|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2008/115
Karar Sayısı : 2011/86
Karar Günü : 2.6.2011
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi TBMM Grubu adına Grup
Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY, Kemal
KILIÇDAROĞLU ile Kemal ANADOL
İPTAL DAVASININ KONUSU : 5.11.2008 günlü, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme
Kanunu’nun;
1- 6. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının;
a- (a) bendinin “… bu amaçla ilgili pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip
işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere yükümlülükler
getirmek …” bölümünün,
b- (d) bendinin “… uzlaşma sağlanamadığı takdirde ilgili taraflar arasında
aksi kararlaştırılıncaya kadar geçerli olmak üzere gerekli tedbirleri
almak” bölümünün,
c- (ı) bendinde yer alan
“… her türlü …” ibaresinin,
2- 7. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin,
3- 9. maddesinin (7)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ … ve
yapılacak ihaleye ilişkin usul ve esasları belirler” ibaresinin,
4- 31. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının son cümlesinin,
5- 36. maddesinin (4)
numaralı fıkrasının son cümlesinin,
6- 60. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
Anayasa’nın 2., 6., 7.,
8., 12., 13., 48., 87. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek
iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe
bölümü şöyledir:
“III.
GEREKÇE
1) 05.11.2008 Tarihli ve 5809
Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 6 ncı
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin “bu amaçla ilgili
pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde
diğer işletmecilere yükümlülükler getirmek” Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
5809 sayılı Yasanın
“Kurumun görev ve yetkileri” başlıklı 6 ncı
maddesinin iptali istenen tümcesi ile; Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na elektronik haberleşme sektöründe;
rekabeti tesis etmeye ve korumaya, rekabeti engelleyici, bozucu veya
kısıtlayıcı uygulamaların giderilmesi amacıyla ilgili pazarlarda etkin
piyasa gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere
yükümlülükler getirme yetkisi verilmiş, ancak yapılan bu düzenlemede;
getirilecek yükümlülüklerin neler olduğu ve hangi kriterlere göre hangi
durumda hangi yükümlülüklerin uygulanacağı belirtilmemiştir.
Bilgi Teknolojileri ve
İletişim Kurumu’nun getireceği yükümlülüklere ilişkin ilkeler konusunda her hangi bir düzenleme yer
almadığından, bu konudaki usul ve esasları belirleyen idari bir düzenleme,
asli düzenleme yapmış olacaktır. Halbuki Anayasaya
göre, Anayasanın gösterdiği ayrık haller dışında, yürütmenin asli düzenleme
yetkisi yoktur; yürütme Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılacak ve
yerine getirilecek bir yetki ve görevdir. Anayasanın 8 inci maddesinde
ifade edilmiş olan bu ilke, yürütmenin ancak kanun ile asli olarak
düzenlenmiş bir alanda düzenleme yetkisi kullanabileceğini açıkça ortaya
koymaktadır. Anayasanın 7 nci maddesine göre ise,
asli düzenleme yetkisi, TBMM’nindir ve devredilemez.”
Anayasa Mahkemesi, 18.06.1985 günlü, E.1985/3,
K.1985/8 sayılı kararında, konuyu şöyle belirginleştirmiştir:
“Yasa koyucu, belli konularda gerekli kuralları
koyacak, çerçeveyi çizecek, eğer uygun ve zorunlu görürse, onların
uygulanması yolunda sınırları belirlenmiş alanlar bırakacak, idare, ancak o
alanlar içinde takdir yetkisine dayanmak suretiyle yasalara aykırı olmamak
üzere bir takım kurallar koyarak yasanın uygulanmasını sağlayacaktır.”.
Esasen Anayasanın 8 inci maddesinin, yürütme
yetkisi ve görevinin Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve
yerine getirilir, hükmünün anlamı da budur. (Anayasa
Mahkemesinin 22.06.1988 tarih E.1987/18, K.1986/23, sayılı kararı, R.G.
26.11.1988, sa. 2001)
Açıklanan nedenlerle, 05.11.2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin
iptali istenen “bu amaçla ilgili
pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde
diğer işletmecilere yükümlülükler getirmek” tümcesi, yürütmenin
kanuniliği ilkesine aykırı olarak, yürütmeye asli düzenleme yapmak imkânı
tanıdığı için Anayasanın 8 inci maddesine; yasamaya ait olan asli düzenleme
yetkisini yürütmeye devrettiği için Anayasanın 7 nci
maddesine; böyle bir yetki Anayasaya dayanmadığı için de Anayasanın 6 ncı maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
2) 05.11.2008 Tarihli ve
5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 6 ncı
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (d) Bendinin “uzlaşma sağlanamadığı
takdirde ilgili taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya kadar geçerli
olmak üzere gerekli tedbirleri almak.”
Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
5809 sayılı Yasanın 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinin
iptali hükmü ile, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na; işletmeciler
yani yetkilendirme çerçevesinde elektronik haberleşme hizmeti sunan ve/veya
elektronik haberleşme şebekesi sağlayan ve alt yapısını işleten şirketler
(5809 sa.K.m.3/1-z) arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, ilgili
taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya kadar geçerli olmak üzere
gerekli tedbirleri alma yetkisi tanınmış, ancak anılan Kurum’un alacağı
tedbirlerin (ki bu tedbirler, taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya
kadar taraf iradeleri yerine geçecektir) neler olacağı, hangi durumlarda
hangi tedbirlerin alınacağı konusunda her hangi bir belirleme
yapılmamıştır.
Kurum tarafından uzlaşma prosedürünün işletilmiş olmasına karşın, uzlaşamayan
tarafların Kurum’un alacağı tedbirlerin aksi üzerinde uzlaşmalarının da
zorluğu açık olduğu gibi, Kurum’un alacağı tedbirin taraflardan birisinin
lehine olması halinde böyle bir uzlaşmanın imkânsızlığı da ortadadır. Böyle
bir durumun, hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmadığı açıktır.
Anayasanın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devletinin unsurlarından biri de, vatandaşlarına hukuk
güvenliği sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda “belirlilik” ve
“öngörülebilirlik” gerektirir. Hukuk devletinde yargı denetiminin
sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin sınırının yasalarda
açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.
Kişi ve kuruluşların
devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını korkusuzca
geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak
hukuk güvenliği ve üstünlüğü sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde
gerçekleştirilebilir.
Dava konusu kural
belirlilik, genellik, soyutluk ve öngörülebilirlik özellikleri taşımaması
nedeniyle yasama yetkisinin amacına uygun biçimde kullanılmasına elverişli
olmadığı gibi, hukuk devleti ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle,
05.11.2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinin “uzlaşma sağlanamadığı takdirde ilgili
taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya kadar geçerli olmak üzere
gerekli tedbirleri almak.” tümcesi Anayasanın 2 nci
ve 87 nci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekir.
3) 05.11.2008 Tarihli ve
5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 6 ncı
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (ı) Bendindeki “her türlü” İbaresinin
Anayasaya Aykırılığı
Bilgi Teknolojileri ve
İletişim Kurumu iptali istenen kural ile,
elektronik haberleşmeyle ilgili olarak, işletmeciler, kamu kurum ve
kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden ihtiyaç duyacağı her türlü bilgi
ve belgeyi alma yetkisiyle donatılmıştır.
5809 sayılı Yasa’nın 60 ıncı maddesinin (9) numaralı fıkrasında da “Bu maddenin uygulanmasına ve bu Kanunda
öngörülen yükümlülüklerin işletmeciler tarafından yerine getirilmemesi
halinde uygulanacak idarî para cezalarına ilişkin hususlar Kurum tarafından
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” denilmiştir.
Anayasanın 12 nci maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz,
devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, temel hak
ve hürriyetlerinin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev
ve sorumluluklarını ihtiva ettiği hükme bağlanmış, 13 üncü maddesinde de
temel hak ve hürriyetlerinin özlerine dokunulmaksızın Anayasanın ilgili
maddesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabileceği ve bu sınırlamanın Anayasanın sözüne, ruhuna, demokratik
toplum düzenine ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine
aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Elektronik haberleşmeyle
ilgili olarak, işletmecilerin, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve
tüzel kişilerin kendilerinden istenen bilgileri vermek zorunluluğuna
uymamaları halinde idari para cezası yaptırımına bağlanmış olmasına karşın,
istenilecek belge ve bilgilerin kapsamı ya da sınırlarının ne/neler
olacağına, başka bir anlatımla, temel hak ve özgürlüklere müdahale
niteliğinde olan belge ve bilgilerin bu zorunluluk kapsamında bulunup
bulunmadığına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiş, aksine
haberleşme özgürlüğü dikkate alınmaksızın ve yargı kararı olmaksızın
Kurum’un ihtiyaç duyacağı her türlü bilgi ve belgenin verilmesi zorunluluğu
getirilmiştir. Dolayısıyla, söz konusu kurum, kuruluş ve kişiler kendilerinden
istenildiği takdirde her türlü bilgi ve belgeyi temel hak ve özgürlüklerine
müdahale niteliğinde olsa bile vermek zorundadırlar.
Bu durumda, 05.11.2008
tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendindeki
iptali istenen “her türlü” ibaresi, Anayasanın 12 nci
ve 13 üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
4) 05.11.2008 Tarihli ve
5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 7 nci
Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İkinci ve Üçüncü Cümlelerinin Anayasaya
Aykırılığı
05.11.2008 tarihli ve
5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 7 nci
maddesinin iptali istenen cümleleri ile, Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na; belirleyeceği etkin piyasa gücüne
sahip işletmecilere etkin rekabet ortamının sağlanması ve korunması
amacıyla yükümlülükler getirme ve aynı ve/veya farklı pazarlarda etkin
piyasa gücüne sahip olan işletmeciler arasında söz konusu yükümlülükler
açısından farklılaştırma yapabilme yetkileri verilmiştir.
Yapılan bu düzenlemede;
getirilecek yükümlülüklerin neler olduğu ve hangi kriterlere
göre hangi durumda hangi yükümlülüklerin uygulanacağı belirtilmemiştir.
Bilgi Teknolojileri ve
İletişim Kurumu’nun getireceği yükümlülüklere ilişkin ilkeler konusunda her hangi bir düzenleme yer
almadığından, bu konudaki usul ve esasları belirleyen idari bir düzenleme,
asli düzenleme yapmış olacaktır.
Bu durumda, yukarıda (1)
numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle 05.11.2008 tarihli ve 5809
sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 7 nci
maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin, yürütmenin kanuniliği ilkesine aykırı olarak
yürütmeye asli düzenleme yapmak imkânı tanıdığı için Anayasanın 8 inci
maddesine; yasamaya ait olan asli düzenleme yetkisini yürütmeye devrettiği
için Anayasanın 7 nci maddesine; böyle bir yetki
Anayasaya dayanmadığı için de Anayasanın 6 ncı
maddesine aykırı olup, iptalleri gerekmektedir.
5) 05.11.2008 Tarihli ve
5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 9 uncu Maddesinin (7) Numaralı
Fıkrasının “ve yapılacak ihaleye ilişkin usul ve esasları belirler.”
Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
5809 sayılı Yasa’nın (7)
numaralı fıkrasında; bu maddenin (6) numaralı fıkrasının (a) bendinde
öngörülen hallerde diğer bir anlatımla uydu pozisyonu ile ulusal çapta
verilecek frekans bandı kullanımını ihtiva eden ve sınırlı sayıda işletmeci
tarafından yürütülmesi gereken elektronik haberleşme hizmetlerine ilişkin
kullanım hakkı ile ilgili olan ihalelerde Ulaştırma Bakanlığının,
08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4734 sayılı Kamu
İhale Kanununa tabi olmadığı belirtilmiş ve iptali istenen tümce ile de
yapılacak bu tür ihaleye ilişkin usul ve esasların Bilgi Teknolojileri ve
İletişim Kurumu tarafından belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Hukuk devletinin
gereklerinden olan ve idarelerin takdir ve yetkisine bırakılan konuların
yine idareler tarafından önceden çıkarılan metinlerle düzenlenmesi anlamına
gelen hukuk güvenliği ve düzenli idare (idarenin yasallığı) ilkesinin en
sıkı uygulanması gereken alanlardan birinin ihaleler olduğu, açıklık,
tarafsızlık, rekabet ve uygun bedel ilkelerinin ihalelerde
gerçekleşebilmesi için sürecin belirgin olması gerektiği kuşkusuzdur.
İptali istenen kuralla,
sınırlı sayıda işletmeci tarafından yürütülmesi gereken elektronik
haberleşme hizmetlerine ilişkin kullanım hakkı ile ilgili ihale konusunda yürütme
organına (Kurum’a); yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine
aykırı olarak genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme
yetkisi verilmiştir.
Anayasaya göre yürütmenin
asli düzenleme yetkisi, Anayasanın gösterdiği ayrık haller dışında yoktur.
Bu yetki Anayasanın 7 nci maddesinde Türkiye
Büyük Millet Meclisine verilmiştir ve devredilemez. Yürütme, ancak yasayla
asli olarak düzenlenmiş alanda kural koyabilir.
Yürütme organının yasayla yetkili kılınmış olması,
yasayla düzenleme anlamına gelmeyeceğinden, yürütmeye devredilen yetkinin
Anayasaya uygun olabilmesi için yasada temel esasların belirlenmesi,
sınırların çizilmesi gerekir.
Anayasanın çeşitli maddelerinde yer alan “kanunla
düzenlenir” değiminden neyin anlaşılması gerektiği hususuna Anayasa
Mahkemesi, kararlarıyla açıklık getirmiştir. Örneğin, 18.06.1985 günlü,
E.1985/3, K.1985/8 sayılı kararında, konuyu şöyle belirginleştirmiştir:
“Yasa koyucu, belli konularda gerekli
kuralları koyacak, çerçeveyi çizecek, eğer uygun ve zorunlu görürse,
onların uygulanması yolunda sınırları belirlenmiş alanlar bırakacak, idare,
ancak o alanlar içinde takdir yetkisine dayanmak suretiyle yasalara aykırı
olmamak üzere bir takım kurallar koyarak yasanın uygulanmasını
sağlayacaktır.”.
Esasen Anayasanın 8 inci maddesinin, yürütme
yetkisi ve görevinin Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve
yerine getirilir, hükmünün anlamı da budur. (Anayasa
Mahkemesinin 22.06.1988 tarih E.1987/18, K.1986/23, sayılı kararı, R.G.
26.11.1988, sa. 2001)
Açıklanan nedenlerle, 05.11.2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 9
uncu maddesinin (7) numaralı fıkrasının “ve yapılacak ihaleye ilişkin usul
ve esasları belirler.” tümcesi, yürütmenin kanuniliği ilkesine
aykırı olarak yürütmeye asli düzenleme yapmak imkânı tanıdığı için
Anayasanın 8 inci maddesine; yasamaya ait olan asli düzenleme yetkisini
yürütmeye devrettiği için Anayasanın 7 nci
maddesine; böyle bir yetki Anayasaya dayanmadığı için de Anayasanın 6 ncı maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
6) 05.11.2008 Tarihli ve
5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 31 inci Maddesinin (3) Numaralı
Fıkrasının “Bu konuda yapılacak
düzenlemeler sonucunda Kurum herhangi bir yükümlülük altına girmez.”
Şeklindeki Son Cümlesinin Anayasaya
Aykırılığı
5809 sayılı Yasa’nın 31
inci maddesinin (3) numaralı fıkrasında, Bilgi Teknolojileri ve İletişim
Kurumu’na; numara tahsis ve kullanımını koşullara bağlama, kamu düzeni ve
millî güvenliğin gerektirdiği durumlar, numara kapasitesi ihtiyacı, üye olunan
uluslararası kuruluşların düzenlemeleri veya taraf olunan uluslararası
anlaşmalar doğrultusunda veya Kurum düzenlemelerine uygun olarak
kullanılmadığı durumlarda tahsisli numaralarda değişiklik yapma ve tahsisli
numaraları geri alma yetkisi verilmekte; iptali istenen kural ile de, söz
konusu yetkinin kullanılması bağlamında yapılacak düzenlemeler sonucunda
Kurum’un herhangi bir yükümlülük altına girmeyeceği hükme bağlanmaktadır.
Bu düzenlemeden de
anlaşılacağı üzere Kurum, tahsis ettiği numaralarda tek taraflı olarak
değişiklik yapabilecek, tahsisli numarayı geri alabilecek, ancak Kurum bu
işlemlerden dolayı herhangi bir yükümlülük altına girmeyecektir.
Böyle bir düzenlemenin
“hukuk devleti” ilkesiyle bağdaşmayacağı kuşkusuzdur.
Anayasanın 2 nci maddesinde,
Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla
kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa
koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında
bu kurala uygun biçimde tüm sonuçları ile edinilmiş (kazanılmış) hakların
korunması da, temel hukuk ilkelerindendir.
Hukuk devleti, <<kazanılmış hak>>ları korumakta duyarlı
davranarak hukukun temel ilkelerine bağlılığını kanıtlar.
Hukuk devleti, aynı zamanda bireylerin haksızlıktan
korunmasını ve mutluluğunu amaç edinir.
Kurum’un tahsisli numaraları, hukuka aykırı bir
işlemle geri alması veya değiştirmesi durumunda tazminle sorumlu olması
hukukun temel ilkelerindendir. Ayrıca işletmecilere tahsis edilen
numaraların, onların kazanılmış hakları olduğu da yadsınamaz.
Diğer taraftan Anayasanın 125 inci maddesinde
“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmüne
yer verilmiştir. Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin demokratik bir hukuk
devleti olduğunu vurgularken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin
yargı denetimine bağlı olmasını amaçlamıştır. Anayasanın 125 inci
maddesinin birinci fıkrasında yer alan kural, yönetimin kamu hukuku ya da
özel hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır.
İptali istenen kural, “idarenin işlemlerinin
yargısal denetimi” ilkesini zayıflatan bir kural olduğundan Anayasanın 125
inci maddesine de ters düşer.
Açıklanan nedenlerle, Kurum’un herhangi bir
yükümlülük altına girmeyeceğine öngören 05.11.2008 tarihli ve 5809 sayılı
Elektronik Haberleşme Kanununun 31 inci maddesinin (3) numaralı fıkrasının
“Bu konuda yapılacak düzenlemeler sonucunda Kurum herhangi bir yükümlülük
altına girmez.” şeklindeki son cümlesi Anayasanın 2 nci
ve 125 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
7) 05.11.2008 Tarihli ve
5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 36 ncı
Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının “Bu konuda yapılacak düzenlemeler
sonucunda Kurum, herhangi bir yükümlülük altına girmez.” Şeklindeki Son
Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
5809 sayılı Yasa’nın 36 ncı maddesinin (4) numaralı fıkrasında Bilgi Teknolojileri
ve İletişim Kurumu’na; teknolojik gelişmeler ve Ülkemizin taraf olduğu
uluslararası kuruluşların kararları doğrultusunda yapılabilecek yeni
planlamalar çerçevesinde, tahsis edilen frekans ve bantlar için Bakanlık ve
ilgili kurumlar ile gerekli koordinasyonu sağlama görevi ve Devlet güvenlik
ve istihbaratında zafiyet yaratmayacak şekilde iptal dâhil her türlü
değişiklik yapma yetkisi verilmiş, iptali istenen kural ile de, bu konuda
yapılacak düzenlemeler sonucunda Kurum’un, herhangi bir yükümlülük altına
girmeyeceği hükme bağlanmıştır.
Bu hükümden de
anlaşılacağı üzere, tahsis edilen frekans ve bantlar için Kurum’a tek
taraflı olarak iptal dâhil her türlü değişiklik yapma yetkisi verilmiş,
buna karşın Kurum’un herhangi bir yükümlülük altına girmeyeceği öngörülmüştür.
Yukarıda (6) numaralı
başlık altında açıklanan nedenlerle 05.11.2008 tarihli ve 5809 sayılı
Elektronik Haberleşme Kanununun 36 ncı maddesinin
(4) numaralı fıkrasının “Bu konuda
yapılacak düzenlemeler sonucunda Kurum, herhangi bir yükümlülük altına
girmez.” şeklindeki son cümlesi de
Anayasanın 2 nci ve 125 inci maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
8) 05.11.2008 Tarihli ve
5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 60 ıncı
Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
05.11.2008 tarihli ve
5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 60 ıncı
maddesinin iptali istenen (3) numaralı fıkrasında Kurum’a; kamu hizmetinin
gerekleri ve kamu düzeninin korunması amacıyla yönetmelikle önceden
belirleyeceği hallerde, işletmecinin faaliyetinin geçici olarak durdurma ya
da ihlalin önlenmesi için işletmeciye somut tedbirler uygulama zorunluluğu
getirme yetkisi verilmiştir.
Bu kurala göre, Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu, yetkilendirme çerçevesinde elektronik
haberleşme hizmeti sunan ve/veya elektronik haberleşme şebekesi sağlayan ve
alt yapısını işleten işletmeci şirketin faaliyetini yönetmelikle önceden
belirleyeceği hallerde, geçici olarak durdurabilecek ya da somut tedbirler
uygulama zorunluluğu getirebilecek, diğer bir anlatımla işletmecinin
çalışma hürriyetini sınırlandırabilecektir.
Anayasanın 48 inci
maddesinde “Herkes, dilediği alanda
çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir” denilmiştir. “Çalışma ve
sözleşme hürriyeti” Anayasanın “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci
kısmının “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” bölümünde yer almaktadır.
Anayasanın “Temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13 üncü maddesi ise, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,
Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne
amirdir.
Bu hükme göre, Anayasanın
48 inci maddesinde öngörülen “Çalışma ve sözleşme hürriyeti” bu maddedeki
nedenlerle ve ancak kanunla sınırlandırılabilir.
Anayasanın çeşitli
maddelerinde yer alan “kanunla düzenlenir” değiminden neyin anlaşılması
gerektiği hususuna Anayasa Mahkemesi, kararlarıyla açıklık getirmiştir.
Örneğin, 18.06.1985 günlü, E.1985/3, K.1985/8 sayılı kararında, konuyu
şöyle belirginleştirmiştir:
“Yasa koyucu, belli
konularda gerekli kuralları koyacak, çerçeveyi çizecek, eğer uygun ve
zorunlu görürse, onların uygulanması yolunda sınırları belirlenmiş alanlar
bırakacak, idare, ancak o alanlar içinde takdir yetkisine dayanmak
suretiyle yasalara aykırı olmamak üzere bir takım kurallar koyarak yasanın
uygulanmasını sağlayacaktır.”
İptali istenen kural ile, işletmecilerin çalışma hürriyetlerinin geçici
olarak sınırlandırılma nedenleri yönetmeliğe bırakıldığından yapılan bu
düzenlemenin Anayasanın 13 üncü ve 48 inci maddelerine aykırı düştüğü çok
açıktır.
Açıklanan nedenlerle,
05.11.2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 60 ıncı maddesinin (3) numaralı fıkrası Anayasanın 13 üncü
ve 48 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Temel hak ve özgürlükler
ile hukuk güvenliğini zedeleyen, yürütmeye asli düzenleme yetkisi veren ve
kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açması
muhtemel olan ve Anayasaya açıkça aykırı oldukları gerekçemizde gösterilen
iptali istenen kuralların uygulamaları halinde, toplumsal kararlılığı ve hukuksal
güvenceyi ortadan kaldırıp belirsizlik ortamına neden olacağından sonradan
giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve zararların doğabileceği açıktır.
Öte yandan, anayasal
düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti
sayılmanın gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk
devletinde subjektif yararların üstünde, özenle
korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur.
Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve
özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin
hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol
açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Bu zarar ve durumların
doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali istenen
hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de
durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan
gerekçelerle 05.11.2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme
Kanununun;
1) 6 ncı
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin “bu amaçla ilgili
pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde
diğer işletmecilere yükümlülükler getirmek” tümcesinin Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
2) 6 ncı
maddesinin (1) numaralı Fıkrasının (d) bendinin “uzlaşma sağlanamadığı
takdirde ilgili taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya kadar geçerli
olmak üzere gerekli tedbirleri almak.” tümcesinin Anayasanın 2 nci ve 87 nci maddelerine
aykırı olduğundan,
3) 6 ncı
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendindeki iptali istenen “her
türlü” ibaresinin, Anayasanın 12 nci ve 13 üncü
maddelerine aykırı olduğundan,
4) 7 nci
maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasanın
6 ncı, 7 nci ve 8 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
5) 9 uncu maddesinin (7)
numaralı fıkrasının “ve yapılacak ihaleye ilişkin usul ve esasları
belirler.” tümcesinin Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddelerine aykırı olduğundan,
6) 31 inci maddesinin (3)
numaralı fıkrasının “Bu konuda yapılacak düzenlemeler sonucunda Kurum
herhangi bir yükümlülük altına girmez.” şeklindeki son cümlesinin
Anayasanın 2 nci ve 125 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
7) 36 ncı
maddesinin (4) numaralı fıkrasının “Bu konuda yapılacak düzenlemeler
sonucunda Kurum, herhangi bir yükümlülük altına girmez.” şeklindeki son
cümlesinin Anayasanın 2 nci ve 125 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
8) 60 ıncı
maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasanın 13 üncü ve 48 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine ve uygulanmaları halinde
giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
5.11.2008 günlü, 5809
sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun dava konusu bölüm, fıkra ve
ibareleri de içeren ilgili madde ve fıkraları şöyledir:
“Kurumun görev ve yetkileri
MADDE 6 - (1) Kurumun görev ve
yetkileri şunlardır:
a) Elektronik haberleşme sektöründe;
rekabeti tesis etmeye ve korumaya, rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı
uygulamaların giderilmesine yönelik düzenlemeleri yapmak, bu amaçla ilgili pazarlarda etkin
piyasa gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere
yükümlülükler getirmek ve mevzuatın öngördüğü tedbirleri
almak.
(…)
d) Bu Kanun çerçevesinde gerektiğinde
işletmeciler arasında uzlaştırma prosedürünü
işletmek, uzlaşma sağlanamadığı
takdirde ilgili taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya kadar geçerli
olmak üzere gerekli tedbirleri almak.
(…)
ı) Elektronik haberleşmeyle ilgili
olarak, işletmeciler, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel
kişilerden ihtiyaç duyacağı her
türlü bilgi ve belgeyi almak ve gerekli kayıtları tutmak, Bakanlık
tarafından elektronik haberleşme sektörüne yönelik strateji ve
politikaların belirlenmesinde ihtiyaç duyulanları, talebi üzerine Bakanlığa
iletmek.
Rekabetin sağlanması
MADDE 7- (3) Kurum, yapacağı pazar
analizleri sonucu ilgili pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip işletmecileri
belirleyebilir. Kurum, etkin rekabet
ortamının sağlanması ve korunması amacıyla etkin piyasa gücüne sahip
işletmecilere yükümlülükler getirebilir. Aynı ve/veya farklı pazarlarda
etkin piyasa gücüne sahip olan işletmeciler arasında söz konusu
yükümlülükler açısından farklılaştırma yapılabilir.
Yetkilendirme usulü
MADDE 9- (7) Kurum, kaynakların etkin
kullanımını sağlamak amacıyla Bakanlığın görüşüne başvurarak gerekli
tedbirleri alır ve yapılacak ihaleye ilişkin usul ve
esasları belirler. Kurum ve yukarıdaki fıkranın (a) bendinde öngörülen
hallerde Bakanlık, kullanım hakkı ile ilgili olan ihalelerde 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve
4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi değildir.
Ulusal numaralandırma planı
MADDE 31- (3) Kurum, numara tahsis ve
kullanımını koşullara bağlayabilir, kamu düzeni ve millî güvenliğin
gerektirdiği durumlar, numara kapasitesi ihtiyacı, üye olunan uluslararası
kuruluşların düzenlemeleri veya taraf olunan uluslararası anlaşmalar
doğrultusunda veya Kurum düzenlemelerine uygun olarak kullanılmadığı
durumlarda tahsisli numaralarda değişiklik yapılabilir ve tahsisli
numaralar geri alınabilir. Bu konuda
yapılacak düzenlemeler sonucunda Kurum herhangi bir yükümlülük altına
girmez.
Frekans planlama, tahsis ve tescili
MADDE 36- (4) Teknolojik gelişmeler
ve Ülkemizin taraf olduğu uluslararası kuruluşların kararları doğrultusunda
yapılabilecek yeni planlamalar çerçevesinde, Kurum, tahsis edilen frekans
ve bantlar için Bakanlık ve ilgili kurumlar ile gerekli koordinasyonu
sağlar. Kurum, Devlet güvenlik ve istihbaratında zafiyet yaratmayacak
şekilde iptal dahil her türlü değişiklik yapabilir.
Bu konuda yapılacak düzenlemeler
sonucunda Kurum, herhangi bir yükümlülük altına girmez.
Kurumun yetkisi ve idarî yaptırımlar
MADDE 60- (3) Kurum, kamu hizmetinin gerekleri ve kamu düzeninin korunması
amacıyla yönetmelikle önceden belirleyeceği hallerde, işletmecinin
faaliyetinin geçici olarak durdurulmasına ya da ihlalin önlenmesi için
işletmeciye somut tedbirler uygulama zorunluluğu getirmeye de yetkilidir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2.,
6., 7., 8., 12., 13., 48., 87. ve 125. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 8.1.2009 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından
işin esasının incelenmesine ve yürürlüğü durdurma isteminin esas
inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen yasa kuralları ile dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Genel Açıklama
Toplumsal yaşamda önemli bir yere sahip olan,
özellikle kamu hizmeti niteliği taşıyan ve doğal tekel olan ya da gelişen
teknolojiyle doğal tekel özellikleri zayıflamış olsa dahi mevcut firmanın
hâkim durumunu sürdürebileceği sektörlerin yer aldığı piyasalarda, serbest
rekabet koşulları kendiliğinden oluşmamaktadır. Bu tür piyasalarda faaliyet
gösteren teşebbüsler serbestçe rekabet içinde bulunmak yerine, tekel haline
gelme çabası içinde olabilmektedir. Bu nedenle, toplumun günlük yaşamında
önemli bir yere sahip olan ve teknolojik gelişmelerin hızlı bir şekilde
yaşandığı enerji, gaz, su ve haberleşme gibi mal ve hizmetlerin üretildiği
piyasaların, devletin herhangi bir müdahalesi olmaksızın pazar koşullarına
terk edilmesi, bu piyasalarda aksaklıklara yol açması nedeniyle kabul
edilmemektedir. Bu nedenle devletler, bu piyasaların işleyişine çeşitli
vasıtalarla ve belirli sınırlar içinde müdahale etmektedir. Devletlerin bu
piyasalara müdahalesi, bazı sektörlerin kamu tarafından tekel olarak
işletilmesi ya da bu sektörlerdeki özel işletmelerin regülasyonu
şeklinde olmaktadır.
Bu sektörlerin devlet tarafından tekel olarak
işletilmesinin, istenilen verimi ve toplumsal refaha beklenen katkıyı
sağlayamaması gibi nedenlerle, devletin özelleştirme ve serbestleştirme
yolu ile bu piyasalardan çekilmesi ile tekelci özellik gösteren bu
piyasalardaki devletçi politikalar, yerini düzenlenmiş piyasalara
bırakmakta ve bu alanlar, faaliyet gösterdikleri sektörlerin siyasi-idarî
etkilerden uzak, objektif, şeffaf ve öngörülebilir kurallar ile çalışmasını
sağlamak amacıyla kurulan bağımsız düzenleyici kurumlar tarafından
doldurulmaktadır.
Elektronik haberleşme sektörü, bireysel
haberleşmeyi sağlamasının yanı sıra, bilgi toplumunun temel altyapısını
oluşturan ve kendi başına ekonomik değeri olan stratejik bir sektördür.
Teknolojideki büyük gelişim, telekomünikasyon sektörünün yapısını
değiştirmiş, bu çerçevede bir taraftan pazar sınırlarının ortadan kalkması,
diğer taraftan sektördeki ürün çeşitliliğinin genişlemesi, telekomünikasyon
hizmetlerini hayatın vazgeçilmez bir parçası haline getirerek, piyasadaki
arz ve talep dengelerinin yeniden oluşmasına yol açmıştır. Küresel düzeyde yaşanan bu gelişmeler, telekomünikasyon
hizmetlerinin geleneksel tekelci ve devletçi yapıdan çıkarılarak, özel
sektörün de katılımıyla rekabetçi bir ortamda verilmesi sonucunu doğurmuş
ise de; yeni operatörlere yetki veya lisans verilmesi, bu operatörlerin
piyasaya girişindeki engellerin kaldırılması, piyasaya yeni giren
operatörlerle üzerine evrensel hizmet ara bağlantı görevi yüklenmiş olan
operatörlerin birbirine bağlı olup olmadıklarının izlenmesi ve yüksek
maliyetli veya düşük getirili yerlerde de hizmet sunumunun sağlanması gibi
gereklilikler, elektronik haberleşme sektörünün bağımsız kuruluşlar
tarafından düzenlenmesi ve denetlenmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu bağlamda, Devletin elektronik haberleşme
sektöründe Anayasa’nın 167. maddesindeki görevlerini yerine getirmek üzere
2813 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Kuruluşuna İlişkin
Kanun ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu kurulmuş; 2813 sayılı
Kanun’un 5. maddesinin 5809 sayılı Kanun’un 67. maddesiyle değiştirilen
ikinci fıkrasında Kurumun görevlerini yerine getirirken bağımsız olduğu,
hiçbir organ, makam, merci veya kişinin Kuruma emir ve talimat veremeyeceği
hükme bağlanmıştır. Kurumun
görev ve yetkilerinin çerçevesi ise 5809 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle
belirlenmiştir.
Bu görev ve yetkiler çerçevesinde, temel işlevi
telekomünikasyon alanındaki kamusal ve özel kesim etkinliklerini kurallar
koyarak düzenlemek, konulan kurallara uyulup uyulmadığını izlemek,
denetlemek ve bu kurallara uyulmaması halinde de, ya doğrudan doğruya
yaptırım uygulamak veya bazen de kanunlarda gösterilen yaptırımların
uygulanması için adli mercileri harekete geçirmek olan Bilgi Teknolojileri
ve İletişim Kurumu, idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan, kamu tüzel
kişiliğine sahip, görev alanına ilişkin sektörde kamu hukuku ilke ve
düzenlemelerine bağlı olarak, kamu yararı amacıyla düzenleyici işlemler
yapan, genel idare esaslarına göre faaliyet gösteren, gördüğü hizmet
sürekli ve asli nitelik taşıyan bir kuruluştur.
B- Anayasa’ya Aykırılık
Sorunu
1-
Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin “…bu amaçla ilgili pazarlarda etkin piyasa
gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere
yükümlülükler getirmek…” bölümünün incelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali istenen kural ile Kuruma
elektronik haberleşme sektöründe rekabeti tesis etmek ve korumak, rekabeti
engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı uygulamaların giderilmesini sağlamak
amacıyla ilgili pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere ve
gerekli hallerde diğer işletmecilere yükümlülükler getirme yetkisi
verildiği, ancak yapılan bu düzenlemede, getirilecek yükümlülüklerin neler
olduğu ve uygulama koşulları belirtilmediğinden, yürütmenin kanuniliği
ilkesine aykırı olarak yürütmeye asli düzenleme yapma imkânı tanındığı,
yasamaya ait olan asli düzenleme yetkisinin yürütmeye devredildiği ve böyle
bir yetkinin Anayasa’ya dayanmadığı belirtilerek, iptali istenen kuralın
Anayasa’nın 6., 7. ve 8. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Kural ile Kuruma elektronik haberleşme sektöründe
rekabeti tesis etmek ve korumak, rekabeti engelleyici, bozucu veya
kısıtlayıcı uygulamaları gidermek amacıyla ilgili pazarlarda etkin piyasa
gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere
yükümlülükler getirme yetkisi verilmiştir.
Etkin piyasa gücü, 5809 sayılı Kanun’un 3.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (r) bendinde, “işletmecinin, ilgili
elektronik haberleşme pazarında, tek başına ya da diğer işletmecilerle
birlikte, rakiplerinden, kullanıcılarından ve tüketicilerinden fark edilir
bir şekilde bağımsız olarak hareket edebilmesine imkan
sağlayan ekonomik güç”; işletmeci ise aynı fıkranın (z) bendinde “yetkilendirme
çerçevesinde elektronik haberleşme hizmeti sunan ve/veya elektronik
haberleşme şebekesi sağlayan ve alt yapısını işleten şirket” olarak
tanımlanmıştır.
Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin
Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği
öngörülmüştür. Buna göre yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme
organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme
yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına geleceğinden
Anayasa'nın 7. maddesine aykırı düşer. Ancak, yasada temel esasların ve
çerçevenin belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık ve teknik konulara ilişkin
ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması Anayasa'ya aykırılık
oluşturmaz. Esasen Anayasa'nın 8. maddesinde yer alan, “yürütme yetkisi ve
görevi Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir”
hükmünün anlamı da budur.
Dava konusu kuralla Kuruma verilen elektronik
haberleşme sektörüyle ilgili pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip
işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere yükümlülükler getirme
yetkisi, Kurulun faaliyet alanının kapsamında bulunan elektronik haberleşme
sektöründe etkin rekabet ortamının sağlanmasına yönelik, sektörle ilgili
pazarlarda pazar analizleri yaparak ilgili pazarın rekabet seviyesini
analiz etmek, buna bağlı olarak etkin piyasa gücüne sahip işletmecileri ve
bu işletmecilerin tabi olabileceği yükümlülükleri belirlemek gibi teknik
konuları içeren ve bu yönüyle uzmanlık gerektiren bir yetkidir. Yasakoyucu bu yetkiyi Kuruma kendi faaliyet alanı olan
elektronik haberleşme sektöründe rekabeti tesis etmek ve korumak, rekabeti
engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı uygulamaları gidermek amacıyla vermiş
ve bu yetki ile ancak elektronik haberleşme sektörüyle ilgili pazarlarda
etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere ya da gerekli hallerde bu sektördeki
diğer işletmecilere yükümlülükler getirilebileceğini belirterek, yetkinin
sınırlarını da çizmiştir. Dava
konusu kural ile Kuruma verilen yetkinin temel esasları ve çerçevesi
belirlenmiş olduğundan, Kurumun kendi faaliyet alanına giren elektronik
haberleşme sektörüyle ilgili pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip
işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere yükümlülükler getirme
yetkisine dayanarak yapmış olduğu düzenlemeler asli düzenleme olarak
nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen kural,
Anayasa’nın 6., 7. ve 8. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşe katılmamıştır.
2- Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinin
“…uzlaşma sağlanamadığı takdirde ilgili taraflar arasında aksi
kararlaştırılıncaya kadar geçerli olmak üzere gerekli tedbirleri almak”
bölümünün incelenmesi
Dava dilekçesinde hukuk devletinde yargı
denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin sınırının
yasalarda açıkça gösterilmesinin bir zorunluluk olduğu belirtilerek, iptali
istenen kural ile Kuruma verilen işletmeciler arasında uzlaşma
sağlanamadığı takdirde ilgili taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya
kadar geçerli olmak üzere gerekli tedbirleri almak yetkisi kapsamında, Kurumun
hangi durumlarda hangi tedbirleri alacağı konusunda herhangi bir belirleme
yapılmamış olmasının, kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektiren
hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmaması ve yasama yetkisinin amacına uygun
biçimde kullanılmasına elverişli olmaması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 87.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kural ile Kurumun, 5809 sayılı Kanun
çerçevesinde gerektiğinde işletmeciler arasında uzlaştırma prosedürünü işletebileceği, uzlaşma sağlanamadığı
takdirde ilgili taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya kadar geçerli
olmak üzere gerekli tedbirleri alabileceği hükme bağlanmıştır. Kurumun,
uzlaştırma konusundaki yetkileri 5809 sayılı Kanun’un “Erişim anlaşmaları
ve uzlaşmazlıkların çözümü” başlıklı 18. maddesinde düzenlenmiştir.
5809 sayılı Kanun’un 18. maddesinde, uzlaştırmanın
işletmeciler arasında yapılan erişim anlaşmalarından kaynaklanan
uyuşmazlıklarda söz konusu olduğu ve Kurumun taraflar arasında erişim
talebinden itibaren azami iki ay içerisinde anlaşma tesis edilememesi veya
mevcut erişim sözleşmesinde 5809 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir
anlaşmazlık vuku bulması halinde taraflardan herhangi birinin başvurusu
üzerine, belirleyeceği esaslar çerçevesinde kamu menfaati açısından gerekli
olan tedbirleri alabileceği öngörülmektedir. Bu açıdan Kanun’da Kuruma verilen uzlaştırma
sürecinde tedbir alma yetkisinin hangi durumlarda kullanılacağı açıkça
belirtilerek yetkinin çerçevesi belirlenmiştir. Maddede, işletmecilerin
erişim anlaşmalarını ilgili mevzuata ve Kurum düzenlemelerine aykırı
olmamak kaydıyla serbestçe müzakere ederek imzalayabilecekleri hükme
bağlanmıştır. Bu açıdan içeriği serbestçe belirlenen bir anlaşmanın
hükümlerinin ya da anlaşma sağlanamaması durumunda, tarafların anlaşma
konusunda ileri sürecekleri taleplerin neler olabileceğinin önceden
bilinmesinin imkânsızlığı karşısında, bu anlaşmalar nedeniyle ortaya
çıkabilecek uyuşmazlık konularının ve buna bağlı olarak da uzlaştırma
sürecinde uygulanabilecek tedbirlerin önceden somut bir şekilde
belirlenmesi mümkün değildir. Belirtilen nedenle Kanun’un 18. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında Kurumun geçici ücretin belirlenmesi de dahil olmak üzere, kamu menfaati açısından gerekli
gördüğü diğer tedbirleri, belirleyeceği esaslar çerçevesinde alacağı
öngörülmüş, bu esaslar da 8.9.2009 günlü, 27343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan
Erişim Ve Arabağlantı Yönetmeliği ile
düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
her türlü işlem ve eylemi hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk
düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren
devlettir.
Öte yandan hukuk devleti ilkesi, yürütme organının
faaliyetlerinin yönetilenlerce belli ölçüde öngörülebilir olmasını,
herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesini, ekonomik ve
sosyal yaşamlarındaki tutum ve davranışlarını buna göre düzene sokabilmesini
gerektirir. Zira hukuk devletinin gereği olan belirlilik ve hukuki güvenlik
ilkesi, idarenin keyfi hareket etmesini engeller. Bunu gerçekleştirmenin
başlıca yolu ise kural konulmasını gerektiren durumlarda bunların genel,
soyut, anlaşılabilir ve sınırlarının belirli olmasını sağlamaktır. Bu
bakımdan, yasakoyucunun bir konuyu en ince
ayrıntısına kadar düzenleme yetkisi bulunmakta ise de, temel esasların ve
çerçevenin belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık gerektiren teknik konulara
ilişkin ayrıntıların yasada düzenlenmemesi hukuk güvenliği ve belirlilik
ilkelerine aykırılık oluşturmaz.
İptali istenen kural ile Kuruma verilen
gerektiğinde işletmeciler arasında uzlaştırma prosedürünü
işletme, uzlaşma sağlanamadığı takdirde ilgili taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya
kadar geçerli olmak üzere gerekli tedbirleri alma yetkisinin temel esasları
ve çerçevesi belirlenmiş olduğundan, iptali istenen kuralın hukuk güvenliği
ve belirlilik ilkelerine aykırı bir yönü yoktur.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen kural,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşe katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 87. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
3- Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendinde yer alan
“… her türlü …” ibaresinin incelenmesi
Dava dilekçesinde iptali istenen kural ile
haberleşme özgürlüğü dikkate alınmaksızın ve yargı kararı olmaksızın
Kuruma, işletmeciler, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel
kişilerden ihtiyaç duyacağı her türlü bilgi ve belgeyi alabilme yetkisi
verilmesinin temel hak ve özgürlükleri ihlal etmesi nedeniyle Anayasa’nın
12. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı)
bendinde Kurumun işletmeciler, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve
tüzel kişilerden elektronik haberleşmeyle ilgili olarak, ihtiyaç duyacağı
her türlü bilgi ve belgeyi alabileceği hükme bağlanmıştır. Kuralın gerekçesinde “Bu Kanunla Kurumun; elektronik
haberleşme sektörü ile ilgili şikâyetleri inceleme yetkisi açıklığa
kavuşturulmakta, şikâyetleri değerlendirme ve denetim işlevlerini gerektiği
gibi yerine getirebilmesi için ilgililerden bilgi ve belge toplama yetkisi
verilmektedir” denilerek, Kuruma verilen bu yetkinin Kurumun elektronik
haberleşme sektörü ile ilgili şikâyetleri değerlendirme ve denetim
işlevlerini gerektiği gibi yerine getirebilmesi amacıyla sınırlı olarak
verildiği ifade edilmiştir.
Elektronik haberleşme, 5809 sayılı Kanun’un 3.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinde “Elektriksel işaretlere
dönüştürülebilen her türlü işaret, sembol, ses, görüntü ve verinin kablo,
telsiz, optik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, elektrokimyasal,
elektromekanik ve diğer iletim sistemleri vasıtasıyla iletilmesini, gönderilmesini
ve alınması”; elektronik haberleşme sektörü ise aynı fıkranın (l)
bendinde “Elektronik haberleşme hizmeti verilmesi, elektronik haberleşme
şebekesi sağlanması, elektronik haberleşme cihaz ve sistemlerine yönelik
üretim, ithal, satış ve bakım-onarım hizmetlerinin yürütülmesi ile ilgili
sektör” olarak tanımlanmıştır. Buna göre, Kurumun iptali istenen kural gereği isteyebileceği bilgi
ve belgeler, ancak (h) ve (l) bentlerinde belirtilen sistem ve hizmetlerle
ilgili olabilecektir.
Ayrıca Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (c) ve (h) bentlerinde, Kurumun “Abone, kullanıcı, tüketici
ve son kullanıcıların hakları ile kişisel bilgilerin işlenmesi ve
gizliliğinin korunmasına ilişkin gerekli düzenlemeleri ve denetlemeleri
yapmak” ve “işletmecilerin ticari sırları ile kamuoyuna
açıklanabilecek bilgilerinin kapsamını belirlemek, işletmecilerin ticari
sırları ile yatırım ve iş planlarının gizliliğini korumak ve bunları adli
makamların talepleri dışında muhafaza etmek”le görevli ve yetkili olduğu
belirtilmiştir.
Bu kapsamda, Kuruma iptali istenen ibare ile
verilen yetkinin çerçevesinin, Kurumun kuruluş amacı ve faaliyet alanı ile
belirlenmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 12. maddesinde, “Herkes, kişiliğine
bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere
sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer
kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.” hükmüne yer
verilmiştir.
Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve
hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 22. maddesinde öngörülen haberleşme
özgürlüğü, kişinin kesintiye uğramadan ve sansür edilmeden başkalarıyla
iletişim kurma hakkıdır. Bu özgürlük, çok daha geniş bir alanı kaplayan
“özel hayatın” bir yönünü oluşturur. Dolayısıyla “haberleşmenin gizliliği”
kavramı, özel hayatın gizliliği kavramı içinde yer alır.
İptali istenen ibare ile Kuruma verilen “işletmeciler,
kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden ihtiyaç duyacağı
her türlü bilgi ve belgeyi alma yetkisi”nin, Kurumun kuruluş amacı ve
faaliyet alanında yer alan elektronik haberleşme sektörü ile ilgili
şikâyetleri değerlendirme ve denetim işlevlerini gerektiği gibi yerine
getirebilmesi amacıyla sınırlı olarak kullanılabileceği, ayrıca Kurumun
abone, kullanıcı, tüketici ve son kullanıcıların kişisel bilgilerinin
gizliliğini ve işletmecilerin ticari sırlarını korumakla görevli olduğu
dikkate alındığında, iptali istenen ibare ile Kuruma gerçek ya da tüzel
kişilerden özel hayatın gizliliğini ya da haberleşme özgürlüğünü ihlal eden
bilgi ve belgeleri alma konusunda yetki verildiği söylenemez. Bu nedenle iptali istenen kuralın özel hayatın
gizliliği hakkını ve haberleşme özgürlüğünü sınırlayan bir yönü
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 12., 13. ve 22. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşe katılmamıştır.
4- Kanun’un 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü
cümlelerinin incelenmesi
Dava dilekçesinde iptali istenen kural ile Kuruma,
belirleyeceği etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere etkin rekabet
ortamının sağlanması ve korunması amacıyla yükümlülükler getirme ve aynı
ve/veya farklı pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip olan işletmeciler
arasında söz konusu yükümlülükler açısından farklılaştırma yapabilme
yetkileri verildiği, ancak yapılan bu düzenlemede, getirilecek
yükümlülüklerin neler olduğu ve uygulama koşulları belirtilmediğinden,
yürütmenin kanuniliği ilkesine aykırı olarak yürütmeye asli düzenleme yapma
imkânı tanındığı, yasamaya ait olan asli düzenleme yetkisinin yürütmeye
devredildiği ve böyle bir yetkinin Anayasa’ya dayanmadığı belirtilerek,
iptali istenen kuralın Anayasa’nın 6., 7. ve 8.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kurallar ile Kuruma etkin rekabet
ortamının sağlanması ve korunması amacıyla etkin piyasa gücüne sahip
işletmecilere yükümlülükler getirebilme ve aynı veya farklı pazarlarda
etkin piyasa gücüne sahip olan işletmeciler arasında söz konusu yükümlülükler
açısından farklılaştırma yapılabilme yetkileri verilmiştir.
Kuruma verilen yetkiler, teknik konuları içeren ve
uzmanlık gerektiren yetkilerdir. Yasakoyucu söz
konusu yetkileri Kuruma kendi faaliyet alanı olan elektronik haberleşme
sektöründe etkin rekabet ortamının sağlanması ve korunması amacıyla vermiş
ve bu yetkilerin ancak elektronik haberleşme sektöründeki aynı veya farklı
pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere uygulanabileceğini
belirterek, yetkinin sınırlarını da çizmiştir.
Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinin “…bu amaçla ilgili pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip
işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere yükümlülükler
getirmek…” bölümünün incelenmesine ilişkin gerekçede belirtildiği
üzere, iptali istenen kurallar ile Kuruma verilen yetkinin temel esasları
ve çerçevesi belirlenmiş olduğundan, Kurumun iptali istenen kurallar ile
verilen yetkilere dayanarak yapmış olduğu düzenlemeler asli düzenleme
olarak nitelendirilemez. İptali
istenen kurallar, bu gerekçede belirtilen aynı nedenlerle Anayasa’nın 6., 7. ve 8. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşe katılmamıştır.
5- Kanun’un 9.
maddesinin (7) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ … ve yapılacak ihaleye ilişkin
usul ve esasları belirler” ibaresinin incelenmesi
Dava dilekçesinde hukuk devletinin gereklerinden
olan hukuk güvenliği ve idarenin yasallığı ilkelerinin en sıkı uygulanması
gereken alanlardan birini teşkil eden ihalelerde, açıklık, tarafsızlık,
rekabet ve uygun bedel ilkelerinin gerçekleşebilmesi için sürecin belirgin
olması gerektiği vurgulanarak, iptali istenen kural ile Kuruma söz konusu
ihalelerde yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı olarak genel,
sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmek
suretiyle yürütmeye asli düzenleme yapma imkânı tanındığı, yasamaya ait
olan asli düzenleme yetkisinin yürütmeye devredildiği ve böyle bir yetkinin
Anayasa’ya dayanmadığı belirtilerek, iptali istenen kuralın Anayasa’nın 6., 7. ve 8. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür.
Kanun’un 9. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a)
ve (b) bentleri ile Kuruma elektronik haberleşme hizmetlerine ilişkin
kullanım hakkı sayısının sınırlandırılması halinde, kullanım hakkı
verilecek işletmecilerin belirlenmesine yönelik olarak ihale yapma,
maddenin (7) numaralı fıkrası ile de bu ihalelere ilişkin usul ve esasları
belirleme yetkisi verilmiş ve Kurumun bu ihalelerde 8.9.1983 tarihli ve
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi
olmadığı hükme bağlanmıştır.
Küresel düzeydeki teknolojik, ekonomik ve toplumsal
gelişmeler sonucunda elektronik haberleşme sektörünün doğal tekel
özelliğini yitirdiği ve sektördeki hizmetlerin özel sektörün de katılımıyla
rekabetçi bir ortamda verildiği bir gerçek ise de, elektronik haberleşme
sektörünün devletin ve toplumun her alanını yaşamsal bir şekilde
etkilediği, bu nedenle de stratejik öneminin bugüne kadar olduğu gibi
bundan sonra da devam edeceği açıktır. Bu bakımdan iptali istenen kuralla Kuruma verilen
yetki, Kurumun kendi faaliyet alanı olan elektronik haberleşme sektöründe,
uydu pozisyonu ile ulusal çapta verilecek frekans bandı kullanımını da
kapsayan elektronik haberleşme hizmetlerini yürütecek sınırlı sayıdaki
işletmecinin belirlenmesine yönelik, stratejik öneme sahip, teknik konuları
içeren ve bu yönüyle uzmanlık gerektiren bir yetkidir.
Kuruma verilen bu yetkinin amacı, konusu ve genel
esasları Kanun’un 9. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri
ile belirlenmiştir. (6) numaralı fıkranın (a) bendinde,
Kurumun yapacağı uydu pozisyonu ile ulusal çapta verilecek frekans bandı
kullanımını ihtiva eden ve sınırlı sayıda işletmeci tarafından yürütülmesi
gereken elektronik haberleşme hizmetlerine ilişkin ihalelerin yetkilendirme
politikası, hizmetin başlama zamanı, yetkilendirme süresi ve hizmeti
sunacak işletmeci sayısı gibi kıstaslarını Ulaştırma Bakanlığı
belirleyecek; Kurum da iptali istenen kural ile kendisine verilen yetkiyi
bu kıstaslara ve ayrıca iptali istenen kuralın da yer aldığı (7) numaralı
fıkrada belirtilen “kaynakların etkin kullanımını sağlamak amacı”na ve
bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak Bakanlığın vereceği görüşe uygun
olarak kullanacaktır. Kurum (6) numaralı fıkranın (b) bendi
gereğince yapacağı ihalelere ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde de
(7) numaralı fıkrada belirtilen esaslara uygun olarak hareket edecektir.
Öte yandan Kurumun, Kanun’un 9. maddesinin (6)
numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında yapacağı ihalelerin
stratejik önemi göz önünde bulundurularak, bu ihalelerin 8.9.1983 tarihli
ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun
kapsamı dışında, kanunla farklı usule bağlı tutulmasında Anayasa’yla çelişen
bir durum söz konusu değildir.
Belirtilen nedenlerle kural Anayasa’nın 6., 7. ve 8. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
6- Kanun’un 31.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının son cümlesinin incelenmesi
Dava dilekçesinde Kurumun tahsis ettiği numaralarda
tek taraflı olarak değişiklik yapabilmesi ve tahsisli numaraları geri
alabilmesine rağmen, bu işlemlerden dolayı herhangi bir yükümlülük altına
girmeyeceğini öngören iptali istenen kuralın Anayasa’nın 2. ve 125.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un ulusal numaralandırma planının
hazırlanması ve numara tahsisi işlemlerini düzenleyen 31. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında, Kurumun numara tahsis işlemlerini, Bakanlık politikası
doğrultusunda hazırlayacağı ulusal numaralandırma planına uygun olarak
yapacağı; (3) numaralı fıkrasında Kurumun numara tahsis ve kullanımını
koşullara bağlayabileceği, kamu düzeni ve millî güvenliğin gerektirdiği
durumlar, numara kapasitesi ihtiyacı, üye olunan uluslararası kuruluşların
düzenlemeleri veya taraf olunan uluslararası anlaşmalar doğrultusunda ya da
Kurum düzenlemelerine uygun olarak kullanılmadığı durumlarda tahsisli
numaralarda değişiklik yapabileceği ve tahsisli numaraları geri alabileceği
belirtildikten sonra, iptali istenen kural ile Kurumun bu konuda yapılacak
düzenlemeler sonucunda herhangi bir yükümlülük altına girmeyeceği hükme
bağlanmıştır.
Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ğğ) bendinde numara, “Şebeke ve/veya şebeke sonlanma
noktasını tanımlayan, söz konusu noktaya ses, veri ve görüntünün
yönlendirilmesini sağlayan, kullanıldığı yere göre abone, işletmeci,
elektronik haberleşme şebekesi ve/veya hizmeti ile ilişkilendirilebilen
bilgiyi içeren harf, rakamlar dizini veya semboller” olarak
tanımlanmıştır.
Anayasa’nın 168. maddesinde “Tabiî
servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların
aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir
süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî
servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle
ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun
açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin
uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve
esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir”
denilmiş; buna paralel olarak, 5809 sayılı Kanun’un 4. maddesinde her türlü
elektronik haberleşme cihaz, sistem ve şebekelerinin kurulması ve
işletilmesine müsaade edilmesi, gerekli frekans, numara, uydu pozisyonu ve
benzeri kaynak tahsislerinin yapılması ile bunların düzenlenmesinin
Devletin yetki ve sorumluluğu altında olduğu hükme bağlanmıştır. Kanun’un
9. maddesinin (3) numaralı fıkrasında Kuruma bildirimde bulunan
şirketlerin, sunmak istedikleri elektronik haberleşme hizmeti ve/veya
işletmek istedikleri elektronik haberleşme şebekesi veya altyapısı için
numara, frekans, uydu pozisyonu gibi kaynak tahsisine ihtiyaç duymaları
halinde, yetkilendirilebilmeleri için Kurumdan kullanım hakkı almaları
gerektiği belirtilmiştir. Buna göre, işletmecilerin tahsisli numaralara
ilişkin hakları, mülkiyet hakkı olmayıp, kullanım hakkıdır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
her türlü işlem ve eylemi hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk
düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren
devlettir. Hukuk devletinde idarenin hukuka bağlılığı esas olup, idarenin
faaliyetlerinin hukuka uygunluğu yargı denetimine tabidir. Bunun somut bir
göstergesi olarak Anayasa’nın 125. maddesinde idarenin her türlü eylem ve işlemlerine
karşı yargı yolunun açık olduğu hükme bağlanmıştır.
İptali istenen kural, Kurumun, Devletin
mülkiyetinde olan numara kaynağının tahsis ve kullanımını koşullara
bağlayabilme, tahsisli numaralarda da kamu düzeni ve millî güvenliğin
gerektirdiği durumlar, numara kapasitesi ihtiyacı, üye olunan uluslararası
kuruluşların düzenlemeleri veya taraf olunan uluslararası anlaşmalar
doğrultusunda ya da Kurum düzenlemelerine uygun olarak kullanılmadığı
durumlarda değişiklik yapabilme ve bu numaraları geri alabilme hususlarında
kamu gücüne dayanan tek taraflı iradesiyle işlem yapması durumunda
yükümlülük altına girmeyeceğine yöneliktir. Kurumun bu şartlara uygun olarak işlem tesis edip
etmediği hususunun idari yargı denetimine tabi olduğu açıktır.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen kural,
Anayasa’nın 2. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
7- Kanun’un 36.
maddesinin (4) numaralı fıkrasının son cümlesinin incelenmesi
Dava dilekçesinde iptali istenen kuralın, Kanun’un
31. maddesinin (3) numaralı fıkrasının son cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı
konusunda belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2. ve 125. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun’un Frekans planlama, tahsis ve tescil
işlemlerini düzenleyen 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde,
telsiz yayınlarının birbirleri üzerinde elektromanyetik girişim
oluşturmaması ve frekans bantlarının etkin ve verimli şekilde
kullanılmasını sağlamak amacıyla, radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin
ilgili kanununda belirtilen hükümler saklı kalmak kaydıyla, milli frekans
planlaması, tahsisi, uluslararası koordinasyon ile tescil işlemlerinin
Kurum tarafından yapılacağı ve uygulanacağı, (b) bendinde telsiz cihaz veya
sistemi kurmak ve işletmek isteyenlerin Kuruma frekans tahsis ve tescil
işlemlerini yaptırmak zorunda oldukları; (2) numaralı fıkrasında frekans
tahsislerinde Dışişleri Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil
Güvenlik Komutanlığı ihtiyaçları da dahil Türk
Silahlı Kuvvetlerine, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına ve Emniyet
Genel Müdürlüğüne öncelik tanınacağı; (3) numaralı fıkrasında Türk Silahlı
Kuvvetleri ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun, milli frekans planı
çerçevesinde kendilerine tahsis edilen frekans bantlarında frekans
planlamasını yapıp uygulayacakları; (4) numaralı fıkrasında Kurumun
teknolojik gelişmeler ve Ülkemizin taraf olduğu uluslararası kuruluşların
kararları doğrultusunda yapılabilecek yeni planlamalar çerçevesinde, tahsis
edilen frekans ve bantlarla ilgili olarak Devlet güvenlik ve istihbaratında
zafiyet yaratmayacak şekilde iptal dahil her türlü değişikliği yapabileceği
belirtildikten sonra, iptali istenen kural ile Kurumun bu konuda yapılacak
düzenlemeler sonucunda herhangi bir yükümlülük altına girmeyeceği hükme
bağlanmıştır.
İptali istenen kural, Kanun’un 31. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının son cümlesinin Anayasa’ya aykırılığının incelenmesinde
açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2. ve 125. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
8- Kanun’un 60.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının incelenmesi
Dava dilekçesinde, işletmecilerin çalışma
hürriyetlerinin geçici olarak sınırlandırılma nedenlerinin kanunla belirlenmesi
gerekirken, iptali istenen kural ile yönetmeliğe bırakılmasının Anayasa’nın
13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kural ile Kuruma kamu hizmetinin
gerekleri ve kamu düzeninin korunması amacıyla yönetmelikle önceden
belirleyeceği hallerde, işletmecinin faaliyetinin geçici olarak
durdurulması ya da ihlalin önlenmesi için işletmeciye somut tedbirler
uygulama zorunluluğu getirme yetkisi verilmiştir.
Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik
toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine
aykırı olamaz; 48. maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve
sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara
uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak
tedbirleri alır” denilmiştir.
İdari yaptırımlar, yasaların açıkça yetki verdiği
ya da yasaklamadığı durumlarda araya yargısal bir karar girmeden, idarenin
doğrudan doğruya bir işlemi ile ve idare hukukuna özgü usullerle vermiş
olduğu ceza ve tedbirlerdir. Gelişen, büyüyen, çeşitlenen ve çoğalan
toplumsal gereksinimleri yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılayabilmek
için çağdaş yönetimlerde idareye değişik alanlarda yaptırım yetkileri
tanınmaktadır.
Elektronik haberleşme sektöründe yaşanan hızlı
değişim, kamu hizmetinin gerekleri ve kamu düzeni kavramları ile bunların
ihlal edilmesine sebep olan eylemlerin de aynı şekilde değişmesine ve
çeşitlenerek artmasına yol açtığından, bu unsurların tamamının yasayla
belirlenmesi oldukça güçtür. Bu nedenle iptali istenen kural ile idari
yaptırımın kamu hizmetinin gerekleri ve kamu düzeninin korunması amacıyla
uygulanabileceği belirtildikten sonra, belirtilen sınırlar içinde idari
yaptırım uygulanmasını gerektiren eylemlerin ve uygulanacak somut
tedbirlerin belirlenmesinin yönetmeliğe bırakılması, belirsizlik ya da
yetki devri olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen kural,
Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO ile Zehra Ayla
PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
5.11.2008 günlü, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme
Kanunu’nun:
1- 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
a- (a)
bendinin “… bu amaçla ilgili pazarlarda etkin
piyasa gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere
yükümlülükler getirmek …” bölümüne,
b-(d) bendinin “… uzlaşma
sağlanamadığı takdirde ilgili taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya
kadar geçerli olmak üzere gerekli tedbirleri almak” bölümüne,
c-(ı)
bendinde yer alan “… her türlü …” ibaresine,
2- 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci ve
üçüncü cümlelerine,
3- 9. maddesinin (7) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan “…ve yapılacak ihaleye ilişkin usul ve esasları
belirler” ibaresine,
4- 31. maddesinin (3) numaralı fıkrasının son
cümlesine,
5- 36. maddesinin (4) numaralı fıkrasının son
cümlesine,
6- 60. maddesinin (3) numaralı fıkrasına,
yönelik
iptal istemleri, 2.6.2011 günlü, E. 2008/115, K. 2011/86 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu fıkra, cümle, bölüm ve ibarelere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 2.6.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VI- SONUÇ
5.11.2008 günlü, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme
Kanunu’nun:
1- 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
a- (a) bendinin “… bu
amaçla ilgili pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere ve gerekli
hallerde diğer işletmecilere yükümlülükler getirmek …” bölümünün,
b-(d)
bendinin “… uzlaşma sağlanamadığı takdirde ilgili
taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya kadar geçerli olmak üzere gerekli
tedbirleri almak” bölümünün,
c-(ı)
bendinde yer alan “… her türlü …” ibaresinin,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci ve
üçüncü cümlelerinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- 9. maddesinin (7) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan “ … ve yapılacak ihaleye
ilişkin usul ve esasları belirler” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- 31. maddesinin (3) numaralı fıkrasının son
cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
5- 36. maddesinin (4) numaralı fıkrasının son
cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
6- 60. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2.6.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Fettah
OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY YAZISI
A- 5809
sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında sektörde rekabeti korumak ve aksi yönde olabilecek uygulamaları
gidermek amacıylaKurum’a “… ilgili pazarlarda etkin
piyasa gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere
yükümlülükler getirmek”, Kanun çerçevesinde faaliyet gösteren işletmeciler
arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde “… ilgili
taraflar arasında aksi kararlaştırılıncaya kadar geçerli olmak üzere
gerekli tedbirleri almak” ve elektronik haberleşmeyle ilgili olarak, kamu
kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden ihtiyaç duyacağı “her
türlü” bilgi ve belgeyi almak yetkisi verilmiştir.
Kanun’un 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasıyla
Kurum’un “etkin rekabet ortamının sağlanması ve korunması amacıyla etkin
piyasa gücüne sahip işletmecilere yükümlülükler getirebileceği, aynı
ve/veya farklı pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip olan işletmeciler
arasında söz konusu yükümlülükler açısından farklılaştırma yapabileceği” öngörülmüştür.
Bu kurallarla İdare, rekabeti sağlamak ve korumak
gerekçesiyle, elektronik haberleşme alanında faaliyet gösterecek
işletmecilerin her türlü hareketini ve girişimini kontrol altında tutmak,
girişimciler arasında taraf olmak suretiyle kimini diğeri aleyhine
desteklemek, kısacası devlet kontrolünde bir piyasa oluşturmak olanağına
kavuşmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, 48. maddesinde özel
teşebbüsler kurmanın serbest olduğu belirtilmiştir. Çağdaş
ölçütlere ve küresel ekonomik gereklere aykırı olarak, devletin özel
teşebbüsleri sınırları ve mahiyeti yasa ile açıkça belirlenmemiş idari
işlemlerle sürekli denetim altında tutması, Anayasa’nın 48. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan “özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine
ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde
çalışmasını sağlayacak tedbirleri almak” görevinin sınırlarını demokratik
bir toplumda zorunlu olmayan ölçüde aşan, ağır bir müdahaledir. Bu
nedenle Anayasaya aykırı olan dava konusu kuralların iptalleri gerekir.
B- Kanun’un 60. maddesinin (3) numaralı fıkrasında
Kurum’un “kamu hizmetlerinin gerekleri ve kamu düzeninin korunması amacıyla
yönetmelikle önceden belirleyeceği hallerde, işletmecinin faaliyetinin
geçici olarak durdurulmasına ya da ihlalin önlenmesi için işletmeciye somut
tedbirler uygulama zorunluluğu getirmeye de yetkili” olduğu öngörülmüştür.
Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiş olan
cezaların ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinin ancak kanunla
konulacağı kuralı idari yaptırımlar yönünden de geçerlidir. Bu nedenle
faaliyetten men etme veya zorunlu olarak bazı önlemler uygulattırma
türünden yaptırımların yönetmelikle düzenlenmesi açıkça Anayasa’ya
aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 60.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında, “Kurum, kamu hizmetinin gerekleri ve
kamu düzeninin korunması amacıyla yönetmelikle önceden belirleyeceği
hallerde, işletmecinin faaliyetinin geçici olarak durdurulmasına ya da
ihlâlin önlenmesi için işletmeciye somut tedbirler uygulama zorunluluğu
getirmeye yetkilidir” denilmektedir. Buna göre, yönetmelikle önceden
belirlenecek hallerde Kurum’a işletmecinin faaliyetlerini geçici olarak
durdurma suretiyle idari yaptırım uygulama yetkisi verilmektedir.
Anayasa’nın 38. maddesinde, suç ve cezaların yasa
ile düzenlenmesi öngörülmüştür. Bu kural hem yasaklanan eylemlerin hem de
bunlara verilecek cezaların yasa ile belirlenmesini zorunlu kılar. Bu
nedenle yönetmelikle suç oluşturulması olanaklı değildir. Ayrıca
işletmecilerin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulabileceği süre veya
bunun alt ve üst sınırı yasa ile belirlenmedikçe cezanın yasallığı ilkesine
uyulduğundan da söz edilemez.
Öte yandan, dava konusu kural uyarınca uygulanan
yaptırım, doğal olarak işletmecilerin, Anayasa’nın 48. maddesiyle tanınan
çalışma özgürlüklerinin sınırlandırılması sonucunu doğurduğundan, süresi
belli olmayan ölçüsüz uygulamaların idari yaptırım olma özelliğini
yitirerek bu özgürlüğün kullanılamaz hale getirilmesine yol açabileceği de
gözetildiğinde, işletmecinin faaliyetinin durdurulma süresinin, yasada
gösterilmesinin bu yönüyle de büyük önem taşıdığı kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduğu
sonucuna varılan dava konusu kuralın iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Fettah
OTO
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|