|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/26
Karar Sayısı : 2012/41
Karar Günü : 15.3.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.7.2010 günlü, 6008 sayılı Terörle Mücadele Kanunu
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- 3.
maddesiyle, 6.10.1983 günlü, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Kanunu’nun 34. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 34/A maddesinin,
2-4. maddesiyle, 12.4.1991 günlü, 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine eklenen “Bu madde hükümleri çocuklar hakkında
uygulanmaz.” biçimindeki fıkranın,
3- 8.
maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250.
maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın,
4- 9.
maddesiyle, 13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrasının sonuna
eklenen “Bu fıkra hükümleri çocuklar
hakkında uygulanmaz.” biçimindeki cümlenin,
5- 10.
maddesinin,
Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı savıyla
iptallerine karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Suça sürüklenen çocuklar hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma, örgüt
propagandasını yapma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el
değiştirme” suçlarını işledikleri iddiasıyla açılan kamu davasında,
itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme,
iptalleri için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“İstanbul
C.Başsavcılığı 25/02/2010 tarih, 2010/416 - 215 esas sayılı iddianamesi ile
suça sürüklenen çocuklar hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma, örgüt
propagandası yapma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el
değiştirme” atılı suçları ile ilgili olarak kamu davası açılmıştır.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK’nun 250. maddesi ile görevli)
12/08/2010 tarih, 2010/164 esas, 2010/163 karar sayılı kararı ile 6008
sayılı Yasa ile CMK’nun 250. maddesine eklenen 4. fıkrası göz önünde
bulundurularak dosyanın tefriki ile yaşı küçük sanıklar hakkında
görevsizlik kararı vermiş, dosyayı Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine
göndermiştir. Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi 08/09/2010 tarih,
2010/367 esas, 2010/143 karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı vermiş,
dosya mahkememize intikal etmiştir.
6008 sayılı Kanun
ile getirilen yeni düzenleme Anayasanın 10. maddesine açıkça aykırıdır. Bu
sebeple iptali gerekir.
5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 1. maddesinde; “Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve
özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını
ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda,
bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile
suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.” hükmü yer
almaktadır.
Ceza
hukukunun temel ilkelerini özetleyecek olursak;
Ceza hukukun en
önemli iki temel ilkesi suçta ve cezada kanunilik ilkesi ve suçta ve cezada
kusur ilkesidir.
1- Suçta
ve cezada kanunilik ilkesi (nulla poena sine lege);
Suç ve bunun
karşılığı olan cezanın ancak kanun ile belirlenmesidir. Bu temel ilke, 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır:
“Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve
güvenlik tedbiri uygulanamaz.” Bu da suç tanımının belirgin ve açık biçimde
kanunla düzenlenmesini gerektirir. Belirsiz ve muğlak ifadelerle suç
tanımlanamaz (nulla poena sine lege certa).
Kanunilik ilkesinin
gerektirdiği bir başka şart da, aleyhe olan kanunun geçmişe
yürüyemeyeceğidir. Yani, işlendiği sırada suç olmayan bir fiilden dolayı,
sonradan fiilin suç olarak düzenlenmesi nedeniyle kimse cezalandırılamaz
(nulla poena sine lege praevia).
Gene kanunilik
ilkesinin getirdiği bir başka koşul da failin aleyhine kıyas yasağıdır.
Hukuk biliminde kıyas, kanunda boşluk bulunması halinde bu boşluğun en
benzer hukuk kuralı bulunarak doldurulmasını ifade eder. Ceza hukukunda
kıyas, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin 3. fıkrasında
“Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas
yapılamaz.” şeklinde belirtildiği üzere uygulanamaz (nulla poena sine lege
stricta).
2- Suçta
ve cezada kusur ilkesi;
Ceza hukuku
anlamında kusur, bir fiilin isnat yeteneği mevcut bir kimse tarafından
bilerek ve istenerek işlenmesidir. Yani, failin cezalandırılabilmesi için
fiili bilerek ve isteyerek yapmış olması gerekir. Bu ilkeden de ancak fiili
bizzat- işlemiş failin
cezalandırılabileceği ilkesi türetilmiştir. Bu ilke de 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 20. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır: “Ceza
sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”
Suçun
unsurları;
Bir fiilin
cezalandırılacak bir suç teşkil etmesi için belli unsurların mevcut olması
gerekir. Suçu oluşturan temel unsurlar, kanuni unsur, maddi unsur, hukuka
aykırılık unsuru ve manevi unsurdur.
1- Kanuni
unsur (tipiklik);
Kanuni unsur,
işlenmiş bulunan bir fiilin ceza kanununda düzenlenen suç tanımına birebir
uygun olmasıdır. Bu unsura tipiklik adı da verilmektedir. Örneğin,
hırsızlık suçunun gerçekleşmesi için failin “zilyedinin rızası olmadan
başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak
maksadıyla bulunduğu yerden alması” gerekir. Kanunda tanımlanan bu
unsurlardan biri yoksa, mesela alınan malın zilyedinin rızası varsa,
hırsızlık suçunun kanuni unsuru oluşmaz.
2- Maddi
unsur (hareket/fiil);
Suçun meydana
gelebilmesi için failin bir fiil işlemesi gerekir. Fiilden kasıt, insanın
kendi iradesiyle dış dünyayı değiştiren bir iş ortaya çıkarmasıdır. Mesela
refleks hareketleri veya epilepsi hastasının bilincini kaybettiğinde
gerçekleştirdiği hareketler fiil unsuru taşımaz.
3- Hukuka
aykırılık unsuru;
İşlenen fiil hukuk
düzeniyle uyuşmazlık içindeyse hukuka aykırılık unsuru tamamlanır. İlke
olarak kanuni unsuru gerçekleştiren bir hareket hukuka aykırıdır. Ancak,
ceza hukuku hukuka aykırılığa bir takım istisnalar getirerek, kanuni unsuru
tamamlayan bazı fiillerin hukuka uygun olacağını belirlemiştir, bunların
başlıcaları şunlardır:
Kanunun hükmü ve
amirin emri (TCK m. 24/1)
Meşru savunma ve
zorunluluk hâli (TCK m. 25)
Hakkın kullanılması
ve ilgilinin rızası (TCK m. 26)
4- Manevi
unsur (kusur);
Suçu gerçekleştiren
son unsur kanuni tipikliği mevcut hukuka aykırı fiilin isnat yeteneği var
olan bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek yapılmasıdır. Bu unsur aynı
zamanda, ceza hukukunun evrensel ilkelerinden biri olan kusursuz suç ve
ceza olmaz ilkesinin suçu oluşturan unsurlara yansımasıdır.
5237
SAYILI KANUNUN IKINCI BÖLÜMÜNDE CEZA SORUMLULUĞUNU KALDIRAN VEYA AZALTAN
NEDENLER (İSNAT YETENEĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER) düzenlenmiştir. Buna göre;
KANUNUN HÜKMÜ VE
AMİRİN EMRİ
Madde 24- (1)
Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.
(2) Yetkili bir
merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri
uygulayan sorumlu olmaz.
(3) Konusu suç
teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine
getiren ile emri veren sorumlu olur.
(4) Emrin, hukuka
uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hâllerde, yerine
getirilmesinden emri veren sorumlu olur.
MEŞRU SAVUNMA VE
ZORUNLULUK HÂLİ
Madde 25- (1) Gerek
kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen,
gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve
koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile
işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine
gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka
suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden
kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı
ile konu ve kullanılan vasıta arasında
orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
HAKKIN KULLANILMASI
VE İLGİLİNİN RIZASI
Madde 26- (1)
Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.
(2) Kişinin üzerinde
mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere,
açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza
verilmez.
SINIRIN AŞILMASI
Madde 27- (1) Ceza
sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde,
fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda
yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada
sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri
gelmiş ise faile ceza verilmez.
CEBİR VE ŞİDDET, KORKUTMA VE TEHDİT
Madde 28- (1) Karşı
koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir
korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi
hâllerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili
sayılır.
HAKSIZ TAHRİK
Madde 29- (1) Haksız
bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç
işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan
yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla
kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte
birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
HATA
Madde 30- (1) Fiilin
icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir
kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk
hâli saklıdır.
(2) Bir suçun daha
ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği
hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
(3) Ceza
sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği
hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
(4)
(Ek fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./4. mad) İşlediği fiilin haksızlık
oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi cezalandırılmaz.
YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ
Madde 31- (1) Fiili
işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu
yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara
özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
(2)
(Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./5. mad) Fiili işlediği sırada oniki
yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin
hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme
yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur.
Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili
olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler
hakkında suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde
oniki yıldan onbeş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz
yıldan onbir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı
indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan
fazla olamaz.
(3)
(Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./5. mad) Fiili işlediği sırada onbeş
yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında
suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz
yıldan yirmidört yıla; |müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki
yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte
biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki
yıldan fazla olamaz.
AKIL HASTALIĞI
Madde 32- (1) Akıl
hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını
algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme
yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu
kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Birinci fıkrada
yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak
davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi
yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden
fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak
koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri
olarak da uygulanabilir.
SAĞIR VE DİLSİZLİK
Madde 33- (1) Bu
Kanunun, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara
ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler
hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlara
ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını
doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onsekiz yaşını
doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler
hakkında da uygulanır.
GEÇİCİ
NEDENLER, ALKOL VEYA UYUŞTURUCU MADDE ETKİSİNDE OLMA
Madde 34- (1) Geçici
bir nedenle ya da irade dışı alman alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle,
işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille
ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış
olan kişiye ceza verilmez.
(2) İradî olarak
alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında
birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
Böylece
Kanunla ihtilaf halinde olan, diğer bir ifade ile kanunlarda suç sayılan bir eylemi gerçekleştirdiği
iddia edilen çocukların, hangi yaş diliminde, bu eylemlerinden hangi
koşullarda sorumlu olduklarına ilişkin düzenleme Türk Ceza Kanunun Birinci Kitap, İkinci
Kısım ve İkinci Bölümünde “Yaş Küçüldüğü” başlığı altında 31. maddede de açık bir
şekilde belirtilmiştir.
Türk Ceza Kanunun 6.
maddesinde ‘Çocuk’ henüz 18 yaşını doldurmamış kişi olarak tanımlanmıştır.
Türk Ceza
Kanunda çocuklar yaş küçüklüğü başlığı altındaki düzenleme çerçevesinde, Türk Ceza Kanununda suç teşkil
eden fiilleri işlediklerinin iddia edilmesi halinde ceza sorumlulukları söz konusudur. Yani
Ceza Hukuku
sistematiğinde çocuklar şu suçu işleyemez,
sorumlulukları yoktur, bu suçtan sadece yetişkinler sorumludur
şeklinde suç ve ceza sorumluluğu açısından yetişkinlerle çocuklar arasında bir ayırıma gidilmemiştir. Sadece isnada etki eden
faktörleri gözönüne alınmış, düzenlemeye göre de,
0-12 ceza ehliyeti yok.
kusur yeteneği yok
12-15 bunların temyiz
kudreti olup olmadığına bakılır.
15-18 ayırt etme
gücü varsa indirilir, yoksa ceza verilmez. Anlayışı benimsenmiştir.
Birleşmiş
Milletler Çocuk Ceza Adaleti Sistemi Uygulaması Hakkında Asgarî Standart
Kurallar
(Beijing
Kuralları)
Genel Kurul’un 29
Kasım 1985 tarih ve 40/33 sayılı kararıyla kabul edilmiştir
ÖNSÖZ
Genel Kurul,
İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi, Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve
Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ile genç
insanların haklarına ilişkin diğer uluslararası insan hakları belgelerini
dikkate alarak,
1985 yılının
Uluslararası Gençlik Yılı: Katılım, Kalkınma ve Barış Yılı ilân edildiğini;
uluslararası topluluğun, Çocuk Hakları Bildirgesine tanınan önemin de
gösterdiği gibi genç insanların haklarının korunmasına ve geliştirilmesine
önem verdiğini dikkate alarak, Üye Devletler için model teşkil edecek olan,
çocuk ceza adaleti sisteminin yönetimi ve çocuk suçluların bakımı için
asgarî standart kuralların geliştirilmesi çağrısında bulunan ve Suçların
Önlenmesi ve Suçlulara Muamele 6. Birleşmiş Milletler Kongresi tarafından
kabul edilen çözüm 4’ü anımsatarak, ayrıca taslak kuralların, 14-18 Mayıs
1984 tarihleri arasında Beijing’de yapılan Uluslararası Hazırlık Toplantısı
aracılığıyla 26 Ağustos - 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da yapılan
Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Muamele 7. Birleşmiş Milletler Kongresi’ne
aktarılmasına temel olan 25 Mayıs 1984 tarih ve 1984/153 sayılı Ekonomik ve
Sosyal Konsey kararını anımsatarak,
Gençlerin, insanî
gelişme sürecinin erken aşamalarında bulunmaları nedeniyle, fiziksel,
zihinsel ve sosyal gelişme açısından özel bakıma ve yardıma; barış,
özgürlük, değer ve güvenlik koşullarında yasal korumaya gereksinimleri
olduğunu kabul ederek,
Mevcut ulusal yasal
düzenlemelerin, politikaların ve uygulamaların gözden geçirilmesi
gerekebileceğini belirleyerek,
Ayrıca, mevcut
sosyal, ekonomik, kültürel, siyasal ve hukukî koşullarda bu tür
standartların yerleştirilmesinin güç olabileceğini kabul etmekle birlikte,
aynı standartların en azından asgarî bir sınır olacak hedeflenebileceğim
kabul ederek,
1. Çocuk Ceza
Adaleti Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgarî Standart Kuralların
geliştirilmesi konusunda Suç Önleme ve Kontrol Komitesi, Genel Sekreter ve
Birleşmiş Milletler Suç Önleme ve Suçlulara Muamele Asya ve Uzak Doğu
Enstitüsü ile diğer Birleşmiş Milletler kuruluşlarının yaptıkları
çalışmaları memnuniyetle karşılar;
2. Genel
Sekreter’in, Çocuk Ceza Adaleti Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgarî
Standart Kurallarla ilgili taslağa ilişkin raporunu yine memnuniyetle
karşılar;
3. Beijing’de
yapılan Bölgelerarası Hazırlık Toplantısı’nı, görüşme ve nihaî girişim için
Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Muamele 7. Birleşmiş Milletler Kongresi’ne
sunulan kurallar metnini nihaî haline getirdiği için kutlar;
4. Bu karara ek
olarak verilen ve Yedinci Kongre tarafından benimsenen Birleşmiş Milletler
Çocuk Ceza Adaleti Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgarî Standart
Kuralları ve Yedinci Kongre’nin bu Kurallar’ın Beijing Kuralları olarak
anılmasına ilişkin tavsiyesini kabul eder;
5. Üye Devletler’i,
gerektiği durumlarda, kendi ulusal yasalarını, politikalarını ve
uygulamalarını, bu arada özellikle çocuk ceza adaleti sisteminde görev
yapan kişilerin eğitilmelerine ilişkin uygulamaları Beijing Kurallarına
uygun hale getirmeye ve bu Kurallara ilgili yetkililere ve genel kamuoyuna
sunmaya davet eder;
6. Suç Önleme ve
Kontrol Komitesi’ne, Birleşmiş Milletler’in, suç önlemeve suçlulara muamele alanında görev yapan
kuruluşlarının da yardımıyla, Beijing Kuralları’nın etkili biçimde
uygulanmasını sağlayacak önlemleri alma çağrısında bulunur;
7. Üye Devletler’i,
Beijing Kuralları’nın uygulanması konusunda Genel Sekretere bilgi vermeye
ve alınan sonuçlara ilişkin raporları düzenli olarak Suç Önleme ve Kontrol
Komitesi’ne iletmeye davet eder,
8. Üye Devletler’den
ve Genel Sekreter’den, çocuk ceza adaleti alanındaki etkili uygulama ve
politikalar konusunda araştırma yapmalarını ve veri tabanı geliştirmelerini
talep eder;
9. Beijing
Kuralları’nın Birleşmiş Milletlerin bütün resmî dilleriyle mümkün olan en
geniş biçimde tanıtılması ve bu arada çocuk ceza adaleti alanındaki
etkinlikler konusunda bilgilendirmenin yoğunlaştırılması için Genel
Sekreter’den talepte bulunur ve Üye Devletler’i de bu yöndeki çalışmalara
davet eder;
10. Genel
Sekreter’den, Beijing Kuralları’nın uygulanmasına yönelik pilot projeler
geliştirmesini talep eder;
11. Genel
Sekreter’den ve Üye Devletlerden, Beijing Kuralları’nın, özellikle personel
alımı, eğitimi ve mübadelesi ile araştırma ve değerlendirme gibi alanlarda
başarılı biçimde uygulanmasını ve kurumlara yerleştirme dışında yeni
alternatifler geliştirilmesini sağlayacak gerekli kaynakları sağlamalarını
talep eder;
12. Birleşmiş
Milletler Suç Önleme ve Suçlulara Muamele 8. Kongresi’nden, Beijing
Kuralları ile buradaki kararda yer alan tavsiyelerin uygulanmasında
kaydedilen mesafeyi çocuk ceza adaleti kapsamında ayrı bir gündem maddesi
olarak ele almasını talep eder;
13. Birleşmiş
Milletler sisteminin ilgili bütün organlarını, bu arada özellikle bölge
komisyonlarını ve uzman kuruluşları, Birleşmiş Milletler’in suç önleme ve
suçlulara muamele ile ilgili kurumlarını, diğer hükümetler arası
kuruluşlarla hükümet dışı kuruluşları Sekreterya ile işbirliği yapıp,
Beijing Kuralları’nda yer alan ilkelerin uygulanması için kendi teknik
yetkinlik alanlarında uyumlu ve sürekli çabalara zemin oluşturacak gerekli
önlemleri almaya davet eder.
BİRİNCİ BÖLÜM GENEL İLKELER
1.Temel görüşler
1.1 Üye ülkeler,
kendi temel çıkarları dairesinde, çocukların ve ailelerin daha iyiye
yönlendirilmelerini sağlamalıdır.
1.2 Üye ülkeler,
çocukların doğru yoldan saptırılmaya müsait yaşlarda olmaları nedeniyle, bu
dönemlerinde onlara toplum içinde yararlı bir yaşam sağlamak için çaba
göstermeli ve suçtan ve kabahatlerden uzak bir yaşam için çocukların içinde
bulundukları koşulları iyileştirmelidirler.
1.3 Çocukların
refahını arttırmak amacı ile aile, gönüllüler ve öteki toplumsal gruplar
yanında okullar ile diğer kurumlar da dahil olmak üzere her kaynağın
harekete geçilerek elbirliği ile çalışmalarını sağlamak için gerekli özen
gösterilmeli, böylece hukukun araya girmesi olabildiğince aza indirilmeli
ve hukuka aykırı davranışta bulunan çocuklara etkili, hakkaniyetli ve
insanca davranılması sağlanılmalıdır.
1.4 Gençliğin
korunması ve toplumda barış düzenin sürdürülmesi amacı ile tüm çocuklara
ayrıntılı bir sosyal adalet çerçevesi içinde uygulanacak adalet, her
ülkenin ulusal kalkınma sürecinin bir parçası olarak görülmelidir.
1.5 Bu Kurallar
bütününün her üye ülkede uygulama yöntemleri o ülkenin ekonomik, sosyal,
kültürel koşullarına bağlıdır.
1.6 Çocuk ceza
adaleti hizmetleri, hizmetteki personelin çalışma yöntemleri, yaklaşımları
ve bilgileri de dahil olmak üzere sistematik olarak geliştirilmelidir.
Açıklama
Temel nitelik
taşıyan bu genel ilkeler, genel olarak kapsayıcı sosyal politikaları
gerektirip çocukların refah düzeylerinin mümkün olduğunca artırılmasını
amaçlamaktadır. Bu sayede çocuk ceza adaleti sisteminin devreye girme
gereklilikleri en aza indirilecek, böylece söz konusu uygulamaların
çocuklar üzerinde yaratabileceği zararlı etkiler de azaltılmış olacaktır.
Çocukların, suçun işlenmesinden önce bu tür bakım ve özenden
yararlanmaları, Kurallar’ın uygulanmasına gerek bırakmayacak temel
politikaları oluşturmaktadır.
1.1’den 1.3’e kadar
olan kurallar, çocuklara yönelik yapıcı bir sosyal politikanın, başka
şeylerin yanısıra, çocuk suçlarının ve çocuk suçluluğunun önlenmesindeki
önemli rolüne işaret etmektedir. Kural 1.4 çocuk ceza adaleti sistemini çocuklara
yönelik sosyal adaletin ayrılmaz bir parçası olarak görürken, kural 1.6
çocuk ceza adaleti sisteminin sürekli olarak iyileştirilmesi, genel olarak
çocuklara yönelik geliştirici bir sosyal politika çizgisinden geriye
düşülmemesi ve bu arada personel hizmetlerinin sürekli geliştirilmesi
gerekliliğine değinmektedir.
Kural 5.1 ise Üye
Devletler’de halen mevcut koşulları dikkate alarak, belirli kuralların
uygulanma tarzının ülkeden ülkeye farklılık gösterebileceğine işaret
etmektedir.
2. Kuralların uygulama
alanları ve tanımlar
2.1 Aşağıdaki
Standart Kurallar, çocuk suçlulara ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi ve
diğer görüşler, millî ve sosyal köken, varlık, doğum yeri vs. hiçbir ayrım
gözetmeksizin uygulanacaktır.
2.2 Kurallar’ın
amaçları bakımından aşağıdaki tanımlar, üye ülkelerin kendi hukuk
sistemleri ile bağdaşabildiği ölçüde uygulamada kullanılacaktır.
(a) Çocuk, mevcut
hukuk sistemi içinde işleyebileceği bir suçtan dolayı kendisine büyük
insanlardan farklı davranılması gereken kişidir;
(b) Suç, mevcut
hukuk sistemi içinde ceza verilmesini gerektirecek her türlü eylem ve
ihmaldir;
(c) Çocuk suçlu, suç
işlediği iddia edilen ya da suç işlediği ortaya çıkan bir çocuk veya genç
bir insandır.
2.3 Her hukuk
sisteminde aşağıdaki amaçların gerçekleştirilmesi için özellikle çocuk
suçlulara uygulanabilecek kanunlar kabul edilmeli ve çocuk ceza adaleti
alanında düzenlemeler yapılmalı ve anılan kişiler için kurum ve kuruluşlar
gerçekleştirilmelidir. Bu amaçlar şunlardır:
a) Çocuk suçluların
temel hakları korunurken, aynı zamanda her çeşit gereksinimlerinin
karşılanması;
b) Toplumun
gereksinimlerinin karşılanması;
c) Aşağıdaki
kuralların tamamen ve hakkaniyetle uygulanması.
Açıklama
Bu Kurallar, farklı
hukuk sistemlerinde uygulanmak üzere düzenlenmiş olup çocuk suçlularla
ilgili her sistem ve tanım altında bu kişilere uygulanacak işlemlere
ilişkin asgarî standartları içermektedir. Kurallar daima tarafsızlıkla ve
hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulanmalıdır. Dolayısıyla kural 2.1, Kuralların
her zaman tarafsız biçimde ve herhangi bir ayrım gözetmeksizin
uygulanmasının önemine işaret etmektedir. Bu kural Çocuk Hakları
Bildirgesi’nin 2. ilkesinin metnine uygundur. Kural 2.2, Asgarî Standart
Kuralların konusunu oluşturan “çocuk”, “suç” ve “çocuk suçlu” kavramlarını
tanımlamaktadır, (bkz. kural 3 ve 4). Şu da göz önüne alınmalıdır ki, yaş
sınırı her üye ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ve hukukî
sistemlerine dayalı olarak farklılıklar gösterecektir. Dolayısıyla, Üye
Devletler’in ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve hukukî sistemlerine
gerekli saygı gösterilmektedir. Bu durumda 7 yaşından 18 yaşına (ya da daha
fazlaya) kadar olan sınırlar içinde bir çocuk tanımı getirmiştir. Çok
değişik hukuk sistemleri içinde farklılık kaçınılmaz olsa bile bu durum
Asgarî Standart Kurallar’ın geçerliliğini ortadan kaldırıcı nitelikte
değildir.
Kural 2.3, Asgarî
Standart Kurallar’ın millî hukuk sistemleri içinde yasal ve pratik
uygulamasında özellikle bu amaca yönelik millî kanunların gerekliliğini
işaret etmektedir.
3. Kuralların
kapsamının genişletilmesi
3.1 Bu Kurallar’ın
ilgili hükümleri sadece çocuk suçlulara değil, fakat aynı zamanda büyük
tarafından yapıldığı zaman suç oluşturmayacak bir eylemi gerçekleştiren
herhangi bir çocuğa da uygulanmalıdır.
3.2 Kurallar’ın
temel ilkelerinin, haklarında koruma ve sosyal yardım tedbirleri alınmış
olan bütün çocuklara teşmil edilmesi için de çaba harcanmalıdır.
3.3 Ayrıca
Kurallar’ın aynı zamanda genç (çocuk olmayan) suçlulara da teşmili için
çaba harcanmalıdır.
Açıklama
Kural 3, Asgarî
Standart Kurallar’ın kapsamını aşağıda belirtildiği şekilde
genişletilmiştir:
(a) Değişik millî
hukuklarda “statü suçları” olarak tanınan ve büyüklerden ziyade çocuklar
için suç oluşturan (örneğin okuldan kaçmak, okula ve aileye itaatsizlik,
toplum içinde sarhoşluk gibi) bazı eylemler anlatılmak istenmiştir (kural
3.1);
(b) Haklarında
koruma ve sosyal yardım tedbirleri alınmış olan çocukları da kapsayacak
şekilde bu Kurallar’ın uygulama alanları genişletilmiştir (kural 3.2);
(c) Her olay için
önceden belirlenmiş yaş sınırları içindeki çocuk olmayan yetişkin suçlulara
da teşmil edilmiştir (kural 3.3).
Bu Kurallar’ın bu üç
alana genişletilmesi haklı sebeplere dayanır görülmektedir. Kural 3.1 bu
alanda asgarî teminatlar öngörmektedir ve kural 3.2’de kanunla ihtilafa
düşen çocuklar açısından daha insancıl, daha hakkaniyete dayalı ve daha
doğru bir ceza adaleti getirmek açısından daha özlenen bir aşama
oluşturulmaktadır.
4.Cezaî sorumluluk
yaşı
4.1Cezaî sorumluluğun
alt sınırını belirleyen sistemler açısından, bu sınır çocuğun duygusal,
zihinsel ve entelektüel açılardan olgunluğa eriştiği yaşın altında
tutulmamalıdır.
Açıklama
Cezaî sorumluluğa
ilişkin asgarî yaş sınırı, tarih ve kültüre göre değişmektedir. Bu konuda
modern yaklaşım, çocuğun cezaî sorumluluğunun gerektirdiği ahlâkî ve
psikolojik unsurlara uyumlu olarak cezaî sorumluluğun psikolojik ve manevî
sonuçlarını kaldırmaya hazır olup olmadığıdır. Yani, çocuğun kişisel anlama
ve isteme yeteneğinin anti sosyal davranışından onu sorumlu tutmaya yeterli
olup olmadığıdır. Cezaî sorumluluk yaşı küçük tutulur ya da böyle bir sınır
hiç konulmamış olursa sorumluluk kavramı anlamını kaybeder. Genelde suç ve
kabahat oluşturan davranışlara ilişkin sorumlulukla, öteki sosyal hak ve
sorumlulukların sınır yaşı arasında bir ilişki vardır (örneğin evlenme
yaşı, rüşt yaşı vb.).
Bu durumda,
uluslararası alanda genel kabul görebilecek makul bir yaş sınırı belirlemek
üzere çaba harcanması gerekmektedir.
5. Çocuk ceza adaleti
sisteminin amaçları
5.1 Çocuk ceza
adaleti sisteminde daima çocuğun iyileştirilmesi ön plana alınmalıdır ve
çocuk suçlulara gösterilecek tepki hem suçun hem de suçlunun içinde
bulunduğu koşullarla orantılı olmalıdır.
Açıklama
Kural 5, çocuk ceza
adaleti sisteminin en önemli iki hedefini açıklamaktadır. Birinci hedef
çocuğun durumunun iyileştirilmesidir. Bu amaç, çocuk suçluların, çocuk
mahkemelerinde yahut idarî makamlarda yargılandıkları hukuk sistemlerinde
odak noktayı oluşturmaktadır. Fakat çocuğun iyileştirilmesi amacının
çocukların genel mahkemelerde yargılandıkları sistemlerde de vurgulanması
gereklidir.
İkinci hedef ise
“oran ilkesidir’. Bu ilke genel anlamıyla suçun ağırlığı ile ilişkili
olarak cezaî hükümlerin ayarlanmasıdır. Çocuk suçlular söz konusu olunca,
yalnızca bu ağırlığın değil, aynı zamanda kişisel koşulların da göz önüne
alınması gerekmektedir. Bu koşullar (sosyal durum, aile durumu, suçla
ortaya çıkan zarar ya da kişisel koşullar üzerine etki yapan diğer
noktalar) kararı dengelenmelidir (örneğin suçlunun verdiği zararı tazmin
için gösterdiği gayret ya da sağlıklı ve yararlı bir yaşama dönme arzusu
gibi).
Aynı şekilde, çocuk
suçlunun korunmasını amaçlayan tedbirler bazı durumlarda gerektiğinden
fazla ileri gitmekte ve onun temel haklarına zarar vermektedir. Burada da
olayla tepkiyi iyi ayarlamak gerekir.
Özünde Kural 5 bu
haliyle genç suçlunun işlediği suça ne fazla ne de eksik bir tepki
gösterilmesini istemektedir. Bu maddede düzenlenen hususlar, yeni bazı
tepki tiplerinin geliştirilmesini özendirdiği gibi çocuklar üzerindeki
sosyal kontrolün gereksiz yere büyümesini de önleyecek tedbirlerin de
alınmasını özendirmektedir.
6. Takdir yetkisinin
kapsamı
6.1 Çocuk suçluların
çeşitli özel ihtiyaçları ve çeşitli uygun yaptırımlar göz önüne
alındığında, yargılamanın her aşamasında, özellikle inceleme, soruşturma,
muhakeme ve tedbirlerin uygulanması sırasında yeterli bir takdir yetkisi
tanınmaktadır.
6.2 Anılan takdir
yetkisinin her aşamada kullanılmasında bu yetkinin sorumlulukla
uygulanmasının sağlanmasına çalışılacaktır.
6.3 Bu yetkiyi
kullanan kişiler bunu uygulamak için özel olarak eğitilmiş ve bunu
kullanacak nitelikte kimseler olacak ve bu yetkilerini görevlerine uygun
titizlik ve hakkaniyetle kullanacaklardır.
Açıklama
Kurallar 6.1, 6.2 ve
6.3, çocuk ceza adaleti sisteminin etkili ve insanca uygulanabilmesi
açısından konuyla ilgili bir çok hususu ortaya koymaktadır. Öncelikle
takdir yetkisinin yargılamanın önemli evrelerinde kullanılmasına izin
vermek suretiyle karar mercilerinin her olaya özgü, doğru karar
vermelerinin sağlanması söz konusudur. Bunun yanısıra gerekli denetim ve
dengelerden söz edilerek takdir yetkisinin aşırıya kaçması engellenmiştir.
Bu aşırıya kaçmayı önlemenin en yerinde iki yolunun meslekten olmak ve
sorumluluk taşımak olduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda kalifiye meslek
eğitiminin ve uzman yetiştirmenin çocuk suçlularla ilgili davalarda takdir
yetkisinin adilane kullanımında yararlı olduğu belirtilmektedir. Bu metinde
ayrıca takdir yetkisinin yanında, iadei muhakeme, temyiz gibi kararların
yeniden incelenmesine olanak tanıyan kurallara atıfta, bulunarak
sorumluluğun önemi anlatılmaktadır. Bu mekanizmaların burada ayrı ayrı
belirtilmesinin sebebi, değişik hukuk sistemleri olan ülkelerin göz önüne
alınarak uluslararası genel bir Asgarî Kurallar dizisi getirmektedir.
7. Çocukların
hakları
7.1 Masumiyet
karinesi, suçlamanın bildirilmesi, konuşmama hakkı, avukatla temsil edilme
hakkı, veli veya vasinin hazır bulunması hakkı, tanıklarla yüzleştirme ve
tanıklara çapraz sorgu hakkı, daha üst makama temyiz hakkı ve temel usulî
güvenceler yargılamanın her aşamasında güvence altına alınmalıdır.
Açıklama
Kural 7.1,
yürürlükteki insan haklarına ilişkin düzenlemelerle tanınmış olan dürüst ve
hakkaniyetli yargılamanın esaslı bazı unsurlarını dile getirmektedir.
Sözgelimi masumiyet karinesi aynı zamanda İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi’nin 11. maddesinde ve Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar
Sözleşmesinin 14. maddesinde de yer almaktadır. Bu Asgarî Kurallar’ın 14.
maddesi ise çocukların yargılanmasına ilişkin özel hükümler de
getirmektedir.
8. Özel yaşamın
gizliliğinin korunması
8.1 Her aşamada
çocuğun afişe olması yahut damgalanması gibi zararlara yol açabilecek
durumların ortadan kaldırılması için gizliliğe azamî özen gösterilmelidir.
8.2 İlke olarak,
çocuk suçlunun kimliğine ilişkin hiçbir bilginin yayınlanmasına izin
verilmemelidir.
Açıklama
Kural 8, çocuğun
kimliğinin gizlenmesi hakkının korunması ilkesinin önemine işaret
etmektedir. Genç insanlar “damgalanmak” konusunda özellikle çok hassastır.
Kriminolojik araştırmalar, genç insanların “kabahatli” ve “suçlu” gibi
sıfatlarla tanınmaktan büyük çapta ve zararlı olarak etkilendiklerini
ortaya çıkarmıştır.
Bu Kural ayrıca dava
hakkında kitle iletişim araçlarında yayınlanan haberlerin zararlı
etkilerinden de çocukların korunmasını amaçlamaktadır. Çocuğun çıkarı, hiç
değilse ilke düzeyinde korumaya alınmıştır. (8. maddenin genel olarak
kapsamına aldığı şeyler 21. madde de ayrıntıları ile belirlenmiştir.)
9. Mevcut hükümlerin
mahfuz tutulması
9.1 Bu Kurallar’daki
hiçbir hüküm Birleşmiş Milletler’ce kabul edilen Hükümlülerin Islahı İçin
Asgarî Standart Kurallar’ın ve öteki İnsan Hakları’nı düzenleyici Kurallar
ile evrensel olarak tanınan çocukları korumaya yönelik standartların
uygulanmasını engelleyici şekilde yorumlanmamalıdır.
Açıklama
Kural 9’un amacı, bu
Kurallar’ın konuyla ilgili öteki düzenlemelerle birlikte uygulandıkları
durumlarda herhangi bir yanlış anlamaya meydan verilmemesidir. Örneğin
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi; Uluslararası Ekonomik, Sosyal, Kültürel
Haklar Sözleşmesi, Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, Çocuk
Hakları Bildirgesi ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme sayılabilir. Mevcut
Kurallar’ın uygulanmasında unutulmaması gerekli en önemli nokta, daha geniş
hükümler içeren uluslararası düzenlemelerin uygulanmasının
engellenmemesidir (bkz. madde 27).
İKİNCİ BÖLÜM
İNCELEME VE SORGULAMA
10. İlk aşama
10.1 Bir çocuk
gözaltına alınır alınmaz durum derhal ebeveynlerine veya yasal veli ya da
vasisine bildirilir. Durumun derhal bildirilmesi mümkün olmazsa bu bildirim
mümkün olan en kısa zamanda yapılır.
10.2 Hakim ya da
yetkili makam gecikmesizin çocuğun serbest bırakılma durumunu tetkik
etmelidir.
10.3 Yasayı
uygulamakla görevli makamlarla çocuk suçlunun ilişkileri daima çocuğun
yasal durumunu gözetir tarzda ve onun iyiliği ve olayın özelliğinden dolayı
zarar görmemesi esasına dayalı olarak düzenlenmelidir.
Açıklama
Kural 10.1
Hükümlülerinin Islahı İçin Asgarî Standart Kuralların 92. maddesindeki
ilkenin tekrarıdır.
Kural 10.2 ise hakim
veya yetkili makamın vakit geçirmeksizin çocuğu serbest bırakmasını
öngörmektedir. Kuralda sözü edilen yetkili makam polis de dahil olmak üzere
gözaltına alınan birini serbest bırakmaya yetkili tüm kamu kurum ve
kuruluşlarını kapsamaktadır (ayrıca bkz. Uluslararası Kişisel ve Siyasal
Haklar Sözleşmesi, madde 9, parag.3)
Kural 10.3 ise usul
hükümlerinin bazı yönleriyle, çocukların işledikleri suçlarla ilgili
polisin davranışlarından söz etmektedir. Bu maddede geçen çocuğun zarar
görmesi deyimi çok esnek bir anlatım olup meydana gelebilecek bir çok
zararlı davranışı kapsamaktadır (örneğin çok sert bir dille hitap, fiziksel
saldırı veya çevreye afişe etmek gibi). Adaletin çocuğa uygulanmasının
bizatihi kendisi çocuğa zarar verebilir. Bu itibarla zararın önlenmesi
deyimi çok geniş yorumlanmalıdır ki, ilk başta böyle davranmakla çocuğun
daha fazla zarara uğraması önlenebilsin. Bu husus özellikle çocuklarla ilk
temasa geçen yetkili makamlar için geçerlidir. Zira bunların davranışı
çocuğun devlet ve topluma bakış açısını ve tutumunu köklü olarak
etkileyebilir. Daha da ötesinde, ileride yapılacak müdahalelerin başarısı
da bu ilk davranışlara bağlıdır. Merhamet ve tatlı sert davranmak bu
durumlar için çok önemlidir.
11. Yargı dışı
yollara başvurma
11.1 Çocuk
suçlularla ilgili olarak kural 14.1 de sözü edilen yetkili makamlarca genel
mahkemede yargılamadan başka çarelerin olup olmadığı hususu göz önüne
alınmalıdır.
11.2 Çocukların
davalarıyla ilgili polis, savcılık veya öteki yetkili makamlar, resmî ceza
usulüne başvurmaksızın, her hukuk sisteminde ve işbu Asgarî Kurallar
çerçevesinde olayı halletmeye yetkili olmalıdır.
11.3 Çocuklara özgü
bu yargı dışı yollara başvurma halinde, yetkili topluluk ya da kuruluşa
yapılacak başvurunun çocuğun veya kanunî veli veya vasisinin rızasını
içeren yargılama sonunda verilecek kararın başvuru halinde temyiz
edilebilir olması gerekmektedir.
11.4 Çocuk suçluluğu
olaylarının yargı mekanizması dışında hallini kolaylaştırmak için topluluk
programları, geçici gözetim ve rehberlik ve suç mağdurlarının zararlarının
tazmini gibi çeşitli çabalar harcanmalıdır.
Açıklama
Çocukların genel
mahkemeler yerine özel kurumlarda yargılanmaları bir çok hukuk sisteminde
resmî ya da gayri resmî olarak uygulama alanı bulmuştur. Bu uygulamanın
çocuklar için bir avantajı da, normal bir yargılama usulünün olumsuz
sonuçlarının engellenmiş olmasıdır (örneğin bir mahkumiyet ya da hüküm
nedeniyle damgalanma gibi). Bir çok halde, herhangi bir müdahalede
bulunmamak en iyi çözümdür. Bu durum
özellikle suçun çok ciddî nitelikte olmadığı ve ailenin, okulun veya öteki
gayri resmî sosyal kontrol müesseselerinin olumlu ya da yapıcı tepki
göstermeye müsait olduğu durumlarda söz konusu olmaktadır.
Kural 11.2’de de belirtildiği gibi, yargı
dışı diğer yollara başvurma işlemi, karar sürecinin
herhangi bir aşamasında polis, savcılık
ya da mahkemeler, kurullar ve
konseyler gibi başka organlar tarafından gerçekleştirilebilir.
Bu yetki, ilgili sistemde geçerli kurallara ve usullerle, bu belgede yer alan kurallara göre tek
bir makam, birkaç makam ya da ilgili makamların hepsi tarafından
gerçekleştirilebilir. Sözkonusu işleminyalnız çocuk suçlularla sınırlı tutulmaması, bu yöntemi önemli bir
araç haline getirmektedir.
Kural 11.3, çocuğun
ya da veli veya vasinin önerilen çözümü onaylamalarını öngörmektedir. (Bu
onay olmaksızın toplum hizmetleri yaptırmak Angaryayı Lağveden Konvansiyona
aykırı düşmektedir.) Yine de bu onay, gayri kabili rücu olmamalıdır. Çünkü
bazen çocuk buna çaresizlik içinde muvafakat etmiş olabilir. Bu madde,
yargı dışı çözümlerin her safhasında, zorlama ve korkutma olanaklarını en
aza indirmeye gayret edilmesi gereğini vurgulamaktadır. Çocuklar (örneğin
mahkeme önüne çıkmamak için) bir baskı hissetmemeliler ya da onay vermeye
zorlanmamalıdırlar. Böylelikle, talep halinde yetkili merciin, çocuk
suçlularla ilgili hükümlerin uygun olup olmadığının objektif bir
değerlendirmesini yapması tavsiye edilir. (Bu yetkili mercii kural 14’de
belirtilen başka bir mercii de olabilir)
Kural 11.4, Çocuklar
için normal yargı prosedürünün yerini alabilecek gerçekçi çözümlerin,
toplumsal programlarla düzenlenmesini önerir; özellikle mağdurdan haksız
alınmış malların geri verilmesi, tazmin edilmesi veya çocuklar üzerinde
geçici bir gözetim ve yönlendirme programı uygulanarak ilerde kanuna karşı
gelmelerinin önlenmesi gibi. Yargı dışı tedbirlere başvurmanın gerekçeleri
(daha ağır suçların işlenmiş olmaları halinde dahi) her durumun özel
koşullarına göre değişir (ilk suç, bir çetenin baskısı ile suç işleme
gibi).
12. Polis teşkilatın
da uzmanlaşma
12.1 Doğrudan
doğruya çocukların suçtan korunması konusunda görevlendirilen, yahut
görevleri gereği çocuk suçlularla sık sık temas etmek durumunda olan polis
görevlilerinin özel olarak eğitilmesi gereklidir. Bu amaçlarda büyük
kentlerde özel polis birimleri oluşturulmalıdır.
Açıklama
Kural 12, çocuk ceza
adaletinin çocuklara uygulanması ile görevli tüm kanun adamlarının özel
olarak eğitilmesine dikkat çekmektedir. Polisin çocuk suçlularla ilk temas
noktası olduğu göz önüne alındığında, bilgili olması ve iyi davranışta
bulunması büyük önem arzetmektedir.
Kentleşme ile suç
arasındaki ilişkilerin karmaşık bir nitelik taşıdığı açıkken, çocuk
suçlarındaki artışla kentlerin özellikle hızlı ve plansız biçimde daha da
büyümesi arasında ilişki kurulmuştur. Dolayısıyla, alanlarında uzmanlaşmış
polis birimlerinin varlığı, yalnızca bu belgede yer alan belirli ilkelerin
(örneğin kural 1.6 gibi) uygulanması açısından değil, ayrıca daha genel
olarak çocuk suçlarının önlenmesi, denetlenmesi ve çocuk suçlulara yönelik
muamele açısından da vazgeçilmez olmaktadır.
3713 SAYILI TERÖRLE MÜCADELE KANUNU’NDA;
TERÖR TANIMI
Madde 1- (Değişik
fıkra: 15/07/2003 - 4928 S.K../20. md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak;
baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,
Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal,
laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye
düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek,
temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu
düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya
kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.
(Değişik fıkra:
15/07/2003 - 4928 S.K./20. mad.;Mülga fıkra: 29/06/2006-5532 S.K./17. mad)
(Mülga fıkra:
29/06/2006-5532 S.K,/17. mad)
TERÖR SUÇLUSU
Madde 2-
Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş
örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber
veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin
mensubu olan kişi terör suçlusudur.
Terör örgütüne
mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve
örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar.
TERÖR SUÇLARI
Madde 3- (Değişik
madde: 29/06/2006-5532 S.K./2. mad)
26/9/2004 tarihli ve
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve
320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar,
terör suçlarıdır.
TERÖR AMACI İLE İŞLENEN SUÇLAR
Madde 4- (Değişik
madde: 29/06/2006-5532 S.K./3. mad)
Aşağıdaki suçlar 1
inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş
bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu
sayılır:
a) Türk Ceza
Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113,
114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185,
188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294,
300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan suçlar.
b) 10/7/1953 tarihli
ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında
Kanunda tanımlanan suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli
ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
ç) 10/7/2003 tarihli
ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını
gerektiren suçlar.
d) Anayasanın 120
nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü
halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.
e) 21/7/1983 tarihli
ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci
maddesinde tanımlanan suç.
CEZALARIN ARTIRILMASI
Madde 5- (Değişik
madde: 29/06/2006-5532 S.K./4. mad)
3 ve 4 üncü
maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin
edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak
hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek
her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak,
müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet, hapis cezasına
hükmolunur.
Suçun, örgütün
faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde
cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada
artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az
olamaz.
(Ek fıkra:22.07.2010
- 6008 S.K./4. mad) Bu madde hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.
TERÖR
ÖRGÜTLERİ
Madde 7- (Değişik
madde: 29/06/2006-5532 S.K./6. mad)
Cebir ve şiddet
kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit
yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç
işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar
Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır.
Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak
cezalandırılır.
Terör örgütünün
propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde,
verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının
suçun işlenişine iştirak etmemiş olan *1* yayın sorumluları hakkında da bin
günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, yayın
sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beşbin gündür. Aşağıdaki fiil
ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:
a) Terör örgütünün
propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin
gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması.
b) Terör örgütünün
üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde, örgüte ait amblem ve
işaretlerin taşınması, slogan atılması veya ses cihazları ile yayın
yapılması ya da terör örgütüne ait amblem ve işaretlerin üzerinde bulunduğu
üniformanın giyilmesi. İkinci fıkrada belirtilen suçların; dernek, vakıf,
siyasî parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına
ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya
öğrenci yurtlarında veya bunların eklentilerinde işlenmesi halinde bu
fıkradaki cezanın iki katı hükmolunur.
HÜKMÜN
AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARI VERİLMEMESİ, SEÇENEK YAPTIRIMLARA
ÇEVİRME VE ERTELEME YASAĞI
Madde 13- (Değişik
madde: 29/06/2006 - 5532 S.K./l0. mad; Değişik madde: 26.02.2008 - 5739
S.K./3. mad)
Bu Kanun kapsamına
giren suçlarla ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine
göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis
cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez. Ancak bu hükümler
(Mülga cümle: 22.07.2010 - 6008 S.K./l0. mad) çocuklar hakkında uygulanmaz.
5271
SAYILI CEZA MUHAKEMESİ KANUNU
Madde 250- (1) Türk
Ceza Kanununda yer alan;
a) (Değişik bend: 26.06.2009
- 5918 S.K./7. mad) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve
uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu veya suçtankaynaklanan mal varlığı değerini aklama
suçu,
b) Haksız ekonomik
çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir
ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,
c) İkinci Kitap
Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar
(305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan
davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek
illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.
(2) Gelen iş durumu
göz önünde bulundurularak birinci fıkrada belirtilen suçlara bakmakla
görevli olmak üzere, aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi
kurulmasına, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunca karar verilir. Bu hâlde, mahkemeler numaralandırılır. Bu
mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu
mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
(3) Birinci fıkrada
belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu
Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi
ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve
sıkıyönetim halinde *2* askerî
mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
(4) (Ek fıkra:
22.07.2010 - 6008 S.K./8. mad) Çocuklar, bu madde hükümleri uyarınca
kurulan mahkemelerde yargılanamazlar ve bu mahkemelere özgü soruşturma ve
kovuşturma hükümleri çocuklar bakımından uygulanmaz.
TERÖRLE
MÜCADELE KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
Kanun No. 6008 Kabul
Tarihi: 22/7/2010
MADDE 3- 2911 sayılı Kanuna 34 üncü maddeden sonra gelmek
üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Çocuklar hakkında
uygulanmayacak hüküm
MADDE 34/A- Bu
Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılarak direnme suçunu
veya katıldıkları toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında propaganda
suçunu işleyen çocuklar hakkında bu suçlara bağlı olarak ayrıca 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü
uygulanmaz.”
MADDE 4- 12/4/1991
tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesine
aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Bu madde hükümleri
çocuklar hakkında uygulanmaz.”
MADDE 8- 5271 sayılı
Kanunun 250 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(4) Çocuklar, bu
madde hükümleri uyarınca kurulan mahkemelerde yargılanamazlar ve bu mahkemelere
özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklar bakımından uygulanmaz.”
MADDE 9- 13/12/2004
tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında
Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle
eklenmiştir.
“Bu fıkra hükümleri
çocuklar hakkında uygulanmaz.”
MADDE 10- A)
Terörle Mücadele
Kanununun;
1) 9 uncu maddesinin
birinci fıkrasının ikinci cümlesi,
2) 13 üncü
maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “onbeş yaşını
tamamlamamış” ibaresi,
B) İnfaz Hâkimliği
Kanununun 2 nci maddesinin üçüncü fıkrası,
yürürlükten
kaldırılmıştır.
ANAYASANIN;
X. KANUN
ÖNÜNDE EŞİTLİK
MADDE 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,
din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir.
(Ek fıkra:
7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu
eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle:
12/9/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine
aykırı olarak yorumlanamaz.
(Ek fıkra:
12/9/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife
şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler
eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye,
aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve
idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorundadırlar. (*)
III.
TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN KÖTÜYE KULLANILAMAMASI
Madde 14- (Değişik madde: 03/10/2001 - 4709 S.K./3. md.)
Anayasada yer alan
hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik
Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan
temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha
geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün
kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı
faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla
düzenlenir.”
Bu durumda;
Eşitlik, biri
mutlak, diğeri nispî olmak üzere iki değişik anlamda anlaşılmaktadır.
1. Mutlak
Eşitlik
Mutlak eşitlikten
kastedilen şey, kanunların herkese eşit olarak uygulanmasıdır. Kişilerin
kişisel ve özel durumlarına bakılmaz.
2. Nispî
Eşitlik
Nispî eşitlikten
kastedilen şey ise, aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme tâbi
tutulmasıdır. Bu şu anlama gelir ki,
farklı durumlarda bulunan kişiler, farklı işlemlere tâbi
tutulabilirler. Diğer bir ifadeyle, nispî eşitlik anlayışına göre, eşit
olmayanlara farklı kuralların uygulanması eşitlik ilkesine aykırı değildir.
Bu ilkeye göre, kişinin hakları ve ödevleri, yetkileri ve sorumlulukları,
durumunu, niteliğine yaptığı işe göre değişebilecektir.
Anayasaya giren
başka bir kavram pozitif ayırımcılık.
POZİTİF AYIRIMCILIK, yalnızca “dezavantajlı”
gruplara mensup bireylere verilen ekstra haklardır. Pozitif ayrımcılık,
dezavantajlı gruplar herkesin rahatça kullanabildiği bazı hakları çeşitli
sebeplerden dolayı kullanamayabileceği için; onlar ancak bazı özel birtakım
haklara sahip olurlarsa çoğunlukla gerçekten eşit olma şansını
yakalayabilecekleri düşüncesiyle yapılır.
POZİTİF
AYRIMCILIK FAZLADAN BİR HAK DEĞİLDİR. SADECE HERKESLE GERÇEKTEN EŞİT
OLUNABİLMESİNİN GARANTİ ALTINAALINMASIDIR.
3713 sayılı Yasa
kapsamında yargılanan yaşı küçük sanık ve yaşı büyük sanık ile ilgili örnek
verecek olursak;
Toplantı ve gösteri
yürüyüşüne aykırı olarak toplantıya katılan, bölücü terör örgütü lehine
propaganda yapan şahıslar ile ilgili olarak
|
Örgüt Üyesi olmayan 18
yaşından büyük (cezalar alt hadden belirlenmiştir)
|
Örgüt Üyesi olmayan 18
yaşından küçük (Cezalar alt hadden belirlenmiştir )
|
|
- 2911 sayılı Kanunun 32.
maddesine
Muhalefetten 6 Ay Hapis
- 3713 sayılı Kanunun 2/2
maddesi gereğince örgüt adına suç işlemesi sebebi ile örgüt gibi
cezalandırılacağı için TCK’nun 314/2. maddesi gereğince 5 Yıl Hapis
Cezası ile Cezalandırılmasına,
- 3713 sayılı Kanunun 5.
maddesi gereğince cezası 1/2 oranında artırılarak 7 Yıl 6 Ay Hapis Cezası
ile Cezalandırılmasına,
|
- 2911 sayılı Kanunun 32.
maddesine
Muhalefetten 6 Ay Hapis
- 3713 sayılı Kanunun 2/2.
maddesi toplantı ve gösteri yürüyüşlerde uygulanamayacağı için TCK’nun
314/2. maddesi gereğince bu kişilere ceza vermek mümkün değildir.
|
Yukarıdaki tablodan
da anlaşılacağı üzere 18 yaşını 1 gün ile ikmal eden şahıs ile bir gün
eksik ile 15-18 yaş grubunda bulunan şahıslara verilen cezalar arasında
büyük orantısızlık mevcuttur. 3713 sayılı Yasanın infaz hükümleri de farklı
olduğundan eşitsizlik yaşı büyükler noktasında üst hadde ulaşmaktadır. Bu
durum hem ceza hukuku hem de infaz hukuku açısından büyük adaletsizlik
oluşturmaktadır.
3713 sayılı Kanunun
13. maddesi hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesi,
seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme yasağı da getirmektedir.
21. Yüzyıla girerken
dünya terör ile tanışmış, dünyanın bir çok ülkesi terör ile mücadele
ederken sağlam, caydırıcı, toplumsal huzur ve barışı en üst seviyede
koruyucu yasal önlemler alma yoluna gitmiştir. Ülkemizde yasa koyucu da
aynı yöntemi izlemiştir. 3713 sayılı Kanunun 1. maddesinde bu husus çok net
olarak açıklanmıştır. 6008 sayılı Yasa, fırsatçı terör örgütüne daha çok
toplumsal olay yaratma bu toplumsal olaylarda çocuk olarak tanımlanan 15-18
yaş grubunu kullanma fırsatı verecektir. Nitekim geldiğimiz noktada
ülkemizin bir çok il ve ilçelerinde taşlı, sopalı, toplumsal olaylarda
artış gözlemlenmiş, yazılı ve görsel basında bu olaylar hemen hemen her gün
gündemde yer almaya başlamıştır. Toplumsal olayların aktörleri de daha çok
6008 sayılı Yasa ile ayrıcalık getirilen şahıslar oluşturmaktadır.
Terör örgütünün
düzenlediği organizasyonlarda yer alan toplantı ve gösteri yürüyüşüne
katılan, toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak polise direnen
Molotofkokteyli atan bölücü lider ve örgüt adına propaganda suçunu işleyen
çocuklar hakkında 3713 sayılı Kanunun 2. maddesinin uygulanmaması terör ile
mücadelede de zafiyet oluşturacaktır. İŞLEDİĞİ
FİİLİN HUKUKÎ ANLAM VE SONUÇLARINI ALGILAMA VE BU FİİL İLE İLGİLİ OLARAK
DAVRANIŞLARINI YÖNLENDİRME YETENEĞİNE SAHİP OLAN BU KİŞİLERİN EYLEMLERİNİN
YAPTIRIMSIZ KALMASI ANAYASANIN 10. MADDESİ İLE TCK’NUN SİSTEMATİĞİNE AÇIKCA
AYKIRIDIR.
Ben terör örgütü
adına suç işlerim, toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılırım, istediğim gibi
kolluk güçlerine direnirim, sloganımı atarım diyen şahsa yasaların hayır
ben seni 3713 sayılı Yasanın 2/2. maddesi gereğince terör suçlusu olarak kabul
etmiyorum deme lüksü yoktur. İsnat yeteneğine etki eden faktörler yukarıda
açıklanmıştır. Yetişkinler ile yaşı küçükler arasında suç işleme konusunda
bir ayrım yapılmamıştır. 15-18 yaş grubunun katıldığı toplantı ve gösteri
yürüyüşüne katılarak direnme suçunu veya katıldıkları toplantı ve
yürüyüşleri sırasında propaganda suçunu işleyen çocukların sanki yasal bir
derneğe üyeymiş gibi tipiklik unsuru düzenlenmiş, 3713 sayılı Yasanın
uygulanmaması hukuka ve Anayasaya uygun değildir. Türk devletinin ve Cumhuriyet’in
varlığını tehlikeye düşürecek her türlü eyleme karşı yasa koyucunun gerekli
önlemleri alması şart ve gereklidir. 3713 sayılı Kanunda bu zorunluluktan
doğmuştur. Getirilen düzenlemenin pozitif ayrımcılık olmadığı yukarıda
açıklanmıştır.
NETİCE-İ TALEP: Yukarıda belirtilen nedenler gereğince 22/07/2010
tarihinde kabul edilen 25/07/2010 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Terör
ile Mücadele Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6008
sayılı Kanunun 3, 4, 8, 9, 10. maddelerinin iptaline karar verilmesini
saygılarımla arz ederim.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- 22.7.2010 günlü, 6008 sayılı Kanun’un 3.
maddesiyle, 6.10.1983 günlü, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Kanunu’na eklenen 34/A maddesi şöyledir:
“Çocuklar
hakkında uygulanmayacak hüküm
MADDE
34/A- (Ek: 22/7/2010 - 6008/3 md.)
Bu
Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılarak direnme suçunu
veya katıldıkları toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında propaganda
suçunu işleyen çocuklar hakkında bu suçlara bağlı olarak ayrıca 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanununun 2 nci maddesinin
ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.”
2- 22.7.2010 günlü, 6008 sayılı Kanun’un 4.
maddesiyle, 12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen
ve itiraz konusu kuralı da içeren 5. maddesi şöyledir:
“Cezaların
artırılması
Madde
5- (Değişik: 29/6/2006-5532/4 md.)
3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları
işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları
veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle
tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için
muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası
yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde
işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse;
sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak
artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz.
(Ek
fıkra: 22/7/2010 - 6008/4 md.) Bu madde hükümleri
çocuklar hakkında uygulanmaz.”
3-
6008 sayılı Kanun’un 8.
maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen
ve itiraz konusu kuralı da içeren 250. maddesi şöyledir:
“Görev
ve yargı çevresinin belirlenmesi
Madde
250- (1) Türk Ceza Kanununda yer
alan;
a) (Değişik: 26/6/2009
- 5918/7 md.) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı
madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan
malvarlığı değerini aklama suçu,
b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak
amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak
işlenen suçlar,
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört,
Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324,
325 ve 332 nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet
Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı
çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde
görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.
(2) Gelen iş durumu göz önünde
bulundurularak birinci fıkrada belirtilen suçlara bakmakla görevli olmak üzere,
aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulmasına, Adalet
Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar
verilir. Bu hâlde, mahkemeler numaralandırılır. Bu mahkemelerin başkan ve
üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde
veya işlerde görevlendirilemez.
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları
işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş
ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile
(…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
(4)
(Ek fıkra: 22/7/2010 - 6008/8 md.) Çocuklar, bu
madde hükümleri uyarınca kurulan mahkemelerde yargılanamazlar ve bu
mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklar bakımından uygulanmaz.”
4-
6008 sayılı Kanun’un 9.
maddesiyle, 13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun’a eklenen ve itiraz konusu kuralı da içeren 107.
maddesi şöyledir:
“Koşullu
salıverilme
Madde
107- (1) Koşullu salıverilmeden
yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak
geçirmesi gerekir.
(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm
edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli
hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz
kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.
(3) Koşullu salıverilme için infaz
kurumunda geçirilmesi gereken süre;
a) Birden fazla ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile
müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzaltı,
b) Birden fazla müebbet hapis cezasına
mahkûmiyet hâlinde otuz,
c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzaltı,
d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli
hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz,
e) Birden fazla süreli hapis cezasına
mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz,
Yıldır.
(4) Suç işlemek için
örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen
suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına
mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet
hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına
mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri
takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ancak, bu süreler;
a) Birden fazla ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile
müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde kırk,
b) Birden fazla müebbet hapis cezasına
mahkûmiyet hâlinde otuzdört,
c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla kırk,
d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli
hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzdört,
e) Birden fazla süreli hapis cezasına
mahkûmiyet hâlinde en fazla otuziki,
Yıldır. (Ek cümle: 22/7/2010 - 6008/9 md.) Bu
fıkra hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.
(5) Koşullu salıverilme süresinin
hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya
kadar infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.
(6) Koşullu salıverilen hükümlünün
tâbi tutulacağı denetim süresi, yukarıdaki fıkralara göre infaz kurumunda
geçirilmesi gereken sürenin yarısı kadardır. Ancak süreli hapislerde hakederek tahliye tarihini geçemez.
(7) Hükümlü, denetim süresinde, infaz
kurumunda öğrendiği meslek veya sanatı icra etmek üzere, bir kamu kurumunda
veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi
altında, ücret karşılığında çalıştırılabilir.
(8) Onsekiz
yaşından küçük olan hükümlüler, denetim süresinde eğitimlerine,
gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir kurumda devam ederler.
(9) Hâkim, denetim süresinde hükümlüye
rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü
alışkanlıklar edinebileceği çevrelerden uzak kalması ve sorumluluk
bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte
bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya yanında çalıştığı kişilerle
görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve
sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor
düzenleyerek hâkime verir.
(10) Hâkim, koşullu salıverilen
hükümlünün kişiliğini ve topluma uyumdaki başarısını göz önünde bulundurarak;
denetim süresinin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmadan veya herhangi
bir yükümlülük belirlemeden geçirilmesine karar verebileceği gibi,
denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını veya belirlenen yükümlülükleri
denetim süresi içinde kaldırabilir.
(11) Bir hükümlünün koşullu
salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan
gerekçeli rapor, hükmü veren mahkemeye; hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa
o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemeye verilir. Mahkeme, bu raporu uygun
bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir.
Mahkeme, raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu
kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir.
(12) Koşullu salıverilen hükümlünün,
denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya
kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta
ısrar etmesi hâlinde koşullu salıverilme kararı geri alınır.
(13) Koşullu salıverilme kararının
geri alınması hâlinde hükümlünün;
a) Sonraki suçu işlediği tarihten
itibaren kalan cezasının aynen,
b) (Değişik: 25/5/2005-5351/8
md.) Yükümlülüklerine aykırı davranması hâlinde, bu yükümlülüklere uymama
tarihi ile hak ederek salıverilme tarihi arasındaki süreyi geçmemek
koşuluyla takdir edilecek bir sürenin,
Ceza infaz kurumunda çektirilmesine
karar verilir. Koşullu salıverilme kararının geri alınmasından sonra aynı
hükmün infazı ile ilgili bir daha koşullu salıverilme kararı verilmez.
(14) Denetim süresi yükümlülüklere
uygun ve iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.
(15) Koşullu salıverilme kararının
geri alınmasına;
a) Hükümlü geri kalan süre içinde
işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilirse, hükmü veren
ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi tarafından,
b) Hükümlünün bağlı tutulduğu
yükümlülükleri yerine getirmemesi hâlinde koşullu salıverilme kararına esas
teşkil eden hükmü veren ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi
veya koşullu salıverilme kararını vermiş olan mahkeme tarafından,
Dosya üzerinden karar verilir. Bu
kararlara karşı itiraz yolu açıktır.
(16) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun
İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” başlıklı
Dördüncü Bölüm, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine
Karşı Suçlar” başlıklı Beşinci Bölüm,
“Milli Savunmaya Karşı Suçlar” başlıklı Altıncı Bölüm altında yer alan
suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, koşullu
salıverilme hükümleri uygulanmaz.”
5-
6008 sayılı Kanun’un 10. maddesi
şöyledir:
“A)
Terörle Mücadele Kanununun;
1)
9 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi,
2)
13 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “onbeş yaşını tamamlamamış” ibaresi,
B)
İnfaz Hâkimliği Kanununun 2 nci maddesinin üçüncü
fıkrası,
yürürlükten kaldırılmıştır.”
B- İlgili Yasa Kuralları
1- 12.4.1991
günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun ilgili görülen 9. ve 13.
maddeleri şöyledir.
“Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi
Madde 9- (Değişik: 29/6/2006-5532/8
md.)
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili davalara, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun
250 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen
ağır ceza mahkemelerinde bakılır. (Mülga ikinci cümle: 22/7/2010
- 6008/10 md.)”
“Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesi, seçenek
yaptırımlara çevirme ve erteleme yasağı
Madde 13- (Değişik: 26/2/2008-5739/3
md.)
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak
Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine göre hükmün açıklanmasının
geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis cezası seçenek
yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez. Ancak bu hükümler (…) çocuklar hakkında
uygulanmaz.”
2- 16.5.2001 günlü, 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun ilgili
görülen 2. maddesi şöyledir:
“İnfaz
hâkimliklerinin kuruluşu
Madde 2- İnfaz hâkimlikleri, Adalet Bakanlığınca Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak, yargı çevresinde ceza
infaz kurumu ve tutukevi bulunan ağır ceza mahkemeleri ile coğrafî durum ve
iş yoğunluğu göz önünde tutularak ilçe asliye ceza mahkemeleri nezdinde
kurulur. İnfaz hâkimliğinin yetki alanı, kurulduğu yer ağır ceza veya
asliye ceza mahkemesinin yargı çevresi ile sınırlıdır.
Gerektiğinde birinci fıkradaki usule göre bir yerde
birden çok infaz hâkimliği kurulabilir. Bu durumda infaz hâkimlikleri
numaralandırılır.
(Mülga üçüncü fıkra: 22/7/2010
- 6008/10 md.)
İnfaz hâkimliklerinde bir yazı işleri müdürü ile
yeteri kadar personel bulunur.”
C- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 10. maddesine
dayanılmış, 2., 141. ve 142. maddeleri ise ilgili
görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh
KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN,
Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,
Celal Mümtaz AKINCI ile Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla 17.3.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında
öncelikle davada uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
Anayasa’nın 152. ve
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 28. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava
sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri
sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırsa bu hükmün iptali
için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidir. Ancak bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için, elinde yöntemince
açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali istenen
kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak yasa kuralları,
davanın değişik evrelerinde, ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki
kurallardır.
İtiraz
yoluna başvuran Mahkeme, 6008 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 2911 sayılı
Kanun’a eklenen 34/A maddesinin, 9. maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un 107.
maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen “Bu fıkra hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.” biçimindeki
cümlesinin ve 10. maddesinin (B) fıkrasının da iptalini istemiştir.
6008 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 2911 sayılı Kanun’a eklenen 34/A
maddesinde, 2911 sayılı Kanun’a aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine
katılarak direnme suçunu veya katıldıkları toplantı ve gösteri yürüyüşleri
sırasında propaganda suçunu işleyen çocuklar hakkında bu suçlara bağlı
olarak ayrıca 3713 sayılı Kanun’un 2. maddesinin ikinci fıkrası hükmünün
uygulanmayacağı kural altına alınmıştır.
5271 sayılı
Kanun’un 225. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, hükmün, ancak iddianamede
unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verileceği
belirtilmiştir. Buna göre iddianame ya da aşamalarda mahkemelerce verilen
görevsizlik kararlarında unsurları gösterilmeyen suça ilişkin fiil hakkında
hüküm kurulamayacaktır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme’de yargılanan suça sürüklenen
çocuklar hakkında düzenlenen iddianamede ve aşamalarda mahkemelerce verilen
görevsizlik kararlarında anılan çocukların 2911 sayılı Kanun’a aykırı
herhangi bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak direnme veya
propaganda suçunu işlediklerine dair bir anlatıma yer verilmediği gibi
anılan Kanun’a muhalefet ettiklerinden bahisle cezalandırılmaları da talep
edilmemiştir. Bu nedenle itiraz
yoluna başvuran Mahkemede yargılanan suça sürüklenen çocuklar hakkında 6008
sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 2911 sayılı Kanun’a eklenen 34/A maddesinin
uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu kural, bakılmakta
olan davada uygulanacak kural değildir.
5275 sayılı Kanun’un “Koşullu
Salıverilme” başlıklı 107. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, suç
işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde, ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanların otuzaltı
yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanların otuz yılını, süreli
hapis cezasına mahkûm edilmiş olanların cezalarının dörtte üçünü infaz
kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilecekleri;
ancak, bu sürelerin birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına
veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına
mahkûmiyet hâlinde kırk, birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde
otuzdört, bir ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla kırk, bir
müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzdört, birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet
hâlinde en fazla otuziki yıl olacağı kural altına
alınmıştır.6008 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle anılan fıkraya
eklenen cümlede ise anılan fıkra hükümlerinin çocuklar hakkında
uygulanmayacağı belirtilmiştir.
5275 sayılı
Kanun’un 107. maddesinde düzenlenen koşullu salıverilme hükümlerinin
uygulanabilmesi için, sanığın hapis cezası almış ve bu cezanın infazına
başlanılmış olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile koşullu salıverilme
hükümleri, alınan cezanın infazı aşamasında uygulanmaktadır. Dolayısıyla
itiraz yoluna başvuran Mahkemede henüz yargılaması devam eden suça
sürüklenen çocuklar hakkında verilmiş ve kesinleşmiş bir hapis cezası söz
konusu olmadığı gibi bu hapis cezasının infazına başlanmasından da söz
edilemez. Bu nedenle 6008 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle, 5275 sayılı
Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrasının sonuna eklenen “Bu fıkra hükümleri çocuklar hakkında
uygulanmaz.” biçimindeki cümle bakılmakta olan davada uygulanacak kural
değildir.
İnfaz Hakimliği Kanunu’nun “İnfaz Hakimliklerinin Kuruluşu” başlıklı 2. maddesinde, infaz
hakimliklerinin, Adalet Bakanlığınca Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun
olumlu görüşü alınarak, yargı çevresinde ceza infaz kurumu ve tutukevi
bulunan ağır ceza mahkemeleri ile coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde
tutularak ilçe asliye ceza mahkemeleri nezdinde kurulacağı; İnfaz
hakimliğinin yetki alanının, kurulduğu yer ağır ceza veya asliye ceza
mahkemesinin yargı çevresi ile sınırlı olacağı belirtilmiştir. 6008 sayılı
Kanun’un 10. maddesinin (B) fıkrası ile 4675 sayılı Kanun’un anılan
maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “İnfaz
hakimlikleri, kuruldukları yer adliye binasında
görev yapar.” kuralı yürürlükten kaldırılmıştır.
İtiraz
yoluna başvuran Mahkeme, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 25. maddesine
göre kurulup faaliyet gösteren özel bir mahkeme olup 4675 sayılı Kanun
kapsamında infaz hakimliği görev ve yetkisi
bulunmamaktadır. Dolayısıyla 6008 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (B)
fıkrası bakılmakta olan davada uygulanacak kural değildir.
Bu nedenlerle;
A- 22.7.2010 günlü, 6008 sayılı Terörle Mücadele
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- 3. maddesiyle, 6.10.1983 günlü, 2911 sayılı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 34. maddesinden sonra gelmek
üzere eklenen 34/A maddesinin,
2-
9. maddesiyle, 13.12.2004 günlü,
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107.
maddesinin (4) numaralı fıkrasının sonuna eklenen “Bu fıkra hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.” biçimindeki
cümlenin,
3- 10. maddesinin (B) fıkrasının,
itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu
davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu madde, fıkra ve cümleye
ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE;
B- 1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp
çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin
çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada
belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından, 22.7.2010 günlü,
6008 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un;
a-4. maddesiyle, 12.4.1991
günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun5. maddesine eklenen “Bu madde hükümleri çocuklar hakkında
uygulanmaz.” biçimindeki fıkranın,
b- 8. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 250. maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın,
c- 10. maddesinin (A) fıkrasının,
esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE;
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen Yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen
Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun’un 4. Maddesiyle, 12.4.1991
Günlü, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. Maddesine Eklenen “Bu madde hükümleri çocuklar hakkında
uygulanmaz.” Biçimindeki Fıkranın İncelenmesi
Başvuru kararında, onsekiz
yaşını bir gün geçen bir kişi ile onsekiz
yaşından bir gün eksik olan kişiye verilecek cezalar arasında büyük bir
orantısızlığın bulunduğu, infaz hükümlerinin de gözetilmesi durumunda ceza
ve infaz hukuku bakımından adaletsiz sonuçlara sebebiyet verildiği, terör
örgütlerine çocukları kullanma fırsatının verildiği, ülkemizde birçok il ve
ilçede toplumsal olayların çoğaldığı, toplumsal olayların aktörlerinin 6008
sayılı Kanun ile ayrıcalık getirilen çocuklar olduğu, bu çocuklar hakkında
itiraz konusu kuralın uygulanması halinde terör ile mücadelede zafiyete
düşüleceği, bu çocukların eylemlerinin yaptırımsız kalacağı, yetişkinler
ile çocuklar arasında suç işleme konusunda bir ayrım yapılmadığı, 3713
sayılı Kanun’un çocuklara uygulanmamasının hukuka ve Anayasa’ya aykırı
olduğu, Türk Devleti’nin ve Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürecek
her türlü eyleme karşı yasa koyucunun gerekli önlemleri almasının şart ve
gerekli olduğu belirtilerek itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 10.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyle
itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, henüz onsekiz
yaşını doldurmamış kişi, çocuk; 5395 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında ise kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği
iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği
fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen kişi, suça
sürüklenen çocuk olarak tanımlanmıştır.
3713 sayılı Kanun’un “Cezaların Artırılması” başlıklı 5. maddesinin birinci
fıkrasında, anılan Kanun’un 3. ve 4. maddelerinde yazılı suçları işleyenler
hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezalarının veya adlî
para cezalarının yarı oranında artırılarak hükmolunacağı, bu suretle tayin
olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen
olan cezanın yukarı sınırının aşılabileceği, müebbet hapis cezası yerine,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunacağı; ikinci fıkrasında
suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili
maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse sadece bu madde hükmüne göre
cezada artırım yapılacağı, yapılacak artırımın cezanın üçte ikisinden az
olamayacağı belirtilmiştir. İtiraz
konusu kuralda ise anılan 5. madde hükümlerinin çocuklar hakkında
uygulanmayacağı kural altına alınmıştır.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar
aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da
öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Çocuk suçluların ya
da diğer bir deyimle suça sürüklenen çocukların, temyiz kabiliyeti, işlenen
suçun sebep ve sonuçlarını değerlendirebilecek akli, ruhi ve fiziki
olgunluğa sahip olma, geçerli hukuki işlem yapabilme, kendini savunma ve
kendini üçüncü kişilere karşı temsil etme bakımından reşit kişilerden
farklı konumda oldukları için, reşit kişilerle farklı ceza ve ceza usul
kurallarına tâbi tutulmalarında Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bir
durum bulunmamaktadır. Nitekim, çağdaş devletlerin ceza hukuku ve ceza usul hukuku
uygulamalarında da reşit olan suçlular ile çocuk suçluların, farklı konumda
oldukları kabul edildiğinden bunlar ceza yargılaması sürecinde soruşturma,
kovuşturma ve infaz aşamalarında farklı kurallara tâbi tutulmuşlardır. Buna
göre terör ve terör amacı ile işlenen suçları işleseler bile farklı konumda
bulunan suça sürüklenen çocuklar bakımından, aynı suçu işleyen reşit
suçlular hakkında uygulanacak artırım maddesinin uygulanmaması eşitlik
ilkesine aykırılık oluşturmaz.
Öte yandan, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve
yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine
geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri
ile Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal,
kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz
önüne alınarak saptanacak ceza
siyasetine göre belirlenir. Yasa koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken
toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza
yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep
olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahiptir.
Kanun’un genel gerekçesinde de belirtildiği üzere
uluslararası mevzuatta, çocuklar hakkında hapis veya para cezası
verilmesinin en son çare olması gerektiği görüşü benimsenmiş ve çocukların
yararının her zaman üstün tutulması ilkesi kabul edilmiştir. Dolayısıyla terör ve terör amacı ile
işlenen suçları işleseler bile farklı konumda bulunan suça sürüklenen
çocuklar bakımından, aynı suçu işleyen reşit suçlular hakkında uygulanacak
artırım maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına karar verme hususu yasa
koyucunun takdir yetkisi içinde olduğu ve yasa koyucunun suça sürüklenen
çocukların üstün yararını gözeterek bu takdir yetkisini kullandığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
B- Kanun’un 8.
Maddesiyle, 4.12.2004 Günlü, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250.
Maddesine Eklenen (4) Numaralı Fıkra İle Kanun’un 10. Maddesinin (A) Fıkrasının
(1) Numaralı Bendinin İncelenmesi
Başvuru kararında, Kanun’un 4.
maddesiyle, 12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5.
maddesine eklenen “Bu madde hükümleri
çocuklar hakkında uygulanmaz.” biçimindeki fıkraya ilişkin gerekçelerle
kuralın, Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi
nedeniyle itiraz konusu kural Anayasa’nın 141. ve 142. maddeleri yönünden
de incelenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un “Görev ve Yargı Çevresinin Belirlenmesi”
başlıklı 250. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nda yer alan hangi suçlardan dolayı açılan kamu davalarının Adalet
Bakanlığı’nın teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı
çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde
görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görüleceği kural altına
alınmıştır. Anılan
maddeye eklenen itiraz konusu (4) numaralı fıkrada ise bu maddeye göre
kurulan ağır ceza mahkemelerinde çocukların yargılanamayacağı ve bu
mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümlerinin çocuklara
uygulanmayacağı belirtilmiştir.
3713 sayılı Kanun’un “Görev ve Yargı Çevresinin Belirlenmesi”
başlıklı 9. maddesinde de 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili
davalara, 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
belirtilen ağır ceza mahkemelerinde bakılacağı kural altına alınmıştır.
İtiraz konusu 6008 sayılı Kanun’un 10.
maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendi ile de anılan 9. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Bu suçlardan dolayı onbeş
yaşın üzerindeki çocuklar hakkında açılan davalar da bu mahkemelerde
görülür.” biçimindeki cümle yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece
itiraz konusu kuralla, suça sürüklenen çocukların anılan ağır ceza mahkemelerinde
yargılanmaları bakımından “onbeş yaşını bitiren-onbeş
yaşını bitirmeyen” şeklindeki ayrım kaldırılmıştır.
Anayasa’nın 142. maddesinde, “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama
usulleri kanunla düzenlenir.”, 141. maddesinin ikinci fıkrasında ise “Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla
özel hükümler konulur.” denilmiştir.
Çağdaş devletlerin ceza hukuku ve ceza
usul hukuku uygulamalarında reşit olan suçlular ile çocuk suçluların,
farklı konumda oldukları kabul edildiğinden bunlar ceza yargılaması
sürecinde soruşturma, kovuşturma ve infaz aşamalarında farklı kurallara
tâbi tutulmuşlardır. Nitekim, uluslararası
belgelerde suça sürüklenen çocukların yetişkinler gibi yargılanmalarının ve
cezalandırılmalarının, çocukları suç ve benzeri risklerden koruyamadığı
gibi daha fazla riske açık hale getirdiği gerçeğinden hareketle, çocuklara
özgü kanun, usul ve makamların oluşturulması gerektiği belirtilmektedir. Ülkemizin de taraf olduğu Çocuk
Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 40. maddesi ile haklarında
ceza kanunlarını ihlâl ettiği ileri sürülen, bunlarla itham edilen ya da
ihlâl ettikleri kabul olunan çocuklar
bakımından, yalnızca onlara uygulanabilir kanunların, usullerin, uygulayacak
makamların ve kuruluşların oluşturulması gerekliliği hususu tüm
taraf devletler için bir yükümlülük haline getirilmiştir.
Çocuk suçluların ya da diğer bir deyimle suça
sürüklenen çocukların, temyiz kabiliyeti, işlenen suçun sebep ve
sonuçlarını değerlendirebilecek akli, ruhi ve fiziki olgunluğa sahip olma,
geçerli hukuki işlem yapabilme, kendini savunma ve kendini üçüncü kişilere
karşı temsil etme bakımından reşit kişilerden farklı konumda oldukları
için, reşit kişilerle farklı ceza ve ceza usul kurallarına tâbi
tutulmalarında Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bir durum bulunmadığı
gibi Anayasa’nın 141. ve 142. maddeleri gözetildiğinde işleyiş ve yargılama
usulü olarak çocukların yargılanmasıyla görevlendirilmiş mahkemeler
açısından, çocukların özel durumları dikkate alınarak kanunla ayrık
hükümler konulması yasa koyucuya görev olarak verilmiştir.
İtiraz konusu kurallar birlikte
değerlendirildiğinde terör ve terör amacı ile
işlenen suçları işleseler bile suça sürüklenen çocukların 5271
sayılı Kanun’un 250. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
belirtilen ağır ceza mahkemelerinde yargılanmalarının ve bu mahkemelere
özgü soruşturma ve kovuşturma hükümlerinin uygulanmasının imkanı kalmamıştır. Dolayısıyla bu çocuklar, 5395 sayılı
Kanun hükümlerine göre özel olarak kurulan
ve faaliyet gösteren, uyguladıkları maddi ve usulî
yasa hükümlerinde çocuğun yüksek yararını gözeten, bozulan kamu düzeninin
sağlanmasından çok çocuğun topluma yeniden kazandırılmasını hedefleyen, bu
nedenle suça sürüklenen çocukların cezalandırılmaları yerine haklarında güvenlik
tedbirlerini uygulayan özel mahkemelerde
yargılanacaklardır. Buna göre suça sürüklenen çocukların
hassasiyetlerinin gözetilerek çocuğun yüksek yararının esas alınması ve bu
amaçla özel olarak kurulan çocuk mahkemelerinde yargılanmalarının sağlanması
Anayasa’nın 141. ve 142. maddelerine uygun bir
düzenleme olduğu gibi Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu
kurallar, Anayasa’nın 10., 141. ve 142.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
C-
Kanun’un 10. Maddesinin (A) Fıkrasının (2) Numaralı Bendinin İncelenmesi
Başvuru kararında, Kanun’un 4. maddesiyle,
12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine
eklenen “Bu madde hükümleri çocuklar
hakkında uygulanmaz.” biçimindeki fıkraya ilişkin gerekçelerle kuralın,
Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi
nedeniyle itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de
incelenmiştir.
3713
sayılı Kanun’un “Hükmün
Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Verilmemesi, Seçenek Yaptırımlara
Çevirme ve Erteleme Yasağı” başlıklı 13. maddesinin birinci cümlesinde,
3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak 5271 sayılı
Kanun’un 231. maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı
verilemeyeceği, verilen hapis cezasının seçenek yaptırımlara
çevrilemeyeceği ve ertelenemeyeceği kural altına alınmıştır. Anılan
maddenin ikinci cümlesinde ise bu hükümlerin çocuklara uygulanmayacağı
belirtilmiştir.
6008 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (A)
fıkrasının itiraz konusu (2) numaralı
bendi ile anılan 13. maddenin ikinci cümlesinde
yer alan “onbeş yaşını tamamlamamış” biçimindeki
ibare yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece itiraz konusu kuralla,
suça sürüklenen çocuklar bakımından “onbeş yaşını bitiren-onbeş yaşını bitirmeyen” şeklindeki
ayrım kaldırılmış, tüm suça sürüklenen çocuklar bakımından terör ve terör amacı ile işlenen suçları işleseler bile
şartlarının bulunması durumunda hükmün açıklanmasının geri
bırakılabilmesi, hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilebilmesi ve
ertelenebilmesi imkanı getirilmiştir.
6008 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle,
12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine
eklenen “Bu madde hükümleri çocuklar
hakkında uygulanmaz.” biçimindeki fıkraya ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle kural,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
VI- SONUÇ
22.7.2010 günlü, 6008 sayılı Terörle Mücadele
Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- 4. maddesiyle, 12.4.1991 günlü, 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine eklenen “Bu madde hükümleri
çocuklar hakkında uygulanmaz.” biçimindeki fıkranın,
2-8.
maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250.
maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın,
3- 10. maddesinin (A) fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
15.3.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|