|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2010/115
Karar Sayısı : 2011/154
Karar Günü : 17.11.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Burhaniye Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
267. maddesinin (5), (6) ve (7) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 2., 10.,
11. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
İftira suçunu işlediği iddiası ile sanık hakkında
açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“A) İLGİLİ YASA MADDELERİ;
TCK.nun iftira suçunu düzenleyen 267/1. maddesinde
“yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yolu
ile işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma
başlatılmasını yada idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir
kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi bir yıldan dört yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmü getirilmiştir.
TCK 267/4. maddesinde “yüklenen fiili
işlemediğinden dolayı beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair
karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeni ile göz altına alınması veya
tutuklanması halinde; iftira eden, ayrıca kişi hürriyetinden yoksun kılma
suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur”,
TCK 267/5. maddesinde “Mağdurun ağırlaştırılmış
müebbet hapis veya müebbet hapis cezasını mahkumiyeti halinde, yirmi yıldan
otuz yıla kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkumiyeti halinde,
mahkum olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur”,
TCK 267/6. maddesinde “mağdurun mahkum olduğu hapis
cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza
yarısı kadar arttırılır”,
TCK 267/7. maddesinde “İftira sonucunda mağdur
hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa;
iftira eden kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır”
TCK 268/1. maddesinde “işlediği suç nedeni ile
kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacı ile,
başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan, kimse, iftira
suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır,” hükümleri 26/09/2004 tarih,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında konulmuştur.
B) GEREKÇE VE ÖRNEKLER;
Türk Ceza Kanununun 267. maddesinde birinci ve
ikinci fıkrada suçun unsurları ve yaptırımı belirtilmiş 3, 4, 5, 6, 7.
fıkralarda ise iftira sonucu mağdurun maruz kaldığı gözaltı, tutuklama,
koruma tedbiri, kısa süreli ve uzun süreli mahkumiyet ve hapis dışında adli
veya idari yaptırım hususlarına bağlı olarak ceza miktarlarının
düzenlenmesi yoluna gidilmiştir.
TCK 267/5. fıkrasında iftira nedeni ile mağdurun
süreli hapis cezasına mahkumiyeti halinde, mahkum olunan cezanın üçte ikisi
kadar sanık hakkında hapis cezasına hükmolunacağı belirtilmiştir. TCK 49/1.
maddesi gereğince; süreli hapis cezasının kanunda aksi belirtilmeyen
hallerde bir aydan az ve yirmi yıldan fazla olamayacağı, düzenlemesi
karşısında; sanığın bir mağdura suç eşyasını satın aldığı yolunda iftira da
bulunması halinde mağdurun asgari altı ay hapis cezasına mahkum olması
halinde sanığın TCK 267/5. maddesi gereğince mahkum olunan cezanın 2/3 ü
oranında cezaya mahkum edilmesi gerekeceğinden sonuçta 4 ay hapis cezası ile
cezalandırılması ve buna benzer sonuçta TCK 49/1. maddesi gereğince; asgari
bir ay hapis cezasını gerektiren suçlar nedeni ile iftirada bulunması ve
sonuçta TCK 267/5. maddesi gereğince iftira edenin 2/3 oranında ve
neticeten 20 gün hapis cezasından başlayan cezaları alması sonucu
doğacaktır. Oysaki TCK 267/1. maddesi kapsamında suçun yalın hali itibari
ile bir şahsın mağdura iftirada bulunması ve mağdur hakkında soruşturma
veya kovuşturma başlamaması veya soruşturma veya kovuşturma başlayıp mağdur
hakkında gözaltı, tutukluluk veya koruma tedbiri uygulanmaması halinde
sanığın bir yıl ila dört yıl arası hapis cezası ile cezalandırılması
öngörülmüştür. Bu durumda iftira suçunu işleyen iki kişi düşünüldüğünde TCK
267/1. maddesi kapsamında suçun yalın hali ile iftirada bulunan bir sanık
asgari bir yıl hapis cezası ile cezalandırılırken, iftira ettiği
başlangıçta anlaşılmayan ve mağdurun hapis cezasına mahkum olmasına
sebebiyet veren sanık hakkında TCK 267/5. maddesi gereğince asgari 20
günden başlayan hapis cezası uygulaması söz konusu olabilecektir.
Yine TCK 267/5. maddesi gereğince, bir mağdura
iftirada bulunan ve mağdurun hapis cezasına mahkumiyetine sebebiyet veren
bir sanığın TCK 267/5. maddesi gereğince, asgari 20 günden başlayacak hapis
cezasına mahkumiyeti söz konusu iken, bir mağdura iftira atan ve mağdur
hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmasına
sebebiyet veren sanık hakkında TCK 267/7. maddesi gereğince, asgari 3 yıl
hapis cezası verilmesi gerekecektir. Buna ilişkin olarak yukarıda
belirtildiği üzere, bir mağdura iftira atan ve hapis cezası ile
cezalandırılmasına sebebiyet veren sanık hakkında hapis cezasının henüz
infaz edilmemiş olması şartı ile asgari 20 günden başlayan hapis cezası
verilmesi gerekecek ancak bir mağdura sadece idari para cezası verilmesini
gerektiren suç isnat ederek iftira da bulunan sanık hakkında TCK 267/7.
maddesi gereğince 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası verilmesi sonucu
doğacaktır.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle; TCK 267/1-2.
maddeleri ile TCK 267/5. maddesi arasında ve TCK 267/5 ile TCK 267/7.
maddeleri arasında yaptırım miktarları bakımından dengesizlik bulunduğu bu
durumun aynı suçun basit hali ile nitelikli hallerini işleyenler arasında
hakkaniyete aykırı ceza uygulamalarına sebebiyet verdiği ve yasa önünde
eşitlik ilkesine aykırı olduğu, suç ile ceza arasında bulunması gereken
adil dengenin korunamadığı ve bu yönü ile adalet duygularını zedeleyen
düzenlemenin demokratik hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu kanaati ile
Yüksek Anayasa Mahkemesine başvurulması yoluna gidilmiştir.
SONUÇ VE İSTEM; TCK.nun 267/5, 267/6, 267/7.
maddelerinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2, 10, 11, 38. maddelerine
aykırılığı iddiası ile iptaline karar verilmesi arz ve talep olunur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
5237 sayılı Kanun’un itiraz konusu fıkraları da
içeren 267. maddesi şu şekildedir:
“(1) Yetkili
makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla,
işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma
başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir
kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin
maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde, ceza yarı
oranında artırılır.
(3)
Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya
kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu
fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri
uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında
artırılır.
(4)
Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya
kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil
nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması hâlinde; iftira eden, ayrıca
kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı
fail olarak sorumlu tutulur.
(5) Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya
müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar
hapis cezasına; süreli hapiscezasına
mahkûmiyeti hâlinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına
hükmolunur.
(6) Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına
başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(7) İftira sonucunda mağdur hakkında hapis cezası
dışında adlî veya idarî bir yaptırım uygulanmışsa; iftira eden kişi, üç
yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(8)
İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit
olduğu tarihten başlar.
(9)
Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet
kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilân olunur. İlân
masrafı, hükümlüden tahsil edilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 38.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi hükmü
uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ,
Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabı DURSUN ve Celal Mümtaz AKINCI’nın katılımlarıyla yapılan
ilk inceleme toplantısında, öncelikle davada uygulanacak kural sorunu
görüşülmüştür.
Anayasa’nın 152. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesine
göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun
veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varırsa, ilgili kural ya da kuralların iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidir. Ancak bu hükümler uyarınca, bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için, yöntemince açılmış,
mahkemenin görevine giren bakmakta olduğu bir davanın bulunması ve iptali
istenen kuralın da bu davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural
ise, bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki
yapacak nitelikteki kanun veya kanun hükmünde kararnamelerdir.
İtiraz yoluna başvuran mahkeme, 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 267. maddesinin (5), (6) ve (7) numaralı fıkralarının
iptalini istemiştir.
Mahkeme’de bakılmakta olan davada, sanığın müşteki
adına sahte olarak düzenlenmiş ehliyeti ibraz etmesi sonucu müştekinin adli
ve idari para cezaları ile cezalandırılmasına sebebiyet vererek iftira
suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 5237 sayılı Kanun’un 267.
maddesinin (7) numaralı fıkrası uyarınca cezalandırılması istenmiştir.
5237 sayılı Kanun’un 267. maddesinin (5) numaralı
fıkrasında iftira sonucunda mağdur hakkında hapis cezası uygulanması, (6)
numaralı fıkrasında hükmolunan hapis cezasının infazına başlanılmış olması,
(7) numaralı fıkrasında ise mağdur hakkında hapis cezası dışında adli veya
idari yaptırım uygulanması hali düzenlenmiştir. Mahkeme’nin önündeki
davada, müştekinin iftira sonucunda hapis cezasıyla cezalandırılması ya da
hükmolunan hapis cezasının infazına başlanılması söz konusu olmadığından,
(5) ve (6) numaralı fıkraların davada uygulanması mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle; 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının,
itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma
olanağı bulunmadığından, bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkeme’nin
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 6.1.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
1-7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca,
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp
çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin
çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN,
Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi
2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından, 26.9.2004
günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinin (7) numaralı
fıkrasının esasinin incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
6.1.2011 gününde
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, 5237 sayılı Kanun’un 267.
maddesinin (5) ve (7) numaralı fıkraları arasında yaptırım miktarları
bakımından dengesizlik bulunduğu, bu dengesizliğin de hakkaniyete aykırı
ceza uygulamalarına sebebiyet verdiği, anılan Kanun’un 267. maddesinin (5)
numaralı fıkrası gereğince mağdura iftirada bulunan ve mağdurun hapis
cezasına mahkumiyetine sebebiyet veren sanığın asgari 20 günden başlayacak
hapis cezasına mahkumiyeti söz konusu olacakken, mağdura iftira atan ve
mağdur hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım
uygulanmasına sebebiyet veren sanığın ise, Kanun’un 267. maddesinin (7)
numaralı fıkrası gereğince asgari 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılacağı,
bu durumun da yasa önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu, suç ve ceza
arasındaki adil dengenin korunamadığı, bu yönüyle adalet duygularını
zedeleyen düzenlemenin, Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 38. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Kanun’da “adliyeye karşı
suçlar” başlığı altında 267. maddede düzenlenen iftira
suçunun temel şeklinin yer aldığı maddenin (1) numaralı fıkrasında, yetkili
makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla,
işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma
başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir
kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişinin bir yıldan dört yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı; suçun nitelikli hallerinden olan
mağdurun iftira neticesinde hapis cezasıyla cezalandırılmasının
düzenlendiği maddenin (5) numaralı fıkrasında ise mağdurun ağırlaştırılmış
müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan
otuz yıla kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde,
mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunacağı
belirtilmiştir. Maddenin itiraz konusu (7) numaralı fıkrasında ise mağdur
hakkında hapis cezası dışında adlî veya idarî bir yaptırım uygulanmış
olması birlikte değerlendirilmiş ve iftira eden kişinin, üç yıldan yedi
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen
güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile
Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal,
kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz
önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir. Yasakoyucu,
cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç
sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı,
nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği
konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini
kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını ve öngörülen
cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını
da dikkate almak zorundadır. Bu nedenle suç ve ceza arasında adalete uygun
bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında o suçun toplumda yarattığı
infial ve etki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike, zarar görenin kişiliği
ile ona verilen zararın azlığı veya çokluğu, işlenme oranındaki azalma veya
artış gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekir.
Yasakoyucu, iftira suçunun temel şekli ve nitelikli
halleri ile failin cezalandırılmasında esas alınan özellikleri düzenlerken
iftira sonucunda mağdurun uğradığı zararın ağırlığını ve mağdur hakkında
uygulanan yaptırım miktarını ve türünü de dikkate alması gerekir.
İşlemediğini bildiği hâlde bir suç isnat ederek mağdurun mahkum olmasına
neden olan sanıklar hakkında, mağdurun hapis cezasıyla cezalandırılması
halinde, Kanun’un 267. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince mahkum
olunan hapis cezasının üçte ikisi kadar, mağdura uygulanan bu hapis
cezasının adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi
halinde ise Kanun’un 267. maddesinin (7) numaralı fıkrası gereğince 3 ila 7
yıl arası hapis cezası öngörülmesi, sanıklar açısından ceza adaletine uygun
olmayan sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin, iftira neticesinde mağdurun
işlemediği bir suçtan yargılanıp hapis cezasıyla cezalandırılmasına neden
olan kişi, Kanun’un 267. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince (mahkûm
olunan cezanın üçte ikisi) asgari 20 gün hapis cezası ile
cezalandırılacakken; mahkemece mağdur hakkında uygulanan hapis cezasının
adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmiş olması halinde
ise iftira eden kişinin Kanun’un 267. maddesinin (7) numaralı fıkrası
gereğince asgari 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılması gerekecektir.
İtiraz konusu fıkra uyarınca, mağdur hakkında uygulanan hapis cezasının
seçenek yaptırımlara çevrilmesi veya seçimlik olarak hapis cezası ve adli
para cezası öngörülen suçlar bakımından da adli para cezasının tercih
edilmesi hapis cezasına mahkum edilmesine oranla daha ağır bir şekilde
cezalandırılma sonucunu doğurmaktadır.
Öte yandan, hapis cezası dışındaki adli yaptırımlar
ile idari yaptırımlar kişi üzerindeki etkileri bakımından
değerlendirildiğinde, hapis cezası dışındaki adli yaptırımların idari
yaptırımlara göre daha ağır sonuçlarının olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca ihlalin niteliği, uygulayan merci ve
uygulanan usul ile hukuki sonuçları itibariyle de idari yaptırımlar ile
adli yaptırımlar arasında kapsamlı farklılıklar bulunmaktadır. Oysa
yasakoyucu, iftira sonucunda mağdur hakkında konusu suç teşkil etmeyen ve
genellikle kişiye görev ve yükümlülüklerinin hatırlatılmasından ibaret olan
idari yaptırımların uygulanması haliyle, hapis cezası dışındaki adli
yaptırımların uygulanması halini aynı ağırlıkta görerek, her iki durum için
de aynı miktarda cezalar öngörmüştür. Bu açıdan itiraz konusu fıkrada suç
ile ceza arasında bulunması gereken adil dengenin korunamadığı ve bu
haliyle de adalet duygularını zedeleyen bir durum bulunduğu açıktır.
İtiraz konusu fıkranın, suçun niteliği, mağdurun
uğradığı zararın ağırlığı, mağdur hakkında uygulanan yaptırımın çeşidi ve
suçla korunan hukuki fayda bakımından değerlendirilmesi yapıldığında,
iftira neticesinde mağdur hakkında hapis cezası uygulanması halinde
öngörülen ceza ile mağdur hakkında hapis cezası dışında adli yaptırım veya idari
yaptırım uygulanması halinde öngörülen cezalar arasında kabuledilebilir bir
orantı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle de itiraz konusu fıkranın
hukuk devletinde olması gereken adalet ilkesiyle bağdaştırılması mümkün
değildir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2.
maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal
edilen kuralın, Anayasa’nın 10., 11. ve 38. maddeleri yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI- İPTAL
KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasında
“Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü
ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı
tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal
hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih,
kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte,
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural
tekrarlanmaktadır.
İtiraz konusu kuralın iptal edilmesi nedeniyle
doğan boşluk, kamu düzenini ihlal edici nitelikte görüldüğünden iptal
hükmünün, Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra
yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII- SONUÇ
1- 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 267. maddesinin (7) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE,
2- 5237 sayılı Kanun’un 267. maddesinin (7)
numaralı fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince
İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL
SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
17.11.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|