|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2011/136
Karar Sayısı : 2012/72
Karar Günü : 17.5.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Kestel Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi
Sıfatıyla)
İTİRAZIN KONUSU :22.11.2001
günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında
yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’nın 2.,
10. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Daha önce davalı lehine hükmedilen yoksulluk
nafakasının iptali ile tamamen kaldırılması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralda yer alan “…süresiz
olarak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“Dava dosyamızda, davacı
vekilince tarafların daha önce Bursa 1. Aile Mahkemesi’nin 2007/1093 esas,
2009/224 karar sayılı ve 24.10.2007 tarihli kararı ile boşanmalarına karar
verildiği aynı karar ile 250 TL davalı kadın yararına yoksulluk nafakasına
hükmedildiği, bu kararın esasında bir haksızlık olduğu, davalının kötü
niyetli olduğu evvelinden beri sigortasız olarak çalıştığı ve muhtaç
durumda olmadığı halde lehine yoksulluk nafakasına hükmedildiği, davacının
bunu düzenli olarak ödediği, davacının BAĞKUR emekli maaşı aldığı ve
başkaca geliri olmadığı kendisinin dahi geçim sıkıntısı içinde olduğu
anlatılarak nafakanın kaldırılması talep edilmiştir.
Mahkememizce 17.11.2011 tarihli celsede Türk Medeni
Kanunu’nun 175. maddesinin 1. fıkrasında boşanmada eşler lehine
hükmedilecek yoksulluk nafakasının sürekli olmasını açıklayan ‘süresiz’
ibaresinin Anayasaya aykırılığı düşüncesi ile iptali talebi ile mahkemenize
başvuru yapılmasına karar verilmiştir.
Dava dosyamızda davacı aleyhine daha önce Bursa 1.
Aile Mahkemesi’nce 2007/1093 esas, 2009/224 karar sayılı karar ile bağlanan
nafakanın kaldırılması dava edilmekte olup Türk Medeni Kanunu’nun 175.
maddesinin 2. fıkrası davada uygulanacak kanun hükümlerindendir.
Anayasaya aykırılık düşüncemizi ana hatları ile şu şekilde açıklamak isteriz:
Türk Medeni
Kanunu’nun ‘Yoksulluk nafakası’ başlıklı 175. maddesinin 1. fıkrasında
‘Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla
geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka
isteyebilir.’ denilmekte, 2. fıkrasında ise ‘Nafaka yükümlüsünün kusuru
aranmaz’ denilmektedir.
Kanun maddesinde
nafakaya hangi hallerde hükmedileceği, davacı ve davalının ekonomik
durumlarının ne şekilde dikkate alınacağı, tarafların yaşlarının evli
kaldıkları sürenin çocuklarının olup olmamasının dikkate alınıp alınmayacağı,
hangi koşullarda kaldırılmasının istenebileceği ayrıntılı olarak
açıklanmamış sadece boşanmada kusuru daha ağır olmayan boşanma sebebi ile
yoksulluğa düşecek kişi lehine düşülen bir durum değil de zaten içinde
bulunulan bir hal ise ne olacağı açıklanmış değildir.
Bu maddeye istinaden
oluşan genel Yargı içtihatlarına göre boşanan taraflardan kusurlu görülen
kişinin çeşitli sebeplerle genellikle erkeğin aleyhine ekonomik olarak iyi
bir durumda olup olmadığına bakılmaksızın eğer çalışmayacak şekilde özürlü
değil ise ekonomik durumu iyi olmasa örneğin kişinin sürekli bir iş veya
geliri olmasa kendisi dışındaki sebeplerle çalışamasa dahi sürekli olan
nafakaya hükmedilmektedir.
Bu yoksulluk
nafakasına hükmedebilmek için tarafların evli kaldığı sürenin, tarafların
çocuklarının olup olmamasının, nafaka alacaklısının çalışmaya engel bir
özrünün olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Lehine nafaka
hükmedilecek kişinin erkek veya kadın olması konusunda bir ayrım yok ise de
uygulamada bu nafaka genellikle kadınlar lehine hükmedilmektedir. Biz
yaklaşık 11 yıllık hakimliğimizde erkek lehine nafaka hükmedilen bir dava
ile karşılaşmadık.
Bu yoksulluk
nafakasının sürekli şekilde ömür boyu sürecek şekilde olması pek çok halde
katı yargı içtihatlarının da tesiri ile halde adalet hissi ile
bağdaşmayacak sonuçlar doğurmaktadır.
Öncelikle
söylemeliyiz ki genellikle boşanmaya sebep olaylarda pek çok halde iki
tarafında direkt veya dolaylı olarak kusurlu hareketleri olduğu halde
mesela bazen isbat güçlüğü, aile içi sorunların tam olarak anlatılmak
istenmemesi, mahremiyet düşüncesi, hakimin düşünce yapısı hayata bakış
açısı gibi pek çok sebeplerle taraflardan biri gerçekte olduğundan farklı
olarak kusurlu, kusursuz az veya daha çok kusurlu kabul edilebilmektedir.
Ayrıca boşanmaya sebep olaylardaki kusur pek çok halde görece ve
sübjektiftir. Bu durumda kusurun daha ağır olduğu kabul edilen kişinin
kusuru olsa bile daha az kabul edilen diğerine sürekli nafaka yükümlüğü
altına sokulmasının çok sağlam ve her halde geçerli gerekçeleri
olmayacaktır.
Bu nafakanın sürekli
olması yükümlü kişi için ömür boyu sürecek bir mali yükümlülük altına sokmakta,
boşanmakla ortak hayatları biten kişileri birbirlerine sürekli olarak
bağımlı kılmaktadır. Evlilik iki insan arasında sözleşme ile bir
birliktelik kurmakta ve kan gibi doğal olamayan bir akrabalık tesis
etmektedir. Boşanma ile bu birliktelik sona ermesine rağmen ömür boyu
sürecek bir yükümlülük ile kişiler birbirlerine bağımlı kılınmaktadır.
Pek çok halde
yoksulluk nafakası borçluları boşanmasa idi evlilik içinde olduğundan daha
fazla ağır bir yük altına girmektedirler.
Yoksulluk nafakasının
sürekli olmasının dürüstçe olamayan evlilik taleplerini teşvik edici, yine
boşanan kişilerin yeniden evlenmesini engelleyici mahiyette olduğu çok
açıktır.
Bazen boşanmak hem
taraflar hem korunmaya muhtaç çocuklar ve toplumsal açıdan evliliğin sürmesinden
daha uygundur. Esasında taraflar ve toplumsal açıdan boşanmanın daha uygun
olduğu pek çok halde bu yükümlülük yani ömür boyu sürecek nafaka
yükümlülüğü korkusu ile boşanmak yerine sorunlu olan evliliği sürdürmeye
buna katlanmaya zorlamaktadır. Bunun aile içi huzursuzluk ve şiddete de bir
şekilde etkisinin olabileceği rahatlıkla söylenebilir.
Sürekli mahiyetteki
yoksulluk nafakasının pek çok sosyal yardımın da etkisi ile kişileri
çalışmamaya teşvik edici bir etkisi de bulunmaktadır.
Nafakanın yükümlüleri üzerindeki olumsuz etkisi
sadece sosyal ve ekonomik değildir, özgürlüğü kısıtlayıcı sonucu da
bulunmaktadır. İcra ve İflas
Kanunu’nun ‘Nafakaya İlişkin Kararlara Uymayanların Cezası’ başlıklı 344.
maddesinin 1. fıkrasında ‘Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine
getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik
hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği
yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir’ denilmekte olup, bu hükme göre
nafaka ödemeyen yükümlüler hapis cezası ile cezalandırılmakta, kişilerin
nafaka borçlarını pek çok durumda yakınları ödemektedir.
Nafakanın hakimce
kusuru daha az olmayan tarafa aleyhine ve kişinin mali gücüne göre
kararlaştırıldığı, bunun daha sonra bunun kaldırılabileceği veya
değiştirilebileceği, mahsurların kanundan çok uygulayıcılardan kaynaklandığı
düşüncesi açıkladığımız sakıncaları bertaraf etmemektedir.
Anayasamızın
devletin temel niteliklerini belirleyen 2. maddesinde devletimizin insan
haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğu açıklanmaktadır. Devletimiz
insan haklarına riayet etmek konusunda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine de
taraf olmuştur. Taraf olunan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesindeki haklara
uygun düzenlemeler yapmak hem bu sözleşmeye taraf olmanın bir gereği, hem
de Anayasamızın 2. maddesinin bir gereğidir.
Bir kişinin sürekli
olarak kan bağı ile akraba olmadığı boşandığı eşine sürekli yani ömür boyu
nafaka bağlanmasının insan haklarına aykırı olduğunu bunu hüküm altına alan
Türk Medeni Kanununun 175. maddesinin 2. fıkrasının Anayasamızın devletin
niteliklerini açıklayan ve devletimizin insan haklarına saygılı bir devlet
olduğunu 2. maddesine aykırı olduğunu düşünmekteyiz.
Yine bağlanacak
nafakanın açıkça hangi hallerde hükmedileceğini hangikoşullarda kaldırılmasının
istenebileceğini açıklamaması sebebi, davacı ve davalının ekonomik
durumlarının ne şekilde dikkate alınacağı gibi hususları açıklaması sebebi
ile Anayasamızın devletin niteliklerini açıklayan ve devletimizin soysal
bir hukuk devleti olduğunu açıklayan 2. maddesine aykırı olduğunu
düşünmekteyiz.
Yine bir kişinin
diğer boşandığı eşine böylece diğer bir kişiye sürekli nafaka yükümlüğü
altına sokulmasının herkesin bir ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit
olduğunu açıklayan Anayasamızın 10. maddesine de aykırı olduğunu
düşünmekteyiz.
Yine aynı hüküm
nafaka yükümlülerinin yeniden aile hayatı kurmasını engelleyici mahiyette
olduğundan ailenin Türk toplumunun temeli olup eşler arasında eşitliğe
dayandığını devletin ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve
çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını
sağlamak için gerekli tedbirleri alacağına dair 41. maddesi ile çelişen
sonuçlar doğuracağını düşünmekteyiz.
Özet olarak
açıkladığımız düşüncemiz dikkate alınarak Anayasamızın 152. maddesi
gereğince inceleme yapılarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175.
maddesinin nafaka yükümlüğünün hangi hallerde ve ne şekilde hükmedileceğini
hangi hallerde kaldırılmasının istenebileceğini, tarafların özürlerinin
mali güçlerinin yaşlarının evlilik süresinin etkisinin ne olacağını
ayrıntılı olarak düzenlememesi sebebi ile öncelikle tümden, bunun kabul
edilmemesi halinde nafakanın sürekli olarak hükmedileceğini öngören
‘süresiz olarak’ ibaresinin iptaline karar verilmesini talep ederiz.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun itiraz konusu ibareyi de içeren ‘Yoksulluk Nafakası’ başlıklı
175. maddesi şöyledir:
“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru
daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10. ve 41. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Serruh KALELİ,
Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN’ın
katılımlarıyla 12.1.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından, 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…”
ibaresinin esasının incelenmesine, oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu
“…süresiz olarak…” ibaresi nedeni ile boşanma neticesinde eşlerden birinin
diğeri lehine ömür boyu sürecek bir mali yükümlülük altına girdiği,
nafakaya hangi hallerde hükmedileceğinin, hangi hallerde kaldırılacağının
ve tarafların ekonomik koşullarının ne şekilde dikkate alınacağının yasada
açıkça belirtilmemiş olduğu, yoksulluk nafakasının boşanan eşlerin yeniden
evlenmelerini engelleyici niteliği bulunduğu belirtilerek, kuralın, Anayasa’nın
2., 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
“sosyal hukuk devleti”, vatandaşlarına asgari bir yaşama düzeyi sağlamayı
kendisine görev bilen ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif
müdahalesini meşru ve gerekli gören bir anlayışı ifade eder. Vatandaşların
sosyal durumlarıyla ilgilenen sosyal hukuk devleti, “insan onuru”nun korunmasını amaçlar ve bunun için sosyal
adaleti sağlamaya çalışır. Sosyal hukuk devleti,
kişi ve toplum yararı arasında denge kuran,
toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler
karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan ve toplumsal
dengeleri gözeten devlettir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175.
maddesine göre yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için boşanmaya
hükmedilmiş olması, nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa
düşmüş ya da düşecek olması, diğer eşle eşit kusurlu veya diğer eşe nazaran
daha az kusurlu veya boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusursuz olması
ve nafaka talep edilen eşin nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması
gerekir. Nafaka
yükümlüsünün kusuru aranmaz.
Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek
eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer eşten mali gücü
oranında ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 176. maddesinde sayılan
yoksulluk nafakasının kaldırılmasına ilişkin şartlar gerçekleşmediği
müddetçe,herhangi bir süre sınırı
olmaksızın nafaka isteyebilecektir.
176. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, yoksulluk
nafakası, nafaka alacaklısının evlenmesi ya da taraflardan birisinin ölümü
halinde kendiliğinden, alacaklının evlenmeden fiilen evli gibi yaşaması,
yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi, nafaka
yükümlüsünün ödeme gücünün tamamen yitirilmesi
durumlarında ise mahkeme kararıyla ortadan kalkmaktadır.
İtiraz konusu “süresiz olarak” ibaresi, nafaka
alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına
gelmemektedir. Kanun koyucunun 4721 sayılı Türk
Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde “süresiz olarak” ibaresine yer
vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin
diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden
desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin
karşılanmasıdır.
Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan
dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden
sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde,
ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır. Yoksulluk
nafakasının amacı nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk
nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam
gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına
hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa
düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka
ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir.
İtiraz konusu kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa
düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir
süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlenmiş olup bu
yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu
kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 10. ve 41. maddesi
ile ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Hicabi DURSUN’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 17.5.2012 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Zühtü ARSLAN
|
|
|
|
|
|
KARŞI OY YAZISI
İtirazen iptal başvurusunda bulunan mahkeme,
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun yoksulluk nafakası ile ilgili 175.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin
Anayasa’nın 2., 10. ve.41. maddelerine aykırılığı
savıyla iptalini istemiştir.
Nafaka sözlük anlamı
itibarıyla zorunlu ihtiyaç ve maişet için sarfolunacak para ve azık
demektir. Başka bir ifade ile nafaka, yasaların belirlediği durumlarda
genelde zaruret içinde bulunan kimse yada kimselere kanunda belirtilen yükümlüler
tarafından verilmesi gerekli yardımlardır. Mevzuatımızda nafaka, bakım
nafakası ve yardım nafakası olarak ikiye ayrılmaktadır. Yardım nafakası,
herkesin yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üst soyu ve
altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermesi şeklinde düzenlenmişken; bakım
nafakası, doğum, evlenme ve boşanma gibi olgularla ilgili nafaka
yükümlülüklerini ihtiva etmektedir. Bakım nafakası; tedbir nafakası,
yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üç alt başlıkta ele
alınmaktadır.
Türk Medenî Kanunu’nda yardım nafakası için herhangi bir süre şartı
öngörülmemişken, bakım nafakasının bir türü olan yoksulluk nafakasının
kanunda belirlenen şartlar dâhilinde süresiz talep edilebileceğinin
öngörülmesi Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti”
ilkesine aykırıdır.
Hukuk, hakkaniyet ve nesafete
dayanır fakat hakkaniyet ve nesafet bir romantizm
veya hissi bir insanlık duygusu değildir. Aristo’ya
göre hakkaniyet doğru ve haklı görünen şeydir. Hakkaniyet ve nesafet ahlaki, sosyal ve siyasî gerçek karşısında bir
değer hükmünü gerektirir ve bu itibarla da toplumsal ilerleme ve istikrar
vasıtasıdır. Hakkaniyet Medeni Kanun ve
Borçlar Kanununun çeşitli maddelerinde rastlanan bir kavramdır.
Anayasa Mahkemesi pek çok kararında
hakkaniyet ilkesini ölçü olarak kullanmıştır. Anayasa
Mahkemesi, Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında
sayılan “hukuk devleti”nin, insan haklarına
dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, konulan kurallarda adalet ve
hakkaniyet ölçülerini göz önünde
tutan, hakların elde edilmesini kolaylaştıran ve hak arama özgürlüğünün
önündeki engelleri kaldıran devlet olduğunu pek çok kararında yinelemiştir.
Yasaların hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti
olmanın bir gereğidir. Yasa koyucu hukuki
düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde
adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak
kullanmalıdır.
Evlilik hukuku ve daha da genişi olan aile hukuku,
diğer hukuk kurallarından büyük çapta bağımsız bir alanı düzenlemeye
yönelik kurallar içermektedir. Yoksulluk
nafakasını düzenleyen 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesi evliliğin süresi, nafaka
alacak eşin yaşı, çalışma gücünün niteliği gibi özel şartlar aramamıştır. İnsanların boşanarak aralarındaki hukuki ilişkiyi
bitirmiş olmalarına rağmen evlilik birliğinde var olan sorumluluklarının
ömür boyu devam etmesi, hem insaflı değil, hem de hakkaniyete aykırıdır.
Boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli koşullar
altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca, sanki
mülkiyet hakkıymış gibi sürekli olması, hak düşürücü süre ve zaman aşımı
kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde adalet duygusunu
zedelemektedir.
Yoksulluk nafakasının süresiz olması,
ileride nafakanın artırılması, nafakanın azaltılması veya nafakanın kaldırılması
davalarının açılmasına neden olacaktır. Bu durumda nafaka yükümlüsü eski
eşin nafaka alan tarafın kanunda yazılı şartları taşıyıp taşımadığını
kontrol amacıyla, onun özel hayatına müdahale anlamına gelebilecek
davranışlara ve onun üzerinde psikolojik baskı kurmasına neden
olabilecektir. Yoksulluk nafakasının süresiz olması bu nafakayı alan
tarafın, karşı tarafı ömür boyu cezalandırmak amacıyla gelir getirici bir
işte çalışmama ve evlilik ekti yapmadan birlikte yaşama gibi davranışlara
itebilecektir. Bu haller yoksulluk nafakasının süresiz de olsa bir ceza
olmadığını savunan görüşleri haksız çıkarmaktadır. Tarihin hiçbir
döneminde, hiçbir hukuk sistemi boşanan eşlerden biri yoksulluğa düşecek
diye diğeri için ömür boyu sürebilecek yoksulluk nafakası yükümlülüğü
öngörmemiştir. Dolayısı ile yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasının
nedeni ahlaki ve sosyal gerekçelerle açıklanamaz.
Öte
yandan, yoksulluk olgusunun sebebi, sadece, eşinden boşanan tarafın
davranışları ve boşanmanın kendisi değildir. Bazı insanların, kendi özellikleri, doğal koşullar veya savaş gibi
insan eliyle yaratılan sorunlar nedeniyle, geçimlerini sağlamakta, hatta
karınlarını doyurmakta güçlük çekmeleriyle ilgili bir olgu olarak
yoksulluğa tarihin her döneminde, her toplumda rastlanabilmektedir.
Yoksulluk, günümüzde birtakım makro ve mikro faktörlerin etkisiyle ortaya
çıkan sosyal bir olgu haline gelmiştir. Makro
faktörlerin başında; küreselleşme, işsizlik, küresel sermaye, ekonomik
krizler ve göç gibi unsurlar gelmektedir. Eğitimsizlik, kapasite
yoksunluğu, yoksulluk kültürü ve bireysel özellikler gibi unsurlar ise
mikro faktörler arasında yer almaktadır.
Artık küresel bir
sorun halini alan yoksulluk, beraberinde çeşitli sosyal problemler de
getirmekte ve birtakım olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. Yoksulluk, genel
olarak, sosyal dışlanma, şiddet ve suç, gecekondulaşma ve gettolaşma, marjinalleşme, konut ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı
gibi sorunlara yol açmaktadır. Yoksulluk ayrıca, aile parçalanmaları,
boşanma ve depresyon gibi problemler doğurmaktadır.
Bu yapısal durumun değişmesi, kamu yetkilileri
tarafından bazı önlemler alınmasını ve bazı harcamalar yapılmasını, aynı
biçimde, sosyal politika alanında işlev gören bir dizi kurumun varlığını
gerektirmektedir. Avrupa Konseyi’nin 1961’de ortaya koyduğu, 1996’da da
revize edilerek geliştirilen Avrupa Sosyal Şartı’na yansıdığı biçimiyle hak
vurgusu, sadece çalışanların sosyal güvenlik, örgütlenme ve çalışma
hayatını etkileyen kararlara katılma haklarını değil, bunların ötesinde,
daha genel anlamda vatandaşlık haklarını da kapsamaktadır. Bu bağlamda
Avrupa Sosyal Şartı’nın bütün vatandaşların yoksulluk ve sosyal dışlanmaya
karşı korunma hakkına sahip olduklarını belirten 30. maddesi, bu hakkın
hayata geçirilmesi için kullanılan önemli bir önlem olarak asgari gelir
desteği uygulamasını gündeme getirmektedir. Bunun yanı sıra, istihdama
yönelik politikaların, toplumsal cinsiyetle ilgili ayırımcılığı önleme
politikalarının, azınlıkların veya göçmen işçilerin sorunlarına yönelik
çözümler geliştirme, özürlüler gibi özel ihtiyaçları olanlara yönelik önlem
alma, evsizlik veya düşük standartta konut sorunlarını oradan kaldırma
çabalarının, sosyal hak ve siyasi sorumluluk temelli yaklaşımların
geliştirilmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk
devleti” vatandaşlarına asgari geçim düzeyi sağlamayı kendisine görev bilen
ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesini meşru ve
gerekli gören bir anlayışı ifade eder. Vatandaşların sosyal durumlarıyla
ilgilenen sosyal hukuk devleti, insan onurunun korunmasını amaçlar ve bunun
için sosyal adaleti ve refahı sağlamaya çalışır. Anayasa Mahkemesi’nin pek
çok kararında vurguladığı gibi, sosyal devlet, sosyal adaletin, refahın ve
güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir.
Kültürümüzden kaynaklanan yardımsever
eğilimlerinin, aile dayanışmasının, hayır kurumları ve vakıflar gibi
geleneksel kurumların yoksullukla mücadele bağlamındaki faaliyetleri sık sık övgüyle anılmaktadır. Ancak, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan ve Devletin aktif
olarak mücadele etmesi gereken yoksulluğun sorumluluğunun, boşanan
taraflardan birisinin üzerine ömür boyu yüklenmesi, kanımca, sosyal devlet
ilkesine, hakkaniyete ve mantığa da uygun bir çözüm değildir.
Açıkladığım nedenlerle; itiraz istemine
konu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir. Bu
nedenle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Üye
Hicabi DURSUN
|