|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2011/46
Karar Sayısı : 2011/145
Karar Günü : 27.10.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Narman İcra Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :1- 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların
Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun’un 17. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin “7/11/1996 tarihli ve 4207
sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında
Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 30/3/2005 tarihli ve 5326
sayılı Kabahatler Kanununun 39 uncu maddesine
göre verilen idari para cezaları hariç olmak üzere…”bölümünün,
2- 31.3.2011 günlü, 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması
Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6. maddesiyle
9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesine eklenen
fıkrada yer alan “…bu Kanunda
öngörülen…”ibaresinin,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı
savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
4207 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendine göre tütün mamullerinin tüketilmesinden dolayı 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 39. maddesine istinaden verilen idari para cezasının,
13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen af kapsamı dışında
bırakılmasını ve 6217 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 9.6.1932 günlü, 2004
sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesine eklenen fıkrada yer alan “…bu Kanunda öngörülen…” ibaresini
Anayasa’ya aykırı bulan mahkeme iptal istemiyle başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“ I. İşin Mahiyeti ve Yeniden Değerlendirme
Nedenleri: Öncelikle eldeki
işin niteliğinin irdelenmesi gerekmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
7/2. maddesinde, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile
sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine
olan kanun uygulanır ve infaz olunacağı düzenlenmiştir. Somut olayda,
Narman Malmüdürlüğünce 69,00 TL. idari para cezasının 6183 sayılı
A.A.T.U.H.K. hükümleri uyarınca tahsili için 09.06.2010 tarihinde borçluya
ödeme emri tebliğ edildiği, ancak adı geçen borçlunun süresi içinde borcunu
ödemediği gibi mal beyanında da bulunmadığı anlaşılmakla şikayet üzerine
mahkememizin 09.07.2010 tarihli ve 2010/94 D.İş sayılı kararı ile borçlunun
6183 sayılı A.A.T.U.H.K.’nun 60. maddesine göre mal beyanında bulununcaya
değin ve üç ayı geçmemek üzere hapsen tazyikine karar verilmiş, ancak hüküm
tarihinden sonra 25/02/2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
giren 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 17. maddesinin
birinci fıkrası ile, 7/11/1996 tarihli ve 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin
Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin
birinci fıkrası ile 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 39. maddesi uyarınca
verilen idari para cezaları hariç olmak üzere miktarı 120,00 TL.’den az
olan idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilmiş, yine 14/04/2011
tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı
Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 6. maddesi ile de, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre
verilen nafaka alacakları hariç olmak üzere alacak miktarı Asgari Ücret
Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari
ücret tutarının altında kalan takiplerde 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanununda öngörülen disiplin ve tazyik hapsi uygulanmayacağı
belirtilmiştir. Dolayısıyla, mahkememizce borçlu Ahmet Mete hakkında daha
önce verilen 6183 sayılı anılan Kanuna göre mal beyanında bulunmama
eyleminden ötürü hapsen tazyikine ilişkin hükümden sonra yukarıda anılan
yasa maddeleri ile hukuksal durumunda bir değişiklik olup olmadığının 5237
sayılı T.C.K.’nun 7/2.maddesine
göre değerlendirilmesi zorunlu görülmüştür.
II. Usul Yönünden: Yukarıda da zikredildiği üzere, 2709 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. maddesinde, “Bir davaya bakmakta
olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri
sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa
Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır...”
hükmü yer almakta olup; benzer şekilde 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinde, “Bir davaya bakmakta
olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde
kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin
ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa”
şeklindeki bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu sebeple; her ne kadar işbu
başvuruya konu iptali istenen hükümler teknik anlamda bir “dava”da uygulanacak
maddeler olmasa da; işin mahiyeti gereği hukuki bir talep karşısında hukuki
bir “karar”da uygulanacak olan bir yasa maddesidir. İşin niteliği dikkate
alındığında böylesi talepler böylesi bir hukuki işleme (Değişik iş esas
kaydına) konu olabilecektir. Bu bakımdan; talebi olumlu ya da olumsuz
şekilde sonuçlandırmanın mahkememize ait bir görev oluşu, böylesi
taleplerin hukuken bu şekilde ele alınmasının zorunlu oluşu, Anayasa’ya
aykırı olduğuna inanılan bir yasa maddesini bir hakimin bu teknik ayrıntı
nedeniyle uygulamak zorunda bırakılamayacağı gibi hususlar nazara alınarak;
işbu başvurunun geniş anlamda yorumlanabilecek bir “dava” gibi yorumlanarak
talebin esastan değerlendirilmesi Yüksek Mahkemenizden arz ve talep olunur.
Ayrıca, işin mahiyeti itibariyle sonucunda borçluya
hürriyetini yoksun kılacak şekilde hapsen tazyikine karar verilmesi söz
konusu olduğundan ve esasın usûle feda edilemeyeceği kuralı da dikkate
alındığında, hakimin ortada sırf teknik anlamda bir “dava” olmadığı için
Anayasa’ya aykırı olduğuna inandığı bir yasa maddesini uygulamak zorunda
bırakılması halinde kişinin hürriyetini haksız yere yoksun bırakılmasına
yol açılacağı da değerlendirilerek, işin geniş anlamda bir dava olduğu
gözetilmek suretiyle mahkememizce ciddi görülen Anayasa’ya aykırılık
iddiasının esastan incelenmesi yerinde olacaktır.
Nitekim
Anayasa Mahkemesinin 22.02.2006 tarihli ve 2003/29-2006/24 esas ve karar
sayılı kararı ile, Hamur Sulh Ceza Mahkemesinin bir değişik iş
dosyasındaki başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesince; ilk inceleme
toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından bahisle işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
III. Esas Yönünden:
1- 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 17. Maddesi
Yönünden:
Öncelikle belirtmek gerekir ki, somut olayda mal
beyanında bulunmama eylemine konu idari para cezası 69,00 TL. olup, bu
tutarın anılan maddenin birinci fıkrasındaki tahsilinden vazgeçilen 120,00
TL.’nin altında olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca, söz konusu idari para cezasının
tütün mamüllerinin tüketilmesi kabahati nedeniyle verildiği
anlaşılmaktadır. Anılan maddenin birinci fıkrasında, 120,00.-TL.’nin
altında olan idari para cezalarının tahsilinden vazgeçildiği belirtilmiş,
ancak 7/11/1996 tarihli ve 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının
Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası
ile 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 39 uncu maddesine göre verilen idari
para cezaları istisna tutulmuştur. Dolayısıyla, eğer tütün mamüllerinin
belirli mahallerde tüketilmesi kabahatine ilişkin idari para cezaları
istisna tutulmasaydı, işbu davaya konu eylem yönünden de eylemin kaynağı
olan borcun tahsilinden vazgeçilmesi nedeniyle ceza verilmesine yer
olmadığına karar verileceğinden, işbu maddenin somut olayda uygulanması söz
konusudur.
Bilindiği üzere, kabahatler ve idari yaptırımları,
genel esasları itibariyle 5326 sayılı Kabahatler Kanununda düzenlenmiş
olup, bu Kanunda Ve çeşitli özel Kanunlarda kabahat teşkil eden eylemler ve
idari yaptırımları ayrıca belirtilmiştir. 5326 sayılı Kabahatler Kanununun
2. maddesinde; kabahat,
“kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık
anlaşılır.” şeklinde tanımlanmış, anılan Kanunda, emre aykırı
davranış, dilencilik, kumar, sarhoşluk, gürültü, rahatsız etme, işgal,
tütün mamüllerinin tüketilmesi, kimliği bildirmeme, çevreyi kirletme, afiş
asma gibi eylemler kabahat olarak düzenlenmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere,
Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen “yasa önünde eşitlik ilkesi”, hukuksal
durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil,
hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda
bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu
ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Diğer
yandan, eşitlik temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurmak, hukuk
devletinin en önemli işlevlerinden biri olduğundan hukuksal eşitlik
sağlanmadan hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmeyeceği açıktır.
Yasakoyucu, kuşkusuz, Anayasa’nın ve ceza hukukunun
temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla cezalandırmada güdülen amacı da
gözeterek hangi eylemlerin suç veya kabahat sayılacağını ve bunlara
verilecek cezanın türü ve miktarı ile artırım ve indirim nedenlerini
saptayabileceği gibi verilen idari para cezalarının tahsilinden
vazgeçilmesini de öngörebilir. Ancak böyle bir düzenleme yapılması durumunda,
eşitlik ilkesi, bundan aynı durumda bulunan herkesin eşit olarak
yararlandırılmasını gerektirir.
Somut davada yeniden değerlendirmeye konu olaya
uygulanacak kanun maddesi olan 6111 sayılı anılan Kanunun 17. maddesi ile
hemen tüm idari para cezaları yönünden, üstelik daha ağır idari yaptırımı
gerektiren kabahatlar yönünden dahi, tahsilinden vazgeçilmesi sağlanmış,
yalnızca tütün mamüllerinin tüketilmesine ilişkin kabahat yönünden verilen
idari para cezaları kapsam dışı bırakılmıştır. Bu itibarla, benzer nitelikteki
hatta daha hafif idari yaptırımı gerektiren kabahati işleyenler için farklı
uygulama öngören bu düzenlemenin haklı bir nedeni bulunmadığı açıktır.
Diğer yandan, adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
sürdürmekle yükümlü olan hukuk devletinde, yalnız kabahat ve cezaların
saptanmasında adil ölçülerin gözetilmesiyle yetinilemez; bunların
kaldırılması, değiştirilme ya da kimi olanakların tanınmasını söz konusu
olduğunda da aynı ölçülerin esas alınması zorunludur. Dava konusu
düzenlemeyle daha fazla idari yaptırımı gerektiren kabahati tahsilinden
vazgeçme kapsamına alıp, hafif olanında bu olanakları yararlandırmamanın
adil olduğu ileri sürülemez. Bu nedenlerle, 25/02/2011 tarihli Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden
Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve
Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun 17. maddesinin birinci fıkrasındaki,
“7/11/1996 tarihli ve 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi
ve Kontrolü Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile
30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 39 uncu maddesine
göre verilen idari para cezaları hariç olmak üzere,” ibarelerinin Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
olduğu kanaatine varılmıştı
2- 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin
Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 6. Maddesi Yönünden:
Anılan madde ile, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 354. maddesine yeni
bir fıkra eklenerek, nafaka alacakları istisna tutulmak suretiyle alacak
miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık
en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde bu Kanunda
öngörülen disiplin ve tazyik hapsi uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Somut
olayda, idari para cezasının miktarının 69,00 TL. Olduğu, 2011 yılı için
öngörülen aylık brüt asgari ücret tutarının 697,50 TL. olduğu, dolayısıyla
söz konusu idari para cezasının 2004 sayılı İ.İ.K.’nun 354. maddesine eklenen
fıkrada belirtilen tutarın altında olduğu, dolayısıyla eğer 6183 sayılı
Kanun kapsam dışında bırakılmamış olsaydı anılan hükmün somut olaya
uygulanması ihtimali bulunduğu açıktır.
İcra ve İflas Kanununda disiplin ve tazyik hapsini
gerektiren eylemler, anılan Kanunun 331. ve devamı maddelerinde, ödeme
şartını ihlal (madde 340), nafaka yükümlülüğüne uymama (madde 344), çocuk
teslimi emrine muhalefet (madde 341) v.b. şeklinde belirtilmiş, aynı
Kanunun 76. maddesinde de, “Mal beyanında bulunmıyan borçlu, alacaklının
talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar icra mahkemesi hakimi tarafından
bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunur. Ancak bu hapis üç ayı
geçemez.” şeklinde İ.İ.K. hükümlerine tabi borçlar yönünden
mal beyanında bulunmama eyleminin hapsen tazyik ile cezalandırılacağı hükme
bağlanmıştır. Öte yandan, 6183 sayılı A.A.T.U.H.K.’nun 60. maddesinde ise,
bu Kanun hükümlerine tabi borçlar yönünden eylemin hapsen tazyiki
gerektirdiği düzenlenmiştir.
6217 sayılı anılan Kanunun 6. maddesi ile 2004 sayılı
İ.İ.K.’nun 354. maddesine eklenen fıkra ile, “Bu Kanunda öngörülen” denilmek
suretiyle yalnızca İ.İ.K.’ndaki borçlar yönünden belirli bir tutarın
altındaki alacaklar bakımından tazyik hapsi uygulanmayacağı belirtilmekle,
6183 sayılı A.A.T.U.H.K. hükümleri kapsamındaki alacaklar kapsam dışında
bırakılmıştır. Diğer bir anlatımla, 2004 sayılı İ.İ.K. hükümleri
kapsamındaki alacaklar bakımından anılan Kanunun 354. maddesine 6217 sayılı
Kanunun 6. maddesi ile eklenen fıkra uyarınca brüt asgari ücretin altında
olmak kaydıyla bu Kanundaki (2004 sayılı İ.İ.K.’daki) eylemler bakımından
tazyik hapsi verilmeyeceği belirtilmiş, ancak 6183 sayılı A.A.T.U.H.K.
hükümlerindeki hapsen tazyiki gerektiren eylem kapsama dahil edilmemiştir.
Böylelikle, 2004 sayılı İ.İ.K.’nun 76. maddesine göre mal beyanında
bulunmayan borçlunun eylemi ile 6183 sayılı A.A.T.U.H.K.’nun 60. maddesine
göre mal beyanında bulunmayan borçlunun eylemi niteliği itibariyle tamamen
aynı olduğu halde sırf borcun kaynağı nedeniyle farklı hükümlere tabi olacaktır.
Hatta, mal beyanında bulunmama eylemine göre daha ağır sonuçları bulunan
İ.İ.K.’daki kimi eylemler bakımından dahi belirli bir tutarın altındaki
alacaklar bakımından ceza verilemeyecek iken, salt 6183 sayılı anılan
Kanunda düzenlenen mal beyanında bulunmama eyleminden ötürü belirtilen
alacak miktarı gözetilmeden, her durumda, ceza verilmesi söz konusudur.
Bunun da, açıkça Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde düzenlenen eşitlik ve
hukuki devlet ilkesine aykırı olduğu, bu nedenle 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin
Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 6. maddesi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 354. maddesine
eklenen fıkradaki
“bu Kanunda öngörülen” ibarelerinin iptalinin gerektiği
mahkememizce değerlendirilmiştir.
Tüm bu nedenlerle, söz konusu yasa maddelerinin
bazı kısımlarının iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmak üzere
aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- İşbu davanın çözümü için uygulanması
gerekebilecek olan;
a) 6111 sayılı Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 17. maddesinin birinci fıkrasındaki, “7/11/1996 tarihli ve 4207 sayılı Tütün
Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanunun 5 inci
maddesinin birinci fıkrası ile 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler
Kanununun 39 uncu maddesine göre verilen idari para cezaları hariç olmak
üzere,” ibarelerinin,
b) 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması
Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 6. maddesi
ile 2004 sayılı icra ve İflas Kanununun 354. maddesine eklenen fıkradaki “bu Kanunda öngörülen”
ibarelerinin,
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. ve
10. maddelerine aykırı olduğu düşünüldüğünden, iptali için Anayasa
Mahkemesine BAŞVURULMASINA,
2- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152/3. maddesi
uyarınca beş ay içinde Anayasa Mahkemesince bir karar verilmemesi
durumunda, beş ay sonra işbu dosyanın yeniden ele alınarak yürürlükteki
kurallar uyarınca davanın karara bağlanmasına,
Karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- 6111
sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un itiraz
konusu bölümü de içeren 17. maddesinin bir numaralı fıkrası şöyledir:
“7/11/1996 tarihli
ve 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü
Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 30/3/2005 tarihli ve
5326 sayılı Kabahatler Kanununun 39 uncu maddesine göre verilen idari para
cezaları hariç olmak üzere, 31/12/2010 tarihinden (bu tarih dâhil) önce
idari yaptırım kararı verildiği halde bu Kanunun yayımlandığı tarih
itibarıyla ilgilisine tebliğ edilmemiş olan ve genel bütçeye gelir kaydı
gereken ve her bir kabahat için 120 Türk Lirasının (bu tutar dâhil) altında
kalan idari para cezaları tebliği edilmez, tebliğ edilmiş olanların ve buna
bağlı fer’i alacakların tahsilinden vazgeçilir. Bu fıkra kapsamına giren ve
mülga 5539 sayılı Kanun ile 6001 sayılı Kanun gereğince verilen idari para
cezası ile birlikte ilgilisine tebliği gereken ve tutarı 12 Türk Lirası ve
altında kalan geçiş ücretleri için de bu fıkra hükmü uygulanır.”
2- 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması
Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un itiraz
konusu ibareyi de içeren 6. maddesi şöyledir:
“2004 sayılı Kanunun 354 üncü maddesinin başlığı
“Davanın ve cezanın düşmesi ile ceza verilemeyecek haller” şeklinde
değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Nafaka alacaklarına ilişkin talepler hariç, alacak
miktarı asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık
en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde bu Kanunda öngörülen disiplin ve
tazyik hapsi uygulanmaz.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra
Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM,
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz
AKINCI ve Erdal TERCAN’nın katılımlarıyla
18.5.2011 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle
uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesine
göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da
kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına
varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya
yetkilidirler. Ancak, bu
kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için
elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın
bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması
gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 31.3.2011 günlü
6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6. maddesiyle, 9.6.1932 günlü, 2004
sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesine eklenen fıkrada yer alan “….bu Kanunda
öngörülen…” ibaresinin Anayasa Mahkemesi’nce iptali halinde, belli bir
miktarın altında kalmak kaydıyla takibi için hapsen
tazyik cezası verilen alacakların kamu-özel ayrımı olmaksızın tüm alacaklar
için kaldırılacağını, dolayısıyla borçlu şahıs hakkında, 4207 sayılı
Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre tütün
mamullerinin tüketilmesinden dolayı verilen idari para cezasının tahsili
için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un 60.
maddesi uyarınca verilen hapsen tazyik cezası da
uygulanamayacağından söz konusu ibarenin davada uygulanacak kural olduğunu
ileri sürmektedir.
6217 sayılı Kanun ile getirilen değişiklik
incelendiğinde; değişikliğin tüm alacakların takibinde hapsen
tazyik cezasını kaldıran genel amaçlı bir düzenleme olmadığı, aksine
belirli bir kanuna münhasır olmak üzere 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanunu’nda düzenlenen ve belli bir miktarın altında kalan alacakların
takibi hakkında olduğu, diğer bir anlatımla kanun koyucunun kamu-özel
ayrımı olmaksızın tüm alacaklar için hapsen
tazyik cezasını kaldırmak amacıyla değişikliğe gitmediği, sadece İcra ve
İflas Kanunu’nda düzenlenen nafaka alacakları hariç olmak üzere diğer
alacakların takibi hakkında belli bir miktarın altında kalmak kaydıyla hapsen tazyik cezasını kaldırdığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun
354. maddesine eklenen fıkrada yer alan “...bu
Kanunda öngörülen…” ibaresi bakılmakta olan davada uygulanacak kural
niteliği taşımamaktadır.
Açıklanan nedenlerle,
1- 31.3.2011 günlü, 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması
Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6.
maddesiyle, 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354.
maddesine eklenen fıkrada yer alan “…
bu Kanunda öngörülen…” ibaresinin, itiraz
başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı
bulunmadığından, bu ibareye ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddine,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından, 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden
Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve
Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 17. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin
“7/11/1996
tarihli ve 4207 sayılı Tütün Ürünlerin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü
Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 30/3/2005 tarihli ve
5326 sayılı Kabahatler Kanununun 39 uncu maddesine göre verilen idari para cezaları hariç olmak üzere…”
bölümünün, esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE, karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu sürdürmekle yükümlü olan hukuk devletinde, yalnız kabahat ve cezaların
saptanmasında adil ölçülerin gözetilmesiyle yetinilemeyeceği, bunların
kaldırılması, değiştirilme ya da kimi olanaklar tanınması söz konusu
olduğunda da aynı ölçülerin esas alınmasının zorunlu olduğu, dava konusu
düzenlemeyle daha fazla idari yaptırımı gerektiren kabahat
nedeniyle verilen idari para cezasının tahsilinden vazgeçilmesine
rağmen, hafif olanın da tahsilden vazgeçilmemesinin adil olmadığı, Anayasa’nın 10. maddesinde
öngörülen yasa önünde eşitlik ilkesinin, hukuksal durumları aynı olanlar
için söz konusu olduğu,bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörüldüğü,eşitlik ilkesinin amacının, aynı durumda
bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğu, oysa
somut davada yeniden değerlendirmeye konu olaya uygulanacak kural ile hemen
tüm idari para cezaları yönünden, üstelik daha ağır idari yaptırımı
gerektiren kabahatler yönünden dâhil, tahsilinden vazgeçilmesi sağlanmış
olmasına rağmen, yalnızca tütün mamullerinin tüketilmesine ilişkin kabahat
yönünden verilen idari para cezalarının kapsam dışı bırakıldığı ve dolayısıyla
benzer nitelikte hatta daha hafif idari yaptırımı gerektiren kabahati
işleyenler için farklı uygulama öngören bu düzenlemenin haklı bir nedeninin
bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu bölümü de içeren 6111 sayılı Kanun’un
17. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, 7/11/1996
günlü ve 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü
Hakkında Kanunun 5. maddesinin birinci fıkrası ile 30/3/2005 günlü ve 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 39. maddesine göre verilen idari para cezaları
hariç olmak üzere, 31/12/2010 tarihinden (bu tarih dâhil) önce idari
yaptırım kararı verildiği halde bu Kanun’un yayımlandığı tarih itibarıyla
ilgilisine tebliğ edilmemiş olan ve genel bütçeye gelir kaydı gereken ve
her bir kabahat için 120 Türk Lirasının (bu tutar dâhil) altında kalan
idari para cezalarının tebliğ edilmeyeceği, tebliğ edilmiş olanların ve
bunlara bağlı fer’i alacakların tahsilinden vazgeçileceği kural altına
alınmıştır. Böylece 4207 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrası
kapsamında 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na atıf yapılarak bu Kanun’a göre
verilen idari para cezaları af kapsamı dışında tutulmuştur.
Anayasa’nın, Cumhuriyetin niteliklerinin
belirlendiği 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına
saygılı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik,
sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi
kararlarına göre hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları
koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini
yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan
devlettir.
İtiraz konusu kuralda yasama organı siyasal bir
yetki olan hukuk politikası anlayışı gereği, bazı kabahatlerin yaptırımı
olarak uygulanan idari para cezalarını, belli bir tutarın altında kalmak
kaydıyla, af kapsamına almış ancak bu arada tütün mamullerinin tüketilmesi
sonucu uygulanan idari para cezalarını af kapsamı dışında bırakmıştır.
Yasama organının söz konusu af politikasını oluştururken, uygulanan
yaptırımların sebebi olan kabahatlerin hafif ya da ağır olup olmadığından
değil, kabahatlerin niteliklerini göz önüne alarak hareket ettiği ve bu
doğrultuda yasal düzenlemede bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu anlamda yasa
koyucunun kamu yararını sağlama adına kabahatlerin niteliklerinden
hareketle bu kabahatlerin yaptırımı olan idari para cezalarının
kaldırılmasına ilişkin bir af politikası oluşturması yasama organının
takdir yetkisi içindedir. Anayasa Mahkemesi kararlarında
vurgulandığı üzere yasa koyucu, genelde hukuk politikası özelde de ceza
politikası gereği Anayasa’nın ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı
kalmak koşuluyla cezalandırmada güdülen amacı da gözeterek hangi eylemlerin
suç veya kabahat sayılacağını ve bunlara verilecek ceza veya yaptırımın
türü ve miktarı ile artırım ve indirim nedenlerini saptayabileceği gibi
verilen idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesini de öngörebilir.
Diğer taraftan Anayasa’nın 10. maddesinde herkesin,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve
benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu
belirtilmiştir. Eşitlik ilkesinin amacı, hukuksal durumları aynı olanların
kanunlarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanun
karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu
ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Bu ilke
ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Kanun önünde eşitlik,
herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum
ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik
ilkesi zedelenmiş olmaz.
İtiraz konusu kural ile,
belirli bir tutarın altında kalan idari para cezaları af kapsamına alınmış,
ancak 4207 sayılı Yasa kapsamında verilen idari para cezaları af kapsamı
dışında bırakılmıştır. Af kapsamı belirlenirken kabahatlerin niteliğinden
hareket edilmiş, farklı kabahatler ile farklı yasal düzenlemeleri ihlal
eden dolayısıyla da farklı hukuksal konum ve statüde bulunan bireyler
açısından bir ayrımda bulunulmuştur.
Bu nedenle itiraz konusu kural ile öngörülen
affa konu kabahatler arasındaki ayrımın Anayasa’da güvence altına alınan
kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu söylenemez. Zira
yasa koyucu idari para cezalarının affı konusunda ayrım yaparken,
kabahatleri işleyen bireylerin sahip oldukları farklı hukuki konum ve
statüleri göz önüne almış,farklı
konum ve statüleri doğuran farklı kabahat eylemleri ve bu eylemler
dolayısıyla ihlal edilen farklı yasal düzenlemeleri af politikasına esas
aldığından kanun önünde eşitlik ilkesi ihlal edilmemiştir. Ayrıca
itiraz konusu kural ile getirilen düzenleme bireylerin temel hak ve
özgürlüklerini tümüyle ortadan kaldıran veya hak ve özgürlüklerin kullanımını
özü itibarıyla imkânsız kılan bir yasama tasarrufu niteliğinde değildir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı değildir. İptal istemin reddi gerekir.
VI- SONUÇ
13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden
Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve
Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 17. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “7/11/1996 tarihli ve 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin
Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin
birinci fıkrası ile 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun
39 uncu maddesine göre verilen idari para cezaları hariç olmak üzere …”
bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 27.10.2011
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim
KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
|
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet
ERTEN
|
Üye
Fettah
OTO
|
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan
ÜSTÜN
|
Üye
Engin
YILDIRIM
|
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal
Mümtaz AKINCI
|
|