|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2010/30
Karar Sayısı : 2012/7
Karar Günü : 19.1.2012
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet
(Cumhuriyet Halk) Partisi TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY, Kemal KILIÇDAROĞLU ile Kemal ANADOL
İPTAL DAVASININ KONUSU :
28.1.2010 günlü, 5951 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 8.
maddesiyle değiştirilen 27.2.2003 günlü, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma
İzinleri Hakkında Kanun’un 12. maddesinin; üç ve dördüncü fıkraları ile
altıncı fıkrasında yer alan “…otuz gün…” ibaresinin, Anayasa’nın Başlangıç
kısmının ikinci paragrafı ile 2., 10., 16. ve 135.
maddelerine aykırılığı savıyla iptallerine ve yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması
istemini içeren 25.3.2010 tarihli dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
28.01.2010 Tarihli ve
5951 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8 inci Maddesi ile
Değiştirilen 27.02.2003 Tarihli ve 4817 Sayılı Yabancıların Çalışma
İzinleri Hakkında Kanunun 12 nci Maddesinin
Üçüncü, Dördüncü Fıkraları ile Beşinci Fıkrasındaki “otuz gün” İbaresinin
Anayasaya Aykırılığı
1) 12 nci Maddenin
Üçüncü Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
İptali istenilen üçüncü fıkrada; mesleki
hizmetler kapsamında çalışacak yabancılara akademik ve mesleki yeterlilik
ile ilgili işlemleri tamamlanıncaya kadar, ilgili mevzuat hükümleri saklı
kalmak kaydıyla bir yılı geçmemek üzere ön izin verilebileceği
öngörülmüştür.
4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri
hakkında Kanunun “İzin Alma Yükümlülüğü ve İzin Verme Yetkisi” başlıklı 4
üncü maddesinde,
“Türkiye’nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı
sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe, yabancıların Türkiye’de bağımlı veya
bağımsız çalışmaya başlamadan önce izin almaları gerekir.
Ülke menfaatlerinin gerekli kıldığı hallerde veya
mücbir nedenlere bağlı olarak, çalışmaya başlamadan önce ilgili makama
bilgi vermek koşuluyla, çalışma süresi bir ayı geçmemek ve Bakanlık onayı
alınmak suretiyle çalışma izni işe başladıktan sonra da verilebilir.”
denilmiş, bu Yasa’nın 13 üncü
maddesinde de,
“Yabancılara, bu Kanunla getirilen koşullara bağlı
olarak çalışabilecekleri meslek, sanat veya işlerle ilgili çalışma
izinleri, ilgili mercilerin mesleki yeterlilik dahil
görüşleri alınmak suretiyle Bakanlıkça verilir.
Diğer kanunlarda yer alan, yabancıların
çalışamayacağı iş ve mesleklere dair hükümler saklıdır.”
hükmüne yer verilmiştir.
İptali istenilen kural ile 4817 sayılı
Kanunun 13 üncü maddesine aykırı olarak mesleklerini Türkiye’de yürütecek
yabancı uyrukluların, yeterli akademik eğitime ve mesleki yeterliliğe sahip
olduklarının belirlenmesine kadar, 1 yıl süre ile sınırlı da olsa, ön
izinle Türkiye’de çalışmaları mümkün kılınmaktadır.
4817 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin
ikinci fıkrası ile saklı tutulan bazı Yasa hükümleri ile kimi meslek sahibi
yabancı uyrukluların, mesleklerini Türkiye’de yürütmeleri engellenmiştir. Nitekim, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı
Sanatlarının İcrasına Dair Kanunun 1 inci maddesinde Türkiye’de doktorluk
yapabilmek için “Türk bulunmak”; 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 3 üncü
maddesinde de, avukatlık mesleğine kabul edilebilmek için, ”Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olmak” şartları aranmaktadır.
Türkiye’de mesleklerini uygulamalarında
yasal engel bulunmayan meslek mensuplarının en geniş kesimini mühendis,
mimar ve şehir plancıları oluşturduğundan iptali istenen kuralların
değerlendirilmesi de, bu meslek mensuplarına ilişkin yasal düzenlemeler
dikkate alınarak yapılması gerekli görülmüştür.
17.06.1938 günlü, 3458 sayılı Mühendislik ve
Mimarlık Hakkında Yasa’nın 1 inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti sınırları
içinde mühendis ya da mimar unvan ve yetkisiyle çalışmak isteyenlerde
aranacak belgeler arasında,
- Programlarının, yüksek mühendis ya da
yüksek mimar okulu programlarına denk olduğu kabul edilen yabancı bir
yüksek mühendis ya da yüksek mimar okulundan,
- Türk Teknik Okulu mühendislik
programlarına denk olduğu kabul edilen yabancı bir mühendis ya da mimar
okulundan,
diploma almış olanlara,
usulüne uygun olarak verilecek ruhsatnameler de sayılmıştır.
3458 sayılı Yasa’nın 7 nci
maddesinde de, “1 inci maddede sayılan diploma ve belgelerden
birine sahip olmayanlar Türkiye’de mühendis veya mimar unvanı ile
çalışamazlar. Mühendis ve mimarların uzmanlık gerektiren mühendislik ve
mimarlık hizmetleri için 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği
Kanununda belirtilen uzman mühendis veya uzman mimar belgesine sahip
olmaları gereklidir.” denilmiştir.
Mühendis, mimar ve şehir plancısı gibi
unvanlar, akademik eğitim – öğretimle kazanılan unvanlar olduğundan akademik
yeterliliğin, Devlet’in bu alanda görevlendirdiği ve yetkilendirdiği bir
akademik kurulca saptanması gerektiği açıktır. Bu nedenledir ki, yurt
dışındaki yükseköğretim kurumlarından alınan ön lisans, lisans ve
lisansüstü diplomaların denkliğinin belirlenmesi görev ve yetkisi,
04.11.1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası’nın 7 nci maddesinin (p) bendi uyarınca Yükseköğretim
Kurulu’na verilmiştir.
Diğer taraftan, 27.01.1954 günlü, 6235
sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yasası’nın;
- 33 üncü maddesinde, mühendis ve mimarlara,
“mesleklerinin icrasını iktiza ettiren işlerle meşgul olabilmeleri ve
meslekî tedrisat yapabilmeleri” için, uzmanlıklarına uygun bir odaya kayıt
yaptırma ve üyelik niteliğini koruma zorunluluğu getirilmiş,
- 34 üncü maddesinde,
yabancı yüklenici ya da yabancı kuruluşların, Türkiye’de Devlet daireleri
ile resmi ve özel kuruluş ve kişilere karşı kendiliğinden ya da yerli
kuruluşlarla birlikte yüklendikleri mühendislik ya da mimarlıkla ilgili
işlerde, “yalnız bu işe münhasır kalmak kaydıyla”, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın
ve Odalar Birliği’nin görüşleri alınarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı’nca verilen çalışma izni ile yabancı uzman çalıştırabilecekleri
belirtilmiş,
- 35 inci maddesinde, 34 üncü madde
kapsamına girmeyen işlerde yabancı mühendis, yüksek mühendis, mimar ve
yüksek mimarların da, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Odalar Birliği’nin
görüşleri alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca verilen çalışma
izni ile çalıştırılmasına olanak tanınmıştır.
Bu Yasa’nın 36 ncı
maddesinin “34 üncü ve 35 inci maddeler gereğince gelen
yabancı meslek mensupları Türkiye’de bir aydan fazla kaldıkları taktirde ihtisaslarına en yakın odaya müracaatla geçici
aza olarak kaydolunurlar” hükmü, yabancı meslek mensuplarına
herhangi bir muafiyet tanımaksızın; mesleki faaliyette bulunan yabancı
meslek mensubunun Türkiye’de “bir aydan” fazla kalması durumunda ilgili
odaya üyeliği zorunlu kılmaktadır.
Yine 6235 sayılı Yasa’nın 38 inci maddesi
de, “Bu kanunun 33 üncü ve 34 üncü maddelerinde yazılı vecibeleri yerine
getirmeyen yüksek mühendis, yüksek mimar, mühendis ve mimarlar Türkiye’de
mesleki faaliyetten men edilirler” hükmüne amirdir.
Görüldüğü üzere, 3458 ve 6235 sayılı
Yasa’nın amir hükümleri, yurt dışında lisans eğitimi almış olanların
Türkiye’de mesleki etkinlikte bulunabilmeleri “denklik belgesi” alma ve
ilgili oda ile ilişkilendirme koşuluna bağlanmıştır. Bu yasalar uyarınca,
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olanlar ya da olmayanlar ayırımı yapılmadan,
yabancı ülkelerde lisans eğitimi alanların Türkiye’de mühendis, mimar ya da
şehir plancısı olarak çalışabilmesi için, önce diploma denkliğini ve
unvanını kanıtlaması gerekmektedir.
3458 ve 6235 sayılı yasaların sözü edilen
kuralları ile 12 nci maddenin iptali istenen
üçüncü fıkrası ile yapılan düzenleme birlikte değerlendirildiğinde;
- Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olup,
mühendislik ya da mimarlık eğitimini yurt dışında yapanların, lisans diplomalarının
denkliğinin Yükseköğretim Kurulu’nca tanınmaması durumunda ya da denkliğin
kabul edilmesi ile birlikte uzmanlıklarıyla ilgili odaya kayıt olmadıkları
ve üyelik niteliğini korumadıkları sürece Türkiye Cumhuriyeti sınırları
içinde mesleklerini yürütemeyecekleri,
- Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’ne yurttaşlık bağı ile bağlı olmayanların ise, Yükseköğretim
Kurulu’nca lisans diplomalarının denkliğinin tanınması aranmadan ya da
diploma denkliği tanınmakla birlikte uzmanlıklarıyla ilgili odaya kayıtlı
olup olmadıkları ve üyelik niteliğini koruyup korumadıkları araştırılmadan,
başka bir deyişle akademik ve mesleki yeterlilikleri ile ilgili işlemler
tamamlanmadan, en çok 1 yıl süreyle de olsa, Türkiye Cumhuriyeti sınırları
içinde mesleklerini yapabilecekleri,
sonucu ortaya çıkmaktadır.
Anayasanın 2 nci
maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş; 10
uncu maddesinde de, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayırım gözetilmeksizin
yasa önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, zümreye ya da sınıfa ayrıcalık
tanınamayacağı vurgulanmıştır.
Bu durumda, iptali istenen kuralın
mühendislik, mimarlık mesleğinin icrası için aranan koşulları yabancı –
yurttaş ayrımı yaparak düzenlediği için Anayasanın 10 uncu maddesinin
“Kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı düştüğü açıktır.
Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında
vurgulandığı gibi kanun önünde eşitlik ilkesi, herkesin her yönden aynı
kurallara bağlı olacağı anlamına gelmemekle birlikte, yasaların
uygulanmasında birbirinin aynı durumda olanlar ayrı kuralların
uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplumların yaratılmasını
engellemektedir. Anayasa ile eylemli değil <<hukuki eşitlik>> amaçlanmaktadır. Anayasanın
öngördüğü eşitlik ilkesinin çiğnenmemesi için, aynı hukuksal durumlar aynı,
ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı tutulması gerekmektedir.
Başka bir anlatımla, kişisel durumları ve nitelikleri özdeş olanlar
arasında, konulan kurallarla değişik uygulamaların yapılmaması
gerekmektedir.
Yurt dışında bulunan yükseköğretim
kurumlarının meslek kazandıran bölümlerini bitiren Türk yurttaşlarının Türkiye’de
mesleklerini yapabilmeleri kimi koşullara bağlanmışken, aynı eğitimi almış
diğer bir anlatımla aynı hukuksal durumda olan yabancı uyruklulara bu
koşulları taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın Türkiye’de mesleklerini yapma
hakkı tanınmasını Anayasanın eşitlik ilkesiyle bağdaştırmak olanaklı
değildir.
Öte yandan, mühendislik, mimarlık ve şehir
plancılığı, kısıtlı kaynakların doğru kullanılmasını gerektiren evrensel
nitelikte ve yükseköğretimle kazanılan mesleklerdir. Doğası gereği kamu
hizmeti niteliği taşıyan ve kamu güvenliği ile yakından ilgili olan bu
meslekler, ülkemizde olduğu gibi tüm dünyada da kimi standartlara,
ölçütlere ve denetime bağlanmıştır.
Denetim, özellikle akademik ve mesleki
yeterliliğin saptanması yönünden önem taşımaktadır. Bu denetim, tüm dünyada
olduğu gibi ülkemizde de meslek odaları aracılığıyla
gerçekleştirilmektedir.
Nitekim, Anayasanın 135 inci maddesinin
birinci fıkrasının, “Kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek
ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin
genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının
birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak
maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda
gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu
tüzelkişilikleridir” hükmü ile meslek kuruluşlarının kamu kurumu
niteliğinde yapılandırılmaları öngörülmüş ve bu kuruluşlara kamusal
görevler ve yetkiler verilmiştir.
Kamu kurumu niteliğinde meslek üst kuruluşu
olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB’un)
kurulma gerekçesi ya da işlevi, üniversitelerin lisans öğrenim programlarından
mezun olmuş ve 3458 sayılı Yasa ile mimarlık ve mühendislik ünvanı almış meslek mensuplarının mesleklerini icra
ederken uyacakları mesleki kuralları tespit etmek ve denetlemektir. Bunun
açık anlamı, kamusal bir görev olan meslek kurallarının tespiti ve denetimi
Anayasal bir görev olarak TMMOB’ne verilmiştir. Hal böyle
iken, meslek mensubunun mesleğini icra ederken gerekli koşullar ve uyacağı
kuralları TMMOB ve bağlı Odalar dışında belirlenmesinin diğer bir anlatımla
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmayan meslek mensuplarına, diploma denkliği
ve unvanı tanınmadan, başka bir deyişle mühendis, mimar ya da şehir
plancısı oldukları kanıtlanmadan, geçici süreli de olsa Türkiye’de
mesleklerini yapma, imza atma ve proje sorumluluğu taşıma olanağı sağlayan
düzenlemenin bu yönüyle de, Anayasanın 135 inci maddesi ile bağdaştırılması
da mümkün değildir.
Diğer taraftan iptali istenen düzenleme,
“karşılıklılık” ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. Türk Yabancılar Hukukunun
temel ilkelerinden en önde geleni, karşılıklılıktır. Karşılıklılık
(mütekabiliyet) esası, öğretide en az iki devlet arasında uygulanan ve her
birinin ülkesinde diğerinin vatandaşlarına aynı mahiyetteki hakları
karşılıklı tanımalarını ifade eden bir prensip olarak izah olunmaktadır. Bu
prensibe göre; bir yabancının Türkiye’de bir haktan yararlanabilmesi, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarının da o yabancının ülkesinde aynı tür ve nitelikte
olan haklardan yararlandırılmasına bağlıdır. Karşılıklı muamele esası,
antlaşma ile ya da kanunla konulabilir.
Anayasanın 176 ncı
maddesi uyarınca Anayasa metnine dahil bulunan
Başlangıç bölümünün ikinci paragrafında yer alan “Dünya milletleri
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak ...” ibaresi,
milletlerarası hukuk ilişkilerimizde karşılıklılık ilkesinin esas alınacağını
göstermektedir. Karşılıklılığın etkisiz hale gelebildiği bir durumda ise,
milletlerin eşit haklara sahip olduğundan söz edilemez.
Anayasa Mahkemesi karşılıklılık şartının
önemini 13.06.1985 günlü, E.1984/14, K.1985/7 sayılı kararında da şu şekilde
belirtmiştir:
“Ülke devletin asli ve maddi unsurlarından biridir.
Ülke olmadan devlet olmaz... Toprak edinme konusundaki mütekabiliyet
esasının başka konulardaki mütekabiliyet esasından farklı yönü, Devletin,
ülke denilen asli – maddi unsuruyla olan ilişkisidir. Söz konusu ilişki, bu
noktada farklı bir düşünce ve hassasiyeti zorunlu kılar. Bu koşullardan
herhangi bir nedenle tek taraflı vazgeçmek, Devletler Hususi Hukukunun
Yabancılar Hukuku alanında etkili, zaruri eşitlik prensibini benimsememek
anlamını taşır.” Belirtilen nitelikteki tüzel kişilere “karşılıklılık”
şartı belirtilmeden Türkiye’de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinmek imkanını getiren iptalini istediğimiz düzenleme,
Anayasanın, Türkiye Cumhuriyetinin “Dünya milletleri ailesinin eşit haklara
sahip şerefli bir üyesi” olduğunu ifade eden Başlangıç kısmına ve
yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin milletlerarası hukuka uygun
olarak kanunla sınırlanabileceğini ifade eden 16 ncı
maddesine aykırıdır. Çünkü “karşılıklılık” unsurunu gözetmeyen düzenlemeler
“eşit haklara sahip” kılmamak anlamına gelmekte; dolayısı ile
milletlerarası hukukun dayandığı temel ilkelerden birisini oluşturan
“karşılıklılık” ilkesi ile çelişmektedir.
AB’nin politikalarını belirleyici ülkelerden
Fransa ve Almanya’nın meslek yasalarında yabancı meslek mensuplarının hangi
koşullarda meslek odalarına üye olacakları belirlenmiştir. Fransa Mimarlık
Yasası’nın 11 inci maddesinde yer alan,
“Avrupa Ekonomik
Topluluğu üyesi olmayan devletlerin uyruğundaki gerçek kişiler, mütekabiliyet
anlaşmasından ya da uluslar arası taahhütlerden faydalanabildikleri
takdirde, talepleri üzerine, Fransız vatandaşlarıyla aynı diploma,
sertifika, mimar unvanı ya da vasıf, medeni haklardan faydalanma ve etik
koşullar dâhilinde bir bölge levhasına kaydolurlar.” düzenlemesi, Fransa’da
oturma ve çalışma izni almış gerçek kişiler için söz konusudur.
Alman Mimarlar Odası Yasası’nın “Kim üye
olabilir” başlıklı paragrafın beşinci bendinde,
“Bazı şartlarda yabancı mimarlarda
kaydolabilmektedir. Bunlarda: Avrupa Ekonomik Topluluğuna üye bir ülkenin
vatandaşı olmak, AET’nin anlaşma imzaladığı ülkelerden birinin vatandaşı
olmak gibi koşullar aranmaktadır. Üye kabulü ancak B.W Eyaleti Mimarlar
Odası Üye Kabul Komisyonunun onayı ile olmaktadır.” denilmiştir.
Görüldüğü üzere, Fransa ve Almanya
yasalarına baktığımızda, önkoşul kişinin kendi yasalarına göre mimar
unvanına ve mesleki yeterliğe sahip olması, ikinci koşul ise, uluslar arası
karşılıklılık ilkesidir.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen fıkra,
Anayasanın Başlangıç kısmının ikinci paragrafına ve yabancıların temel hak
ve özgürlüklerinin milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla
sınırlanabileceğini ifade eden 16 ncı maddesine
de aykırıdır.
Öte yandan, iptali istenen düzenleme ile 1
yıldan daha kısa süreli projelerde çalıştırılacak yabancı uyruklu meslek
mensuplarının durumu, denklik ya da yeterlik incelenmesi sonuçlanmadan
görevleri sona ereceğinden, denetim dışında kalacaktır. Bu yönüyle
düzenleme, kötüye kullanıma açıktır ve Türk yurttaşı meslek mensupları
aleyhine haksız rekabet ortamı yaratacak niteliktedir.
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı pek çok meslek
mensubu çalışma olanağı bulamazken, yabancıların Türkiye’de çalışmasını
özendirecek kural getirilmesi, ülke ekonomisi, istihdam politikası ve
işsizlik sorunu yönünden üzerinde özenle durulması gereken bir başka önemli
konudur.
Bir hukuk devletinde, devlet erki
kullanılarak yapılan tüm kamu işlemlerinin nihaî amacının “kamu yararı”
olması gerekir. Bu gereklilik, kamu yararını, yasama organının takdir
yetkisi için de bir sınır konumuna getirir. Anayasa Mahkemesinin 28.01.2004
tarih ve E.2003/86, K.2004/6sayılı kararında,
“Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasaya aykırı durum ve tutumları benimseyen, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, yasaların üstünde Anayasanın ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri
bulunduğu bilincinde olan devlettir. Yasaların kamu
yararına dayanması gereği kuşkusuz hukuk devletinin temel değerlerinden
birini oluşturmaktadır”
denilmiştir.
Bu nedenle, iptali istenilen kural ile
yapılan düzenleme hukuk devletinin temel değerlerinden birini oluşturan
kamu yararına da uygun düşmemektedir.
Açıklanan nedenlerle,
28.01.2010 tarihli ve 5951 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8 inci
maddesi ile değiştirilen 27.02.2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların
Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 12 nci
maddesinin üçüncü fıkrası, Anayasanın Başlangıç kısmının ikinci paragrafı
ile Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 16 ncı ve 135 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
2) 12 nci Maddenin
Dördüncü Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
28.01.2010 tarihli ve 5951 sayılı Kanunun 8
inci maddesi ile değiştirilen 27.02.2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların
Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 12 nci
maddesinin iptali istenen dördüncü fıkrasında,
“Mesleki eğitim alanı dışında istihdam edilecek
yabancı uyruklu personel için bu Kanunda belirtilen görüşler alınmaz. Bu
kişiler, akademik ve mesleki yeterlilik ile lisans talep ve yeterlilik
uygulamasına tabi değildir.”
düzenlemesine yer verilmiştir.
Yapılan bu düzenlenmede, yabancı uyruklu
personelin mesleki hizmetler kapsamı dışında mesleki bilgisini kullanmadan
hizmet sunacağının tespitinin kim tarafından yapılacağına ya da bu hususta
kimin karar vereceğine yer verilmemesi üzerinde önemle durulması gereken
bir eksikliktir. Yalnızca beyan esas alınacaksa, herkes bu kapsama
rahatlıkla girebilecek ve kötüye kullanmaların önü alınamayacaktır. Bir
mühendis ve mimarın yapmış olduğu işte mesleki bilginin kullanılmayacağına
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı karar verecek ise, öncelikle bu
Bakanlığın kendi kuruluş Yasasında olmayan bir yetkin kullanılması söz
konusu olacaktır. Öte yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ne
akademik bir otoritedir ne de Meslek Odasıdır.
Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devletinin unsurlarından biri de,
vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda belirlilik ve
öngörülebilirlik gerektirir. Hukuk devletinde yargı denetiminin
sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin sınırının yasalarda
açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.
Bu durumda, iptali
istenilen kural belirlilik,
genellik, soyutluk ve öngörülebilirlik özellikleri taşımaması nedeniyle
yasama yetkisinin amacına uygun biçimde kullanılmasına elverişli olmadığı
gibi, hukuk devleti ilkesi ile de bağdaşmamaktadır. Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasanın 2 nci ve 87 nci
maddelerine aykırıdır.
4817 sayılı Yasa’nın 13 üncü maddesinin
birinci fıkrasında, yabancı uyruklulara, bu Yasa’yla getirilen koşullarla
çalışabilecekleri meslek, sanat ya da işlerle ilgili çalışma izninin,
ilgili mercilerin mesleki yeterlilik dahil görüşleri
alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca verilmesi öngörülmüştür.
İptali istenen fıkra ile yapılan düzenlemede
ise, meslekleri dışında çalıştırılacak yabancı uyruklular akademik ve mesleki
yeterlilik uygulamasından ayrık tutulmaktadır.
Yukarıda (1) sayılı bölümde açıklanan
gerekçelerle ve yabancı uyrukluların meslekleri dışında çalıştırılmasının
özendirilmesi ve bunun işsizlik sorununa olumsuz etkisi ve karşılıklılık
ilkesi gözönünde bulundurulduğunda, yapılan bu
düzenlemenin de, Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 16 ncı ve 135 inci maddeleri ile de bağdaşmadığı sonucuna
varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle,
28.01.2010 tarihli ve 5951 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8 inci
maddesi ile değiştirilen 27.02.2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma
İzinleri Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin
dördüncü fıkrası, Anayasanın Başlangıç kısmının ikinci paragrafı ile
Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 16 ncı
ve 135 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
3) 12 nci Maddenin
Beşinci Fıkrasındaki “otuz gün” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
28.01.2010 tarihli ve
5951 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ile değiştirilen 27.02.2003 tarihli ve
4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin iptali istenen ibareyi de içeren beşinci
fıkrasında, Türkiye dışında ikamet eden yabancılar, çalışma izni
başvurularının usulüne uygun ve belgelerin de tam ve eksiksiz olması
kaydıyla Bakanlık tarafından en geç otuz gün içinde sonuçlandırılacağı
hükme bağlanmıştır.
30 günlük süre tüm başvuru evrakları tam
olsa dahi ilgili merciinin görüşünün sorulması durumunda çok kısa olduğu
açıktır. Başvuruların öngörülen bu süre içinde sonuçlandırılmaması halinde,
Ülkemiz tazminat sorumluluğu ile karşı karşıya kalacağından, iptali istenen
bu düzenlemenin de kamu yararına dayanmadığı kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle,
28.01.2010 tarihli ve 5951 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8 inci
maddesi ile değiştirilen 27.02.2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların
Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 12 nci
maddesinin beşinci fıkrasındaki “otuz gün” ibaresi, Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Yabancı uyrukluların meslekleri dışında çalıştırılmasının
özendirilmesi ve bunun işsizlik sorununa olumsuz etkisi gözönünde
bulundurulduğunda, iptali istenen kurallar ile yapılan düzenlemelerin,
Anayasal kurallara ve kamu yararına uygun düşmediği açık olup,
uygulanmaları halinde sonradan giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol
açacaktır.
Öte yandan, Anayasal düzenin en kısa sürede
hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da
gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken
hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü
ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence
altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden
giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek
amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali istenen hükümlerin iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek
Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle,28.01.2010 tarihli ve 5951 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8 inci maddesi ile değiştirilen
27.02.2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında
Kanunun 12 nci
maddesinin;
a) Üçüncü fıkrasının,
Anayasanın Başlangıç kısmının ikinci paragrafı ile Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 16 ncı ve 135
inci maddelerine aykırı olduğundan,
b) Dördüncü fıkrasının, Anayasanın Başlangıç
kısmının ikinci paragrafı ile 2 nci, 10 uncu, 16 ncı ve 135 inci maddelerine aykırı olduğundan,
c) Beşinci fıkrasındaki “otuz gün”
ibaresinin, Anayasanın 2 nci maddesine aykırı
olduğundan,
iptallerine ve uygulanmaları
halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için,
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Yasa Kuralları
28.1.2010 günlü, 5951 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un 8. maddesiyle değiştirilen 27.2.2003 günlü, 4817
sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un iptali istenilen fıkraları
ve ibareyi de içeren “İzinlerin Verilmesi veya Uzatılması” başlıklı 12.
maddesi şöyledir:
“Madde 12- (Değişik: 28/1/2010-5951/8
md.)
Türkiye dışında ikamet eden yabancılar,
çalışma izni başvurularını bulundukları ülkelerdeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine
yapar. Temsilcilikler bu başvuruları doğrudan Bakanlığa iletir. Bakanlık
ilgili mercilerin görüşlerini alarak 5 inci maddeye göre başvuruları
değerlendirir; durumu uygun görülen yabancılara çalışma izni verir. Bu
izin, çalışma vizesi ve ikamet izninin alınması halinde geçerlilik kazanır.
Çalışma izin belgesini alan yabancıların, bu belgeyi aldıkları tarihten
itibaren en geç doksan gün içinde ülkeye giriş vizesi talebinde
bulunmaları, ülkeye giriş yaptıkları tarihten itibaren en geç otuz gün içinde
İçişleri Bakanlığına ikamet tezkeresi almak için başvurmaları zorunludur.
Türkiye’de geçerli ikamet izni olan
yabancılar veya bunların işverenleri başvurularını Bakanlığa yurt içinden
de yapabilir.
Mesleki hizmetler kapsamında çalışacak yabancılara
akademik ve mesleki yeterlilik ile ilgili işlemleri tamamlanıncaya kadar,
ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla bir yılı geçmemek üzere ön
izin verilebilir.
Mesleki eğitim alanı dışında istihdam edilecek yabancı uyruklu personel
için bu Kanunda belirtilen görüşler alınmaz. Bu kişiler, akademik ve
mesleki yeterlilik ile lisans talep ve yeterlilik uygulamasına tabi değildir.
Çalışma izinleri, ikamet sahibi yabancılar
veya bunların işverenlerinin Bakanlığa yazılı talebi üzerine, bu Kanun ve
bu Kanuna göre çıkarılan yönetmelik hükümlerine göre verilir ve uzatılır.
Usulüne uygun olarak
yapılan başvurular, belgelerin tam ve eksiksiz olması kaydıyla Bakanlık
tarafından en geç otuz gün içinde
sonuçlandırılır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında,
Anayasa’nın 2., 10., 16. ve 135. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Engin
YILDIRIM ve Nuri NECİPOĞLU’nun katılımlarıyla
13.5.2010 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
İptal başvurusunda öncelikle, Türkiye’de mesleklerini
uygulamalarında kanuni engel bulunmayan en geniş meslek grubunu mühendis,
mimar ve şehir plancıları oluşturduğundan değerlendirmenin bu meslek mensuplarına
ilişkin düzenlemeler dikkate alınarak yapıldığı belirtilmiştir. İptale konu düzenleme ile ülkemizde bir yıldan kısa süreli
meslek icra edenlerin izin işlemleri sonuçlanmadan görevleri sona
ereceğinden denetim dışında kalacakları, pek çok işsiz vatandaşımız iş
bulamazken yabancıların çalışmasını özendirecek kural getirilmesinin
ülkenin ekonomisi, istihdam politikası ve işsizlik sorunu açısından kamu
yararına uygun olmadığı, oysa kanunların kamu yararına dayanmasının hukuk
devletinin temel değerlerinden biri olduğu, dolayısı ile düzenlemenin hukuk
devleti ilkesine aykırı olduğu, iptale konu dördüncü fıkra ile ilgili
olarak ayrıca, mesleki hizmetler kapsamı dışında çalışmada tespitin kim
tarafından yapılacağının belirtilmediği, herkesin beyanının esas alınması
halinde kötüye kullanımların önünün alınamayacağı, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı karar verecek ise bu bakanlığın kuruluş kanununda
olmayan bir yetkinin kullanılacağı, dolayısı ile düzenlemenin belirlilik,
soyutluk ve öngörülebilirlik niteliği taşımadığı, ileri sürülmüştür.
İptale konu düzenleme
ile mesleki hizmetler kapsamında çalışacak yabancılara akademik ve mesleki
yeterlilik ile ilgili işlemleri tamamlanıncaya kadar, bir yılı geçmemek
üzere ön izin verilebilmesi, mesleki eğitim alanı dışında istihdam edilecek
yabancı uyruklu personel için 4817 sayılı Kanun’da belirtilen görüşlerin alınmaması
ve usulüne uygun olarak yapılan başvuruların Bakanlık tarafından en geç
otuz gün içinde sonuçlandırılması öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde cumhuriyetin
nitelikleri arasında “hukuk devleti” ilkesi de yer almaktadır. Hukuk devletinde
diğer tüm kamusal yetkilerde olduğu gibi, yasama işlemlerinde de kişisel
yararların değil, kamu yararının gözetilmesi gerekir.
Kamu yararı kavramı,
genel bir ifadeyle özel veya bireysel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün
olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün kamusal işlemler, nihai
olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek durumundadır.
Kanunun amaç öğesi bakımından anayasaya aykırı sayılabilmesi için, kanunun
çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetildiğinin saptanması
gerekir.
Dava dilekçesinde düzenlemenin amacının kamu
yararı olmadığı ileri sürülmüşse de yasanın amacının kamu yararı dışında ne
olduğu ya da hangi özel yararın gözetildiği açıklanmamıştır. İptali istenen
düzenlemenin gerekçesinde amacın kamu yararı olduğu ifade edilmiş, ayrıca
metninde, gerekçesinde ve meclis tutanaklarında düzenlemede kamu yararının
gözetilmediğine dair bir hususa rastlanmamıştır.
Ülkemizde çalışan yabancılar ve onları
çalıştıranların (işverenler)kanundan doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmedikleri 4817
sayılı Kanunun 20. maddesine göre Bakanlık iş müfettişleri ve Sosyal
Sigortalar Kurumu müfettişleri tarafından denetlenmektedir. Aynı maddede
diğer kanunlarda yer alan denetim yetkisi kolluk kuvvetleri dahil saklı tutulmuştur. Mesleki hizmetler kapsamı
dışında çalışacak yabancının beyanı veya verilen izin sonrasında kanuna
aykırı bir çalışmanın tespiti halinde çalışma izninin iptali gibi gerekli
işlemlerin yapılacağı açıktır. Bu denetimlerin yabancılar için
uygulanmayacağına veya gerekli işlemlerin yapılmayacağına dair bir hüküm de
bulunmamaktadır. Dolayısı ile bu işlemlerin denetim dışı kaldığı iddiası
yerinde değildir.
4817 sayılı Kanuna göre Bakanlık, Kanun’da
sayılan koşulların sağlanması kaydıyla ve aynı işi yapacak Türk vatandaşlarının
bulunup bulunmamasına göre belirli coğrafi alan ve meslek sınırlaması ile
yabancılara çalışma izni verebilmektedir. İzin vermek Bakanlık için
zorunluluk değil, takdir yetkisinde olan bir husustur. Dolayısı ile mesleki
hizmetler kapsamında veya dışında yabancılara çalışma izni vermek 4817
sayılı Kanuna göre Bakanlığın yetkisinde olup, bu konuda bir belirsizlik
bulunmamaktadır.
Öte yandan iptal
başvurusunda düzenleme ile mühendis ve mimarların mesleklerinin icrası için
aranan koşulların yabancı-yurttaş ayrımı yapılarak düzenlendiği,
yurtdışında bulunan yükseköğretim kurumlarından mezun olan Türk
vatandaşlarının mesleklerini yapabilmeleri için bahsedilen koşullar geçerli
iken, yabancılar için kolaylık sağlandığı, aynı okulu bitiren ve dolayısı
ile aynı hukuksal durumda bulunan yabancılar için bu koşulların
aranmamasının eşitlik ilkesine açıkça aykırılık teşkil ettiği ileri
sürülmüştür.
Anayasa’nın 10.
maddesinde öngörülen eşitlik ilkesinin amacı, hukuksal durumları aynı
olanların kanunlarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere
kanun karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu
ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Bu ilke ile
eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Kanun önünde eşitlik, herkesin
her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve
konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik
ilkesi ihlal edilmiş olmaz.
Türk vatandaşları ile yabancılar farklı
hukuksal konumdadırlar. Zira vatandaşlık ayrı bir hukuki statü kazandırmaktadır.
Vatandaşlık statüsü gereği çalışma izni konusunda Türk vatandaşlarından
genel hükümler dışında yabancılardan istendiği gibi ek belgeler
getirmeleri, belli işlemleri ve prosedürleri
tamamlamaları istenmemektedir.
Çalıştıkları işlerin mahiyeti bakımından da
yabancılar ile Türk vatandaşları aynı konumda değildirler. Yabancı olup
Türkiye’de çalışmak isteyenler genellikle doğrudan yabancı yatırımı
tamamlamak veya uluslar arası bir projede çalışmak ya da nitelik itibarıyla
sağlanmasında güçlük bulunan alanlarda istihdam edilmek gibi durumlarda
geçici süreyle ülkemize gelmektedirler. Bu yönüyle yabancılar, Türk
vatandaşları ile aynı hukuksal konumda olmadıklarından bunlar arasında
eşitlik karşılaştırılması yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen kural,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi
gerekir.
İptal konusu kuralların Anayasa’nın 16. ve
135. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
28.1.2010 günlü, 5951
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 8. maddesiyle değiştirilen 27.2.2003
günlü, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 12.
maddesinin; üç ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasında yer alan “…otuz
gün…” ibaresine yönelik iptal istemleri, 19.1.2012 günlü, E.2010/30,
K.2012/7 sayılı kararla reddedildiğinden, bu hükümlere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 19.1.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
Vı- SONUÇ
28.1.2010 günlü, 5951 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un 8. maddesiyle değiştirilen 27.2.2003 günlü, 4817 sayılı
Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 12. maddesinin üçüncü ve
dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasında yer alan “… otuz
gün…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
19.1.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|