hizmetin
devlet üniversiteleri tarafından görülmesi amacıyla intikal ettirilen
yalnızca intifa hakkı olup, mülkiyetin devlet üniversitesine bedelsiz
intikalinden söz edilemez.
2547 sayılı Kanun’un
Ek 6. maddesinin son cümlesi uyarınca, vakıf yükseköğretim kurumu doğrudan
doğruya bağış ve yardım kabul edebileceği gibi, kurucu vakıflardan ayrı
olarak tüzelkişiliği bulunduğundan taşınır veya taşınmaz mal da edinebilir.
Bu nedenle, vakıf üniversitelerinin faaliyete başladıktan sonra bağış ve
satın alma gibi yollarla doğrudan iktisap ettiği, hizmet yürütülmesine
yönelik ve hizmet malı niteliği bulunan taşınır ve taşınmaz mallarının
mülkiyetinin devlet üniversitesine intikaline engel bulunmamaktadır.
Ancak doğrudan
hizmetin görülmesine yönelik olmayıp, gelir getirerek dolaylı yoldan
hizmete katkı sağlamak amacıyla vakıf yükseköğretim kurumuna devredilmiş
mal ve hakların ise, devlet üniversitesine intikal edip etmeyeceğine veya
ne kadarının intikal edeceğine kurucu vakıfların yönetim organları karar
verir. Vakıf yükseköğretim kurumlarında, kurucu mazbut vakıfların en üst
karar organı olan Vakıflar Meclisi aksine karar almadığı sürece Bezm-i Âlem ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitelerine
intifa hakkı devir ve taahhüt edilmiş bulunan taşınmaz mallar mazbut
vakıfların mülkiyetinde kalacaktır. Bu itibarla iptali istenen kurallar ile
devletin, mazbut vakıfların mülkiyet hakkına doğrudan ya da dolaylı hiçbir
şekilde müdahalesi söz konusu değildir.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen
kurallar Anayasa’nın 35. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 46. maddesiyle
ilgisi görülmemiştir.
B) 5981 Sayılı Kanun’un Geçici 1.
Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde; Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün
kadrosunda olup da Bezm-i Âlem Valide Sultan
Vakıf Gureba Hastanesi’nde çalışmakta olan
personele ilişkin olarak geçiş hükümlerinin düzenlendiği 5981 sayılı Kanun’un
geçici 1. maddesinin “tereddütleri
giderme” kavramı çerçevesinde yürütmeye çok
geniş hatta sınırsız yetki devrine sebep olduğu, ayrıca 2809 sayılı Kanun’a
ilave edilen Ek 124. maddenin iptali durumunda sırf bu sebeple yasal
dayanaktan yoksun kalacak olan geçici 1. maddenin de iptal edilmesi gerektiği
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 35., 46. ve 130. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Bezm-i Âlem Valide Sultan Vakıf Gureba
Hastanesi’nin mülkiyeti Bezm-i Âlem Valide Sultan
Mazbut Vakfı’na ait olup bu vakıf adına Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
idare edilmektedir. Ancak söz konusu Hastane, 5981 sayılı
Kanun yürürlüğe girdikten sonra intifa hakkı Bezm-i
Âlem Vakıf Üniversitesi’ne devrolunacak taşınmazlar içerisinde yer
aldığından, iptali istenilen kural ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün
kadrosunda olup da anılan hastanede çalışan personelin statüleri ve geçiş
koşulları ile özlük hakları belirlenmiş, son fıkrada da bu maddenin
uygulanmasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ve uygulama
esaslarını belirlemeye Başbakanlık yetkilidir, denilmiştir.
İptali istenen kuralda, 5981 sayılı Kanun’un
yürürlüğe girdiği tarihten önce Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kadrosunda
olup Bezm-i Âlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi’nde çalışan personelin geçiş süreci
ayrıntılı olarak düzenlenerek kadro ve statüleri, atama, nakil ve
görevlendirilmeleri ile malî hakları, temel ilkeler konulmak ve çerçevesi
çizilmek suretiyle belirlenmiş, idareye takdir yetkisi tanınmamıştır. Başbakanlığa belirtilen çerçeve içerisinde uygulama
esaslarına ilişkin olarak tanınan yetkinin, yasama yetkisinin devri olarak
değerlendirilemeyeceği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen
kural Anayasa’nın 2., 35., 46. ve 130. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMLERİNİN İNCELENMESİ
15.4.2010 günlü, 5981 Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- 1. maddesiyle 28.3.1983 günlü ve 2809 sayılı
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na eklenen Ek Madde 119 ve Ek Madde
124’e,
2- Geçici 1. maddesine,
yönelik iptal istemi,
26.1.2012 günlü, E.2010/57, K.2012/14 sayılı kararla reddedildiğinden, bu
maddelere ilişkin yürürlüğün
durdurulması isteminin REDDİNE, 26.1.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VII- SONUÇ
15.4.2010 günlü, 5981 sayılı
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un;
1- 1. maddesiyle 28.3.1983
günlü, 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na eklenen Ek
Madde 119 ve Ek Madde 124’ün,
2- Geçici 1. maddesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, 26.1.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|