|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2011/98
Karar Sayısı : 2012/24
Karar Günü : 16.2.2012
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hava Eğitim Komutanlığı
Askeri Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun
22.3.2000 günlü, 4551 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen 132.
maddesinin, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I-
OLAY
Sanığın, arkadaşının eşyasını çalmak suçundan
cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu savını ciddi bulan Mahkeme iptali için itiraz
yoluna başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“As.C.K.’nun 132’nci maddesi aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
Üstünün,
astının veya arkadaşının bir şeyini çalanlar:
Madde 132 - Bir
üstünün, arkadaşının veya astının bir şeyini çalan asker kişiler, altı
aydan beş seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
T.C.K.’nunda hırsızlık suçunu düzenleyen 141’inci maddenin
cezası ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır. Görüldüğü gibi As.C.K.’nundaki hapis
cezasının alt sınırı daha az olmasına rağmen üst sınırı ise T.C.K.’nundaki hırsızlık suçunun cezasından daha fazladır.
T.C.K.’nun 145’inci maddesi ise aşağıdaki şekilde
düzenlenmiştir.
Malın
değerinin az olması:
Madde 145- (1 Değişik
29/6/2005 - 5377/16 md.) Hırsızlık suçunun
konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada
indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz
önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
Ayrıca hırsızlık suçununda yer aldığı T.C.K.’nun
ikinci kısım onuncu bölümünün son kısmında etkin pişmanlık düzenlenmiştir.
Etkin
pişmanlık:
Madde 168- (Değişik: 29/6/2005 - 5377/20 md.)
(1) Hırsızlık, mala
zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflas, taksirli
iflas ve karşılıklı yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu
nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, faalin, azmettirenin veya
yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen
geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi halinde, verilecek
cezanın üçte ikisine kadar indirilir.
(2) Etkin pişmanlığın
kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi
halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.
(3) Yağma suçundan
dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya
giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı
indirilir.
(4) Kısmen geri verme
veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için,
ayrıca mağdurun rızası alınır.
Görüldüğü gibi
T.C.K.’nun gereğince yargılanan bir kişinin
çaldığı malın değeriyle ilgili olarak indirim yapılması mümkün olduğu gibi
ceza vermekten vazgeçilebilmesi de mümkündür. Ayrıca sanığın pişman olup
zararı ödemesi halinde indirim yapılacağı da hüküm altına alınmıştır. As.C.K.’na göre yargılanan
kişinin çalmış olduğu malın değerinin az veya çok oluşu ve sanığın pişman
olup olmaması ancak hakimin takdirini etkileyecek sübjektif bir husustur.
T.C.K.’nundaki gibi objektif kriterler
bulunmamaktadır.
5237 sayılı T.C.K.’nu
ile daha önce mevzuatta olmayan etkin pişmanlık, uzlaşma ve hükmün
açıklanmasının geri bırakılması gibi uygulamalar getirilmiştir.
Yasa koyucu Ceza Hukukuna
ilişkin düzenlemelerde yetkisini kullanırken kuşkusuz, Anayasaya ve Ceza
Hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç
sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı
ağırlaştırıcı veya hafifleştirici tutum ve davranışların neler olacağı,
hangi cezaların para cezasına çevrilebileceği veya tecil edilebileceği gibi
konularda takdir yetkisine sahiptir. Ancak Anayasanın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu uygulamakla
yükümlü devlet anlayışını yansıttığından... suçla ceza arasında akla uygun,
kabul edilebilir, amaçla uyumlu bir orantının sağlanması hukuk devleti
olmanın gereğidir.(Anayasa Mahkemesinin 21.01.2004 gün ve 2002/166 esas,
2004/3 sayılı kararı)
5237 sayılı TCK’nun 3’üncü maddesinde “Adalet ve kanun önünde
eşitlik ilkesi” aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
“Adalet
ve kanun önünde eşitlik ilkesi”
Madde 3- (1) Suç işleyen kişi hakkında işlenen
fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Ceza Kanununun
uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk,
cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, milli
veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden
ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz.
Mülga olan 765 sayılı
T.C.K.’nun 522 ve 523’üncü maddelerinde de benzer
indirimler bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin ceza siyasetinde hırsızlık suçlarında indirim maddeleri daima
bulunmuştur.
Ancak yukarıda
belirtildiği üzere As.C.K.’nundaki
hırsızlık suçunda objektif hiçbir indirim imkanı bulunmamaktadır. As.C.K.’nun 132’nci
maddesindeki suçun cezası paraya çevrilebildiği halde As.C.K.’nun 47’nci maddesine göre ertelenememektedir.
Askerlik hizmeti için
15 ay arkadaşlarıyla neredeyse 24 saat beraber yaşayan kişilerin bir
arkadaşının sigarasından bir tek sigara dahi alması durumunda alacağı ceza
en lehe değerlendirildiği takdirde 3.000,00 (Üç Bin) TL. adli
para cezası veya 5 ay hapis cezasıdır. Bu cezanın da oldukça yüksek olduğu
son derece açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın 2 ve 10’uncu maddeleri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
“MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
“MADDE 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî
düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler
eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla
yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak
yorumlanamaz.
Çocuklar, yaşlılar,
özürlüler, harp ve vazife şehitlerin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler
için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye,
aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare
makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak
hareket etmek zorundadırlar.”
Anayasanın 2 ve
10’uncu maddelerinden anlaşıldığı üzere Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk
Devleti olup kanun önünde herkes eşittir.
Tüm bu sebepler dikkate
alınarak 1632 sayılı As.C.K.’nun
132’nci maddesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı olduğu
değerlendirilmiş ve bu maddenin iptali için Anayasa Mahkemesine
başvurulmasına karar verilmiştir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun
22.3.2000 günlü, 4551 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen 132.
maddesi şöyledir:
“Üstünün,
astının veya arkadaşının bir şeyini çalanlar
Madde
132- Bir
üstünün, arkadaşının veya astının bir şeyini çalan asker kişiler, altı
aydan beş seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Mahkeme, başvuru kararında Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine dayanmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi hükmü uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ, Engin
YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal
Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla
yapılan ilk inceleme toplantısında;
Dosyada eksiklik bulunmadığından, işin esasının
incelenmesine, 28.9.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri,
işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, Askeri Ceza Kanunu’nda düzenlenen hırsızlık suçunun, alt
haddinin Türk Ceza Kanunu’nda yer alan basit hırsızlık suçunun alt haddinden
daha düşük olmakla birlikte üst sınırının Türk Ceza Kanunu’ndan daha yüksek
olduğu ve Türk Ceza Kanunu’nda yer alan hırsızlık suçunda malın değerinin
az olması ile etkin pişmanlık hallerinde indirim veya cezasızlık
nedenlerinin bulunmasına rağmen Askeri Ceza Kanunu’nda yer alan hırsızlık
suçu bakımından bu hallerin düzenlenmediği bu nedenle itiraz konusu kuralın
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural ile, üst, ast ve arkadaşa karşı işlenen hırsızlık suçu,
Türk Ceza Kanunu’ndan ayrı olarak Askeri Ceza Kanunu’nda düzenlenmekte ve
Türk Ceza Kanunu’nda yer alan indirim veya artırım nedenlerine yer verilmeyerek
cezanın alt ve üst hadleri farklı belirlenip takdir alanı genişletilmiştir.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir. Hukuk
devletinde yasa koyucu, Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç
duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.
Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen
“yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı
işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve yasalarla kişiler arasında ayrım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin ihlali yasaklanmıştır.
Ceza hukukunun, toplumun kültür ve
uygarlık düzeyi, sosyal ve ekonomik yaşantısıyla bağlantısı bulunması
nedeniyle suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi
alanında sistem tercihi Devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından yasakoyucu Anayasa’nın ve ceza hukukunun temel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, soruşturma ve yargılamaya ilişkin olarak
hangi yöntemlerin uygulanacağı, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp
sayılmaması, suç sayıldıkları takdirde hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla
karşılanmaları gerektiği, hangi hal ve hareketlerin ağırlaştırıcı ya da
hafifletici sebep olarak kabul edileceği gibi konularda takdir yetkisine
sahiptir.
Yasakoyucu, farklı hukuksal konumda olan kişileri farklı yaptırımlara tâbi
tutabilir. Asker kişiler ile sivil kişiler aynı hukuksal konumda
değildirler. Hırsızlık suçu bakımından askerlik hizmetinin gereği olarak
askerlik camiasının gerektirdiği karşılıklı emniyet ve itimada dayalı bir
ilişki içinde bulunan asker kişiler bakımından farklı hukuki sonuçlar
ortaya çıkabilmektedir. İtiraz konusu kuralla söz konusu ilişki içinde
bulunan ast, üst ve arkadaşa karşı işlenen hırsızlık suçlarında ortaya
çıkabilecek farklı sonuçlar da dikkate alınarak Askeri Ceza Kanunu’nda özel
bir düzenleme yapılmıştır. Yasakoyucunun takdir
yetkisi kapsamında farklı hukukî statü içinde bulunan kişiler hakkında
farklı yaptırım öngören itiraz konusu kuralda hukuk devleti ve eşitlik
ilkesine aykırılık yoktur.
İtiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe
katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun
22.3.2000 günlü, 4551 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen 132.
maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Engin YILDIRIM
ile Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 16.2.2012 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY
YAZISI
İtiraz konusu kural, hırsızlık suçunun Askeri Ceza
Kanunundaki (bundan sonra AsCK) düzenlemesiyle
ilgilidir. Askerlik hizmet ve gereklerini ve askerlikteki disiplin ve
karşılıklı güvenin taşıdığı önemi göz önüne alan yasa koyucu, ast, üst ve
arkadaşa karşı işlenen hırsızlık suçunu, Türk Ceza Kanunu (bundan sonra
TCK) kapsamında işlenen hırsızlık suçundan farklı değerlendirmiştir.
Mesela, AsCK’nunda hırsızlık suçundan dolayı
hiçbir şekilde nesnel bir indirim imkanı
bulunmamaktadır. TCK m. 145 gereği, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan
malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim yapılması mümkün olabildiği
gibi, ceza vermekten vazgeçilmesi de söz konusu olabilmektedir. Benzer
şekilde, TCK kapsamında hırsızlık suçunun cezasının paraya çevrilme
olasılığı varken, AsCK 47. maddesinden dolayı AsCK kapsamındaki hırsızlık suçunda bu mümkün değildir.
Denebilir ki, TCK anlamında işlenen hırsızlık suçu ile AsCK
bağlamında işlenen hırsızlık suçunun koruduğu hukuki yarar farklıdır. TCK’da kişinin taşınır malları üzerindeki zilyetlik
hakkı korunurken, AsCK’da buna ek olarak,
askerlik hizmetinin ve onun ayrılmaz bir parçası olan askeri disiplinin
gereği ast, üst ve arkadaş arasındaki karşılıklı güvene dayalı ilişkilerin
korunması amaçlanmaktadır.
Öte yandan, yukarıda sayılan nedenler sadece
askerlik hizmeti için değil, pek çok diğer hizmette ve meslekte de
geçerlidir. Askerlik hizmet ve gerekliliklerinin farklılık arz etmesi,
farklı muamele yapılması için sağlam bir gerekçe oluşturmaz. Öyle olsaydı,
her meslek grubu için ayrı ayrı düzenlemeler
yapılması gerekirdi. Örneğin, polislik mesleğinde de disiplin ve karşılıklı
güvenin hayati öneme haiz olduğunu düşünürsek, polislerin işlediği
hırsızlık veya başka bir suç içinde ayrı bir Polis Ceza Kanununun
çıkarılması gerektiği mi savunulacak?
İtiraz konusu kuralda yer alan ast, üst ve arkadaşa
karşı işlenen hırsızlık suçuna ait cezanın alt ve üst hadleri TCK’da yer alan basit hırsızlık suçunun alt haddinden
daha düşük ancak üst haddinden daha yüksek belirlenmiştir. TCK’da basit hırsızlık suçu için bir yıldan üç yılı
kadar hapis söz konusuyken itiraz konusu kuralda ise altı aydan beş seneye
kadar hapis cezası düzenlemesi vardır. Her ne kadar Askeri Yargıtay’ın,
itiraz konusu kuralı içeren 132. maddenin TCK’daki
“hırsızlık eylemlerinin her türlü icra biçimlerini” kapsadığı yönündeiçtihadı (örneğin, As.Yrg.Drl.Krl., 26.10.1978, E.65, K.80) mevcutsa da, buradan
hareketle, söz konusu kuralın TCK. m.141’in yanında m.142 ve m.143’deki
düzenlemeleri de kapsadığı görüşü, itiraz konusu düzenlemedeki hırsızlık
suçunun cezasının üst haddinin TCK m. 141’deki basit hırsızlık suçunun üst
haddinden yüksek olması gerçeğini değiştirmemektedir.
Askerlik görevini yerine getirenlerin suç
işlememesine dönük tedbirlerin alınmasının,askeri disiplinin sağlanması açısından gerekli olduğu açıktır.
Bununla birlikte, askeri disiplini korumak ve tesis etmek amacıyla
getirilmiş bir kuralın, bireyin hak ve özgürlüklerini daraltması ve adalet
duygusunun zedelenmesine yol açması da kabul edilemez. Bu durum,
Anayasa’nın 2. maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesinin ihlal
edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Asker kişilerin bir kısmı için askerlik gönüllü
olarak tercih ettikleri bir meslekken, diğerleri için zorunlu olarak
yaptıkları bir görevdir. Zorunlu olarak askerlik görevini yapan asker
kişilerin özgürlüklerinin askerlik hizmeti süresince kısıtlandığını
düşündüğümüzde, hırsızlık gibi sırf askeri suç olmayıp, kısmen askeri suç
veya askeri suç benzeri bir eylem olarak tanımlanan bir fiil için, sivil
şahıslardan farklı cezai muameleye tabi tutulmaları Anayasa’nın 10. maddesinde
vücut bulan eşitlik ilkesine aykırıdır. Askerlik görevinin kendine has özelliklerinden
dolayı asker kişiler ile sivil kişilerin farklı hukuksal konumlarda
bulunmaları, bunlar arasında farklı muameleye neden olan her durumun meşrulaştırılmasının
bir gerekçesi olamaz. Asker ve sivil kişiler arasında elbette farklılıklar
vardır ama bu farklılıklar asker kişiler aleyhine temel hak ve özgürlükler
anlamında eşitsizlik yaratmak için kullanılmamalıdır.
Yukarıda belirtilen
gerekçelerle, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine
aykırı olduğu düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.
ÜyeÜye
Engin YILDIRIMCelal
Mümtaz AKINCI
|